Bilmek istediğin her şeye ulaş

MÜZİKFOTOĞRAFSEYAHATTEKNOLOJİHUKUKEĞİTİM hakkında soru sor, yanıt ver, yazı yaz...

Ceyhun Çakar
az önce

Asp.net 'de iki tarih arasında çekmiş olduğum veri boyutu 500.000 satırlara dayanabilmekte. Bu verileri asp.net 'de parçalı olarak gösterebileceğim bir yapı var mıdır? Bu parçalı yapı için araştırmam gereken konu/konular nedir.

Sql kendi içinde halleder. Linq'da yazıyorum. Eski tarih X, yeni tarih Y olsun ve her seferinde 100 kayıt çekmek isteyelim. Veritabanı db'ye çekilmiş olsun Tablo ise Tablo ile temsil ediyorum.

DateTime dt = X;

while (1) {
var kayit100 = db.Tablo. Where(d => dt < = d.DateTİme & &d. DateTİme < Y).Sort(d => d.DateTİme).Take(100) ;

// kısmi kayıtla yapılması gerekeni yap.

if (kayıt100.Count() < 100) {

//daha fazla kayıt yok demek işlem bitebilir.
break;

}

dt = kayit100.Select(d => d.DateTime).Min() ;

}

Ben genellikle kısmi kayıt çekimini bu şekilde linq'a yıkıyorum.

Kaan Kara
31 dakika önce

Kafanız çok dolu iken beyninizi resetlemek için ne yaparsınız?

20 li yaşlarda bir şey keşfetmiştim. Şöyle ki, başım deli gibi ağrıyor, sol ya da sağ arka taraf..ama ne ağrı, unutulacak, yok sayılacak tarafı yok, ağrı kesici de kesmiyor, biraz baş dönmesi gibi dengesizlik yapıyor, sağ sola sallıyorum, öne yanlara eğip tutuyorum...babaannem tülbent bağlardı, sıkardı, bulduğum bir bez parçasını alnından geçecek şekilde bağlıyorum, tahta saplı çorba kaşığını da sokup aradan döndürüyorum, turnike yapıyorum, sıksın diye :) I ıhhh.. Kafayı sağa sola sallarken istemsiz şekilde duvara çarptım, sertçe....Aman Allahım ağrı yok, nassı, yok oldu işte, direk sokağa çık gezmeye git, tarih oldu....

Neyse, sonraki dönemlerde, aynı baş ağrısı hortladığında, başımı muhtelif eksenlerde ve şiddetlerde duvara tıkıladığım oldu, lakin fayda etmedi, kendiliğinden olması gerekiyor ya da şiddetini tam hatırlayamadığımdan, boşu boşuna kafayı da yarmak istemediğimden, şiddet düzeyini tam arttıramıyorum....Neyse bu hayatım boyunca 5-6 kez rastgele yaşandı, ama hiç sistematiğini öğrenemedim...ilimsel açılım bile getirdim mevzuya kendimce...beyinde bi yerlerde kan toplanıyor, damarlarda büzüşme daralma yaşanıyor, kafa içi basınç artıyormuş gibi bazı bölgelerde baskı oluşuyor. Küt diye vurduğunda tüm giderler açılıyor, bu kadar basit yani:)

Kafanın dolu olduğunu anlayamam. Bir beyinsel yorgunluk hissi, ense, şakaklar, gözlerde oluşmuşsa uyurum. Taktikse şu; akşam 18:00 den sabah 07:00 e kadar 13 saat uyumak...deliksiz... Duş almak filan yok...olduğun gibi, hatta soyunmadan, çorapları çıkarmadan leş vaziyette direk uyku... Kısa süreli bir hafıza kaybıyla uyanmışsanız sabah, maksat hasıl olmuş demektir. Artık kahvaltı, aspirin, duş zamanı... Çizgi film bile izleyebilirsiniz ufaklıkla, ama şu hareketli olanlardan değil, basit sakin en idiotça olanlarından. . . güzel oluyor:)
Ece Naz Sonat
Bugün 01:06

iki şey arasında seçim yapmak zorunda kalsaydınız neye göre değerlendirirdiniz ?

