Bilmek istediğin her şeye ulaş

Kadir Babacan, 

Radyo Tv Programcısı

O Bir Profesyonel...

Eylül 2015

Kadir Babacan bir yanıta alt yorum yaptı

İftira atılmasına ve merhametsiz insanlara tahammülüm yoktur.
Yalan söylenmesi beni çok sinirlendiriyor.
Eylül 2015

Kadir Babacan bir yanıta alt yorum yaptı

Liderlik sonradan kazanılacak birşey değil, lider olunmaz doğulur.
Lider olmak için lider ruhuna sahip olmak gerekir
Eylül 2015

Kadir Babacan bir yanıta alt yorum yaptı

Bence işsizlik yok kişiler kendi profillerinde uygun iş bulamıyor olabilirler veya çalışma şartları uygun olmayabilir. İstanbul'da işsizlik yok denebilir. Güneydoğuda işsizlik kesinlikle var zaten işsizlikten insanlar ne yapacakları saşırıyorlar. Doğu anadolu bir nebze daha iyi sayılır.
Her ikisinden de var maalesef. Çok üzücü bir durum.
Eylül 2015

Kadir Babacan bir yanıta alt yorum yaptı

Yazılım mühendisi donanımdan anlamaz ;)
Muhendislik bölümleri aslın bazen saçma oluyor.
Bilgisayar mühendisliği kavramını anlamakta zorlanıyorum.
Nisan 2015

Kadir Babacan bir yanıt verdi.

Geçmişten günümüze en iyi komedi filmleri hangileridir?

Yerli film olarak Türk Fimleri ve Cem Yılmaz Yahşi batı derim. Yabancı diyorsan Salak ile avanak güzeldir.
Nisan 2015

Kadir Babacan bir yanıt verdi.

Elit bir pastane açmak istiyorum. Bunu nasıl yapabilirim? Neler gerekir, ne kadar para yeterli olur?

Tercih edilen bir mekan olması için marka olması şart diye düşünüyorum,
En çok tercih edilen markaları araştırırsan bence bir tabela altında bu işi yapmanı öneririm.
Nisan 2015

Kadir Babacan bir yanıt verdi.

Müslüman - ateist, Türk - Kürt vs bizi birbirimize bağlayan ne var?

İnsanda biraz insanlık olsun yeter ki.
Gerisinin önemi yok isterse krem peynire tapsın fark etmez.
Nisan 2015

Kadir Babacan bir yanıt verdi.

Lider olmak için neler yapmak gerekir?

İyi bir lider olmak için önce adam olmak gerekir.
Lider empati kurabilmeli gerektiğinde çalışanın yerine geçebilmelidir.
Nisan 2015

Kadir Babacan bu yanıtı beğendi:

Hayattan keyif almak için en sık yaptığınız şeyler nelerdir?

Sahilde uzun ve gec kahvalti mutlu eder insani. Sonra sahil boyu yuruyus
Kasım 2014

Kadir Babacan yeni bir  soru  sordu.

Temmuz 2013

Kadir Babacan yeni bir  soru  sordu.

Temmuz 2013

Kadir Babacaninploid konu başlığını takip etmeye başladı.

inploid

Kaliteli bilgiye ulaş, cevaplarınla insanlara yol göster, bildiklerini paylaş, yeni şeyler öğren.

Temmuz 2013

Kadir Babacan bir yanıta alt yorum yaptı

Keşke herkes senin gibi düşünse 27 yaşındayız 19-20'li yaşlarda ki kızlar amca diyor ya :D
Bence aksine olumlu yönde etkiler. 5-10 arası yaş farkı en ideali! Erkekler geç olgunlaşır, kadınlar çabuk yaşlanır. Babamla annem arasında 7 yaş fark var. Küçükken bunu çok bulurdum. Ama şu anda aynı yaşta gibi gözüküyorlar. Ve hayattan beklentiler olarak aynı düşüncedeler.
Temmuz 2013

Kadir Babacan bu yanıtı beğendi:

Kişiliğinizi değistiren olaylar nelerdir?

