Bilmek istediğin her şeye ulaş

Meteoroloji Mühendisi Öğrencisi Hilal Korkmaz inploid.com'da 90 soru sordu, 849 soru yanıtladı ve 245 takipçisi var.

Kasım 20 - 18:52

Hilal Korkmaz bu yanıtı beğendi:

Hacker nasıl olunur? Bunun bir eğitimi var mı?

Hacker demek bizim ülkemizde bilgisayar ile alakalı görülmekte ama aslında anlamı birilerinin şifrelerini çözmek değildir. Hack demek bir şeyi amacı dışında kullanmak demektir. Yani yoğurt kabından saksı yaptıysan bu da bir hacktir. Bir şeylere müdahale edebilmen için, işlem sürecini bilmeli ve doğru yerde atlatma yapabilmelisin. Bu farklı bakış açılarını kazanmanı sağlayacak eğitimler bulunmaktadır. Standartlar arasında bulunan sql injection'da koda farklı bir bakış açısından bakmaktan başka bir şey değildir. Hack olayını sadece kodda aramamak gerekir, yolda yürürken dahi bunun bir çok örneği ile karşılaşabilirsin ki bence eğlenceli olanda odur. :)
Kasım 20 - 18:52

Hilal Korkmaz bu yanıtı beğendi:

Hacker nasıl olunur? Bunun bir eğitimi var mı?

Linux python perl assembly network bunları bilmelisin ve bunları öğrendikten sonra sistemlerin nerelerde zafiyetleri var onları bulabilesin . Yoksa gidip direk bi sisteme müdahale etmek istersen zarar vermek amaçlı, sonunda sen zarar görürsün. Sistem bilmeden sistem aşılmaz . Bu konular uzun solukludur ingilizce gerektirir en önemlisi, eğer ingilizcen yoksa oradan başla :) Zarar verme amacıyla hareket etme , işleri bilemeden işlere girme :)
drive.google.com/drive/folders/0ByWO0aO... buyur başlangıç için ...
Kasım 2016

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

BALKANLAR'DA YOLCULUK

Gezimanya.com'daki linki :gezimanya.com/Yazilar/balkanlarda-yolcu...

Öncelikle bu yazıda daha çok spot bilgiler şeklinde deneyimlerimi paylaşmaya çalışacağımı belirteyim. Şuraya gidin, burada yemek yiyin, orada eğlenin tarzı tavsiyelerde pek fazla bulunmayacağım. Tarihsel detaylarla ilgili çok güzel blog yazıları çeşitli sitelerde bulunmakta google'dan
isteyen bulabilir.

Benim bu tatile çıkmadan önce en çok merak ettiğim ama bloglarda pek göremediğim yol
durumları, sınır geçişleri, trafik detayları, polis çevirmeleri, benzin fiyatları, radar ve konaklamalar
ile ilgili işinize yarayacağını düşündüğüm detaylara değineceğim.

25eylül - 2ekim arası araba kiralayarak 8 günlük kısa denebilecek 4 ülkeden oluşan (kosova-makedonya-arnavutluk-karadağ) balkanlar gezime başlarken telefonuma birkaç işime yarayacak program yüklemiştim;
  • Sygic : bu 4 ülkenin haritalarını önceden indirdim ve çevrimdışı kullanma sayesinde yol sıkıntısı hiç çekmedim (olmazsa olmaz uygulamamız).
  • Sygic travel: eski adı tripomatic olan sonrasında sygic tarafından satın alınan bu uygulama gidilen ülkede size gezilecek yer, restoran vs gibi oldukça işe yarar önerilerde bulunuyor
  • Tripadvisor: hem otel hem aktivite(plaj, bar, restoran, cafe) önerisi açısından çok faydalı
  • Foursquare: günlük aktivitelerimi planlarken bu uygulamadan öneri ve yorumları da dikkate aldım (özellikle yemek işimi buradan hallettim)
  • Lexar: ios kullanıcısı olarak 16gb telefon hafızamın bana yetmeyeceği aşikardı ve bu sorunu Lexar 16gb iphone usb cihazı alarak çözdüm. Bunun uygulamasını da yükledikten sonra hafızam dolduğu anda saniyeler içerisinde cihaza aktarım sağlayıp dökümantasyonuma devam ettim.
  • Booking:konaklamamı şehirlere gittiğim gün ya da akşamı yaptım, önceden rezerve etmedim (olmazsa olmaz uygulamamız).

Dipnot: Ben zaman kısıtlı olduğu için alamadım ama bulabilirseniz Lonely Planet'ın Western Balkans kitabını seyahat öncesi edinmeye çalışın çok fayda sağlarsınız.

Kosova Rentalcargroup.com'dan (şiddetle tavsiye edilir) öncesinde rezerve etmiş olduğum ekonomi sınıfı
Fiat Punto aracımı Kosova - Priştine havaalanından aldıktan sonra sygic navigasyonu kullanarak yola başladım. { Bu arada priştine havaalanında free wifi mevcut bilginize, adı VALA FREE ;)} Araç ülke geçişlerine uygun özellikte olsun buna kesinlikle dikkat edin ve ona göre ayırtın. Arabanın ruhsatını kontrol edip muayenesinin tam olduğunu görmeyi unutmayın.

6323

İlgilenen çocuğun(Imre) sadece Karadağa geçişte 15 euro vereceksin uyarısını da yaptığını belirttikten sonra Priştineyi birkaç saatte gezdim. Yol boyunca çeşitli benzincilerde göz ucuyla fiyat değerlendirmesi yaptıktan sonra Petrol Company'de karar kıldım. Eğer Kosovadan geçiyorsanız bu benzincide depoyu fulleyin ;) {Balkanlarda benzin bize göre yaklaşık %30 daha ucuz} Makendoya sınır kapısı Vendkalimi kufitar Hani i Elezit'a doğru gelmek üzereydim (yer yer daha hızlı olmak üzere ama özellikle sınıra yakın bölgelerde 50-70 km/h arası seyir halinde virajlar ile dolu asfalt bir yol), sınır kapısına yakın bir mevkide ilk tecrübemi yaşadım. Yol biranda tek şerite düştü, sağda bir kulübe ve görevli memur bana acayip el kol hareketleri yapıyordu, tabi ingilizce anlaşmak imkansızdı. Sonunda bana "bekle" demek istediğini anladım ve aracı sağa çektim ki 45 sn sonra karşıdan birçok araç gelmeye başladı. Meğerse yol o an karşı tarafa aitmiş ben ne bileyim kardeşim : ), telsiz konuşmaları sonrası bana “gidebilirsin” işaretini vermesiyle ara geçişi kat ettim ve gördüm ki bu sefer ters yöndekiler az önce bizim beklediğimiz gibi beklemekteler. Böyle bir şeyle karşılaşır mısınız siz bilmem ama ben gene de uyarıyım. Yol çalışması değildi onu söyleyeyim.

Nihayet sınır kapısındayım ciddi bir kuyruk var, 2 gişe çalışıyordu. Fakat elemanlar çok uyanık sağdan soldan gelip önden araya girmeye çalışıyorlar siz siz olun aman vermeyin. Bunu gördükten sonra öndeki
araçla aramdaki mesafeyi 5 cm tutarak beklemeye devam ediyorum! (Türkiye'de böyle çakallıklar yapamazsın adamı oyarlar, bunlar 2 korna çalıyor sonra pısıyor)

Makedonya
Tampon bölgeyi takiben Makedonya giriş tarafında da biraz bekledikten sonra toplamda 2 saatte geçişi bitiriyorum, şükür! Kanımca bu kadar beklememin sebebi günlerden pazar oluşu malum ertesi gün işbaşı ve bu geçişlere de yansımış (diğer hiçbir sınırda böyle beklemedim). Bu arada Makedon gişelerinde esmer ülkücü bıyıklı bir görevli görürseniz direkt konuşun kendisi ya Türk ya da deli Türkçe konuşuyor ;)