Biri bildiğim, tanıdığım bir şeyse her zaman yeni olanı, bilmediğim yolu seçerim. Bu benim ana kriterim olmuştur. İkisi de hiç bilmediğim şeylerse süreç olarak hangisinin bana heyecan verdiğine bakarım. Ben bu "şey" dediğinizi hayatı değiştirebilecek seçimler olarak algıladım ama şeyine göre de değişir.
Hakan Özerdem
Bugün 00:57

Türk erkeklerinin bu kadar sapkın olmasının nedeni nedir?

Kötü örnekler üstünden tüm denekleri "kötü" diye yaftalamak biraz aşırıya kaçmak oluyor. Evet, sapkın erkekler var, sapkın kadınlar da var, sapkın insan var. Ama ne tüm kadınları, ne de tüm erkekleri sapkın olarak değerlendirmek sağlıklı bir yaklaşım değil.
Belki de sizin tercih ettiğiniz tüm erkeklerin sapkın olmasında sizin de kriterlerinizdeki hataları eleştirmeniz daha doğru olabilir.
Kimbilir?
Hakan Özerdem
Bugün 00:54

Bekar anne/baba olarak yaşadığınız zorluklar nelerdir?

Boşanma sonrası oluşan sorunları, değişimleri oğluma yaşatmamak en büyük öncelikteydi. Üstüne EYS sendromu ile başa çıkma sorunsalı da eklendi diyebilirim.
Tabii benim yeni bir hayata ve düzene alışmam, gidişatı yoluna sokmam da zaman almıştı.
Ancak tüm bu süreçte temel çözüm vazgeçmeden, sabır ile, sevgi ve şefkat ile çocuğumla kaliteli vakit geçirmekle oldu.
Şahsen yaşadığım süreçten bazı sayfaları br günlük şeklinde bloglamaya başlamıştım, uzun bir süredir de ara verdim, ama merak eden olursa buradan inceleyebilir.
bekarbaba.wordpress.com
Cem Turan
Bugün 00:52

DUYARSIZ TOPLUMLARIN KANUNLARI ÇOK, AĞITLARI UZUN OLUR: İŞ GÜVENLİĞİ

Geçenlerde İETT'nin İkitelli yerleşkesindeydim. Oldukça büyük bir alana kurulu kampüsün "tehlikeli atıklar" tabelasının olduğu yerde çelik konstrüksiyondan yapılmakta olan inşaat dikkatimi çekti.
Yerden metrelerce yüksekte işçiler kaynak gibi tehlikeli bir iş yapıyorlardı: Baretsiz, kemersiz, özel kıyafetsiz... Çelik çubukların üzerinde ip cambazı gibi. Tarzan gibi diyesim geliyor ama onun bile daldan dala atlarken tutunduğu sarmaşıkları oluyordu.

Yer önemli bir belediye tesisi olan İETT, işveren İBB. Ama duyarsızlık hastalığı yine diz boyu.

Düşündüm; Allah korusun, işçilerden biri oralardan düşüp beton zemine çakılsa, ne olur diye?

Kameralar gelir, başta basın sonra kamu idareleri güya duyarlılık abidesi kesilirler. Ellerinde mızraklar, günah keçisi ararlar vurmak için.

Peki ama kimdir suçlu?

Örnek olması gerekirken, saldım çayıra Mevlam kayıra deyip işçilerin bu haline göz yuman İstanbul Büyükşehir Belediyesi mi?

Bunca yaşananlardan ibret almayan, halen "bana bişicik olmaz" takılan, güvenlik talep etmeyen, verileni kullanmayan işçiler mi?

Olaydan olaya kameralarla ortaya dökülen ama gerçekte benim gördüğümü umursamayan ve adına basın denen şovmenler mi? Hatırlarsanız, Avcılar'da yıkılan üst geçitte, inşaatta düşen asansörde de hemen bölgeyi mesken tutmuşlar ama sonra toplanıp bir başka fotojenik olayın peşine yelken açmışlardı.

