Bilmek istediğin her şeye ulaş

Aktiviteler & Haberler


Ahmet Caner Sönmez

Ahmet Caner Sönmez, "İnsan Psikolojisi" konusunda bir yanıt verdi.24 dakika önce

İnsan karar verirken ve eyleme geçerken özgür müdür yoksa tüm karar ve eylemleri soyaçekim, çevre, kader vb. dış güçlerce mi belirlenir?

İnsanın özgürlüğü yaşamsal anlamda yok gibi bir şeydir. Yaşamak için diğer canlılara muhtaçtır her zaman. Ancak düşünmek için, yani zihinsel anlamda, insan bir başkasına muhtaç olmamalı ve düşüncelerini bir başkasının isteklerine göre ya da soyaçekim gibi etmenlere göre değiştirmek zorunda kalmamalıdır. Çevre, kader inancı, soyaçekim, çeşitli tecrübeler insanın karar alma mekanizmasını etkiler elbette! Ancak bütün bunları bir yana koyup kendini aklın ve mantığın o soğuk olmasına soğuk ama dayanaklı ve makûl derecede güvenli kollarına bırakarak karar alan insan tam tersini yapana göre daha özgürdür denebilir.
Karşınızda iki kişi hayal edin:
Birincisi "ya ben bunu yaşıyorum çünkü bu benim kaderim! Bir şey yapamam! " diyor.
İkincisi "ben bu duruma doğuştan gelmedim, beni sürükleyen etkenler oldu tamam ama bunu değiştirmek için yapılabilecek şeyleri biliyorum, yapmalıyım da! " diyor.

Hangi erkek/kadın size daha çekici gelir? : ) Şaka şaka, daha özgür gelir diyecektim!

Ahmet Caner Sönmez

Ahmet Caner Sönmez, "Astral Seyahat" konusunda bir yanıt verdi.39 dakika önce

ASTRAL SEYAHAT yapan var mı? Nasıl bir deneyimdir?

Ne olduğunu bilmediğim ancak bu yıllarda karşılaştığım tanımlara bakılırsa astral seyahat durumuna benzetebileceğim küçük bir anım var benim de.

En fazla 3 ya da 4 yaşımda annemi dikiş odasında makinanın başındayken arkasındaki kanepeye oturup izlemişliğim vardır ve ben bunu yukardan kuşbakışı bir şekilde hatırlıyorum hep. O an için mi bizi öyle görmeyi hayal ettim acaba diyorum. Sonrasında bu kuşbakışı hatıra hiç normal düzlemde annemi sırtından gördüğüm biçimde aklıma gelmedi, gelmiyor! İkimizi de tepeden görüşüm ve ona bakarken gülümseyip yüzümdeki çizgileri görüşüm gariptir. Neyse, biraz hayalet hikâyesi gibi geldi kendime bile!

ksa

ksa, "Yardımcı Pilot" konusunda bir yanıt verdi.41 dakika önce

Pilot olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?

Hava harp okuluna girip eğer pilot olarak doğmuşsan pilot olabilirsin ve mecburi 15 yıl görevden sonrada ayrılıp başka özel yerlerde de çalışabilirsin.

Başka ücretsiz yöntemide Pilotaj lisans eğitimi veren Anadolu üniversitesi ve THY üniversitesinde ortalama 460 puandan yüksek alarak %100 burslu okursun.

Yada normal bir mühendislik fakültesinde okuyup, sonra THY de Pilotaj yüksek lisansı yapabilirsin. Burssuz 110 bin dolar, ancak bu parası okuduktan sonra THY de işe başladığında Maaşının%20 sini keserek de ödeyebilirsin, yani direk parayı verip okumana gerek yok.

Ancak THY nin açıklamasına göre Pilot ihtiyacı 2020 de bitecek.
Bu arada THY de yardımcı pilot olarak başlıyorsun ve başlangıç fiyatı 12.500 tl ve Nerede okursan oku İngilizce şart hatta 3. Bir dil seçmen gerekecek.
Ve yanlış bilmiyorsam da 11 yıl da emekli olabiliyorlar

Ahmet Caner Sönmez

Ahmet Caner Sönmez, "İnanç" konusunda bir yanıt verdi.48 dakika önce

Yaşamı anlatan en iyi kelime "ölüm"se, ölümü anlatan en iyi kelime nedir?

Ben de bunu tek kelimeyle anlatamayacağım. Ölüm kelimesini en iyi anlatan kelime öbeği bence:
"Yaşamaya dair farkındalık" tır.

Ölümün ne olduğunu ve kelime olarak anlamını da en iyi şekilde anlarsak bence daha anlamlı ve dolu yaşamaya başlarız. Nefretlerden arınır, iyi olan ve güzel olanın peşinde daha çok koşarız, kendi türümüzün dışındaki canlılara daha nazik davranır, doğayı "öldürmemeye" çalışırız ve bu da güzel bir dünyaya taşıyabilir hepimizi.

