Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ahmet Caner Sönmez, 

Moleküler Biyolog

Dixi et salvavi animam meam. Söyledim ve ruhumu kurtardım.

Ekim 2015

Ahmet Caner Sönmez bu yanıtı beğendi:

Paralel evrenler var mıdır?

Yeni okumaya başladığım "Paralel Evrenler" (dr.com.tr/kitap/paralel-evrenler/fred-a... ) kitabını bu konuda araştırma kaynağı olarak tavsiye edebilirim. Fred Alan Wolf (What The Bleep Do We Know filmindeki şirin olan gözlüklü Fizik Profesörü kendisi - Dr. Quantum diyorlar sanırım kendisine Bkz:Kuantum fiziğini anlaşılır bir şekilde anlatan film ya da belgeseller nelerdir? ) kitabında önce Quantum terimlerini anlatarak başlayıp, sonra, tarihsel süreçte ilerleyen bilim ile yapılan yeni keşiflerin sonuçlarını ve bu teoriye nasıl gelindiğinden aslında teorinin ayrıntılarının ne olduğuna dair güzel açıklamalar yapmış. Ben henüz kitabın başlarındayım ancak kısaca şöyle bir özet geçebilirim.
Atom altı parçacıkların davranışları ihtimaller bulutu şeklinde varolur. Yani siz ölçümlemiyor iken (gözlemlemiyor iken) bir elektron atomun çevresindeki yörüngede sabit bir yörüngede değil ihtimaller bulutu içerisinde bir hareket yapar. Siz bu elektron nerede diye baktığınız anda (ölçümlediğiniz ya da gözlemlediğiniz anda) bu elektron bir noktada (size göre en olası noktada) size görünür ancak aslında bu anda buluttaki tüm ihtimallerin gerçekleşebilecek olanları da farklı evrenlerde var olmaya devam eder. O anda elektron bu evrende en olası seçimi yapar ancak diğer ihtimallerin bulunduğu evrenler yaratılmış olur. Ben basite indirgeyemedim anlatırken ama kitapta sanırım bu daha iyi anlatılmış :).

Kitabı okurken, yıllar önce yazdığım bir yazı geldi aklıma (aşağıda). Aslında orada bu evrende yaşadığımız olasıklıklar bütününü kendimce gözlemlemişim. Bir yanıt arayışı içinde olmanın yanında kendim uydurduğum yanıtları da bana göre daha inanılır kılması beni ayrıca bu teoriye meraklı kılıyor.

*****
... Kader uzayindan bahsetmek istiyorum bugün… kader uzayi denen seyden…ben uydurdum…ama uydurdum diye gercek olmayacak birsey degil bu... Her olayin sadece kendi yasami boyunca sahip oldugu bir uzay olsun…bir olay uzayi yani…ornegin sigaranin kendi kader uzayinin sigara sonunce biten ve zamana bagli bi fonksiyon oldugunu dusunelim…benzer olarak otobus bileti mesela…bileti kullanana kadarki surede etkiledigi ya da etkilendigi hersey de onun kader uzayini olustursun…. Yani otobuse binilmesini saglamasi…insan da dogumdan olume kendi kader uzayinda yasayip duruyor ya onu da biliyoruz…yok… onu bilmiyoruz… insan kaderini yasar deyip duruyoz…bu durumsa biraz daha fakli…yani basina gelen seyleri yasamasi degil de yuzlerce kucuk kader uzayinin kesisim egrisinde yasiyor olmasi durumu asil olan…kaos teorisinin bi yansimasi yani…ben kaos teorisine hasta olan biriyim…biriydim…simdi bunu biraz daha farkli algilamam gerektigini anlamaya basladim…yani bu yarimkuredeki bi kelebegin kanat cirpisi dunyanin diger yarimkuresinde firtinaya NAH sebep olur (aslinda nah degil tabii ama neyse) …kelebek kendi kader uzayinda etkileyebilecegi en uc noktalari da içine alirsak eger kendi kader uzayina dahil olan kesisim noktalari ile diger kader uzaylari ile etkilesime girer ve bunlarin hepsinin ust uzayindaki kesisim kumesidir o firtinaya neden olan… ancak bunun gerceklesmesi icin yegane olay birbiri ile kesisen her kader uzayinin kendisinden sonraki kader uzayi ile en az bir ortak degerinin olmasidir…
evinizden bir saat erken cikarak karsilasacaginiz olaylar ile bir saat gec cikmaniz halinde karsilasacaginiz olaylar da birbirinden tamamen farkli olacaktir dogal olarak…ancak ornegin siz evde iken bir kaza oldu disarida ve birisi bu kazada hayatini kaybetti…kazaya neden olan kisinin kader uzayi ile kazada ölen kisinin kader uzayi kesisti…olay uzayi ise etkisi azalarak kendi sonuna dogru ilerlemekte (kader uzayi alacagi degerlerini hizla tuketmekte) …siz hala evdesiniz ve bu durumdan haberdar degilsiniz…o zaman sizin kader uzayinizi direkt olarak etkileyen bir kesisim noktasindan uzaktasiniz demektir…siz disari cikar ve bu duruma tanik olacak sekilde kazanin oldugu yerden gecerseniz sizin kader uzayiniz ile o kisilerin kader uzayi arasinda bir kesisim noktasi meydana gelecektir ve olayin kendi kader uzayi sonlanmis olmasina ragmen sizinle en az bir ortak degere sahip olan bu sonlanma durumundaki uzay sizin kader uzayinizi da etkileyecektir…olum uzerine dusuneceksinizdir mesela…ve belki bu dusunceli halinizle siz de baska bir arabanin altinda kalacak ya da bu dusunmeden dolayi sevdiklerinize olan özleminiz ve baginiz pekisecek ve bunu onlara daha da gostermeye baslayacak ve onlarin kader uzaylarindaki ortak kesisim noktalarini degistireceksiniz…bunlar hepinizin bildigi seyler belki ama dikkat cekmek istedigim nokta asil olarak su: her olay kendi sonuna varana dek kendi sahip oldugu kader uzayi noktalari ile yasar ancak…ve yasadigi sure boyunca da ancak etkileyebildiklerini etkiler... Devam edecek...
*****
Ağustos 2015

