Bilmek istediğin her şeye ulaş

Hakan Damar, 

Researcher

Quantum Computing

Şubat 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Devlet eliyle din eğitimi verilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Din eğitimi diye bir şey yoktur. Genç beyinlerin zihnini manipüle etme ve onların etiketlerle dolu hayatına daha fazla etiket ve kimlik sokmak vardır. Bunu da en iyi devlet yapacaktır elbette. Gereksizdir, maraz doğurur.
Şubat 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Ne için varolduğunu bilmeyen bir insan nerden başlamalı varloluş sebebini bulmaya? Ne için yaratıldığını nasıl bulmalı ve ne yapmalı ki vicdanı rahat bir şekilde hayatı son bulsun?

Neden varoluş sebebini bulmalı ki? Neden bir sebep olmalı ki? Neden insan düşünmeye bu sebep dogmasından başlamalı ki? Dogmalar düşünceyi bloke eder. Masallar teselli edecekse dini kitapları açsın okusun yalnız orada köpeğin ya da sarmaşığın varoluş sebebinin yazmadığına tüm egosuna rağmen dikkat etmeli.
Şubat 2016

Hakan Damar bir yanıta alt yorum yaptı

Akademik çalışmalarım nedeniyle biraz geç askerlik işlemlerine başvurmuştum. Ben başvurduğum dönemde askere gitmem anayasal suç olduğundan gidemedim. Çünkü, o dönem TSK silahlı terör örgütü, Genelkurmay Başkanı'da terör örgütü lideri ilan edilmişti! e doğal olarak benimde silahlı terör örgütüne katılmam devlet birliğini ve bütünlüğünü yıkıcı faaliyetler kapsamında anayasal suç olduğundan protesto etmek için gitmedim ve sonrasında bedelli yaptım. Ki ben liseye başlayacağım zaman Kuleli Askeri Lisesine başvurmuştum ve havacı olmak istiyordum. O kadar askeriyeye karşı sevgim ve saygım vardır ama şuan ki kuklalara baktığımda ve toplumun %51'lik Yetmez ama Evetçilerine baktığımda. Ben bunlar için hayatımı riske atamam diyorum. Genel bir savaş durumu olursa, elbette destek olurum ama bunun dışında 5 tane yarım akıllının ortadoğudaki siyasi ego şavaşları yüzünden, kasımpaşalı bir şizofren mutlu olacak diye hayatımdan olamam. Gülen Terör örgütünün kumpasına eyvallah diyip Genelkurmay başkanını ve o paşaları tasfiyet ettiğiniz gün askerlik defteri benim için kapandı. Daha fazla detay veremiycem çünkü, askerlikten soğutmak diye bir suç var. Gerçi Türkiye'de hapse tıkılmanız veya hakkınızda yakalam emri çıkartılması için her hangi bir suç işlemenize gerek yok. Birilerinin keyfine göre müebbet yiyebilir veya anında vatan haini ilan edilebilirsiniz. Durmak yok, yola devam!
Çocuğumu hiçbir saray için askere, savaşmaya göndermem, bedel ödemem, ödetmem. Eski Türkiye'de olan vatan borcu eski Türkiye'de kaldı. Yenisinde vatandaş öyle soyuluyor ki vatan borçları bile soyan çete tarafından çalınmış durumda. Günün birinde bu çete devrilir ve erdemli yöneticiler başa geçer de devlet halka hizmet etmeye başlarsa vatan borçları da yeniden oluşabilir.

Bu arada yerine hangi kralcı fakirin gittiği hiç de umurumda olmazdı. Bu çetenin başta olmasını sağlayanlar o cahil, fakir kralcılar; azalarak tükenmelerinin bence hiçbir mahsuru yok. Zaten kral onlardan beşer beşer üretilmesi talimatı verdi ve öldürttükleri için de kralcı, fakir ana babaya o çocuğun hayatı boyunca ödeyemeyeceği maddi tazminatlar veriliyor.
Şubat 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Çocuğunuz olsa askere gönderir miydiniz?

Hiç istemediğim bir şey ancak gönderip göndermemeyi size sormuyorlar. İmkanlarım el verirse bedelli yapmasını sağlamaya çalışırım. Göndermem...
Şubat 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Çocuğunuz olsa askere gönderir miydiniz?

Çocuğumu hiçbir saray için askere, savaşmaya göndermem, bedel ödemem, ödetmem. Eski Türkiye'de olan vatan borcu eski Türkiye'de kaldı. Yenisinde vatandaş öyle soyuluyor ki vatan borçları bile soyan çete tarafından çalınmış durumda. Günün birinde bu çete devrilir ve erdemli yöneticiler başa geçer de devlet halka hizmet etmeye başlarsa vatan borçları da yeniden oluşabilir.

Bu arada yerine hangi kralcı fakirin gittiği hiç de umurumda olmazdı. Bu çetenin başta olmasını sağlayanlar o cahil, fakir kralcılar; azalarak tükenmelerinin bence hiçbir mahsuru yok. Zaten kral onlardan beşer beşer üretilmesi talimatı verdi ve öldürttükleri için de kralcı, fakir ana babaya o çocuğun hayatı boyunca ödeyemeyeceği maddi tazminatlar veriliyor.
Şubat 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Madem ne yapacağımız biliniyor peki neden deneniyoruz bu hayatta?

İslamın temel çelişkisini sorgulamışsınız. Devamı da var. Tanrı neden kusurlu ürünler yaratıyor? Tanrı neden kendisine tapacak insanlara ihtiyaç duyuyor? Neden bütün cennet, cehennem sadece insanlar için? Gibi yığınla soru sorabilirsiniz. Yanlış anlamayın ben ateistim ve bu soruları zaten sormuyorum. Tanrının yaptıklarında neden sorgulanmaz, tanrı kendi biliyordur bunların hepsinin nedenini ve bu nedenler inanan aklını aşarlar.