Rota: Üsküp – Tetovo – Gostivar – Mavrovo – Ohrid
Üsküpte İskender meydanı, Vardar nehrini gezdikten sonra Tetova’ya geçtik. Burası kuruyemişi ile meşhur sanırım ki sık rastladık dükkanlara (Kosova’da da görmüştük Tetovo kuruyemişçilerini). Gostivar ise uğramadan geçilecek köy gibi bir yer vakit kaybetmedik. Beni bu gezide en çok gıcık eden şey Makedonya otoyolu idi. Rotanın ilk 50 km sinde 4 kere gişe parası vermek ciddi rahatsız etti beni. Otomobil ücreti 40 dinar ya da 1 euro. 1 euro = 60 dinar, yani Euro verirseniz benim gibi 20 dinar zarardasınız her gişede. Mevzu para değil ama bu durum irrite edici. Neyse 4 kez gişe ücreti ödedikten sonra yola devam ediyorum tabi yol biraz daha özensiz bir hal alıyor sonrasında (hiç para almamalarından durumu çakabiliyorum). Ama yol kötü değil merak etmeyin. Biz Mavrovo’ya her ne kadar uğramasakta siz kesinlikle girin çok güzel bir yer (gitmeden önce çok araştırmıştım). İlk konaklamam Ohrid. En az 2 gün geçirilmeli. Doğal güzellikleriyle, incisiyle meşhur bir yer. Google'da faydalı blog yazılarından muhakkak okuyup birkaç gününüzü bu güzel şehre ayırın. Türk çarşısında istanbul çaycısı var sahibi Cengiz abi çok kibar ve iyi birisi ona uğrayın ve sıcak muhabbetin tadına güzel türk kahvesiyle varın derim. Karşısında ohrid köftecisi var ki yemeden geçmeyin, meydanda havuzun orda "meydan" isimli restoranda türk şarkıları eşliğinde damak tadınıza uygun yemeklerin tadını çıkarın. Ben girdiğimde Barış Manço çalıyordu ilginç duygular yaşadım. Türkçe biliyor herkes merak etmeyin rahat anlaşırsınız. Börek (burek diyorlar) severlere güzel haber Türk çarşısında Adana Kebap diye küçük bir dönerci var sabahları müthiş börek çıkartıyor, biz en çok peynirliyi sevdik tekrar tekrar istedik. Çaylarımızın ise başka yerlerdeki çay ocaklarından bisiklet üstünde getirilmesi ise ilginç idi : ). Fiyatlar ise gerçekten uygun buna inanın. Haftanın her günü pazar kuruluyormuş ama en büyük olanı pazartesi günü imiş. Pazardan ohrid gölünün sularıyla yetişen ve çok lezzetli olan kurufasulyeyi de alarak (10TL/kg) gezimize meşhur inci dükkanlarına göz atıp devam ediyoruz. Kaliteli ve TR’ye göre fiyatları uygun incilerimizi de aldıktan sonra sahilde yürüyüş ve manzaraya kendimizibırakıyoruz.

Altımızda araç olduğu için gölün etrafını neredeyse tamamen gezdik, tavsiyem buna vakit ayırmaya çalışın çok güzel yerler ile karşılaşacaksınız. Özellikle Arnavutluk güney sınır kapısındaki Sveti Naum’a giderken yol üstünde Gulf of Bones müzesi var, buradaki manzaraya karşı birçok resim çekileceğinizi garanti ediyorum müzeye girmeseniz de. Ve tabiki Sveti Naum! Hakikaten görülesi bir yer. Siz araştırın ben detaya girmeden birkaç foto ile size özet gösterip Arnavutluğa geçiyorum.

Arnavutluk
Makedon çıkışı gişeleri sonrası Arnavutluk giriş gişelerinden de oldukça sempatik bir şekilde onayımızı alarak turumuza devam ediyoruz (Arnavutluk gişeleri en güler yüzlü, türkçe “güle güle, teşekkür, hoşgeldiniz” şeklinde sizle iletişim kurmaya çalışan memurlardan oluşuyordu) Ve geldik bizi en zorlayan yola!Pogradec – Elbasan – Tiran yolunun ilk yarısındaki virajlar ve dağ yolları sebebiyle 30-40 km/h hızla tek şerit halde oldukça uzun ve sıkıcı bir sürüş yaşadık. Ne yoldu ama! Bu arada Arnavutluk en güzel otobanlara sahip ülke bence bu 4 ülke arasında o ayrı, ben sadece bu hattan bahsediyorum yanlış anlaşılma olmasın sakın. Elbasandan sonrası Berat olsun Tiran olsun yollar çok iyi basın gidin. Basın derken laf icabı, ilk cezamı Arnavutlukta yedim ben, adım başı çeviri var. En fazla çevirme ve polis kontrol noktalarının olduğu ülkedir turumuzdaki çok samimiyim. Tabelada 80 mi yazıyor öyle git 110 basma yani, ne yazıyorsa o affetmiyorlar.

Dipnot: Size alışmakta zorluk çekeceğinize garanti vereceğim iki şey;

1) Yayalar yaya geçidine sanki yol tapulu malıymış gibi atlıyorlar ve tüm balkanlarda buna saygı had safhada olduğu için muhakkak araçlar duruyor. Bizde nasıl hatırlayın J Sırf bundan ötürü kaç kişiye heyecanlı anlar
yaşattık biz bu turda : D

2) Tabelada yazan hız değeri ile gitmenin verdiği memnuniyetsizlik ve sabırsızlık duygusu (Türk her yerde türk : D)

Tiran’a geldik nihayet. Fakirlik diz boyu, komünizm şehri mahvetmiş hala etkileri apaçık ortada. Neyse işin sosyokültürel tarafını geçiyorum ve heyecanlı yerine geliyorum. Müthiş bir park sorunu var. Biz bulamadık park edecek bir yer ve sizce ne yaptık : D Evet, tabii ki geniş bir kaldırımın köşesine park ettik. Bir yandan cafede bir şeyler yudumlarken bir yandan arabaya bakıyorum ve bingo aynasızlar iş başındalar! Yandaki araba ve bizim araca ceza kesiyorlar. Anlaşmak mı? İnglizce mi : D Adam yazdı yazdı baktım anlaşamıyoruz Google translate sağolsun yarın ödemem gerektiğini öğreniyorum herhangi bir bankaya! CEZA: 1000 lek (33 TL falan). Elbette ertesi gün ödemedim, ödemediğiniz her gün katlanıyormuş bunu 5 gün sonra öğrendik : D (Arabayı kiraladığım firmaya ödedim 15 euro şeklinde katkı payı dahil, onlar kendileri ödeyecekler. En basit yol bu maalesef zaman kaybetmemek adına) Neyse özetle Berat’ı gezmeden, Tiranda Dajti dağına teleferikle çıkmadan, adriyatik kıyılarında deniz ürünlerini yemeden Arnavutluktan dönmeyin. Karides, kalamar , balık bolca tüketin proteine doyun fiyatlar çok uygun çekinmeyin.

Dipnot: Berat kalesi görülmesi gerekli bir yer ve Kalaja Hotel konaklama için tavsiye ediyorum taş evlerde oldukça temiz odalarda çok rahat uyku çekeceksiniz. Kahvaltı dahil hizmet veriyorlar ve gerçekten yeterli (Süt ve meyve bile getiriyorlar daha ne olsun). Türk kahvesini de güzel yapıyorlar.

Bence balkanlarda Türk kahvesi bizden daha güzel yapılıyor. Bir de siz deneyin bakalım fikriniz ne olacak. Yalnız Türk kahvesi var mı emin olun, yoksa onların içtikleri kahveden içersiniz ki cidden ağır bir kahve resimde görüldüğü gibi fincanın yarısına kadar koyuyorlar.

6323

Tiran – Durres – İşkodra hattı çok temiz yollar akıp gidiyorsun valla (polislere dikkat). Dedim ya ulaşımda en çok Arnavutluk memnun etti bizi. İşkodra üzerinden Karadağ’a geçelim derken bir bakalım diyerek girdiğimiz yerden oldukça sevimli bir kente vardığımızı farkettik:İşkodra! Skadar gölü kıyısında bir yerleşim ve çok şirin bir mevki. Meydanda Ebu Bekir Cami var ve ona çıkan İdromeno caddesinde dünya mutfaklarından restoranlar oldukça kaliteli. Yolunuz düşerse San Francisco restoran ya da Villa Bekteshi restoran önerilir ;) Ve Muriqan - Sukobin sınır kapısı geldi çattı. Bir farklılık yaşıyoruz ve tek gişeden hem Arnavutluk çıkışı hem Karadağ girişimizi alıp yola devam ediyoruz.

KARADAĞ
Turun sevmediğim 2. Yolu da burada;Sukobin – Ulcinj – Bar – Budva – Kotor Hattı Sukobin – Ulcinj yolu çok virajlı sarp dağlar arasında dar yollardan oluşuyor. Hele bizim gibi gece geçiyorsanız bariz tırsacaksınız zifiri karanlıkta. Hani birisi yolu kapatsa en ufak şansınız yok kaçmak için öyle diyim. Gündüz vakti geçmeye çalışmanız önerilir. Ulcinj sonrası rahat, gene virajlar var ama yerleşimde var daha emniyette hissediyorsunuz kendinizi. Hele ki Bar’a vardıysanız gerisi tamamdır yollar gayet iyi Kotor’a kadar. Zaten Arnavutluktan Karadağ’a geçince her şey değişiyor, başta para Euro! Evler, arabalar, giyim kuşam, imkanlar vs. Neyse geyiği bırakıp aksiyona geliyorum gene : D Bar’a doğru gidiyoruz önümüzde kıl bir eleman çok yavaş sürüyor arabayı bizde Arnavutluktan çıktık nasıl olsa diye sabırsızlıkla geçmeye çalışıyoruz (The Turk : D) yol bir anda bize çift şerit oldu ve tam solladık rahatlığını yaşarken çat! Aynasızlar az ilerdeymiş ve bizi sağ çekti. Pasaport ruhsat vs derken sollama cezası yiyoruz (aslında yol çift şerit ve sollanmaz çizgisi de yoktu) bize gösteriyor 80 ila 320 euro arası cezası varmış. Bizde çok anladıydık gösterdiği kağıttan zaten! . Ama ben size minimumdan yani 80’den ceza yazıcam ödemediğiniz her gün bu katlanır diyor 320’ye kadar (insaflı çıktı bari). E nereye ödeyeceğiz derken adam bizim ehliyete el koyuyor ve diyor ki cezayı yarın ödeyin bankaya, sonrasında dekont ile polis departmanına gelin ehliyeti alın. Bu süre içinde bizim arabayı kullanabilmemiz için de bir evrak doldurdu ve çevirme olursa bu kağıdı gösterirsiniz dedi. Moraller dip! Nasıl uğraşacağız bunca saçma şeyle diye düşünürken “nereye gideceksiniz buradan almanya? İtalya? Vs” diye sordu, Türkiye dedik adam bir durdu (demek ki pasaporta yalandan bakmış namussuz) Türkiye mi dedi, ee evet! Bir daha durakladı ve elimizden kağıdı aldı yırttı (o kadar uğraşmıştı doldurmakla halbuki) ehliyeti geri verdi hadi gidin ceza yok dedi. İçimizden sevinç çığlıkları atıyoruz ama dışardan vakur bir duruş ile teşekkür edip polisin elini sıkıyoruz ve topukluyoruz, Ciao!! : D

