Bilmek istediğin her şeye ulaş

MÜZİKFOTOĞRAFSEYAHATTEKNOLOJİHUKUKEĞİTİM hakkında soru sor, yanıt ver, yazı yaz...

Ramazan Akın
Bugün 21:28

Eşcinsellik psikolojik bir sorun mu yoksa fizyolojik(hormonsal) bir sorun mu?

Eşcinselliğe bir sorun olarak yaklaşmamını öneririm..
Turgay Emre Keskin
Bugün 19:20

Üniversiteler bilim yuvası mıdır yoksa yüksek liseler midir?

Benden yaşça büyük olanlar, benim yaşıtlarım ve bizden yaşça daha küçük olanlar hepimiz üniversiteye girebilmek için test sınavlarında ter döktük. Devlet kendi verdiği eğitime güvenmediği için bu tip bir sisteme başvuruyor. Dershane , özel okul, kolej bunların hepsi bu güvensizliğin sonucunda ortaya çıkmış şeyler. Üniversitelerimize gelirsek, ülkenin her yerine üniversite açmakla başarı yakalanamaz. Şu günlerde ''üniversiteye girmek artık hayal değil'' diye bir söylem var. Doğru düzgün akademik çalışanı bile olmayan bir üniversiteye girmek insana ne kazandırabilir. Üniversitenin bilim yuvası olup olmaması öğrencisine verdiği değerle anlaşılır. Bununda içine imkanlarının geliştirilmesi , en önemlisi öğrencinin tatmin olması yatar. Siz (kesinlikle almasınlar diye söylemiyorum) yabancı uyruklu öğrencilere; burs, yurt ve bunun gibi imkanları sağlayıp kendi evlatlarınızı lokantalarda bulaşık yıkamaya mahkum ederseniz pek tabi verim sağlayamazsınız. Ondan sonrada beyin göçünden , şundan bundan yakınırsınız. Gazi üniversitesinin bir öğrencisi olarak üniversitem adına gelirken beklediğim olanakların hiçbirisini bulamadım. Böyle kökleri cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar dayanan bir yüksek öğretim kurumunda durumlar böyleyse varın gerisini siz düşünün. Sayfanın çoğunluğu gibi bende Türkiye'de üniversite diye nitelendirilebilecek kurumların sayısının çok olmadığını düşünüyorum.
Uğur Çakmak
Bugün 11:40

Çok duygusal olup çok acı çekmenin önüne geçilebilir mi? Beynimizi bu konuda nasıl eğitebiliriz?

Çok acı çekerek. Mesela topluluk arasında konuşmaktan utanıyorsan, topluluk arasında konuşup utanıp ve bu durumu defalarca tekrar ederek üstesinden gelebilirsin. Çok acı çekmeyeyim diyorsan çok acı çekip kabuğunu sertleştiriceksin. Özet; üzerine gideceksin.
Ceren
Bugün 01:50

Üstün zekalı insanların IQ'su nasıl ölçülür?

Bir canlının ne kadar zeki olup olmadığı beyindeki kıvrımlarının çokluğuna göre değişiyor. Bilimsel diyemeyeceğim bir internet sitesinde üstün zekalı insanların otopsilerinde beyin kıvrımlarına bakıldığını okumuştum. Ama dediğim gibi bilimsel denilemeyecek bir sitede. Ayrıca konunun uzmanı değilim fakat büyük ihtimal bu iq testlerinde bir puanlama vardır. Küçükken 1-2 iq testine girmiştim. Testte insan resmi çizdiriyorlar, bulmaca çizdiriyorlar, puzzle gibi şeyler verip bunlardan elma, at, eşek felan yapmanı istiyorlar, buna göre puan veriyorlar. Puanlama varsa elbette ki bir sınırda olmalı diye düşünüyorum.
Ceren
Pzt - 22:43

İnsanları nasıl yargılarsınız?

Çok önyargılı bir insanım. Benim yargılamam için kıyafet tarzı, yapılan bir mimik bir jest, söylediği bir kelime yeterli oluyor. Tabii bu yargılarım genelde pişmanlıkla sonuçlanıyor. Ama önyargılarımı bir tarafa bıraktığım zaman kişileri genelde düşüncelerine göre yargılıyorum.
Ceren
Pzt - 22:36

Bugün doğan birisi ölene kadar ölümsüzlük bulunur mu?

