Bilmek istediğin her şeye ulaş

Aktiviteler & Haberler


Ceyhun Çakar

Ceyhun Çakar, "Yazılım" konusunda bir yanıt verdi.Dün 23:45

Derleyici tasarım aşamaları nelerdir? Yazılan bir kod nasıl anlam bulur?

Derleyici tasarımı bildiğim kadarıyla Türkiye'de hemen hemen yapılmayan Yazılım Mühendisliği'nin bir uzmanlık alanı. Yani mesleği yalnızca derleyici yazmak olan uzman yazılım mühendileri var. Bir derleyici anlamak için görece kolay öğrenilebilen bir işlemcinin assembly'ı üzerinde çalışmak mantıklı bir başlangıç olacaktır bence. ARM'ı tavsiye ederim çünkü RISC'ler içinde en yaygın olanı. arm.com/files/pdf/ARM_Arch_A8. Pdf

ARM'ın assembly'ı su anda kullandığım bilgisayarın (Intel) assembly'sine göre oldukça basit olmasına rağmen ilk bakışta göz korkutacaktır. Derleyici C/C++ gibi kodları bu kodlara (daha doğrusu direk makine diline ama assembly ile makine dili birebire çok yakındır) çevirir.

Ayrıca bu kitaba da göz atılabilir. diku.dk/~torbenm/Basics/

Bununla birlikte Interpreter (yorumlayıcı) ve derleyici aynı temellere dayandığını düşünürsek python yorumlayıcısı açık olarak sunuluyor alt-yapıyı anlamakta işe yarayacaktır pypy.org

Nazmi Okbaz

Nazmi Okbaz, "Hollywood (Sinema)" konusunda bir yanıt verdi.Dün 22:50

Before the Sunset, Before the Sun Rise, Before the Midnight üçlemesi hakkındaki düşünceniz? En iyisi sizce hangisi? Anlatılan ilişkide durumu sağlıklı ve çekici kılan yıllara rağmen belirsizliği midir?

Aslında filmde beni cezbeden 9ar yıl arayla aynı oyuncularla çekilip filmin basit bir olay örgüsü içinde olması. Az mekanda bazen sadece bir sokakta yürüyerek geçen konuşmların bizi 15-20 dakika kendine bağlayabilmesi. Sinema ile ilgilenemeyen insanlarda karakterlerin ilişkisi dikkat çekiyor çoğu zaman. Bazı insanlar bir şey anlamadığını ve sevmediğini söylüyor ama sinema ile ilgilenen kişilerde en çekici yanı basit bir çekimle etkili bir film yapabilmiş olmak. Sinema meraklısı insanlarda özellikle bende "lan bende çekebilirim böyle bir uzun metraj. " hissi oluşturması ki the man from earth filmi de bu hizzi en çok yaşatan filmlerden birisidir. Ve bana kalırsa serinin en iyi filmi before the sun rise'dır. Çünkü ilk filmdeki son ile "acaba buluştular mı ? " merakı bizi 2. Filmi istekli bir şekilde beklemeye itti. Ve 2. Filmde farklı bir karşılaşma farklı diyalog konuları bu filmi daha çok sevmemisi sağladı. Benim fikirlerim bunlardır.

Gizem

Gizem, "Tepki" konusunda bir yanıt verdi.Dün 22:41

Şaşırdığınızda verdiğiniz tepki?

Vay anasına : D

Hilal Korkmaz

Hilal Korkmaz, "Yabancı Müzik" konusunda bir yazı yazdı.Dün 22:32

TRAVIS \ 19 Haziran İstanbul Konseri

1663

Black Box İstanbul, 19 Haziran 2014 19:30

BİLET SATIL AL: biletix.com/etkinlik/RKBB2/TURKIYE/tr

İskoç rock grubu. 4 üyesi bulunuyor.

  • Andrew Dunlop- klavye, banjo, gitar
  • Francis Healy- solist, gitar
  • Douglas Payne- bas gitar
  • Neil Primrose- vurmalı çalgılar, davul


1663

Albümleri
Good Feeling- 1997
The Man Who- 1999
The Invisible Band- 2001
12 Memories- 2003
The Boy with No Name- 2007
Ode to J. Smith- 2008



Grup 1990 yılında kurulur. Grup bir dönem Radiohead' in de birlikte çalıştığı artık bir efsane haline gelen yapımcı Nigel Godrich ile çalışır.











Emel Gerçek

Emel Gerçek bir yanıt verdi.Dün 22:30

Çıban neden çıkar? Belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir?

Derinin derin tabakalarında kıl kökleri bulunur. Bir kıl kökü mikrop kaparsa, içi irin dolu küçük bir apseye dönüşür; buna "çıban" denir. Kirpiklerin kökünde oluşan çıbana ise, "arpacık" denir. Çıbanlar bedenin her yerinde çıkabilirler ama en çok yüz, göz kapakları, ense, sırt ve kaba etlerde çıkarlar. Giysilerin sürtündüğü yerler de çıbanların sık görüldüğü bölgelerdir.