Dipnot: Arabayı kiraladığım firmadaki aracı çocuk Imre’ye bu olayı anlattığımda güzel ama biraz da riskli bir bilgi paylaştı size söyleyeyim benden çıksın. Bu tarz şeyler polislerin para koparmak için başvurduğu yollar olduğunu özellikle bu durumda utanmamamı(resmen don’t be shame dedi adam) ve anlaşma yoluna gitmemi uygun bir dille ifade ederek genelde 5 euro rüşvet ile tüm cezalardan kurtulabileceğimizi söyledi. Fakat bunu “kesinlikle Kosovo’da deneme” diye de uyardı. Arnavutluk, Makedonya ve Karadağ’da sistem geçerliymiş. Bir sonraki gidişimde başıma gelirse sanırım deneyeceğim.

Bar, Sveti Stefan, Budva ve Kotor tabiki gezilmesi gereken yerler Karadağda. Stari grad(eski şehir) denilen surların içindeki eski yerleşim yerleri oldukça sevimli/lüks restoran ve kafeler ile doldurulmuş. Google’dan gene bu yerlerle ilgili işe yarar gezi yazılarına ulaşabilirsiniz. Kotorda kaleye çıkıp resim çekilmeyi unutmayın ;)

Dönüş yoluna gelecek olursam farklı olarak Arnavutluk Kosova arasında bu sefer Laç – Kukes otoyolunu kullandım. Yol kaymak gibi bizim tabirimizle, geniş ve akıp gidiyorsun hiç korkmayın.

6323

Yalnız ilk 30 km’de yaklaşık 5 hız kontrol vardı aklınızda olsun. Sonrasında kukese kadar hiç görmedim. Benzini ise Emmanuel Petrol’den aldım. Oldukça uygun fiyatı var. Genelde Arnavutlukta benzin fiyatları litre başına 150-175 lek arasındadır. Yanından bile geçmeyin diyeceğim Kastrati Petrol var, kazığın böylesi görülmemiştir (Genel bir tavsiye olarak benzini direkt gidip almadan önce birkaç firmanın fiyatlarına bakın öyle bir değerlendirme yaparak alın derim) . Artık Kosova dibimizdeydi,Morine – Vermice sınır kapısından 8 dk gibi bir sürede sorunsuz geçtik ( Karadağa ne girerken ne çıkarken para ödedik buradan Imre’ye sevgilerimi yolluyorum J ).
Yolumuzun üstünde beni bu turun en çok şaşırtan şehrine geldik. Buraya arnavutluktayken her yerde gördüğümüz köfte reklamları sayesinde meşhur olduğunu tahmin ederek uğramak istemiştik ve “iyi ki de gitmişiz” dedirten lokasyonlardan olmuştu bizim için.

Prizren Prizren Prizren !

Yani Priştinadaki fakirlik, geri kalmışlık, döküklük yerini Kosova’dan beklenmeyecek kadar Avrupayi bir yere bırakmış. Eskişehirdeki porsuk çayının benzeri olan Bistriça nehri etrafında birçok restoran ve kafelerden oluşan tüm kosovanın oraya aktığı bir kent. Çoğu kişi Türkçe biliyor hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Şadırvan meydanındaki cafeleri, sinan paşa camisi ve bu caminin yukarısındaki genç çılgınlığı yaşanan bar ve cafeleri ile resmen piyasa yeri amiyane tabirle. Kızların çoğu sarışın renkli gözlü, aşırı süslü makyajlı ve modern görünümlü. Böyle bir durumu inanın beklemiyorduk, bir yandan meşhur Kosova köftelerini yerken bir yandan da bunlar “turist mi ? ” acaba diyerek kafayı yemek üzereydik ki garson açıklamayı yaptı :Kosovalılar : D Hafta sonu böyle bir durum oluyormuş ama gidecekseniz bu detaya dikkat edin derim, belli ki kosovanın gençlerinin toplanma ve avlanma merkezi Prizren.

Son olarak Prizren üstünden Priştina havaalanı yolunda kullanılan otoyolun da çok başarılı olduğunu söylüyor ve gidecek olanların işine yarar bir yazı olmasını umut ederek hayırlı yolculuklar diliyorum…

Not: Bu turda sadece Makedonya otoyollarında para ödedik, diğer tüm otoyollar ücretsiz idi.

Kalın sağlıcakla…
Kasım 2016

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

Ahşap Atölyesi Notlarım ve Öğrendiklerim

İki günlük bir ahşap atölyesine katıldım. Bu atölyede oldukça faydalı bilgiler aktardılar. Bunlardan önemli olanlarını buraya da taşımak istedim. Öğrendiklerimi belirli bir sıralamadan ziyade maddeler halinde yazacağım. Umarım ihtiyaç duyanlara da faydalı olur. Notların bir düzeni yok ama arada ihtiyaç duyuldukça dönüp bakılabilir :).
  • Ağaçların yaşları enine kesitteki halkaların sayısı ile belirlenir. Bunlara yaş halkaları denir ve ağacın ömrü ile ilgili oldukça fazla bilgi içerir. Siyah halka kış mevsimini, beyaz halka yaz mevsimini temsil eder (ekvatora gittikçe halka aralıkları genişler ve her 2 halka 1 yaş olarak sayılır).
  • Ağaçlar iki türdür. İğne Yapraklı ve Yapraklı. İğne yapraklı ağaçlar yaprak dökmez, kışın da büyümeye devam eder ve yaprakları yeşil olarak kalır. Türkiye'de en çok Sarı Çam, Kızıl Çam, Kara Çam bulunmaktadır bu türe örnek olarak. Kara Çam her yerde yetişir Türkiye'de. LAdin, Köknar ve Sedir de bu türe örnektir.
  • Budak: Ağacın dallarının yokolması ile oluşan yerelere verilen ad. Düşen Budak veya Kör Budak olarak iki çeşidi vardır.
  • Ağaçların sınıfları vardır. 4 metrelik boyda 1 düşen budak 2 de kör budak varasa (en fazla) birinci sınıf ağaç olarak tanımlanır.
  • Kızıl Çam, akdeniz ve Ege bölgesinde inşaatlık agaç olarak kullanılmaktadır.
  • Reçine oranlarına göre büyükten küçüğe sıralama ise şu şekildedir. Kızıl Çam-Kara Çam-Sarı Çam
  • Sedir ağacı dünyada sadece Lübnan ve Toros dağlarında vardır (Türkiye'de). Suya en fazla dayanan türdür.
  • Ceviz ağacı yaşadığı sürece ozon tabakasını destekleyici şekilde yaşıyor. Ne kadar çok ceviz ağacı o kadar düzgün ozon tabakası da diyebiliriz.
  • Kayın ağacının tozu emme özelliği. Vardır. Bu sayede havadaki tozu temizleyen nadir ağaçlardandır. Bir kayının düzgün bir yapıya gelmesi/büyümesi 60 yılı bulmaktadır. Meşe ağacının 200 seneye ihtiyacı vardır, çamın 50 seneye.
  • Piyasada sunta diye tabir edilen malzemenin asıl adı "Yonga Levha"'dır. Marangozlar, "sunta" demek kolaylarına geldiği için bu kelimeyi tercih etmekteler.
  • Tomruk, bildiğiniz ağacın kereste olarak bulunduğu haldir. Kalın halde kesilip düzeltilmiş hali ile kalas elde edilir. Kalası daha ince hale getirilmiş haline de tahta denir.
  • Suntanın kenarları masif ile kaplanarak daha iyi bir görünüm elde edilmektedir. Günümüzde en çok tüketilen hali. De budur zaten.
  • MDF: Normal suntadan çok daha yoğun suntaya verilen addır.
  • Suntalam: Sunta üzerine lamine (PVC-plastik) plaka yapıştırılarak elde edilir.
  • MDFlam: MDF üzerine lamine plaka yapıştırılarak elde edilir.
  • Laminat: Laminenin daha da kalın halne denir (kanserojen kimyasallar ile yapıştırılır)
  • Lamina yapıştırma demektir. Laminat ya da lamina ahşap da bu işlemden geçmiş halidir ahşapın.
  • Köknar ağacı birçoğunda hammadde agaç olarak kullanılır. Doğanın size verdiği ağacı kullanabilirsiniz ancak fazlası yıkım demek. Doğadan en hızlı alınan Kayın ve çamdır.
  • Su kontra: Gemicilikte kullanılır (daha çok yat). Nem ve su geçirmez.
  • Playwood: İnşaatta kalıp için üretilir, dış kısmında bir film tabaka vardır. Bu sayede kalıp olarak kullanılabilir.
  • OSV: İzolasyon yalıtım malzemesi olarak kullanılır
  • Ahşap kaplamalar kalınıklarına göre adlandırılır. Ahşap yüzeyine eklenen 0,4-0,6mm lik parçalara kaplama denir. Bu kalınlık 1,5 cm civarına kadar olursa buna papel kaplama denir.
Ağaç Özellikleri
  • Ceviz ağacı klasik mobilyacılıkta kullanılır. Mobilya ağacıdır.
  • Cevize en yakın ağaç kayındır. İşlemesi kolaydır ve mobilyacılığın da vazgeçilmezidir. Hızlı büyür o yüzden sert olmaz.
  • Ağaçlar neminin alınması için kurutulmaktadır. Meşe doğal ortamda kurutulduğunda bu işlem 10 yıl sürmektedir, bu işlemi hızlandırmak için oksalat içine yatırılarak bekletilir.
  • Kestane ağacı suya dayanıklıdır. Hafiftir de. Tekne yapımında kullanılır.
  • Dişbudak ve Meşe ağacı serttir. Meşe eski evlerin taşıyıcı kolonlarında kullanılır.
  • Ihlamur: Kolay işlenir. Kalıp yapımında da kullanılır o yüzden.
  • NOT: Meşe kömürünü buzdolabına koyarsanız tüm kokuyu alır.
İşlemler
  • Empirye: Kimyasala batırarak böcekleri öldürme işlemine verilen addır.
  • Romalak: Verniğin kimyasal olmadan doğal olarak üretilenidir. Verniğe tercih etmek gerekir.
Atölye'den bazı fotoğraflar:









