Bilmek istediğin her şeye ulaş

Emre Memişoğlu, 

Müzisyen

Müzisyen Emre Memişoğlu inploid.com'da 2 soru sordu, 3 soru yanıtladı ve 3 takipçisi var.

Ekim 2015

Emre Memişoğlu bu yanıtı beğendi:

Microsoft Surface 3, Surface 4 gibi cihazlar daha çok ne amaçla kullanılıyor? Ben yazılım mühendisliği okuyorum. Bu cihazla istediklerimi elde edebilir miyim? (java, sql, visual studyo vs)

Surface serisi aslında bir çeşit PC'dir. Dolayısı ile evet bir PC ile yapabildiğiniz her şeyi yapabilirsiniz.
Eylül 2015

Emre Memişoğlu bir yanıt verdi.

Rap müzik haksızlığa uğramıyor mu?

Ben haksızlığa uğradığını pek düşünmüyorum güzel sanatcılar var elbetteki ama kötüler daha çok günümüzde de pop müzik daha çok tercih ediliyor haksızlığa uğrayan bana kalırsa Rock müzik
Ağustos 2015

Emre Memişoğlu bu yanıtı beğendi:

Wifi üzerinden internet depolanabilir mi?

Depolanamaz günümüzde kablosuz şarj gibi özellikler görüldükçe akla böyle zekice sorular geliyor olabilir fakat şarj bir enerjidir ve enerji ışınları belli noktaya çekilip depolanabilir. İnternet ise sadece belli noktada kurulan ağ üzerinden ağa bağlı aygıtların internet erişimini sağlar erişim depolanabilir bir enerji değildir.
Ağustos 2015

Emre MemişoğluBarış Canıgeçgin kişisini takip etmeye başladı

Barış Canıgeçgin, Information Technology And Security, @siberkomutan

Satranç başladığında herkes eşittir.

Ağustos 2015

Emre MemişoğluFotoğrafçılık konu başlığını takip etmeye başladı.

Fotoğrafçılık

Fotoğrafçılık, kamerayla ışığı hassas bir yüzey üzerine kaydederek görüntü oluşturma işidir. İşlevsel uygulamaları nedeniyle bir zanaat oldu...

Ağustos 2015

Emre MemişoğluEnstrüman konu başlığını takip etmeye başladı.

Enstrüman

YÖNLENDİR Çalgı

Ağustos 2015

Emre Memişoğlu bir yanıt verdi.

Ağustos 2015

Emre Memişoğlu bir yanıt verdi.

Oyuncu veya Müzisyen olabilmek için illa eğitimini mi almak gerekir?

Oyunculuk hakkında pek bir bilgim yok Müzisyenliğe gelirsek müzik hem içinde olmalı biraz yeteneğin olmalı eğitim almadanda kendi kendine öğrenebilirsin tabiki ama bir yere kadar oda onun dışında iyi bir yere gelmek istiyorsan armoni eğitimi, şan dersi vs. gibi dersler alabilirsin ama diyorsanki ben cafe müzisyeni olmak istiyorum kendi kendine yetecek kadar öğrenebilirsin
Ağustos 2015

Emre Memişoğlu bir yanıta alt yorum yaptı

Teşekkürler anımsayacağım :)
Jazz III'ün çeşitli boyutları var, tabii ki çalmadaki hassaslığınıza ve türe bağlı olarak Jazz III XL'i tavsiye ederim. Elde daha stabil duruyor ve ucu aynı şekilde, biraz daha yumuşak tutarak yumuşak penayı simule edebiliyorsunuz. Eğer ritim olarak tüm telleri çalıyorsanız tabii ki daha yumuşak bir pena daha güzel ses veriyor ama 2-3 tel power chord çalıyorsanız bence pena değiştirmeye gerek yok. Ben ne çalarsam çalayım sert pena seviyorum, telleri daha rahat hissedebiliyorum ama bu da tamamen zevk meselesi. Başkaları yumuşak penayla cazır cazır ritim çaldığında da hoşuma gitmiyor değil. Marka derseniz, bugüne kadar hiçbir Dunlop penayı kıramadığımdan yumuşak da olsa sert de olsa Dunlop derim ☺
Ağustos 2015

Emre Memişoğlu bu yanıtı beğendi:

Elektro gitar için ritimlik pena önerileriniz nelerdir (solo için jazz III kullanıyorum)?