Oysa kitle iletişim mekanizmasının bugünkü en önemli görevi sürekli bilgilendirme ve bilinçlendirme olmalı.

İnsan hayatı ucuz mu? Evet, işte bizde bu kadar ucuz. Bin tane iş güvenliği kanunu da çıkarılsa daha kamunun kendisinin hassasiyetinin samimi olarak bulunmadığı bir ortamda ne söylenebilir, kestirmek zor.

Trafikte, aracın kemerine dahi yolda polis görünce sarılan, geçince çıkaran, aparatlarla alarmını susturan, tümörleşmiş bir hastalıklı anlayış hakimken, inşaat ve maden işçilerinin kendilerinin de güvenlik ekipmanlarını birer zul, teferruat olarak görüp, kendi canını önemsemeyenleri varken elbette çok ucuzdur hatta sudan ucuz, sebildir insan hayatı bizde. Biri gider biri gelir, ocakların biri sönerse diğeri yanar çünkü ve biz buna erdemli, onurlu yaşam deriz, öyle mi?

Duyarsız toplumların kanunları uzun ve çok olur. Duyarlı olanların anayasaları bile bir avuç madde içerir.

Ağıt kültürü de gelişkindir böylesi toplumlarda. Kabir başlarında "getti! " diye ağlaşır, cinaslı ağıtlar yakarız. Oysa atın ölümünün arpadan olmasında bir engel görmeyen de acı patlıcana kırağı çaldırmayan da biz değil miyiz?


Bu ahvalin kurumsallaşmış hali değil midir, elinden taziye çelengi düşmeyen devlet erkanı? Ve klişeleşmiş sözler de bunun eseri değil midir: "Devlet yaralarınızı saracak", "hesabı sorulacak", "devlet baba yanınızda" ...

Deprem hazırlıkları deyince bile ilk aklımıza gelen yara sarma, ceset torbası stoğu bulundurma değil mi? Tedbir üretmekte neden bu kadar isteksiz davranıyoruz, hiç düşündünüz mü?

Bizde birşeyler var: Havamızda mı suyumuzda mı bilmem ama ayağı buralarda toprağa basanı yoldan çıkarıp azdıran, bilincini alıp adam sen de'ci kılan. Avrupa kurallarına kuzu kuzu uyan "Alamancı" vatandaşlarımızı Kapıkule'den geçtikten sonra azmanlaştırıp kural tanımaz trafik canavarı haline getiren bir güç belki.

Sinerjiyi önemle vurguluyorsam yazılarımda, inanın bunu kastetmiyorum. İnsan üzüm değil; birbirine bakarak kararmamalı bilakis baktıkça aydınlanmalı.

Cem TURAN
Mustafa Kemal Taştekin
Bugün 00:12

Nasıl daha fazla yaratıcı olabilirim?

'Problemler, onları meydana getiren düzeyde çözülemezler' A. Einstein. Buradan yola çıkarak düşünmeni tavsiye ederim.
Kaan Kara
Bugün 00:12

Eski nesille yeni nesil arasındaki teknolojik bilgi uçurumunun yeni nesil üzerindeki olumsuz sonuçları nelerdir?

Biz yani 40 yaş üzeri olanlar ile bir önceki eski nesil arasında şöyle bir fark vardı. Bizden öncekiler alabildiğine teknolojiye, her anlamıyla uzaktı. TV ler, video oynatıcılar, kameralar, bilgisayarlar onlar için çok karışık, teferruatlı, sadece okumuş çocukların çözebileceği aletlerdi. TV ya da uydu ayarlamak onlar için namümkündü. Bilgisayarın faresini tutuşları, ekrana bakışları alabildiğine ürkekti. Bu bahsettiğim en alt düzeyde, kullanıcı düzeyindeki fark, bilgi seviyesine hiç girmiyorum. Onlar şimdi 60 lı yaşlarda. Cep telefonu kullanıyorlar, biraz yatkın olanları, öğrenmeye hevesli olanlar kullanıcı düzeyinde epey ilerideler.