Çıbanın oluşum nedenleri
Çıban yapan başlıca bakteri stafilokok denen bakterilerdir. Bu bakteriler, herhangi bir hastalık yapmadan deri yüzeyinde de bulunabilirler. Deride tahriş gibi nedenlerle, kıl köklerine girebilecekleri çatlaklar olursa çoğalıp çıban olurlar. Kötü beslenenlerde, bünyesi zayıf olanlarda, alkoliklerde, kansızlarda, beden direnci düşük kişilerde sık sık çıban çıkabilir. Çok yağlı yemek yiyenlerde de deri yağlanacağı için, kıl köklerinde iltihaplanma sık görülebilir. Şeker hastalarında kan şekeri fazla olduğundan şekerce zengin dokularda bakteriler çoğalabilir ve bu da sık sık çıban çıkmasına neden olur. Uyuz ve egzama gibi deri hastalıklarında da kıl köklerinin iltihaplanması kolay olduğu için çıbanlar oluşur.

Çıban Belirtileri ve İyileşme Süreci
Önce deri kızarır ve duyarlı hale gelir. Bir süre sonra ortasında, içinde irin bulunan bir çıban başı görülür. İrin ölü mikroplar, ölü akyuvarlar ve doku artıklarından oluşan akışkan bir maddedir. Çıban göz kapağı, burun ve kulak gibi derinin gergin olduğu yerlerde oluşursa çok ağrı yapar. Çıban başı patlayıp irin boşaldığı zaman iyileşme başlar ve bir hafta içinde çıban bütünüyle yok olur. Bedenin savunma sistemleri güçlüyse, çıban patlamadan da iyileşebilir.

İz kalır mı?
Küçük bir çıban hiç iz bırakmaz; büyük çıbanların ise ancak aylar sonra silinebilen hatta ömür boyu kalan izleri olabilir. Büyük bir çıbanın iz bırakmasını önlemek için tek çare, erken tedavidir. Doktora ne kadar erken gidilirse tedavi o kadar başarılı olur. Özellikle, göz çevresi ve burun gibi yerlerde çıkan çıbanlarda tedaviye önem vermek gerekir. Söz konusu yerlerde iltihabın, ilerleyerek beyni etkilemek gibi bir tehlikesi vardır.

Ne yapmalı?
Çıbanlara dokunmak ya da sıkmak iltihabın yayılmasına neden olacağı için çok sakıncalıdır. Çıbanlar genellikle birkaç gün içinde kendiliklerinden baş oluştururlar. Ama çıbanın daha çabuk baş yapması istenirse, şu yönteme başvurulabilir: Çıban ya sıcak suyla yıkanır ya da üstüne sıcak suya bastırılmış bez konur. Sıcak su, baş oluşturmasını hızlandırmasının yanı sıra, ağrıyı da azaltır. Ayrıca çıban tedavisinde kullanılan merhemlerden sürüp, üstünü gazlı bezle kapatmak da yararlı olabilir.

Arpacık için ne yapmalı?
Arpacık, göz kapağı gibi duyarlı bir yerde çıktığı için, iyileşmeyi hızlandırıcı girişimler sınırlıdır. Ama bir tahta kaşığın sapı kaynar suya daldırılarak iki saniye silkelenip fazla suyun akmasını ve biraz soğumasını sağladıktan sonra, arpacık üzerine bastırılabilir. Arpacığın tam ortasındaki kirpik rahatlıkla görülebiliyorsa, cımbızla alınması da irini akıtacağından iyileşmeyi hızlandırır.

Küçük çıbanlar sıkılarak çabucak iyileştirilebilirse de hiç dokunmamak daha iyidir. Büyük ve ağrılı çıbanlar ise asla sıkılmamalıdır. Kendi kendilerine patladıktan sonra, yeniden iltihaplanmalarını ve iltihabın başka yerlere bulaşmasını önlemek için, küçük bir yara bandıyla üstleri örtülüp, iz bütünüyle geçinceye kadar bant her gün değiştirilmelidir.

Tıbbi Tedavi
Ender rastlanmakla birlikte, bazen çıban büyür ama patlamaz. Bu durumda, bir doktor tarafından delinerek boşaltılması gerekir. Çıbanın yayılmasından kuşkulanıldığında antibiyotik de kullanılır.

Bir insanda art arda çıban çıkması şeker hastalığının ya da başka bir hastalığın belirtisi olabilir; zaman geçirmeden doktora görünmekte yarar vardır. Çıbanla birlikte ateşin de yükselmesi, doktora gitmeyi gerektiren bir nedendir. Çok küçük çocuklar ile çok yaşlılardaki çıbanların da doktora gösterilmesi yerinde olur. Ayrıca çıbanları kendi yöntemimizle tedaviye kalkışmayın, söz gelimi evde kullanılan dezenfektanlarla temizlemeyin, tahrişe yol açarsınız.