Ahmet Caner Sönmez bu yanıtı beğendi:

En son okuduğunuz kitap hangisidir?

Gün Olur Asra Bedel-Cengiz Aytmatov
Ağustos 2015

Ahmet Caner Sönmez bu yanıtı beğendi:

En son okuduğunuz kitap hangisidir?

Dönüşüm-Franz Kafka
Kitap sayfa olarak az da olsa içerik olarak bilakis çok yoğun. Sadece okumak yetmez analiz etmek ve verilmek istenen mesajları da almak lazım.
Ağustos 2015

Ahmet Caner Sönmez bu yanıtı beğendi:

En son okuduğunuz kitap hangisidir?

Ben yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkum edildim. Bu karara bütün gücümle muhalefet ediyorum. Ben yalnızlığa dayanamıyorum, ben insanların arasında olmak istiyorum. İnsanların düşmana da ihtiyacı vardır.
Oğuz Atay - Korkuyu beklerken
Ağustos 2015

Ahmet Caner Sönmez bu yanıtı beğendi:

Türkiye'de artık şu değişsin dediğiniz şey nedir?

İbni Sina nın 'Bilim ve sanata değer vermeyen toplulukları terk ediniz' sözündeki sonucun ülke insanlarının kaderine uygulanmamasını sağlayacak zihniyetin ülkemizde gelişim gösterememesi faktörü
Mayıs 2015

Ahmet Caner Sönmez bu yanıtı beğendi:

Okullarda zorunlu Osmanlıca dersinin getirilecek olmasının maksadı neler olabilir?

Osmanlı imparatorluğunda Osmanlıca denen karma dil (Arapça, Farsça, Türkçe gibi bir çok dilin karışımından oluşuyordu) saray çevresinde , gelişmiş Osmanlı tebaasında ki zenginlerin konuştuğu bir dildir. Halka inememiş bir dildir. Bugünün iktidar sahipleri Osmanlı gibi bir toplum özlemi çekmektedirler.Demokrasinin olmadığı , belli bir zümrenin egemen olduğu bir toplum hayal etmektedirler. Dil Osmanlıca' ymış Farsça 'ymış, çok önemli değil onlar için . Önemli olan toplumu hazırlamak , bu fikri onlara da benimsetmek. Yoksa bu vakitten sonra Osmanlıca öğrenmenin kimseye bir faydasının olmayacağının onlar da farkında.Amaç okullarda bu zihniyet yerleştirilsin ki gelecek kuşaklar amaçlarına hizmet etsin. Zorunlu din dersi , Osmanlıca dersi, hepsi bu fikrin ürünüdür.
Mayıs 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıt verdi.

Okullarda zorunlu Osmanlıca dersinin getirilecek olmasının maksadı neler olabilir?

Padişah II. Bayezid'in Osmanlı tarihinin öğretimine dair bir sözü ile başlamak istiyorum:
"Havass ü avama nâfi-i âm olmağçün Türki mekalin minvali üzre rûşen ta’bir ve tahbir oluna! ”
Anlamı:
(Osmanlı tarihi)seçkinlere de, halka da tam anlamıyla yararlı olabilmesi için Türkçe söyleyişe uygun olarak açık seçik biçimde anlatılmalı(1)
İncelenebilmesi için özellikle yakın olması bakımından, 19. yy'ın sonlarında Osmanlı tebaasının okur-yazarlık yüzdelerine bakıldığında ulaşılan sonuçlar ortadadır. Zorunlu Osmanlıca öğrenimi yapıldığı zaman atalarının izini süreceğini düşünenler başlangıç olarak şunu bir okuyabilir:
"Düşünün, okuma yazma seferberliği Avrupa’da 17. Yüzyılda başlamıştır! Oysa Osmanlı’da yaprak kımıldamıyordu o tarihte: 19. Yüzyılda, yani “1800 yılında Osmanlı Devleti’nin hiçbir yerinde okur yazar oranı % 5’i geçmemekteydi ve ülke genelinde ortalama okur yazar oranı muhtemelen % 1’di… Tanzimat dönemi sonunda Ahmet Midhat Efendi okuma yazma bilmeyenlerin nüfusun % 90-95’i kadar olduğunu, bunların kalemsiz ve dilsiz olduklarını yazmaktaydı. (Prof. Dr. Muhteşem Kaynak, Gazi Üniversitesi)."(2)