Geçte olsa güvenmek ve sevmek, annemin yokluğunun idrakına varmam ikisi kişiliğimde değişiklikler yaptı. Arkadaşlarımın iddia ettiği gibi duygusuz birisi olmadığımı ispatlamış oldum:)
Temmuz 2013

Kadir Babacan bir yanıt verdi.

Kişiliğinizi değistiren olaylar nelerdir?

Kısa ve öz dostlardan yediği kazıklar ve yaşadığı tecrübeler..
Temmuz 2013

Kadir Babacan bir yanıt verdi.

İnsan ne ister hayattan ya da hayat insandan?

İnsan ne ister hayattan herkes geleceğini garantiye alma bir şeylere sahip olma ve rahat bir yaşam sürme peşindedir. İnsanlar resmi ve özel kurumlarda hayatının tamamını çalışmaya adar. Normal plan nedir bir ev ve araba sahibi olmak işte ne bileyim sigortam yatsın, maaşım gününde ödensin. Tatil günlerim olsun. Yıllık iznim olsun. Kimseye muhtaç olmamaktır hayat.
Temmuz 2013

Kadir Babacan bir yanıt verdi.

Yazı devrimi Türkiye'ye neler kazandırmıştır?

Tartışması 19. yüzyılın ortasında başlayan, aşama aşama ilerleyen cumhuriyet döneminin önemli kazanımlarından biri alfabe değişikliği... Günümüzde tartışmasız kabul görmüş durumda. Ancak dedesinin mezar taşını okuyamayan, bir asır önce basılmış Türkçe eserlere, anıt yapıların kitabelerine boş gözlerle bakan bir noktada olduğumuz da gerçek...

İstanbul turist kaynıyor... Bu yazı geçen hafta tanık olduğum, beni hüzünlendiren bir tablonun ürünü. Sultanahmet’te gezinen orta yaş üzeri bir turist grubuna denk geldim. Önüm sıra giden gruba halinden, konuşmasından üniversite mezunu olduğu da anlaşılan bir Türk rehberlik ediyordu. Bir yapının önünden geçerken kafileden birinin cümle kapısının üzerindeki kitabeyi gösterip “Ne yazıyor” diye sormasıyla karıştı işler.

Kitabe, eski Türkçe ama sade bir yazıyla yazılmıştı. Rehber geçiştirmeye çalıştı önce. Ama ısrarcıydı soruyu soran. Alt satırı işaret edip Burada binanın yapıldığı tarih yazılı’ demekle yetindi rehber. “Hangi tarih?” sorusu geldi peşinden. Hepi-topu on rakam. Rehber sıkıntılandı, çaresizlik içinde çevreden geçen yaşlı birini gözüne kestirip onu çevirdi, sordu, adam bilmiyorum manasında başını sallayıp yürümeye devam etti.
Dünün Türkiyesi’nde belki farklı değerlendirilir irtica zarfına konulabilirdi söyleyeceğim ama günümüzde cumhuriyet kazanımlarının kökleştiği ortamda eski Türkçe korkusunun herhalde anlamı kalmamış olmalı. Eski Türkçe hiç değilse üniversitede neden seçmeli ders olarak okutulmaz?

