Bilmek istediğin her şeye ulaş

Can Evin, 

Astronot

Astronot Can Evin inploid.com'da 0 soru sordu, 6 soru yanıtladı ve 4 takipçisi var.

Şubat 2016

Can EvinNurtaç Evin kişisini takip etmeye başladı

Nurtaç Evin, İç Mimar, @nurtacevin1

Aralık 2015

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

NASA Telescopes Detect Jupiter-Like Storm on Small Star

This illustration shows a cool star, called W1906+40, marked by a raging storm near one of its poles. The storm is thought to be similar to the Great Red Spot on Jupiter. Scientists discovered it using NASA's Kepler and Spitzer space telescopes.

Credits: NASA/JPL-Caltech

Full image and caption

Astronomers have discovered what appears to be a tiny star with a giant, cloudy storm, using data from NASA's Spitzer and Kepler space telescopes. The dark storm is akin to Jupiter's Great Red Spot: a persistent, raging storm larger than Earth.

"The star is the size of Jupiter, and its storm is the size of Jupiter's Great Red Spot, " said John Gizis of the University of Delaware, Newark. "We know this newfound storm has lasted at least two years, and probably longer. " Gizis is the lead author of a new study appearing in The Astrophysical Journal.

While planets have been known to have cloudy storms, this is the best evidence yet for a star that has one. The star, referred to as W1906+40, belongs to a thermally cool class of objects called L-dwarfs. Some L-dwarfs are considered stars because they fuse atoms and generate light, as our sun does, while others, called brown dwarfs, are known as "failed stars" for their lack of atomic fusion.

The L-dwarf in the study, W1906+40, is thought to be a star based on estimates of its age (the older the L-dwarf, the more likely it is a star). Its temperature is about 3,500 degrees Fahrenheit (2,200 Kelvin). That may sound scorching hot, but as far as stars go, it is relatively cool. Cool enough, in fact, for clouds to form in its atmosphere.

"The L-dwarf's clouds are made of tiny minerals, " said Gizis.

Spitzer has observed other cloudy brown dwarfs before, finding evidence for short-lived storms lasting hours and perhaps days.

In the new study, the astronomers were able to study changes in the atmosphere of W1906+40 for two years. The L-dwarf had initially been discovered by NASA's Wide-field Infrared Survey Explorer in 2011. Later, Gizis and his team realized that this object happened to be located in the same area of the sky where NASA's Kepler mission had been staring at stars for years to hunt for planets.

Kepler identifies planets by looking for dips in starlight as planets pass in front of their stars. In this case, astronomers knew observed dips in starlight weren't coming from planets, but they thought they might be looking at a star spot -- which, like our sun's "sunspots, " are a result of concentrated magnetic fields. Star spots would also cause dips in starlight as they rotate around the star.

Follow-up observations with Spitzer, which detects infrared light, revealed that the dark patch was not a magnetic star spot but a colossal, cloudy storm with a diameter that could hold three Earths. The storm rotates around the star about every 9 hours. Spitzer's infrared measurements at two infrared wavelengths probed different layers of the atmosphere and, together with the Kepler visible-light data, helped reveal the presence of the storm.

While this storm looks different when viewed at various wavelengths, astronomers say that if we could somehow travel there in a starship, it would look like a dark mark near the polar top of the star.

The researchers plan to look for other stormy stars and brown dwarfs using Spitzer and Kepler in the future.

"We don't know if this kind of star storm is unique or common, and we don't why it persists for so long, " said Gizis.

Other authors of the study are: Adam Burgasser--University of California, San Diego; Kelle Cruz, Sara Camnasio and Munazza Alam--Hunter College, New York City, New York; Stanimir Metchev--University of Western Ontario, Canada; Edo Berger and Peter Williams--Harvard-Smithsonian Center for Astrophysics, Cambridge, Massachusetts; Kyle Dettman--University of Delaware, Newark; and Joseph Filippazzo--College of Staten Island, New York.

NASA's Ames Research Center in Moffett Field, California, manages the Kepler and K2 missions for NASA’s Science Mission Directorate. JPL managed Kepler mission development. Ball Aerospace & Technologies Corp. Operates the flight system with support from the Laboratory for Atmospheric and Space Physics at the University of Colorado in Boulder.

JPL manages the Spitzer Space Telescope mission for NASA. Science operations are conducted at the Spitzer Science Center at the California Institute of Technology in Pasadena. Spacecraft operations are based at Lockheed Martin Space Systems Company, Littleton, Colorado. Data are archived at the Infrared Science Archive housed at the Infrared Processing and Analysis Center at Caltech.
Mayıs 2015

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Astronomi

Astronomi (gök bilimi ya da gökbilim), kökenleri, evrimleri, fiziksel ve kimyasalözellikleri ile gök cisimlerini açıklamaya çalışmak üzere gözleyen bilim dalıdır. Astronominin sınırlı ve özel bir alanı olan gök mekaniği ile karıştırılmaması gerekir. Astronomi daha açık bir deyişle, yörüngesel cisimleri ve Dünya atmosferinin dışında gerçekleşen, yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızlar, kutup ışıkları, galaksiler (gökadalar) ve Kozmik mikrodalga arkaplan ışıması gibi gözlemlenebilir tüm olay ve olguları inceleyen bilim dalıdır. Evrende bulunan her çeşit maddenin dağılımını, hareketini, kimyasal bileşimini, evrimini, fiziksel özelliklerini ve birbirleriyle etkileşimlerini inceler.

Astronomi terimi eski Yunanca'daki astron ve nomos (άστρον et νόμος) sözcüklerinden türetilmiş olup, «yıldızların yasası» anlamına gelir. Asteroitlerin ve kuyruklu yıldızların keşfindeki katkıları göz önüne alınırsa, astronomi amatörlerin de halen etkin bir rol oynayabildikleri nadir bilim dallarından biridir.

Gök bilimi yeryüzündeki en eski bilimlerden biri olarak kabul edilir. Arkeolojik bulgular en eski çağlarda bile insanların gök biliminin konuları hakkında bilgileri olduğunu ortaya koymaktadır. Neolitik çağda insanlar ekinoksların periyodik karakterini, mevsimlerle ilişkisini ve bazı takımyıldızları bilmekteydiler. Modern gök bilimi gelişimini, özellikle antik çağdaki ve onları izleyen matematikçilere ve Ortaçağ’ın sonunda keşfedilmiş gözlem aletlerine borçludur. Başlangıçta ayrılmaz bir ikili sayılan ve paralel olarak ilerleyen astroloji ve gök bilimi zamanla yollarını birbirlerinden ayırmak zorunda kalmışlardır.

Bir sanatçının yorumu ile Güneş Sistemi'nin doğuşu.

İçindekiler

Antik Çağ'da astronomiOrta Çağ'da astronomiRönesans'ta astronomiGünümüzde astronomiAstronominin dalları, alanları, konularıKonuya göre astronomiGözleme göre astronomiİlgili konularAyrıca bakınızDış bağlantılar

Antik Çağ'da astronomiDüzenle

Tarantula nebulası

Antik Çağ'da gök biliminin gelişimindeki önemli hususlar olarak şunlar söylenebilir :

Astronomi önceleri yalnızca, çıplak gözle görülen gök cisimlerinin gözlemi ve hareketleri hakkındaki öngörülerden oluşuyordu. Eski zamanlarda gözlemler çıplak gözle yapılıyorsa da o zamanlar günümüzdeki gibi sanayi ve ışık kirliğinin bulunmayışı insanlara büyük bir avantaj sağlıyordu. Bu yüzden antik çağda yapılan gözlemlerin günümüzde yapılması neredeyse olanaksız derecesinde zordur.Eski insanların dairesel tarzda dikmiş oldukları 6.500 yıllık megalitlerin (Nabta Playa, Stonehenge) astronomik gözlem amacıyla kullanıldıkları sanılmaktadır.Eski çağlarda astronomide ilerlemiş uygarlıklardan bazıları, Çin, Hint, Sümer, Kalde, Mısır, Toltek, Zapotek ve Maya uygarlıklarıdır. Rig-Veda'da Güneş'in hareketine bağlanan 27 takımyıldızdan ve 13 bölümlü zodyaktan söz edilir.Mayalar ise teleskopları olmadıkları halde Venüs’ün evrelerini ve tutulmalarını tam olarak saptayabilmişlerdi.Antik Yunanlar'ın gök bilimine yaptıkları en önemli katkı, yıldızları kadir derecelerine göre sınıflandırmaya çalışmış olmalarıdır.