Kasım 2016

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

SOMON YETİŞTİRİCİLİĞİNDE YENİ JENERASYON ÇÖZÜM, MALİYETLERİ AZALTACAK.

7740

Norveçli bir mucit, somon yetiştiriciliği yapılan çiftliklerden kaçan balıkların takibini yapabilmek için yeni bir metod geliştirdi. Balığın gözünü kullanan yönteme aynı zamanda balıkçılık için geliştirilmiş bir uygulamada dahil edilmiş.

Norveç’in somon çiftlikleri ile bilinen adası Froya’da bir şirkette çalışan Frank Jakobsen, çiftliklerden kaçan somon balıklarını sınıflandırmak için bir yöntem geliştirdi. Jakobsen, geliştirdiği yöntemde, somon yetiştiriciliği yapılan çiftliklerdeki balıklarının retinaları taranarak arşivleniyor ve sonraki taramalarda kaçan balığın hangisi olduğu daha kolay anlaşılıyor.

Norveç Doğa Araştırmaları Enstitüsü (NINA) ’dan araştırmacılarla birlikte çalışmaya devam eden Jakobsen’in projesi Norveç Araştırma Konseyi tarafından finanse ediliyor ve eğer proje, tasarlandığı gibi geliştirilmeye devam edilirse yetiştiricilik yapılan çiftliklerdeki balıkları tanımlamak açısından son derece büyük bir gelişme olacak. Bu proje, ayrıca insanlar üzerinde de kullanılabilecek şekilde modifiye edilebilecek.
Somon yetiştiriciliği yapılan çiftliklerdeki balıklar sisteme kayıt edildiğinde, balığı yakalayan yada satın alan bir kişi, proje kapsamında geliştirilen mobil uygulama sayesinde balığın gözünü tarayarak balığın geçmişi hakkında bilgi sahibi olabilecek. Bu iş, hali hazırda balıklara verilen barkodlarla yada karekodlarla da yapılabilmekle birlikte sistemin maliyeti yüzünden çok fazla işletme tarafından tercih edilmiyor.

7740

Somon yetiştiriciliği, Norveç’te önem arz eden bir konu.

Balık çiftliklerinden kaçan balıkların hangi çiftlikten ve nereden geldiği, Norveç’te önemli bir konu. Yetiştiricilik yoluyla elde edilen balıkların etiketlenmesi ve kaçmaları halinde geldikleri yere dönmelerinin sağlanması önceliklerin başında. Geliştiricinin projesinin tamamlanması halinde, somon yetiştiricilerinin yetiştiricilik yaptıkları balıkların tümünü etiketlemek yerine yalnızca gözlerini tarayarak sisteme dahil etmeleri yeterli olacak. Bu, aynı zamanda yetiştiricinin yetiştirme maliyetlerini de düşürerek somon fiyatlarına olumlu etki yapacak. Norveç’te, şu anda çiftliklerde balıklar yüzgeçlerinden küçük bir parçanın kırpılması, balıkların boylanması, kulak kemiklerden genetik tayinler şeklinde yapılabiliyor ve bu yöntemlerin bir çoğu oldukça maliyetli yöntemler. Maliyetin yanında canlı balıklara yaşattığı stres de başka bir önemli faktör.

Proje kapsamında geliştirilen mobil uygulama, ilk versiyonunda balık türlerinin 77% kadarını ayırt edebiliyordu ve yapılan geliştirmeler sayesinde bu oran 98% doğruluğa kadar çıktı. İlk araştırmaları Norveç Gıda, Balıkçılık ve Su Ürünleri Enstitüsü tarafından yapıldı. Bu da Norveç’in su ürünleri yetiştiriciliğine verdiği önemi bir kez daha gözler önüne seriyor.

Norveç’in güney batı kıyısına yakın bir şehir olan Stavanger’e yakın bir noktada bulunan NINA’nın araştırmaları, bölgede yapılan yoğun yetiştiricilik çiftliklerindeki balıkların kayıt edilmesi şeklinde devam ediyor. Uygulamanın doğru şekilde çalışabilmesi için gerekli veri altyapısını sağlamak için sürdürülen bu çalışmalar projenin daha stabil ve doğru çalışabilmesi için gerekli dökümantasyonu sağlayacak. Uzmanlarsa bu teknolojinin doğruluk katsayısının günden güne artacağı düşünüyor.

Metin Türkçe’ye adapte edilirken kısmi bölümlerinde yorumlar yapılmıştır.

7740


Maliyeti düşüren teknolojiler, gelecekte daha fonksiyonel çözümleri sunacak.

Görüntüleme ve görüntü işleme teknolojilerinin geldiği nokta göz önüne alındığında, dalgıç kameralar vasıtasıyla hızlı ve kolay bir şekilde yapılabilecek olan kayıt işlemi, aynı zamanda yeni yeni gelişmeye başlayan bir tüketici davranışına da katkı sağlayacak: yetiştiricilik kökeni.

Avrupa ve Amerika’daki hükümetlerin uyguladığı ya da destek verdiği projeler kapsamında bilinçlenmeye başlayan tüketiciler, tükettikleri su ürünlerinin yetiştiricilik kökenleri ve yetiştiricilik metodları üzerine artık fazlaca duyar gösteriyor. Öyle ki, yetiştiricilik yoluyla elde edilmiş su ürünlerinin yaşam koşulları ve beslenmelerinde kullanılan materyallerin içeriği dahi tüketicilerin ilgisini çekiyor.

Organik yetiştiriciliğin bilinçli toplumlar tarafından destek gördüğünü düşünürsek, yetiştiriciler ile tüketiciler arasındaki bağı kuvvetlendiren bu harika projenin kullanımının yalnızca Norveç ile sınırlı kalmayacağını şimdiden söyleyebiliriz.
Kasım 2016

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

OLTA BALIKÇILIĞINDA KULLANILAN YEM ÇEŞİTLERİ VE BAŞARILI AVCILIK İÇİN DOĞRU YEM SEÇİMİ

Oltayla yada göreceli olarak endüstriyel avcılığa göre daha basit araçlarla avlanmak istenilen su ürünleri türüne göre farklılıklar gösteren yemler, balıkların beslenme alışkanlıklarına göre avlarda kullanılan en önemli bileşenlerden biri. En az doğru av aracını seçmek, kullanmak ve doğru av yerini belirlemek kadar dikkat gerektiren yemler, elde ediliş kaynaklarına göre çeşitli kategorilere ayrılıyor. Temel olarak iki ana kategoriye ayırabileceğimiz ve avcılık için kullanılan yemler, kendi içlerinde de belli başlı başlıklar altında ayrıştırılabiliyor. Olta ile çoğulukla balık avcılığı için kullanılan yemler, bazı yörelerde ahtapot ve yengeç gibi farklı türler için de tercih edilebiliyor.

