Bilmek istediğin her şeye ulaş
Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Eğitim hayatınızda karşılaştığınız sorunlar, problemler nelerdir?

Üniversite ortamı gibi birikim isteyen bir alana bile torpili olan bireylerin öğretmen müdür dekan ve rektör olarak görev yapması benim için en büyük problem sayılır. Çünkü bu bireyler donanımsız olduklarından öğrencilere fayda sağlamamakla beraber yanlış bir örneklik teşkil etmektedirler. Ne yazık ki bizler bu saçma sapan, adaletsiz çarkın dişleri arasında paramparça olmaktayız.

''' ... '''
Ekim 2016

Faris TokalElif İrem Korkmaz kişisini takip etmeye başladı

Elif İrem Korkmaz, Diş Hekimliği Öğrencisi, @elifiremkorkmz

Adaletsizliğin olduğu her yerde en büyük anarşiğim.

Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Her şeye rağmen sevebilmek midir aşk?

Bu sorunun cevabı anlıktır.
O an ne hissediyorsanız aşk odur. Çünkü tarifini yapalım diye o kadar çok kurcaladık ki ; Tabiri caizse aşkın tarifinin içine ettik.

Bazen kızdık: aşk bir ... Oktur yemeyen yoktur dedik.

Bazen şehvetli bir dokunuşla kıskıvrak yakalandık ve dedik ki:
Aşık olmak; her gece sevdiğini rüyalarına taşımayı başarabilmektir.
Ama keşke bunu söylemeden evvel tenimizde dünden kalan ruj izini silmeyi akıl edebilseydik. O zaman daha romantik bir tarif yapmış olurduk.

bazen geçmişe özlem duyduk, başladık isyan bayrağını çekmeye. Ve dedik ki:
Aşk, artık çocuk saflığında yaşanmıyor.
Aşk, artık perdeler arkasında
Gizlediğimiz şehvetin çarkında bir dişli
Aşk, yalan oldu, kirlendi
Aşk, her an elden ele
Aşk, artık satılık
Dışarıda, orda, burda ...
Aşk, aşk olmaktan uzakta, çok uzakta.


Bazen mutluluktan uçtuk, ne diyeceğimizi bilemez hale geldik, divaneler gibi dedik ki:
Aşık olmak:
Daha çok unutmaktır
O'nun dışındaki bir çok şeyi unutmaktır.
Mesela;
Gülüşünü, hiçbir şeye değişememektir.

Sonra vazgeçtik ve dedik ki:
Aşk; duygusallık ister, demişler. Evet miş'li çekimli bir geçmiş zamanda bu doğruydu.
Ancak 21. Yy da aşk mantık ister. Çünkü insanlar duygularını mantık çarkının dişleri arasında paramparça ettiler. Hal böyle olunca; aşk geçici bir heves için ihanete uğradı.

Sonra açık açık itiraf ettik, hem de hiç utanmadan:
Şehvet aşkın mahremidir, bilirsin.
Ya da büyük ihtimalle sana anlatmışımdır. Soğuk, karanlık bir odaya sızan ay ışığı, ellerimizle, dudaklarımızla, bütün bir gece nefesin nefesimde, aşk'a sadakatsizlik ettiğimize, günah işlediğimize, şahit midir, yoksa değil midir?

sonra dini bir argümanla kutsamaya, kibarlaştırmaya, sınırlandırmaya çalıştık aşkı ve dedik ki:
fıtrat dışı aşk:
aşırı cinsel isteklerimizin, perde arkasındaki gölgesinin,yumuşatılmaya maruz kalmış son hali.
tavsiye:
mart kedileri ikinci sırayı kabullenmeye çalışıp,psikolog masrafından kurtulmaya çalışsınlar.

Sonra nihayet eli yüzü düzgün bir şeyler söyledik ve dedik ki:
Ve yakınlaşınca sevdalılar
aşkın, sevdanın ve belkide
şehvetin en koyusunu yaşayabilmeli
geçip giden zaman borçlu kalmalı
biriktirilen hasret, özlem, umut
yalnız kaldıkları soğuk odalarını
kendi soluklarıyla ısıttıkları ana
arzularının yatıştığı o ana şahit olmalı


saygılar
Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Kadının değeri nereden gelir?