Jazz III'ün çeşitli boyutları var, tabii ki çalmadaki hassaslığınıza ve türe bağlı olarak Jazz III XL'i tavsiye ederim. Elde daha stabil duruyor ve ucu aynı şekilde, biraz daha yumuşak tutarak yumuşak penayı simule edebiliyorsunuz. Eğer ritim olarak tüm telleri çalıyorsanız tabii ki daha yumuşak bir pena daha güzel ses veriyor ama 2-3 tel power chord çalıyorsanız bence pena değiştirmeye gerek yok. Ben ne çalarsam çalayım sert pena seviyorum, telleri daha rahat hissedebiliyorum ama bu da tamamen zevk meselesi. Başkaları yumuşak penayla cazır cazır ritim çaldığında da hoşuma gitmiyor değil. Marka derseniz, bugüne kadar hiçbir Dunlop penayı kıramadığımdan yumuşak da olsa sert de olsa Dunlop derim ☺
Ağustos 2015

Emre Memişoğlu  bu yazıyı beğendi:

HAYAT ÜZERİNE

193

Aşağıdaki metin Raymar Turado’nun pek çok sitede yayınlanan ve yaklaşık 6 milyon kişi tarafından okunan yazısının çevirisidir.
İçindeki bazı kısımlar kibirlice olsa da, yazının genel felsefesi ve verdiği mesajlar açısından okunmalı ve hayatının devamını düşlediğinde yanına alacağın bir rehber olmalıdır :