7740


Yapay yemler


Yapay balıklar: Suyun içinde canlı balıklar gibi davranarak avcısını oltaya çekmeyi hedefleyen bu ürünler, özellikle yumuşak ve içlerine konan özel malzemeler sayesinde güneş ışığını yansıtarak parlar ve su altında dikkat çeker. Avcılığın yapıldığı suyun fiziki yapısına göre farklı renklerde ve avlanmak istenilen balığın türüne göre çeşitli boyutlarda olanları var. Göllerde, akarsularda ve denizlerde rahatlıkla kullanılabiliyor ve imal edildikleri malzemenin kalitesine göre birden fazla kez kullanılabiliyor. Yapay balıklarla yapılan avcılığın hedefinde olan türler arasında avına hızla saldıran balıklar var: palamut ve kılıç gibi.


Kaşık oltalar: Özellikle hareket halindeki gemilerin arkasından yada yanından suya atılıp sürükleme mantığı ile avcılık yapan kaşık oltalarla, tıpkı yapay balıklar gibi suyun içinde parıldayarak avcılığının yapılması beklenen balığın saldırmasının sağlanarak avcılık yapılıyor. Özellikle uzun mesafelere atılabilen sağlam oltalar kullanılarak donatılmış kaşık oltalar, denizlerde gemilerin ardından çekilerek avcılık yapmak için iyi birer araç olabilir. Yine yapay balıklar gibi avına saldırarak beslenen balıkların avcılığında sıklıkla kullanılır.


Plastik yemler, sentetik materyaller ve tüyler: Suya düşen herhangi bir yeme saldırarak beslenen avcı ve yırtıcı beslenme alışkanlığına sahip balıkların avlanmasında aktif olarak kullanılan bu tür yemler balığın düzenli beslenme alışkanlığında tükettiği yemlere uygun şekilde seçilir. Farklı renklerde, ebatlarda ve sertlikte çeşitleri vardır. Özellikle ipekten yapılmış bazı tüyler, Zargana gibi kovalayarak avlanan balıkların avcılığında iyi performans gösterir.

Gerçek yemler


Balık etleri: Iskartaya çıkarılan balıklar yada daha önce avlanan ve yem olarak ayrılan balıkların etleri, uygun boyutlarda ve biçimlerde oltaların ucuna bağlanarak büyük balıkların avlanmasında kullanılabilir. Sardalya, istavrit, izmarit gibi balıklar bu tür avlanma için iyi bir seçenektir. Ayrıca daha büyük balıkları avlamak için uygun büyüklükteki oltaların ucuna bu balıklar canlı olarak da takılabilir.
Yumuşakça ve kabuklular: Protein ve lezzet yönünden son derece çekici bir materyal olan yumuşakça ve kabuklu etleri arasında sayılabilecek olan sübye, mürekkep balığı, kalamar, kum midyesi ve Akdeniz midyesi avcılıkta başarısı yüksek yemler arasındadır. Türkiye’de tüketim alışkanlığı yönünden pek parlak bir noktada yer almayan u türler, özellikle avcılık alanada kendine daha fazla yer bulmuştur. Tıpkı balık etleri gibi uygun boyutlarda parçalara ayrılarak olta ucunda kullanılabilen bu yemlerle etle beslenen balıklar avlanabilmektedir.


Canlı yemler: Topraktan çıkartılan kurtçuklar, yengeçler yada solucanlar da su ürünleri avcılığında aktif olarak kullanılmaktadır. Parçalara ayrılarak, kıyılarak yada bütünüyle oltanın ucuna takılarak kullanılabilir. Denizlerde ve göllerdeki avcılıkta rahatlıkla kullanılabilir. Daha sakin ve avını genellikle kovalamadan avlayan balık türlerinin avcılığı için uygundurlar. Oltalarda suyun farklı derinliklerine konumlandırılarak birden fazla derinlikte yaşayan balık türünün avcılığı yumuşakça ve kabuklu etleriyle birlikte bu yemlerle de yapılabilir.

Başarılı bir avcılık için doğru yemlerin seçiminin önemi

Kıyıdan yapılacak olan su ürünleri avcılığında kullanılacak olan yemler, öncelikli olarak hangi türün avcılığı yapılacaksa o türün beslenme alışkanlıklarına göre belirlenmelidir. Avlamak istediğiniz türün yiyeceğini nasıl elde ettiğini araştırmalısınız. Bazı türler çayırlar arasında otlanarak ve küçük kabukluları yiyerek beslenir. Bazıları aktif olarak avlarını kovalar, bazıları da saldırarak beslenir. Genel olarak sakin mizaçlı olan ve avlama eğilimi kovalamak üzerine olmayan balıkları canlı ve suyun içinde aktif olarak hareket ederek cezbeden yemlerle avlama ihtimaliniz düşüktür. Ya da parlak ve dikkat çeken küçük balıkları kovalayarak avlayan Zargana gibi balıkları attığınızda dibe çöken ıslak yemlerle avlama ihtimaliniz yine en fazla bir önceki örnekteki kadardır.

7740

Olta balıkçılığında, yemler kadar önemli olan bir başka konu da yemi suyun neresine konumlandıracağınızdır. Buna karar verirken de yine avlamak istediğiniz balık türüne göre bir seçim yapmalısınız. Yemi, suyun içinde uygun yerlere konumlandırmak içinse şamandıralardan ve kurşunlardan faydalanılır. Şamandıra, suyun üzerinde kalarak altında bağlı olan olta takımının askıda kalmasını sağlarken kurşun, alt tarafta yer alır ve misinanın suyun içinde batarak suya dik kalmasını sağlar. Farklı kapasitelerdeki şamandıralar ve ağırlıktaki kurşunlar, yapılmak istenilen balık avcılığının türüne göre özel olarak tasarlanarak hazırlanır. Çok basit materyaller bile şamandıra olarak kullanılabilir: sünger parçaları, köpük tabakaları, hafif ve yüzücü özellikteki plastik parçaları amatör balıkçılıkta yaygın olarak kullanılırken sağlam ve dayanıklı poliüreten malzemelerden imal edilmiş şamandıralar daha çok profesyonel olta balıkçılarının tercih ettiği ürünler arasındadır.

Yemler, suyun içindeki uygun derinliğe konumlandırılırken şamandıraların kaldırma kuvvetinden kurşunun da ağırlığı nedeniyle batma eğiliminden faydalanılır. Eğer şamandıranız çok büyükse yem gereken derinliğe batmayabilir, kurşununuz gereğinden fazla ağırsa da şamandırayı batırarak suyun dibine çöker. Bu nedenle meydana takılmalar ve kopmalar sıklıkla görülmekle birlikte koparak işlevini yitiren takımlar, suyun içinde avlanmaya devam ederek hayalet avcılığa neden olmaktadır.

Kıyıdaki olta balıkçılığı aktiviteleri günümüzde hala popüler bir hobi ve geçim metodu. Doğru ve nitelikli araçlarla yapıldığında son derece keyifli bir eylem olan olta balıkçılığı ile ilgili araştırmalar ve olta balıkçılığını daha iyi bir yere getirmek için yapılan geliştirme çalışmaları, dünyada farklı yatırımları üzerine çekmeyi başarıyor.
Kasım 2016

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

SELLUKA

1477
Egenin limon kokulu yasemin çiçeği olan selluka hem ezgisiyle hem de anlamıyla çoğumuzun kalbinde münhasır bir yer edinmiştir. Eylül geldiğinde açan eylülün hüznüne inat sevdiği dala sarılan bir çiçektir selluka. Çoğu aşk şarkısına yer edişide bu yüzdendir herkes sevdiğinin selluka sarılışından bir özlem edinmiştir kendine.Selluka zor bir çiçektir, bir bakıma sevdalı bir gencin bekleyişini anımsatır. Zordur bu çiçeği yaşatmak, tohumunu alacaksın, çürütmeden koruyacaksın. Sonra mevsimi geldiğinde toprağa dikecek, her gün çıktı mı, boyu uzadı mı, çiçek açtı mı diye nöbete duracaksın. Karşıyaka ve selluka takıntılı çok egeli vardır aramızda bende araştırdım bu nazlı çiçeği bir yorumda ne de güzel anlatmıştı paylaşmak istedim :'İlkbaharda geçirgen, kumlu, humuslu ve de yanmış doğal gübre ile hazırlanan toprak harç doldurulmuş saksılara tohumları dikmek, toprağı sürekli nemli tutmak (asla ıslak değil) aslında uzun ve sabır isteyen bir yolculuğun başlangıcıdır. Saksıları, yakıcı güneşten ve rüzgardan uzak bir yere koymuş ve tohumları çimlendirmeyi başarabilmişsen, sürgünün sarılacağı bir çıtada 50 cm kadar boylanması, haziran ortalarını bulabilir. Sabırlı olacaksın! .. Boylanma 50 cm kadar olunca; selluka kızı, daha büyük bir saksıya ya da bahçenin yukarıdaki koşullara uygun, tercihen güneye bakan bir yerine, şaşırtmak gerekir. Birinci yaz sonuna kadar selluka kızın serpilmesini seyretmekle yetineceksin... İlk yıl, o güzelim çiçeklerini görmeyi hayal etme...