Ahmet Caner Sönmez

Ahmet Caner Sönmez, "Dünya" konusunda bir yanıt verdi.54 dakika önce

Dünyayı kurtarmak için ne yapıyorsunuz?

Neler yapmadığımı söylersem daha açıklayıcı olur sanırım.

1. Hiçbir şeyin cahilce fanatikliğini yapmamaya çalışıyorum.
2. Dünyadaki zorluk ve yokluk çekenleri umursamadan sırf kendi zevkim için idaresiz, ölçüsüz, müsrifçe yaşamamaya çalışıyorum.
3. Kendi değerlerimden ödün vermemeye çalışıyorum ancak bunu karşı tarafı dinlemeden yapmamaya çalışıyorum.
4. Hiç kimseyi ırk, dil, din kavramlarıyla ayrımlandırıp aşağılamamaya ancak bu unsurların fanatiklerine de güvenmemeye çalışıyorum.
5. Elime geçen bilgiyle yetinmemeye çalışıyorum.
6. Bütün bunlarla dünyayı kurtarıp kurtaramayacağıma dair tasaya düşmemeye gayret ediyorum. Ama genellikle tasalanıyorum ülkemizin ve dünyanın gidişatından, sonuç olarak da üzülüyorum bir şey yapamamaktan.

Uğur Çakmak

Uğur Çakmak bir yanıt verdi.Bugün 20:57

İnanmak bir kaçıştır, gerçek ve yalanla yüzleşmek ise uğraş... Şüphe = bilim ise, bir sonuca varmak gerçekten gerekli mi?

İnanmak kaçış değildir. Herşey inancın üzerine temellenir çünkü hiçbirşey açık seçik olarak net bilinemez. Bilim evreni açıklayabileceği inancı ile araştırma yapıp belli sonuçlara ulaşır. Örneğin tüm trigonometrenin temeli "yarı çapı 1 birim olan bir çember olsun" inancıdır. Gerçek ve yalanla yüzleşmek cesaret ister. Şüphe bilimin kendisidir ve şüphe eden bir sonuca varması gerekir yoksa şüphe etmenin manası olmaz

Ece Naz Sonat

Ece Naz Sonat bir yazı yazdı.Bugün 20:12

Boston-More Than A Feeling


Ece Naz Sonat

Ece Naz Sonat bir yazı yazdı.Bugün 19:59

The Moody Blues- Melancholy Man


Erdi Çatan

Erdi Çatan bir yazı yazdı.Bugün 18:51

Google’ın spame karşı yaptığı çalışma gazeteleri vurdu

Kısa süre önce Twitter’da konuşulmaya başlanan Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Radikal, Mynet gibi Türkiye’nin en önemli yayınlarının spam içerik üretmesi konusunda Google’dan beklenen adım geldi. Söz konusu haber siteleri şu anda Google aramalarından limitli bir indeks kaybı yaşıyor. Google aramalarında bahsi geçen haber sitelerinin marka isimleriyle aramalarda ilk sırada yer almıyor.
Konuyla ilgili ulaştığımız kaynaklarımız çok ince uğraşılmış ve uzun süreçli bir çalışma olduğunu ancak yorum yapamayacaklarını paylaştılar. Son zamanlarda haber sitelerinin arka sayfalarda SEO’ya yönelik yayınladığı haber dışı içerikler internet ortamında çokca konuşuluyordu.
Google’ın yaptığı bu çalışmanın da buna yönelik olarak biraz da tepkisel bir engelleme olduğu yorumunu yapabiliriz. Daha önce benzer bir tartışma Google ile News Corporation yaşamıştı ve şirket Google’dan içerikleri çekilebileceklerini açıklamıştı.
Yeni bilgiler elimize ulaştıkça sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

1659

Alıntıdır :
webrazzi.com/2014/09/16/googlein-spame-k... .

Ece Naz Sonat

Ece Naz Sonat, "Öğretmenlik" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 18:50

Öğretmenlere istedikleri herhangi bir başka meslek grubuna geçiş hakkı verilse hangi mesleğe geçerdiniz?

Öyle bir hak olmasına gerek yok isteyen istediği mesleğe geçiş yapabilir. Tabi ki gerekli eğitimi aldıktan sonra. Ben de aşçılık için eğitim almayı düşünüyorum.

Ece Naz Sonat

Ece Naz Sonat, "İnsan İlişkileri" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 18:47

İnsanlara kendinizi sevdirmek için nasıl davranıyorsunuz? Hangi yönünüz insanları kendinize çekiyor?