Orta Çağ'da astronomiDüzenle

Kartal nebulasından ilginç bir görüntü

Apollo Teleskobu

Ortaçağ’da astronomi bilgilerinin İslam bilginlerince geliştirildiği ve bu bilgilerin sonradan Batı'ya aktarıldığı görülür[kaynak belirtilmeli]. Astronomiyi geliştiren bu İslam bilginlerinden başlıcaları şöyle sıralanır:

Fergani (805–880), Gök cisimlerinin hareketleri üzerine yazılar yazdı, ekliptiğin eğikliğini hesaplamasını sağladığı gözlemlerde bulundu.Kindi (801–873), filozof ve ansiklopedici bilgin, astronomi üzerine 16 eser yazdı. El-Dinaveri (820-895) İranlı Kürt asıllı botanikçi, matematikçi, tarihçi ve astronomBattani (855–923), astronom ve matematikçiHasib El-Mısri (850–930), Mısırlı matematikçiHarezmi (780-850) : Türkistanlı matematikçi. Ebubekir Er-Razi (864–930), İranlı bilginFarabi (872–950) büyük filozof ve bilgin.Khujandi 10. Yüzyılın sonunda Tahran yakınında bir gözlemevi inşa etti. Ömer Hayyam (1048–1131), cetveller hazırladı, takvimi geliştirdi. İbn-i El-Haytham (965–1039), matematikçi ve fizikçi. Biruni, (973–1048), matematikçi, astronom ve ansiklopedici. Tusi (1201–1274), filozof, matematikçi, astronom ve ilahiyatçı; trigonometrinin kurucularından biri olarak kabul edilir. Gıyaseddin Cemşid (1380–1429), (Özbekistan) Uluğ Bey (1393 - 1449) Timur İmparatorluğu'nun 4. Hükümdarı. Matematikçi ve astronom.Ali Kuşçu (1403 - 1474) Türk astronom, matematikçi ve dilbilimci

Gök bilimin gelişmesinde devlet adamlarının yapmış olduğu kişisel girişimler de önemli bir yer tutmaktadır. Selçuklulardöneminde yaşamış olan Kırşehir emiri Caca Bey burada kendi adıyla kurmuş olduğu medresede gök bilimin gelişmesine imkân sağlayacak ortamı oluşturmuştur.

Rönesans'ta astronomiDüzenle

[kaynak belirtilmeli]

Kopernik Güneş merkezli güneş sistemi modelini fikir olarak ortaya attı. Kopernik'in fikri Galileo ve Kepler tarafından savunuldu, geliştirildi ve düzeltildi.Kepler Güneş’in çevresindeki gezegenlerin hareketini belirleyen bir yasalar sistemi olduğunu düşünen ilk kişi oldu. Çekimi hareket yasalarıyla tanımlayan Newton oldu. Böylece gezegenlerin hareketine makul bir açıklama getiren ilk kişi de o oldu. Aynı zamanda yansıtıcı teleskobu icat etti.

Günümüzde astronomiDüzenle

Astronomi 19. Ve özellikle 20. Yüzyılda baş döndürücü bir hızla ilerlemiştir. Yakın zamanlardaki keşif ve gelişmelerle ilgili olarak şunlar söylenebilir:

Teleskopların geliştirilmiş olmasının yanı sıra, diğer bilim dallarındaki ilerlemelerin de gök bilimine yardımcı olmaları sayesinde, evrenin gizleri bir bir açığa çıkmaktadır.Astronomideki en önemli gelişmelerden biri, tayf ölçümü de denilen spektroskopinin (maddelerin ışıkla olan etkileşimlerini anlamaya çalışma, maddelerin soğurduğu ve yaydığı ışığı, yani elektromanyetik dalgaları saptayarak maddenin yapısı hakkında sonuçlara varma tekniği) yani yıldız ışığının elektromanyetik spektral analizine başlanmış olmasıdır. Diğer yıldızların ışıklarının analizi, bu yıldızların ışığının temelde Güneş’in ışığından farksız olduğunu, fakat yıldızlar arasında sıcaklık, kütle ve boyut bakımından son derece büyük farklılıklar bulunduğunu göstermiştir.

Evrenin genişlemesi, galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.

20. Yüzyılın başında diğer galaksilerden ayrı bir birim olarak galaksimizin varlığı kanıtlanabilmiştir.Ardından Hubble yasası ile evrenin bir genişleme içinde olduğu saptanmıştır; galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır. Kozmolojik termik ışıma (fosil ışıması) ve kimyasal elementler ve izotoplarının maddeden ayrılmasını açıklayan farklı nükleosentez teorileriyle büyük ölçüde astronomi ve fiziğe dayalı olan Büyük Patlama kuramı yoluyla kozmoloji özellikle 20. Yüzyılda büyük gelişmeler göstermiştir. 20. Yüzyılın bu alandaki son gelişmeleri olarak, radyoteleskopların, radyoastronominin, modern bildirişim araçlarının ortaya çıkması sayılabilir. Bunlar sayesinde, elektromanyetik dalgalarla uzayı aşan parçacıkların spektroskopik analizi yapılabilmiş ve böylece uzak gök cisimleri üzerinde yeni deney türleri olanaklı hale gelmiştir.

Astronominin dalları, alanları, konularıDüzenle

Antikçağdaki başlangıç döneminde gök bilimi yalnızca astrometriden, yani yıldız ve gezegenlerin gökyüzündeki konumlarının ölçümünden ibaretti. Daha sonra Kepler ve Newton’un çalışmaları gök cisimlerinin kütle çekimi etkisi altındaki hareketlerinin matematik yoluyla öngörülmesini sağlayan gök mekaniğini doğurdu. Bu iki alandaki (astrometri ve gök mekaniği) çalışmaların çoğu, önceleri, elle yapılan işlemlerden oluşuyordu. Günümüzde ise bu çalışmalar bilgisayarlar ve fotoğraf aygıtları ile yapılabilmektedir ki; bu da gök cisimlerinin konum ve hareketlerinin çok büyük bir hızla saptanabilmesini sağlamaktadır. Bu yüzden modern astronomi daha ziyade gök cisimlerinin fiziksel doğasını gözlemlemeye ve anlamaya yönelmiştir.

20. Yüzyıldan itibaren profesyonel gök bilimi iki alana ayrılma eğilimi göstermiştir : gözlemsel astronomi ve teorik astrofizik. Gök bilimcilerin çoğunun her iki alanda da çalışıyor olmasıyla birlikte, profesyonel astronomlar giderek bu iki alandan birinde uzmanlaşma eğilimi göstermektedirler. Gözlem gök bilimi esas olarak verilerin elde edilmesiyle ilgilenir. Teorik astrofizik ise esas olarak gözlemlenen fenomenleri anlamaya ve öngörülerde bulunmaya çalışır. Teorik astrofizik gözlem astronomisine bir tamamlayıcı etken olarak astronomik oluşumları açıklamaya çalışır da denilebilir.

Gök biliminin bir dalı olan astrofizik, yıldızların gözlemiyle sınıflandırılan fiziksel fenomenleri tanımlar, belirler. Günümüzde gök bilimcilerin hepsi de belirli bir astrofizik bilgisine sahiptirler ve gözlemleri de hemen hemen her zaman, yine astrofizik bağlamında incelenir. Bununla birlikte, kendilerini yalnızca astrofiziği incelemeye vermiş araştırmacılar da yok değildir. Astrofizikçilerin çalışması astronomik gözlem verilerini analiz etmek ve onları fiziksel olgulara indirgemektir.

Astrofiziğin bir dalı olan kozmoloji, evreni fiziksel bir sistem olarak inceler; yani evrenin doğuşu ve büyümesi, evrimi, gökcisimlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri ve konumlarının hesaplanması ile ilişkilidir. Astronomi gözlemleri salt astronomi ile ilişkili değildir; aynı zamanda genel görelilik kuramı gibi fizikte çok önemli yeri olan kuramların sınanması için de gözlemsel veri sağlar.

Kullanılan inceleme yöntemi, amaç ve konuya göre birbiriyle iç içe olan, genel gök bilimi, astrofizik ve uzay bilimleri gibi birçok dala ayrılır. Gök biliminde inceleme alanları aynı zamanda şu iki kategoride ele alınır:

Konuya göre astronomi. Genellikle uzayın bölgelerine göre (örneğin galaktik gök bilimi) ve ilgili meselenin tiplerine göre dallara ayrılır (yıldızların oluşumu, kozmoloji).Gözlem tarzına göre astronomi. Saptanan partiküllerin tipine (ışık, nötrino) veya dalga genişliğine (radyo dalgaları, gözle görünen ışık, kızılötesi ışınlar) göre dallara ayrılır. Konuya göre astronomiDüzenleGözlemsel AstronomiGüneş SistemiYıldızlar

TakımyıldızlarAkanyıldızlarAstrometriGök mekaniğiNükleosentez

GüneşGezegenlerAsteroitlerMeteorMeteoritlerKuyrukluyıldızlarGezegenlerarası ortam

Yıldızların DoğuşuTemel AyrımDevlik AşamasıÇift YıldızDeğişken Yıldızlar

Yıldızların Evriminin son aşamaları :

Beyaz CüceNötron YıldızlarıPulsarlarTuhaf YıldızlarKara DeliklerGalaktik Gök BilimiGalaksi-Dışı Gök BilimiDiğer İlgili Alanlar

Samanyolu GalaksisiGalaktik DüzlemGüneş Sistemi dışı gezegenlerYıldızlararası OrtamGalaksiler, Galaksi Grupları ve Galaksi KümeleriKuasarlarIkiz Kuasar (Q0957+561) Kara DeliklerKozmolojiEvrenÇekim DalgalarıGalaksilerarası Ortam

AstrobiyolojiAstrokimyaAstrososyobiyolojiAstrososyolojiArkeoastronomiEgzobiyoloji

Gözleme göre astronomiDüzenle

Tayfta soldan sağa doğru sırasıyla, γ ışınları, x ışınları , morötesi ışınlar , insanın gözüyle gördüğü ışık, mikro dalgalar, radyo dalgaları bulunur.
Mayıs 2015

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Astronot un Kitapları

6.DOLAP



* 2009 Dünya Astronomi Yılı'nda Türkiye'deki Astronomi Faaliyetlerinin Değerlendirilmesi Sempozyumu (İstanbul Üniversitesi)

* A Treatise on Algebraic Plane Curves (J.L.Coolidge)

* ABC's of Quantum Mechanics (V. Rydnik)

* Albert Einstein Philosopher - Scientist Vol.I (P.A.Schilpp)

* Albert Einstein Philosopher - Scientist Vol.II (P.A.Schilpp)

* An Enquiry Concerning the Principles of Natural Knowledge (A. N. Whitehead)

* Appunti di Astrofisica L'Evoluzione Stellare (B. Cester)

* Atomic Physics and Human Knowledge (N.Bohr)

* Atti della XII Riunione della Societa Astronomica Italiana (Degli Univ.)

