Bilmek istediğin her şeye ulaş

Yazılım Geliştirme Uzmanı Mehmet Turker inploid.com'da 0 soru sordu, 19 soru yanıtladı ve 6 takipçisi var.

Ekim 2015

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Javascript ile yazılmış bir uygulamanın kaynak kodlarını korumak mümkün müdür?

Ajax ile js fonksiyonlarını bir vt alanından data olarak kaydedip sonra çekebilir ve çalıştırabilirsin. Geriye vt güvenliğini sağlamak kalır. İlla kaynak dosya içinde bulunması gerekmez tüm kodun.
Ağustos 2015

Mehmet Turker bir yanıta alt yorum yaptı

Güzel yazı. Benim yıllarım bu saçma durumun yarattığı sıkıntılarla uğraşarak geçti. Sonuçta mesleği bilişim olmadığı halde bu sektöre "dalanlar" bir şekilde yarattıkları tahribatı bırakıp kaçabiliyorlar. Ama mesleği bilişim olan bizler bu işi yapmaya devam etmek durumundayız. Anlamak zor tabi, ustalık belgesi olmayana soğuk demircilik, bakkallık hatta sıhhi tesisatçılık yaptırmazlar. Dükkan açacağım, kubur temizleyeceğim desem benden diploma ve ustalık belgesi ister bu devlet. Ama IT firması kuracağım dendiğinde "sen kimsin?" diye soran yok.

Bu sektör bilinçli bir politika ile yıllardır açık işsizliği gizli işsizliğe çevirmek için kullanıldı. Yok canım işsiz, mesleksiz, eğitimsiz ve yeteneksiz değil. Bilgisayarcılık yapıyor işte. Ekmeğinin peşinde...

Ar-ge destekleri konusunda ise söyleyeceğim şu : Aslında yazılım temelli ar-ge çalışmaları yüksek maliyetli çalışmalar değildir. Dolayısı ile eğer sektör, devlet eliyle bu şekilde iğfal edilmiş olmasa zaten bizim gibi pek çok insan altta çarkı çevirecek bir iş kurabilir üstte de ar-ge yapabilir idi.

Yirmi sene boyunca, muhasebe, stok, bilanço, envanter,satış, kasa vs uygulamalarıyla uğraşmaktan sıtkı sıyrılmış biri olarak yazıyorum. Bu konularla gücüm buna yettiği veya çok memnun olduğum için uğraşmadım. Geçim temin etmek için bunlarla zaman/ömür harcadık.

Nihayet ar-ge yapmaya başladık. Dolayısı ile küçümsememek lazım durumu. Devlet yıllardır yarattığı tahribatı ödüyor diye düşünülmeli.
Size hiç üç ayaklı bir masa sattılar mı? Ya da kapısı olmayan bir buzdolabı? Penceresi olmayan bir ev? Lastiği olmayan araba? ...

Ya hasta çocuğunuzu, biraz daha ucuz olur diye mahalle "üfürükçüsüne" götürmeyi düşündünüz mü hiç?

Tüm bunlar yazılım dünyasında çok sık karşılaşılan olaylardır ve bilgilerinizin güvenliğini tehdit ettiği gibi, yaşanan sorunlardan ötürü müşteriniz gözündeki imajınızı yerle bir etme potansiyeline sahiptir.

Bu gibi örnekleri belki siz de yaşadınız; yazılımcınızın size vaad ettiklerini binbir gece hikayeleri gibi dinleyip, sonunda bedeninize uymayan elbiseyi zorla size satan hınzır tüccar gibi, size verilene razı olmak durumunda kaldığınız, olmayınca da katlandığınız onca maddi ve zaman külfetini çöpe atıp sil baştan yaptırmayı denediğiniz olmuştur, belki de. Belki de artık tövbeler edip, yeniden kağıt kaleme dönme kararı bile almış olabilirsiniz.

24

Lütfen biraz daha dikkat! Berberler odasından onaylı sertifika ve ustalık belgesi olmayan, eli makaslı berberin koltuğuna nasıl oturmak istemezseniz, sattığı şüpheli bir bakkaldan nasıl alışveriş yapmak istemezseniz, dijital varlığınızı emanet edeceğiniz, projelerinizi yaptıracağınız kişi ve kuruluşları seçerken de aynı hassasiyeti gösterin.

Çünkü bilginiz, kurumsal mahremiyetinizdir ve herkese emanet edilemez. Çünkü büyümenizin yolu, doğru tasarlanmış bilişim projelerine sahip olmanızdan geçer.