Evet beni duydun, senden bahsediyorum. Gözlerine bakıyorum ve diyorum ki hiç şansın yok. Sana söylüyorum, eğer şu anda bu makaleyi okuyorsan, bu listeye bakıp kendinden parçalar buluyorsan biraz endişelenmelisin.
Aslında, epey endişelenmelisin. Herşeyi bir kenara bırakıp hayattaki varoluşunu sorgulayacak kadar. Bir ayna bulmalı, kendi yüzüne bakmalı, elini kaldırmalı ve kendine bir tokat atmalısın.
Tamam mı? Şimdi son paragrafı kendine gelene kadar tekrarla ve okumaya devam et. Gerçek hayat becerilerinden söz ediyorum!
Sözettiğim beceriler sıkı çalış, hafif parti yap, sınıf birincisi olarak mezun ol becerileri değil. Hele hele, kaytar, dersleri as, alkole düş, parti yap ama yine de mezun ol ve iyi işe gir becerilerinden hiç sözetmiyorum.
Sözünü ettiğim şey; kapıdan çık, bazı hamleler yap, birşeyler becer türü becerilerdir. İşinden ayrıl, ailenin evinden taşın, “…. Böyle dünyayı” deyip, sonra bunu gerçekten yaptığın türden yetenekler.
Gerçek dünyada kazandığın beceriler, ailen tarafından sana sunulan sabun köpüğü korumasının ya da içinde yetiştiğin tüm eğitim sistemini kapsayan ideolojik doktrinlerin dışında şeylerdir. Bu beceriler, onlara sahip olmak isteyen herkesin bedelini ödemesini gerektirir. Bu yüzden nesilleri çok hızlı tükeniyor.
Bir ders kitabında ya da sınıfta öğretilen becerilerden sözetmiyorum. Sadece yaparak öğrenebileceğin, uçurumdan atladıktan sonra uçmasını öğrenmen gereken şeylerden bahsediyorum.
Gerçekten kendinizi bulduğunuzda geliştirebileceğin becerilerden bahsediyorum. Kendini gerçekten riske attığın ve yüreğinizi başarısızlık ihtimaline açtığın türden şeyler. VBir tek harika şeyi yapmak için, herşeyi riske etmeye hazır olduğunda geliştirebileceğin beceriler.
Şimdiye kadar sahip olduğunu düşündüğün beceriler.
Temel olarak söylemek istediğim şey şu: aşağıdakiler sende olmadığı için, muhtemelen pek bir şansın yok, çünkü :
1. Yeterince başarısız olmadın.
Çünkü vasatlığın içinde mutlusun ve aslında denememeyi seçtin. Çünkü yeni bir şeyi öğrenmek hakkında konuşmak (mesela bir yabancı dili) aslında onu öğrenmekten daha kolay.
Çünkü herşeyin fazlasıyla karmaşık ve kompleks olduğunu ve bir sonraki şeyi “yarın bir oturuşta bitireceğini” veya “Pazartesi diyete başlayacağını” düşünüyorsun.
Çünkü işinden nefret ediyorsun ama yenisini de aramıyorsun çünkü reddedilmekten kaçınmak daha kolay.
Çünkü sen orada oturmuş denemekte bile başarısız olurken, ben burada başarısız denemeler yapıyorum, kendimi zorluyorum, yeni şeyler öğreniyor ve mümkün olabildiğince başarısız olmaya çalışıyorum.
Çünkü biliyorum ki deneyip başarısız olduğum müddetçe öğreneceğim, öğrendikçe de rotamı düzeltip yola devam edeceğim. Çeliğin su alması gibi, ateşlerden geçtim ve şekil alana kadar dayak yedim. Ağır çelikten mamul, kenarları bıçak gibi keskin bir kılıç, eğer sen de aynı sertlikte değilsen seni ikiye böler. Sen bunu unuttun.
2. Başkalarının senin hakkında düşündüğü şeyleri umursuyorsun.
Çünkü çevrene uyum sağlaman lazım.
Çünkü farklı olmanın, ancak diğer insanların farklı oldukları şekilde olursa “cool” olduğunu düşünüyorsun.
Çünkü dünya seni olduğun gibi göreceği için kendini olduğun gibi kabul etmekten korkuyorsun. Sen başka insanları yargıladığın için, sana onlar da seni yargılıyorlarmış gibi geliyor.
Çünkü sahip olduğun şeylere, yaptığın işlerden daha çok önem veriyorsun.
Çünkü sen kendine yeni giysiler, yeni oyuncaklar, yeni arabalar alırken ben kendime yatırım yapıyor olacağım. Sen dünyaya uyum sağlamaya çalışırken, ben dünyayla birlikte varolmanın yollarını arıyor olacağım.
Çünkü ben bütün güvensizliklerimi görmezden gelip kendi özgün halimi dünyaya gösterebileceğim, başkalarının fikirlerine, “elalem ne der”lere bağışıklık kazanacak ve bir fikirler keşmekeşinde ayakta kalacağım, içim sen çoğunluk ile evlenirken, benim istisnai olanı keşfetmekte olduğumu bilerek rahat edecek.
3. Kendini olduğundan daha zeki sanıyorsun.
Çünkü şimdiye kadar herkesin yaptığını yaptın, okuduklarını okudun, çalıştıklarını çalıştın.
Çünkü onların testlerini geçmek için öğrenmen gerekenleri öğrendin ve bunun seni akıllı yapacağını sandın.
Çünkü öğrenmenin sadece okullarda olduğunu sanıyorsun.