İtalyan bir cerrah bir 10 yıl içinde kafa nakli yapılabileceğini açıkladı. Bu soruya kimse cevap veremez ama bir 10 sene içinde dolaylı yollardan ölümsüz olunabilir herhalde.
Serkan Köse
Pzt - 11:42

Windows 8 yüklü bilgisayar iki günde bir güncelleme yapılacak diyor. Güncelleme başlıyor ancak her seferinde 'güncelleme yapılandırılamadı' yazıp yapılan değişiklikler geri alınacak diyor. Sorun ne olabilir?

Güncelleme arayüzünde "Gizli Güncellemeler" seçeneğini aktive ederek hepsini seçin (tekrevue.com/tip/restore-hidden-updates-... veya windows.microsoft.com/en-us/windows-vist...). Bu tarz problemler seçili hale getirilmemiş (hidden updates) ama yeni bir güncellemenin ihtiyaç duyduğu başka bir gizli bir güncelleme yüzünden oluyor genelde.
Nurullah YAZICI
Paz - 21:54

7 tek sayı ile 30 sayısını nasıl elde ederiz?

9/3=3
3+5+9+13=30

BU ARADA BU SORUNUN ÖZELLİĞİ NE ANLAYAMADIM
BİRÇOK CEVABI VAR
Şeyma Kartal
Paz - 18:56

İkiz çocuklara aynı giysileri giydirmek doğru mudur?

İkizi olan birisi olarak tabiki hayır
Zafer Araz
Paz - 18:15

Düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirmek teknik olarak mümkün olabilir mi?

Kas sisteminizin %100’ünü kullanmak ister misiniz? Bunun yanında, kalbinizdeki tüm kontrolü kendi isteğinize göre ayarlayıp yani hızlandırıp yavaşlatabilmek de ister misiz? Peki daha da ileri gidip kinezi özelliklerinizi kullanarak kendinizi veya herhangi bir cismi uçurabilir ya da elektrokineziyi kullanarak elektrik alıp vermek de istemez misiniz? Vücut sıcaklığınızı artırabilmek veya düşürebilmek de süper olurdu. Bir de bunun yanında görme yeteneğinizi artırıp saatte 1000 km hızla giden bir şeyi yavaş bir şekilde görseniz tadından yenmez değil mi? Bunlar ne ki; ben kan veya vücudumuzdaki herhangi bir sıvının akışını hızlandırabilir, yavaşlatabilir ya da durdurabilirim diyenlere rastlayıp bunu da isteseniz? Vücudunuzda fiziksel değişikler yapabilir kurşun bile geçirtmeyebilir, saçınızı boyunuzu göz renginizi değiştirerek farklı kişiye dönüşebilir, kendi kendinizi tedavi edebilir, vücudunuzdaki enfeksiyonlu yere her türden mikrop ve benzeri bir şey gönderebilir, kendi inancınız ve iradenizle havada süzülebilir olsaydınız da fena olmazdı hani değil mi?

Marvel’de bile bu özelliklerden en az bir tanesine sahip süper kahraman ya da karakter zor bulunur. Ama gelin görünki alakasız bir Youtube kanalında yayınlanan 160 binden fazla insanın izlediği, insan beyninin %10’unu kullandığı ve %100’ünü kullanması durumunda Marvel karakterlerinde bile görülmeyen yukarıdaki saydığım hayali şeyleri yapabileceğine inanan bir güruh var. Youtube’daki türkçe bilimsel içerikli kanallarda bile tirajalar bu kadar değil. Yanarım buna yanarım. Daha vehameti yorumlara bakınca görülüyor. Bu saçmalıkların kaynağını sormadan, araştırmadan mantık hatalarıyla Einsten’ı referans göstererek bunun doğru olduğunu birbirlerine karşı sert dille söyleyemeleri, bilgiyi mantık süzgecinden geçirmeden atıp tutmaları.

Bu saçmalıklara inananların sayısının artmasında insan beyninin % 100’ünü kullanınca her şeyi hareket ettirebilir ve hükmedebilir efsanesinin işlendiği, sahte bilim ile dolu olup bilim-kurgu kategorisi içerisinde gösterilen Lucy filminin de etkisi büyük.