Bakmayın köşede bucakta mantar gibi açılan, denetimsiz bilgisayar dükkanlarına, mağazalarına. Daha birkaç yıl öncesine kadar Ticaret Odası'nda "nalbur" olarak geçen, halen ülkemiz için yeni bir sektördür, bilişim ve halen denetimsizdir. İnsanımız ise malum; biraz fazlaca müteşebbis ruhludur. Bu şartları fırsat bilerek manav dükkanını önce internet kafeye çevirir sonra ufak ufak "Format Atılır" yazılarına başlar camekanında.

Ölüyorum "Format atılır" yazısına: Ahvale tıbbiyeye döndürerek bir daha bakalım. Herhalde şöyle bir şey olurdu, bu şuursuz yazının izdüşümü: "Karnınız kesilir, dalağınız alınır". "Yahu niye kesip, niye alıyorsun? " diye soran yok ya, koşturur Mamçakoğlu edasıyla çakma yeniçeriler. Oysa bilseler, gereksiz ve yanlış sistem sıfırlamaların zararlarını. Alanın satanın çifte cehaletinin ucuz beklenti paydasında buluşmuşluğudur, bu durum.

Eee, su bayisinden dönme bilişimcilere yapılsın diye emanet edilen cihazların başına gelenlerden oluşan hikayeler elbette ciltler dolduracak romanlar olur. Kutsal damacanalardan ne bekliyordunuz, tabiki "abi bunları fazladan koymuşlar" deyip bir avuç ekipmanı iade edecek ya da nezle için gelip yoğun bakımdan ruhuna fatihalar okunacak hasta durumuna düşecek bilgisayarınız, kim bilir.

Arızalı bilgisayarınızı emanet edeceğiniz servisinizden, bir klavye alacağınız sağlayıcınıza, yazılımcınıza kadar her noktada güvenebileceğiniz liyakati sorgulayın. Bilişim, ticarete konu olmaktan çok öte bir alandır: Uzmanlık ve vasıflı birikim gerektirir, bir bilimi vardır.

Bu vahim tablo, tarafımca ne zaman bir yerlerde gündeme getirilse birileri "teşebbüs özgürlüğü" hikayelerine başlıyor. Düpedüz, çalınan minareye kılıf uydurma çabası. Teşebbüs özgürlüğü diye buyrun ordu kurun ya da muayenehane, eczane açın. Olmadı berber dükkanı ya da hiç olmazsa bakkal açın... Ne mümkün! Yapamazsınız, eğer liyakatiniz, ruhsatınız, ehliyetiniz yoksa ama ne hikmetse halen elini kolu sallayan her fırsatçının "bu işte para var" yanılgısıyla atlayıp, debelendikçe battıkları ve batırdıkları, canlar yaktıkları bir sektördür, bilişim sektörü. Halen sahipsiz, kuralsız, azılı kovboyların at koşturmasına müsait açıklıkta bir meydandır.

Ondan da çok güven telkin etmez halen bilişim sektörü. Bir banka yöneticisiyle sohbetim halen hatırımda: "Bilişim sektöründeyse birkaç kez düşünmek zorundayız kredi ya da POS cihazı bile verirken. Çünkü sirkülasyonun çok olduğu, hergün birilerinin işyeri açıp kapattığı, tabelaların inip kalktığı bir sektör... "

Tüm bu korsanların kirlettiklerini temizlemek de işimizin bir parçası oldu, korkarım. Müşterilerle ilk temasta "siz de onlardan mısınız, sözünde durmayıp, yapamayıp iki gün sonra kaybolacaklardan? " önyargısıyla bakan gözler görmeye bundandır, çok aşinayız. Neyseki birkaç ay sonra, bizi tanıdıkça endişelerinin yerini tümüyle güven alıyor.

Neden böyle kirli bir denizde yüzen balıklardan olalım? Bu soruyu, bu ülkenin üniversitelerinde okuyan, her an içiçe olduğum, mühendisliğinden programcılığına, robotik, bilişim ve bilgisayar bölümlerinde okuyan, pırıl pırıl gençlerine verdiğim söze binaen soruyorum. Onlara ufuk vermek, çalışacakları yerleri açmak, hayal güçlerini sonuna kadar desteklemek zorundayız. Bunlar da ancak talep makamının destekleriyle mümkün olabilecek ülkülerdir.