Çünkü sen okul için çalışırken ben hayatı öğrenmeye çalışıyordum. Çünkü sen sınıfta öğrenme peşinde koşarken ben dışarı çıktım ve yaparak öğrendim.
Çünkü hayata dair, senin herhangi bir üniversiteden alacağın bir kağıdın kapsayacağından daha fazla şey biliyorum. Çünkü zeka ne öğrendiğin değil, nasıl yaşadığındır.
Çünkü benim bir üniversite diplomam olmayabilir ama seni benim hakkında konuşamayacağım derinlikte konu bulmaya zorlayabilirim.
Çünkü senin testlerini zorunlu olsaydım ben de geçerdim, ama sen hayatın bana fırlattığı testlere senin bir saniye dayanman mümkün değil. Çan eğrisi veya yüzdelerle geçilen testler değil onlar, tek bir başarı ölçütü var : hayatta kalmak!
4. Okumuyorsun.
Çünkü okuman gereken şeyleri okumuyorsun, ya da daha kötüsü, hiçbirşey okumuyorsun.
Çünkü tarihin sıkıcı ve felsefenin aptalca olduğunu düşünüyorsun. Çünkü oturup MTV veya E! İzlemeyi, yeni bir şeyler keşfetmeye ve etrafındaki dünyayı daha iyi anlamak için bir başkasının zihnine girmeye tercih ediyorsun.
Çünkü dünyadaki tüm gücün, bizden önce yaşamış olanların kelimelerinden geldiğini kabul etmiyorsun, bilmek veya yapmak istediğin herşeyin etrafındaki kelimeler evreninde biryerlerde, şimdiye kadar görülmemiş bir bolluk içinde sana sunulmuş olduğunu da…
Çünkü okuman gerektiğini düşündüğün halde bu makaleyi bile okumuyorsun.
Çünkü okuyan insanlar bunları zaten biliyorlar.
Çünkü bir atı suya götürebilirsin, ama oradan su içmesini sağlayamazsın.
5. Merak etmiyorsun.
Çünkü haberlerini, devletin kontrol ettiği kopyala-yapıştır ajanslardan alıyorsun.
Çünkü şu basit soruyu sormaya isteksizsin : “Ya hepsi yalansa? .. ” Üstelik gerçekten öyle olabileceğini kabul etmeye ve ana (ve bizde aynı zamanda yandaş-ç. N.) akım medyanın bütün yöntemlerinin, kesin emirleri uygulayarak bir tek şeye yöneldiğini kabul etmeye yanaşmıyorsun : senin dikkatini dağıtmaya.
Çünkü beni herşeyi-bilen-ukala olarak nitelendirmek senin için kolay ama kendini hiçbirşeyi-bilmeyen olarak nitelendirmek zor.
Çünkü ben konudan bağımsız olarak bilgi susuzluğu çekiyorum.
Çünkü sen Candy Crush veya Megalopolis oynarken ben bağ teorisi veya quantum mekaniği okuyorum.
Çünkü sen vaktini Tosh. O ile geçirirken ben nasıl video kurgusu yapılır öğreniyor, web siteleri ve mobil uygulamalar yazıyorum.
Çünkü seninle teketek münazaraya girsek çökersin. Ben de kendi savımı her noktadan savunurum, sadece senin ona karşı geliştirebileceğin argümanları anlamak için.
Çünkü kendimi bir münazaranın iki tarafını da anlamaya öyle adarım ki senin tarafında olsam yine kazanırdım.
6. Yeterince soru sormuyorsun.
Çünkü otoriteyi sorgulamıyorsun. Ondan hoşlanıyorsun.
Çünkü kendini de sorgulamıyorsun.
Çünkü doğru biçimde konumlandırılmış sorgulamanın, saygıdeğer fikir ayrılıklarının, inandığın şeyleri sana tersini söyleyen birilerine karşı savunmanın bir hayat içindeki gücünü anlamaktan uzaksın. Gerçekliği sorgulayabilme yetisinden uzak, kendi kendine dayatılmış bir hayatta kalma stratejisi ile, Matrix filmindeki gibi bir monotonluk yaşıyorsun.
Çünkü ben biliyorum ki, seni mahvetmenin en kolay yolu seni konuşturmak.
Çünkü ben insan davranışları üzerine çalışırken sen kendinden başka herkesi yok sayıyorsun.
Çünkü kontrol, kendi cahiliyetini tedavi edilemez bir çenesi düşüklük ile etrafa yayarak değil, sorularının bağlamını doğru şekilde yapılandırarak gelir.
7. Gerçeklere dayanamazsın.
Çünkü bilmediğin şeyleri bilmediğini itiraf etmeyi reddediyorsun.
Çünkü internette bulduğun hiçbir yazı, senin yaşamda kaybettiğin tüm zamanı yerine koyamaz.
Çünkü şimdi sana, yarın herşeyin daha güzel olacağını söyleyecek olsam yarına kadar bekler sonra da bununla ilgili hiçbirşey yapmamayı seçersin.
Çünkü sen olmadığımı zannettiğinde bile, ben etrafımda olup bitenin farkındayım.
Çünkü sen benim seni farketmediğimi düşündüğünde, ben aslında seni görmemiş olduğumu sanıyorsun.
Çünkü etrafta başın göklerde dolaşırken, etrafındaki dünyanın farkında bile değilsin. Aslında burnunun dibinde duran gerçeklik sana o kadar yakın ki, sarhoş cehaletin içinde sadece dilini dışarı bir defa çıkaracak olsan, gerçek dünyanın ne kadar lezzetli olduğunu anlarsın.