Bir kere kimseye kendinizi sevdiremezsiniz, onu geçelim. :) Sebepsiz de sebepli de beni sevmeyen çok kişi var. Ama kim olursa olsun dinlemeyi ve anlamaya çalışmayı çok seviyorum. Sanırım çoğu kişinin ihtiyacı olan da bu o yüzden benimle vakit geçirmek isteyebiliyorlar.

Ece Naz Sonat

Ece Naz Sonat, "Yabancı Dil" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 18:42

İngilizce konuşmamda ve kelime dağarcığımda eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Kendimi en iyi şekilde nasıl geliştirebilirim?

Sınırlı kelime dağarcığıyla konuşmak akıcı olmayacaktır. Bu yüzden speaking becerilerinizi geliştirmeden önce bol bol ne bulursanız okuyun derim. Roman tarzı kitaplarda çok fazla yeni kelimeyle karşılaşırsınız. Kelimeleri öğrendikçe kullanmaya başlayın. Siz de bir iki bir şey yazın, fırsat buldukça konuşun, hiç olmadı ayna karşısında konuşun.

Ahmet Caner Sönmez

Ahmet Caner Sönmez bir yazı yazdı.Bugün 18:20

Ve televizyonların toplatılması ile başladı her şey

... Her yerden, evlerin salonlarındaki baş köşesinden, tüm bürolardan, kahvehanelerde izlemek için yukarı bakmaktan boynu tutulan adamların önünden, annelerin buzdolaplarının üstünden, çiftlerin yatak odalarından, çocukların oyun oynadıkları alanlardan toplatılmıştı dünyadaki bütün televizyonlar.

İnsanlar bir anda neye uğradıklarını şaşırmış, tam anlamıyla sudan çıkmış balığa dönmüşlerdi. Ne yapacaklarını bilemez halde değillerdi belki ama çok şaşkınlardı böyle olunca. Geride kalan görsel basın, gazeteler, kitaplar, dergiler ve internet yine vardı. Yine bilgi araştırıyor bulabiliyorlardı, üretilen şeyler üstüne yorumlar, kıyaslamalar yapabiliyor, çeşitli eğlenceler, karşılıklı etkileşimli oyunlar vs. bulabiliyor, isterlerse kendilerine dünya yaratabiliyorlardı da. Ancak televizyonlar ebediyen yok edilmek üzere toplatılmıştı.

Toplanan milyarlarca televizyonun ekranlarından ve parçalarından dünyanın en büyük heykeli yapılarak Pasifik okyanusundaki Mariana çukurunun en dip noktasından yüzeye kadar ulaşan ve yaklaşık 2000 metre daha yükselen bir "kule" inşa edilmişti. Bu kule, insanlığın "en dibi" gördüğünü ve bu dipten de çıkarak varabileceği "en yüksek" seviyelere vardığını anlatıyor, hammaddesi olan televizyon ekranlarıyla ve parçalarıyla da kendi uygarlığının bir zamanlar nasıl "çöp" üzerine inşa edildiğini vurguluyordu. Genellikle siyah, ancak gri ve birtakım renkli tonların da bulunduğu bu heykel, okyanusun içine batırılmış yanık bir kibrit çöpü gibiydi.



Yeryüzünde bu esnada tüm televizyon programcılığı yapan insanlar işlerini bırakıp diğer yazılı, görsel, işitsel iletişim sektörlerine geçmişti ancak uyumlanmakta zorlanıyorlardı. Damdan düşmek tabiri de bunlara yakışıyordu. Şirketler gitmiş, kişisel ve bireysel olarak var olan haberciler, yazarlar, sanatçılar, sağlıkçılar, düşünürler, bin türlü uğraştan bin türlü "birey" tipi ortaya çıkmıştı! Televizyon yoluyla eğlence anlayışı da tümden bitmişti, tüm o giyim tarzı, yemek, ev döşeme, ses yarışmaları gibi programlar, sabah programları, tüm spor müsabakalarının yayınlanması, spor karşılaşmalarının yorumlandığı programlar, çeşit çeşit filmler, belgeseller, haberler, meclis televizyonları, gece programları, açık oturum programları bitmiş ve televizyonun insanların hayatındaki, odasındaki ve beynindeki o "kocaman" yeri gitmiş, büyük bir boşluk kalmıştı geriye. Ama anlamsız bir boşluk değil. Anlam doldurulabilecek bir boşluktu bu.

İnsanlık sadece uluslararası internete ve beynindeki çipe dayalı görsel, işitsel ve yazılı "verilerle" uyumlanacaktı artık. Canlı yayın kavramı ortadan kalkmış, herkes belli saatte bir programın izlenmesi boyunduruğundan sonsuza dek kurtulmuştu ve kendisine sunulan milyonlarca veri arasından en canının istediği hangisiyse onu istediği anda seçiyor ve dinliyor, haberi oluyor ya da dünyanın öte tarafıyla yazışıyordu.