Şimdi, Atatürk'ün biz gençliğe söylediği: "Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler başarmak için kendinde kuvvet bulacaktır. " sözüne göre ecdadını tanımak genellikle saray ve entellektüeller içine sıkıştırılmış Osmanlıca'dan mı geçer? Osmanlıca diye yaratılan Arapça ve Farsça'dan kırma saray ve entellektüel dilini, halkın %90-95'inin zaten okuyup yazamadığı sözleri mi inceleyerek tarihimize sahip çıkacağız? Atalarımızın tarihi bütünüyle Osmanlıca'da değil ki! Tarihçiler Osmanlıca, Arapça, Farsça, Antik Yunanca, Göktürkçe bilmek zorundadırlar araştırma yapabilmek için. Hangi lise öğrencisi bir tarihçi kadar kütüphanelere gidip tarih araştırabilir Osmanlıca, Uygurca, Göktürkçe vs. kaynak bulup okuyarak? Ben burada şahsen art niyet seziyorum.
Şurada yazılanlara da göz atmakta fayda var:
Türk tarihinde kullandığımız alfabelere bir bakış: bilgicik.com/yazi/turklerin-kullandikla...
Uygur alfabesi:tr.wikipedia.org/wiki/Uygur_alfabesi
Yunus Emre'nin kullandığı dil:yee.org.tr/Yunus/tr/yunus-emre/yunus-em...

Kaynaklar:
(1) .serenti.org/latin-alfabesine-neden-gect...
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıta alt yorum yaptı

Rica ederim daha fazla bilgi verebilmek isterdim, tam istediğim gibi bir hazırlık da yapamadım. Aceleye geldi. Dilerim daha ileri araştırma yolunda size ve ilgilenenlere şevk verir. : )
Bu konu hakkında deneylerin yapıldığına ve insanda çeşitli iç organların yenilenmesi adına "transgenik domuz"dan faydalanılacağının standartları belirlenmekte diye bir duyum almıştım. Hatta laboratuvar üretimi olarak "yedek organ deposu domuzlar" hakkında bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum. Ancak tam emin değilim ne derece ilerlediğinden ve araştırmam lâzım. Araştırıp sonuca ulaştırabilirsem cevabı tekrar düzenler ve bilgiler veririm.. O yüzden şimdilik bu kadar. : )
Ek: Bazı kaynaklardan ulaşabildiğim kadarıyla bir ekleme yapmak istiyorum. Kaynaklardan bazılarını yazımın sonunda ekleyeceğim.
Bilimsel araştırmalarda domuz üzerinde insan genlerinin denendiğine dair bazı bilgiler mevcut. Bunu, "Xenotransplantation" denilen, farklı türler arası yapılan organ transferinde doku uyuşmazlığını ortadan kaldırmak için yapıyorlar. Görünüşe bakılırsa bunun domuzda denenmesi ciddi ciddi uzun zamandır düşünülmüş. *(2006)

Ksenotransplantasyonda insan modeli olarak babun ve donör olarak domuz kullanıldığı, ve bu çalışmaların da olumlu sonuçlandığı söyleniyor. (*A)

Donör olarak ilk başta şempanze düşünülse de, soyu tehlikede olan canlılar arasında olduğundan vazgeçilmiş. Domuzun halihazırda kalp damarlarının yerine konmasında kullanıldığı da belirtiliyor. Evrimsel açıdan şempanzeye kıyasla çok daha uzak bir ortak geçmişe sahip olduğumuzdan, domuzun organlarından bizlere yedek organ yapımı söz konusu olduğunda, yakın akrabamız şempanze ile organ alış-verişimizdekine kıyasla, daha düşük oranda hastalık geçirme riski taşımakta.(*B) (2012)

Bu ksenotransplantasyon işinde domuzların kullanımı ve uyumluluğu, 2014'ten bir makaleye (*C) göre önemli ölçüde ilerlemişe benziyor. Ancak yine de domuz ile insanın organlarında (örneğin kalp) iki tür üzerinde (en basitinden) yerçekimine maruz kalma farklılıklarından dolayı oluşan damar ve kas yapısı farklılıklarının xenotransplantasyonda ciddi engel oluşturduğu söyleniyor. Yani şu anda yeryüzünde domuz kalbinin insana aktarımı şeklinde bir uygulama mevcut değil görünüyor (rastladığım kadarıyla). Sadece domuz pankreatik adacıklarının, şeker hastaları için kseno transplantasyonu yapılmaktaymış. (*D)

Donör kısıtlılığı sebebiyle gerekli organların bulunamaması bu türden ksenotransplantasyon çalışmalarına hız vermiş gibi. 2014'te değerlendirilen bir başka çalışma da (*E) böbrek ksenotransplantasyonu hakkında bilgi veriyor. Donörün genetik modifikasyonunun gerekliliğini vurguluyor. Zira bu çalışmada da çok güçlü uyumsal-immün sorunlar yaşanmış.

Bu yüzden ksenotransplantasyona alternatif olarak kök hücrelerle rejenerasyon çalışmalarına da ağırlık veriliyormuş. (*F)

Neticede henüz bir insan-domuz mutantı oluşumuna baya bi uzak görünüyoruz. : ) Umarım bir gün bilimin ve tıbbın olanakları rejenerasyona imkân verir. Çünkü başka bir hayvanın insanların depo organ sağlayıcısı olarak anılmasına karşıyım. Laboratuvarda sentetik olarak üretilen mesane torbası da (*B) bu konuda umut veriyor. Bakalım göreceğiz.