Kadının değeri bizzat kendisinden gelir. Bunu tüm kadınlar için genelleyebilirim. Hiç zorlanmam. Çünkü yaşamın boğucu zikzakları içerisinde her insan hata yapar bu normaldir. Eğer bunu karakterinin bir parçası haline getirmişse bile uygun şartlarda kadın erkekten kat be kat değişime, güzelleşmeye daha meyillidir. Bu benim kendi kişisel yorumum.

Adem ve Havva'ya gelince ikisi aynı anda yaratılmıştır. Adem'in kaburgasından yaratılmış yalanlarına inanmamız gülünçtür. Ayrıca Allah'ın en doğrusunu yapmak için deneme yanılma yapmaya ihtiyacı yoktur. Kuran'da Ahzap suresi 54. Ayete bakınız. '' Allah her şeyi bilendir, kadirdir''.

36:77 İnsan, kendisini bir damlacıktan yarattığımızı görmez mi ki bize karşı apaçık bir düşman kesilir?

76:2 Biz insanı bir sıvı karışımdan yarattık ki onu sınayalım. Bu yüzden onu işiten ve gören yaptık.

7:189 O sizi bir tek nefisten (aynı genetik özellikten) yarattı. Ondan da eşini yarattı ki dinginlik bulsun. Eşine yaklaşınca, hafif bir yükle yüklendi ve onunla gezindi. Yükü ağırlaşınca her ikisi Rab'leri ALLAH'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen şükredenlerden olacağız" diye yalvardılar.

189. Ayete baktığımızda sanırım yanlış anlamlar buradan üretilmiştir. Havva'nın Adem'in herhangi bir yerinden üretildiği falan yok. ikisi aynı maddeden yaratılmıştır. Yani adem neyden yaratılmışsa Havva'da ondan yaratılmıştır. Fakat bazı bireyler bu ayeti yanlış yorumlayarak efendim Havva Adem'den sonra yaratıldı ve Adem'in bir parçasıdır diyorlar. Bu yanlış bir tabirdir.

Adem ve Havva ikisi aynı anda ve aynı maddeden yaratılmıştır.

Kadın ve erkek anahtar kilit misali birbirlerini her açıdan tamamlayacak şekilde yaratılmıştır. Bunları birbirinden koparmak, adem kalfalık ürünü havva ise profesyonel bir usta ürünü mantığıyla yaklaşmak inançlı bir birey için sakınası bir yorumdur.

''' ... '''

Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Aşk şehvetten doğan bir şey mi yoksa kişinin bizde oluşturduğu bir dürtü mü yoksa öğrenilmiş bir kavram mı?

Bu sorunun cevabı anlıktır.
O an ne hissediyorsanız aşk odur. Çünkü tarifini yapalım diye o kadar çok kurcaladık ki ; Tabiri caizse aşkın tarifinin içine ettik.

Bazen kızdık: aşk bir ... Oktur yemeyen yoktur dedik.

Bazen şehvetli bir dokunuşla kıskıvrak yakalandık ve dedik ki:
Aşık olmak; her gece sevdiğini rüyalarına taşımayı başarabilmektir.
Ama keşke bunu söylemeden evvel tenimizde dünden kalan ruj izini silmeyi akıl edebilseydik. O zaman daha romantik bir tarif yapmış olurduk.

bazen geçmişe özlem duyduk, başladık isyan bayrağını çekmeye. Ve dedik ki:
Aşk, artık çocuk saflığında yaşanmıyor.
Aşk, artık perdeler arkasında
Gizlediğimiz şehvetin çarkında bir dişli
Aşk, yalan oldu, kirlendi
Aşk, her an elden ele
Aşk, artık satılık
Dışarıda, orda, burda ...
Aşk, aşk olmaktan uzakta, çok uzakta.


Bazen mutluluktan uçtuk, ne diyeceğimizi bilemez hale geldik, divaneler gibi dedik ki:
Aşık olmak:
Daha çok unutmaktır
O'nun dışındaki bir çok şeyi unutmaktır.
Mesela;
Gülüşünü, hiçbir şeye değişememektir.