Aslı dururken emitasyonuna teveccüh ederek belki de şikayetçi olduğunuz durumların oluşmasında baş aktör sizlersiniz. Sağlıklı, aklı başında toplum elindeki satınalma gücünü bir destek aracı olarak kullanır, gelişigüzel sallayıp durmaz, sivrisinek gibi ucuz ve kokuşmuş şeyleri alarak heba etmez kaynaklarını. Asli sektöre de satınalmasıyla bir kaynak aktarır, güç verir bilişimin ülkemizde kök salması ve standartlarının gelişmesi için.

Aramızda kalsın, ülkemizdeki ar-ge desteği alan projelerin yüzde sekseninin çöpe gittiğini söylüyor, istatistikler. Neden? Çünkü bir kısmımız hala bilişimi bilmiyor, bilimi arzulamıyor ve tüy bitmemiş yetimin hakkının kamu eliyle dönüştürülerek verilen desteği, suistimal edilecek bir deniz olarak görüyor da ondan...

Siz desteklemezseniz, biz desteklemezsek kim kalkındıracak bilim ruhunu, bilişim tabanlı teknoloji üretimini bu ülkede? Nasıl adam gibi bağımsız olacak bu ülke, eğer bilimsel, teknolojik bağımsızlığını elde etmezse? Kurumsal olarak, 25 yıldır aldığımız ve verdiğimiz her solukta bu dava var ama aynı zamanda gördüğümüz duyarsızlık. Oysa her köşede "bu memleket adam olmaz" diye lafa başlayıp ayak üstü milliyetçilik, vatan ve Sakarya hikayelerini peşi sıra sıralayanımız; laf ile filolar dolusu peynir gemisi yürütenimiz çoktur bizim.

Yarım doktor candan, yarım imam imandan ederken yarım bilişimci sizi kayden bitirebilir, tanımsız yapabilir, ticari arenadan silebilir, itibarınızı yok edebilir, yanlış yöne sevk ederek iflasın eşiğine giterebilir, mahrem bilgilerinizi güvenliksiz bir şekilde herkesin eline geçer hale getirebilir... Sizi formatlayabilir!

Unutmayın, her geçen gün sanallaşıyoruz: Bugün yirmi yıl öncesine göre daha az evrak dolabı var şirketlerde ve resmi dairelerde. E-devlet projelerimizi yeşertmeye çalışıyoruz. E-şirket, e-kurum olmaya çalışıyoruz. Bilgilerimizi gözle göremediğimiz, elle tutamadığımız, algılaması güç olan sanal ortamlara ve teknolojilere havale ediyoruz. Güvenliğimiz için güvenilir insanlarla çalışmamız gerekiyor, ehliyetli güvenilir insanların ve çalıştıkları kurumların yetişmesi için de onları desteklememiz.

Her şeyin her an iyi gideceği düşüncesine kapılma yanılgısına düşüyoruz, genellikle. Oysa bir mikrobun heybetli bir vücudu tuş etmesinin mümkün olduğu gibi, bir sanal virüsün, casusun, güvenlik açığının, hatalı tasarımın küçük bir e-saldırı durumunda vereceği zararı, yok ediciliği düşünün. Toplu tüfekli, tanklı savaşlar dünyanın ilkel gözle bakan bir kesiminde devam ediyor sadece. "Muassır" denilen diğerleri çoktan dijital savaş hazırlıklarını yaptılar bile. Sanayi casusluğu sıradan bir vaka gibi yaşanıyor dijital dünyada. Böyle bir saldırı karşısında başı "E-" ile başlayan, ister bir şirket ister bir devlet olun, varlığınızı nasıl koruyabilirsiniz?

Lütfen dikkat: Yazılım ve bilişim projeleri uzmanların işidir, "üfürükçülerin" değil.
Cem TURAN

Makale orjinali: turancem.blogspot.com.tr/2014/10/yarim-. . .
Ağustos 2015

Mehmet Turker  bu yazıyı beğendi:

YARIM DOKTOR CANDAN, YARIM İMAM İMANDAN EDER. YA YARIM BİLİŞİMCİ?

Size hiç üç ayaklı bir masa sattılar mı? Ya da kapısı olmayan bir buzdolabı? Penceresi olmayan bir ev? Lastiği olmayan araba? ...

Ya hasta çocuğunuzu, biraz daha ucuz olur diye mahalle "üfürükçüsüne" götürmeyi düşündünüz mü hiç?