İş dünyası bu durumun getirdiği karmaşayla başa çıkamamış ve kimi ekonomik çöküntülerle karşılaşan büyük şirketler ve sahipleri soğuk terler döküyorlar, insanlığın tamamen kendi bilincine ve seçimlerine dayalı olan bu yeni sisteme karşı büyük bir öfke duyuyorlar ancak ellerinden de bunu engellemek gelemiyordu! Yapacakları belki de en iyi şey, artık kendilerinin buyruklarına boyun eğilmesini istemek değil, insanlığın kendilerine vereceği buyruklara göre hareket etmekti. Görmek isteyen her göz, göreceğini görüyordu zaten! Kaçış yoktu yani. Yalan haber yoktu, beyinlerin abuk subuk televizyon programlarıyla uyuşturulması yoktu, gerçek dışı filmler yoktu, kişilerin düşünme kabiliyetlerini sınırlayan ve onları esaret altına alan yayın anlayışı tümüyle yok olmuştu. İnsanlığın bu bilinç seviyesinden nefret ettikleri kadar hayatta nefret ettikleri hiçbir şey olmamıştı bu "sahip"lerin.

İnsanların istedikleri haberi alıp yorumlamaları olacak iş miydi? O zaman "kamusal vicdan" nasıl yaratılacaktı? Bu kadar "fikir serbestisi" insanlığa fazlaydı ve zararlıydı aslında! Böyle olursa kaosa giderdi her şey! Dur bakalım, kaos yaratmak ve bundan faydalanmak bu "efendi sahip"lerin işi değil miydi zaten? Kesinlikle bundan da bir çıkar yol buluruz düşüncesindelerdi ama bu televizyon çağının tümden kapanışı onlar için olağanüstü bir felaket olmuştu evet. Bu noktada insanların o değersiz(!) "özgürlük" çiplerine ulaşmak gerekiyor, her birinin o inanılmaz derecede karmaşık özgün biyo-şifrelerini kırmak gerekiyordu! Öyle ya! İnsanlık camiası denilen bu koca yaratık, bu yeni çağa geçerken kendi "özgürlük ve özgünlük" haklarını da güvenceye alacak bir "uluslararası yasalar bütünü" oluşturmuş ve bunu da ileri teknolojik gelişmelerle destekli sağlam bir belkemiğine oturtmuştu bile! Kaostan medet umanlar için en can sıkıcı yan buydu. Ve en büyük suçlardan birisi "özgürlüklerin kısıtlanması veya bir diğeri tarafından gasp edilmesi" olarak açıklanmıştı. Bu belkemiğini kırmak olanaksız gibi bir şeydi. Bu yüzden devasa şirketler batıyordu ve gelirleri dünyanın geneline saçılıyor, para tüm insanlığa dağılıyor ve insanların bu fazla geliri dünya için en iyi şekilde değerlendirme yoluna gitmelerine sebep oluyordu! Sağduyu ve gerçek "vicdan" esaslı bir yükselişe geçmişti artık! Önünde durulamıyordu!

İnsanların "özgür iradesi" sonsuza kadar kazanmış mıydı dersiniz? Olup biteceklere dair en ufak bir plânsızlık, programsızlık yoktu ve her şey tıkır tıkır işliyordu. İnternet ve bilgi ağının her insanı birbirine bağlamasıyla ve özgürlüğün bir "varoluş hakkı" olarak algılanmaya başlanmasıyla kimsenin bir diğerinin yaşamına saldırısı mümkün görünmüyordu. Yardımseverleşme en üst boyuta taşınmıştı çünkü insanlar daha aktif ve hareket özgürlüğüyle davranır hale gelmişlerdi. Televizyonların bir zamanlar acınası hâldeki insanları haber yapması ve bunun sadece izlenip geçilmesi gibi utanç verici durumlar eskide kalmış, "yardımseverlik ve içtenlik" evrensel bir kurala dönüşmüştü! Bu yüzden işsiz, yemeksiz ve evsiz kalma dertlerinden kurtulmuş insanlar, yardıma muhtaç olanlara gerçekten yardım edebiliyor, onlara iş, ev ve yemek sağlamaları konusunda doğru yönlendirmeleri yapabiliyor, çok yüksek oranda da başarıya ulaşabiliyordu. İş çoktu artık, çünkü insanları esir alan hiçbir düzen kalmamıştı. Sağlık, eğitim ve kültür düzeyleri tüm dünyada logaritmik bir şekilde artıyor, bir insan en az 2 insana, 2 insan en az 4 insana, 4, en az 8'e, 8, en az 16'ya yardımcı olacak şekilde bir yardımlaşma ağı kurulmuştu. İnsanlar esaret düzeninden kurtulduktan çok değil, 10 yıl sonra varlık bilinçlerinin doruklarına ulaşmış ve kendi yaşamlarının diğer insanların ve canlıların varlığına dayalı olduğunu kavramışlardı. Einstein'ın bir zamanlar korktuğu şey insanlığın başına gelmemiş, teknoloji insanî iletişimin ve dayanışmanın önüne geçmemiş, aksine onu müthiş bir ölçüde geliştirmiş ve insanları daha çok birbirine bağlamıştı!