Şimdi Müslümanlar nasıl bizi Müslüman yapmaya çalışıyorsa ben de aynısını size yapayım. Din ve tanrı hakkında sorgulayabileceğiniz binlerce mantık hatası bulabilirsiniz ki bu da bizler için dinlerin insan elinden hem de cahil orta çağ insanının elinden çıktığının kanıtıdır. Mesela Muhammet okuma yazmayı öğrenecek kadar bir zihinsel kapasiteye sahip değilken nasıl olup da gökten indiği iddia edilen kitabı sayfa sayfa aklında tutup başkalarına yazdırtabilmiştir? Kitabı peygamber kafasından yazdırdığına göre ayet ve hadis arasındaki tek fark tarının sözde hitap şekli mi olmaktadır? Peygamber mağaradan dönerken indiği iddia edilen ayetin bir kısmını unutmuş ya da değiştirmiş olamaz mı? Sonuçta İslam peygamberi de nefis sahibi bir insandır indiği iddia edilen ayetleri nefsine göre değiştirmiş olamaz mı?

Zaten sorduğunuz soru da tam bir cadı yakan orta çağ mantıksızlığını gözler önüne seriyor. Madem evrensel bir din neden sadece çok iyi Arapça bilenlerin anlayabileceği bir dille yazılmış. Eğer tanrı İslamiyeti tüm dünyanın anlamasını isteseydi kitabını basit, tercüme edilebilir, tefsire ihtiyaç duymayan bir dille yazdırtmaz mıydı? Belli ki İslam tanrısı dininin Araplar hariç kimse tarafından anlaşılabilir olmasını istememiş. Neden Kur'an'da o yörenin meyvelerinden bahsediliyor ama avokado ya da mangodan bahsedilmiyor, onlar da İslam tanrısının meyveleri değil mi, yoksa onları başka tanrılar mı yaratmış da Allah onları unutmuş? Hem olmadığı iddia edilen ruhban sınıfı (peygamber, kitabı yazanlar, imamlar, mollalar, kadılar...) hem de dinde kayrılan cinsiyetin erkek olmasının nedeni nedir? Adil bir tanrı neden sadece erkeklere hitaben bir din oluştursun, neden kadınlarla kendisi direkt konuşmasın. Kuluna hırsızlık yaptırıp elinin kesilmesini buyuran tanrı hem hırsız hem de el kesen cani sayılmaz mı? Tanrı varsa tayyip, Hitler gibi yaratıklar nasıl dünyaya geliyor? Tanrı varsa neden ölümcül hastalıklar var? Nasıl oluyor da koskoca tanrı yarattığı insanları savaştırıyor? Musevilik ve Hristiyanlık da aynı tanrının ürettiği dinler değil mi? Tanrı neden yarattığı dinleri hatalı üreterek güncelleme ihtiyacı duymuş?
Ocak 2016

Hakan Damar bir yanıt verdi.

Yapay zeka ne kadar ileri gidebilir?

Kapasite olarak soruyorsanızŞaman (@chamacon) 'nın söylediklerine katılıyorum.
Tehdit olarak ne kadar ileri gidebilir diyorsanız, bu yapay zekanın geliştirme yöntemine bağlı olarak değişebilir. Bir kuralın koyulup, kaldırılabildiğini de öğrenecekler sonuçta. Aynı çocuk gibi onlarda en keskin duyu organları ile öğrenecekler. İnsan yavrusunda bu çoğunlukla gözlemdir. Yapay zeka da ise sanallaştırma/canlandırma, kurgulama yetisi olacaktır. 100 kere yere çöp atma deseniz de, sizin yere çöp attığınızı gördüğü sürece o çocuğa yere çöp atmaması gerektiğini öğretemezsiniz. Bu nedenle, insan temelli ve insan benzeri bir yapay zeka gerçekten çok tehlikeli olacaktır ve tahmin edebileceğimizin çok ilerisine gidebilirler. Dolayısıyla bu yeni canlılara özgü yeni kurallar oluşturmamız gerek.
Uzun bir süre kapalı devre sistemlerde tutmamız gerekecek sanırım. Kontrolden çıkması durumunda neler olabileceğini bugünden kestirmesi çok zor çünkü bir takım bayrağı olan şirketler (devlet diyemiyorum onlara çünkü değiller!) bu gücü daha önce atomda olduğu gibi silah yapmak için veya diğer ülkeleri/insanları sömürmek için kullanmak isteyeceklerdir. Yani belki de ilk defa böyle bir şeyi tam kapasitesine eriştirmeden önce nasıl yok edeceğimizi öğrenmemiz gerekecek.

Yine bunun nedeni de yine kötü insanlardan kaynaklanmaktadır. Bir avuç insan benzeri yaratık, bütün dünyanın başına dert olmaya devam ediyor. Toplumlar bilinçlenmediği sürece de bunun barış içinde bir çözümü gözükmüyor. Umarım en kısa zaman da insanlar sorgulamayı öğrenirler.
Ocak 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Yapay zeka ne kadar ileri gidebilir?

Yapay zeka kendi kendine öğrenebildiğine hatta Google'a da bağlanabildiğine göre sınırı bellek ve işlemci kapasitesinden başka bir şey olmayacaktır ki onlar da istenildiği kadar arttırılabilir. Asimow'un yasalarının nasıl eksiksiz uygulanabileceği, nasıl robotların o yasalara itaat etmelerinin sağlanabileceği gibi konularda kafa yormalıdır insan. Makine Deep Blue'dan bu yana insandan çok daha zeki olabileceğini zaten kanıtladı.
Ocak 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Github platformunun kullanım amacı nedir? Github'a benzer başka platformlar var mıdır? Varsa hangileridir?