Sonbaharda havalar soğumaya yüz tutunca kök çevresine saman veya benzeri bir malzemeyle doğal örtü oluşturmak ve selluka kızın taze gövdesini bir çuval ya da hasırla sarmak, soğuk çarpmasından korumak gereklidir. Dedim ya, kızımız çok nazlıdır...

İlk kışı atlatmış iseniz, önünüzdeki yaz sonu için heveslenebilirsiniz. Havalar ilkbahar sonlarında ısınmaya başlayınca, genç ve nazlı kızımız yeni sürgünlerini vermeye başlar. Özenle gübrelemeye ve dikkatle sulamaya devam... Güçlenip, çıtalara veya pergolelere sarılmaya başladıysa doğru yoldasınız demektir. Ağustos oldu hala çiçek yok, demeyiniz. Eylüle doğru kızımız ilk çiçeklerini verecek, sizi mutlu edecektir. Özenli bakımın, sellukanın gövdesi ağaçlaşıncaya kadar devam etmesi ve kışın dondan korunması şarttır...'
Böyledir selluka yetiştirmek başta bir heves sonrasında ise muazzam bir tutku ve aşk..


'Yağmur yağdı, gene damlar boyandı
Sellukalar uyandı
Yağmur yağdı, gene yıkandı kalbim
Aşk kapıma dayandı

Dilimde şarkılar, hepsi aşktan yakınır
Yüreğimde kuşlar, hepsi aşktan sakınır
Yar senin kalbin kırılmış, sözler sana dokunur
Ama bak aşk sende de var, gözlerinden okunur

Sen sen sen aşkı bilsen, başka bir dünyaya girsen
Sen sen sen aşkı bulsan, selluka gibi sarılsan'

kentyasam.com/izmirin-kaybolan-kokusu-y...
Bu güzel kokuyu gelecek nesillerin tatması ve asla kaybolmaması dileğimle. .
Kasım 2016

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

DÜNYADAKİ EN POPÜLER SUSHİ SARIMLARI

7740

Popüler tüketim kültürünün içinde önemli bir parça haline gelen ve değerini sürekli arttıran sushi sarımları, dünya üzerindeki farklı bölgelerde farklı malzemelerle yapılıyor. Bu malzemelerle hazırlanan bir çok sushi çeşidi var ve hepsinin kendine özgü bir tadı ve tüketim şekli var.
Özellikle bölgesel olarak önemli deniz ürünlerinin sıkça kullanıldığı sushi sarmalarının içine, farklı beslenme alışkanlıklarına göre hiç tahmin etmediğiniz malzemeler dahi girebiliyor!
Şimdi en popüler sushi sarımlarından bir kaçına göz atalım.

Alaska roll: içine yada dışına çiğ somon sarılarak yapılır. California roll’un bir varyetesidir.
British columbia roll: ızgara yada barbeküde pişirilmiş somon, salatalık, ve tatlı sos ile servis edilir.
California roll: gerçek bir California roll’un içinde yengeç eti, salatalık ve tobiko vardır. Pirinç dışarıda malzemeler içeridedir.
Hawaiian roll: konserve ton balığı, tamago, kampya, komabako ve kırmızı-yeşil yengeç tozu kullanılarak hazırlanır.
Philadelphia roll: krem peyniri cenneti olan Philadelphia, bu malzemeyi sushi yapımında da başarıyla kullanmıştır. Philadelphia krem peyniri ile salatalık yada avokado kullanılarak servis edilir. Ayrıca bu sushinin de vazgeçilmez malzemesi çiğ yada çeşitli yöntemlerle hazırlanmış tütsülenmiş somondur.
Rainbow roll: 6-8 farklı türdeki California roll’un bir arada sunulmuş şeklidir.
Mangoroll: ince ince doğranmış mango, avokado, yengeç, karides ve bir miktar mango püresi ile hazırlanır.

7740

Dünya üzerinde, bu sushilerden farklı şekil ve yöntemlerle hazırlanan farklı roll’lar da vardır. Kırmızı etlerle (büyük yada küçükbaş hayvan etleri) veya beyaz etlerle (tavuk yada hindi etli gibi) hazırlanan teriyaki roll yada yalnızca bitkisel malzemeler kullanılarak hazırlanan çeşitleri vardır.

Ayrıca sushiler yalnızca beyaz pirince sarılmaz. Kahverengi, pembe yada siyah pirinç de Uzak doğu mutfağında önemli bir yere sahiptir. Bu da sushinin dünya üzerindeki hazırlanış ve tüketiliş biçimine renklilik katar.

Avrupa ve Amerika’ya baktığımızda, farklı tekniklerle sarılmış ve satışa sunulmuş sushilerin revaçta olduğunu rahatlıkla görebiliriz. İnsanların klasik fast-food tüketim kültürlerinden uzaklaşarak daha sağlıklı bir yaşam sürme çabaları ve talepleri, besleyicilik ve fayda yönünden son derece iyi bir alternatif ve çözüm olan sushinin tüketicilerin gözünde değer kazanmasına ve talep görmesine imkan tanıyor.

Türkiye’de ise İstanbul, Ankara ve İzmir haricindeki şehirlerde sushinin üretimi ve pazara sunulmasına dair çok az girişim var ve bu belli başlı 3 şehirde dahi yeteri kadar ekonomik sushi restoranı yok. Türkiye’de halen bir lüks tüketim sembolü olarak kabul görse de, sushi üretiminin ve sunumunun ekonomikleştirilerek yaygınlaştırılması, girişimcilere önemli bir kazanç sağlayacaktır.
Sushi ile ilgili daha fazla bilgiye ilgili kategorimizi ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.
Haziran 2016

Hilal Korkmaz  yeni bir  gönderide  bulundu.

Dünyadaki Dikkat Çeken Rüzgar Santralleri

Thanet Açık Deniz Rüzgar Santralleri

İngiltere , 300 MW, En büyük açık deniz rüzgar çiftliğidir. Çiftlikte 100 adet rüzgar türbini bulunmaktadır. Bu türbinler ( Vestas) yaklaşık olarak 240.000 evin enerji ihtiyacını karşılayabilmektedir.

1395

Fowler Ridge Rüzgâr Çiftligi
ABD, 599.8 MW, Bu santralin yılda 200.000 evin elektrik ihtiyacını karşılayabileceği tahmin ediliyor. 50.000 dönümlük bir alan kaplamaktadır. Vestas, Clipper ve GE olarak toplamda 355 adet türbin bulunmaktadır.

1395

Capricorn Ridge Rüzgâr Çiftligi
ABD, 662,5 MW, Yaklaşık olarak 220.000 ev için elektrik üretecek olan bu çiftlik 407 türbinden oluşmaktadır. İşletimi NextEra Energy Resources tarafından olmaktadır.

1395


Horse Hollow Rüzgâr Çiftligi

ABD, 735,5 MW, 421 türbinden oluşan bu çiftlik 47.000 dönümlük alana kurulmuştur. Türbinlerini GE ve Siemens sağlamaktadır. Ancak çevrede yaşayan insanlar görünüş ve sesten rahatsız olduklarından bu çiftliği dava etmişlerdir. Dava edilen ilk rüzgar çiftliğidir.

1395

Alta Rüzgâr Enerji Merkezi

ABD, 1.55O MW, Bu çiftlik Amerika' nın en eski ve en geniş rüzgar çiftliğidir. Eski moda ve küçük türbinlerin yerine daha büyük ve kaliteli türbinler yerleştirilmektedir.
1395


Kasım 2015

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

İnternet makalesi nedir? Para kazanmak için uygun mudur?

inploid'e yeni katıldım. Bu konuyla ilgili bir yazı göremediğim için yazayım dedim. Alıntı değildir.

Makale her türlü konuda yazılabilecek yazı türüdür. Bilimsel makale ve gazete makaleleri olduğu gibi, internette yayınlanan makale türü de vardır. Son birkaç yılda internet makaleleri üzerinden para kazanılan
bir yazı türü olmuştur.

İnternet makalesi nedir?
İnternet makalesi diğer makale türlerine göre daha günlük bir dille yazılan, bilgi verme ve düşünce aktarma amacı olan yazılardır. Bir konu sınırı yoktur. Makale yazarları, yeni yazı yazarken imla ve noktalama
hatalarına olabildiğince dikkat ederler. Ayrıca SEO'ya uygun makale yazmaktadırlar. Çünkü bu makaleler birbirinden farklı birçok sitede yayınlanmak üzere satılabilmektedir.