* readcube.com/articles/10.1111%2Fj.1399-...
*A en.wikipedia.org/wiki/Xenotransplantati...
*B the-scientist.com/?articles.view/articl...
*C onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/joc...*D ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21805400
*E nature.com/ki/journal/v85/n2/full/ki201...
*F onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1...
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıta alt yorum yaptı

Biraz ekleme yaptım cevaba. Bilginize. ; )
Bu konu hakkında deneylerin yapıldığına ve insanda çeşitli iç organların yenilenmesi adına "transgenik domuz"dan faydalanılacağının standartları belirlenmekte diye bir duyum almıştım. Hatta laboratuvar üretimi olarak "yedek organ deposu domuzlar" hakkında bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum. Ancak tam emin değilim ne derece ilerlediğinden ve araştırmam lâzım. Araştırıp sonuca ulaştırabilirsem cevabı tekrar düzenler ve bilgiler veririm.. O yüzden şimdilik bu kadar. : )
Ek: Bazı kaynaklardan ulaşabildiğim kadarıyla bir ekleme yapmak istiyorum. Kaynaklardan bazılarını yazımın sonunda ekleyeceğim.
Bilimsel araştırmalarda domuz üzerinde insan genlerinin denendiğine dair bazı bilgiler mevcut. Bunu, "Xenotransplantation" denilen, farklı türler arası yapılan organ transferinde doku uyuşmazlığını ortadan kaldırmak için yapıyorlar. Görünüşe bakılırsa bunun domuzda denenmesi ciddi ciddi uzun zamandır düşünülmüş. *(2006)

Ksenotransplantasyonda insan modeli olarak babun ve donör olarak domuz kullanıldığı, ve bu çalışmaların da olumlu sonuçlandığı söyleniyor. (*A)

Donör olarak ilk başta şempanze düşünülse de, soyu tehlikede olan canlılar arasında olduğundan vazgeçilmiş. Domuzun halihazırda kalp damarlarının yerine konmasında kullanıldığı da belirtiliyor. Evrimsel açıdan şempanzeye kıyasla çok daha uzak bir ortak geçmişe sahip olduğumuzdan, domuzun organlarından bizlere yedek organ yapımı söz konusu olduğunda, yakın akrabamız şempanze ile organ alış-verişimizdekine kıyasla, daha düşük oranda hastalık geçirme riski taşımakta.(*B) (2012)

Bu ksenotransplantasyon işinde domuzların kullanımı ve uyumluluğu, 2014'ten bir makaleye (*C) göre önemli ölçüde ilerlemişe benziyor. Ancak yine de domuz ile insanın organlarında (örneğin kalp) iki tür üzerinde (en basitinden) yerçekimine maruz kalma farklılıklarından dolayı oluşan damar ve kas yapısı farklılıklarının xenotransplantasyonda ciddi engel oluşturduğu söyleniyor. Yani şu anda yeryüzünde domuz kalbinin insana aktarımı şeklinde bir uygulama mevcut değil görünüyor (rastladığım kadarıyla). Sadece domuz pankreatik adacıklarının, şeker hastaları için kseno transplantasyonu yapılmaktaymış. (*D)

Donör kısıtlılığı sebebiyle gerekli organların bulunamaması bu türden ksenotransplantasyon çalışmalarına hız vermiş gibi. 2014'te değerlendirilen bir başka çalışma da (*E) böbrek ksenotransplantasyonu hakkında bilgi veriyor. Donörün genetik modifikasyonunun gerekliliğini vurguluyor. Zira bu çalışmada da çok güçlü uyumsal-immün sorunlar yaşanmış.

Bu yüzden ksenotransplantasyona alternatif olarak kök hücrelerle rejenerasyon çalışmalarına da ağırlık veriliyormuş. (*F)

Neticede henüz bir insan-domuz mutantı oluşumuna baya bi uzak görünüyoruz. : ) Umarım bir gün bilimin ve tıbbın olanakları rejenerasyona imkân verir. Çünkü başka bir hayvanın insanların depo organ sağlayıcısı olarak anılmasına karşıyım. Laboratuvarda sentetik olarak üretilen mesane torbası da (*B) bu konuda umut veriyor. Bakalım göreceğiz.

* readcube.com/articles/10.1111%2Fj.1399-...
*A en.wikipedia.org/wiki/Xenotransplantati...
*B the-scientist.com/?articles.view/articl...
*C onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/joc...*D ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21805400
*E nature.com/ki/journal/v85/n2/full/ki201...
*F onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1...
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bu yanıtı beğendi:

Kendi inancınız dışındaki dinleri hiç araştırıp okudunuz mu?

Bu gün bir savaş çıksa , babam öldürülüp annem esir alınsa yüce tanrımız onun alınîp satılmasına , birilerine cariye olmasına izin veriyor . Bunu düşündüğüm zaman dinden vazgeçtim . Köleliğin 1948 yılında BM tarafından kaldırıldığını , hiç bir ibrahimi dinin köleliğe karşı gelmediğini bildigim için başka bir dini de araştırma gereği duymuyorum. Ha meraktan dolayı kutsal kitaplarını ve kuranı defalarca okudum o ayrı. Tüm dinlere eşit uzaklıktayım.
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bu yanıtı beğendi:

Refah sahibi bir toplum olmak için ne tür gelenek ve göreneklerden taviz vermemiz gerekir?