* Bilim Tarihi Klavuzu - Buluşlar ve Yapıtlar (M. D. Gökdoğan vd)

* Bilim Tarihine Giriş (S. Tekeli vd)

* Cours de Mecanique (Lib.Generale)

* Ekliptik Halde Şartlı Üç Cisim Problemi ve Trojan Yörüngelerinin Nümerik Tayini (Z. Tüfekçioğlu)

* Elementary Mathematical Astronomy (C.W.C.Barlow, G.H.Bryan)

* Elements of Astronomy and Physical Geography (D. A. Hall)

* Elements of Wave Mechanics (N.F.Mott)

* Experiment and Theory in Physics (M.Born)

* Eta Aquarids Meteor Stream in 1986 (L. Kohoutek, H. Pedersen)

* Fizik (U. Haber-Schaim vd)

* Geometry of Four Dimensions (H.P.Manning)

* Gök Mekaniği (O.M.Sermutlu)

* Gök Mekaniğine Giriş (Z. Tüfekçioğlu)

* Gök Bilim Terimlerinde Dil Birliği Sempozyumu (Ege Üniversitesi Fen Fakültesi)

* Gökbilim Dersleri Cilt II - Gök Mekaniği (A. Kızılırmak)

* Güneş Fiziği ve Güneş-Ay Tutulmaları (N.Doğan)

* Güneş Sisteminin Temel Fiziği (W. M. Blanco, S.W.McCuskey - Çev: Z. Tüfekçioğlu)

* Halley Kuyrukluyıldızı Geliyor (N.Doğan)

* Handbook of Astronomy (E. Dunkin)

* İlkçağlardan Günümüze Astronomi Tarihi (Y. Unat)

* International Bibliography of Astronomy Serials (H. Bikun)

* Interpretation of Complex EPR Spectra (G. M. Zhidomirov vd)

* Karmaşık Sayılar (O.M.Sermutlu)

* Kürevi Astronomi (W.M.Smart, N. T. Gökdoğan)

* Let's embrace space (European Commission Enterprise and Industry)

* Lise Matematik I (M. Gürdal, F. Aydan, E.Metin)

* Logaritma ve Sayı Çizelgeleri (A. Kızılırmak)

* Logic Machines & Diagrams (M.Gardner)

* L'orologio Astronomico Dall'immagine (P. Legin)

* Matematik III - Türev ve İntegral Hesabına Giriş (M. E. B.)

* Mir'at'ül-'Alem (Evrenin Aynası) (Seyyid Ali Paşa - Haz: Y.Unat)

* Modern Fiziğe Giriş (E. Gündüz)

* Non-Euclidean Geometry (R.Banda)

* On BH's and GW's II (A. Loinger)

* On Understanding Physics (W. H. Watson)

* Ortaöğretim 2009 ÖBBS Raporu

* Physics and Microphysics (L.de Broglie)

* Practical Ephemeris Calculations (O.Montenbruck)

* Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu (Fizik Dergisi Özel Sayısı)

* Radyo ve Televizyon Yasal Düzenlemeler (A.Aziz)

* Relativity - The Special & The General Theory (A. Einstein)

* Reminiscences in the Life of Paris Pişmiş: A Woman Astronomer (Mexico Univ.)

* Science Problems Book 2 (W.L.Beauchamp, J.C.Mayfield, J. Y. West)

* Space & Time (E.Borel)

* Space, Time and Gravitation (A. Eddington)

* Summer Institute in Galactic Structure at Ankara University (E.A.Kreiken, Z. Tüfekçioğlu)

* Teamwork in Research (G. P. Bush, L. H. Hattery)

* Teorik Fizik Dersleri Cild 5 Isı Teorisi (A. Y. Özemre)

* The Atom and its Nucleus (G.Gamow)

* The Common Sense of the Exact Sciences (W.K.Clifford)

* The Creation of the Universe (G.Gamow)

* The Earth and Universe (Selanik Üniv.)

* The History of the Calculus and its Conceptual Development (C.B.Boyer)

* The Logic of Modern Physics (P.W.Bridgman)

* The Nature of Physical Reality (H.Morgenau)

* The Nature of Physical Theory (P.W.Bridgman)

* The Principle of Relativity (H. A. Lorentz, A. Einstein, H. Minkowski, H. Weyl)

* The Principles of Mechanics (H. Hertz)

* The Story of the Heavens (R.Ball)

* The Study of the History of Mathematics & The Study of the History of Science (G.Sarton)

* Theoretical Mechanics (M.Movnin, A. Izrayelit)

* Things to Come - Collected Articles (Mir Publishers)

* Treatise on Practical Mathematics (Chambers's Education Course)

* Uzaktan Algılama Kantitatif Yaklaşım (P. H. Swain, S. M. Davis; Çev: D.Maktav, F.Sunar)

* Yanlış Telakkilere Karşı Doğruları (N. R. Akça)

* Yer Basıklığının Sun'i Peyk Hareketine Tesiri (Brouwer Teorisi) (Z. Tüfekçioğlu)

* Yıldız Astrofiziğine Giriş - Cilt 3: Yıldız Yapısı ve Gelişimi (E. Böhm-Vitense Çev: C. İbanoğlu)

* Yıldızların Evrimi (S. Karaali)

* Yıldızların İç Yapısı (S. Karaali)



9.DOLAP



* Astrofizikte Manyetik ve Hidrodinamik Süreçler I. Çalıştayı (Editor: Ebru Devlen)

* Future Science with Metre-class Telescopes 2013 (Ed. Srdan Samurovic, Branislav Vukotic, Miroslav Micic)

* National Conference of Astronomers of Serbia 2012 (Ed. Slobodan Jankov, Nadezda Pejovic, Rade Pavlovic)

* Astrophysics of Neutron Stars 2010 (Ed. Ersin Göğüş, Tomaso Belloni, Ünal Ertan)

* Cataclysmic Variables and Low-Mass X-Ray Binaries (D.Q.Lamb, J.Patterson)

* Cataclysmic Variables and Related Objects (NASA)

* Dynamics of Hot Stellar System (C. Binney)

* Evolution of Peculiar Red Giant Stars (H.R.Johnson, B.Zuckerman)

* Exploring the Universe with the IUE Satellite (Y. Kondo)

* Fauth Mond Atlas (Olbers-Gesellschaft Bremen)

* FGK Stars and T Tauri Stars (NASA)

* Güneş ve Güneş Benzeri Yıldızlar Sempozyumu 11 Haziran 2010

* Handbook of Space Astronomy and Astrophysics (M.V.Zambeck)

* High Speed Astronomical Photometry (B. Warner)

* Instrumentation and Research Programmes for Small Telescopes (Ed. J.B. Hearnshaw, P.L. Cottrel)

* Introduction to Stellar Astrophysics - Volume 1: Basic Stellar Observations and Data (E. Böhm-Vitense)

* Lectures on Spectral-Line Analysis: F, G and K Stars (D.F.Gray)

* O Stars and Wolf-Rayet Stars (NASA)

* Photometric Atlas of the Solar Spectrum (Sterrenwacht, Sonnenborgh, Utrecht)

* Photometric Atlas of the Solar Spectrum from 3000 to 10000 (L.Delbouille, L.Neven, G.Roland)

* Photometric Atlas of the Solar Spectrum from 7498 to 12016 (L.Delbouille, G.Roland)

* Physics of Ap Stars (W. W. Weiss, H.Jenkner, H. J. Wood)

* Physics of the Sun - Volume I: The Solar Interior (P.A.Sturrack et al.)

* Physics of the Sun - Volume II: The Solar Atmosphere (P.A.Sturrack et al.)

* Physics of the Sun - Volume III: Astrophysics and Solar-Terrestrial Relations (P.A.Sturrack et al.)

