Bilmek istediğin her şeye ulaş

Bilmekten hissetmeye doğru bitmeyen bir yolculuk... yolculuk yazıları: birazpsikoloji.blogspot.com.tr

Nisan 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Olgun bayanlardan hoşlanıyorum ve yaşım 24. Bu bir sapıklık mıdır?

Dsm tanı kriterlerine göre cinsel sapkınlıklar kategorisinde olgun kadınlara ilgi duymak yoktur merak etmeyin. Bu bir sapkınlık değil. Ama olgun kadınlardan hoşlanmanızın bir anlamı olmalı. Bu olgunluk anne babanne figürleri olan kadınlar şeklindeyse ve bu durumdan rahatsızsanız terapiyle beraber sebeplerini bulabilirsiniz.
Mart 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Şubat 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Ruhsal hastalıklarda duanın tedavi edici etkisi var mıdır?

Öncelikle ruhsal hastalıktan kasıt ne onu bilmek lazım. Bu bizim pek kullanmadığımız bi tanımlama, havada kaldı zihnimde. Ama genel olarak şunları söyleyebilirim; dua kısmını bilemem ama iyileşeceğine inanmanın, bunu istemenin etkisi vardır. Dua dini sembolize eder, duanın tedavi edici etkisi diye yaklaşırsak Tanrı inancı olmayan insanlar daha geç iyileşir ya da iyileşmez gibi bir önerme çıkması lazım. Bu da ölçülebilir bi önerme değil, onun için konuya tedaviyi isteme ve inanma şeklinde yaklaşırsak daha sağlıklı olur.
Şubat 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Ruhbilimsel testlerin doğruluğuna inanıyor musunuz? Farklı zamanlarda yapılacak aynı testin farklı sonuçlar verebileceği kanısındayım. Bu testler nasıl daha kararlı duruma getirilebilir?

Rorschach, cat, tat, mmpi gibi psikodinamik yorumlamaları yapılan testlerin uzmanlar tarafından yapıldığı taktirde doğruluğuna inanıyorum çünkü sadece rorschach mürekkep testini uygulamak için dahi iki yıl eğitim almanız gerekmekte. Bununla beraber farklı zamanlarda yapılan testler farklı sonuçlar verebilir, bu testin güvenilirlik ölçütü değildir, nasıl ki kişilik örgütlenmemizdeki aksaklıklar terapilerle değişebiliyorsa, yani biz değişiyorsak test sonuçlarımızın da değişmesi gerekmektedir.
Ocak 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Nerede, ne zaman ve ne yaptığını sosyal paylaşım sitelerinde paylaşmak insanları neden rahatsız etmiyor?

Birileri onu gördüğünde varlıklarını hissedebiliyorlardır belki. Bilemeyiz sebebini, herkes için farklı bir dinamik söz konusu. Bu da benim zihnime ilk gelen sebep, bazı insanlar için geçerli olabilir ama genelleme yapmak mümkün değil.
Ocak 2016

Merve AdıgüzelMerve Sarılan kişisini takip etmeye başladı

Merve Sarılan, Çalışma Ekonomisi, @mervesarilan

Ocak 2016

Merve Adıgüzel  bu yazıyı beğendi:

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -2-

Bir önceki yazımda giriş yaptığım derlemeye geçtiğimiz hafta okuduğum ve oldukça ilginç bilgilerin olduğu toplumların kişilik bozukluğundaki rolü ve bu rahatsızlıklara göre konumunu da kısaca özetleyebilecek Japon kültürünü inceleyen yazıdan bazı alıntıları buraya aktarmak istedim. Konunun ilgimi çekmesinin bir diğer nedeni de Japonların bizim kültürümüze olan yakınlığıdır. Bu noktadan itibaren kitapta önemli gördüğüm noktaları aşağıya alıntılıyorum.

(... )
"Ruth Benedict (1946), Japon çocuk yetiştirme geleneğini, annenin çocuğun çocuksu narsisizmini ve benmerkezciliğini 5-6 yaşına dek ödüllendirdiği ve hoş gördüğü, ileri derecede çocuk merkezli bir yöntem olarak tanımlamıştı. Bu yaşlara gelindiğinde de, anne çocuğu sosyalleştirmek adına davranışını ters çeviriyor ve utanç hissini de çocuğu, çocuksu büyüklenmeci narsisiminin dışavurumunu kontrol etmesi için kullanıyor. "

(... )
"Bu yüzden Japon kültürünün kilit duygulanımı ve kişinin büyüklenmeciliği ve narsisizmini diğer insanlara dolaylı ve gizli hareketlerle ifade etmesi de Japon davranışının kilit davranışı haline gelmiş. Diğer bir deyişle, büyüklenmecilik ve benmerkezcilik doğrudan ve açıkça değil, ancak başka insanlar ve gruplar aracılığı ile ifade edilebiliyor. Gizli ya da Kapalı Narsisistik Kişilik Bozukluğu diyoruz biz buna"

Yazar şimdi, bu paragraftan itibaren, düşünceleri ile Japonların kendi kültürüne ait olan Amae'ye eğiliyor ve kendi çıkarımları ile bunu örtüştürmeye çalışıyor.