Refah ve gelenek arasında nasıl bir bağ kurabiliriz anlamadım .Biz yıllarca acı çekmiş bir toplumuz ve geleneksel düşünce yapımızda bu dünyada refah içinde olmamalıyız anlayışı vardır . Başta o anlayış terkedilmelidir. Bu anlayışı topluma yerleştiren inanç ögelerinden de uzaklaşmalıyız. O zaman toplumu pasifize eden kadercilikten de uzaklaşmış oluruz ki bunlara taviz değil kurtuluş olarak bakıyorum . Bu anlayış terkedildiğinde kaderimizle değil çalışarak refaha ulaşacağımızı anlamış oluruz.
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıta alt yorum yaptı

Elimden gelen en çabuk biçimde araştıracağım. Umarım aydınlatıcı bilgiler bulurum, soru önemli.
Bu konu hakkında deneylerin yapıldığına ve insanda çeşitli iç organların yenilenmesi adına "transgenik domuz"dan faydalanılacağının standartları belirlenmekte diye bir duyum almıştım. Hatta laboratuvar üretimi olarak "yedek organ deposu domuzlar" hakkında bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum. Ancak tam emin değilim ne derece ilerlediğinden ve araştırmam lâzım. Araştırıp sonuca ulaştırabilirsem cevabı tekrar düzenler ve bilgiler veririm.. O yüzden şimdilik bu kadar. : )
Ek: Bazı kaynaklardan ulaşabildiğim kadarıyla bir ekleme yapmak istiyorum. Kaynaklardan bazılarını yazımın sonunda ekleyeceğim.
Bilimsel araştırmalarda domuz üzerinde insan genlerinin denendiğine dair bazı bilgiler mevcut. Bunu, "Xenotransplantation" denilen, farklı türler arası yapılan organ transferinde doku uyuşmazlığını ortadan kaldırmak için yapıyorlar. Görünüşe bakılırsa bunun domuzda denenmesi ciddi ciddi uzun zamandır düşünülmüş. *(2006)

Ksenotransplantasyonda insan modeli olarak babun ve donör olarak domuz kullanıldığı, ve bu çalışmaların da olumlu sonuçlandığı söyleniyor. (*A)

Donör olarak ilk başta şempanze düşünülse de, soyu tehlikede olan canlılar arasında olduğundan vazgeçilmiş. Domuzun halihazırda kalp damarlarının yerine konmasında kullanıldığı da belirtiliyor. Evrimsel açıdan şempanzeye kıyasla çok daha uzak bir ortak geçmişe sahip olduğumuzdan, domuzun organlarından bizlere yedek organ yapımı söz konusu olduğunda, yakın akrabamız şempanze ile organ alış-verişimizdekine kıyasla, daha düşük oranda hastalık geçirme riski taşımakta.(*B) (2012)

Bu ksenotransplantasyon işinde domuzların kullanımı ve uyumluluğu, 2014'ten bir makaleye (*C) göre önemli ölçüde ilerlemişe benziyor. Ancak yine de domuz ile insanın organlarında (örneğin kalp) iki tür üzerinde (en basitinden) yerçekimine maruz kalma farklılıklarından dolayı oluşan damar ve kas yapısı farklılıklarının xenotransplantasyonda ciddi engel oluşturduğu söyleniyor. Yani şu anda yeryüzünde domuz kalbinin insana aktarımı şeklinde bir uygulama mevcut değil görünüyor (rastladığım kadarıyla). Sadece domuz pankreatik adacıklarının, şeker hastaları için kseno transplantasyonu yapılmaktaymış. (*D)

Donör kısıtlılığı sebebiyle gerekli organların bulunamaması bu türden ksenotransplantasyon çalışmalarına hız vermiş gibi. 2014'te değerlendirilen bir başka çalışma da (*E) böbrek ksenotransplantasyonu hakkında bilgi veriyor. Donörün genetik modifikasyonunun gerekliliğini vurguluyor. Zira bu çalışmada da çok güçlü uyumsal-immün sorunlar yaşanmış.

Bu yüzden ksenotransplantasyona alternatif olarak kök hücrelerle rejenerasyon çalışmalarına da ağırlık veriliyormuş. (*F)

Neticede henüz bir insan-domuz mutantı oluşumuna baya bi uzak görünüyoruz. : ) Umarım bir gün bilimin ve tıbbın olanakları rejenerasyona imkân verir. Çünkü başka bir hayvanın insanların depo organ sağlayıcısı olarak anılmasına karşıyım. Laboratuvarda sentetik olarak üretilen mesane torbası da (*B) bu konuda umut veriyor. Bakalım göreceğiz.

* readcube.com/articles/10.1111%2Fj.1399-...
*A en.wikipedia.org/wiki/Xenotransplantati...
*B the-scientist.com/?articles.view/articl...
*C onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/joc...*D ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21805400
*E nature.com/ki/journal/v85/n2/full/ki201...
*F onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1...
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıta alt yorum yaptı

Ben teşekkür ederim, affolunacak bir şey yok. : )
Şu videoları izleyin ve "hayvanlar düşünemez" şeklinde çıkarımlarda bulunduğunuz kendi düşüncelerinizi tekrar sorgulayın derim. Umarım biraz olsun hayvanların düşünüp planlar yapabildiğini, hareketlerini bulundukları ortama göre fazlasıyla başarılı bir şekilde uyumlayabildiklerini anlayabilir ve insanın "düşünerek etrafını değiştirmek" denilen yaptırım gücüne sahip değiller diye (ki bütün bu yaptırım gücü değil midir aynı zamanda dünyayı yaşanılmaz kılan, dünyayı sömüren insan değil midir?) akrabalarımızı, yani diğer hayvanları, aşağı görmek gafletinden biraz olsun kurtulabiliriz.