Sonra vazgeçtik ve dedik ki:
Aşk; duygusallık ister, demişler. Evet miş'li çekimli bir geçmiş zamanda bu doğruydu.
Ancak 21. Yy da aşk mantık ister. Çünkü insanlar duygularını mantık çarkının dişleri arasında paramparça ettiler.Hal böyle olunca; aşk geçici bir heves için ihanete uğradı.

Sonra açık açık itiraf ettik, hem de hiç utanmadan:
Şehvet aşkın mahremidir, bilirsin.
Ya da büyük ihtimalle sana anlatmışımdır. Soğuk, karanlık bir odaya sızan ay ışığı, ellerimizle, dudaklarımızla, bütün bir gece nefesin nefesimde, aşk'a sadakatsizlik ettiğimize, günah işlediğimize, şahit midir, yoksa değil midir?

sonra dini bir argümanla kutsamaya, kibarlaştırmaya, sınırlandırmaya çalıştık aşkı ve dedik ki:
fıtrat dışı aşk:
aşırı cinsel isteklerimizin, perde arkasındaki gölgesinin, yumuşatılmaya maruz kalmış son hali.
tavsiye:
mart kedileri ikinci sırayı kabullenmeye çalışıp, psikolog masrafından kurtulmaya çalışsınlar.

Sonra nihayet eli yüzü düzgün bir şeyler söyledik ve dedik ki:
Ve yakınlaşınca sevdalılar
aşkın, sevdanın ve belkide
şehvetin en koyusunu yaşayabilmeli
geçip giden zaman borçlu kalmalı
biriktirilen hasret, özlem, umut
yalnız kaldıkları soğuk odalarını
kendi soluklarıyla ısıttıkları ana
arzularının yatıştığı o ana şahit olmalı


saygılar

''' ... '''








Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Ülkemizde ebeveynlerin çocuk yetiştirirken yaptığı hatalar nelerdir sizce?

En önemlisini söylüyorum: Korku yalanlarıyla çocukları korkutmak.
Bunun ilerleyen zamanlarda psikolojik sorunlara, kişilik bozukluğuna sebep olacağından habersiz bir şekilde çocukları türlü türlü yalanlarla korkutmak. Kimi çocuklar bu korku yalanlarına inanmaz, ucuz kurtulur. Kimisi ise bu yalanları güzelim hayal dünyasında kanlı canlı tasvirleyerek, geceleri çişini yapmaya bile korkacak hale gelir.
ebeveynler çocuklarını korkulu hikayeler anlatarak bir köşede tıkılıp kalmasına neden oluyor.

bu konuyla ilgili genel bir yazı yazmıştım dilerseniz bakabilirsiniz.
krtkbks.blogspot.com.tr/2016/09/bagrsak...

''' ... '''
Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Bir insana geçmişi nasıl unutturabiliriz?

Tanrım bu soruya yıllar öncesinden cevap vermiştim:)

_Unutamadığın biri mi var?
_ Hayır, unutamadığım biri yok. Çünkü ''unutamamak'' unutmak istediğini unutmayı başaramamaktır. Yani acizliktir, çaresizliktir. Duygusal anlamda kendini adam edememektir.
Ancak; sevdiğim, terkettiğim ve terkedildiğim hiç bir kadını unutmadım. Çünkü unutmak, zekanın standardıyla alakalı bir durum.

''' ... '''
Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Dinimizce dört kadın haricinde sınırsız sayıda mesela IŞİD'in sattığı köle kadınlardan cariye de almak caiz midir?

Cariye= kadın kölelere verilen özel isimdir. Yani cariyeler de birer köledir. Peki köle olmanın İslam'da yeri var mıdır, yok mudur? Öncelikle bu soruya cevap verelim. Ben bizzat daha önceden bu konuyu araştırdım ve krtkbks.blogspot.com.tr/2016/07/koleler... bu linkte kayıt altına aldım. Hatta bu konu üzerinden İncil'i sorguya çektim.

Fakat sizin burada sorduğunuz sorunun cevabı Kuran'da son derece net bir şekilde ele alınmıştır. Hemen Nisa suresi 3. Ayeti pergele alalım:

4:3 Yetimler hakkında adaletli davranamamaktan korkuyorsanız uygun gördüğünüz kadınlarla ikişer, üçer, dörder evlenebilirsiniz. Onlara eşit davranamamaktan korkuyorsanız bir taneyle veya yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi oldukları ile yetinin. Sapmamanız için en uygunu budur.