Tüm bunlar yazılım dünyasında çok sık karşılaşılan olaylardır ve bilgilerinizin güvenliğini tehdit ettiği gibi, yaşanan sorunlardan ötürü müşteriniz gözündeki imajınızı yerle bir etme potansiyeline sahiptir.

Bu gibi örnekleri belki siz de yaşadınız; yazılımcınızın size vaad ettiklerini binbir gece hikayeleri gibi dinleyip, sonunda bedeninize uymayan elbiseyi zorla size satan hınzır tüccar gibi, size verilene razı olmak durumunda kaldığınız, olmayınca da katlandığınız onca maddi ve zaman külfetini çöpe atıp sil baştan yaptırmayı denediğiniz olmuştur, belki de. Belki de artık tövbeler edip, yeniden kağıt kaleme dönme kararı bile almış olabilirsiniz.

24

Lütfen biraz daha dikkat! Berberler odasından onaylı sertifika ve ustalık belgesi olmayan, eli makaslı berberin koltuğuna nasıl oturmak istemezseniz, sattığı şüpheli bir bakkaldan nasıl alışveriş yapmak istemezseniz, dijital varlığınızı emanet edeceğiniz, projelerinizi yaptıracağınız kişi ve kuruluşları seçerken de aynı hassasiyeti gösterin.

Çünkü bilginiz, kurumsal mahremiyetinizdir ve herkese emanet edilemez. Çünkü büyümenizin yolu, doğru tasarlanmış bilişim projelerine sahip olmanızdan geçer.

Bakmayın köşede bucakta mantar gibi açılan, denetimsiz bilgisayar dükkanlarına, mağazalarına. Daha birkaç yıl öncesine kadar Ticaret Odası'nda "nalbur" olarak geçen, halen ülkemiz için yeni bir sektördür, bilişim ve halen denetimsizdir. İnsanımız ise malum; biraz fazlaca müteşebbis ruhludur. Bu şartları fırsat bilerek manav dükkanını önce internet kafeye çevirir sonra ufak ufak "Format Atılır" yazılarına başlar camekanında.

Ölüyorum "Format atılır" yazısına: Ahvale tıbbiyeye döndürerek bir daha bakalım. Herhalde şöyle bir şey olurdu, bu şuursuz yazının izdüşümü: "Karnınız kesilir, dalağınız alınır". "Yahu niye kesip, niye alıyorsun? " diye soran yok ya, koşturur Mamçakoğlu edasıyla çakma yeniçeriler. Oysa bilseler, gereksiz ve yanlış sistem sıfırlamaların zararlarını. Alanın satanın çifte cehaletinin ucuz beklenti paydasında buluşmuşluğudur, bu durum.

Eee, su bayisinden dönme bilişimcilere yapılsın diye emanet edilen cihazların başına gelenlerden oluşan hikayeler elbette ciltler dolduracak romanlar olur. Kutsal damacanalardan ne bekliyordunuz, tabiki "abi bunları fazladan koymuşlar" deyip bir avuç ekipmanı iade edecek ya da nezle için gelip yoğun bakımdan ruhuna fatihalar okunacak hasta durumuna düşecek bilgisayarınız, kim bilir.

Arızalı bilgisayarınızı emanet edeceğiniz servisinizden, bir klavye alacağınız sağlayıcınıza, yazılımcınıza kadar her noktada güvenebileceğiniz liyakati sorgulayın. Bilişim, ticarete konu olmaktan çok öte bir alandır: Uzmanlık ve vasıflı birikim gerektirir, bir bilimi vardır.

Bu vahim tablo, tarafımca ne zaman bir yerlerde gündeme getirilse birileri "teşebbüs özgürlüğü" hikayelerine başlıyor. Düpedüz, çalınan minareye kılıf uydurma çabası. Teşebbüs özgürlüğü diye buyrun ordu kurun ya da muayenehane, eczane açın. Olmadı berber dükkanı ya da hiç olmazsa bakkal açın... Ne mümkün! Yapamazsınız, eğer liyakatiniz, ruhsatınız, ehliyetiniz yoksa ama ne hikmetse halen elini kolu sallayan her fırsatçının "bu işte para var" yanılgısıyla atlayıp, debelendikçe battıkları ve batırdıkları, canlar yaktıkları bir sektördür, bilişim sektörü. Halen sahipsiz, kuralsız, azılı kovboyların at koşturmasına müsait açıklıkta bir meydandır.