Github açık kaynak kodlu kod veya projelerin sunulduğu ücretsiz bir servis sağlayıcıdır. SVN (sub-version) sistemleri ile desteklenen projeler dahil birçok projeyi buraya aktarabilir, burada projenize destek olacak kişiler ile birlikte projenizi açık kaynak kodlu olarak daha fazla insanla geliştirme şansı yakalarsınız. Projeyi dünyanın farklı yerlerindeki bir çok kullanıcı ile birlikte geliştirir, her değişikliği SVN desteği sayesinde sunucuya bildirir, şeffaf olarak projeyi takip eden her kullanıcının bu değişiklikleri ve versiyonları takip etmesini sağlarsınız. Github'da daha çok PHP, Phyton vb. açık kaynak destekli dil ve derleyicilerin projeleri bulunur. .NET vb. destekli diller için ise aynı sistem farklı alanlarda faaliyet gösterir. .NET için, codeplex.com en büyüklerindendir. sourceforge.net de bir diğer örnek olabilir (çoğunlukla derlenmiş halleri servis edilse de). Hazırlanmış, derlenmiş paketlerin prıojelerde dahil edilmesi için de Microsoft tarafında Nuget iyi bir alternatiftir (nuget.org -Visual Studio içerisinde bulunan Nuget nedir? Ne işe yarar? ).

Github kaynak kodu yönetimi için kendi sistemini kullanır. Git adını verdiği bu sistem ile projenin farklı versiyonlarını, bu versiyonlar arasındaki değişiklikler, ek bilgileri vs. tutar ve bunu proje sayfasında sürekli günceller. Aynı sistem .NET kanadınfa TFS (Team Foundation Server) içerisindeki kaykan kodu kontrol sistemi ile gerçekleştirilmektedir (Team Foundation Server ne işe yarar?).
Ocak 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Nasıl ki kullanılan cisimler hurdaya çıkarılıyor, Internet'te de veriler hurdaya çıkarılacak mı?

İnternet'de belediyeden bahsediyor gibi "onlar" diyemiyoruz ne yazık ki. İşin komiği İnternet'e bağlanan tüm cihazlar da hem veri kaynağı hem de tüketicisi. Siz verilerinizi hurdaya çıkartırsanız ki ne anlama geleceğini hayal edemiyorum, en az bir kullanıcı verileri hurdaya çıkartmış olacak. Bilginin evrimine baktığımızda görüyoruz ki eskimiş bilgiler hurdaya çıkmıyor, geçerliliklerini kaybediyorlar ama antika statüsü kazanıp bilim adamları yerine bilim tarihçilerinin malzemesi oluyorlar. Buna veri olarak baktığımızda ise o veriye ihtiyaç duymayan ana dağıtıcı, a makinesinden o verileri silse bile ağdaki başka başka bilgisayarlara kopyalanmış oluyorlar. Ben İnternet'deki verilerin bir gün kaybolabileceklerinden oldukça şüpheliyim.
Ocak 2016

Hakan Damar bir yanıt verdi.

Nasıl ki kullanılan cisimler hurdaya çıkarılıyor, Internet'te de veriler hurdaya çıkarılacak mı?

Günümüzde katı donanımlar kullanıldığından bu tür problemler gözlemlenmektedir ama biyolojik bilgisayarlar ve benzeri yapıda farklı veya sıvı donanımlar ile mevcut dünyadaki bütün veri depolama kapasitemizi tek bir yedekleme bilgisayarı geçebilir. Yani aslında bilim dünyasının depolama sorunu yok sadece ne zaman üretilecek ve ne zaman piyasaya sürülecek sorularını cevaplamak gerekiyor.

Veri boyutu büyüdükçe asıl problemlerden biri de bu bilgiyi işlemekte karşımıza çıkmaktadır. Bilgisayar bilimleri bu konuda Büyük Veri (Big Data) adı altında yüksek lisans programları sunmaktadır. 2020 gibi ülkemizde de Büyük Veri daha yoğun şekilde kullanılacaktır. Çünkü; internet projesi yapalım dedindiğinde her 10 kişiden 7'sinin aklına e-ticaret sitesi yapalım sol üst köşeye kuş resmi koyarız bu da bizim inavasyonumuz olur mantığı ile hareket ediyor.

Bu kadar çok ürün ve hizmet servisi çıktısı üreten firma dikey şekilde artan veri sağlayıcı olarak piyasada arayışlarını sürdürecektir. Şimdiden Büyük Veri üzerine Ar-Ge yapınız ve bu alanda birşeyler üretmeye çalışsınız böylece, Türk firmalar yabancı çözümlere yönelmek zorunda kalmaz.

Saygılar.
Ocak 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Şu sıralarda memleketin problemleriyle ilgilenememek sizce de namusssuzluk değil mi?

Ana sayfada sorunuzu görüp cevaplamak için geldiğimde alt açıklamanız ''Buraya ülkenin eliti olma iddiasıyla üye oluyorsunuz da hani fikirler? '' beni caydırdı. Çünkü ben buraya elit olma iddiasıyla üye olmadığımdan ve bu sitenin profilini de yargıladığınızı düşündüğümden sorunuzu es geçiyorum. Birde bırakın insanların fikirleri de sizin gibi gizli kalsın!
Ocak 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Kuran-ı Kerim'in birçok meali var. Hangisi daha doğrudur okumak için?