Ayete baktığımızda kocası ölmüş fakat gerisinde yetim çocuk bırakmış kadınlarla evlenileceği sırada eğer bu çocuklara adaletli davranamayacaksanız bu kadınlarla evlenmeyin diyor. Fakat yetim çocuğu olmayan kadınlarla dörde kadar evlenebilirsiniz. FAKAT; Eğer bunlara da eşit davranamayacaksanız bir taneyle yetinin veya daha bu şartları koymadan evvel her kiminle evliyseniz onunla geçinin.

Ancak bu ayette çok önemli bir püf nokta var o da şudur: Kuran eğer adaletli davranamayacaksanız yolları kapatıyor. Mesele yetimlere adaletli davranamayacaksanız bunların anneleriyle evlenemezsiniz diyor.

Birden fazla nikahsız kadınla evlenmek isterseniz eğer; Yine adaletli davranmayı şart koşuyor.
Eksiksiz bir adaleti sağlamak bir koca için gerçekten zor ve imkansız olacağından; Kuran aslında tek eşliliği savunur. Çünkü katıksız bir adaleti sağlamaya bireyin gücü yoktur. Elbette pürüzlü noktalar çıkacaktır. Hal böyle olunca tek eşlilik aslında Kuran'ın öngördüğü yoldur.

İnsanın asla ve asla katıksız bir adalete malik olamayacağını hepimiz gayet iyi biliriz. Hal böyle olunca sevgiyi parçalamanın, kadınların birbirini kıskandığı gürültülü patırtılı bir aile ortamına hiç gerek yok. tek bir insanla herşeyinizi paylaşın, onu çok ama çok sevin. Hoşçakalın.

''' . . . '''
Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Kitaplara sahip olmak ve onları biriktirmek önemli midir? Niçin?

İnsan okuduğu tüm kitaplara hakim olamaz. Ancak hoşuna giden, donanımlı bir kitabı, kitapları, yazarları kendi dolabında bulundurması şarttır. Okuduğu kitapların önemli ilgi çekici yerleri taşırmadan, sağa sola sapmadan bir güzel renkli kalemlerle işaretlenecek. Hatta yanına kenarına notlar düşülecek. Bu konulardan bahis açıldığında: efendim şu kitapta bu konuya değiniliyor durun bir altını çizmiştim size okuyayım. Bu bir şiir kitabı da olabilir. Rastgele açmayacaksın sayfaları, altını çizdiklerini açacaksın. Aşağı yukarı tahmin edebileceksin aradığını hangi kitapta bulacağını.

Eve gelen misafirlerine de okuyacaksın zaman zaman.
İnanın bana bir kitap elinizden çıkmaya dursun, çok geçmeden yabancı bir adam olur, hiç tanışık olmadığınız bir adam.

Nietzsche bakın lütfen: Ecce Homo adlı kitabın son yapraklarını okuyacak olursunuz şu cümlelerine şahit olursunuz. '' Aslında Fransız edebiyatındaki bir kaç isimden fazlası değildir, okuyup durduğum ''.
Yani demek istediğim şu: eğer yetkin bir okuyucu olmak istiyorsanız; okuduğunuz güzel kitapları rafınıza yerleştireceksiniz. Arada bir açıp okuyacaksınız, kendinize, sevdiklerinize.

Bu kitabı okudum şu rafta dursun, görenler hayran kalsın diye kitap biriktireceksiniz eğer: Cahilliğini üzerindeki şık elbiseyle gizleyen şımarık zenginlerden hiçbir farkınız kalmaz.

Mesela ben şöyle yaparım: Önce kitabı seçerken bir güzel didik didik araştırırım. Bu adam bana bir şey katar mı? Buna karar verdikten sonra da alırım yanıma siyah, mavi, kırmızı renklı kalemlerimi başlarım okumaya. Yan taraflarına notlar düşerim. Alelacele bitireyim diye de acele etmem. Sindire sindire yavaş yavaş, anlayarak okurum. Hiç acelem yok. Kitap bittikten sonra bir güzel rafa yerleştiririm. Kitabı özümseyerek okuduğum için neredeyse bir iki hafta boyunca düşünce yapım bu kitaptaki hoş cümlelere göre şekillenir. Ancak çok geçmeden kendimi bu zincirlerden arındırıp başka bir kitapla buluşurum.
Kitaplarıma asla küsmem. Onları kimsenin de eline vermem. Çünkü altını çizdiğim yerler artık benim mahremiyetim olmuştur, altını çizdiğim kısımları okuyan biri beni aşağı yukarı tanımış olacaktır.