Ondan da çok güven telkin etmez halen bilişim sektörü. Bir banka yöneticisiyle sohbetim halen hatırımda: "Bilişim sektöründeyse birkaç kez düşünmek zorundayız kredi ya da POS cihazı bile verirken. Çünkü sirkülasyonun çok olduğu, hergün birilerinin işyeri açıp kapattığı, tabelaların inip kalktığı bir sektör... "

Tüm bu korsanların kirlettiklerini temizlemek de işimizin bir parçası oldu, korkarım. Müşterilerle ilk temasta "siz de onlardan mısınız, sözünde durmayıp, yapamayıp iki gün sonra kaybolacaklardan? " önyargısıyla bakan gözler görmeye bundandır, çok aşinayız. Neyseki birkaç ay sonra, bizi tanıdıkça endişelerinin yerini tümüyle güven alıyor.

Neden böyle kirli bir denizde yüzen balıklardan olalım? Bu soruyu, bu ülkenin üniversitelerinde okuyan, her an içiçe olduğum, mühendisliğinden programcılığına, robotik, bilişim ve bilgisayar bölümlerinde okuyan, pırıl pırıl gençlerine verdiğim söze binaen soruyorum. Onlara ufuk vermek, çalışacakları yerleri açmak, hayal güçlerini sonuna kadar desteklemek zorundayız. Bunlar da ancak talep makamının destekleriyle mümkün olabilecek ülkülerdir.

Aslı dururken emitasyonuna teveccüh ederek belki de şikayetçi olduğunuz durumların oluşmasında baş aktör sizlersiniz. Sağlıklı, aklı başında toplum elindeki satınalma gücünü bir destek aracı olarak kullanır, gelişigüzel sallayıp durmaz, sivrisinek gibi ucuz ve kokuşmuş şeyleri alarak heba etmez kaynaklarını. Asli sektöre de satınalmasıyla bir kaynak aktarır, güç verir bilişimin ülkemizde kök salması ve standartlarının gelişmesi için.

Aramızda kalsın, ülkemizdeki ar-ge desteği alan projelerin yüzde sekseninin çöpe gittiğini söylüyor, istatistikler. Neden? Çünkü bir kısmımız hala bilişimi bilmiyor, bilimi arzulamıyor ve tüy bitmemiş yetimin hakkının kamu eliyle dönüştürülerek verilen desteği, suistimal edilecek bir deniz olarak görüyor da ondan...

Siz desteklemezseniz, biz desteklemezsek kim kalkındıracak bilim ruhunu, bilişim tabanlı teknoloji üretimini bu ülkede? Nasıl adam gibi bağımsız olacak bu ülke, eğer bilimsel, teknolojik bağımsızlığını elde etmezse? Kurumsal olarak, 25 yıldır aldığımız ve verdiğimiz her solukta bu dava var ama aynı zamanda gördüğümüz duyarsızlık. Oysa her köşede "bu memleket adam olmaz" diye lafa başlayıp ayak üstü milliyetçilik, vatan ve Sakarya hikayelerini peşi sıra sıralayanımız; laf ile filolar dolusu peynir gemisi yürütenimiz çoktur bizim.

Yarım doktor candan, yarım imam imandan ederken yarım bilişimci sizi kayden bitirebilir, tanımsız yapabilir, ticari arenadan silebilir, itibarınızı yok edebilir, yanlış yöne sevk ederek iflasın eşiğine giterebilir, mahrem bilgilerinizi güvenliksiz bir şekilde herkesin eline geçer hale getirebilir... Sizi formatlayabilir!

Unutmayın, her geçen gün sanallaşıyoruz: Bugün yirmi yıl öncesine göre daha az evrak dolabı var şirketlerde ve resmi dairelerde. E-devlet projelerimizi yeşertmeye çalışıyoruz. E-şirket, e-kurum olmaya çalışıyoruz. Bilgilerimizi gözle göremediğimiz, elle tutamadığımız, algılaması güç olan sanal ortamlara ve teknolojilere havale ediyoruz. Güvenliğimiz için güvenilir insanlarla çalışmamız gerekiyor, ehliyetli güvenilir insanların ve çalıştıkları kurumların yetişmesi için de onları desteklememiz.