Tabi bu beyinle ilgili birçok inanıştan sadece birisi. İnsanların buna inanması hoşlarına gider. Çünkü %100’ünü kullanmaları durumunda yukarıda saydığım efsanelere sahip olma, daha zeki, başarılı veya yaratıcı olma umutlarını barındırırlar. Ne yazık ki bu doğru değil.

Her şeyden önce neyin %10’u sorusunu sormak gerekir. Söz konusu beyin bölgelerinin %10’u ise bu tez çok çabuk çürütülebilir. Nörologlar manyetik rezonans görüntüleme ya da MRI denilen teknikle insanın bir şey düşünürken ya da yaparken beyninin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor.

Parmaklarınızı oynatmak gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin %10’un daha fazla bölümün harekete geçmesini sağlayabilir. Hiç bir şey yapmadığımızı sandığımız anlarda bile beynimiz oldukça meşguldür. Bizim isteğimiz dışında otonom olarak nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol ediyor ya da siz farkında olmadan yapılacak işler listesini hazırlıyor, bilgilerinizi dosyalıyordur.

%10 oranının beyin hücrelerinin sayısını ifade ediyor olması da doğru değildir. Beyin hücreleri boş boş öylece durup kalmaz. Ya bozulup ölür ya da yakındaki bir bölgenin istilasına uğrar. Değerli hücrelerdir bunlar. %10 efsanesi kadar boş hücreler değiller bunlar.

Üstelik kaynak tüketimi bakımından beynimiz büyük bir tüketicidir. Soluduğumuz oksijenin %20’sini sadece kendisini canlı tutmak için kullanmaktadır.

Peki biyolojik ve psikolojik temelli olmayan böyle bir fikir nasıl olur da böylesine yaygınlık ve insanlar tarafından kabul edilebilirlik kazanır? Bu inanışın kaynağını bulmak zor. Amerikalı fizyolog William James’in bir kitabında ‘Zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızın çok küçük bir kısmını kullanıyoruz. ’ gibi bir laf etmesine dayanıyor olabilir. Ancak ne beyinden ne de bir orandan söz etmiştir. Sadece insanın daha çok şeyi başarabileceğine dair iyimserliğini ifade etmiştir.

Bazılarıysa bunun Albert Einstein’a ait olduğunu söylemektedir. Ancak bugüne kadar böyle bir alıntıya rastlanmamıştır.

Bu yanlış anlamaya kaynaklık edecek iki şey daha var. Onlardan biri şu: Beyindeki hücrelerin %90’ı gliyal hücreler adı verilen destek hücreleridir. Bu hücreler beynin beyaz kısmını oluşturur ve geri kalan %10 ise nöronlara yani asıl düşünme işini gerçekleştiren gri kısma fiziksel ve besinsel olarak destek sağlar. Beyin deyince daha çok nöronlar akla geldiğinden ya da en azından beyin deyince halk arasında nöronun akla gelmesinden ve bu bilgide ki %10’luk kısmın nöronlarla ilişkisinden doğan yanlış bir anlaşılma olabilir.

Bir diğeri de 1980’de bir İngiliz çocuk doktorunun Science dergisinde yazdığı bir makalede, bazı hidrosefali yani beyinde su toplanması hastalığından muzdarip hastalarının beyinlerinde yeterli beyin dokusu kalmadığı halde hala işlevsel olduklarından söz etmişti. Ve buradan bu hastalar bu haldeyken beyinlerini böyle kullanıyorlarsa sağlıklı olsalardı daha fazlasını kullanabilirlerdi gibi bir yanlış anlaşılma da yayılmış olabilir. Ama elbetteki bu sağlıklı olanların beyinlerini ekstra kullanma yeteneğine sahip oldukları anlamına gelmiyor, sadece olağanüstü durumlara adapte olma örneklerini gösteriyor.
Aklımıza koyduğumuzda ve ben bunu yaparım dediğimizde yeni şeyler öğrenebileceğimize ve bunun beynimizin yapısını değiştireceğine dair bulgular var. Ancak söz konusu olan hiç bir zaman kullanılmayan ve %100’üne ulaşınca kullanılabilecek alanların bulunması değildir. Zaten beyinde sürekli olarak sinir hücreleri arasında bağlantılar oluşur ya da artık ihtiyaç olmayanlar ortadan kalkar.