Aslında bu soru, İslamcıların ve Müslümanların Kuran hakkında dile getirdikleri "evrensellik" iddiasını çürüten bir durumu deşifre etmektedir. Şöyle ki:

Dünya da hüküm süren İslamî mezhep, tarikat ve cemaatlerin her birinin kendisine ait mealleri mevcut. Bir İslami grup diğer İslami grubun mealini muteber kabul etmiyor! Bu bilinen bir gerçek. Bunun nedenini kendilerine sorduğunda aldığın cevap şu:

_ Kuran hiç bir dile tam olarak çevrilemez!

Müslümanların neredeyse tamamı bu fikri savunur! İyi de hani Kuran evrenseldi!

Bir başka dile tam olarak çevrilemeyen bir kitap nasıl tüm insanlığa hitap edebilir?

Eğer "Arap hocalar anlatır, insanlar da buna uygun yaşar" diyorsanız çok yanılıyorsunuz! Neden mi? Çünkü Araplar da Kuran konusunda kendi aralarında ittifak halinde değiller ki!

Hz. Muhammed'in ölümünden itibaren Kuran'da ki belli kavramların nasıl anlaşılacağı konusunda, cümle yapılarının nasıl olacağı konusunda çok ciddi tartışmalar çıkmış. Hepiniz "Yedi Kıraat" meselesini duymuşsunuzdur. Bu mesele, Kuran'ın Arap lehçelerinden ve okuyuş tarzlarından kaynaklanan farklı anlamlandırılması sorunu! Sahabe döneminde toplanan istişare heyeti "Yedi Kıraat" üzerinde anlaşmış ve bu kıraatlar dışındaki kıraatları "muteber" kabul etmemiştir!

Şimdi düşünün. 1400 yıldır bitmeyen kıraat tartışması. Harekelendirme işleminden kaynaklanan anlam kaymaları. Farklı yorumlamalar sebebiyle ortaya çıkan mezhepler! Lütfen, hangi evrensellikten bahsediyoruz?

Sorunuzun cevabına gelince:

Bütün mealler doğrudur. Sonuçta Arapça konusunda ihtisas sahibi insanlar oturup meal çalışması yapıyor. Problem mealcilerde değil! Farklı meallendirilmeye fazlasıyla müsait Kuran'da!

Kuran'ı mutlaka okuyun. Okudukça ne kadar yetersiz bir kitap olduğuna şahit olacaksınız.
Ocak 2016

Hakan Damar bir yanıta alt yorum yaptı

Söylediklerine katılıyorum sadece ufak bır ekleme yapmak istiyorum. Hala dış görünüşümüz ile kullandığımız beyin kısmı farklı. Kimisi sürüngen beyni ile sadece öl yada öldür ile ilerliyor. Kimisi memeli beynine sahip, en üstte yarı-vahşi bir insan beyni var ama o da tam bağımsız çalışamıyor. Duruma göre seçimi alt beyinciklerine devredebiliyor. Sanırım bu yüzyılda da evrimini tamamlaması çok zor gözüküyor. Şartlar uygun olursa belki 2250 gibi insan beyni ağır basmaya başlar. :) Karamsar değilim, insanlık böyle :)
Tüm canlılar yaşama, hayatta kalma içgüdüsüyle doğarlar. Doğada hiçbir canlı topluluğu eşit ve adaletli değildir. Hayvan sürülerinin bir çoğunda bir alfa hayvan bulunur ve üreme hakkı bir tek onda vardır. O hayvan sürüyü korur ama tamamen kendi yetkisi altına da alır. Güçlünün güçsüzü ezdiği küçük diktatoryalar yaşanır. Aynı şey bitkiler için de geçerlidir, İki ağacı yan yana diktiğinizde görürsünüz güneş ışığı için büyüme yarışına girdiklerini. Kim daha hızlı büyürse diğerini acımasızca gölgede bırakır. İnsanlarda da durumun hiçbir farkı yoktur. Hiçbir içgüdümüz yok dense de hayatta kalma içgüdümüzün olmadığını İsviçreli bilim adamları bile iddia etmiyor... Bu içgüdü güçlünün daha da güçlenmesine güçsüzün ise daha da güçsüzleşmesine dolayısıyla toplumsal adaletsizliklere yol açar. Bunun en aşırı örneğini ülkemizdeki en büyük güçleri eline almış olan kişide gözlemleyebilirsiniz. Ülkenin tüm yasalarına, hukuğun tüm emirlerine rağmen gücü yeten yaptırmasın diyerek projelerine devam etmiş ve etmektedir. Sonunda anayasayı da bariz bir şekilde çiğneyerek daha büyük gücü elde edebileceği makama çıkmıştır. Yanlış anlamayın yanlış yapıyor demiyorum hatta içgüdüsel davranan bir canlı için en doğrusunu yapıyor diyorum.
Ocak 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Neden insanlar eşit veya adaletli değil? Neden hala Kast sisteminin modern halini yaşıyoruz?