Emir Solmaz

Emir Solmaz, "Ağız Ve Diş Sağlığı" konusunda bir yanıt verdi.Dün 22:15

Sabit diş protezinin düzgün olmaması ağızda ne gibi sonuçlar oluşturur?

Yüksek olması durumunda zaten bu yükseklik çok az bile olsa bunu hissedersiniz ve çok büyük rahatsızlık veren bir durumdur. Uzun süre kullanılırsa çene ekleminde ağrı duyabilirsiniz. Daha bir çok sorun yaratadabilir.

Büşra

Büşra, "İletişim (İnsan Davranışları)" konusunda bir yanıt verdi.Dün 22:14

Konuşmak bir ihtiyaçsa susmanın da bir ihtiyaç olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bazen bir ihtiyaç bazen de gerekliliktir.

Gizem

Gizem, "Suç" konusunda bir yanıt verdi.Dün 22:07

Sizce insanları suç işlemeye iten sebepler nelerdir?

Yasaların ve adalet kavramının tam manasıyla temellendirilmemiş olması, yaşam koşullarının yer yer zorlaşması, insanları lükse özendiren bir çok etken, daha iyiye sahip olma dürtüsü ve üstünlük arzusu gibi bir kaç nedeni cevaplarım arasında sıralayabilirim.

Hilal Korkmaz

Hilal Korkmaz, "Etkinlik" konusunda bir yazı yazdı.Dün 22:00

Anathema İstanbul Konseri \ 22 Mayıs 2014

10511

22 Mayıs 2014- garajistanbul- 22:00

BİLET SATIN AL: biletix.com/etkinlik/RYS55/ISTANBUL/tr

Kökenleri İngiltereye dayanan grup 1990 yılında kurulur. Müzikleri ilk başta Doom Metal, Gotik Metal olarak tanımlanmıştır. Günümüzde ise Alternatif Rock, Prograsif Rock olark geçiyor.

10511


Üyeleri Cavanagh ve Douglas kardeşlerden oluşuyor.
  • Vincent Cavanagh
  • Daniel Cavanagh
  • Les Smith
  • Jamie Cavanagh
  • John Douglas
  • Lee Douglas

10511

Albümleri,
They Die- 1992
The Crestfallen- 1992
Serenades- 1993
We Are The Bible- 1994
In The Name Of Satan- 1994
Pentecost ııı- 1995
The Silent Enigma- 1995
Slatanic Slaughter 2- 1996
Eternity- 1996
Altenative 4- 1998
Alternative Future- 1998
Judgement- 1999
Make It Right- 1999
Resonance- 2001
A Fine Day To Exit- 2001
Resonance 2- 2002
A Natural Disaster- 2003
Hindsight- 2008
We' re Here Because We' re Here- 2010
Falling Deeper- 2011
Weather Systems- 2012

Kariyerlerinin en başarılı albümü 2012 ' Weather Systems' olarak gösteriliyor.

10511


Gizem

Gizem, "Romanlar" konusunda bir yanıt verdi.Dün 22:00

Tavsiye edebileceğiniz kitaplar hangileridir?

Jennifer E. Smith - Mutluluk Böyle Bir Şey
Daniel Steel - Kız Kardeşler Arasında

Sadiye Çetintaş

Sadiye Çetintaş, "Kuantum Yaşam" konusunda bir yazı yazdı.Dün 21:23

Seminer Linki


Sadiye Çetintaş

Sadiye Çetintaş bir yazı yazdı.Dün 20:59

Bir insan

Bir insan; bir insanı bir başkasının sözleri, gözleri ve yüreğiyle tanımayı tercih ediyorsa, kendini bilmediğini anlarım.



Sadiye Çetintaş

Sadiye Çetintaş

Sadiye Çetintaş bir yazı yazdı.Dün 20:57

Olan

Olan olacak.
Sonra, herkes haline şükredecek. Kimi olana, kimi olmayana !



Sadiye Çetintaş

Unluckypod

Unluckypod, "Seks" konusunda bir yanıt verdi.Dün 20:32

Astronotlar uzayda seks yapıyor mu?

Elinden kaçırmadığın sürece bence sorun yok, yoksa:)

Thecrazyhands

Thecrazyhands, "El-kol Hareketleri" konusunda bir yanıt verdi.Dün 19:54

İnsanlar uyurken üşüdüğü zaman neden dizlerini karınlarına doğru çekip ellerini ayaklarının arasına koyar? Bunun üstünde araştırma var mı? Neden böyle bir davranış sergileriz?

Cenin pozisyonundaki amac merkezi bir kor olusturarak cevreye dagilan isiyi minumuma indirmektir. Boylelikle daha kolay isinilir.

Ebru Özkan

Ebru Özkan, "Üniversite Tercihleri" konusunda bir yanıt verdi.Dün 18:29

2 yıllık fizik tedavi bölümü nasıldır ve kaç puanla atanıyor?