(... )
"Doi (1977) tarafından geliştirilen Amae teorisinin özü, Japon bireyinin, kendisini ve duygularını yönetebilecek seviyede bağımsızlık geliştirmesinin beklenmediğidir. Bunun yerine içruhsal dengesini korumak için hayatındaki diğer insanlarla (aile, gruplar, devlet, vs.) olan ilişkilerine dayanmayı sürdürür. Yani, nesne ilişkileri açısından kendi içsel sıkıntısını rahatlatmak için başkalarıyla kuracağı bir kaynaşma peşindedir. "

(... )
"Büyüklenmeci kendiliğin tatmin sağladığı asıl yol, ifade etmek istediklerini görünürde grup değerleri için feda ettiği bu nesne temsilinden geçer. Grup da o zaman, bu fedakarlığı idealleştirerek gerekli olan narsisistik tatmini sağlar. Bu model, birey ve aile, toplum, devlet, vs. arasında olduğu kadar, iki kişi arasındaki etkileşim için de geçerlidir. İlk modele verilebilecek en iyi örneklerden biri de, kendisini devlet (içsel nesne) için feda ederek zafer (idealleştirme) kazanan kamikaze pilotu örneğidir. "

(... )
"Büyüklenmeciliğin ifadesinin kontrolünün asıl metodu utanç olduğundan, Japonlar normal Batılı, sağlıklı, kendinden emin olma durumunu narsisistik, büyüklenemci, kaba, boş, vs. olarak yorumlar. Batılı, narsisistik değil bağımsız bir şekilde kendini ifade ediyordur, ama Japonların narsisistik olarak yorumladığı bağımsız kendilik ifadeleri için bir modelleri yoktur; çünkü bu utançtan duyulan korkmayı tetikler ki Japonlar için bu kabul edilemez bir şeydir. "

(... )
"Bir Batılı ile Japon barda birlikte içki içiyorlarsa ve Batılı olan kişi yorgun hissediyorsa, açıkça ve doğrudan, 'Bu gece bana yetti, eve gitmeye ne dersin?' diye sorardı. Japon için bu kabullenilemez bir ifadedir. Eğer yorgun hisseden ve eve gitmek isteyen kişi Japon olsaydı, şöyle derdi: 'Yorgun musun? Eve gitmek ister misin?'. Bu, karşısındakine (nesneye) asıl yorgun olanın ve eve gitmek isteyenin kendisi olduğunu ifade etme şeklidir. Bunu doğrudan yapamaz. Karşısındaki Batılı'nın da bunu algılaması ve 'Evet yorgunum. Eve gidelim.' diye karşılık vermesi beklenir."

(... )
"Bu seviyede sabitlenmiş gelişimden beklenebileceği gibi, Japon insanları mantıktan ziyade sezgilerine dayanarak hareket ederler ve nesnel olarak neyin doğru ya da yanlış olduğuyla değil, bir ilişki ya da amaca ne iyi gelecekse onunla motive olurlar." :)

(...)
"Çocuksu büyüklenmecilik ve narsisimi, zamanı dışında ödüllendiren ve sonra da ona saldırarak çocuğunun bir zamanlar cesaretlendirdiği her davranışından utanç duymasına sebep olan anne, aslında çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını kötüye kullanıyor demektir. Erkek Japon çocuğun bu onur kırıcı ve acı durumun bir daha tekrar etmesine asla izin vermeyeceği bir konuma geldiğinden şüpheleniyorum. Kendisinin bir kadına duygusal olarak ilgili ve bağlı olmasına bir daha asla izin vermeyecek. Bu bakış açısı sonradan toplumun geneline yaygınlaşır. Erkekler, anneleriyle yaşadıkları kötüye kullanılma ve utanç duygularını yeniden yaşamaktan korktukları için kadınlarla duygusal ilişkilere girmezler ve bu yüzden de, aile ve geleneksel değerleri yaşatan, ama ebeveynler arasında duygusal ilişki olmayan bir toplum düzenlerler."

(...)
"Sırası gelmişken Japon balad şarkılarındaki ana temanın yalnızlık olduğunu da belirtelim. Kadınlar da ihtiyacını duydukları tatmini, kendilerini çocuklarına ve evlerine adamakta bulurlar."