Her şeyin her an iyi gideceği düşüncesine kapılma yanılgısına düşüyoruz, genellikle. Oysa bir mikrobun heybetli bir vücudu tuş etmesinin mümkün olduğu gibi, bir sanal virüsün, casusun, güvenlik açığının, hatalı tasarımın küçük bir e-saldırı durumunda vereceği zararı, yok ediciliği düşünün. Toplu tüfekli, tanklı savaşlar dünyanın ilkel gözle bakan bir kesiminde devam ediyor sadece. "Muassır" denilen diğerleri çoktan dijital savaş hazırlıklarını yaptılar bile. Sanayi casusluğu sıradan bir vaka gibi yaşanıyor dijital dünyada. Böyle bir saldırı karşısında başı "E-" ile başlayan, ister bir şirket ister bir devlet olun, varlığınızı nasıl koruyabilirsiniz?

Lütfen dikkat: Yazılım ve bilişim projeleri uzmanların işidir, "üfürükçülerin" değil.
Cem TURAN

Makale orjinali: turancem.blogspot.com.tr/2014/10/yarim-. . .
Ağustos 2015

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Wifi üzerinden internet depolanabilir mi?

Kota kırık bardaktaki su gibidir.
İçsen de tükenir, içmesen de :)
Mart 2015

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Yazılımcıların ömrü (kod aramakla, hata aramakla, çözüm aramakla) hep aramakla mı geçer? Yoksa ben mi beceremiyorum bu işi. Ne dersiniz?

İnsanlar ikiye ayrılır,
1. Bildiğini sananlar
2. Bilmediğini bilenler
Yani aslında kimse hiç bir şey bilmez. (Sokrates : Tek bildiğim hiç bir şey bilmediğimdir.)
Yazılım işine başlamak, hiç bir b.. K bilmediğini anlamanın en kestirme yoludur. Yazılımcı olmak istiyorsan, ömür boyu çömez-öğrenci kalmayı becerebilmen lazımdır.
Mart 2015

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Java'daki 'void' nedir ve ne işe yarar? Return metotlarında return etmek, döndürmekten kasıt nedir?

Bu konuyu tam anlayabilmek için fonksiyon ve prosedür arasındaki farkı bilmek gerekir.

Basitçe;
Prosedür (Procedure) : Bir takım işlemler yapan ancak değer döndürmeyen alt yordamı kasteder
Fonksiyon (Function) : Yine bir takım işlemler yapan ancak bir değer döndüren alt yordamları ifade eder.

C orta düzeyli bir dil olduğu için, çoğu dilde bulunan fonksiyon prosedür ayrımı ihmal edilmiştir. C dilinde bütün fonksiyon ve prosedürlerin kalıbı aynıdır. Ancak değer döndürmeyen bir fonksiyon tanımlayacağın zaman fonksiyonun döndürdüğü değer tipini belirlen tip cast yerine "void" ifadesini kullanırsın. Eğer tanımladığı bir fonksiyonsa, yani değer döndüren bir alt yordam ise o zaman da fonksiyonun döndüreceği değeri işlem sonunda "return" ifadesi ile yüklersin.

Yani:

void prosedur_1() {
//Bu bir prosedürdür. Burada işlemler yapılır ama sonuçta
// döndürülebilen bir değer oluşmaz.
}int fonksiyon_1() {
//Bu bir fonksiyondur. Burada bir işlem yapılır ve bir değer döndürülür
int dondurulecek_deger=10;
return dondurulecek_deger;
}

gibi.
Halbuki pascal/delphi, basic gibi sözdizimleri (syntax leri) kuralcı dillerde ise bu ayrım vardır :

Function fonksiyonum(param1: integer) : ingeter;
beginvarDondurulecek_Sonuc : Integer;
Dondurulecek_Sonuc : =10;
fonksiyonum : = Dondurulecek_Sonuc;
end;
Procedure presedurum(param1: integer) ;
begin...end;

yukarıda görebileceğin gibi, bu dillerde "return" gibi genel bir ifade kullanmazsın, alt yordamın tipini (fonksiyon mu yoksa prosedür mü olduğunu) baştan belirttiğin için değer döndürmek için doğrudan yordamın kendi adını kullanırsın.
Mart 2015

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Yazılımcılar bilgilerini üniversitede mi öğrenir, yoksa farklı yerlerde elde ettikleri tecrübelerle mi?

Hangi açıdan baktığınıza bağlı.

Bir mesleğin "zaanatını" yapmak başka bir şeydir, bilimi, felsefesi ile uğraşmak başka bir şeydir. Çok iyi hukuk bilebilirsiniz, ama bu sizi avukat yapmaz. Ya da bazı hastalıkların nasıl tedavi edileceğini bilmek doktor yapmaz.

Çok iyi program yazmak ta insanı bilgisayar-bilimcisi yapmaz.