Tüm canlılar yaşama, hayatta kalma içgüdüsüyle doğarlar. Doğada hiçbir canlı topluluğu eşit ve adaletli değildir. Hayvan sürülerinin bir çoğunda bir alfa hayvan bulunur ve üreme hakkı bir tek onda vardır. O hayvan sürüyü korur ama tamamen kendi yetkisi altına da alır. Güçlünün güçsüzü ezdiği küçük diktatoryalar yaşanır. Aynı şey bitkiler için de geçerlidir, İki ağacı yan yana diktiğinizde görürsünüz güneş ışığı için büyüme yarışına girdiklerini. Kim daha hızlı büyürse diğerini acımasızca gölgede bırakır. İnsanlarda da durumun hiçbir farkı yoktur. Hiçbir içgüdümüz yok dense de hayatta kalma içgüdümüzün olmadığını İsviçreli bilim adamları bile iddia etmiyor... Bu içgüdü güçlünün daha da güçlenmesine güçsüzün ise daha da güçsüzleşmesine dolayısıyla toplumsal adaletsizliklere yol açar. Bunun en aşırı örneğini ülkemizdeki en büyük güçleri eline almış olan kişide gözlemleyebilirsiniz. Ülkenin tüm yasalarına, hukuğun tüm emirlerine rağmen gücü yeten yaptırmasın diyerek projelerine devam etmiş ve etmektedir. Sonunda anayasayı da bariz bir şekilde çiğneyerek daha büyük gücü elde edebileceği makama çıkmıştır. Yanlış anlamayın yanlış yapıyor demiyorum hatta içgüdüsel davranan bir canlı için en doğrusunu yapıyor diyorum.
Ocak 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Neden insanlar eşit veya adaletli değil? Neden hala Kast sisteminin modern halini yaşıyoruz?

İnsan olma evrimimizi tamamlayamadığımız için. Gerçek ihtiyaçlarımızın ne olduğunu bilemiyoruz. Bildiğimizi sandıklarımız var. Bilgi hatta doğru bilgi herkesçe bilindiğinde kast sisteminden uzaklaşabiliriz. Adalet ve eşitlik kavramları bile tam olarak yerini bulmuş değil. Bence bu yüzden.
Ocak 2016

Hakan Damar bir yanıt verdi.

Türkiye'de yazlımcılara gerekli önem veriliyor mu? Bir çok yazılımcının iş bulamama sebepleri nelerdir?

Genelleme yapacak olursak, dünyanın hiçbir yerinde %99.9 hiç bir iş grubuna gerekli önem verilmiyor. Biraz acımasız gözükebilir, ki öyledir de ama bütün sistem para kazanmak üzerine kurulmuştur, çalışanlar birer maliyet kaleminden başka birşey değildir. Bu nedenle, danışmanlık firmaları gibi büyük firmalarda adam başı saat ücreti hesabı yaparlar.

Bunu etkileyen bir çok neden vardır. En bilindik ve yazılım alanındaki kişilerinde haklı olarak bolca şikayet ettikleri maliyetlendirme kısmında yapılan manipulasyonlar en üst sıralarda yer almaktadır. Biraz daha açacak olursak; İstenilen işi tam olarak bilmeyen ve büyük ihtimalle uluslararası hiç bir mühendislik kurallarına da uymadan sadece para kazanmak amaçlı sektörde agrasif hareket eden programcı görünümlü "internet kafeciler" var. Ben onlara yazılım mühendisi, uzmanı ve/veya programcı diyemiyorum. Çünkü, bu insanların bilgi birikimini internet kafede oturan bir çocukta bir kaç ayda elde edebilir fakat müşteri açısından hepsi uzaylı yazısı oldugundan ekrana HELLo World yazdırabilen herkes onlara göre dahi. Bu kişiler örneğin; ortalama bir yazılım ekibi ile 7/8 ayda tamamlanabilecek bir e-ticaret projesıne 10.000TL / 4 ay gibi bir teklif verdiklerinde, müşteri sandalyesinde oturan kişi işten anlamadığından otomatik olarak maliyete odaklanıyor. Sonra çok pişman oluyor. Genellikle yatırımları batıyor ve çok ciddi zararlar ediyorlar.

İşin ironik tarafı, bu "internet kafeciler" belirli bir yıl deneyim kazanıp orta ölçekli projelere geçtiklerinde onlarda, onlardan ucuz teklif veren diğer "internet kafecilerden" şikayet ediyorlar. Özellikle Türkiye, ucuz etin yahnisini bir türlü öğrenemedi. Ne ucuz yazılımla ne de ucuz personel ile teknoloji sektöründe kar edemezsiniz.

Diğer taraftan Türkiye ve bir çok ülkede yazılımcılar kendinlerini güncel tutmuyorlar. Çünkü, bunu bir meslek, para kazanma aracı olarak görüyorlar. Sadece minimum işini görebilecek kadar öğreneyim, çalışsın yeter mantığı ile ilerliyorlar. Nasıl ki, kas gücü ile iş yapan kişilerin kaslarını sağlam tutması gerekiyorsa, sizde beyin gücünüzü her zaman yüksek tutmanız gerekiyor.

Google, Microsoft, Boeing, NASA engineering interview'ların da sordukları sorular domain spesifik değildir. Yani onlar "C şarpçı", "Javacı" aramıyorlar ve aramazlarda. Programcı adı üstünde program geliştiren insandır. Program geliştirmek için, programlama dilleri birer araçtan öte değildir. Bu nedenle, mülakatlarda daha çok algoritma ve logic soruları sorarlar. Mesela; istediğiniz dilde Binary Tree algoritmasını yazınız. Siz yazsaydınız nasıl implemente ederdiniz?

Hatta size örnek olması açısından daha bir kaç hafta önce kendine "Senior" diyen Amerika'lı bir arkadasa basit bir soru sordum. Dedim ki "Bana yeni bir data type yaz. Adı BigIntV2 olsun. Bu class N uzunlugunda sayı alabilsin. Yani 10 basamaklı da bir sayı verebilirim, 1500 basamaklı da. Hepsini handle etsin ve sonrasında toplama verdiğim rakamlar arasında toplama yapabileyim.

35dk harcadı ve sonunda yaptı ama kabul edildi mi? Hayır. Neden? Soruyu çözmüştü. Çünkü; kendini tanımıyordu. Senior seviyedeki bir software engineer için bu soru 10dk bile sürmez. Anında kafasından compile edip algoritmayı 1dk içinde tahtaya yazıp, 5dk içinde koda dökebilir ama olsun 10dk hadi.