(... )
"Japon toplumu çocukların ebeveynlerini kötüye kullanmalarından çok endişeleniyor. Ebeveynler, Amae psikolojisine göre, kendilerini feda ediyorlar ve çocuklarının suçluluk duyarak ebeveynlerinin isteklerini yerine getirip onların narsisistik kendiliklerini tatmin etmelerini bekliyorlar. Batılılaşma etkisi altındaki çocuklar da ebeveynlerinin davranışının anlamını kabul etmek istemiyor. "

Bunlar yazar James F. Masterson'ın Japon kültüründeki bu toplumsal problem tanımlaması ile ilgili kendi tespitleri ve buraya yazdığımdan çok daha fazlası kitabında mevcut. Ben daha çok bizim toplumumuzda da gözlemlediğim bazı kısımları buraya ekleyerek üzerinde düşünülebilecek bir olguya dikkat çekmek istedim. Bir sonraki yazımda kaldığım yerden devam ederek, Kişilk Bozuklukları ve Toplumsal Düzen üzerine yazmaya devam edeceğim.
Ocak 2016

Merve Adıgüzel  bu yazıyı beğendi:

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -3- (Narsisizm)

Bu yazıda kişilik bozukluklarının bazıları ile ortak belirtilere sahip ancak ayırt edilebilirliği daha fazla olan Narsistik Kişilik Bozukluğu'ndan bahsedeceğim. Freud'un temel tanımlamalarının üzerine bir çok kuram ortaya atılmış olmasına rağmen artık neredeyse herkesin hemfikir olduğu şekilde, tüm kişilik bozuklukları gibi bu da, çocukluk yıllarındaki yanlış ebeveyn ve çevre tutumlarından kaynaklanmaktadır (genetik faktörler ile ilgili çalışmalar da mevcuttur). Önce literatürdeki bazı çalışmalara bir göz atalım.

2401

Karen Horney'e göre narsistik kişiler; diğer insanlarla olan duygusal bağlantıları çok zayıf ve sevme kapasitesini yitirmiş olmanın boşluğunu yaşayan kişilerdir. Nemiah (1961) narsistik kişilik bozukluğu olan kişilerin beğenilmek için doymak bilmez bir arzu duyduklarını belirtmiş, ayrıca gerçekçi olmayan büyük hedefleri olduğuna, başarısızlığa ve kendilerinde bulunan herhangi bir kusura tahammül edemediklerine dikkat çekmiştir. Moore ise narsisizme "psikolojik ilginin benlik üzerine yoğunlaşması" olarak yaklaşmıştır. Önemli kimselerden olan Kernberg ve Kohut ise narsisizm için; burada oluşan kusurlar; düşük öz saygı, depresyon, ihmal edilmiş derin değersizlik ve reddedilme hissi yaratan, savunmacı ve telafi edici yapılar tarafından klinik olarak ortaya çıkarılmış bir yanıt ve güven verme açlığı olarak nitelemiştir.

Kohut, kişinin sağlıklı bir benlik geliştirebilmesi için kronik sorunlar olmadan geçirmesi gereken 2 aşamadan bahseder. İlk aşamayı "aynamala" olarak adlandırır. Bu süreç çocuğun 2-2,5 yaşlarına kadar ilerleyen sürede yaşanır. Bu dönemde çocuk anne ya da anne yerini alan kişi ile kendisini birbirinden ayırt edememektedir. Hayatta kalabilmek için ihtiyaç duyduğugüçlü ve koruyucu ebeveyn, çocuk için asıl kendilik nesnesidir. İhtiyaçları karşılandıkça çocuk kendi kendini tatmin ettiğini düşünmektedir. "İdealleştirme" denen diğer aşama; çocuğun bağımlılığının farkına varması ve acizlik, savunmasızlık hislerine neden olan "ayrılığı" deneyimlemesi ile başlamaktadır. Bu noktada, acizlik ve savunmasızlık hislerini hafifletmek için, idealize ve gıpta edeceği güçlü bir kendilik nesnesine (genelde bu baba olur) ihtiyaç duyar. Kohut'a göre bu 2 aşamada da sorunlar olması normaldir. Herhangi bir aşamanın gelişimnde ebeveyn kusurları oluşursa da, diğer aşamada bu kusurları telafi edecek durumların gerçekleşmesi kaydıyla normal gelişimin sürebileceği görüşündedir. Ancak her iki aşamada da kronik ebeveyn kusurları var ise çocukta narsistik patoloji gelişebilmektedir.