Bu bölüm fizyoterapistlikten ayrıdır. Eğitim süresi 2 yıldır. Mezun olduğunuz zaman Fizik Tedavi önlisans diploması ve Fizik Tedavi Teknikeri unvanı verilmektedir. İsteyenler iki yılın ardından dgs ile 4 yıla tamamlayıp tekniker unvanı yerine fizyoterapist unvanı alabilir.

Mezun olan kişiler;
  • Fizik tedavi doktorunun teşhis ve tedavi programına göre; Hastalara, hastalık çeşidine göre fizik tedavi uygulaması yapmak için ilgili aletleri hazırlar.
  • Fizyoterapist olmadığı durumlarda egzersiz ve rehabilitasyon gibi tedavi yöntemleri uygular.
  • Fizyoterapist olduğunda ise fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanının istemine göre uygun olarak fizyoterapist tarafından verilen görevleri yapar.

3 aşamalı bir basamağı vardır. Fizik tedavi doktoru, fizyoterapist ve fizik tedavi teknikerliğidir. Doktor ve fizyoterapist olmadığında bu basamağı doldurur, olduğunda ise isteme göre tedavileri uygular.

Fizyoterapi

Devlet hastanelerinde, özel hastanelerde, Sağlık Bakanlığı, belediye ve üniversite araştırma hastanelerinde, rehabilitasyon merkezlerinde, özel kliniklerde, spor kulüplerinde, huzur evlerinde çalışabilirler.

Koray Bozkurt

Koray Bozkurt, "Konser" konusunda bir yazı yazdı.Dün 17:53

One Love Festival 13

Festival bu yıl 14-15 Haziran tarihlerinde Parkormanda gerçekleştirilecek. Uzun soluklu festivallerden birisi de One Love festivalidir. Dünyaca ünlü müzisyenlerin ülkemize geldiği, bu güne kadar bir çok ünlü ismi getiren festivaller arasındadır.

Festival 2 gün sürecek. 2 gün boyunca bir çok müzisyen yer alıcak;

1. Gün: Basement Jaxx, Mogwai, Oh Land, Modeselektor DJ set, Jaguar Skills, Gunesta.
2. Gün: Moderat, Bonobo, Mø, Omar Souleyman, Bubituzak, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Oldies But Goldies, Mabbas, Style-Ist, Cowboys & Aliens ve sürpriz yerli isimler.

Bilet Fiyatları:

1. Ve 2. Gün - 80.00 TL
Clubhouse 1. Gün - 150.00 TL
Öğrenci (16 Mayıs’a kadar) -60.00 TL

Clubhouse Kombine - 250.00 TL
Kombine - 130.00 TL
Öğrenci (16 Mayıs’a kadar) -100.00 TL

Clubhouse nedir?

Özel dans pisti, eğlenmekten yorulduğunuzda koltuklar ve dinlenme alanı. İştahınızı açacak özel yemek alanı ve barı ve şehirden uzak hissedeceğiniz yeşillik ve dağ evi ortamı, rahat rahat aynaya bakabileceğiniz, uğramaya üşenmeyeceğiniz özel WC.

Festivalin en çok ilgi gören ismi Omar Souleyman oldu. Orta Doğu’da düğünlerde ve şenliklerde çalınan müzikleri baştan yaratan, Shaabi tınılarını vahşi Dabke ritimleriyle buluşturduğu “Suriyeli Techno” olarak tanımlanan müziğini uluslararası festivallere taşıyarak Damon Albarn ve Björk gibi isimlerin radarına takılan Omar Souleyman, festivalcilere alışık olmadıkları, çılgın bir eğlence vadediyor.

Bir çok zengin düğününde yer alıp, insanları çok eğlendirmesiyle ünü yayılmış ve festivallerde yer alan bir isim olmuştur. Festivale müzik ziyafeti dışında bir de eğlenmek isteyenler için iyi bir isim olacağa benziyor. Herkese iyi eğlenceler...

14

14

Gonca Köse

Gonca Köse, "Gebelik" konusunda bir yazı yazdı.Dün 17:18

Doğumda korkunun hikayesi

M. S. İkinci yüzyıldan itibaren yavaş yavaş dinin de etkisiyle erkeklerin egemenliğinin
artması sonucu kadınlara özellikle ebe ve şifacı kadınlara karşı nefret ve aşağılama
başladı. Daha önce iyileştirici özelliklerinden dolayı toplumda sayılan şifacı kadınlar
yine aynı özellikleri sebebiyle aforoz edilmeye başlandılar. Doğaya taptıkları, doğumu
kutsadıkları tapınaklar ve tanrıça heykelleri yıkıldı. Soranus'un öğretileri de bundan
nasibini aldı ve doğal ve rahat doğum konsepti küllerin arasında kaldı. Hatta
İskenderiye'den St.Clement şöyle yazdı: Kadınların sadece kadın olması bile utanç
duymaları için yeterlidir.