Bunun bir tek televizyon denilen bir canavarın yok olmasıyla gerçekleştiğine kimse inanamıyor ve herkes birbirine, doğaya ve gerçeklere bu denli bağlanabilmelerini sağladığı için teknolojiye içten içe her saniye milyarlarca teşekkür ediyordu. İnsanların kendi hayatlarına dair sınırsız seçme özgürlüklerinin sağlanabildiği ve bu devrimin diğer canlıların özgürlüklerine asla dokunulmadan gerçekleştirilebildiği ortamda, dünya gerçek ve elle tutulur bir cennetten başka neresi olabilirdi ki?

Bu gerçeküstü gibi görünen kısa hikâyemin bir gün gerçek olup olamayacağına dair fikirler, olumlamalar gelir mi acaba sizlerden? Bir anda ürettim ve bir anda da soruyorum!
BÖYLE BİR DÜNYA VE İNSANLIK ÇOK MU UZAK SİZCE?

Fikirleriniz için şimdiden teşekkürler!

ACS

Uğur Çakmak

Uğur Çakmak, "Linkedin" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 17:44

Linkedin'i iş bulma konusunda nasıl kullanabiliriz?

En önemlisi insan kaynakları departmanında çalışan insanları ekleyin. Onlar bir iş olduğunda ya genel paylaşıyorlar ya da mesaj atıyorlar. Bana öyle oldu

Balık

Balık, "Felsefe" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 17:39

Tanrı önce melaikeleri ardından da evreni yaratmaya neden ihtiyaç duymuştur? Belki de önce ahireti yaratmıştır insanları ödüllendirmek ya da cezalandırmak için ama tümüne neden ihtiyaç duymuştur? Neden yarattıklarını mükemmel yaratamamış ve onları sınamak zorundadır?

Neden yaratanına sorarak şahit olacağın ayeti (işareti veya delili) yaratılmış olan insanlardan almaya çalışıyorsun?

Benim idrakim ölçüsünde yaratan birşeye ihtiyaç duymaz , bir şey yaratıldıktan sonra, bu yaratımın bir ihtiyaç doğrultusunda olduğunu düşünmek kadar merhamet doğrultusunda olduğunu düşünmek de bir seçenektir. Eğer ortada bir yaratım var ise insan herhalde yaratanına ihtiyaç duyabilir çünkü yaratmayı bilen yaratıcı; "ihtiyaç" kavramını yarattığının düşündüğü seviyeden öte düşünür.

Melek için "Melaike" denmesinin sebebi meleklerin içinde yaratılışının üzerine kibir inşaa edenin çıkması... Yani kibirli ve kibirsizi içeren bir topluma; ne "kibirli bir toplum" ne de "kibirsiz bir toplum" diyebilirsin sonuç olarak ikisinin ortası bir kelime kullanırsın işte "Melaike" de böyle bir kelime, öğrendiğim kadarıyla. Sonuçta kuran ayetlerini anlamaya çalışarak , yaratandan anlamayı dileyerek öğrenmeye çalışıyorum. Aslında ben ne kadar açıklama yapmaya çalışsam da herkes kendi anlama dileği ölçüsünde "mükemmel"i idrak edebilir.

Ece Naz Sonat

Ece Naz Sonat bir yazı yazdı.Bugün 17:00

The Cult Painted On My Heart


Ömer Abanoz

Ömer Abanoz, "Çocukluk Hayalleri" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 16:29

Küçükken büyüdüğünde ne olmak istersin diye sorduklarında ne cevap verirdiniz? Şimdiki mesleğiniz nedir? Mutlu musunuz? 2. bir şans verilse hangi mesleği seçmek istersiniz şu anda? Neden?

Ben ne olacağım sorusu ile karşılaştığımda ilk olarak bilgisayar okumak istediğimi ve mesleğimde ilerlemeyi hedeflemiştim. Şimdi ise istediğim yerdeyim diye düşünüyorum PROGRAMCILIK ve SEO uzmanlığı yolunda kademe ilerletmekteyim son olarak bir hedefim daha var oyun programcısı olmak onuda ALLAHnasip ederde zamanım olursa bu dünyada onuda gerçekleştirmeyi hedefliyorum.