Kernberg, narsisizmi, çocuğun 3 yaşına gelene kadar yaşadığı, ebeveynlerini kaybetme ya da onlar tarafından terk edilme endişesini gidermek için, çocukluk döneminde geliştirdiği bir savunma mekanizması olarak görmüş ve bu bozuk ilişkinin, şişirilmiş benlik aracılığıyla yetişkinliğe taşındığını ileri sürmüştür. Şişirilmiş benlik imajı, iç benliği terkedilmişlik hisini tekrar yaşamaktan korumaktadır, ancak aynı zamanda tüm yakın ilişkileri de engellemektedir.

Ebeveynleriyle olan psikolojik ayrılmanın uygun şeklini yaşayamayan çocuk, çaresizlik ve öfke hislerine teslim olup ebeveynlerini "kötü" olarak kabullenmektense, "iyi" olduklarını algılama ihtiyacı içindedir (bu mekanizma "bölünme" olarak tanımlanır).

Kimi çalışmalar narsisizmin ruh sağlığına fayda sağladığını ve birey için olumlu sonuçlar yaratabileceğini gösteren bulgulara ulaşmıştır (Campbell& Foster 2007, s. 115).

2401

Normal narsisizm, kişinin günlük uğraşlarından keyif almasını, başarılarıyla gurur duymasını, çevresinin beklentileriyle etkin olarak başa çıkabileceğini hissetmesini ve eksikliklerinden dolayı utanç ve öfke duygularını deneyimlemesini sağlamaktaır (Rozenbaltt, 2002, s. 53). Bunlar ışığında narissizmi, normal ve patolojik olmak üzere ana olarak 2 şekilde ele alabiliriz. Anlaşıldığı üzere normal narsisizm birey için pozitif güdüleyiciler yaratabilen ve benliğe etkisinin pozitif olduğu bir yapı iken, patolojik durum bunun tam tersidir. Patolojik narsisizmde temelde derin bir değersizlik duygusu var olmasına rağmen farklı narsisizm çeşitlerindeki birey davranışlarında bazen belirgin farklılıklar vardır. Patolojik narsisim kişinin psikolojik varlığını tehdit eden güçlerden korunmak için düzenlenmiş bir kişilik organizasyonu gibi işler (Rozenbatt, 2002, s. 53). Bir çok araştırmadan narsistik kişilik özellikleri geliştirmeye neden olarak farklı görüşler öne sürülse de birleştikleri ortak nokta, erken çocukluk deneyimleridir. Bu dönemde yaşanan kötü deneyimler ise; kişilerin benlik bütünlüklerini korumak için ihtiyaç duydukları normal narsisizm yerine, patolojik narsisizm geliştirmesine neden olmaktadır. Genel görüş, çocukluk çağında yaşanan korku, başarısızlık, bağımlılık gereksinmelerinin, ebeveyn yokluğu veya hataları sonucu ihmal, eleştiri ya da alayla karşılık görmesinin, patolojik narsisizmin gelişmesine yol açabileceğini ileri sürmektedir (Güleç& Köroğlu, 1998, s. 742).

Bu noktadan itibaren Narsisizm (patolojik) türlerine göre kişilik özelliklerini aşağıya ekleyerek devam etmek istiyorum.

Kibirli Narsistlerin Özellikler
  • Şişirilmiş kırılgan bir özsaygı
  • Görkemlilik
  • Yenilgi ve eleştiri karşısında şiddetli tepkiler
  • Şiddetli haset, utanç ve öfke hisleri
  • Algılanan aşağılanmalar karşsısında aşırı tepkiler
  • Mizaç değişiklikleri (depresyon, alınganlık, coşku)
  • Özsaygıyı artırmaya ve korumaya yarayan kişilerarası ilişkiler
  • Kibirli ve kendini beğenmiş tutumlar
  • Hak iddia eden, kontrolcü ve saldırgan davranışlar
  • Empati yapamama ve başkalarına bağlılıkta eksiklik

Çekingen (Tedirgin) Narsistlerin Özellikleri (Türk toplumunda daha çok görülen türdür kanımca)
  • Yeteneklerin gelişmini engelleyen çekingenlik
  • Arzu ve görkemlilik ile ilgili utanç
  • Özel ve mükemmellikle ilgili ödünleyici fanteziler
  • Eleştiriye karşı toleranssız ve aşağılanmaya karşı aşırı duyarlı olma
  • Aşırı tedbirlilik
  • Kolay kırılan duygular
  • Kendisiyle çok aşırı ilgili olma
  • Güçlü utanç duyguları ve başarısızlıktan duyulan korku
  • Düşük etki
  • Hak iddia etme algısına sahip olmama, alçakgönüllü, gösterişsiz ve iddiasızlık
  • Kişilerarası ve mesleki ilişkilerde çekingenlik
  • Bozulmuş empati yeteneği
  • Güçlü kıskançlık duyguları
Psikopatolojik Narsistlerin Özellikleri
  • Şişirilmiş benlik imajını korumak ve artırmak için ahlaksız ve şiddet içeren davranışlar sergilemeye gönüllü olma
  • Rakipleri karşısında başarmak ve sonuçta galip çıkmak için saldırganlık, sadizm ve intikam içeren şekilde sınırsız zaman ve enerji ayırmaya gönüllü olma
  • Ayrıcalıklı olmaya yönelik hak iddia etme algısı
  • Kişilerarası ilişkileri sömürme
  • Engellendiğinde ortaya çıkan dyarlılık ve öfkeli tepkiler
  • Hissedilen şiddetli haset duyguları nedeni ile başkalrını düşman haline getirme
Tüm bunların ötesinde narsisizm farklı çalışmalarda farklı kriterler ile de sınıflandırılmıştır.