Maymunların alet yapımı üzerine:


Kargaların düşünmesi ve planlaması üzerine:


Ahtapotun bir kurtuluş planı kurması üzerine:


Plan yapan şempanzeler üzerine:


Yiyeceklere ulaşmak adına "iki ayak üstünde yürümeyi düşünebilen" goril Ambam:
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bu yanıtı beğendi:

En son okuduğunuz kitap hangisidir?

Leonardo da Vinci Gibi Düşünmek - Michael J. GELB
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıt verdi.

İnsan domuz mutantının yapıldığı doğru mu?

Bu konu hakkında deneylerin yapıldığına ve insanda çeşitli iç organların yenilenmesi adına "transgenik domuz"dan faydalanılacağının standartları belirlenmekte diye bir duyum almıştım. Hatta laboratuvar üretimi olarak "yedek organ deposu domuzlar" hakkında bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum. Ancak tam emin değilim ne derece ilerlediğinden ve araştırmam lâzım. Araştırıp sonuca ulaştırabilirsem cevabı tekrar düzenler ve bilgiler veririm.. O yüzden şimdilik bu kadar. : )
Ek: Bazı kaynaklardan ulaşabildiğim kadarıyla bir ekleme yapmak istiyorum. Kaynaklardan bazılarını yazımın sonunda ekleyeceğim.
Bilimsel araştırmalarda domuz üzerinde insan genlerinin denendiğine dair bazı bilgiler mevcut. Bunu, "Xenotransplantation" denilen, farklı türler arası yapılan organ transferinde doku uyuşmazlığını ortadan kaldırmak için yapıyorlar. Görünüşe bakılırsa bunun domuzda denenmesi ciddi ciddi uzun zamandır düşünülmüş. *(2006)

Ksenotransplantasyonda insan modeli olarak babun ve donör olarak domuz kullanıldığı, ve bu çalışmaların da olumlu sonuçlandığı söyleniyor. (*A)

Donör olarak ilk başta şempanze düşünülse de, soyu tehlikede olan canlılar arasında olduğundan vazgeçilmiş. Domuzun halihazırda kalp damarlarının yerine konmasında kullanıldığı da belirtiliyor. Evrimsel açıdan şempanzeye kıyasla çok daha uzak bir ortak geçmişe sahip olduğumuzdan, domuzun organlarından bizlere yedek organ yapımı söz konusu olduğunda, yakın akrabamız şempanze ile organ alış-verişimizdekine kıyasla, daha düşük oranda hastalık geçirme riski taşımakta.(*B) (2012)

Bu ksenotransplantasyon işinde domuzların kullanımı ve uyumluluğu, 2014'ten bir makaleye (*C) göre önemli ölçüde ilerlemişe benziyor. Ancak yine de domuz ile insanın organlarında (örneğin kalp) iki tür üzerinde (en basitinden) yerçekimine maruz kalma farklılıklarından dolayı oluşan damar ve kas yapısı farklılıklarının xenotransplantasyonda ciddi engel oluşturduğu söyleniyor. Yani şu anda yeryüzünde domuz kalbinin insana aktarımı şeklinde bir uygulama mevcut değil görünüyor (rastladığım kadarıyla). Sadece domuz pankreatik adacıklarının, şeker hastaları için kseno transplantasyonu yapılmaktaymış. (*D)

Donör kısıtlılığı sebebiyle gerekli organların bulunamaması bu türden ksenotransplantasyon çalışmalarına hız vermiş gibi. 2014'te değerlendirilen bir başka çalışma da (*E) böbrek ksenotransplantasyonu hakkında bilgi veriyor. Donörün genetik modifikasyonunun gerekliliğini vurguluyor. Zira bu çalışmada da çok güçlü uyumsal-immün sorunlar yaşanmış.

Bu yüzden ksenotransplantasyona alternatif olarak kök hücrelerle rejenerasyon çalışmalarına da ağırlık veriliyormuş. (*F)

Neticede henüz bir insan-domuz mutantı oluşumuna baya bi uzak görünüyoruz. : ) Umarım bir gün bilimin ve tıbbın olanakları rejenerasyona imkân verir. Çünkü başka bir hayvanın insanların depo organ sağlayıcısı olarak anılmasına karşıyım. Laboratuvarda sentetik olarak üretilen mesane torbası da (*B) bu konuda umut veriyor. Bakalım göreceğiz.

* readcube.com/articles/10.1111%2Fj.1399-...
*A en.wikipedia.org/wiki/Xenotransplantati...
*B the-scientist.com/?articles.view/articl...
*C onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/joc...*D ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21805400
*E nature.com/ki/journal/v85/n2/full/ki201...
*F onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1...
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıta alt yorum yaptı