Alfabe kavgası eski
Türkiye’de eski dilde münevver dediğimiz modernleşmenin ortaya çıkardığı aydın kuşağının batıyı tanıyıp Fransızca öğrenmesiyle başladı Latin alfabesine ilgi. Öncesinde bihaber miydik, hayır. Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin farklı alfabeyle yazmasına alışıktık, Balkanların hâkimiyetimizde olduğu dönemde diğer ulusların da. 18. yüzyılın ortasından başlayarak zaman içinde en az çift alfabeyle okuyup yazan bir hale gelmişti Osmanlı halkı. Özellikle de İstanbul ahalisi. Haremin menşe olarak gayrimüslim dokusunda çok sayıda kadının getirildiği ülkenin dili yanında alfabesini bildiği de söylenebilir.
19. yüzyılda batı dünyasıyla ilişkilerde ortaya çıkan ihtiyaçlar, Kırım Savaşı’nda ittifak edilen İngiltere ve Fransa’nın zorlaması, harf meselesini kabarttı ve asrın sonunda telgrafın icadıyla mesele askeriyeye yansıdı. Balkan Savaşı, 1. Dünya Savaşı sarmalında telgraf haberleşmesinde çabukluk sağlamak için eski alfabeye okumayı kolaylaştırma düşüncesiyle eklenen noktalamaların kaldırıldı, harfler biribirinden ayrılarak yazılmaya başlandı.
Karmaşa dükkân tabelalarından, eczane reçetelerine kadar pek çok alana sirayet etti. Kartvizitler, sadaret makamı hatta mabeyne ait başlıklı kağıtlar bile iki alfabeyle yazılır oldu.

Karmaşaya son verdik ama
Kaba hattıyla bakıldığında cumhuriyet karmaşaya son verdi denebilir. Karar Arap alfabesinin terk edilip Latin alfabesine geçilmesi yönünde oldu. Okur yazarlığın arttırılmasını temin için bu yola gidildiği iddia edilip savunulsa da işin bu yönü tartışmalı. Sevan Nişanyan’ın ‘Yanlış Cumhuriyet’ adlı çalışması bu savın pek de geçerli olmadığı yönünde:
“Milli bir seferberlik olarak benimsenen ve olağanüstü bir ısrarla sürdürülen okuryazarlık kampanyasına rağmen, 1927-35 arasında yeni okuma-yazma öğrenenler resmi rakamlara göre Türkiye nüfusunun sadece yüzde 10.3’ünü (1927’de okuryazar olmayan nüfusun yüzde 11.2’sini) bulmuştur. Oysa, örneğin 1960-70 yılları arasında okuryazar sayısındaki artış, toplam nüfusun yüzde 27.2’si ve 1960’ta okuryazar olmayan nüfusun yüzde 40.1’idir. Bu rakamlar, okuryazarlık artışında belirleyici olan etkenin harf devrimi olmadığını düşündürmektedir. Harf devrimini izleyen yıllarda gazete satışlarında görülen ve yaklaşık yirmi yıl boyunca telafi edilemeyen düşüş ise, harf devriminin, okuryazarlık oranını artırmak şöyle dursun, azaltmış olabileceği olasılığını akla getirmektedir.”