Sonuç olarak narsisizm yapıcı veya yıkıcı olabilmektedir. Normal narsisizm birey için faydalı olduğu gibi, insan ruhu için de normlarını koruduğu derecde bir işlevsellik yaratarak sahip olunması gereken bir özellik iken; patolojik narsisizm kişinin empati yeteneğine ket vuran; kişinin, sevme olgusunu beceremeyen, etrafındakileri farkında olmadan birer eşya olarak görmesine yol açan hastalıklı bir durumda olmasına yol açmaktadır. Narsisizmin nasıl ortaya çıktığı ve tedavi süreçleri ile ilgili bir çok konuyu da bir sonraki yazımda sizlerle paylaşıyor olacağım. Merak edenler için; yukarıdaki makale ve tanımlamalarda yararlandığım kaynaklar da aşağıdadır.
  • Salim Atay - Çalışan Narsist
  • James F. Masterson - Kişlik Bozuklukları
  • James F. Masterson - Kendilik Bozukluklarının Tedavisi
  • James F. Masterson - Narsistik ve Borderline Kişilik Bozuklukları
  • Psikanaliz üzerine bazı çalışmalar/makaleler
Ocak 2016

Merve Adıgüzel  bu yazıyı beğendi:

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -1-

İnsan ruhu ve psikolojisi yıllar boyu sayısız kişi tarafından incelenmiş ve büyük saygı duyduğum Freud amca tarafından da oldukça güzel tanımlamalarla -hele ki teknolojinin yetersiz kaldığı bu alanda ve o tarihlerde bile- bir harita haline getirilmesi başarılmıştır. Freud sonrası dönemde bir çok kuram ortaya atılmış olmasına rağmen, insanlık tarihi ilerledikçe eldeki vaka ve dataların çoğalması sayesinde daha temeli sağlam kuramlar varoldu. Bu yeni kuramlardan bazılarını okuma fırsatı buldum. Kişisel (amatör) meraklarımdan birisi de; insan psikolojisi ve psikanaliz. Bu yüzden bu alanda okuyabildiğim kadar kitap okumaya ve araştırma yapmaya çalışıyorum. Kişilik Bozuklukları ile ilgili olarak okuduğum son kitaplarda 1926 doğumlu James F. Masterson'ın bu konudaki çalışmalarını açıklayabilmek için yaptığı bazı tanımlamalar ilgimi çekti. Bu tanımlamalar çocukluk dönemini ve insanların hayatlarının sonraki dönemlerinde de bu küçüklük yıllarındaki edinimler ile kurdukları ilişkileri ve bu ilikişlerdeki problemleri gözler önüne sermeye çalışıyor. Yine Freud döneminde olduğu gibi eldeki yegane veriler, hayatlarında problem yaşayan insanlar ve anlattıkları. Masterson da kendi yaşamı boyunca edindiği tecrübeleri kitaplarında bazı haritalar çıkararak ve bu haritalar eşliğinde tedavi ettiği danışanlarının ona verdikleri bilgiler ile yazıya geçirmiş. Bu yazımda; ilgimi çeken ve insanlar tarafından bilinmesinin faydalı olacağını düşündüğüm bu modeli, özellikle önemli kişilik bozukluklarından sayılan Borderline (Sınırda Kişilik) ve Narsisizm üzerine nasıl açıkladığını anlatmak istiyorum. Uzmanlık alanım psikoloji ve psikiyatri değil ve bu konuda yazdıklarımın sadece okuduklarımdan çıkarımlarımın bir özeti olduğunu ve bu hassas konularda uzmanların daha bilgilendirici olacağını burada yeniden belirtmem gerek. Neden bu konuda bir yazı yazdığımı merak edenlere de, kişisel merakım ve araştırma özelliğim yanıtını vermiş olayım. Bu girizgahtan sonra yazıma fiilen başlıyorum.

