Bilmek istediğin her şeye ulaş

Zafer Araz, 

Öğrenci

Öğrenci Zafer Araz inploid.com'da 4 soru sordu, 4 soru yanıtladı ve 10 takipçisi var.

Şubat 2016

Zafer Araz bir yanıt verdi.

Dünyanın en pahalı kitaplarının isimleri nelerdir?

1.Comedies, Histories, & Tragedies (1623), The First Folio William Shakespeare-8,2 milyon dolar.
2.The Canterbury Tales Geoffrey Chaucer-11,1 milyon dolar.
3.Birds of America John James Audubon-12,6 milyon dolar.
4.The Rothschild Prayerbook-13,9 milyon dolar.
5.Bay Psalm Book Rubenstein-14,5 milyon dolar.
6.St. Cuthbert Gospel Cizvitler-15,1 milyon dolar.
7.Magna Carta-24,5 milyon dolar.
8.The Gospels of Henry the Lion Order of St. Benedict-28 milyon dolar.
9.Codex Leicester - Leonardo da Vinci-48,4 milyon dolar.
wikiwand.com/en/list_of_most_expensive_b. . .
Şubat 2016

Zafer ArazIpek Güngör kişisini takip etmeye başladı

Ipek Güngör, Öğrenci, @ipekgungor

Ocak 2016

Zafer Araz bir yanıt verdi.

Kocaeli Üniversitesi'nde okuduğum bölümü dondurdum. Üniversite sınavlarına girip kendimi denemek istiyorum. Herhangi bir yere yerleşemezsem öğrenciliğim düşer mi?

Öğrenciliğin düşmesi diye bir şey yok devam edebilirsin. Başka bir kuruma kaydolunca KOU'de öğrenci olarak görünmezsin sadece. Lisansa kayıt olduktan sonra girdiğin üniversite sınavlarının etkilerinin öğrenciliğin düşmesi anlamında kayıtlı olduğun lisansla bir alakası yoktur.
Ocak 2016

Zafer ArazPsikoloji konu başlığını takip etmeye başladı.

Psikoloji

Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır.

Haziran 2015

Zafer ArazÇağrı Mert Bakırcı kişisini takip etmeye başladı

Çağrı Mert Bakırcı, Makina Mühendisi, @cagrimbakirci

Nisan 2015

Zafer ArazErhan Kılıç kişisini takip etmeye başladı

Erhan Kılıç, Web Developer, @erhankilic

http://www.erhankilic.org

Nisan 2015

Zafer Araz bir yanıta alt yorum yaptı

Kas sisteminizin %100’ünü kullanmak ister misiniz? Bunun yanında, kalbinizdeki tüm kontrolü kendi isteğinize göre ayarlayıp yani hızlandırıp yavaşlatabilmek de ister misiz? Peki daha da ileri gidip kinezi özelliklerinizi kullanarak kendinizi veya herhangi bir cismi uçurabilir ya da elektrokineziyi kullanarak elektrik alıp vermek de istemez misiniz? Vücut sıcaklığınızı artırabilmek veya düşürebilmek de süper olurdu. Bir de bunun yanında görme yeteneğinizi artırıp saatte 1000 km hızla giden bir şeyi yavaş bir şekilde görseniz tadından yenmez değil mi? Bunlar ne ki; ben kan veya vücudumuzdaki herhangi bir sıvının akışını hızlandırabilir, yavaşlatabilir ya da durdurabilirim diyenlere rastlayıp bunu da isteseniz? Vücudunuzda fiziksel değişikler yapabilir kurşun bile geçirtmeyebilir, saçınızı boyunuzu göz renginizi değiştirerek farklı kişiye dönüşebilir, kendi kendinizi tedavi edebilir, vücudunuzdaki enfeksiyonlu yere her türden mikrop ve benzeri bir şey gönderebilir, kendi inancınız ve iradenizle havada süzülebilir olsaydınız da fena olmazdı hani değil mi?