Elbette her üniversite mezunu iyi yazılımcı olacak diye bir şey yok. (Ki zaten biliyorsunuz üniversitelerimiz/ösym/yök öğrenci seçiminde kesinlikle ilgi ve yetenek kriterlerini gözetmez) Ama bu işler de klasifiye edilmezse, her önüne gelenin hiç bir eşik olmadan girip çıkabildiği bir alan haline getirilirse mesleğin kalitesi düşer ve önemli (hatta günümüzde ki en önemli sektör) mahvedilir.

Şu şekilde sorayım, ne demek istediğim daha açık anlaşılsın : Doktorluk her önüne gelen yetenekli ama eğitimsiz insan tarafından yapılabilseydi, ülkenin en zeki çocuklarının doktor olabilmek için bir hevesi kalır mıydı? Öyle olsa, eğitimi ve seneler süren zor-meşakkatli meslek için adam bulabilir miydik? Sağlık sektörü ne hale gelirdi?

Aktarlık ta saygın bir meslektir ama aktar ile eczacı arasında fark yok mudur?

Ya da başka bir örnek daha vereyim : AB uyum yasaları gereği (yani Avrupada da bu işler böyle) en azından "Ustalık belgeniz" yoksa, elektrikçilik, tamircilik, berberlik, bakkallık, hatta sıhhı tesisatçılık bile yapamazsınız. Yani Bu ülkede elinizde belge yoksa insana kubur temizletmezler ! Doğrusu da budur.

IT işi sizce sıhhı tesisatçılıktan kadar değerli bir iş değil midir?

Bir işin sanatıyla-zanaatiyle elde edilen finansmanın o işin bilimi-felsefesi yapılırken kullanılması lazım.

Yoksa IOS 'u geliştirmiş olmakla değil, IOS 'üzerinde yine IOS geliştiricilerinin ürettiği case araçlarını kullanarak çok iyi IOS programı yapabiliyor olmakla övünür dururuz. Elbette bu da beceridir yetenektir. Ha bu kadar beceri de bize yeter diyorsanız devam edin.
Şubat 2015

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Window.print() metodu ile sayfanın görünmeyen kısımları da dahil tamamı nasıl yazdırılabilir?

Yanlışınız var. o method sayfanın tamamını yazdırır. Başka bir sorun sebebiyle yazdıramıyorsunuzdur. Aşağıdaki sayfayı inceleyebilirsiniz :
Şubat 2015

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Mikro-denetleyici programlama nedir?

1. Mikrodenetleyici programlama, uC (emikrodenetleyiciler) için program yazmak demektir. Her uC kendi komut setine sahip (ya da ait olduğu ailenin komut setini kullanan) ve üzerindeki ROM (genelde EEPROM veya FLASH ROM) üzerine kaydedilen programı işleten, konfigürasyona göre de bir takım çevre birimlerini on-chip olarak (mesela USB modülü veya USART modülü ya da PWM jeneratörü gibi) üzerinde taşıyan çiplerdir. Bu çipler için program geliştirmeye de uC programlama denir.

Vardı yoktu, hayaldi-gerçekti nasıl bir tartışma bu böyle?

2. O yazıda : "Microcontroller Programları, chip üzerinde yer alan belleğe sığmalıdır .... " diyor. Bu cümleden nasıl "Microcontroller Programı" diye bir şeyin olmadığı sonucuna vardınız anlayamadım?

Var ki bir büyüklük oluşturuyor, yer kaplıyor,
yer kaplıyor ki bir yerlere sığmasından bahsediliyor :)

3. Asıl "Microcontrolerler için yazılmış program vardır" demek saçmadır. Bir kod yazacaksınız tüm (veya çoğu) uC 'de çalışacak demektir bu.
Tam aksine uC için program yazdığınızda sadece tek bir uC 'yi hedef alırsınız. O chip'in en yakın aile üyesinde bir yazdığınız kod genelde çalışmaz (nadiren çalışır). Çünkü her uC üzerindeki konfigürasyon farklıdır. Kaldı ki ayrı seriden bir uC üzerinde aynı derlenmiş kodu çalıştırmanın imkanı kesinlikle yoktur. Yani ATMEL veya PIC için geliştirdiğiniz kodu ARM üzerinde çalıştırmanızın imkanı zaten kesinlikle yoktur hatta PIC18 için yazdığınız bir kodu bile PIC24 üzerinde çalıştıramazsınız. Her uC için ayrı program geliştirmek ve derlemek gerekir.