Bu size acımasız mı geldi? Veya zorlayıcı mı? Haklısınız Türkiye'de bu şekilde interview yapsak heralde girenlerin %90'dan fazlası fail eder ama adamların amacı yazılım muhendisi almak "C şarpcı", "Javacı" almak değil. Bu sene J2EE ile çalıştılar. Bir sonraki yıl Go veya Python ile çalışabilirler veya aynı anda 2/3 projede farklı dillerde çalışabilirler.

Şimdi Türkiye'de yazılımcılarında kalifikasyonu sınırlı olduğundan, özel sektör rahat, rahat ezebiliyor. Biraz işi bilenlerde, normalde alacakları maaşlardan çok daha yukarı çalışıyorlar, çünkü alternatifleri çok sınırlı. Bu aradaki fiyat farkını da özel sektör işte o yeterince kalifiye olmayan programcıları ezerek çıkartmaya çalışıyor.

Şimdi ne yapacağız? Yok mu çözüm. Kim yardım edecek? Size, sizden başkası yardım edemez. İnternetten araştırın belki birileri bu problemleri daha önceden görüp bu konu ile ilgili Türkçe bir eğitim serisi hazırlamıştır. Belki şurada da bir konu indexi vardı şöyle:hakandamar.com/2015/11/03/the-big-bang-...

Belki bu eğitim serisine başlamadan önce bilmeniz gerekenler ile ilgilide birisi bir yazı yazmıştır.Mesela şöyle;hakandamar.com/2015/12/14/neleri-bilmen...

Siz kendinizi geliştirirseniz, sektör gelişir. Sektör gelişirse iş imkanlarınız Türkiye dışına taşar. Türkiye dışına iş imkanlarınız taştığında ülke içinde dumansız endüstrinin maaş ve çalışma şartları iyileştirilir. Etki, tepki meselesi. 1 günde olmaz ama bir gün başlamak gerek buna değil mi? :) Belki o gün bu gündür.

Başarılar.
Ocak 2016

Hakan Damar bir yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

Bence; öncelikle eğitim sistemimizde köklü bir değişiklik yapmamız gerekecek. ODTÜ gibi üniversitelerin sayısını arttırarak özel üniversiteler kurmamız gerek. Bu bilim merkezlerinde sadece en başarılı öğrencileri kabul edildiği ve tamamen ücretsiz (devlet tarafından finanse edilen) olması gerekmektedir. Öğrenci sayısının öyle büyük olmasına gerek yok. Her bölüm alanında en iyi 150 kişiyi alsa yeter. Bu merkezlerde bilim dışı hiç bir bilgi, ideoloji ve görüşe izin verilmemeli. Yani 1 tane üniversitenin etrafına 6 tane camii yapmaktan vazgeçmemiz gerek!

Sonrasında bu kişiler devlet kademelerinde ve ülke için kritik ASELSAN, TSK veya Anayasa mahkemesi gibi noktalarda değerlendirilmeli. Toplumun genelini eğitmeye çalışmak kısa vadede mantıklı olmaz ve rasyonel bir sonuç vermez. Bu nedenle stratejik eğitim planlaması yapmamız gerek. Mesela; bilgisayar programlamaya ilgisi olan ama bilgisayar, yazılım mühendisliğini kazanamamış kişileri ön lisans programlarına yönlendirdikten sonra özel sertifikasyon kursları ile hemen sektörün içine alarak Amerika'daki gibi iş yerinde öğrenme programları oluşturulması gerek.

Toplumun çekirdek aile yapısı güçlendirilerek anne ve babalara düzenli eğitim verilmesi gerek. Çünkü sizin de bildiğiniz gibi cahil bireyler cahil çocuklar yetiştirmede çok başarılılar.

Din ile devlet işlerini sadece siyasi aşamada değil toplumsal aşamada da ayırmak gerek. Yani; senin dini inancın gereği oruç tutman gerekiyorsa başkasının aç dolaşması gerekmemekte. Ben oruç tutacaksam herkes de aç kalacak diyorsan orada çatışma çıkar ve çıkıyor da. Dinlerinizi kendinize saklamayı öğrenmelisiniz. Bunun için de diyanet işleri yeniden yapılandırılarak özerk bir kurum haline getirilmeli. Her gelen iktidar bir ayar çekememeli.

Toplumdaki milli bilinç artırılarak, alt seviye toplumsal uyumun kişisel tercihler üzerinden değil milli ortak değerler üzerinden güçlendirilmesi gerek. Din, milli bir değer değildir.

Ötekileştirilmiş kesimler (Aleviler, Kürtler v.b. Gibi) ile uyum politikalarını yönetecek bir mecliste bir kurul oluşturulması gerekmektedir. Homojen toplumlar tek bir noktadan gelişemezler. Türkiye'de sadece Türkler gelişsin diğerlerinin ne hali varsa görsün ile ilerlersen Emperyalizm nasıl doğdu? Sorunun cevabına ulaşmış olursun. Toplumda ezici kitleyi kendi elin ile oluşturmuş olursun.

Güvenlik birimlerine düzenli psikolojik destek ve rehabilitasyon desteği sağlanması gerek. Devlet memurları ve özel sektör çalışanları arasında maaş uçurumunun daratılması gerek. Bu demek değildir ki master yapmış biri ile lise mezunu biri aynı şartlarda çalışsın ama lise mezunu kişi de yaşamını sürdürebilecek şartlarda İNSAN gibi yaşasın. Devletin özellikle doğu bölgelerinde bunu çok göz ardı ettiğini düşünüyorum. Bir yardım yapıyorsan bunu insan onurunu kırmadan yapman gerek. Kameralar eşliğinde insanları yalvaltarak sadaka kültürünü kutsayan bir provokasyon haline çevirmemek gerek.