* Plazma Astrofiziği (E.R.Pekünlü)

* Plazma Fiziği (S.E.Seshadri, Çev: E.R.Pekünlü)

* Proceedings Nautical Almanac Office Sesquicentennial Symposium - U.S. Naval Obs 3-4 Mart 1999 (Ed: A.D.Fiala, S. J. Dick)

* Spectroscopy of Astrophysical Plasmas (Ed. A.Dalgarno, D. Layzer)

* Tables of the Characteristic Functions of the Eclipse and Related Delta-Functions for Solution of Light Curves of Eclipsing Binary Systems (M.Kitamura)

* The Science Case for the European Extremely Large Telescope: The Next Step in Mankind's Quest for the Universe

* The Solar Spectrum from 2.8 to 23.7 Microns - Part I. Photometric Atlas (M. Migeotte, L.Neven, J. Swensson)

* The Solar Spectrum 2935 A to 8770 A (C.E.Moore, M. G. J. Minnaert, J. Houtgast)

* The Structure and Evolution of Neutron Stars (Conference Proceedings)

* The Structure and Kinematics of Halos in Disk Galaxies (Peter Kamphuis)

* The Universe (J. Kleczek)

* The Vanishing Universe (D.McNally)

* Search and Investigation of Variability in Central Stars of Planetary Nebulae (Kohoutek)



10.DOLAP



* Acquisition, Processing and Archiving of Astronomical Images (Ed. G.Lango, G.Sedmak)

* Coordination of Observational Projects in Astronomy (Ed. C.Jaschek, C.Sterken)

* Data Analysis in Astronomy (Ed. V.de Gesu vd)

* Electronic Mail Guide 1 Jan 1990 (C.Benn)

* Fudamentals of Database Systems (R. Elmasri, S.B.Navathe)

* İnternet - İş Dünyası için İntranet ve İnternet Merkezli Bilgi İşlem (Digital Equipment Corp.)

* Microsoft Basic İnterpreter for Apple Macintosh

* Object-Oriented Analysis (P.Coad, E.Yourdan)

* Object-Oriented Databases (J.G.Hughes)

* Object-Oriented Design (P.Coad, E.Yourdan)

* Oracle v2.0 (Oracle Corp.)

* Oracle v5.1 (Oracle Corp.)

* Along Ancient Trade Routes

* Object-Oriented Analysis (P.Coad, E.Yourdan)

* Object-Oriented Databases (J.G.Hughes)

* Object-Oriented Design (P.Coad, E.Yourdan)

* Oracle v2.0 (Oracle Corp.)

* Oracle v5.1 (Oracle Corp.)

* Along Ancient Trade Routes



Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü, 06100, Tandoğan - ANKARA
Mayıs 2015

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Pr. Dr. Okyay Kabakçıoğlu

Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nün kökeni, Ankara Fen Fakültesi bünyesinde 1944 yılında kurulan "Astronomi Enstitüsü"ne dayanmaktadır. O tarihlerde henüz Ankara Üniversitesi kurulmamıştı. Matematik bölümü öğrencilerine astronomi alanında yandal eğitimi verme amacıyla açılan bu enstitü eğitim-öğretim faaliyetlerine Gazi Eğitim Enstitüsü ana binasında, Prof. Dr. Okyay Kabakçıoğlu yönetiminde başlamış ve 1950-51 öğretim yılında yapımı tamamlanan bugünkü Fen Fakültesi binalarına taşınmıştır. Prof. Dr. Okyay Kabakçıoğlu'nun ayrılması ile bir süre gerileyen ve kapanma durumuna kadar gelen Astronomi Enstitüsü, 1954 yılında UNESCO kanalıyla iş başvurusu yapan Hollandalı gökbilimci Prof. Dr. Egbert A. Kreiken'in başına getirilmesiyle tekrar yükselişe geçmiştir. Prof. Dr. Kreiken, 1964 yılındaki beklenmedik vefatına kadar, bu kurumun çağdaş bir eğitim ve araştırma merkezi haline getirilmesi için kendisini adamış, olası tüm imkanları zorlayarak zamanının modern gözlem araçlarıyla donatılmış bir astronomi rasathanesine dönüşmesini sağlamıştır. 1964 yılında çıkarılan bir yönetmelikle rasathane, kendi kadroları ve bütçesiyle "Astronomi Enstitüsü" adını koruyarak Ankara Üniversitesi’nin bağımsız bir araştırma enstitüsü haline gelirken, Fen Fakültesi’nde eğitim-öğretime devam eden parçası öncelikle "Astronomi Kürsüsü", 1974'de ise "Astronomi Bölümü" adını alarak idari yapısını değiştirmiştir. Kürsünün ve sonrasında bölümün elemanları aynı zamanda enstitünün de doğal elemanı durumundaydılar. 1976 yılında çıkarılan bir başka yönetmelikle o zamana kadar yandal olarak eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerini sürdüren bölüm, 4 yıllık örgün öğretim yapan bölümlerin arasına katılmıştır. 1982 tarihli YÖK yasası ile bölümün adı Astronomi ve Uzay Bilimleri olarak değiştirilirken bağımsız araştırma enstitüsü statüsündeki rasathanenin yönetmeliği ve adı iptal edilmiştir. Bu uygulama sonucu idari açıdan belirsiz bir sürece giren Rasathane uzunca bir süre inişli-çıkışlı bir grafik sergilemiştir. 1994 yılında Ankara Üniversitesi bünyesinde Rektörlüğe bağlı bir araştırma ve uygulama merkezi haline getirilen rasathane tekrar benliğine kavuşmuş ve bu idari yapısını günümüzde de korumaktadır. 2003 yılında başlatılan kapsamlı bir modernizasyon çalışmasıyla Rasathane günün teknolojisini takip eden modern gözlem araçlarıyla donatılmış, yönetmeliği yenilenerek daha etkin çalışabilecek bir eğitim-araştırma-uygulama laboratuvarı konumuna ulaştırılmıştı

Ankara Üniversitesi Rasathanesi bugünkü varlığını büyük ölçüde Prof. Dr. Egbert Adriaan Kreiken’e borçludur. 1954-1964 tarihleri arasında 10 yıl süren enstitü müdürlüğü görevi süresince, tüm olumsuz şartlara rağmen Ankara Üniversitesi Rasathanesi’nin hem fiziki hem de idari olarak planlanması ve yoktan var edilmesinde gösterdiği gayret takdire şayadır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kendini bilimsel araştırma ve eğitimin iyileştirilmesine adamış bu müstesna bilim insanı ne yazık ki yeterince (ve hak ettiği ölçüde) tanıtılmamıştır. Yakın zamana kadar çeşitli ortamlarda kendisi hakkında verilen bilgiler ne yazık ki çok sınırlı kalmış ve genellikle kulaktan dolma (ve çoğunlukla yanlış) bilgilerle sunulmuştur. Öğrencilerinden Doç. Dr. C. Güner Omay’ın bu konuda sorumluluk hissederek hayat öyküsünü oluşturmak üzere 2011 yılı ortalarında başlattığı çalışmaları bu belirsizliği sona erdirmiştir. Kaynağından doğru bilgi ve belgeye dayalı olarak hazırladığı Prof. Dr. Kreiken’in hayat öyküsü Bilim ve Teknik Araştırma Vakfı (BİTAV) tarafından kitap olarak basılmıştır. Biyografi niteliğindeki bu kitap, kendisinin ve hizmetlerinin daha iyi tanınmasının yanı sıra çalıştığı kurumların tarihçelerine de ışık tutmaktadır.

Aralık 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

13 İLGİNÇ BİLGİ

1. Farz edelim ki uzay mekiğinize atlayıp Jüpiter'e kadar gidebildiniz ve atmosferden içeri girmeyi başardınız; ne yazık ki iniş yapabileceğiniz katı bir yüzey bulamayacaksınız! Jüpiter, büyük oranda hidrojen ve helyumdan oluşan bir gaz devidir...

2. Eğer 24 saatlik bir Dünya gününün size yetmediğini düşünüyorsanız, Jüpiter'de işiniz çok zor. Burada gün, yaklaşık 10 saattir. Çünkü Jüpiter kendi etrafında en hızlı dönen gezegendir.

3. Uranüs, diğer gezegenlerden farklı olarak yana yatmış gibidir. 98 derecelik eğimiyle! adeta yuvarlanan bir top gibidir.

Bu nedenle bir mevsim yaklaşık 21 yıl sürer. Ayrıca bir yarısı 42 yıl güneş alırken, diğer yarısı 42 yıl karanlıkta kalır!

4. Uzayda lazer ışınları görünmez (üzgünüz, Yıldız Savaşları hayranları) çünkü Dünya’da havadaki toz, lazer ışını ışığını gözün içine saçar.

5. Dünya üzerinde keşfedilmiş en dayanıklı canlı olan Tardigrad, vakumlu uzay ortamında 10 gün hayatta kalabilmektedir.

6. Dünya, bir bowling topundan bile daha pürüzsüzdür. Bowling topunun üzerindeki, hissedilemeyen pürüzlerin aksine, en yüksek dağ ile en derin okyanus bile Dünya yüzeyinin kalınlığının sadece 5.000'de 1'ini oluşturur.

7. Dünya'ya düşen en büyük meteor, krater oluşturmamıştır. Meteor, yapısı itibariyle köşeli ve kenarları düz olduğu için, muhtemelen bir taşın suda sekmesi gibi yüzeyde sekmiş ve durmuştur.

8. Gravity filmini seyredenler bilir; teknik olarak uzayda ağlamak imkansızdır. Çünkü yer çekimsiz ortamda gözyaşlarınız yüzünüzden süzülmek yerine havada damlacıklar halinde kalır.