İnsan bilinci anne karnında başlayan macerasına algısı tam açık olarak yıllarca devam eder ve beynin en önemli görevi, geri döndürülemeyen zaman kavramını desteklercesine bedenin/kişinin büyürken yola devam etmesini sağlamaktır. Yaşanan olaylar ne olursa olsun beyin temelden başlayarak binayı yıldan yıla yeni katlar çıkarak inşaa eder. Betonun sağlamlığını düşünmez ama bir şekilde bu inşaatın devam etmesi gereklidir. O yüzden yanlış giden bir şey varsa kişinin bunu tam anlamlandırmasına olanak vermeden derme çatma desteklerle (savunma mekanizmaları) de olsa işi yürütür. Amacı sadece bilinci ilerletmek ve yaşama devam etmektir. Bu yüzdendir ki, kişiliğin oluştuğu ve inşaatın temelinin atılığı çocukluk yılları çok önemlidir. Özellikle ilk 5-6 yıllık dönem bizlerin tüm hayatında kuracağı ilişkilerde sececeği yöntem ve yönelimleri belirleyen yıllardır. Bu yıllarda, süreler net olarak sabit olmamakla birlikte çocuk farklı dönemler geçirir ve bu dönemleri sağlıklı bir şekilde atlatırsa kişiliği ve kendiliği oluşacak olan çocuk; hayatının ilerleyen yıllarında da bu kendilik ve kişilik bilinci ile sağlıklı bir yaşam sürebilir (elbette ki mental sağlıktan bahsediyorum). Bu dönemleri ise şu şekilde özetleyebiliriz:
  1. Ortak Yaşam Evresi (Sembiyotik)
  2. Ayrılma-Bireyleşme Evresi (18-36. Ay arası)
  3. Ego Gelişimi
  4. Nesne Sürekliliği
Bu evrelerden ikincisi ise kendi içinde daha önemli 4 ayrı alt evreye ayrılmaktadır. Bu evre ve alt evreleri o kadar önemlidir ki, kişinin geleceğinde kuracağı tüm ilişkileri etkileyecektir. Bu alt evreler:
  1. Farklılaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 3. ve 8. ayları)
  2. Uygulama (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 8. ve 15. ayları)
  3. Yeniden Yakınlaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 15. ve 22. ayları)
  4. Nesne Sürekliliğine Giriş
Peki bu önemli dönemi sağlıklı olarak atlatamayan bireye ne olur? Bir çok şey olabilir ve yaşamında sayısız problem, mutsuzluk yaşayacağı tepkiler/savunmalar geliştirir ama en önemli sorunlardan ikisi Borderline ve Narsisizm kişilik bozukluklarıdır. Mükemmel anne ve mükemmel çocuk olmadığından birçoğumuz aslında bu dönemden kaynaklı problemler yaşarız ancak bu problemlerin dereceleri vardır. En uç noktada ise Narsisizm ve Borderline bozuklukları gelişmektedir. Bunlar elbettte ki uzmanlık gerektiren konular ancak ben okuduklarımdan aklımda kalan çarpıcı bazı bilgileri aktarmak ve belki de bazılarınızda farkındalık yaratabilmek adına buraya not düşmek istedim.

Çocuk bu evrelerden Ayrılma-Bireyleşme alt evresinde emekleme ve yürümeye başlamanın da destekleyici etkisi ile yeni deneyimler yaşamaya istekli bir halde ara ara anneden uzaklaşarak ama annenin hep orada olduğunu da bilmek isteyerek bazı denemelerde bulunur. Emekleyen çocuğun biraz ilerleyip anneye bakması ya da düştüğünde veya canı yandığında benzer şekilde anneye dönmesi de bundandır (buradaki çok basit örnekler sadece olayı somutlaştırmak için verilmiştir, olay bunların çok daha ötesindedir). Bu küçük denemeler anne tarafından gerekli desteği görmez/göremez ise ve hele bir de üzerine annenin; çocuğun bireyleşme ve ayrılma çabalarına karşılık kendini geri çekerek, tehdit ederek, sözlü veya bedensel taciz ve şiddet ile yanıt verirse çocuk bu en önemli evreyi tamamlamaktan vazgeçecek ve hayatının bundan sonraki evresinde asla kendilik ve bireyleşmesini tamamlayamayacaktır. Kendiliğe veya bireyleşmeye dair attığı her adımda ise terk depresyonunu tadacak, bu depresyondan kaçmak için de savunmalarını dışavuracaktır. James amcamızın Kendilik Üçlüsü dediği şey tam da burada ortaya çıkar. Yani bu problemlerle boğuşan bireyler, kendiliklerini her aktive etmek istediklerinde, altta yatan Terk Depresyonu ortaya çıkacak ve bununla başedemeyen kişi savunma mekanizmaları ile kendiliğinden hızla uzaklaşarak bu döngüyü başa saracaktır.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)

Önemli not: Resimde en alttaki ok da sola bakıyor olmalıydı, yanlış çizmişim, özür dilerim.