Yurtdışından teknoloji transferi yaparak öncelikli alanlarda yatırım yapılmalı. Örneğin; nükleer santral kurmak istiyorsan şimdiden öğrencilerini yurtdışına göndererek nükleer fizik vs alanlarında yüksek eğitim gördürmen gerek. Bu süreçte yurtdışından teknoloji transferi ile kendi teknik üniversitelerinde de aynı bölümleri açmalısın. Bir sonraki nesil yurtdışında değil, kendi ülkesindeki üniversiteden mezun olmalı.

Bunlar ve daha bir çok nokta var ama temel olarak eğitim, bilim, teknoloji, ekonomi ve en çok da insan temelli radikal değişiklikler gerek.

Türk milletinin kendini hızlı geliştirmesi mümkün ama acaba o kadar zamanımız olacak mı? Beni daha çok düşündüren soru bu. Hatalı politikalar ve yanlış kararlar ile hergün daha da çıkmaza giriyoruz. Yunanistan gibi iflas edersek, destekleyecek bir Avrupa Birliği de olmayacak. Bu süreçte de yine siyasi istikrarsızlıklar yaşayacağız ve bu olaylar ülke olarak gelişimimizi yavaşlatabilir veya 10 sene geriye götürebilir. Suriye kocaman siyasi bir bataklık ve ileride biz 45-50 yaşına geldiğimizde şuan Türkiye'de bulunan Suriyeli çocuklar o zamanın yetişkinleri olacaklar. Bizim ülkemiz parçalanırken siz neden seyrettiniz ve/veya diğer ülkelerle siyasi ego savaşlarınız yüzünden neden 5.000.000 insanın ölümüne göz yumdunuz dediğinde cevap verebileceğimizi sanmıyorum. Bu yanlışlara devam edilirse, bu utanç sonsuza kadar milletin üzerinde kalacak. Nasıl şuan ingiliz gençleri tarihlerinden utanıyorsa, bizde bu noktaya getirilebiliriz. Bildiğiniz gibi İngiltere tarihteki en şeytani devlet. Dünyada bilindik 150 milyondan fazla insanın katledilmesinin sorumlusu. Nasıl ki şuan bunları düşünüp onların yerinde olmak istemezdik diyorsak ileride bizim içinde başka ülkeler böyle düşünebilir. Üstelik bizim direkt bir suçumuz olmadığı halde dolaylı yoldan sorumlu tutulabiliriz. Çünkü; bir suçu işlemek için bir eyleme gerek yoktur, eylemsizlik de bir suçtur. Örneğin, siz bir bebeğin kaldırımdan caddeye doğru emeklediğini görürseniz ve müdahele etmezseniz, polis gelip sizi tutuklar, hakim de hapse atar. İtiraz da edemezsiniz çünkü dünyadaki modern ülkelerin %99.9'ında bu suçtur. Peki ne yaptınız bu suçu işlemek için? Hiçbir şey. Sadece olanları seyrettiniz. Üstelik 15/20 sene hapiste yatarak tarihinizden de kaçamazsınız. Biraz siyasete girdik ama bu da cehaletin sonuçlarını göstermek için bir açıklama olsun. Çünkü; cehaletin bedeli en ağır suçun bedelinden daha ağırdır. Nesilden nesile ödenir yine de bitmez.

Tavsiyem; cahil olsun akıllı olsun, Türk olsun Kürt olsun, Alevi olsun, Şii olsun bunlara bakmadan bir birinizi sadece insani değerlerinden dolayı sevmeye çalışın. İnsanları değil de, düşünceleri tartışmayı öğrenin. Bu gemi batarsa karşınızdakiler şu Kürtmüş veya bu Sunniymiş diye ayırt etmeyecekler. Bomba düştü mü herkes ölür.

Aliya İzzetbegoviç'in bir sözü ile bitirmek istiyorum, kalın sağlıcakla;

"Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey;
düşmanlarımızın sözleri değil,
dostlarımızın sessizliği olacaktır. . . " - Aliya İzzetbegoviç
Ocak 2016

Hakan Damar bir yanıta alt yorum yaptı

Elimizde yeterli veri olmadığından, kararsız bir noktadayım. Kendime şu soruyu sormuştum; Eğer ben bir kopya olsaydım bunun farkına nasıl varabilirdim? ve/veya nasıl ispat edebilirdim? Bana birebir benzeyen ama farklı hayat tecrübeleri yaşamış bir insanın olması bunu ispat edemez. Tek yumurta ikizleri ve tamamen ayrı bölgelerde, ayrı ailelerden doğmuş ama birbirine adeta birebir benzeyen insanlar var dünyada. DNA karşılaştırması sonrası ancak anlaşılabilirdi sanırım, ki DNA karşılaştırmasının bile yanıltıcı olabilir.

Temel bilimlerde tanımladığımız ölüm olgusu, bilinç transferi mevcut olduğu bir zamanda nasıl tanımlanacak. Bir insanın bilincini başka bir bedene aktardığınızda, diğer biyolojik beden ölüyor ve yeni biyomekanik bedende 1 saat içinde uyanıyor diyelim. Şimdi bu yeni kişi eski kişinin uyumadan 1 saat önceki bütün bilgisine sahip ve kendisini o kişi sanıyor ama aslında biyolojik bedeni ölmüş, beyni dahil. Bu transfer işlemi sadece beynindeki bilgilerin bir kopyasını alıp dijital bir ortama, bir makineye aktarmış. Bilinci dijitalleştirdiğimizde bunu N sayıda kopyalayabiliriz. Her biri farklı deneyimler yaşayarak bir birinden zaman içerisinde ayrılabilir ama ilk baştaki biyolojik orjinal bilinç bu durumda ölü müdür? yoksa yaşıyor mudur? Bu noktada karşımıza iki senaryo çıkıyor; birincisi, aslında biyolojik bedenin biyomekanik bir kopyasını oluşturmuş oluyoruz. İkincisi, bilinç dediğimiz şey zaten bu bilgi ağı olduğundan sadece biyolojik beden ölüyor, ama bilinç yeni bedende yaşamaya devam ediyor.