Çünkü bu seni anında bir gerçek dünya bağımlısı yapar, kendini doğruluğun çekiciğinden kurtaramazsın. Nihayet, kendi anlama yoksunluğunu anladığında, o zaman göreceksin; gerçekten inanılmaz bir şey yapmaktan seni alıkoyan tek şey,aslında bizzat sensin.
Ağustos 2015

Emre Memişoğlu bu yanıtı beğendi:

İnsanların sabah 8 akşam 6 çalışmasını gerekli ve doğru buluyor musunuz? Sizce nasıl olmalı?

Toplumdan topluma değişen bir şey. Sabah 8'de iş yerine giriş yapıp, pastahaneden poaça, açma söyleyip 10'a kadar rahatsız edilmek istemeyip, günün yarısını da laklakla geçiren bir millet için bu saatler az bile. İş ahlakı sahibi toplumlarla sadece baskı altında çalışan toplumları birbirinden ayırmalıyız. İşini kendini tatmin amaçlı mükemmel ve çabuk yapan bir Alman için tabii ki çok fazla bu çalışma saatleri ama üstünün baskısı altında her fırsatta işini şişirerek yapmaya çalışan Türk milletine uygun buluyorum. O şişirme işleri kontrol edebilmek için saatlerini harcamak zorunda olan üstler için de bu saatler gerekli.

8 senedir Türkiye'de yaşıyorum ve işim gereği bir çok ofisle yakinen haşır neşir oldum, yurdum ofislerindeki performansın %30'u geçmediğini düşünüyorum. Ülkemizde haftalık yaklaşık 50 saatte bir Almanın haftalık 35 saatte ürettiği işin yarısı bile üretilemiyor. Bunun nedenlerini de görüyorum, iki halkı ve iki sistemi de tanıdığımdan. Çalışanlar yaşanacak kadar para edecek iş üretmiyorlar ve yaşanacak kadar da para kazanamıyorlar, tam bir kısır döngü. Milletimi tanıyorum ücretler arttırılsa dahi "ne güzel, çok para kopardım" diye düşünüp aynı tembelliğe, aynı şişirmeceye devam edecek bir millet. Yurdumuzda imrenilen durum ne yazık ki çok çalışıp, çok üretip, çok kazanmak değil de yattığın yerden kazanmak. "İşi bilecen işe gitmeyecen. " diyen bir millet aslında daha da fazla çalıştırılmalı ki ülkenin dış piyasalarda rekabet şansı olsun. Dikkat edilmelidir ki ülkemiz artık işçiliğin aşırı pahalı olduğu ülkeler arasındadır ki bu da yabancı yatırımların daha verimli iş üretilen ülkelere kaymasına neden olmaktadır. Yabancı yatırım deyip geçmeyelim; bu istihdamı da ülke ekonomisini derinden etkileyen bir konudur. . .