Artık yasalar hamilelerin ve doğum yapan kadınların izole edilmelerini emrediyordu.
Doğumlar artık papaz ve keşişlerin yönetimindeydi. Doktorların izin almadan günah
tohumu olarak görülen bu gebelere müdahale etmeleri yasaktı. Doğumla ilgili
korkular bu dönemde oluşmaya başladı. Yaşamın başlangıcı olan doğumu coşkuyla
yaşayan kadınlar için artık doğum acı, korku ve yanlızlık getiren bir olay haline
gelmişti. Kadınlar hamile kalınca kendilerini güvensiz hissediyorlardı. Doğum
denince akla sadece ağrı, acılar ve sefalet geliyordu.

16. Yüzyılın başları geldiğinde Soranus'un öğretileri yeniden keşfedilmeye başlandı.
Tıp dünyası bu keşfe ilgi gösterdi ve ilk doğum kitapları yazılmaya başlandı. Bu hoş
olmayan doğum işleri yine kadınlara devredildi. Ebelik kavramı yeniden canlandı
ama artık ağrı ve korku doğumla özdeşleşmişti. Bu yüzden en fazla afarozların
yaşandığı Almanya'da ebelere "weh mutters" ismi verildi yani "acının anneleri".
Rönasansla birlikte tüm Avrupa'da başlayan yeniden yapılanma sürecinde kadınlar
daha iyi koşullara kavuşmaya başladılar. Ancak bu çok yavaş oluyordu. Kloroformun
bulunmasına rağmen bunun kadınlarda ağrı kesici olarak kullanılması uzun süre
yasaklandı. Ağrı doğumda kadınların günahlarından arınması için vardı ve ağrıyı
kesmek Tanrı'nın emirlerine karşı gelmekti.

İhmal edilen ve yalnız bırakılan bu kadınlarda anne ölümleri çok yüksekti. Bu
olaylara baktığımızda kadınları korkutanın doğum değil daha çok komplikasyonlar ve
sonucunda gelen ölümlerin olduğunu görüyoruz. Aşırı korku gerginlik yaratıyordu,
bu da normal görevini yapması gereken rahimin çalışmasını ve rahim ağzının
açılmasını engelliyordu. Böylece komplikasyonlar ve ölümler artıyordu.
1800'lü yılların ortalarına doğru doktorların doğumla ilgilenmelerine izin verilmeye
başlandı ancak erkek olan bu doktorların birçoğu doğumla ilgilenme konusunda
isteksizdi. Hatta daha çok yeteneksiz ve alkolik olanlar doğumla ilgilenmek zorunda
bırakılıyorlardı. Ama bunun bir önemi yoktu çünkü o dönemlerde tıp dünyası doğum
yapan bir kadının ihmal edilmesini hala normal karşılıyordu.

1800'lü yılların sonunda kraliçe Victoria'nın doğum yaparken kloroform istemesiyle
doğumda anestezinin kapıları da kadınlara açılmış oldu.Ancak bu da gerek Avrupa
gerekse Amerika'da başka bir felaketi getirdi. Evde anestezi çok tehlikeli
olduğundan ve sık sık ölümler görülmeye başlandığından dolayı doğumlar artık
hastanelerde yapılmaya başlandı.

Yani ağrıdan kurtulmak isteyen kadınlar anesteziyi kullanmak adına evlerini bırakıp
hastanelere gitmek istediler. Böylece babalar artık doğumun bir parçası değildiler ve
ailelerin kendi doğumları üzerindeki karar verme seçenekleri ellerinden alınmıştı.
Kadınlar doğumda daha da yalnızlaştılar.

Hastanelerde doğum başladığında bu sefer kadınları başka bir felaket bekliyordu.
Doğum servisleri o zamanlar çok kirliydi. Sadece yıkanmayan ellerden bile
enfeksiyon bir gebeden diğerine kolaylıkla yayılıyordu. Daha güvenli ve iyi tedavi
için hastaneleri seçen gebeler bu sefer de enfeksiyondan ölüyordu. Bu enfeksiyonun
adına "doğum ateşi"ismini vermişlerdi. Hastanelerdeki bu yüksek anne ve bebek
ölümlerine normal karşılanıyordu oysa ev doğumlarında gerek komplikasyonlar
gerekse ölümler daha azdı. 1913'te yapılan bir çalışmayla hastanesi olmayan
adalardaki balıkçı köylerinde, keçi, domuz, tavuk gibi hayvanlarıyla içiçe yaşadıkları
evlerinde bile doğuma bağlı ölümlerin görülmediği tespit edildi. Hastanelerde ise
komplikasyonlardan çok enfeksiyona bağlı ölümler yüksek çıkıyordu. Sonuçta
ölümün adı doğumla birlikte anılmaya devam etti ve bu büyük bir korku yaratıyordu.
Artık kadınların doğuma bakışı değişmişti. Gerginlik ve korku doğumda bazı şeylerin
yanlış gitmesine neden oluyordu. Komplikasyonlar en iyi ihtimalle büyük acılar
demekti ama genellikle ölümle sonuçlanıyordu. Artık doğumun coşkusunun yaşanamadığı çok açıktı. Kadınlar için hamilelik ve doğum artık sadece acı ve
korkuydu.