Çerçeve
Bir Şükufe Nihal vardı...
24 Eylül 1973’te 77 yaşında kaybettiğimiz önemli bir kadın şair/hikayeci/ romancımızı anıyoruz: Şükufe Nihal Hanım. Şu dizeler onun:
“Güldümse inanma, bil ki bu gülüş /Güldüğüm sabahın bir rüyasıdır /Dudaklarımdaki acı bükülüş/ Veda akşamının sonsuz yasıdır/ Hangi kudret var ki solan ruhuma/ Senden sonra yeni bir ışık versin/ Söner gün geçince bu hain humma/ Ağlar mıyım başka acıyla dersin?/ Bir salgın alevsin içimde bugün/ Yakmaya en sönmez yerden başladın/ Eriyip sönersem ancak büsbütün/ Sevmiş diyeceksin beni bu kadın...”
Sultan 5. Murad’ın başhekimi Emin Paşa’nın oğlu eczacı miralay (=albay) Ahmet Bey ve Bazire Hanım’ın kızlarıydı Şükufe Nihal. Kız Öğretmen Okulu dediğimiz İnas Darülfünun’unun ilk öğrencilerinden, Edebiyat Fakültesi coğrafya bölümünün ilk mezunlarındandı.
Edebiyata, özellikle de şiire ilgisinin baba evinde filizlendiğine, siyasi bakımdan meşrutiyetçi fikirleri de aile çevresinde edindiğine şüphe yok.. Fakültede okurken tanışıp evlendiği ilk eşi Mithat Sadullah Bey’le birlikte kurup ‘Mekteb-i Ümid’ adını verdiği okul, onun hürriyet düşüncesine inanmış yeni bir kuşak yetiştirme hayalinin ürünüydü.
İlk şiirlerini üniversiteden mezun olduğu 1919 senesinde yayımladı Şükufe Hanım: Yıldızlar ve Gölgeler.. Tevfik Fikret’in etkisinde Servet-i Fünun çevresinde aruz kalıplarına dökmüştü dizelerini.. Erkek ağzıyla yazan hemcinslerinin aksine, kadın kimliğini perdelemeye ihtiyaç duymaksızın yazışı, dili ve duruşuyla dikkatleri üzerine toplamakta gecikmedi.
1919- 1920. Yani Milli Mücadele yılları. O dönemde Şükufe Nihal’in ikinci eşi Ahmet Hamdi Başar’la birlikte Ankara safında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin önde gelen isimleri arasında yer almakta yer aldı. Şişli’deki evlerinde toplantılar düzenleyen, kurtuluş mücadelesine destek olmaları konusunda kadınları yüreklendiren, Sultanahmet’te Halide Edip’in yanında duran, Fatih Mitingi’ndeki konuşmasıyla kalabalıkları ateşleyen kadındı o.
Harp bitti. Hazan Rüzgârları’yla selamladı yeni dönemi Şükufe Hanım. Hececiydi artık. Hazan Rüzgarları’nın ardından yüreğindeki fırtınaları yansıttığı Gayya yayımlandı. 1930’dan sonra Anadolu’yu gezmeye başladı. Kadın sorunlarını, kadınların eğitimi ve ekonomik hayata katılmalarının önemini yansıtan hikâye ve romanlar yazmaya başladı. Tevekkülün Cezası, Renksiz Istırap, Çöl Güneşi, Yalnız Dönüyorum, Domaniç Dağlarının Yolcusu, Çölde Sabah Oluyor.
Bu kadarla kalmış değil Şükufe Nihal. Dönemin Türkiye tablosunu en yalın halde izlemeye imkân veren gezi notlarının, gazete yazılarının da sahibi.

Çerçeve
Musiki alanında geç kalmışlığı telafi için
İstanbul 2010 Ajansı başlangıçta zorlanıp savrulmuş olsa da taşları yerine oturtmaya başladı. Şüphe yok ki, hükümetin önümüzdeki dönemde bu misyonu geride bırakılan aylarda edinilen ‘neyin yapılmaması gerektiği’ tecrübesiyle sürdürmesi gerek.
Başlangıçta Türk musiki alanında bir şeyler yapılması pek düşünülmemişti ki ortada bu konuda projeleri değerlendirip koordine edecek yönetici yoktu. Mehmet Güntekin’in görevlendirilmesiyle birlikte Ajans’ın yüz akı olacak, en önemlisi de çoğu ‘geriye ne kaldı’ sorusunun cevabı olabilecek nitelikte projeler çıkmaya başladı...
Sanatçılığı yanında müzikoloji sahasında yaptığı çalışmalarla kültür tarihimizin köşe taşı olan Ali Ufki Bey’in dört asır sonra derli toplu bir şekilde tanıtılması bile tek başına alkışlanmaya değer.
Bilinen o ki, Kırım Hanı’nın Polonya’da esir alıp İstanbul’a gönderdiği, asıl adı Wojciech Bobowski olan Ali Ufki Bey Türk sazlarını Enderun’da eğitim gördüğü dönemde tanıdı. Ve santuri diye anılacak derecede bu enstrümana hâkim oldu.
2010 Ajansı desteğiyle Fikret Karakaya yönetimindeki Bezmara Topluluğu birbiri ardına verdiği konserlerde Ali Ufkî repertuvarını, günümüzde çoğu kullanılmayan çalgılarla seslendirdi ve 400 sene önce Türk musikisi nasıldı, nasıl icra ediliyordu sorusuna cevap verdi.
Unutmamam gereken bir başka konser. Mayısın son günlerinde ‘Müniristanbul’ başlığı altında dinlemeye hasret kaldığımız Münir Nurettin Selçuk bestelerini Timur Selçuk yönetiminde yüz kişilik senfonik orkestra ve muhteşem seslerden dinledik.
Nihayet Mehmet Güntekin’in projelendirdiği ramazan boyu devam eden Teravih-i Enderun ve Cumhur Müezzinliği... Cumhur müezzinliğinin ne olduğunu anlatmak bir başka yazının konusu.. Şu kadarını söyleyeyim ki Enderun usulü teravih; ramazana mahsus namazın her dört rekatta ayrı bir Türk musikisi makamında ve ilahilerle süslenerek kılınmasıdır. Cumhur müezzinliği de padişahlar tarafından yaptırılmış camilerde en az üç müezzinin akşam namazı dışındaki vakitlerde namazın farz ve sünneti kılındıktan sonra Gülbank’la başlayıp Ayete’l Kürsi’yle devam eden ve Mihrabiye’yle sonlanan kırattı...
Temmuz 2013