Marvel’de bile bu özelliklerden en az bir tanesine sahip süper kahraman ya da karakter zor bulunur. Ama gelin görünki alakasız bir Youtube kanalında yayınlanan 160 binden fazla insanın izlediği, insan beyninin %10’unu kullandığı ve %100’ünü kullanması durumunda Marvel karakterlerinde bile görülmeyen yukarıdaki saydığım hayali şeyleri yapabileceğine inanan bir güruh var. Youtube’daki türkçe bilimsel içerikli kanallarda bile tirajalar bu kadar değil. Yanarım buna yanarım. Daha vehameti yorumlara bakınca görülüyor. Bu saçmalıkların kaynağını sormadan, araştırmadan mantık hatalarıyla Einsten’ı referans göstererek bunun doğru olduğunu birbirlerine karşı sert dille söyleyemeleri, bilgiyi mantık süzgecinden geçirmeden atıp tutmaları.

Bu saçmalıklara inananların sayısının artmasında insan beyninin % 100’ünü kullanınca her şeyi hareket ettirebilir ve hükmedebilir efsanesinin işlendiği, sahte bilim ile dolu olup bilim-kurgu kategorisi içerisinde gösterilen Lucy filminin de etkisi büyük.

Tabi bu beyinle ilgili birçok inanıştan sadece birisi. İnsanların buna inanması hoşlarına gider. Çünkü %100’ünü kullanmaları durumunda yukarıda saydığım efsanelere sahip olma, daha zeki, başarılı veya yaratıcı olma umutlarını barındırırlar. Ne yazık ki bu doğru değil.

Her şeyden önce neyin %10’u sorusunu sormak gerekir. Söz konusu beyin bölgelerinin %10’u ise bu tez çok çabuk çürütülebilir. Nörologlar manyetik rezonans görüntüleme ya da MRI denilen teknikle insanın bir şey düşünürken ya da yaparken beyninin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor.

Parmaklarınızı oynatmak gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin %10’un daha fazla bölümün harekete geçmesini sağlayabilir. Hiç bir şey yapmadığımızı sandığımız anlarda bile beynimiz oldukça meşguldür. Bizim isteğimiz dışında otonom olarak nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol ediyor ya da siz farkında olmadan yapılacak işler listesini hazırlıyor, bilgilerinizi dosyalıyordur.

%10 oranının beyin hücrelerinin sayısını ifade ediyor olması da doğru değildir. Beyin hücreleri boş boş öylece durup kalmaz. Ya bozulup ölür ya da yakındaki bir bölgenin istilasına uğrar. Değerli hücrelerdir bunlar. %10 efsanesi kadar boş hücreler değiller bunlar.

Üstelik kaynak tüketimi bakımından beynimiz büyük bir tüketicidir. Soluduğumuz oksijenin %20’sini sadece kendisini canlı tutmak için kullanmaktadır.

Peki biyolojik ve psikolojik temelli olmayan böyle bir fikir nasıl olur da böylesine yaygınlık ve insanlar tarafından kabul edilebilirlik kazanır? Bu inanışın kaynağını bulmak zor. Amerikalı fizyolog William James’in bir kitabında ‘Zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızın çok küçük bir kısmını kullanıyoruz.’ gibi bir laf etmesine dayanıyor olabilir. Ancak ne beyinden ne de bir orandan söz etmiştir. Sadece insanın daha çok şeyi başarabileceğine dair iyimserliğini ifade etmiştir.

Bazılarıysa bunun Albert Einstein’a ait olduğunu söylemektedir. Ancak bugüne kadar böyle bir alıntıya rastlanmamıştır.

Bu yanlış anlamaya kaynaklık edecek iki şey daha var. Onlardan biri şu: Beyindeki hücrelerin %90’ı gliyal hücreler adı verilen destek hücreleridir. Bu hücreler beynin beyaz kısmını oluşturur ve geri kalan %10 ise nöronlara yani asıl düşünme işini gerçekleştiren gri kısma fiziksel ve besinsel olarak destek sağlar. Beyin deyince daha çok nöronlar akla geldiğinden ya da en azından beyin deyince halk arasında nöronun akla gelmesinden ve bu bilgide ki %10’luk kısmın nöronlarla ilişkisinden doğan yanlış bir anlaşılma olabilir.