Yine bu önemli oluşum evrelerinde çocuk, parça birimden tüm birime doğru bir nesne geçişi gösterir (kendisini parçadan tümlüğe doğru tanımlama). Ancak bu evredeki aksaklık, çocuğun nesne birimi olarak kendini parçalara ayırmasına ve tamamlanmamasına neden olur. Aynı dönemde, paralel olarak, egonun da iyi ve kötü olarak birleşip gelişmek yerine bölünmüş olarak kalması yüzünden de çocuğun egosu ve kendi parça birimleri arasında sağlıksız bir denge ve destek oluşur. Artık çocuk kendisini ikiye bölmüştür. Bir tarafı kendiliğini oluşturmak ve bireyleşmek isterken, bunu engelleyen anneye uymak için diğer tarafı; kendini engelleyen, söz dinleyen, pasif, boyun eğici, gerilemeyi destekleyen bir hal alır. Bu özet tanımı biraz daha açmam gerekirse, ego; Haz İlkesi ve Gerçeklik İlkesi ile ikiye bölünmüş halde kalırken, çocuğun bilinci de 2 adet Bölünmüş Nesne İlişkileri Birimi'nin etkisinde kalır. Bu 2 nesne birimi de farklı duygulardan beslenirler ve yönetilirler ancak birbirinin neredeyse aynı yapıdadırlar. Bunlardan GNİP (WORU) - Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi ve ÖNİP (RORU) - Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi olarak; parça kendilik temsili, parça nesne temsili ve bu ikisi arasındaki duygulanım aktarmaları ile ayakta kalırlar ve aşağıdaki özellikleri gösterirler.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)
Özellikle ÖNİP ile Patolojik Haz Egosu arasında bir ilişki vardır ve Patolojik Haz Egosu sürekli ÖNİP'i destekleyerek kişiyi bağımlı, pasif, boyun eğici kendilik içerisinde kalmaya zorlar. Sonuç olarak kişi ne zaman kendiliğini ortaya çıkarmak istese;
  • Kötü
  • Terk Edilmiş
hisseder. Bu duygunun karşısında da tahtıravellinin diğer tarafındaki
  • Gerçekliği İnkar Et
  • Kendine Zarar Ver (Savunma)
  • Bedel Öde ve İyi Hisset
duyguları ile gider-gelir. Çocuğun içindeki 2 fantezi imge bu durumu gerçeklemektedir. Kendilik iddiası olmayan, bundan dolayı sevilip ödüllendirilen çaresiz çocuk ve annenin geri çekilmesine yol açan, yetersiz, şeytani, kötü imge. Çocuk hem üzülen, hem cezalandıran olmuştur. Hayatı boyunca da tüm yakın ilişkilerinde bu iki uç arasında gidip gelecektir.

Yazı serimin ilkini burada tamamlıyorum. Ancak yazının daha anlaşılır hale gelmesi için yukarıdaki bazı terimleri daha anlaşılır halde aşağıya not düşüyorum.
  • Nesne, Nesne Sürekliliği, tam tanımını becemesem de, çocuğun kişilik, bireyleşme ve dünyayı ve kendini nesne olarak görebilme kapasitesi anlamında kullanılıyor diyebilirim.
  • Nesne İlişkileri Birimi derken, aslında çocuğun nesneleştirmek istediği konulardan bahsediyorum. Yani İç bilinçteki elemanlar, intrapsişik (içruhsal) aktivitelerdeki temsiller gibi nesneleştirilmek istenen şeyler için kullanılmakta.
  • Simbiyotik Evre, çocuğun annesi ile ortak bir bütün olarak yaşadığını sandığı, kendisini annenin bir parçası sandığı evreyi temsilen kullanılmakta.
  • ÖNİP (Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel ödüllendirici tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). ÖNİP'te ödüllendiren nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
  • GNİP (Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel olarak çocuğu geri çeken tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). GNİP'te çocuğun geri çekilmesini sağlayan nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
Ocak 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Ocak 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Organ bağışının ülkemizde yetersiz olmasının nedeni ne olabilir?