Kadir Babacan bir yanıt verdi.

Vk.com ile Facebook arasındaki farklar, eksileri ve artıları nelerdir?

Vk rusların facebooku olarak bilir. Vn'nın avantajları uzun süreli videoları barındırmasıdır. Vk üzerinden film uploadı yapılabilir ve izlenilebilir. Tasarım açısından Facebook ileri seviyededir. Vk'nın video playeri pek kullanışlı değildir.
Temmuz 2013

Kadir Babacan bir yanıt verdi.

İnsanın alışkanlıklarından vazgeçebilmesi mümkün müdür? Eğer mümkünse nasıl vazgeçebilir?

Alışkanlıklardan vazgeçilmesi tamamen psikolojik ve iradeye bağlı olduğunu düşünüyorum. İnsan alışkanlıklarından vazgeçebilmesi için öncelikle kararlı ve inançlı olmalıdır şayet bu alışkanlıklar "Maddi bağımlılık" ise doktor yardımına başvurulabilir.
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Sinema

3100 Kişi   300 Soru

Radyo Programları

11 Kişi   12 Soru

Radyo

24 Kişi   16 Soru

Yönetmen

42 Kişi   23 Soru

Program

64 Kişi   24 Soru

Radyo Televizyon

31 Kişi   5 Soru

Radyo Programcılığı

15 Kişi   5 Soru

Bilgisayar

2527 Kişi   437 Soru

Müzik

2851 Kişi   472 Soru

İnternet

2502 Kişi   535 Soru

Muhabbet

2082 Kişi   2355 Soru

Cep Telefonları

594 Kişi   224 Soru

Geyik Muhabbeti

1394 Kişi   816 Soru

Varoluş Hakkında

2775 Kişi   1061 Soru

İnternet Sitesi

977 Kişi   171 Soru

Filmler

3196 Kişi   192 Soru

Fenerbahçe

204 Kişi   60 Soru

Web Tasarımcısı

511 Kişi   48 Soru

Bilgisayar Programları

1789 Kişi   179 Soru

Bilgisayar Destekli Tasarım

474 Kişi   13 Soru

İstanbul

555 Kişi   196 Soru

Televizyon Dizisi

240 Kişi   59 Soru

Televizyon Programı

116 Kişi   65 Soru

Televizyon

196 Kişi   117 Soru

Televizyon Kanalları

29 Kişi   11 Soru

Yerli Film

218 Kişi   52 Soru

Yabancı Filmler

893 Kişi   114 Soru

Sosyal Medya

1364 Kişi   212 Soru

Web Siteleri

3042 Kişi   264 Soru

Aşk

1173 Kişi   292 Soru