Bir diğeri de 1980’de bir İngiliz çocuk doktorunun Science dergisinde yazdığı bir makalede, bazı hidrosefali yani beyinde su toplanması hastalığından muzdarip hastalarının beyinlerinde yeterli beyin dokusu kalmadığı halde hala işlevsel olduklarından söz etmişti. Ve buradan bu hastalar bu haldeyken beyinlerini böyle kullanıyorlarsa sağlıklı olsalardı daha fazlasını kullanabilirlerdi gibi bir yanlış anlaşılma da yayılmış olabilir. Ama elbetteki bu sağlıklı olanların beyinlerini ekstra kullanma yeteneğine sahip oldukları anlamına gelmiyor, sadece olağanüstü durumlara adapte olma örneklerini gösteriyor.
Aklımıza koyduğumuzda ve ben bunu yaparım dediğimizde yeni şeyler öğrenebileceğimize ve bunun beynimizin yapısını değiştireceğine dair bulgular var. Ancak söz konusu olan hiç bir zaman kullanılmayan ve %100’üne ulaşınca kullanılabilecek alanların bulunması değildir. Zaten beyinde sürekli olarak sinir hücreleri arasında bağlantılar oluşur ya da artık ihtiyaç olmayanlar ortadan kalkar.

Dediğim gibi ilginç olan şu ki, bu inanışın doğru olmadığı söylendiğinde insanlar hayal kırıklığına uğruyor, sahte bilgilere inanmakta ısrar ediyor, böylesine umut barındıracakları sahte bilimlere daha çok ilgi gösteriyor ve bilginin kaynağını, doğruluğunu araştırmıyorlar, yüzdesini bilmem ama kapasite olarak neredeyse ‘hiç’ kullanmıyorlar.

bbc.com/future/story/20121112-do-we-only...
Eğer insan beynin yüzde yüzüne yakın kullanabilseydi bu gerçekleşecekti ancak belli bir kısmını kullandığımızdan mümkün değil (beyinle ilgili bazı teorisyenler savunuyor)
Nisan 2015

Zafer Araz bir yanıt verdi.

Düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirmek teknik olarak mümkün olabilir mi?

Kas sisteminizin %100’ünü kullanmak ister misiniz? Bunun yanında, kalbinizdeki tüm kontrolü kendi isteğinize göre ayarlayıp yani hızlandırıp yavaşlatabilmek de ister misiz? Peki daha da ileri gidip kinezi özelliklerinizi kullanarak kendinizi veya herhangi bir cismi uçurabilir ya da elektrokineziyi kullanarak elektrik alıp vermek de istemez misiniz? Vücut sıcaklığınızı artırabilmek veya düşürebilmek de süper olurdu. Bir de bunun yanında görme yeteneğinizi artırıp saatte 1000 km hızla giden bir şeyi yavaş bir şekilde görseniz tadından yenmez değil mi? Bunlar ne ki; ben kan veya vücudumuzdaki herhangi bir sıvının akışını hızlandırabilir, yavaşlatabilir ya da durdurabilirim diyenlere rastlayıp bunu da isteseniz? Vücudunuzda fiziksel değişikler yapabilir kurşun bile geçirtmeyebilir, saçınızı boyunuzu göz renginizi değiştirerek farklı kişiye dönüşebilir, kendi kendinizi tedavi edebilir, vücudunuzdaki enfeksiyonlu yere her türden mikrop ve benzeri bir şey gönderebilir, kendi inancınız ve iradenizle havada süzülebilir olsaydınız da fena olmazdı hani değil mi?

Marvel’de bile bu özelliklerden en az bir tanesine sahip süper kahraman ya da karakter zor bulunur. Ama gelin görünki alakasız bir Youtube kanalında yayınlanan 160 binden fazla insanın izlediği, insan beyninin %10’unu kullandığı ve %100’ünü kullanması durumunda Marvel karakterlerinde bile görülmeyen yukarıdaki saydığım hayali şeyleri yapabileceğine inanan bir güruh var. Youtube’daki türkçe bilimsel içerikli kanallarda bile tirajalar bu kadar değil. Yanarım buna yanarım. Daha vehameti yorumlara bakınca görülüyor. Bu saçmalıkların kaynağını sormadan, araştırmadan mantık hatalarıyla Einsten’ı referans göstererek bunun doğru olduğunu birbirlerine karşı sert dille söyleyemeleri, bilgiyi mantık süzgecinden geçirmeden atıp tutmaları.