''' ... '''

''' . . . '''
Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

İyi bir üniversitede okumak devlet yönetimine karşı olmayı tetikler mi?

Efendim, Türkiye'de iyi bir üniversite yok. özgür düşünen bireyleri sırf kendisine muhalif olduğu için tersleyen, dışlayan, haklarını gasp eden, Türkiye'de ki üniversite anlayışı ne yazık ki böyle icra olunuyor.
Dikkat edin lütfen: Üniversite gibi eğitim öğretim , özgür düşünce ortamının maksimum olması gereken bir kurum; Ne yazık ki adam kayırarak, beceriksiz, donanımsız bireyler yüzünden işlevsiz hale getirilmiştir.
Bir düşünün lütfen: Koskoca Türkiye'de bunca üniversite olmasına karşın ne kazancı oldu. Hangi alanda öne atıldık. Küçücük İsrail Devleti'ne bir bakın her yıl ne kadar buluş yapılıyor. Peki ya Türkiye'de durum neden bu kadar trajik. Neyi eksik yapıyoruz? Neyi yarım bıraktık? Hangi günahın bedeli bu cahillik?
Tartışma zemini yaratıldığında bile; konuşarak çözüm getiren bireyler ne yazık ki üniversiteyi kendi evi gibi gören rektör sıfatlı kuklalar tarafından hayatı karartılmaktadır.
Üniversite'de görevli olan bireyler ne yazık ki öğrencileri zavallı, gariban, aç bireyler olarak görüp küçümsemektedir. Türkiye olarak okuyan öğrencilerimize nasıl bir katkı sağladık. Barınma ve yiyecek, içecek ihtiyaçlarını dahi parayla karşılıyoruz. Öğrencilerimi eğitim hayatı sürecince bir misafirmiş gibi barınma ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılayamaz mıyız?
Türkiye halkları olarak tüm öğrencilerimizin temel ihtiyacını karşılayabilecek donanımda olduğumuzu düşünüyorum. Eğer bireyler açsa düşünmek istemez. Eğer bireyler eziliyorsa, zor şartlarda okuyorsa bu elle tutulur sonuçlar almamızı elbette engelleyecektir.

''' . . . '''
Ekim 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

İyi ve kötü doktor arasında fark nedir? Bir hastanın doktordan beklentileri nelerdir?

Bu sorunuzun cevabı için yaşadığım bir vakayı anlatarak cevaplamaya çalışacağım.
başlayalım:

Olurda bir kene sizi ısıracak olursa korkmayın. Büyük ihtimalle zavallı hayvan size bir şey yapamayacaktır. Ancak siz mantıklı davranıp, tedbirli olursanız, işte o zaman sinirden ölme ihtimaliniz yüksek. Sabah sabah kan içmeye susamış zavallı keneyi kolumda görünce, kendime çeki düzen vermeden sağlık ocağına gidiyorum. Aile doktorumuz sağolsun bu işe karışmak istemeyip. Beni devlet hastanesine havale ediyor. Neymiş efendim, müdahale edecek aletleri yokmuş. İnsaf be 4-5 milyar para alıyorsunuz, besili piliç gibi görünmekten başka bir işe yaradığınız yok.

Her neyse sağlık ocağı çıkışında bana bakıp bakıp gülen gerizekalılara patlamadan edemiyorum.

_ yüzünüzdeki anlamsız gülüşü cahilliğinize borçlu olmuş olmasaydınız ağzınızı, burnunuzu dağıtırdım. Tabi bununla kalmayıp bir kaç üç nokta ( ... ) koymam gereken ifadelere de yer vermek zorunda kaldım. Araya doktor bey efendiler girmiş olmasaydılar büyük ihtimalle dayak yiyen ben olacaktım. Ve devlet hastanesindeyim. Doktor hanım; mavi gözlü, açık tenli oldukça güzel bir bayan. İnsan ne diyeceğini bilemiyor. :)

_ Efendim kolumda kene var. Yardımcı olur musunuz?