Doğumun bu kötü kaderini yine bir kadın değiştirmeye başladı-Florence Nightingale.
Nightingale yeni ebelik okulları oluşturdu. Tüm doğum servislerinin temizlik ve
hijyen açısından aynı yükseltilmiş standartlara kavuşmasını sağladı. Hastane
enfeksiyonları ortadan kalktı. Meydana gelen değişimler doktorları da etkiledi.
Beceriksiz ve alkolik doktorlar doğumlardan uzaklaştırıldı. Artık kadınlar doğumda
hakettikleri saygı ve sevgi ortamına kavuşmuştu.
Ama artık çok geçti. Anestezinin doğumda kullanılmasıyla birlikte tüm doğumlara
gerekli-gereksiz müdahale edilmeye başlandı. Doğumda ağrının kaçınılmaz olduğu
düşüncesiyle ağrıyı kesmek için açılma döneminde yüksek doz ağrı kesiciler
verilirken, doğum anında da genel anestezi uygulanmaya başlandı. Uyuşturulmuş
bebeklerin genel anestezi almış annelerden aletlerle çekilip çıkarılması bir kural
olmuştu. Bütün amaç ağrıyı yok etmekti, gerisi önemli değildi.
Günümüzde tersi kanıtlanmış olmasına rağmen doğum işiyle uğraşanlar da dahil
olmak üzere kadınların birçoğu doğumda ağrının kaçınılmaz olduğuna inanmayı
sürdürmektedirler. Halen büyük bir kesim yapabilecekleri en iyi şeyin bedenlerine
güvenerek kendilerini bedenlerinin ve bebeklerinin rehberliğine bırakıp sakin bir
doğum yapmak yerine, bu durumdan kurtulmaları için doktor ve ebelere
sorumluluğu vermek olduğuna inanıyorlar.

Birçok hastane kanıta dayalı ispatlamış sonuçları olmayan müdahaleleri rütin olarak
kullanmaktadır. Yapılan bu müdahalelerin birçoğu ağrının artmasını tetiklemekte, bu
da daha sonra yapılacak müdahalelere zemin hazırlamaktadır. Müdahaleler
birşeylerin ters gitmesi demekti. Bu yüzden kadınlar doğum hikayelerini hayal
kırıklıkları ve nelerin ters gittiğinin açıklamaları şeklinde anlatmaktadırlar.
Bahsettikleri genellikle uzun süre çekilen ağrılar, ilaçlarla müdahaleler, suni sancılar,
ilerlemeyen doğumlar, yorgunluklar ve en önemlisi yardıma muhtaç olma
duygularıdır. Bu tür bir travma anneleri ve bebeklerini derinden etkilemektedir.
Doğumun coşkusunu hissetmeleri imkansız hale gelmekte, doğum kurtulunması ve
yardım edilmesi gereken bir prosedür halini almaktadır.
Peki kadınlar neden bu kötü tecrübeleri yaşamaktadırlar? Neden doğum için
yaratılmış kadın bedeni doğumun başlamasıyla birlikte kendini kapatmaktadır?
Neden diğer kaslar normal görevlerini yaparken ağrı hissedilmezken, doğum
yapmak için yaratılmış rahim kasları çalışırken ağrı olmaktadır? Neden kadınlar yıllar
önce bir kurtarma operasyonu olan sezaryeni doğumun yeni şekli olarak
benimsemektedir?

Cevap tek bir kelimede gizlidir: KORKU
Günümüzde doğumun tüm doğallığını engelleyen bu korkuların, binlerce yıldır
yaşanmış ve nesillere aktarılmış korkularla bağlantılarını görmek hiç de zor değildir.
Ancak korkularınızla yüzleşip onlarla çalıştığınız zaman çok kısa bir süre içinde
korkuların yerini bebeğin ve doğumun coşkusu alacaktır. Rahat, gevşemiş hatta
ağrısız bir doğumun sırrı korkularımızdan kurtulmaya bağlıdır. Bilgi korkunun
panzehiridir. Kendilerini profesyonel anlamda doğum eğitimi için geliştirmiş
kişilerden alacağınız doğum eğitimi sonucunda rahat ve huzurlu bir doğum yapmak
hepiniz için mümkün olacaktır.


Dursunali Şimşek

Dursunali Şimşek, "İnek" konusunda bir yazı yazdı.Dün 17:15

Kurudaki İneklerin Besin Maddeleri Gereksinimleri Nelerdir?