Şimdi, bizim nesil ile yeni nesil arasında da acayip bir fark var. Yeni nesil sürekli teknolojiyle haşır neşir ama, daha yüzeyseller. Şaman' ın dediği gibi sıkışınca bir excel sayfasında formüllü makro çalışması yapmak, HDD ye işletim sistemi kurmak, donanım bilgisi, yazılım bilgisi, gerçek dünyadaki teknolojik alt yapılar nasıldır, transistör nedir nasıl çalışır...gene aynı örneği vereceğim çocuk dairenin alanını hesaplayamıyor Pİ sayısını duymamış sözelciymiş...

Başka yerden gireyim. Daha yüzeysel daha yoğun. Nasılıyla ilgilenmiyor, onu yaşamının parçası yapmış, detayıyla ilgilenmiyor. Genel tabloda ise, alabildiğine branşlaşmış bir meslek seçimi dayatması, yelpazede sadece bir kesite bakmasını gerektiriyor. Gömlek dikebilen bir terzi yok, dikim atölyesinde sadece düğme deliği açıyor, ya da bir mekanik parça modelleyemiyor ama CNC tezgahının başında verilen işi yapabiliyor gibi bir şeyler. İşsizlerin mesleği de yok, garson, çaycı, tezgahtar hepsi. Tamirci çırağı, terzi aşçı yamağı, ayakkabıcı çırağının olmaması gibi, halk evlerinde habire fayansçılık eğitimi verilmesi gibi, meslek kazandırma kurslarında...

Bunun sebepleri aşikar lakin başka bir soru konusu. Yeni neslin işi zor. Sosyal ağ meselesi ise apayrı bir hadise.
Kaan Kara
Dün 23:49

Bir kadını ikna etmek için, önce onu tanımak mı gerekir? Yoksa anlamak mı?

Bir kadını neye ikna etmeye çalıştığınıza bağlı :)

İkna konusu tanıma ve anlama gerektiriyordur muhtemelen. Gerektirmiyorsa, ikna için konusuna bağlı olarak, neyin gerekli olduğunu kestirmek güç olmasa gerek.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bir kadını birlikte yaşamaya, hayatı paylaşmaya, birlikte yaşlanıp ölmeye ikna etmeye çalıştığınızı varsayıyorum, bakın girizgah fecaat lakin aslında optimistim :)

Galiba, ikna öncelikli değil, yani ilk evrelerden biri değil. Önce olabildiğince maskesiz, süper egolardan sıyrılmış, karşılıklı gerçek kişiliklerin yüzleşmesi lazım. Hatta belki biraz içmek, sarhoş olmak faydalı bile olabilir. Bir kavga, bir çok şeyi bu anlamda sağlayabilir. Toplumun geliştirdiği ön alma taktiği bu kapsamda, sözlü ve nişanlı kalma durumu. Yani evlenmeden önce, laf olsun diye evlenmemek için, evliliğe atfedilen değerden ötürü, iyice tanışmayı sağlama kaygısı.

İkna sonraki aşama. Velev ki, tanıma imkanı bulunmuşsa, uyum sağlanmış ya da sağlanacağına dair ümit kuvvetliyse, bu fırsatı kaçırmama adına, ikna gerekli olabilir. Bazı çekinceler, korkular nedeniyle atılamayan son adımlar, ikna edilerek atılabilir. Yani tanıma, anlama sonrası bir şey bence. Bu evreler değişken de olabilir. Her şeye daha başlamadan, bir olasılık, bir ihtimale binaen, daha ilk başta tanışmaya ikna olmak, ciddi düşünmeye ikna olmak gibi evreler de olabilir.

Bunlar karşılıklı olmalı, tek taraflı erkekten kadına doğru değil de. Aşk varsa daha zor ve karışık olur bu işler. Aşk bu anlamda keskin aroması ile her şeyi bastırır, aslında bu anlamda ilişkinin sağlam temellerinden sadece sevgi potansiyeline dair ümit vaadeder, diğerlerini bulanıklaştırır. Belki de görücü usülü evliliklerde boşanma istatistiğinin düşüklüğü buradan gelmektedir, komik ama bu bir gerçek.