Dediğim gibi ilginç olan şu ki, bu inanışın doğru olmadığı söylendiğinde insanlar hayal kırıklığına uğruyor, sahte bilgilere inanmakta ısrar ediyor, böylesine umut barındıracakları sahte bilimlere daha çok ilgi gösteriyor ve bilginin kaynağını, doğruluğunu araştırmıyorlar, yüzdesini bilmem ama kapasite olarak neredeyse ‘hiç’ kullanmıyorlar.

bbc.com/future/story/20121112-do-we-only. . .
Özkan Özmen
Paz - 15:59

Eğitim psikolojisi dersi alıyorum hocamız derste klasik koşullanmayı çocuklara bilgisayar öğretiminde nasıl kullanacağımızı sordu ama bunu klasik koşullanma ile bağdaştıramadım yardımcı olabilir misiniz bu meslekte nasıl kullanılabilir ?

Bir konuyu öğretirken Pavlov un zile karşı köpeği koşulladığı gibi zil + et vererek biz de söylediğimiz doğru bir davranışı yaptığında hemen arkasından şeker(sevdiği istediği şey) verirsek ve bunu birkaç kez tekrarlarsak bundan sonra o iyi davranışı bir süre sürdürecektir.
Yılmaz
Paz - 02:00

Nasıl oldu da 1992-1995 yılları arasında gerçekleşen Bosna savaşına hiçbir uluslararası örgüt müdahale etmedi? Sizce bu durum müslümanlara karşı gerçekleştirilmek istenen planların bir sonucu muydu? Bu olayı dinden bağımsız düşünmemiz mümkün mü? Sizce neden Avrupa, Amerika gözlerini kapattı ve kimse Sırplar'a dur demedi?

Uluslararası örgütlerin hareketlerinde kamuoyu önemli etkilere sahiptir . Genel itibari ile de kamuoyu olusturmada batı bloğuna nazaran doğu bloğu zayıf kalmaktadır . Konuyu tam olarak dinden bağımsız düşünemeyiz. Ama tam olarak din güdümünde de gidemeyiz . Eğer müslüman kamuoyu konuya yeterli miktarda eğilebilmiş olsaydı yani uluslararası kuruluşların gündemine bu savaştaki insanlık dramını vaktinde ve yeterli etkide tasıyabilseydi bir katliama şahit olmayabilirdik . Aynı zamanda o dönemki dünya kamuoyunun karışıklığına da eğilecek olursak bu dönemdeki başka dikkat çekici olayların varlığı da dünya kamuoyunu meşgul etmiş ve istenmeyen olayların yasanabileceği bir küresel kamuoyu eksiğini bölgede yasatmıştır .
Kağan Şeker
Paz - 01:07

Yolda gördüğüm kişilerle göz teması kuramıyorum, başkasını gördüğümde hep gökyüzüne ya da yüksek binalara bakmaya çalışıyorum. Sebebi özgüven eksikliği mi? Bu durumda ne yapmalıyım?

Bu durum seni rahatsız ediyorsa belki bir psikoloğa görünmek isteyebilirsin, ya da bir psikiyatriste... Ve lütfen uzmanlık alanı insan psikolojisi olmayan kişilerin sözlerine pek kulak asma, gereksiz yere sıkma tatlı canını; eğer merak ediyorsan ve bu durum senin için bir sorunsa bunu uzmanına danış ama birebir olarak... Eğer bir sorun varsa, isterse Freud gelsin otursun klavyenin başına seni gerçekten anlayamaz... Bu nedenle çekinmeden bir uzmanla yüzyüze görüşmeni öneririm, Bu öneriyi bir "Tıp Öğrencisi" olarak değil vatandaş olarak yaptım varsay : -)
Turgay Emre Keskin
Paz - 01:01

Günümüzde insanların en büyük sorunu nedir?