Nasıl olmalı dendiğinde; bence herkes puanı yetip de girebildiği okulu okuyarak orada gönülsüzce öğrendiği işi değil de sevdiği işi yapmalı. Matematik gerçek hayatta ne işimize yarayacak diyenler mesela mühendislik okumaya özenmemeli. Okunacak, sayısal ya da sözel hiçbir şeye yeteneği olmayanlar bir meslek okulu okumalı. Zaten yeri geldiğinde bir duvarcı ya da tesisatçı bir avukat ya da mühendisten fazla kazanabiliyor. Tabii burada da severek yapmak şart. Tamam devlet kaliteli akademik kadro eksikliğine rağmen bir sürü üniversite açıyor ve oralardan kalitesiz elemanlar yetişiyor ardından da işsiziz diyorlar. İnsanın o konuya yeteneği yoksa başka bir iş öğrenmeli, kötü bir üniversiteden mezun olmak diploma getirse de konuya uygun yeteneği arttıramıyor. Oralarda okumak yerine insanın severek yapacağı ve verimli olacağı bir işi yapması bence çok daha mantıklı. Bilmiyorum şimdi üniversite adayları kaç seçim yapabiliyorlar ama benim zamanımda 18 seçim yapılabiliyordu. Bir insan 18 bölüm/üniversite istiyor, hepsine de uygun yeteneklere sahip olamaz. Yani çok seçim hakkı verildi diye hepsini kullanmak mantıksızdır. Birazcık iş ahlakı da gelişmelidir ülkede. Yatarak para kazanmanın önüne geçilmelidir ki bu da devletin yapması gereken bir şey. Eğer herkes severek yaptığı mesleği edinirse tüm kalite ve verim artacak, dolayısıyla ücretler de artacak, çalışma saatleri düşecektir.
Ağustos 2015

Emre Memişoğlu bu yanıtı beğendi:

Yaratıcı insanları, evreni vs. neden yarattı?

Bu soruyu sorabilmen için öncelikle bir yaratıcıyı ispatlamalısın.
Ben ispatlamadan uzaylılar bilmem ne gezegenini neden ele geçirdi desem de aynı derece mantıksız birsorudur.
Ağustos 2015

Emre MemişoğluSinema konu başlığını takip etmeye başladı.

Sinema

Sinema, herhangi bir hareketi düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini belirleme ve sonra bunları gösterici yardımıyla kar...

Ağustos 2015

Emre MemişoğluFelsefe konu başlığını takip etmeye başladı.

Felsefe

Felsefe doğruyu vermez, en iyi ihtimalle yanlışı öğretir. Fakat yanlışı öğrenmek de doğruya yaklaşmak değil midir?

Ağustos 2015

Emre MemişoğluBilgisayar konu başlığını takip etmeye başladı.

Bilgisayar

Altbaşlıklara ayrılmış şekilde genel bilgisayar mevzuları.

Ağustos 2015

Emre Memişoğluİnternet Teknolojileri konu başlığını takip etmeye başladı.

İnternet Teknolojileri

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Ağustos 2015

Emre MemişoğluWeb Tasarım konu başlığını takip etmeye başladı.

Web Tasarım

Web grafik tasarımı, grafik tasarım alanı ile yakın ilişkili bir konu olarak ele alınabilir ama kendi içerisinde ayrı bir dal olarak çok gen...

Ağustos 2015

Emre MemişoğluBilgisayar Oyunları konu başlığını takip etmeye başladı.

Bilgisayar Oyunları

YÖNLENDİR Video oyunu

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Müzik

2851 Kişi   472 Soru

Yazılım

2915 Kişi   548 Soru

Eğitim

4003 Kişi   629 Soru

Bilgisayar

2528 Kişi   437 Soru

Sinema

3101 Kişi   300 Soru

İnsan Davranışları

3600 Kişi   955 Soru

İnternet Teknolojileri

1211 Kişi   170 Soru

Web Tasarım

1184 Kişi   213 Soru

Üniversiteler (Türkiye)

2235 Kişi   175 Soru

Genel Kültür (Muhabbet)

3449 Kişi   280 Soru

Felsefe

1849 Kişi   496 Soru

Kitaplar

2914 Kişi   267 Soru

Teknoloji

1852 Kişi   576 Soru

Psikoloji

2690 Kişi   947 Soru

Bilgisayar Oyunları

785 Kişi   111 Soru

Filmler

3198 Kişi   191 Soru

Enstrüman

63 Kişi   65 Soru

Fotoğrafçılık

1868 Kişi   166 Soru

Bilişim

522 Kişi   110 Soru

Bilişim Teknolojileri

177 Kişi   61 Soru

Bilgisayar Yazılımı

92 Kişi   69 Soru