Başa sarıyorum, neye ikna etmek için :)
Gökhan Çancılar
Dün 23:40

İhtiyaçlar İçin Çalışmak

Bir web projesi geldiğinde veya basit bir web sitesi istendiğinde bizden yani yazılımcı/tasarımcı, bir fiyat isteniyor. Para ihtiyaçlara gideceğine çoğu zaman sağa sola gidiyor. Ben ihtiyacımı söyleyerek iş arayacağım. Evet istediğim ürün LG G3 32GB.
hepsiburada.com/liste/lg-g3-d855-32gb/p...

Bu ihtiyacımı giderecek yazılım/tasarım işlerinizi yapabilirim. E-ticaret gibi geniş bir proje ise şunu istiyorum;
Fender American Standard Jazz Bass.
mydukkan.com/urunler_detay.asp? İd=1036& ...

Telefonum LG L80 şu anda. Eğer web sitesi tasarımı gibi işiniz varsa benim telefonu satarız, 1000 ekleriz alırız telefonu. Budur ya, beni ihtiyaçlarım için çalıştırsınlar.

İletişim cancilar.net, 0544 769 38 15
Bu benim blog yazım, aynısını kendi blogumda da yazacağım.
Şaman Bayyurt
Dün 23:25

Bir sosyal paylaşım sitesi yapmak istiyorum. Sizce diger sosyal ağlardan farklı olarak nasil bir fonksiyon eklemeliyim? Diger sosyal paylaşım platformlarından ne gibi bir fark olabilir?

Şimdi öncelikle sosyal paylaşım sitesi pazarı oldukça kapılmış durumda hem de devler tarafından. Kasım 2014'e bakarsanız Facebook 900 000 000, Twitter 310 000 000, Linked In 255 000 000, Pinterest 250 000 000 ve ardından Google+ 120 000 000 kullanıcıyla geliyor. Dünya devi Google bile şu anda kaçıncı sırada. Önce karar vermelisiniz hobi olarak mı yoksa para kazanmak için mi siteyi yapacaksınız. İlkini yapacaksanız ne yaparsanız yapın, Facebook'u inceleyin, bir iki yeni fonksiyon düşünün. Mesela buradaki gibi bir beğenmeme tuşu ekleyin. Para kazanmak için yapacaksanız hiç başlamayın. Google+ bile bütün teknolojisi ve arkasındaki kocaman sermayesiyle hala 5. Sırada. Bence artık en tepelere oynamanın tek yolu gerçekten olmayan fonksiyonlar, yeni teknolojiler ekleyerek olabilir ancak. Mesela kronik yemek resmi paylaşanlar ya da kronik bebeklerinin resimlerini paylaşanlar eğer yanında objenin kokusunu da paylaşabilselerdi sosyal ağlarını değiştirebilirlerdi... Varsa böyle bir ARGE için kaynağınız girişin ve yapın, başarılı olur ama böyle devrimsel teknolojiler hariç hiçbir ek fonksiyonla para kazanan bir sosyal ağ kurabileceğinize inanmıyorum.

Şimdi bu lafı ne zaman etsem karşı sav olarak MySpace de yıkılmaz görünüyordu, Facebook icat olundu MySpace yok oldu deniyor. Doğrudur da Apple'ın OS'i de devrimseldi, bilgisayarda son noktaydı, Windows icat olundu, Apple silinmedi ama pazar payı olarak inanılmaz geriledi, gerçi hala MySpace'de var. Windows tekel durumuna geçti artık hangi işletim sistemini üretirseniz üretin Windows'u silemezsiniz. Tek çare yeni bir teknolojiyle saldırmak, o da bilgisayarlar için mesela quantum PC'leri yapılır ve yapan firma bu bilgisayarları kendi özgün arayüzüyle üretir. İnsanlar da başta beğenmezler arayüzü ama Windows PC'lerinden 10 000 kat hızlı çalışan bir teknoloji olacağından yeni işletim sistemine alışır ve kullanırlar. Yeni bir tekel doğar. Facebook da artık Windows'a benzedi ne Twitter ne de Google gibi bir dev onun yerini sarsamaz. Henüz proje halindeki bir ağ hiç sarsamaz. Sadece yeni bir teknoloji getirirseniz ağınız Facebook'dan çekici hale gelebilir.