Bütün problem; Eğer istersek, bu bilinci N sayıda çoğaltarak N sayıda kopya elde edebileceğimizden bireysellik olgusu yok olmuş oluyor. Yani; 25 tane Hakan, 40 tane Uğur yaratabiliriz.

2050 tahmini evet biraz iyimser bir gelecek, fakat bilimin bulunduğu nokta ile bilimsel çıktılar sonucu teknoloji üretebildiği nokta farklı olduğundan 2050, 2060 gibi en azından biyolojik bedenimizde çok daha uzun yaşabilecek bilimsel gelişmeleri uygulama noktasına gelmiş olabiliriz. Örnek vermek gerekirse, şuan Google Glass, Microsoft Hololens gibi AR ve VR uygulamalarını USA hava kuvvetleri 1992'de pilotlarına kullandırtıyordu. Tabi 24 yıl önce kullanmaları bunun 24 yıl önce keşfedildiği anlamına gelmiyor. Özellikle askeri bir teknolojinin uygulanması yıllar alan çalışma ve testler sonucu onaylanıyor. Bu da en iyi ihtimalle 30 sene önce Amerika'da bu teknoloji zaten keşfedilmişti diyebiliriz. Şuan yıl 2016 ve biz daha basit seviye giyilebilir teknolojilere erişimde bile zorlanıyoruz. Aradaki ucurum maalesef bu örnekten de ileri. Topluma göre 2050 bilime göre aslında 2120 diyebiliriz :)
Kopyasıdır diyemeyiz sanıyorum çünkü bilincin kopyalanmasından bahsediyoruz. Bir insanı farklı yapan bilincidir. Benim bilincimi alıp bir robota veya bilgisayara aktarsak konuşan, karar veren kim olur? Yine "ben" olurum. Ben dediğimizde kastettiğimiz bilincimizdir. Bir insanın hafızasını ve bilincini kopyaladığınızda o insandan bir tane daha yaratmış olursunuz. Buradaki en büyük problem bilinçtir. Nörobilimci bir kişiyle yaptığım bir sohbette sormuştum bilinci. Bizim için hala muamma demişti. Bilincin ne olduğunu çözüp sonra kopyalamak için önümüzde daha çok yıllar olduğunu düşünüyorum. 2050 çok iyimser bir rakam gibi Hakan Bey. Soruyu soran olarak siz ne düşünüyorsunuz?
Ocak 2016

Hakan Damar bu yanıtı beğendi:

Sizce gelecekte insan DNA'sı kopyalandığında bireysellik nasıl tanımlanacak?

Kopyasıdır diyemeyiz sanıyorum çünkü bilincin kopyalanmasından bahsediyoruz. Bir insanı farklı yapan bilincidir. Benim bilincimi alıp bir robota veya bilgisayara aktarsak konuşan, karar veren kim olur? Yine "ben" olurum. Ben dediğimizde kastettiğimiz bilincimizdir. Bir insanın hafızasını ve bilincini kopyaladığınızda o insandan bir tane daha yaratmış olursunuz. Buradaki en büyük problem bilinçtir. Nörobilimci bir kişiyle yaptığım bir sohbette sormuştum bilinci. Bizim için hala muamma demişti. Bilincin ne olduğunu çözüp sonra kopyalamak için önümüzde daha çok yıllar olduğunu düşünüyorum. 2050 çok iyimser bir rakam gibi Hakan Bey. Soruyu soran olarak siz ne düşünüyorsunuz?
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Yazılım Geliştirme

1187 Kişi   185 Soru

Linux

180 Kişi   50 Soru

Web Sunucusu

114 Kişi   29 Soru

Siber Güvenlik

26 Kişi   20 Soru

Quantum Bilgisayarlar

8 Kişi   4 Soru

Quantum Fiziği

29 Kişi   9 Soru

Veritabanı (Database)

29 Kişi   27 Soru

PHP

495 Kişi   99 Soru

Java

305 Kişi   52 Soru

İnternet

2504 Kişi   535 Soru

Siyaset (Türkiye)

1423 Kişi   470 Soru

Türkiye Sorunları

1109 Kişi   239 Soru

Sinema

3101 Kişi   300 Soru

Girişimcilik

3475 Kişi   358 Soru

Felsefe

1849 Kişi   496 Soru

Varoluş Hakkında

2775 Kişi   1061 Soru

Server Yönetimi

9 Kişi   3 Soru

Centos

6 Kişi   3 Soru

Server

10 Kişi   8 Soru

Debian

4 Kişi   2 Soru

Redhat

3 Kişi   2 Soru

E-Ticaret

710 Kişi   120 Soru

Semantik Yapılar

3 Kişi   1 Soru

Zamanda Yolculuk

105 Kişi   15 Soru

Bilim

785 Kişi   280 Soru

Ölümsüzlük

13 Kişi   10 Soru

Open Source

27 Kişi   9 Soru

Açık Kaynak (Open Source)

103 Kişi   22 Soru

Yazılım Uzmanı

334 Kişi   29 Soru