Erdi Çatan

Erdi Çatan, "Muhabbet" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 16:19

Sosyal medyada en çok hoşunuza giden paylaşımlar ne tür paylaşımlardır?

İnce düşünceyi fikri veya bir olayı tiye alan paylaşımlar ders niteliği taşıyan videolar örneğin Steve Jobs'un üniversitede yaptığı konuşma :) gaza gelmek için arasıra hala izlerim

Ahmet Caner Sönmez

Ahmet Caner Sönmez, "Bilim" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 15:25

Ayağımızı bir yere çarptığımızda ya da biri kolumuza vurduğunda acıyı neden 2-3 sn. sonra hissederiz?

Bu konu hakkında aşağıda yazılan cevaplardan ayrı olarak oturup insanda sinir sistemi fizyolojisi hakkında ayrıntılı bilgi veremeyeceğim için ve bu konu hakkında da uzman kişi olmadığım için bir şekil paylaşarak konuya biyolojik bilgilerle yaklaşım getirmek yolunu seçeceğim.

Bilim
Bu canlandırma (ilüstrasyon) resminde olduğu gibi elimizde açılan bir yaranın oluşturduğu (ya da sorudaki gibi ayağımızı çarpmamız/birinin kolumuza vurması durumunda) elektrikokimyasal uyartının beyindeki alıcı, yorumlayıcı bölgeye gitmesi ve gelmesi için katettiği bir mesafe vardır.
Bu elektrokimyasal uyartılara verilecek tepkiler için belli eşik değerleri vardır her canlıda.

İnsanda ayrıca çeşitli düzeydeki uyaranlara duyarlı algılayıcı sinirler mevcuttur.
Şu resimde gösterildiği gibi tüy gıdıklaması, çekiç darbesi ve ateş/acı gibi uyaranları hissedip ilgili merkezlere iletmekle "görevli" çeşitli sinir hücresi uzantıları vardır:

Bilim

Bunlar;

Zararlı olmayan mekanik uyartıları algılayan Aβ sinir uzantısı,
Zararlı mekanik uyartıları algılayan Aδ sinir uzantısı ve
Zararlı ısıl ve kimyasal uyartıları algılayan C sinir uzantısıdır.
Hal böyle olunca arkadaşınızın kolunuza vurmasıyla bile vücudun bir bütün olarak bu uyartıyı yorumlayışına tanık oluyorsunuz aslında. : )
Yani çok kısa milisaniyelerde uyartının şiddetine göre vücutta görevli kısımlar devreye giriyor!

İster "refleks" hareketine yol açsın (ki bu durumda uyartının özelliğinden dolayı tepki mekanizması daha kısa bir yol izleyerek beyne daha ulaşmadan omurilikten geri döner ve elinizi batan bir iğneden ya da sıcak ateşten kurtarır) ister yavaş bir biçimde orada duyulan sancılı ağrıya yol açsın sinir ağı üzerine düşen görevi tam anlamıyla yapar.


2-3 sn sonra hissetmek de bir eksiklik değildir. Kiminin ağrı ve acı algılama eşiği yüksektir. Örnekse yemek yaparken fırında elini yakmış ancak bundan acı duymadan mutfakta işine devam eden annelerimiz vardır! : ))
Umarım cevabım okuyanları fazla uzmanlığa girmeden ve sıkmadan yapmaya çalıştığım anlatımla bilgilendirir.

Meselâ şimdi feci rüzgâr esti balkonda ve ürperdim, tüyler diken diken oldu! Bak işte sinir hücreleri bu ürperme tepkisini sağlamak için bile efor sarfediyor! : ))

Mahir Uskan Batmaz

Mahir Uskan Batmaz, "Hadis" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 15:21

"Ölmeden önce ölünüz" sözünden ne anlıyorsunuz?

İnsan, ruh ve bedenin bileşiminden oluşan bir varlıktır.

Genelde insanlar, ölüm deyince hep beden ölümü gelir akıllarına. Oysa derin anlamda ölüm, ruhun farkındalığı; insanın bu dünyaya ölmesi ve ait olduğu âleme (ruhlar âlemine) yüzünü dönmesidir. Dini literatürdeki ölüm kavramları da aslında bu durumu sembolize eder.

Hatta bir alıntı yapma ihtiyacı hissettim:

"Ey Tanrı'ya Yönelen! Gözünü O'ndan başkasına kapat ve Ebha Melekutuna* Aç. Her ne dilersen O'ndan dile ve her ne istersen O'ndan iste.


Bir bakışla yüz bin ihtiyacını temin eder ve bir iltifat ile yüz bin dermansız derdine ilaç, bir teveccüh ile yaralara merhem olur. Bir nazarla kalpleri gamdan azâd eder.