Bence önce ne yapmak istediğinize karar verin, okul arkadaşlarımı birbirine bağlayayım gibi küçük emeller peşindeyseniz bir miktar başarı da yakalayabilirsiniz. Hocam'da ODTÜ ağı olarak başladı, şimdi tümü üniversiteler kullanabiliyor, bilemem kaç kişiyi geçindirebiliyor... Bence siz koku paylaşımı işini araştırın, bizim de gurur duyacağımız dünya çapında bir sosyal ağımız olsun.
Kaan Kara
Dün 22:31

Hiç uyumayan hayvanlar var mıdır?

Kutup bölgesinde küçücük bir kuş var(çalı kuşu). Güneş batıp da sıcaklık bir anda -30,40,50 derecelere düştüğünde, bir dalın üstünde donuyor. Tam anlamıyla kalbi duruyor. Güneş doğduğunda, ilk ışıkları küçücük bedenini ısıttığında, bir mucize gerçekleşiyor, kalbi atıyor ve küçük bir titremeyle tekrar canlanıyor. Velhasıl donmak ve kalbin durması ölmekse, bu kuş uyumuyor :) Onun yerine ölüyor.

Mini mini bir kuş donmuştu,
Pencereme konmuştu,
Aldım onu içeriye,
Cik cik cik cik ötsün diye,
Pır pır ederken canlandı,
Ellerim bak boş kaldı...

Aslında bu şekilde donan birçok hayvan var, kurbağalar, örümcekler, kaplumbağalar, mazı böceği... Kanlarında kışa doğru şeker seviyesini arttırarak ve bazı proteinlerle, donma nedeniyle hücrelerinde kristal oluşumunu ve bunun hücreye zarar vermesini önlüyorlar.. -10 derecede tam manasıyla donan kurbağa, çözülünce 2 günde tamamen normale dönüyor...

Yani, etrafından dolandım sorunun biraz ama, evet uyumayan onun yerine donan hayvanlar var ve çözülünce kaldıkları yerden yaşamaya devam ediyorlar, bazı bilimadamları da bu meseleyi araştırıyor, insan dondurmayı mümkün kılmak için. . .
Mustafa Kemal Taştekin
Dün 22:03

Renkli gözlü insanların nazar değdirdiği neden söylenir?

Renkli gözlü insanların böyle bir özelliğini bilmiyorum. Ama Erzurumlu İbrahim Hakkının Marifetname'sinde renkli gözlü insanların daha az güvenilir ve sorun çıkartma ihtimalinin yüksek olduğu yazılıdır. Gözleri çekik ve küçük insanlar daha çok nazar eder.
Şaman Bayyurt
Dün 20:34

Avusturya'dan çok ilginç bir köy ismi

Böyle bir köy gerçekten var. Hatta bir gün muhtarıyla ropörtaj yapıldı ve adama kasabanın isminin tarihi soruldu tabii ki. Adam "savaş zamanı İngilizler koymuşlar ama manasını bilmiyorum dedi ☺

Defalarca da içinden geçtim, hiç öyle ismi gibi bir şey yok köyde, gayet muhafazakar bir şekilde yaşıyorlar.
Sazlburg - Yukarı Avusturya arasındadır.

Bir de rekorları var. Avusturyada en çok çalınan yer ismi tabelası bu köye ait ☺

10203

inanamayan buraya da bakar:de.wikipedia.org/wiki/fucking
Gökhan Biçer
Dün 20:07

Tapeler, para sayma makineleri, para dolu ayakkabı kutuları hatta oğlunun elinde kriptolu telefon olmasıyla kanıtlanmış suçlarla başbakan cumhurbaşkanı olabilirken, sadece içinde yasal olmayan bir laf bile geçmeyen tapeler kanıt gösterilerek Deniz Seki'nin hapse atılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Deniz Seki bir yana, konu yargı konusu. Türkiye'de maalesef yargı hiçbir zaman bağımsız olamamıştır. 'Hukukun üstünlüğü' amil kılınamamıştır. İktidarın üstünülüğü, başbakanın üstünlüğü, askerî rejimin üstünlüğü vb. üstünlükler, yargının tepesinde kılıç gibi sallanmıştır. Adaletin terazisini tutan kadının gözleri bağlı olmamıştır.
Rıdvan Bayhan
Dün 19:15

Özgür İrade Diye Bir Şey Var mı?