İnternet makalelerine neden ihtiyaç oldu?
Daha önceden de blog vb. sitelerde internet makalesi diyebileceğimiz yazılar yazılmaktaydı. Fakat internet makalelerin önem kazanmasının sebebi şudur: Google son yıllardaki uygulamalarıyla, özgün içerik üreten
siteleri arama ekranında daha ön sıralara çıkarmaya başladı. Bu da her konuda birbirinden farklı sitelerin, ücret karşılığı makale yazdırmalarına sebep oldu. Ayrıca bazı blog sahipleri de kendileri yetişemediği zaman, ücret kaşılığı makale yazdırmaktadır.

Nasıl ücretlendirilmektedir?
Makaleler kelime sayısı üzerinden ücretlendirilmektedir. Ücretin ne kadar olacağı yazarlık tecrübenize ve çalıştığınız kişilere göre değişebilmektedir. Fakat yeni başlamış birisi 100 kelimeyi, 0,75 ile 1 TL arasında
ücretlendirmektedir. Aynı zamanda, bazı makale alış/satış siteleri 100 kelimeyi 1 TL'den az ücretlendirmeyi emek sömürüsü olarak nitelendirmektedir.

Gerçekten bu işle para kazanılabilir mi?
Açıkçası 100 kelimesi 1 TL üzerinden bu işi meslek haline getirmeniz biraz zordur. Ayda 3 bin lira kazanmanız için, yani günlük 100 lira için, 100x100, günlük toplamda 10.000 kelimeye denk gelen makaleler yazmanız gerekmektedir. Bunun için de günlük kaç saatinizi vereceğinizi siz düşünün. Tabi, bir şirkette çalışmaya başlarsanız o zaman bu işler biraz değişebilir.

Fakat küçük bir ek bir gelir olsun diyorsanız. Bu durumda biraz daha uygun bir iş olabilir. Aylık hedefiniz kadar günlük birkaç saat çalışarak ek gelir elde etmeniz mümkündür.

Bu işi kim yapıyor?
İnternette makale sipariş siteleri bulunmaktadır. Buraya gelen yayıncılar makale konusunu ve anahtar kelimeleri vererek makale sipariş ederler. Sitenin yazar topluluğu da bu makaleleri yazarak sitedeki profillerine makalenin değeri kadar ücret geçirirler. Bu ücretlerin toplamı belli bir barajı geçtikten sonra, ayın belirli tarihlerinde paralarını banka veya PayPal gibi yollarla hesaplarına alırlar.

Geleceği var mı?
Bu konuyla alakalı kimilerine göre makale yazarlığının ileride, diğer meslekler gibi olacağı düşünülmektedir. Hatta bazı şirketler makale yazarı alımları için ilan bile vermeye başlamıştır. Fakat maalesef makale yazarları için belirlenen ücretler hayal kırıklığına uğramanıza sebep olabilir. İnşallah ileride bu işi yapanlar, hak ettiklerini alabilirler.
Ağustos 2015

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

Camel - Rajaz

Kulaklığı tak, sesi aç ve dinle:
Ağustos 2015

Hilal Korkmaz bu yanıtı beğendi:

İstanbul'da avrupa yakasında (İTÜ) Elektrik-Elektronik Mühendisliği okuyacağım. Gerek İstanbul'da gezmeyle gerek derslerle ilgili tavsiyeleriniz nelerdir?

Ben İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği mezunuyum. Öğrenciliğim de 1996-2000 yılları arasında denk geldi. Bize denk gelen o güzel öğrencilik dönemi yeniden yaşanır mı bilmem ama (herkese kendi dönemi güzel geliyor sanırım :)) ben kendi tecrübelerimi sana şöyle aktarayım.
Önce İTÜ lie ilgili (Elektrik-Elektronik Fakültesi)
  • İlk 2 yıldan asla ders bırakma :). Bu sana verebileceğim en büyük tavsiyedir. Faydasını da üçüncü sınıfta göreceksin ve bu yazıya döneceksin belki.
  • ilk 2 yıl ortalamanı yapabildiğin kadar yüksek tut. Deli gibi ders çalışman inan gerekmiyor bu iki yıl ve gezmeye de, eğlenmeye de, buna da vakit bulabilirsin.
  • Üçüncü yıl en "hardcore" yıl (kelimemi ve mübalağamı mazur gör lütfen). Kendini bu yıla hem mental hem de transkriptin ile hazırlaman faydanadır. İlk 2 yıl kimliğin, kişiliğin değişirken; gördüğün yerler, yaşadıkların, hayatında yaptıkların, kendine olan güvenini de bir nebze de olsa pozitif olarak etkilemiş olur umarım. Yine bu yıl, bunların da sonuçlarından faydalanacaksın. Elbette ki bu en zorlu yılı geçirirken hangi alana yoğunlaşmak istediğini belirlemen de güzel olur.
  • Son yıl artık zirvedeki koşturmanın yerini daha sakin ama daha bilinçli olduğun bir dönemin ilk adımları olarak kendini gösterecek.
  • Genel bir öneri olarak da; bölüm müfredatının ana temelini veren 3-5 tane önemli ders var. Bunları mutlaka çok iyi öğrenmeye ve temelini sağlam atmaya çalış. Bunun da faydasını üçüncü sınıfta göreceksin :).
Gezme kısmına gelince;
  • Bizim dönemin Kemancı, Yaga, Haydar, Roma, Robin Hood, Yeni Rock-ı, Karavan (eski çalışanlar şimdi DoRock'ı açtı), Mojo, Rıddım, HaSktir, Gizli Bahçe, Akdeniz, Peyote, IndeIn, XS, Araf, Roxy, Roxy Yan, Eski Neva, Eski Beyrut, Palyaço, Bibuçuk, DokuzBuçuk, Eski Pi, Pandora, Taksim Shaft, Spika, Tramway, Eski Melek, Yeni Melek, Life Roof, Üçüncü Mevki, JazzStop, Katarsis, Şişe, Tavan Arası, Çatı Katı, 45'lik, AnadoluRock gibi mekanlara benzer her yeri görmeni isterim :) (bu mekanları tarif de etmeden bunu istemek ironik oldu). Çoğu kapandı ya da tarz değiştirdi (hele Kemancı'nın geldiği hali aklım almıyor). Bunlar ilk sırada aklıma gelenler eminim daha da çıkar düşünsem (ben öğrenci iken örneğin Beyoğlu için her sokakta bir mekana gidip görmek gibi bir hedef ile baya mekan gezmiştim mesela).
  • Mutlaka farklı semtleri gezmeye çalış. Sadece eğlence mekanları değil kastım, farklı insanları farklı yerleri görmeye çalış. İleride öğrencilik dönemindeki kadar zamanın olmayabilir buna.
  • Hala var ise İTÜ'de farklı bir fakülteden ders almayı unutma. Konservatuar'dan enstrüman ya da temel müzik üzerine ya da Mimarlık Fakültesi derslerinden örneğin.
  • Bir de Kadıköy'ü es geçme :)
  • Öğrencilik bitmeden mutlaka eve çıkmaya çalış.
Aklıma ilk anda gelenler bunlar. Umarım faydası olur. Sevgiler. .
Ağustos 2015

Hilal Korkmaz bu yanıtı beğendi:

Sosyal ağlar neden var? Twitter, Facebook, Instagram neden hepimizin bu kadar hoşuna gidiyor?

İnsanın yarattığı ne varsa birkaç nedenden dolayıdır. Merak, yaratma içgüdüsü, ilerleme. Sosyal ağların bu kadar hoşumuza gidiyor olmasını ben insanın var olma dürtüsüne bağlıyorum. Başka sorular vesilesiyle birkaç kez yazmıştım. Canlıların en temel dürtüsü var olma dürtüsüdür. Bu dürtünün birinci aşamasında canlılığı devam ettirmek gelir. İkinci aşamasında ise çoğalmak. Öleceğini bilen tek canlı olan insan bu dürtüyü tam olarak tatmin edemeyeceğini farkettiğinde varlığını ispat etmek için farklı yollara sapar. Bir resim yapar veya birşey icat eder, insanlığa armağan ederek içindeki varolma dürtüsünü tatmin etmiş olur. Varlığını bu yolla ispat edemeyenler ne yapar? Kendilerinin propagandalarını elbette. Ben anlatılmaz yaşanırım der. Ben varya şöyleyimdir böyleyimdir der. Bunu söylemenin ve göstermenin en iyi yolu sosyal ağlardır. Gelelim nasıl yararlı kullanılır sorusuna. Arkadaşımın tavsiyesiydi. Yüzyüze görüşmediğim kişileri Facebook'ta takip etmiyorum. Onun yerine yerli ve yabancı gazeteleri, bilim dergilerinin sayfalarını, mizah sayfalarını, mesleğimle alakalı sayfaları takip ediyorum ve anasayfama baktığımda tüm bilgiye erişmiş oluyorum.
Ağustos 2015

Hilal Korkmaz bu yanıtı beğendi:

Shameless dizisi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Lafın bittiği yerde Shameless başlar. İzlediğim en samimi dizilerden biriydi. Bitmesine üzüldüm.
Tv Dizileri

Tv Dizileri
Ağustos 2015

Hilal Korkmaz bu yanıtı beğendi:

İyi bir makarna sosu nasıl hazırlanır?