Her ne yaparsa O yapar. Biz Ne yapabiliriz? O, istediğini yapar ve istediği gibi hükmeder.


O halde Rahim olan Rabba teslim ol ve tevekkül et. Baha üzerine olsun. "


*Ebha Melekutu: Ruhlara ait bir âlem.

İlke Winterwitch

İlke Winterwitch, "Alkollü İçecekler" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 15:21

Martini nasıl içilir?

Martini Dry yeşil zeytin yada limon kabuğu ile servis edilir. Ne hikmetse bu zeytin hep en son yenir artık kıyamıyomuyuz =) bilemedim ama çok şık durduğu kesin. Asitli meyvelerle tüketmemeniz önerilir midenizde yanma hissi olur ve bulantı yapabilir. Martini Rossoyu(rosso diğerlerine göre daha tatlı) genelde vişne ile servis ederler. Martini Gold(vodkayla yada buzla servis ediliyor özel martini bardağı yerine ince uzun bardaklar tercih ediliyor serviste, Martini Fiero, Martini Bianco, Martini Rosato gibi çeşitleri vardır. Hepsi genelde meyve veya meyve kabuğu ile servis edlilir. Martini sek ve soğuk içilirse daha lezzetlidir bana göre ve en lezzetlisi şüphesiz Martini Dry'dır, candır. =)

Martini Dry
İçki

Martini Rosso

İçki

Martini Bianco
İçki

Martini Fiero
İçki

Dolce& Gabbana ile ortak yapım olan Martini Gold
İçki

3 şekilde servis ediliyormuş Gold Martini:
Martini Gold on ice(on the rocks ta deniyor buz ile servis ediliyor), Martini Gold Royale(tatlı italyan şarabı olan prosecco ile hazırlanıyor), Martini Gold Finger(vodka ile hazırlanıyor)
İçki

Ahmet Caner Sönmez

Ahmet Caner Sönmez, "Hasta" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 14:42

Özel hastanelerde değişmesini istediğiniz, memnun kalmadığınız durumlar nelerdir?

Özel hastanelerde çalışanların memnuniyetsizliğine dair bir fikrim yok. Herhangi bir tanıdığım ya da arkadaşım bulunmuyor özel bir hastanede çalışan.
Yalnız bütün personelin (hizmetli çalışanlara ve en üst düzey doktorlara kadar) hastaya davranış konusunda özel eğitimler alması gerektiğinden bahsedebilirim. Bu devlete bağlı sağlık kuruluşları için de fazlasıyla geçerli elbette.
Yenidoğan, çocuk, orta yaşlı ve yaşlı hastalara ayrı ayrı nasıl muamele edilir, "hasta psikolojisi nedir? " gibi belirgin bir şekilde ayrımlandırılmış çok sıkı eğitimler verilmelidir.
Temeli Tıp fakültelerinde verildiğini bildiğim bu eğitimlerin ayrıca uygulamada çok önem verilerek daha ince ayrıntılarıyla aktarılması gerektiğine inanıyorum.
Kimi doktorların hastaya yaklaşımları konusunda hastaların rahatlıkla istek ve şikâyette bulunabileceği birimler oluşturulmalı ve şikâyetler takip edilebilmeli ve hasta "boşverilmişlik" duygusuyla asla karşılaşmamalıdır.
Doktor ve hasta personelinin de elbette insan hakları kapsamında yapabilecekleri ve gösterdikleri davranışlar en tarafsız ve dikkatli değerlendirme kurullarıyla incelenmelidir. Kimsenin kimseyi rencide etmediği, çalışma düzeninin bozulmadığı ortamlar, hem hastane çalışanları hem hastalar bakımından belki de sağlanması en önemli ve gerekli durumdur.

Mahir Uskan Batmaz

Mahir Uskan Batmaz, "Rüyalar" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 14:33

Rüyaların psikoloji ile ilgisi nedir?

Rüyaların psikolojisini ele almak için öncelikle rüyanın ne olduğunu ele almamız gereklidir.

Rüya, bilimsel tanımıyla: insan bedenin uyku halindeyken beynin geçirdiği bir bilinç aşamasıdır. İnsan, uykuya daldığında (gerekli koşullar sağlanmışsa) rüya görür. İnsan denen varlık, beden ve ruhun birleşiminden oluşur. Dolayısıyla yapılan bilimsel tanımlar daima insan beyni için geçerlidir.

Burada karşılaşılabilecek ilginç bir soru karşımıza çıkıyor. Eğer insan beyni rüya görüyorsa, ruhu ne yapıyor? Bir kenarda mı bekliyor? Elbette ki hayır. O da bir tür ruhlar âlemi olan rüya âlemine yolculuk yapıyor.