Thomas, ” dedi ve elini
ceketinin cebine vurdu,“Burada yazan şeyler hakkında fikrini almak istiyorum. ”
Tamam.. ”
Thomas elini cebine attı, bir kağıt parçası çıkardı ve açtı. Metne bir göz attı ve babasına bakmak için döndü.
Sana okuyayım mı? ”
Olur. ”
‘“Rab mahirdir ama zalim değildir. Doğa sırlarını sinsiliğinden değil,
özündeki yüceliğinden dolayı saklar'”

Manuel Noronha gülümsedi.“Bunu kim demiş? ”
Einstein.
Matematikçi başını salladı.“Haklı. ”
Peki, bu ne demek? ”
Manuel tekrar esnedi.“Yoruldum, ” dedi.
“Sana yarın açıklarım. ”


***
4010

Manuel Noronha'nın
mutfağa gelmesi yarım saat aldı. Karısının tahmin ettiği gibi
açlıktan ölüyordu. Thomas yulaf ezmesini hazırladı ve karşılıklı
masaya oturdular.
Einstein’ın söylediği şu sözü bir daha söyle, ” dedi
Manuel kaşığını ağzına götürürken. Thomas odasına
gitti ve kâgıt parçasıyla geri döndü.
“Getirdim, ” dedi ve tekrar yerine oturdu.
'“Rab mahirdir ama zalim değildir. Doğa sırlarını sinsiliğinden değil, özündeki yüceliğinden dolayı saklar. ’”
Babasına baktı.“Sana göre bir bilim adamı bununla neyi kastetmiş olabilir? ”
Yaşlı matematikçi bir kaşık daha yedi.
“Einstein evrenin yapısına has niteliklerinden bahsediyor: pek çok sırrının hâlâ büyük bir gizlilikle korunmasından. Bir muammayı ne kadar açıklamaya çabalarsak her zaman bizim onu tam olarak anlamamıza mani olan
mahir bir engel ile karşılaşırız. ”
Anlamadım. ”
Manuel Noronha kaşığıyla havada daire çizdi.“Belirlenimcilik ve özgür irade. Çağlar boyu filozofların kafasını kurcalamış ve daha sonra da fizikçi ve matematikçiler tarafından devralınmış bir sorun. ”
Kaderimizi bizim tayin edip etmememizden mi bahsediyorsun? ”
Manuel başını salladı.“Evet. Sence? ”
Özgür olduğumuzu söyleyebilirim. ” Thomas pencereyi işaret etti. “Mesela ben buraya, Coimbra’ya gelmeye karar verdim. ”Babasının kâsesini işaret etti.“Ve sen de gevreğini öyle istediğin için yiyorsun. ”
Acaba? Bu kararları gerçekten de özgürce verdiğimizi mi düşünüyorsun? ”
Evet, öyle düşünüyorum. ”
Coimbra’ya psikolojik olarak benim hasta olduğuma koşullandığın için gelmedin mi? Ben de bu yulaf ezmesini psikolojik olarak buna koşullandığım için ya da bir TV reklamından etkilendiğim için yemiyor muyum? ”
Dediğini vurgulamak için kaşlarını kaldırdı. “Ne ölçüde özgürüz biz? Kararlarımızı özgürce veriyoruz gibi görünüyor ama asıl kökenlerini incelediğimizde çoğu zaman farkında bile olmadığımız pek çok etken tarafından koşullandığımızı fark ediyoruz.Özgür irade mi, yoksa sadece bir illüzyon mu? Her şey acaba önceden mi
belirlenmiştir, biz bunun farkında olmasak bile? ”
Thomas oturduğu yerde kımıldandı.
“Bu sorular iki ucu keskinbıçak gibi, ” diye yorumda bulundu.“Bilim adamları ne diyor? Özgür müyüz,
değil miyiz? ”
Asıl soru da bu zaten, ” dedi Manuel Noronha muzip bir gülümsemeyle
Eğer yanılmıyorsam belirlenimciliğin ilk savunucusu Yunan filozof Leukippus’tur. O hiçbir şeyin tesadüfen olmadığına ve her şeyin bir nedeni olduğuna inanmıştı. Platon ve Aristoteles de tam tersini düşünmüş ve özgur iradeye de yer vermişlerdi. Kilisenin de kabul ettiği göruş. Nihayetinde bu onların yararınaydı! Eğer insanların özgür iradesi varsa dünyada olan kotülüklerden artık Tanrı mesul tutulamazdı. Özgur iradeye sahip olduğumuz görüşü yıllarca hüküm sürdü, ta ki Newton ve bilimdeki gelişmeler ışığında belirlenimciliğe geri dönülene kadar. On dokuzuncu yüzyılın başlarında en önemli matematikçilerden biri olan Pierre-Simon Laplace evrenin temel
kanunlara itaat ettiğini gözlemledi. Ona göre bizler eğer bu
kanunları ile evrendeki her cismin ve parçacığın konumunu, hızını ve doğrultusunu bilirsek onun geçmiş ve geleceğini bilebiliriz; ama ancak bu elementler önceden tayin edilmiş ise. Bu da 'Laplace’in şeytanı’ olarak adlandırıldı: her şey önceden belirlenmiştir.”