Bu saçmalıklara inananların sayısının artmasında insan beyninin % 100’ünü kullanınca her şeyi hareket ettirebilir ve hükmedebilir efsanesinin işlendiği, sahte bilim ile dolu olup bilim-kurgu kategorisi içerisinde gösterilen Lucy filminin de etkisi büyük.

Tabi bu beyinle ilgili birçok inanıştan sadece birisi. İnsanların buna inanması hoşlarına gider. Çünkü %100’ünü kullanmaları durumunda yukarıda saydığım efsanelere sahip olma, daha zeki, başarılı veya yaratıcı olma umutlarını barındırırlar. Ne yazık ki bu doğru değil.

Her şeyden önce neyin %10’u sorusunu sormak gerekir. Söz konusu beyin bölgelerinin %10’u ise bu tez çok çabuk çürütülebilir. Nörologlar manyetik rezonans görüntüleme ya da MRI denilen teknikle insanın bir şey düşünürken ya da yaparken beyninin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor.

Parmaklarınızı oynatmak gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin %10’un daha fazla bölümün harekete geçmesini sağlayabilir. Hiç bir şey yapmadığımızı sandığımız anlarda bile beynimiz oldukça meşguldür. Bizim isteğimiz dışında otonom olarak nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol ediyor ya da siz farkında olmadan yapılacak işler listesini hazırlıyor, bilgilerinizi dosyalıyordur.

%10 oranının beyin hücrelerinin sayısını ifade ediyor olması da doğru değildir. Beyin hücreleri boş boş öylece durup kalmaz. Ya bozulup ölür ya da yakındaki bir bölgenin istilasına uğrar. Değerli hücrelerdir bunlar. %10 efsanesi kadar boş hücreler değiller bunlar.

Üstelik kaynak tüketimi bakımından beynimiz büyük bir tüketicidir. Soluduğumuz oksijenin %20’sini sadece kendisini canlı tutmak için kullanmaktadır.

Peki biyolojik ve psikolojik temelli olmayan böyle bir fikir nasıl olur da böylesine yaygınlık ve insanlar tarafından kabul edilebilirlik kazanır? Bu inanışın kaynağını bulmak zor. Amerikalı fizyolog William James’in bir kitabında ‘Zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızın çok küçük bir kısmını kullanıyoruz. ’ gibi bir laf etmesine dayanıyor olabilir. Ancak ne beyinden ne de bir orandan söz etmiştir. Sadece insanın daha çok şeyi başarabileceğine dair iyimserliğini ifade etmiştir.

Bazılarıysa bunun Albert Einstein’a ait olduğunu söylemektedir. Ancak bugüne kadar böyle bir alıntıya rastlanmamıştır.

Bu yanlış anlamaya kaynaklık edecek iki şey daha var. Onlardan biri şu: Beyindeki hücrelerin %90’ı gliyal hücreler adı verilen destek hücreleridir. Bu hücreler beynin beyaz kısmını oluşturur ve geri kalan %10 ise nöronlara yani asıl düşünme işini gerçekleştiren gri kısma fiziksel ve besinsel olarak destek sağlar. Beyin deyince daha çok nöronlar akla geldiğinden ya da en azından beyin deyince halk arasında nöronun akla gelmesinden ve bu bilgide ki %10’luk kısmın nöronlarla ilişkisinden doğan yanlış bir anlaşılma olabilir.

Bir diğeri de 1980’de bir İngiliz çocuk doktorunun Science dergisinde yazdığı bir makalede, bazı hidrosefali yani beyinde su toplanması hastalığından muzdarip hastalarının beyinlerinde yeterli beyin dokusu kalmadığı halde hala işlevsel olduklarından söz etmişti. Ve buradan bu hastalar bu haldeyken beyinlerini böyle kullanıyorlarsa sağlıklı olsalardı daha fazlasını kullanabilirlerdi gibi bir yanlış anlaşılma da yayılmış olabilir. Ama elbetteki bu sağlıklı olanların beyinlerini ekstra kullanma yeteneğine sahip oldukları anlamına gelmiyor, sadece olağanüstü durumlara adapte olma örneklerini gösteriyor.
Aklımıza koyduğumuzda ve ben bunu yaparım dediğimizde yeni şeyler öğrenebileceğimize ve bunun beynimizin yapısını değiştireceğine dair bulgular var. Ancak söz konusu olan hiç bir zaman kullanılmayan ve %100’üne ulaşınca kullanılabilecek alanların bulunması değildir. Zaten beyinde sürekli olarak sinir hücreleri arasında bağlantılar oluşur ya da artık ihtiyaç olmayanlar ortadan kalkar.