_ Şuraya geçin arkadaşlar yardımcı olacaklar.

Derken etrafım bir bilmiş ve bir çok bilmemiş tarafından çembere alınıp deneme tahtası niyetine kullanılıyorum.

_ çok bilmiş: bakınız arkadaşlar keneyi şöyle ağzından yakalayıp çekiyoruz. Yoksa kene içtiği kanı damara kusarsa ölümcül hastalıklara neden olacak mikropları kana bulaştırabilir.
Keneyi almaya çalışırken ilk seferde başarısız olan çok bilmiş, ben hata yaptım belkide çocuğun kanına çoktan mikrop bulaştı demeyip, hatasını kabullenmeyip ikinci bir girişim sonucunda keneyi çıkartmayı başardı. Ve etrafımdaki kalabalık azaldı. Kan örnekleri alınıyor ve kene efendi söylentilere göre taa ankara ya kadar incelenmek için yollanacakmış. Yalana bak hele.. Üç gün sonra sonuçları almak için hastaneye gittiğimde mikrobiyolog uzmanı bilmem ne hanımefendiyi ziyaret etmek zorunda kalıyorum. Önce tek bir kapıdan giriyorsunuz, sonra karşınıza iki kapı çıkıyor, hiç ummadığınız kapıya doğru yöneldiğinizde güzel mi güzel doktor hanımın tebessümüyle karşı karşıya kalıyorsunuz.

_Efendim ben bir kene tarafından ısırıldım, size görünmemi istediler. Önce güzel bir gülümseme, sonra ağzından sinir bozucu cümleler sıralanıyor.

_İki hafta içerisinde, ateş, deri döküntüsü, idrarda kanama, makatta kanama, halsizlik ve ağrı olursa buraya gelin, sizden örnek alıp Ankara ya yollayacağız.

_ Peki tüm bu dediklerinizin olmaması için bir şey yapamaz mısınız?

_maalesef.

_ Güzel. İlkokul birinci sınıfa giden küçük kardeşimin çok kolay halledebileceği bir işle meşgulsünüz. Teşekkür ederim. ..

Kene ısırma vakalarında yapmanız gereken tek bir şey var bir devlet hastanesine giderek doğru bir şekilde keneyi çıkarmaktır. Ancak kene vakalaarında müdahale eden çalışanlar ne yazık ki durumun ehemmiyetinin farkında değillerdir. Ciddi bir sorumluluk gerektiren bir görev ne yazıkki baştan savma bir müdahaleyle ölümcül hastalıklarla sonuçlanmaktadır.



''' . . . '''
Eylül 2016

Faris Tokal  yeni bir  gönderide  bulundu.

TELEVİZYONUN YARA/ARLARI !!!

1911


Televizyon:

Yüzyılımın en mükemmel hokkabazı. Hatta hokus pokus yapmadan dahi bizi sihirlemeyi başarmış bir alet. Bizler seve seve kendimizi sihirliyoruz ve bunu her gün yapmadan edemiyoruz. Bağımlıyız ve bu yüzden güzel sebepler arkasında bu hokkabaza masum bir çocuk üniformasını yakıştırmak zorunda kalıyoruz. Çocuğundan yaşlısına kadar hemen hemen her yaştan dinleyeni ve izleyeni var. Hatta yeni doğan bebeklerimiz bile bu hokkabazın meşru, gayrimeşru söylencelerine kulak misafiri oluyor.


Bilmem nereden başlayayım? Tertemiz çocuklarımızın mükemmel zekalarını türlü türlü oyunlarla fahişleştirdiklerini mi yoksa bilinç altına empoze ettikleri rezil rezil adi oyunları mı? İki dakika yanımızda oturtup nasihat edemediğimiz çocuklarımızı bu hokkabaz saatlerce diz'inin dibinde oturtup nasihat edebiliyor. Yok efendim hakikatli nasihatler de veriyor diyen bahaneperest şahıslara diyeceğim şudur. Bu hokkabazın söylencelerinin kâr zarar durumu, devenin kulağının deveye oranıyla eşdeğerdir.
Okumuşlar bilirler bir ses frekansının üstüne aynı frekansta başka bir ses bindirilebilir. İnsan kulağı 20 ile 20000 hz arasındaki sesleri duyabilir peki ya bilinç altımız?