Tanrı'nın Formulü - José Rodrigues dos Santos - Syf: 256, 258, 259, 260
Şaman Bayyurt
Dün 18:32

Odtü mba programı için istenen azami puanları karşıladığımız taktirde programa başlayamama nedenimiz ne ve neler olabilir?

Adaylar ALES ve CGPA (genel not ortalaması) puanlarına göre sıralanır ve en yüksekten aşağıya doğru kontenjan dolana kadar öğrenci alınır. Kontenjan her sene değişiyor. Ortalama ALES punaları 88, CGPA ise 4 üzerinden 3.16'ymış 2010'da. Eğer bu iki puanınız ya da biri bu değerlerden fazlaca düşükse nedeni budur. Minimum değer (ALES: 60 ve TOEFL PBT: 580 (TWE: 4.5) - CBT: 243 IBT: 92) sadece başvurunuzun kabulü için geçerli. Programa kabulünüz için puanlarınızla kontenjanın içinde kalmanız gerekli. Tabii şimdi ALES'im 95, ortalamam da 3.5, neden kabul görmedim diyorsanız. İşletme Bölümü öğrenci işleri sekreterini arayıp bilgi almanız yerinde olur.
Ömer K.
Dün 18:25

Bazen kendimi kesme ihtiyacı hissediyorum, sanki biraz kanım aksa rahatlayacağım. Hiç yapmadım, aslında lisede kendini jiletleyenleri de çok iğrenç bulurdum. Neden böyle bir şey hissediyor olabilirim?

Hocam şahsi kanaatim psikolojik tedaviyi sona sakla çünkü amiyane tabirle kafayı yemiş biri olarak kendini gormedigin halde o koltuğa oturduğun an kendini diğer bireylerle kiyasladigin zaman onlardan daha güçsüz küçük ve dipte bulmuş olacaksin anbean hicbir şeye gücün yetemeyecek kanısına varir ve kosullanirsin. Yalnız kalmamaya çalış . Bulundugun ortamda aktif olmaya çalış zevk alabileceğin aktiviteleri önceden kararlastirip onlara odaklan. Bir sonuç elde edilmemisse psikolojik destek almaya git ama o uzmanı çıldırt izdirap ol :)
Daha fazla göster

INPLOID NEDİR?


DAHA FAZLA BİLGİ
şifremi hatırlat
Sosyal hesaplar ile  Giriş Yapın