Sİzin güceneceğiniz bir cevap yazmadım Münevver hanım, sözlerim ortaya sözlerdir, yönelttiğiniz soruda her ne kadar isminiz yazıyorsa da bu soru insanlarımızın (maalesef) kafalarında yerleşmiş bulunan bir genel kanının yansımasıdır, yani soru tamamen size ait değildir, sizin tarafınızdan dillendirilmiştir diye düşünüyorum. Cevabım direk size olsaydı, direk isminizi cevabımda da kullanırdım. Yalnız sizin de düşünceleriniz bu yöndeyse sözlerim tabii ki aynı zamanda sizi alâkadar eder. : ) Yine de cümlelerimin devamında "..diğer hayvanları, aşağı görmek gafletinden biraz olsun kurtulabiliriz." şeklinde bitirişimi dikkate alınız lütfen. Burada "insanlık" olarak, kendim de dahil elbette, hepimizi kastediyorum. Cevabım "yargılamak" adı altında "yargılanırsa" ayıp olur çünkü bilimsel gerçeklere saygı duymak esastır. Sizi yargılamadım. Hoş olmak kaygısı ise bilimsel söylemlerde maalesef yoktur. Beni "hoş olmamakla" itham etmeyin lütfen. Ben size herhangi bir saygısızca, nezaket dışı bir üslup kullanmadım. Umarım bir başka sorunuz olursa ve yine bu şekilde cevaplarsam aynı şeyi düşünmezsiniz. Teşekkürler, saygılarımla...
Şu videoları izleyin ve "hayvanlar düşünemez" şeklinde çıkarımlarda bulunduğunuz kendi düşüncelerinizi tekrar sorgulayın derim. Umarım biraz olsun hayvanların düşünüp planlar yapabildiğini, hareketlerini bulundukları ortama göre fazlasıyla başarılı bir şekilde uyumlayabildiklerini anlayabilir ve insanın "düşünerek etrafını değiştirmek" denilen yaptırım gücüne sahip değiller diye (ki bütün bu yaptırım gücü değil midir aynı zamanda dünyayı yaşanılmaz kılan, dünyayı sömüren insan değil midir?) akrabalarımızı, yani diğer hayvanları, aşağı görmek gafletinden biraz olsun kurtulabiliriz.

Maymunların alet yapımı üzerine:


Kargaların düşünmesi ve planlaması üzerine:


Ahtapotun bir kurtuluş planı kurması üzerine:


Plan yapan şempanzeler üzerine:


Yiyeceklere ulaşmak adına "iki ayak üstünde yürümeyi düşünebilen" goril Ambam:
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez  bu yazıyı beğendi:

Masonluk Dünya Kardeşliği midir?

Masonluk hakkında çok şey söyleniyor, yazılıyor, çiziliyor. Masonları dinlersen ülkü mabedi, dünya kardeşliği, kamil insan olma gibi amaçlarının olduğunu anlıyorsun. Ama biraz araştırırsan işin ucu siyonizme hatta şeytana tapmaya kadar gidiyor.
Fatih Altaylının Teke Tek programına katılan 33. Dereceden mason olan ve bir dönem üstad-ı azamlık yapan Remzi SANVER'i dinlediğinizde masonluğun iyi bir şey olduğunu düşünmeye başlarsınız. Bunun dışında şimdiye kadar okuduğum masonlukla ilgili kitapların hiçbirinde olumlu bir şeye rastlamadım. Gerçekte masonların amacı nedir? Masonluk hakikaten dünya kardeşliğini sağlamaya mı çalışıyor?
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıt verdi.

Bir insana olan nefretimi ne geçirir?

Onun da, aynı senin gibi, zavallı, aciz ve bu hayatı yaşamaya mahkûm bir dünya canlısı olduğu gerçeğini kabullenmen nefretini geçirir.
Mart 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıta alt yorum yaptı

Şimdi kontrol etmekteler. : )
Eskiden cia gizli deneylerle insan beynini çözmeye çalışıyorlardı amaç insanı kendi istedikleri gibi kontrol etmekti. Şimdi neler yapıyorlar bilmiyorum.
Şubat 2015

Ahmet Caner Sönmez bir yanıt verdi.

İngilizce öğrenmenin temelinde ezberlemenin yeri nedir?

İlk önce ezberin tam anlamıyla ne olduğunu irdelemeli.
Ezber aslında tu kaka ilân edilmesini şu açıdan istemediğim bir şey. Çünkü iki çeşit olduğunu düşünüyorum. İlki "iyi yönlü ezber", ikincisi "kötü yönlü ezber".
Soruda ilkinin kastedilmediğini biliyorum ancak konuyu açmak istedim yalnızca.
İlk durum olan "iyi yönlü ezber" hakkında bir şeyler açıklayayım:
"Her öğrenci, ustasını taklit eder. " felsefesi malûmunuz. Bu yüzden ustaların taklit edilmesi "öğrenmeye azmetmek" için gerekli. Yani aslında doğanın kendisinde zaten kendinden öncekini "ezberlemek" diye bir şey var. İyi bir İngilizce hocasından, iyi bir müzisyenden ya da matematikçiden kullandığı söylemler, notalar şeklinde etkilenirsiniz. Her öğrenci etkilenir. Doğal olarak o "yöntemler" taklit edilir ve ilk başta ezberlenir. Her ustanın (öğretmen de desek olur) öğretiş biçimi de farklıdır bu arada elbette.
Önemli olan, öğrencinin ilk izlenim olarak hafızasına aldığı, yani ezberlediği bu tarzlardır. Öğrencinin daha sonra kendi başına tercih ettiği çalışma/tekrar etme yöntemleri ise bence tamamiyle eğitim sisteminin bir sorunudur. Yani yukarda bahsettiğim ikinci tür ezbere zemin hazırlar ya da hazırlamaz. Eğitim sistemleri, hangi branşta olursa olsun, öğrenciyi kendi kendisiyle başbaşa bıraktığında satır satır ezbere yönlendirmemeli, yaratıcı ve sevdirici çalışmalara yönlendirmelidir. Eğitimin esası budur.
Ancak bizim ülkemizde ve eğitimde bilimi kıstas edinmemiş diğer memleketlerde de olduğu gibi öğrenciler çoğunlukla sıkılmakta, ders yoğunluğu, öğreticinin kafa yapısı ve materyal eksikliğinden şikâyet etmekteler.