Büyük marketlerde her daim müzik çalınmasının nedeni nedir acaba?
İnsan gözü bir saniyede 24 kareyi görebilecek şekilde tasarlanmıştır peki ya 25. Kare?


Erkek yaratılışı gereği güzel kadına müpteladır, peki ya kadın?


Televizyon aile İçerisindeki bireyler arasında hürmetsizliğe sebep olur. Nasıl mı? Brad pitt ve Jennifer Lopez in aynı anda televizyonda görüntülendiklerini hayal etsenize, tam da şuan siz kime bakıyorsunuz. Ben Jennifer'a bakıyorum. Peki ya siz bayan, siz kime bakıyorsunuz?

Sonra mı? Sonra ver elini soğuk mahkeme koridorları.. Sonuç biz anlaşamadık ve ayrıldık. Hayır siz anlaşamadığınızdan değil, cahil olduğunuzdan ayrıldınız.

Son zamanlarda öğrendiğim bir bilgiyi sizinle paylaşmak isterim. O da şu: Amerika'da yapılan bir araştırma verilerine göre son 60 yıl içerisinde gayrı meşru çocuk doğum sayısı normal doğum sayılarını geçmiş bulunmaktadır.



1911

Grafiğe baktığımızda gayrımeşru çocuk doğumlarının 1950 lerden itibaren yavaş yavaş artışa geçtiğini görmekteyiz. Tamda Amerika'da ilk renkli televizyon yayınının yapılmaya başlandığı sene. Amerika'da gittikçe yaygınlaşan renkli televizyon yayını sonucunda. 2008 yılına geldiğimizde gayrımeşru çocuk doğum oranı neredeyse %41 'lerde iken günümüzde bu oran normal doğumları geçmiştir. Peki bunun nedenleri arasında televizyon yayınlarının nasıl bir etkisi oldu? Kendiniz bizzat bu sorunun cevabını öğrenmek ister misiniz? Kumandayı elinize alın ve kanalları incelemeye başlayın bir tane eğitici öğretici yayın bulmaya çalışın. Bu sayı bir elin parmaklarını kesinlikle geçmeyecektir.

Bana sorarsanız televizyon gelmiş geçmiş en büyük buluşlardan biri ancak ne yazık ki dünyamız bir kaç aile tarafından yönetilen bir şirket gibi. Bu bir kaç aile medyayı kullanarak insanları zehirleyerek uyutmaktadır. İnsanların öğrenmesini ve araştırmasını istemediklerinden oldukça titiz bir şekilde yayın konseptini kendi çıkarlarına uygun bir şekilde dizayn etmektedirler.
Çözümsüz bir eleştiriyi klavye delikanlılığı ve söz ustalığı olarak kabul ettiğimden şunu söyleyerek noktalamak isterim:

Çok sevdiğim biri eğer televizyonu ''bismillah'' diyerek açabilecek kadar vicdansızsanız açın, yok eğer açamıyorsanız bırakın kapalı dursun demişti. Ha ben açarım ama kendimi de dizginlerim diyorsanız bu dediğiniz: ben sahil kenarına giderim ancak açık saçık hiç kimseye bakmam demeye benzer. Yani yağlanmış balatalarla fren tutmaya benzer.


''' . . . '''
Şubat 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Benim matematik temelim yok. 50 günde kitaptan çalışarak tek başıma matematik temeli yapabilir miym?

İnternetteki ders videolarından daha kısa sürede bitirebilirsiniz.
ancak kitaptan çalışmaya çalışırsanız. Sağlıklı bir matematik birikimi olacağını sanmıyorum.
çünkü matematik neyin nerden nasıl niçin geldiği gibi sık soruların sorulduğu bir daldır.
bu yüzden internetten video izlemenizi tavsiye ederim.
eğer Siirt e yakınsanız bende hazır doküman var bu konuda size yardımcı olabilirim.
Şubat 2016

Faris Tokal bir yanıt verdi.

Kandaki PH değerinin önemi nedir?

Ayrıca kanın PH değeri damardan damara farklılık gösterir.
arterdeki kanın PH ı 7.45 iken
vendeki damarın PH ı 7.35 olarak ölçülür.
Daha Fazla