Zaten "yüksek düzeyli diller" (C, Basic, hatta ASM, pascal vs) ve "işletim sistemleri" bu ihtiyaçtan doğmuştur. Yani insanlar her uC (microcontroller) veya uP (microprocesser) yi ayrı ayrı öğrenmek zorunda kalmasınlar;
Belli yüksek düzeyli diller yaratalım: Derleyiciler veya yorumlayıcılar, bu dillerde yazılan kodları alsın hedef işlemciye uygun şekle (object code) çevirip çalıştırsın,
İşletim sistemleri yaratalım : insanlar program yazarken donanımdan bağımsız olarak kullanabilsin diye. (mesela program yazarken makinadaki diskin SATA mı yoksa IDE mi yoksa SCSI mi olduğunu düşünmeyin diye)

Ama belli ki , Seviye yükseldikçe ve CASE araçları geliştikçe donanım ile, makina ile bağı kopmuş bir "programcı nesli" yetişmiş :)
Ocak 2015

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Elimde şöyle bir tablom var (id, alanadı). Bu tablodaki veriler (marka1, marka2) alanadı kısmında virgül ile eklemeler yaptırıyorum ancak listelerken dropdownlist içinde bunlar tek satırda geliyor. Ben virgülden sonra alt satıra geçsin istiyorum. Bunu nasıl yapa bilirim?

Benim gördüğüm şu: Senin " veri yapıları" ve algoritmalar konusunda biraz kitap okuman gerekiyor. Yoksa bu problemin senin hayal gücüne kalmış yüzlerce çözümü var. Yazılım sanatının güzelliği de burada zaten. Ama sen her karşılaştığın probleme kalıp çözümler ararsan işin zor. Veri yapıları artık ders olarak bile okutulmuyor sanırım.
Ekim 2014

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Programlama öğrenmenin bize yararları ne olabilir?

Bundan bir önceki soru : Sen kimsin, ne olmak veya yapmak istiyorsun :)
Eylül 2014

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Ajax işlemlerinde server'a gönderilen form datası neden serialize edilir?

. Serialize jquery nin fonksiyonudur. Javascrpit fonksiyon parametresi olarak basit veri tiplerini kullanabilir. Dolayisi ile html form alanlarini . Serialize ile string e cevirmek gerekir. Yuzlerce yazilimcinin gelistirdigi "gelistirme" ortamlari icin ha bire tip donusumu yordamlari ile ugrasmak kacinilmazdir.
Ağustos 2012

Mehmet Turker bir yanıt verdi.

Yazılıma patent verilmesi hakkında görüşleriniz nedir?

Bence yazılım çok geniş bir konu olduğu için "patent" kapsamı yanlış değerlendiriliyor.

Yasada patent alınamayacak şeyler olarak " Problem veya sistem analizi, program akış planı, kodlama aşamaları " gibi bir çerçeve çizilmiş. Bence zaten programlamanın bu kısmı, işin sanat kısmı. Bu konularla ilgili olarak da 5846 sayılı yasa ile -yetersiz de olsa- bazı korumalar sağlanıyor.


Ancak, mesela C# da geliştirdiğiniz bir kodun neresine patent alacaksınız? Yenilik yok ki. Kuralları zaten konulmuş, geliştirme ortamı piyasada satılan bir araçta bir şeyler yazmışsınız. En fazla ne yeniliği yapabilirsiniz?
Ya da şöyle düşünün yazılıma doğrudan patent verilse idi, mesela bir "cari hesap takip programı" geliştirip TPE'nin kapısını ilk çalan, tüm ülkenin tekel "cari hesap programı" satıcısı olurdu.

Patent ya da faydalı model biraz ayrı bir konu. Yukarıda sayılan kapsam içinde mesela "matematiksel model" hiç sayılmamış. Yani siz bir sıralama algoritması için yeni bir matematiksel model geliştirebiliyorsanız bunun patentini almak için herhangi bir engel yok. Ya da ne bileyim yeni bir CASE aracı ya da bir programlama dili geliştirebiliyorsanız bunun patentini almakta da herhangi bir engel yok. Embed uygulamalar konusunda patent almanın daha kolay olması da bu sebeple. Yani bir embed uygulama üzerinde kullandığınız yazılım ne kadar basit olursa olsun, tüm sistemin mütemmim cüz'ü (ayrılmaz parçası) olacağı için patentin kapsamına giriyor. Ancak tabi ki embed uygulamanın kendisinin yenilik getirmesi gerekiyor.

Daha Fazla