Ülke olarak kendimizden bir şey vermekle ilgili sorunumuz var çünkü. Her şeyi o kadar sahipleniyoruz ki biz gittikten sonra bile bizde kalsın istiyoruz işe yaramayacağını bile bile. Kendimizden veremiyoruz. Bir de haset görüyorum biraz burada aslında. Ben ölüyorum, sen yaşıyorsun, hem de benim organlarımla, olacak şey değil!
Ocak 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Devlet eliyle din eğitimi verilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Devletin tekelinde olan hiçbir şey birey tarafından içselleştirilmez. Bu sistemde din, devlet tekelinde oldukça benimsenmeyecektir ve 'dindar' nesiller yetiştirmek istenirken Arap alfabesinden metinler okuyabilen nesillerin ötesine geçilmeyecektir. İnanç bireyseldir, dayatılamaz. İnanan ve dinini daha iyi öğrenmek isteyen kişiler için zaten ilahiyat fakülteleri mevcuttur ve ilahiyat fakültelerinde eğitim almak bir tercihtir, bu tercih özgürce yapılır. Onun dışında kişinin kendi tercihi olmayan hiçbir eğitim anlamlı değildir.
Ocak 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

40 yaşındayım ve 18 yaşında sevgilim var. Çevre tarafından eleştiriliyorum, aslında bana çok normal geliyor. Sizce anormal bir durum mu?

İlişki dinamiğinize göre değişir bunun cevabı. Birbirinize anne-baba ikame rollerini veriyorsanız sağlıklı bir ilişki olmayabilir.
Ocak 2016

Merve AdıgüzelTerapi konu başlığını takip etmeye başladı.

Terapi

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Ocak 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Dünyayı kurtarmak için ne yapıyorsunuz?

Dünyayı kurtarmak isteyen insanlara psikoterapi ile kendilerini kurtarmayı öğretiyorum. Herkes kendini kurtarırsa dünya kurtarılacak bir yer olmaz zannımca.
Ocak 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Evde, kütüphanelerde kendi imkânlarımla yaptığım denemelerde başarılı oluyorken, ciddi sınavlarda stres (baş ağrısı, mide bulantısı, dikkat bozukluğu) nedeniyle başarılı olamıyorum. Buna çare olarak öneriniz nedir? Dikkat toplayıcı haplar olduğunu duydum, aranızda kullanan var mı? Faydalı buluyor musunuz?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tıbbi bir tanıdır ve bu tanı psikiyatrlar tarafından konularak ilaç tedavisi uygulanır. Ama durum dikkat eksikliği gibi görünmemekte zira dikkat eksikliğinde evde ya da kütüphanede yaptığınız sınavlarda da başarılı olmanız mümkün olmazdı. Burada sınavlarda sizi başarısız yapan nedenleri bulabilirseniz bir uzmanla beraber onu çalışabilirsiniz. Pek çok bilinçdışı neden olabilir, sizden başarı bekleyen aileye istediklerini vermemek, otoriteyle savaş, çocuklukta yaşanan sınav travması, başarısız olursam değersiz olurum korkusu, koşullu sevgi alma vb pek çok kişiye özgü sebep olabilir. Bunları dinamik yönelimle çalışan bir psikoterapist ile aşabilirsiniz.
Ocak 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

En iyi öğrenme tekniği sizce nedir?

Hissederek. Bana göre hissetmek bilmenin küpüdür. Ve öğrenmek > hissetmek
Ocak 2016

Merve Adıgüzel bir yanıt verdi.

Eğitim sistemimizi nasıl buluyorsunuz?

Türk eğitim sistemi sistemsizdir. Hatta eğitim değil öğretim ağırlıklıdır. Yani ne eğitim vardır ne sistem.
Ocak 2016

Merve Adıgüzelİnsan Psikolojisi konu başlığını takip etmeye başladı.

İnsan Psikolojisi

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Eğitim

4005 Kişi   629 Soru

İnsan Davranışları

3601 Kişi   955 Soru

Genel Kültür (Muhabbet)

3450 Kişi   280 Soru

Kitaplar

2915 Kişi   267 Soru

Psikoloji

2690 Kişi   947 Soru

Filmler

3198 Kişi   191 Soru

Sinema

3101 Kişi   300 Soru

Fotoğrafçılık

1868 Kişi   166 Soru

Felsefe

1849 Kişi   496 Soru

Çocuk Ve Genç Psikolojisi

502 Kişi   79 Soru

Sosyoloji

551 Kişi   149 Soru

Edebiyat

928 Kişi   204 Soru

Zeka

818 Kişi   91 Soru

Psikanaliz

148 Kişi   39 Soru

Psikiyatri

176 Kişi   111 Soru

Sanat

578 Kişi   107 Soru

Kişilik

463 Kişi   51 Soru

Psikolog

290 Kişi   100 Soru

Blogger

93 Kişi   32 Soru

Psikoloji Araştırmaları

117 Kişi   46 Soru

Psikoterapi

127 Kişi   60 Soru

Fotoğraf Makinesi

350 Kişi   58 Soru

İnsan Psikolojisi

264 Kişi   60 Soru

Terapi

34 Kişi   13 Soru