9. Uzayda görev yapan astronotlar uzayın yanık et, sıcak metal ve kaynak dumanı gibi koktuğunu söylemiş.

10. Newton'un yer çekimini bir elma ağacının altında keşfettiği rivayet edilir. İngiliz asıllı astronot Piers Sellers da Newton'un Ağacı'nı yer çekiminden kurtarmaya karar vermiş ve ağacın bir kısmını uzay yolculuğunda yanında götürmüş.

11. 1977 yılında, 72 saniye süren ve uzayın derinliklerinden gelen esrarengiz sinyalin kaynağı ve nasıl geldiği bilinmemektedir.

12. Gözlemlediğimiz en parlak gezegen olan ve mitolojide güzellik tanrıçası Afrodit'le özdeşleştirilen Venüs'ün gerçek yüzü hiç de umduğumuz gibi değildir.

Karbondioksitten oluşan atmosferi, 500 derece yüzey sıcaklığı, şiddetli asit yağmurları, aktif volkanları ve dev lav nehirleriyle Venüs, adeta cehennemi andırır.

13. Dünya'da bulunan 8800 metrelik Everest Dağı'nın çok mu yüksek olduğunu düşünüyorsunuz?

Güneş sisteminin en yüksek dağı komşumuz Mars'ta bulunur. "Olympus Mons" isimli bu volkanik dağ 21 km yüksekliğindedir!
Ekim 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

BİR UZAY HİKAYESİ

Bir zamanlar insanlar çevreye çok zarar verirlermiş. Dünya ne kadar üzülse ne kadar ağlasa da derdini bir türlü insanlara söyleyemezmiş. Bir gün güneş dünyanın yanına gitmiş ve dünyaya " ey dünya kardeş, nedir derdin? " demiş. Dünya ağlayıp sizlayıp " İnsanlar beni kirletiyor güneş kardeş. Ne yapsam da bu sorunun önüne geçemiyorum! Bana bir öğüt ver güneş kardeş! "Güneş düşünmeye başlamış. Uzunca bir süre düşünmüş, düşünmüş. "Dünya kardeş. Gel biz bu çevreyi kirleten insanlara bir oyun oynayalım. "demiş. Birkaç gün sonra insanlar yaz mevsimi ile karşılaşmışlar.Ama bu yaz mevsimi o kadar sıcakmış ki insanlar evlerine çekilip karın gelmesi için dua etmeye başlamışlar. Kış mevsimi gelmiş. Ama bu kış biraz garipmiş. Etrafta kar yerine kum, bulut yerine güneş varmış. Bir gün insanlar bu sorunun üzerine bir kişiyi uzaya göndermiş. Uzayda gezinen ve srunun kaynağını arayan genç, dünya ile karşılaşmış. "EY DÜNYA KARDEŞ. Nedir bu mevsim sorunu? "demiş. Dünya ise üzgün görünerek " siz beni kirlettiniz! Ben de size böyle bir ceza verdim demiş. Genç dünyadan özür dileyerek yola koyulmuş. Dünyaya geldiğinde tüm insanlarla bir toplantı yapmış. "Arkadaşlar! Dünyayı kirletmeyelim! Dünyayı üzmeyelim. " demiş. Birkaç insan dışında herkes bu fikri onaylamış. Uzun bir süre hher tarafa çöp kutuları koyulmuş. Artık insanlar çöplerini yere atmıyormuş. Dünya kısa zamanda gülmeye başlamış. Güneşe teşekür etmiş
Ağustos 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

yeni dünyalar

7656

Dünya'dan sadece 7,3 ışık yılı uzaklıkta, su ve buz yüklü bulutlarla çevrili olduğu düşünülen dev bir gök cismi gözlemlendi. Suya dair veriler kesinleşirse, ilk kez Güneş Sistemi'nin ötesindeDünya'dakine benzer bulutların varlığı kanıtlanmış olacak.

ABD'deki Pennsylvania Eyalet Üniversitesi'nden astronom Kevin Luhman'ın araştırmasına göre, su ve buz yüklü bulutlar, Jüpiter büyüklüğündeki (Dünya'dan 318 kat daha büyük) 'Wise J0855-0714' adlı bir kahverengi cücenin etrafını sarıyor.

İlk kez 1995'te keşfedilen kahverengi cüceler, ne yıldız ne de gezegen kategorisine konulabiliyor. Gaz bulutlarının çökmesiyle oluşsalar da gökcismini yıldız yapacak nükleer tepkimelerin başlamayacağı kadar hafif oldukları için 80 Jüpiter kütlelik sınıra ulaşamıyor ve yeteri kadar ısınamayıp sönüyorlar.

NASA'nın Wise Kızılötesi Uzay Teleskopu'ndan gelen verileri inceleyen Kevin Luhman, keşfedilen kahverengi cücenin yüzey sıcaklığının, suyun donma noktasından biraz aşağıda olduğunu, Dünya'dan soğuk, Jüpiter'den ise sıcak olduğunu belirtiyor.

Araştırma sonuçlarını değerlendiren California Üniversitesi'nden Jonathan Fortney ise, "Cisim, akıl almaz derecede ilginç. Güneş Sistemi dışında ilk kez su yüklü bulutların olduğuna dair belirtiler içeriyor. Güneş Sistemi'nde sadece Dünya'da ve Mars'ta var. Jüpiter ve Satürn gibi dev gezegenler, amonyak bulutları su yüklü bulutlarını kaplayacak kadar soğuktur. Bu soğuk gök cismi ise bilinen sınıflandırmaların dışına çıkıyor" diye konuştu.

Kahverengi cücedeki su varlığının, 2018'te uzaya fırlatılacak James Webb Uzay Teleskopu ile yapılacak gözlemlerden sonra kesinleşebileceği belirtiliyor.


7656


ABD Jeoloji Araştırma Kurumu (USGS), kızılgezegen Mars’ın bu zamana kadarki en detaylıharitasını çizdi.
Bu zamana kadar Mars hakkında elde edilen tüm bulgulardan yola çıkılarak hazırlanan harita, insanoğlunun Mars’a dair tüm bilgi birikiminin elle tutulur hale getirilmiş bir hali. Mars’ın yeryüzü şekillerinin yanı sıra, gezegenin NASA’nın Viking programından bu yana uğradığı değişimler de haritada gözler önüne seriliyor.

Mars haritası, USGS’in sitesinden ücretsiz olarak indirilebiliyor. Haritada, özellikle keşif aracı Curiosity’nin incelediği yerlere dair birçok bilgi yer alıyor.
Ağustos 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

gezegen hizalandı

Güneş Sistemi'ndeki altı gezegen hizaya giriyor
İnsanlık, son yıllarda Güneş Sistemi’ne yaklaşan esrarengiz gezegen Marduk hakkında sayısız kehanet üretmekle meşgul. Bazıları, insanlığın aydınlanacağı yeni bir güneş çağına girileceğini öne sürerken, birçoğu da Dünya’nın birbirinden korkunç doğal afetlerle sarsılacağını savunuyor. Tüm bunlar bir yana, Güneş Sistemi’nde çok nadir görülen bir hareketlilik başladı.

10 Mayıs’tan itibaren aynı hizaya gelecek ve birkaç hafta boyunca bu konumunu koruyacak olan altı gezegen, gündüzleri Dünya’dan gözlemlenebilecek. Gök bilimciler, Uranüs ve Neptün’ün daha silik görüneceğini ancak tüm gezegenlerin dürbünle gözlemlenebileceğini belirtti.
Güneş Sistemi’ndeki altı gezegenin aynı hizaya girmesi, Marduk’un Güneş Sistemi’ne gireceği tarihin öncesi paniğe neden oldu. Ancak gezegenlerin bu konuma Marduk’un Mars ve Jüpiter arasına gireceği 21 Aralık 2012 tarihinde yaşanması bekleniyordu. Gök bilimciler ise 2012 yılında böyle bir şeyin söz konusu olmadığını belirtiyor. “KORKACAK BİR ŞEY YOK”NASA (ABD Havacılık ve Uzay Dairesi), 2012 kehanetinden korkanları sakinleştiren bir açıklama yaparak, “2012’de hiçbir kötü olay gerçekleşmeyecek… Gezegenimiz 4 milyar yıldan beri bir sorun yaşamadı ve dünyanın dört bir yanındaki güvenilir bilim insanları 2012’de Dünya’yı bir tehdidin beklemediğini ifade ediyor” denildi. Öte yandan, altı gezegenin hizaya gelmesinin tamamen bir illüzyon olduğunu savunanlar da var. Bu düşünceye göre, belli bir bakış açısından, Güneş Sistemi’nde rasgele yayılmış olan gezegenler hizaya girmiş gibi görünebilir. Bu durum, takımyıldızları adlandırma şeklimizle uyuşuyor. Dünya’dan bakıldığında, Orion takımyıldızı bir avcıya benziyor. Ancak evrenin bir diğer köşesinden bakıldığında, takımyıldızın kurbağaya benzeme olasılığı da var. İLK KEZ YAŞANMIYORGezegenlerin aynı hizaya gelmiş olması ilk kez yaşanan bir durum değil. 1966 yılında, NASA’nın Jet İtiş Gücü Laboratuarında çalışan mühendis Jim Burke, Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerin hızlarını hesaplayarak, Jupiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Pluto’nun her 176 yılda bir aynı hizaya geleceklerini hesapladı. Bu hizalanmanın ilk olarak 1970’lerin sonlarında gerçekleşeceği öngörüldü. NASA, bu bilgiden yola çıkarak 1977 yılında Voyager 1 ve 2 uzay araçlarını fırlattı. İlki, Jüpiter ve Satürn, ikincisi ise Neptün ve Uranüs’ün yörüngesinden geçerek bilim insanlarına yepyeni bilgiler sundu. Voyager uzay araçları, 33 yıl aradan sonra Dünya’ya veri yollamaya devam ediyor.
Ağustos 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

evrenimiz

1. Astronotlara göre uzay, dağlanmış biftek, sıcak metal ve kaynak dumanları gibi kokuyor.

2. Dünyayı bir bilye büyüklüğüne gelecek kadar sıkıştırırsanız, kendi içine çökecek ve kara delik olacaktır.

3. Bir kara deliğin içinden dışarı bakacak olsanız, kendi kafanızın arkası dahil tüm evreni gökyüzünün ufak bir parçası gibi görürsünüz.