Bu başlığa yeni rastladım. Çok sevdiğim ve severek yaptığım iki sostan biri olan Bolonez Sosunu yazmaya karar verdim. Diğeri Gorgonzola Sosu oluyor, onu başka bir güne bırakıyorum. Önceden uyarayım, ben bir bol kepçe ahçısıyımdır, lezzete alerjisi olanlar diğerlerini okusunlar.1/2 kilo spagetti için yazıyorum. Öncelikle spagetti olarak Türkiye'de al dente pişebilen tek spagetti olan Pasta Villa'yı tavsiye ederim. Tabii makarnayı taze yapan İtalyan bir mama komşunuz varsa ona taze yaptırın, hiçbir marka taze yapılmış makarnanın eline su dökemez.

Bolonez Sos
Malzemeler :
1/2kg az yağlı dana kıyması
300g kuru soğan (ben hacmen kıyma kadar soğan kullanıyorum, sonuçta eriyor, suyunu çekiyor ve sadece aroması kalıyor)
1kg yemeklik domates (en ucuzunu ve eziğini alın, salça yerine bunu kullanacağız)
1 çay bardağı yemeklik zeytinyağı
5-6 diş sarımsak
2 tatlı kaşığı kekik
1 çay kaşığı kara biber
1-2 tatlı kaşığı tuz
200g parmesan, yoksa padano, yoksa eski kaşar

  • İlk olarak hassas insanlar için domatesleri soyarak işe başlayabilirsiniz. Domatesleri bir iki dakika kaynar suda bekletirseniz kabuklarını kolayca soyabilirsiniz (ben soymamayı tercih ediyorum, sonuçta lif her sindirim sistemine lazım). Sert kısımlarını ayıklayıp küp küp doğrayıp bir kapta beklemeye alın.
  • Soğanı küp küp doğrayın, zeytinyağıyla beraber derince, kapaklı bir teflon ya da seramik tavaya atın ve hafif sarararana kadar yüksek ateşte kızartın.
  • Kıymayı tavaya ekleyin ve bir miktar yanana kadar soğanla birlikte kavurun (bu aşama önemli etiniz az kızarırsa o sos olmuyor, buna zaman ayırmanız sosunuzun selameti açısından çok önemli).
  • Kekik ve karabiberi ekleyin. Bir iki dakika kadar daha karıştırarak kavurun.
  • Domatesleri ve tuzu ekleyin, tamamını güzelce karıştırın, üstüne bir kapak kapatarak orta-hafif ateşte arada bir karıştırarak pişirin. Bu aşamada domatesler su salacaklarıdır, tabii burada su salma işlemi için tuz çok önemli. İlla da tuz çok zararlıdır, yemeğime koymam diyenler lütfen bu tarifi atlasınlar ya da domates yerine salça da kullanabilirler. Domatesler su saldıktan sonra ateşi bir miktar açabilirsiniz.
  • Böylece sosu domates pişene ve karışımımız bir sos kıvamına gelene kadar fokurdatın (dikkat özellikle sos yoğunlaşmaya başladıktan sonra oldukça fazla sıçrayacaktır, üzerini yarım kapatmanız ocağınızın temizliği açısından avantajınıza olacaktır, tam kapatırsanız da suyunu çekmesi çok zaman alır.)
  • Karışım sos kıvamına geldiğinde ocağı iyice kısın, sarımsakları soyun ve havanda bir miktar tuzla iyice ezin (havanda ezilmeleri de önemli bir detay, tuz sayesinde ozmoza uğrayan bitki hücreleri yemeğe aromayı verecek olan sularını salacaklardır, pres ya da doğramayla olmaz.)
  • Sosunuzun altını kapattıktan sonra ezilmiş sarımsağı da ekleyin ve karıştırın. Tabaklara koyduğunuz spagettinin üstüne istediğiniz kadar bolonez sosunuzdan koyun.
  • Tabii bu sosu tamamlayan bir peyniriniz mutlaka olmalı. Peynir olarak ilk seçiminiz kuşkusuz ince rendelenmiş (ki bunun özel rendeleri vardır) parmesan, olmazsa daha ucuz ve daha az aromalı ince rendelenmiş padano, o da olmazsa yine ince rendelenmiş eski kaşar olmalıdır.
Bon apetito
Ağustos 2015

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

Ağustos 2015

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

Temmuz 2015

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

Haziran 2015

Hilal Korkmaz  bu yazıyı beğendi:

Haziran 2015

Hilal Korkmaz bir yanıta alt yorum yaptı

:))
1215

Kedilerin rahatça girip çıkmasını sağlayan kedi kapısını Isaac Newton icat etmiştir.
Kedilerin o uzun bıyıkları onların dengesini sağlar ve hangi aralıktan geçip geçemeyeceğini anlamak için kullanırlar.

Kedilerle ilgili en tuhaf hikayelerden birisi; bir ağaca çıkıp 6 yıl ölene kadar bu ağaçtan inmeyen Arjantin li kedi, Ağaçtayken 3 kere yavrulamaktanda geri kalmamış:)

Terledikleri tek yer patileridir.
1215

Uyanık kaldığı zamanın 1/3 ünü kendini temizlemeye ayırır.

Tipik bir kedi 20 yaşına kadar yaşayabilir.

Burun izleri insandaki parmak izleri gibi kendilerine özeldir.
Kulaklarını 180 derece döndürebiliyorlar.

Kemirgenlerin iletişim için kullandıkları yüksek frekanslı sesleri kediler duyabilir. İnsanlar ve köpekler duyamaz.

1215

Tuvalet eğitimini öğrenmeleri hızlı olur ve bir kere öğretmeniz yeterlidir.

Kulaklarında 30 adet kas bulunuyor.

Mısırlılar kedileri öldüğünde üzüntülerini belli etmek için kaşlarını tıraş ederlermiş.

Günün 16 saatini uyuyarak geçirirler. Uykuyu severler. En aktif olduğu zamanlar akşam saatleridir.

Kedi sahibi insanların daha uzun yaşadıkları ve kalp krizi riski daha az olduğu gözlemlenmiş:)

Tatlı gıdaları algılayamıyorlar.
1215

Kediler ruh halinizi sizden daha iyi anlar ve kimi hastalıkları sezebilirler.

İstemediğiniz bir şeyi yapıyorsa kızmanın sinirli davranmanın faydası yoktur. İstedikleri şeyi yapmaya devam edeceklerdir.


Kedilerin köpeklerden 5 kat daha fazla proteine ihtiyaçları vardır. Çok fazla kilo aldıysa hareket ettirmeye çalışın.

Yanak tüyleri çok fazla uzarsa bıyıkları kadar yön duygularını şaşırabilirler.

1215

Kedi aşıları;Kedilerde kist-parazit aşısı, karma aşı, leucomie aşısı, fiv aşısı, kuduz, micanfin aşısı yapılamaktadır. Yavrularda kist parazit tedavisi, karma aşı, leucomie , fiv aşısı 2 doz olarak kuduz tek doz yapılmaktadır. Yetişkin kedilerde karma aşı , leucomie aşısı, kuduz yılda bir kez tek doz olarak uygulanmaktadır.


10 yaşlarından itibaren yaşlanma belirtileri gösterirler.

Karanlıkta insandan 6 kat daha iyi görürler.

Yemeklerini ayakaltı bir yere koymayın. Çünkü yemek yerken mahremiyet isterler.

:):):):):):):):):):):) ^. ^ ^. ^

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Eğlence

228 Kişi   62 Soru

Film Müzikleri

118 Kişi   6 Soru

Sağlıklı Yaşam

295 Kişi   176 Soru

Sinema

3102 Kişi   300 Soru

Kişisel Gelişim

1862 Kişi   145 Soru

İstanbul

555 Kişi   196 Soru

Genel Kültür (Muhabbet)

3452 Kişi   280 Soru

Müziksever

364 Kişi   32 Soru

Teknoloji

1855 Kişi   577 Soru

Din Felsefesi

262 Kişi   77 Soru

Yemek

323 Kişi   255 Soru

Güzellik

217 Kişi   70 Soru

Uzay Araştırmaları

168 Kişi   55 Soru

Uykusuzluk

90 Kişi   52 Soru

Alışkanlık

112 Kişi   29 Soru

Fizik

278 Kişi   261 Soru

Tercihler

57 Kişi   33 Soru

Biyoloji

202 Kişi   210 Soru

Ülkeler

221 Kişi   77 Soru

Varoluş Hakkında

2776 Kişi   1061 Soru

Kitaplar

2917 Kişi   267 Soru

inploid

1154 Kişi   709 Soru

Yaşam

1165 Kişi   390 Soru

Dinler

1054 Kişi   327 Soru

Müzik

2852 Kişi   472 Soru

İş Hayatı

2333 Kişi   325 Soru

Girişimcilik

3476 Kişi   358 Soru

Üniversiteler (Türkiye)

2235 Kişi   175 Soru

Felsefe

1851 Kişi   496 Soru