İngilizce

Ezber şöyle bir şey. Her öğretmen de birer öğrenci olduğu için, en başta eğitici-öğretici ezberle değil severek yapacak işini. Böylelikle öğrencisine vereceği ilk izlenim, yani tarzı "yaptığı işi, ustası olduğu dersi sevmesi"dir. Bunu yapan öğretici başta kendisi de öğrencilerle "öğrenmeye dayalı" bir diyalog kurar. Yani ezber anlatımdan olabildiğince uzaklaşır. Tabi ki örgün eğitimde belli bir ders işleme yolu-konu sırası izlenecektir ancak bu yola ve konu sırasına sadık kalmak ezbere yol açmamalı. Einstein'ın dediği gibi, "eğer bir şeyi yeterince sade ve açık anlatamıyorsanız siz de iyi anlamamışsınız demektir. "

Konuyu bağlıyorum, her eğitimin başında "iyi yönlü ezber" yani eğitici-öğreticiden etkilenmek, onun tarzını kopyalamak diye bir gerçek vardır. Bunun için kendisine "öğretmen, eğitmen, üniversite hocası" diyenler ilk önce kendilerini tartmalı, öğrencilere aktaracakları bilgiyi severek önce kendilerine anlatmalılar.
Kötü yönlü ezbere yol açan her türlü eğitim sistemi hatası da ezberci öğrenci yaratacaktır.
İngilizce örneğinde de elbette bazı ezberler vardır. Telâffuz gibi, bazı fiil öbekleri gibi.
Müzikte bir nota sırasını veya bir ritmi ezberlemeye (içselleştirmeye) benzer bana göre. İşte bundan gerisi ayrıntıdır ve severek çalışmaya dayalıdır. Kimi öğrenci yeteneklidir daha bir sever, kimisi yeteneksizdir istese de sevemez.İşte burada eğitim sistemine düşüyor görev. Sevmeyen, sevemeyen öğrenciye de asgari düzeyde br şeyler öğretebilmek.
Kendimden örnek verecek olursam, İngilizceme güvenmeme ve İngilizceyi severek çalışmama rağmen, şimdi sözlüğe rastgele yazdığım, daha önce (sanırım) rastlamadığım "put over" fiil öbeğinin (phrasal verb) "kandırmak", "demir atmak", yutturmak", "ötelemek" anlamlarına geldiğini öğrendim.
Burada kolay kolay bir mantık yürütemezsiniz, "put" ile "over" nasıl yanyana gelmiş de "kandırmak" anlamı çıkarmış ortaya diye. Eğer yürütmeye kalkarsanız iş uzar gider. İşte aksilik biraz da burada.
"İngilizce'nin önemli bir zorluğu keyfiyetinin yüksek oluşu. " demişti saygıdeğer bir hocam.
Bu keyfiyet, biraz dilin hâkimiyeti ile de alâkalı ve yeni kelimeler türetmekte yaratıcılık da sağlayabiliyor. Bir bakıma iyi bir şey. Ancak anadili olmayanlar için bu durum işi zorlaştırıyor. Önce az biraz ezberlemek var, tamam kabul. Amam asıl ve en önemli iş: Okuya okuya, yaza yaza, dinleye dinleye, konuşa konuşa, uygulaya uygulaya geliştirmek,çalışmak, çalışmak, çalışmak...
Yaratıcılığın, gerçek öğrenimin körükleyicisi, her öğrenim konusu için budur.
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

İnternet Teknolojileri

1209 Kişi   170 Soru

Dinler

1052 Kişi   327 Soru

Kitaplar

2911 Kişi   267 Soru

Teknoloji

1850 Kişi   576 Soru

Edebiyat

927 Kişi   204 Soru

Sağlık

1065 Kişi   1183 Soru

Kadın Erkek İlişkileri

2086 Kişi   586 Soru

Hastalıklar

385 Kişi   275 Soru

Resim

254 Kişi   51 Soru

Güzel Sözler

123 Kişi   14 Soru

Gıda

141 Kişi   154 Soru

Uyku

275 Kişi   109 Soru

Ölüm

523 Kişi   124 Soru

Kimya

149 Kişi   107 Soru

Sağlıklı Yaşam

295 Kişi   176 Soru

Kitap Önerileri

647 Kişi   78 Soru

Tarih

115 Kişi   148 Soru

Madde

36 Kişi   23 Soru

Afrika

28 Kişi   23 Soru

Fizik

277 Kişi   261 Soru

Genetik

161 Kişi   64 Soru

Türk Tarihi

40 Kişi   12 Soru

Erkek Davranışları

75 Kişi   23 Soru

Biyolog

30 Kişi   12 Soru

Doğum (Hamilelik)

31 Kişi   120 Soru

Sosyal Bilimler

18 Kişi   10 Soru

Kadın Sağlığı

19 Kişi   50 Soru

Genetik Mühendisliği

20 Kişi   13 Soru

Türk Dili Ve Edebiyatı

39 Kişi   35 Soru

Bitki Yetiştiriciliği

16 Kişi   26 Soru