4. Mars'daki Olympus dağı Everest dağının 3 katı yüksekliğinde. O kadar uzun ki Mars atmosferinin dışına çıkıyor. Genişliği ise 550 km. O kadar geniş ki dağın en ucunda dursanız, tepesi görüş alanından çıkıyor.

5. Bu cümleyi okurken 25,000,000 hücreniz öldü, ama dert etmeyin çünkü aynı zamanda bugün 300 milyar yeni hücre ürettiniz.

6. Eğer yeterli ölçüde güçlü bir teleskobu ve yeterli büyüklükte bir aynayı 22 ışık yılı uzaklığa yerleştirmiş olsaydık, önümüzdeki sene Apollo'nun aya inişini eş zamanlı izliyor olurduk.

7. Televizyonunuzda bulunan statik elektriğin yüzde 1'i, 13.7 milyar yıl önce gerçekleşen büyük patlamadan kalan Kozmik Mikrodalga Arka Planı radyasyonundan kaynaklı.

8. Atomlardan oluştuğumuza göre, atom üzerine çalışan bilim adamları aslında kendi üzerlerinde çalışan bir atom grubu.

6261

9. Dünyanın dönüş hızı her yüz yılda 17 mili saniye azalıyor, yani dinazorlar zamanında bir gün yaklaşık 22 saatti.

10. " Kozmoz hep bizimle, biz de yıldız tozundan oluşuyoruz. Biz kozmozun kendini keşfetme yöntemiyiz. " Carl Sagan

11. Astronomlar 10,000 ışık yılı ötede 463 milyar kilometre genişliğinde bir alkol bulutu buldu. Bu bulut 200 trilyon çarpı trilyon litre biranın içerdiği alkolü içeriyor.

12. Hipopotam balinanın bilinen en yakın akrabası.

13. Andromeda çıplak gözle görülebilseydi, gece görünen aydan 6 kat daha büyük görünürdü.

14. İki dinozor türü olan Tyrannosaurus ile Stegosaurus'un yaşadıkları zaman arasındaki fark, Tyrannosaurus ile şimdiki zaman arasındaki farktan daha büyük.

15. Vücudmuzun kütlesinin yüzde 90'ı yıldız tozu, çünkü hidrojen ve helyum dışındaki bütün elementler yıldızlar tarafından üretiliyor.

16. Bütün internette bulunan ve hareket eden 540 milyar trilyon elektron, toplamda 50 gram yani bir tane çilek ağırlığında.

17. Güneş sistemi Milky Way etrafında dönüşünü 225 milyon yılda tamamlıyor. Dünya şimdiki konumunda en son bulunduğunda, dünyada dinozorlar yeni üremeye başlıyordu.

18. Akrepler UV ışığı altında mavi veya yeşil renkte parlarlar.

6261

19. Astronomların tahminine göre, her gün 275 milyon yeni yıldız doğuyor.

20. Her bir gözünüz 130 milyon foto reseptör içeriyor. Her foto reseptörde 100 trilyon atom bulunuyor. Halbuki bu hücrelerin her biri milyarlarca yıl önce bir yıldızın çekirdeğinde oluştu ve şu an enerjiyi tanımlıyorlar.

21. Uyanıkken insan beyni küçük bir ampulü yakacak kadar elektrik üretir.

22. Bu 270 milyon önce yaşamış bir köpekbalığı türü olan Helicoprion. 7.5 metre uzunluğundaydı ve testere şeklinde dişleri vardı.

23. Donmuş duman olarak da bilinen Aerogel, dünyanın öz kütlesi en düşük maddesi. Elinizde tuttuğunuzda görmeniz ve hissetmeniz neredeyse imkansız. Fakat dürttüğünüzde strafor gibi olur. Kendi ağırlığının 4000 katını kaldırabilir ve iki kiloluk bir dinamitin patlamasına karşı koyabilir. Şu an bilinen en iyi yalıtım maddesidir.

24. Şu anda 4.5 milyar yıllık bir uzay gemisindeyiz. Bu kendini yönetebilen, organik, kompleks bir uzay gemisi. Geminizden milyon kat bir enerji kaynağı etrafında dönüyorsunuz. Bu kaynak gibi 200 milyar enerji kaynağı var. Geminizin içinde bulunduğu 40 tane daha grup var. Geminiz 150 milyon ışık yılı ötedeki kaynağın etrafında saniyede 467 metre hızla dönüyorsunuz. Büyük resimde baktığınızda hayat daha heyecanlı.

25. Bazı hayvanlar kışın donup baharda çözülebilir ve tamamen sağlıklı olabilir.

6261

26. Samanyolu galaksisinde şu an 400 milyar yıldız ve 50 milyar gezegen var. Bunlardan yüzde 1'i bile Goldilocks bölgesindeyse, şu an içinde yaşam olan 500 milyon gezegen var.

27. Şu an kanımızda bulunan demir, trilyonlarca kilometre ötede milyarlarca yıl önce oluştu.

28. Bağırsağınızın 1 santimetrelik bölümünde yaşayan bakteri sayısı, şu ana kadar yaşamış bütün insanların sayısından daha fazla.

29. 33 ışık yılı uzakta yüzeyi tamamen yanan buzla kaplı bir gezegen var.

30. Mavi balinanın dili, yetişkin bir Afrika filinin büyüklüğü ve ağırlığı kadar.

31. 2011'de Japonya'da gerçekleşen deprem, gün uzunluğunun 1.8 mikro saniye kısalmasına sebep oldu.

32. " İnsanlığın acizliğini dünyanın bu resminden daha iyi açıklayan bir şey olamaz. " Carl Sagan
Ağustos 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

lazerler biz

6680

Farz edelim ki uzay mekiğinize atlayıp Jüpiter'e kadar gidebildiniz ve atmosferden içeri girmeyi başardınız; ne yazık ki iniş yapabileceğiniz katı bir yüzey bulamayacaksınız! Jüpiter, büyük oranda hidrojen ve helyumdan oluşan bir gaz devidir...

6680

Eğer 24 saatlik bir Dünya gününün size yetmediğini düşünüyorsanız, Jüpiter'de işiniz çok zor. Burada gün, yaklaşık 10 saattir. Çünkü Jüpiter kendi etrafında en hızlı dönen gezegendir.

6680

Bazı gezegenlerde Dünyadaki meteorolojik durumların en vahşi halleri yaşanmaktadır. Mars, Güneş sistemi içindeki en şiddetli toz fırtınaları ile ünlüyken; Jüpiter bol yağışlı ve şimşekli fırtınalarıyla adını duyurmuştur.

6680

Uranüs, diğer gezegenlerden farklı olarak yana yatmış gibidir. 98 derecelik eğimiyle! Adeta yuvarlanan bir top gibidir.
Bu nedenle bir mevsim yaklaşık 21 yıl sürer. Ayrıca bir yarısı 42 yıl güneş alırken, diğer yarısı 42 yıl karanlıkta kalır!

6680

Uzay dünya'nın atmosferi dışında evrenin geri kalan kısmına verilen isimdir. Ortalama ısısı -270 santigrat derecedir.

6680

Nebula NGC 2392
Açıklama: Astronotların 3. Favori resmi. Komik bir kukuleta takmış olan bir surata benzetildiğinden ‘Eskimo’ adı verilen Nebula NGC 2392 toz bulutu. Kukuletaya benzetilen kısım aslında ölmekte olan bir yıldızdan uzaklaşarak uçan kuyruklu yıldız biçimindeki bir halka. Eskimo Dünyadan 5000 ışık yılı uzakta bulunuyor.

6680

Evrenin 13.7 milyar yıl önceki görüntüsü
Uzayda sürdürdüğü görevinde 22 yılı geride bırakan Hubble Uzay Teleskopu, bilim dünyası için yaptığı sayısız keşfin ardından, bu sefer evrenin bugüne dek elde edilen en ‘derin fotoğrafını’ çekti.