İletişim. Faydalarını gözardı etmemekle birlikte teknoloji hayatımızın her alanına giriyor. Sizlere de oluyor mu bilmiyorum ne zaman bir yerlere otursak herkes ilk olarak internet şifresini istiyor. Anlayamıyorum. Sırf biraz sohbet etmek için gittiğimiz yerlerden iki çift laf edemeden geri geliyoruz. Facebook , Twitter, Instagram ve bunun gibi daha bir sürü şey sayılabilir . Artık hepimiz sanal bir ortamda yaşıyoruz. Akıllı telefonlarımız olmadan sanki birer hiçiz. Bu sebeplerden bana göre çağımızın en büyük sorunu ''iletişimsizlik''. Bunu aşmamız lazım. İnsanlar toplu halde yaşayan varlıklar olarak birbirlerini ararlar ve buna bağlı olarak ''sevgi'' ve ''saygı'' isterler. Özellikle sevginin olmadığı yerde hiçbir şey yeşermez. Sevginin de yolu iletişimden geçer diye düşünüyorum.
Kağan Şeker
Paz - 00:34

İnsanlar veya diğer canlılar neden uyur?

Uykusu geldiği için... Şaka bi yana bildiğim kadarıyla "hah işte bu sebeple uyuyoruz" denilemiyor hala. Fizyoloji kitaplarında vücudun dinlenmesi, uyanıklığa hazırlık, enerji tasarrufu yapmak amacıyla uyuruz gibi basit ifadelerin yanında avcılardan korunmak için uyumak kanımca sunulan olasılıklar arasında en mantıklısıdır. Evrimsel süreçte gece yaşamaya uygun olarak evrimselleşmemiş olan canlılar geceden korunabilmek için ve enerji tasarrufu yapabilmek için uyurlar. Örneğin bir bozayının kış uykusuna bakalım. Uyanık kalırsa yiyecek bulamayacağı aylarda uyuyarak enerji tasarrufu yapar... Uyanık kalsa açlıkla yüzleşmek ve hatta beslenemediği için ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Mehmet KURT
Cmt - 22:11

Bir yazılım projesinde; karşılaşılan hata üzerine gitmek mi yoksa kodu baştan yazmak mı daha faydalıdır?

Hata gidermek iyidir, tecrübe ve projeye hakimiyeti arttırır. Yeniden yazmak amatörlerin işidir :) Fakat bu cevaplar projeye, zamana ve detaylara göre değişir. Bazen bug fixed iyidir bazen remodeling iyidir.
Mehmet KURT
Cmt - 22:08

WPF DataGridView görsel hatası neden kaynaklanabilir?

Sorunun yanıtını alabilmek için kodlarını incelemekte yarar var. Gizli değilse paylaşırsan çözüme ulaşabilir.
Mehmet KURT
Cmt - 22:06

Veritabanlarında Trigger'lar paralel mi işlem yaparlar?

Her veritabanında durum değişiktir. MSSQL her şeyi sıralı yaparken mysqlin any more process yaptığı işler olduğunu biliyoruz. MSSQL veri işleme yapısını b-tree sistemi ile değiştirdiğinden oldukça hızlı ve yerine göre farklı process'ler ile yapar.
Nurullah YAZICI
Cmt - 21:16

N'de bir en büyük n sayısı varsa bu sayı 1'dir. Bu iddianın doğru olduğu ve ispatının yapıldığı iddia ediliyor. Gerçekten olabilir mi?

Peron teoremi (Aysun Umay, 2002, öteki matematik, hacettepe eğitim fakültesi dergisi)
N'de bir en büyük n sayısı varsa bu sayı 1 dir.

N içinde en büyük olan sayı n olsun.

n # 1 => n > 1
=> n*n > 1 * n => (n) ^2 > n > (n) ^2 (çünkü (n) ^2 € N)
=> n = 1 dir.
Serkan Köse
Cmt - 12:10

Fotoğrafçılığa yeni başlayan biri için hangi DSLR makineyi önerirsiniz?

Yanıt asıl olarak bütçe ile ilgili olsa da Canon 100D başlangıç için oldukça iyi bir makinedir kanaatimce.
Orhan Tutum
Cmt - 10:46

Türkiye'de bilim adına geldiğimiz en ileri safha nedir?

Abartmayalım arkadaşlar tıpta fena değiliz bence. :)
Bide Elif var ;)

Daha fazla göster

INPLOID NEDİR?


DAHA FAZLA BİLGİ
şifremi hatırlat
Sosyal hesaplar ile  Giriş Yapın