İnsan ruhu, bireyin bilincinden ve bilinçaltından etkilenir. Ruh ve beyin için farklı bir hal olan rüya halinde insan psikolojisi doğrudan etki eder.

Rüya hakkında bir alıntı:

"Tanrı âlemlerini soruyorsun. İyice bil ki, Tanrı’nın âlemleri sayılamaz ve ölçülemez. Onların sayısını her şeyi bilen hikmetli Tanrı’dan başka kimse bilemez, anlayamaz. Uykudaki halini göz önüne getir. Uyku hali Tanrı’nın insanlar arasındaki işaretlerinin en gizemlisidir. İyice düşünülürse bunun böyle olduğu görülür. Rüyanda gördüğün şey aradan hayli zaman geçtikten sonra gelip çıkıyor. Rüyada iken gördüğün âlem yaşamakta bulunduğun şu âlemin aynısı olsaydı, o rüyada meydana gelen şeyin, tam oluş anında, bu dünyada da gerçekleşmesi gerekirdi. Bu böyle olsaydı sen kendin bunu görür, tanık olurdun. Öyle olmadığına göre, yaşamakta bulunduğun şu âlemin rüyada gördüğün âlemden ayrı ve başka olduğu sonucu ortaya çıkar. Rüya âleminin ne başlangıcı ne de sonu vardır. Rüya âleminin, Aziz ve Mecid (ulu, şanlı) Allah’ın emriyle, senin kendinde mevcut bir iç âlem olduğunu iddia edersen doğruyu söylemiş olursun. Ruhun dünya ile bağlarını koparıp uyku sınırlarını aşarak, Tanrı’nın yardımıyla, bu dünyanın içinde gizli bir dış âleme intikal ettiği iddiası da aynı derecede doğrudur. Gerçek söylüyorum; yaratılış sahası bu dünyadan başka dünyaları ve bu yaratıklardan başka yaratıkları da çerçevesi içine alan uçsuz bucaksız bir sahadır. Bu âlemlerin her birinde kendi araştırıcı ve hikmetli Nefsinden başka kimsenin araştıramayacağı şeyler mukarrer (kararlaşmış, şüphesiz, bildirilmiş) ve mukadderdir. Sana açıkladığımız şeyler üzerinde derinliğine düşün ki âlemlerin Mevlası olan Rabbin Allah’ın maksadını keşfedebilesin. Bu sözlerde İlahi hikmet sırları saklıdır. Sözlerimizle yaratılanların işledikleri işler Bizi öyle kederlendirmiştir ki, bu konu üzerinde bundan fazla durmayacağız. Sesimizi işitmek isteyenler işitsin. "

Ahmet Caner Sönmez

Ahmet Caner Sönmez, "Algılamak" konusunda bir yanıt verdi.Bugün 14:26

Lezzeti algılamadaki farklılık nasıl oluşur? Örneğin; ben biberi hiç sevmezken arkadaşım biberin hastasıdır. Neden?

Farklılığın nasıl oluştuğuna dair mekanizma hiç şüphem yok ki insan ve yeryüzündeki diğer bütün canlılardaki temel vücut biçimini, işleyişindeki bazı küçük değişiklikleri belirleyen, her canlıya özgü ve ayrıca her canlı içinde de tek tek bireylere özgü "genom" dediğimiz "genler bütünü"nün içeriğine bağlıdır.
Bu içerik, insandan örnek verirsek, herkeste küçük oranlarda farklıdır.
Mavi gözlü insan ile elâ gözlü arasındaki fark gibi. Ama neticede ikisinin de gözü vardır.
Dilin işleyiş mekanizması da genomik dinamiklere bağlıdır elbette.
Kişi göz rengini belli oranda nasıl miras alıyorsa, tad alma mekanizmasını da belli oranda miras alır.
Belli oranda diyorum çünkü her bireyin kendine özel, kendine has yapılanmış, yani atasında bulunmayan özelliklere sahip bir vücudu vardır.
Tad alma dokusu her insanda tamamen aynı asla olamaz. Aynı gözün iris tabakası gibi.
Buradan kısaca toparlarsam, her canlı bireyde dinamik, değişken bir "genom" vardır ve bu yüzden bir canlı tarafından algılanan her şeyde ufak da olsa farklılıklar bulunacaktır.

Daha fazla göster

MÜZİKFOTOĞRAFSEYAHATTEKNOLOJİHUKUKEĞİTİM hakkında soru sor, yanıt ver, yazı yaz...

Sosyal hesaplarınla üye ol
FacebookTwitterLinkedin

← GERİ DÖN



veya sosyal hesaplarınızla giriş yapın

FacebookTwitterLinkedin