6680

Uzayda lazer ışınları görünmez (üzgünüz, Yıldız Savaşları hayranları) çünkü Dünya’da havadaki toz, lazer ışını ışığını gözün içine “saçar”.

6680

Astronomlar, ilk kez dev bir karadelikten parçacıkların şiddetli bir biçimde püskürmesini ve yolu üzerinde bulunan komşu galaksiye bunların çarpışını görüntüledi.

6680

Bu resim bir kayan yıldızın (evet , gerçekte yıldız değiller) suya yansımasıyla oluşmuştur

6680

Kara delikler, ölü yıldızların soğuk kalıntıları olarak bilinirler. O kadar yoğunlardır ki, her ne olursa olsun hatta ışık bile kara deliğinin çekim gücünden kaçamaz.

6680

Evrenin yüzde 73’ü ise karanlık enerjiden oluşuyor. Henüz 1998’de keşfedilen bu enerji, tüm uzayı dolduruyor ve itici çekim kuvvetine sahip. Eğer geride kalan yüzde 98’lik bilinmeyen alanın ne olduğunu keşfedebilirseniz, büyük olasılıkla Nobel Ödülü’nün sahibi olacaksınız.

6680
Evrenin yüzde 98’i görünmezdir

Evrenin kütlesinin sadece yüzde 4’ü insanları, yıldızları ve gezegenleri oluşturan atomlardan meydana gelmektedir. İnsanlar da henüz bu kütlenin sadece yarısını görebilmiş durumda. Evrenin yüzde 23’ü ise esrarengiz “karanlık madde”den oluşuyor. Karanlık maddenin var olduğunu gözlemleyebildiğimiz gezegenler üzerinde oluşturduğu çekim gücü sayesinde biliyoruz.
Nisan 2014

Can Evin bir yanıt verdi.

Yapay bir gezegen oluşturmak mümkün mü?

Evet sadece gezegenıne bır tas çarparsa böyle bır şey olur dunya da öyle oldu zaten.
Nisan 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Astronot nasıl olunur?

1193

Eğer ileri teknoloji, ilginç bilim ve maceranın bir arada olduğu bir meslek arıyorsanız, astronotluktan iyisini kolay kolay bulamazsınız. Üstelik Uluslararası Uzay İstasyonu’nun yapılmasıyla, uzayda da yerleşme imkanı ve astronot ihtiyacı doğacak. Ancak bir astronot olmak hiç de kolay değil. Bunun için yıllar gerekebilir.
ABD uzay programında üç tip astronot var:
  • Komutan/pilot
  • Görev uzmanı
  • Yükleme uzmanı
Komutan; görevden, mürettebattan ve bütün araçtan sorumludur. Pilot, uzay aracını hareket ettirmede ve uyduları mevzilendirmede komutana yardım eder. Görev uzmanı; mekik operasyonlarını ve uzay yürüyüşlerini ayarlamada ve deneyleri yürütmede, komutan ve pilotlarla birlikte çalışır. Yükleme uzmanı, görevin gerektirdiği özel kısımlarla ilgilenir. Yükleme uzmanları başka milletten de olabilir.
Astronot olabilmek için sahip olunması gereken bazı özellikler:
  • ABD vatandaşlığı (pilotlar ve görev uzmanları için)
  • Tanınmış bir üniversitede derece (mühendislik, biyoloji bilimleri, fizik bilimleri, matematik gibi bölümlerde)
  • Üç yıllık tecrübe (bir doktora üç yıla tekabül ediyor)
  • NASA’nın fiziksel testlerinden birini geçmek (pilotlar 1. Sınıf, diğerleri 2. Sınıf fiziksel teste tabi tutuluyorlar. Bu iki test de sivil ve askerî uçuş testlerine benziyor)
  • Bir jeti 1000 saatten fazla, birinci pilot olarak uçurmak (sadece pilotlar için)
  • Pilotlar için 162,5-193 cm arası, diğerleri için 148,5-193 cm arası boy

1193Astronot olmak için önce NASA’ya bir başvuru formu göndermeniz gerekiyor. Bundan sonra sizin bir dosyanız oluyor. Başvuru yerinize göre sizi bir bölgeye gönderip, orada sizi sorulara, testlere ve oryantasyona tabi tutuyorlar. Performansınız değerlendiriliyor. Eğer başarırsanız astronot adayıolabiliyorsunuz. Adaylığa hak kazananlar her iki yılda bir, NASA tarafından açıklanıyor.

1193

Aday olmaya hak kazandığınız takdirde sizi hemeneğitime alıyorlar. Fen (matematik, astronomi, fizik, jeoloji, meteoroloji, denizbilimi), teknoloji (navigasyon, yörünge mekaniği, materyel işleme) ve uzay mekiği sınıflarında teorik bilgileri öğreniyor ve bu bilgileri karada, denizde, mikro yerçekimli ortamda, düşük-yüksek basınç ortamlarında ve uzay elbiselerinde pratiğe döküyorsunuz.

1193

Bu iki yıllık eğitim periyodunun ardından astronotolarak seçilebilirsiniz. Seçildikten sonra uzay gemisindeki yerinizi almaya ramak kalıyor. Son olarak kalkış hazırlığı, kalkış, yörünge, atmosfere giriş ve iniş eğitimleri (simülasyon olarak) alıyorsunuz. Bölümünüz hangisiyse o bölümü ilgilendiren makinelerin dilini öğreniyorsunuz. Artık bir astronotsunuz. Bir uçuşa seçilene kadar genel eğitimlerinize devam ediyorsunuz (çünkü bilgiler yenileniyor) .
Bir uçuş için seçildiğiniz takdirde, uçuşla ilgili her türlü muhtemel acil durumlarıgöğüsleyebilmenizi sağlayacak uçuş simülasyonlarına tabi tutuluyorsunuz.

1193

Bu eğitimin ardından uçmaya hazır bir astronot oluyorsunuz. En iyi tecrübe yolu olan yerinde görmeğe hak kazanıyorsunuz. Uçuşunuzdan sonra birkaç günlük kontrol adı verilen tıbbi testlerden geçiriliyorsunuz. Bu testlerin amacı uzay yolculuğunun sağlığınız üzerinde bir tesir bırakıp bırakmadığını anlamak.
NASA’dan başka bir yere geçmeden önce en az 5 yıl çalışmanız gerekiyor.
İşin özü; zorlu bir eğitim almanız ve sıkı ve yorucu bir şekilde çalışmanız gerek. Uzayın bu yanları zor olabilir ama manzarası gerçekten muhteşem.

1193

Bu yazı, HowStuffWorks’teki How do I become an astronaut? yazısından tercüme edilmiştir.
Mart 2014

Can Evin bir yanıt verdi.

Uzay mekiğinin uzaya gitmesi için fırlatılması gerekiyor, peki nasıl geri dönüyor?

Uzay mekiğinin de uzayda kalma zamanı var. Bunlar uzaydan düşünce küçük toz halinde dünyaya serpiliyor. Yeni mekik atıldı belki haberiniz var. Sanın ki onun da bir tüpü var uzayda bir 25 yıl falan kalır kimse de uzay mekiğinin nereye düştüğünü bilemez.
Şubat 2014

Can Evin bir yanıt verdi.

Niye astronot ya da uzay mühendisi olmak istiyorsunuz?

Araştırmak isteriz herkesin öznel bir yargısı vardır
Şubat 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Evren ve Dünya’mız Nasıl Oluştu?

Bilim insanları, evrenin oluşumu hakkında tarih boyunca değişik görüşler ortaya atmıştır. Fakat bu görüşler incelendiği zaman hepsinin temelde iki farklı modelden birini savunduğu görülür. Bunlardan birincisi 1600'Iü yıllarda Newton (Nivtın) ‘ın ortaya attığı, hareketsiz ve başlangıcı olmayan evren görüşüdür. Bu görüşe göre evren, sonsuzdan beri var olmuştur ve sonsuza kadar da varlığını ve şu anki halini koruyacaktır(Ünlü filozof olan Aristo da evrenin ezelden beri var olduğunu ve sonsuza kadar var olacağını düşünüyordu) . İkincisi ise günümüzde; çoğu bilim insanı tarafından kabul gören, evrenin bir başlangıcının olduğu görüşüdür. Çünkü astronomideki son buluşlar evrenin sürekli bir genişleme içinde olduğunu göstermiştir.

"Eğer evren sürekli genişliyorsa, evrendeki gök cisimlerinin geçmişte birbirlerine daha yakın olmaları yani evrenin daha sıkışık olması gerekir. " Hipotezinden yola çıkan Belçikalı bilim insanı Georges Lemaitre (Jorj Lometr) 1927 yılında "Büyük Patlama Teorisi"ni ortaya koymuştur. Bu teoriye göre evrenin bir başlangıcı vardır ve evren sürekli genişlemektedir. Ünlü astronom Edwin Hubble (Edvm Habll) da 1929 Yılında gök adalarının birbirinden uzaklaştığını gözlemleyerek evrenin devamlı genişlemekte olduğu hipotezini desteklemiştir.