Dediğim gibi ilginç olan şu ki, bu inanışın doğru olmadığı söylendiğinde insanlar hayal kırıklığına uğruyor, sahte bilgilere inanmakta ısrar ediyor, böylesine umut barındıracakları sahte bilimlere daha çok ilgi gösteriyor ve bilginin kaynağını, doğruluğunu araştırmıyorlar, yüzdesini bilmem ama kapasite olarak neredeyse ‘hiç’ kullanmıyorlar.

bbc.com/future/story/20121112-do-we-only. . .
Ocak 2015

Zafer ArazKitaplar konu başlığını takip etmeye başladı.

Kitaplar

Kitap, bir kenarından birleştirilerek dışına kapak takılmış yani ciltlenmiş, (kâğıt, parşömen vb. malzemeden üretilmiş) üzeri baskılı sayfal...

Ocak 2015

Zafer Araz bu yanıtı beğendi:

KYK bursları nasıl krediye dönüşür?

Öğrenci başarısız olursa (Dersin kredisine de bağlı olarak 4 dersi kalırsa) bursu krediye dönüşür.
Ocak 2015

Zafer Araz bu yanıtı beğendi:

KYK bursları nasıl krediye dönüşür?

4 dersten kalma veya donem ortalamanın iki donem 2.00 altında kalmasıydı iki sene kadar önce.
Ocak 2015

Zafer Araz yeni bir  soru  sordu.

Ocak 2015

Zafer ArazCem Turan kişisini takip etmeye başladı

Cem Turan, Bilgisayar Mühendisi, @cemturan

Kainat ve içindekiler insanın algılayamayacağı kadar derin ve hepsi aslında bir insanın içine sığacak kadar da soyut. Biz mühendisler, büyük projeleri gerçeklemeden önce modelini yapıp üzerinde gerçeği hakkında düşünürüz. Köprüler, uçaklar, yazılımlar.. hep böyle oluşur. Bilgisayar ve enformatik bilimleri ise insanın beyni ve düşünce yapısını modelleyen özel bir kulvardır, aslında. Makalelerim: http://turancem.blogspot.com

Ocak 2015

Zafer Araz bir yanıta alt yorum yaptı

Ortalamanın belli bir seviyenin altına düşmesi durumunda da krediye dönüşür mü?
Öğrenci başarısız olursa (Dersin kredisine de bağlı olarak 4 dersi kalırsa) bursu krediye dönüşür.
Ocak 2015

Zafer Araz bir yanıt verdi.

Geceleri ekrana boş bakmaktansa ilgilenebileceğimiz neler var?

Program yazmak. Bilinmiyorsa da programlamayı öğrenmek.
Haziran 2014

Zafer ArazMatematik konu başlığını takip etmeye başladı.

Matematik

Matematik ve cebir..

Haziran 2014

Zafer Arazİmplicit None kişisini takip etmeye başladı

İmplicit None, Fizikçi, @implicitnone

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Matematik

674 Kişi   159 Soru

İrade

5 Kişi   3 Soru

Beyin

296 Kişi   104 Soru

Nöroloji

38 Kişi   35 Soru

Programlama

769 Kişi   228 Soru

Tasarım

355 Kişi   53 Soru

Kitaplar

2912 Kişi   267 Soru

Dil

143 Kişi   67 Soru

Evrim Teorisi

172 Kişi   69 Soru

Köken

6 Kişi   3 Soru

Mühendis

293 Kişi   35 Soru

Staj

37 Kişi   22 Soru

Şantiye

9 Kişi   3 Soru

Psikoloji

2688 Kişi   947 Soru