Fötüsun gelişimi ve ananın yaşama payı gereksinimi, kurudaki ineklerin besin maddeleri gereksinimini etkilemektedir. Fötüs gelişiminin %60'ı gebeliğin son 3 ayında tamamlandığından kuru dönemde yapılacak besleme çok önemlidir. Bu yüzden bu dönemde ineklerin protein ve enerji ihtiyacının karşılanması gereklidir.
İneğin vücut kondisyonu gözlenerek enerji ayarlaması yapılır. Gebeliğin son döneminde fötüsun hızla gelişmesi ve büyük bir hacime ulaşması sonucu ineklerde kuru madde tüketim kapasitesi canlı ağırlığın %2'sine düşer. Bunun en az yarısı kaba yem olmalıdır. Böylece aşırı bir besleme programı uygulamadan özellikle aşırı bir enerji verilmeden hayvanın tüm gereksinimleri karşılanır.

Selüloz İhtiyacı :

Kuru dönemdeki bir ineğin alması gereken selüloz miktarı vücut ağırlığının %l'i olmalıdır. Ancak bu dönemde alınması gereken kaba yem miktarı ise vücut ağırlığının % 1.6 ila % 1.8'i arasında olması gereklidir. Kuru dönemdeki selüloz ihtiyacı özellikle saman, çayır kuru otu, çayır kuru ota baklagil karışımları, ya da uygun biçilmiş mısır ve sorgum sapları ilavesi ile sağlanabilir. Özellikle saman selüloz ihtiyacının 2/3 'ünü karşılayabilir. Rasyon içindeki baklagillerin miktarı vücut ağırlığının % 1 'inden daha az olacak şekilde veya kaba yemin %30 ila %50'sini aşmayacak şekilde sınırlanır.
Baklagillerin çoğu yüksek seviyede ham protein, kalsiyum ve potasyum içerdikleri için fazla miktarda kullanılmaları metabolizma hastalıklarının oluşmasına sebep olur.

Enerji İhtiyacı:

Selüloz ve enerji ihtiyacı birbiriyle ilişkilidir ve rasyonun bu ihtiyaçları ne kadar iyi karşılayabildiği vücut kondisyonunda ortaya çıkar. Bir inek uygun vücut kondisyonunda kuruya çıkarılırsa ineğin enerji alımı kuru dönem periyodu boyunca sınırlanabilir. Kuru dönemdeki optimum vücut kondisyon puanı 3.5 ila 4'tür ve bu puan buzağılamaya kadar korunmalıdır Fazla kondisyonlu ineklere kuru dönemde diyet uygulanmamalıdır. Ayrıca kurudaki bir ineğin net enerji gereksiniminin, kuru maddenin 1.25 mcal/kg olduğu unutulmamalıdır.
Enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında, 10 kg'lık mısır silajı ile beslenen ve iyi bir kondisyona sahip ineklerin yemlerine çok az miktarda tahıl ilavesi gerekir. Ancak kondisyonu zayıf ise 1. 5 ila 3 kg arası tahıl ilavesine gerek vardır. Buzağılamadan yaklaşık 2 hafta önce metabolik düzensizliklerin ve iştahsızlık problemlerinin önüne geçmek için vücut ağırlığının maksimum % 1 'i kadar tahıl verilebilir.

Protein İhtiyacı:

Kuru dönem periyodunun başlangıcındaki ham protein ihtiyacı kuru maddenin % 12 ila % 13'üdür. Eğer baklagiller rasyonun 1/3 'ünü veya daha fazlasını oluşturuyorsa az miktarda ham protein ilavesi yeterlidir. Daha düşük kaliteli kaba yemler kullanıldığında ham protein ilavesi yeterlidir. Daha düşük kaliteli kaba yemler kullanıldığında ham protein oranı % 14 ila % 15'e çıkarılmalıdır.
Besin alınımını ve kullanımını düşüren ham protein yetersizliklerinden kaçınılmalıdır ve ham protein fazlalığı sonucu oluşan Downer Cow Sendromuna da dikkat edilmelidir.

Mineral İhtiyacı:

Kuru dönemdeki bir ineğin mineral madde ihtiyacının karşılanması sırasında kalsiyum (Ca) seviyesinde herhangi bir artış oluşturulmamalıdır. Kalsiyum ve fosfor (P) seviyelerinin kontrol altında tutulması Süt Humması açısından önemlidir. Laktasyon dönemindeki inekler için Ca ihtiyacı kuru maddenin %0.8'i olmasına karşın, kurudaki inekler için bu değer %0.39'dur. Bu düşük seviyedeki Ca oranını sağlamak için, baklagiller kaba yemin yarısından fazlasını içermemektedir.
Tuz sürekli olarak hayvanların önünde bulunmalıdır. Günlük olarak hayvan başına 0.5-1 kg tuz alınımı istenir. Eğer meme altı ödemi problemi varsa özellikle buzağılamadan 7 ila 10 gün öncesinde tuz alınımı sınırlanmalıdır (5) .