1400

Big Bang: Büyük Patlama Teorisi'ne göre evren bundan yaklaşık 15 milyar yıl önce büyük bir patlamayla oluşmaya başladı. Büyük Patlama (Big Bang) adı verilen bu patlama sonrasındaki süreçte gök adalar, yıldızlar, gezegenler ve diğer gök cisimleri meydana geldi. Büyük Patlama Teorisi bazı soruları hala cevaplayamamaktadır. Örneğin patlayan şeyin ne olduğu ya da bu patlamaya neyin sebep olduğu henüz tam olarak açıklanamamaktadır. Bilim insanları günümüzde bu konuyla ilgili yeterli bilgiye hala ulaşamamış olsalar da çalışmalarına devam etmektedirler. Böylece gelecekte evrenin nasıl oluştuğu ve nasıl yok olacağı ile ilgili bilgilere ulaşılabileceği düşünülmektedir.

Big Bang Teorisinin Tarihsel Seyrindeki En Önemli Aşamaları

* 1920’de Belçikalı astronom Georges Lemaitre, Einstein’ın genel görecelilik kuramına dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini ileri sürdü. Ayrıca, bu başlangıç anından arta kalan radyasyon üzerinde çalışma yapılırsa önemli verilere ulaşılacağını belirtti.
* Amerikalı astronom Edwın Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların uzaklıklarına bağlı olarak renklerinin de değiştiğini ifade etti. Ona göre yıldızlar hem dünyadan hem de birbirinden uzaklaşıyordu. (yani evren genişliyordu)
* Hubble’ın ortaya koyduğu bu gözleme göre evren genişliyorsa başladığı bir nokta da olmalıydı. İşte bu nokta çok büyük çekim gücü nedeniyle sıfır hacme sonsuz yoğunluğa sahip bir noktaydı. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Bu patlamaya “Bing Bang” dendi.
* 1948 yılında George Gamov’da evrenin büyük patlamayla oluştuğunu ve bu patlamadan arta kalan radyasyonun olacağını belirtti. Üstelik bu radyasyon evrenin her yanında eşit olmalıydı.
* Bu durumun açıklanması çok uzun sürmedi. 1965 yılında, Arno A. Penzias ve Robert W. Wilson adlı iki araştırmacı radyo teleskoplarındaki kaynağı belli olmayan bir gürültüyü gidermeye çalışırlarken sonradan “kozmik fon radyasyonu” adını verdikleri radyasyonu keşfettiler. Bu, evrenin tümüne dağılmış bir radyasyondu. Böylece uzun süredir evrenin her yerinden eşit ölçüde alınan ısı dalgasının Big Bang’ten günümüze gelmiş olduğu ortaya çıktı.
* Kozmik fon radyasyonu=fon ışıması: uzayın her yanından gelen bu ışıma Evren’in başlangıcını oluşturan büyük patlamadan arta kalan enerjinin göstergesidir.
* Bir diğer önemli aşama ise, uzaydaki hidrojen ve helyum gazlarının oranının bulunması oldu. Ölçümlerde anlaşıldı ki, evrendeki Hidrojen-helyum gazlarının oranı, Big Bang ‘den arta kalan hidrojen-helyum oranının teorik hesaplanmasıyla denkleşiyordu. Eğer evren sonsuz olmuş olsaydı hidrojenin tamamen yanıp helyuma dönüşeceği konusunda bilim adamları hemfikirdi.
Dünya’mızın Oluşumuyla İlgili Diğer Görüşler

1. Güneş’ten Kopma: Dünya’mız Güneş’ten kopan bir madde yığınından meydana geldi. Bu kopma Güneş’in hızla dönmesinden dolayı veya bir başka gezegenin çekim etkisi nedeniyle oluşmuştur. Bu kopma sonucu oluşan madde Güneş’in etrafında dağılarak bir toz bulutu meydana getirdi. Bu toz bulutu zamanla soğuyarak küçük gezegenleri oluşturdu ve bu gezegenler zamanla karşılarına çıkan başka gaz ve toz bulutlarıyla çarpışarak ya da bir çığ oluşumu gibi önlerine gelen diğer maddeleri de kendilerine katarak büyüdüler ve gezegenleri ve şimdiki gezegenleri oluşturdular.

2. Gaz ve Toz Bulutu: Dünya’mız evren oluştuğunda fırıldak gibi dönen gaz ve toz bulutuydu. Evren, Büyük Patlamanın etkisiyle gitgide genişleyerek soğumaya devam etti. Bu süreçte Dünya da kendi ekseni etrafındaki dönüşünün etkisiyle zamanla dıştan içe doğru soğudu. Böylece Dünya'nın iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanları oluştu. (4,5 milyar yıl önce yarısı sıvı olan bir ateş topuna dönmüştü. 1,5 milyar yıl önce ise zamanla yüzeyi katılaştı ve sert bir kabuk halini aldı. Sonrada günümüzdeki halini aldı) .
Şubat 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Satürn'ün Oluşu

İlk dünya kurulunca bazı gezegenler yoktu belki bir Satürn bir Venüs ve de dünya vardı eskiden Satürn de hayat vardı bunun sebebi dünyaya çok benzer olmasıydı sonra birden gökyüzü çalkalanmış. Bu da gezegenlerin yerini değiştirmesine sebep oldu onun için Satürn de ne hayat kaldı ne de dünya gibi atmosfer... Ama yeni görünüşü vardı halkaya benzer bir şey. Eski insanlar her gezegeni görürmüş. Bunun için hiç bir gezegende hayat olmamış dünya dışında...
Şubat 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kepler 22b nasıl bulundu? Hayat var mı?

Bu gezegen NASA'nın "Gezegen avcısı" teleskobu Kepler tarafından bulunmuş. Bu yüzden bu gezegene Kepler-22b adı verilmiş. Bu gezegen kendi etrafında dönüyor ve Güneşe benzer bir yıldızı var. Bazı özellikleri şöyle;
  • 1 yıl 290 gün sürüyor
  • Dünya'dan 2.4 kat daha büyük
  • Yüzey sıcaklığı yaklaşık 22 derece
NASA yaptığı resmi bir açıklamada; yıldızıyla arasındaki mesafenin, Dünya ile Güneş arasındaki mesafeye yakın olduğunu kaydetti. Gezegende sıvı, gaz, ya da kayanın olup olmadığı bilinmemekte. Benim fikrim ise evet hayat olabilir, neden olmasın?
Şubat 2014

Can Evin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Satürn'ün halkası var mıdır?

Satürn‘ün aslında halkası yoktur; halka dediğimiz şeyler, eski bir plağın üstündeki yivler gibi çok sayıda sarmaldan ibarettir.
Enkaz titreşimi “sarmal yoğunluk dalgasını” dışa hareket ettirir. Dalga geçerken parçacıkları sıkıştırarak, “geçici” halkacıklar yaratır.
Bilinen yapısına uygun olarak, birbirinden bağımsız hareket eden çok sayıda küçük'toz', 'buz', ve 'kaya' parçacığının Satürn ve uydularının çekim etkileri ile sürekli denetim altında tutulması sayesinde şeklini koruyan dinamik bir sistem oluştururlar.
Halkaların çok geniş bir renk yelpazesinde yansıttıkları güneş ışınları ve örtülme sırasında içlerinden geçmesine izin verdikleri yıldızlara ait ışımanın tayfölçümsel incelemesi, kimyasal bileşimleri hakkında bilgi vermektedir. En önemli yapı taşının donmuş haldeki su olduğu, karbon, silisyum gibi hafif elementlerin Güneş nebulası oranlarına göre daha zenginleşmiş olduğu saptanmıştır. Yakın dönemde varlığı saptanan yüksek oranda atomik oksijen, serbest halde rastlanması olağan görülmeyen ve kısa ömürlü kabul edilen bir bileşen olarak, yakın tarihli şiddetli bir çarpışmanın belirtisi olarak yorumlanmıştır. Bu veriler halkaların hareketli bir evrimsel gelişimi olduğunu düşündürmektedir. Ancak renk farklılıklarının yerleşmiş bir biçimde varlığı, halkalarının değişik bölümleri arasında madde alışverişinin çok hızlı olmadığını
Şubat 2014

Can Evin bir yanıt verdi.

Çin Seddi uzaydan gerçekten görünüyor mu?

Çin seddi uzaydan gözükmez arkadaşımızın dediği gibidir bunu bütün araştırmacı ve astronotlar bilir Ayrıca 1969 senesinde Neil Armstrong'a Ay'dan döndüğünde kendisine bu soru sorulmuş ve ünlü astronot şöyle cevaplamıştır:

"Kıtalar, göller ve mavi üzerine savrulmuş beyaz lekeler gördüm. Ancak Dünya'dan ortalama 370. 000 kilometre uzakta olan Ay yüzeyinden insan yapımı herhangi bir nesneyi ayırt edemedim."

İkinci bir kişi de NASA astronotu Jeffrey Hoffman. 1985-1996 yılları arasında toplamda 5 defa Dünya yörüngesinde görev yapan Hoffman şunları söylüyor:

"Uzaydan Dünya'ya bakarak çok uzun zaman harcadım. Çin üzerinden sayısız defa geçtim. Bir defa dahi Çin Seddi'ni göremedim. Sorun şu ki, gözlerimiz zıtlığa (kontrasta) duyarlıdır. Duvarın rengiyse, iki yanındaki araziden çok farklı değildir."
Daha Fazla