Vitamin İhtiyacı:


A, D ve E vitaminleri kuru dönemdeki ineklerin beslenmesinde önemlidir. İyi kaliteli kaba yem ile beslenen ineklerde A vitamini ilavesine gerek yoktur. Fakat havadan etkilenmiş ve saklama süresi boyunca zarar görmüş olan kaba yemlerle besleme sırasında ilave A vitaminine gereksinim vardır. A vitamini eksikliği olan ineklerin abort yapma ve zayıf buzağı doğurma riski yüksektir.
Beslenme sırasında kullanılan kaba yemin kalitesi hakkında bir şüphe oluşursa, kuru dönemdeki ineklere aşağıda tavsiye edilen değerlerde A, D ve E vitamini ilave edilir.
* A vitamini : 100 000 IU/gün
* D vitamini : 30000 IU/gün
* E vitamini : 400 ila 600 IU/gün
Günümüzde bir çok hayvan beslemeci rasyondaki Selenyum (Se) seviyesi düşürüldüğünde E vitamini seviyesinin 600 IU/gün'e çıkarılmasını önermektedir.

Sonuç olarak kurudaki ineklerin besin madde gereksinimleri laktasyondaki ineklerden farklıdır. Kuru dönem inekleri ve laktasyondaki inekler için tavsiye edilen besin madde gereksinimleri karşılaştırılması aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Tablo-I: Kuru Dönemdeki ve Laktasyondaki İneklerin Besin Maddesi Gereksinimleri
Besin Maddeleri Laktasyondaki İnekler Kuru Dönem İnekleri
Ham Protein (%) 17 12
Ham Selüloz (%) 15 22
NE (mcal/kg) 1.71 1.25
TSBM(%) 75 56
Kalsiyum (%) 0.65 0.39
Fosfor (%) 0.42 0.24
Magnezyum (%) 0.25 0.16
Potasyum (%) 1 0.65
Sodyum (%) 0.18 0.10
Sülfür (%) 0.20 0.16
Klor (%) 0.25 0.20
Demir (ppm) 50 50
Kobalt (ppm) 0.10 0.10
Bakır (ppm) 10 10
Manganez (ppm) 40 40
Çinko (ppm) 40 40
İyot (ppm) 0.60 0.25
Selenyum (ppm) 0.30 0.30
Vitamin A (ID/kg) 3190 3960
Vitamin D (ID/kg) 990 1188
Vitamin E (ID/kg) 15.4 15.4

NE: Net Enerji
TSBM: Toplam Sindirilebilir Besin Maddesi


Kaynak: gencveteriner.com/hayvan-beslenme/kuruda... .

Dursunali Şimşek

Dursunali Şimşek, "Kaz" konusunda bir yanıt verdi.Dün 17:05

Kaz nasıl bir hayvandır?

Kaz ırklarından da kısaca değinmek gerekir ama bu kadarı da kafidir :)

Dursunali Şimşek

Dursunali Şimşek, "Hayvanlar Alemi" konusunda bir yanıt verdi.Dün 17:04

Sazan nasıl bir hayvandır?

Teşekkürler

Dursunali Şimşek

Dursunali Şimşek, "Eklembacaklılar" konusunda bir yanıt verdi.Dün 17:04

Çıyan nasıl bir hayvandır?

Gayet kısa ve güzel olmuş ellerine sağlık

Dursunali Şimşek

Dursunali Şimşek, "Köpek" konusunda bir yanıt verdi.Dün 17:03

Yavru köpekler günde kaç defa mama yerler?

Günde iki defa verilmektedir ama bana sorarsanız az az zaman buldukça 3 4 sefer verilmesi daha doğrudur ;)

Dursunali Şimşek

Dursunali Şimşek, "Köpek" konusunda bir yanıt verdi.Dün 17:02

Köpekler nasıl taranır?

Özel tarakları var ama uygun bir tüy yapısına sahip ise normal aralığı biraz geniş taraklarla da taranır ;)

Dursunali Şimşek

Dursunali Şimşek, "Muhabbet" konusunda bir yanıt verdi.Dün 17:02

Hayattan en çok neyi istersin?

Sağlık

Duyguertuğrul

Duyguertuğrul, "Rock Müzik" konusunda bir yanıt verdi.Dün 14:19

Grunge nedir?

Kısaca NIRVANA! !

Duyguertuğrul

Duyguertuğrul, "Rock Müzik" konusunda bir yanıt verdi.Dün 14:16

Queen gibisi bir daha gelir mi?

Gelmesin zaten her şey özgün olduğu sürece güzel kalır. Bir tane Queen gelmiş zaten bir daha gerek yok

Daha fazla göster

MÜZİKFOTOĞRAFSEYAHATTEKNOLOJİHUKUKEĞİTİM hakkında soru sor, yanıt ver, yazı yaz...

Sosyal hesaplarınla üye ol
FacebookTwitterLinkedin

← GERİ DÖN



veya sosyal hesaplarınızla giriş yapın

FacebookTwitterLinkedin