Bilmek istediğin her şeye ulaş

Metin Dizdar, 

Endüstri Mühendisi

Zor olan hemen yapılır imkansız biraz zaman alır.

Ağustos 2014

Metin Dizdar bu yanıtı beğendi:

Windows Azure nedir?

Kardes bilgisayar bilimi ne diye sormus gibi oldun. Yani cok genel bisey sordun. Bu sekilde kimseden net bibl cevap alamassin. Azure biraz arastir. Bilesenlerini ogren. Mesela soyle sor sorunu: azure depolama nedir? Ole daha net cevaplar alirsin. Ama sordugun soruya yine bildigim kadariyla cevap vereyim. Azure demek bilgisayar namina bildigin cogu seyin toplandigi yer demek. Bunada bulut diolar. Bulut nedir dersen, bulacagin tanimda sudur: tek bir tanimi olmayan ve bir cok sey demek olan bir sistemdir. Herkesin kendine gore buldugu bisey vardir. O yuzden herkes kendine gore tanim yapar. Hatta eski bakanlardan birininde kendine gore bi tanimi var, buyrun izleyin:


Videodaki trajedinin aksine milyarlarca dolar tasarruf saglayan ve gelecegin bunun uzerine kurulu oldugu bulut teknolijisinin microsoft versiyonuna azure denir. Bunun bide amazon versiyonu var oda amazon S3 dur. Belki duymamisindir ama amazon bu konuda azure u tokatlar. Neyse cok konustum. Milletin catur cutur teknoloji urettigi, apple gibi bi sirketin Turkiye gibi bi ulkeden daha cok para kazandigi bi ortamdaki; teknoloji körlügumuz ve TEMBELLIGIMIZ çenemi dusuruyor.
Allah askina veya neye inaniyosaniz onun askina, su yaziyi okuyan olursa eger adam gibi calisip biseyler yapin, ozellikle bilgisayar bilimiyle ilgilenen arkadaslar. Gelecek sizin parmaklarinizin ucunda. Allah yardimciniz olsun.
Unutmuşum şunuda ekleyeyim de Amerika-Türkiye arasındaki fark rahat görelim. Uyumayalım, çalışalım. Ne para, ne teknoji, ne silah!!! İş zihniyette bitiyor, zihniyetini değiştirirsen diğerleri kendiliğinden gelir zaten :
Ağustos 2014

Metin Dizdar bu yanıtı beğendi:

Kredi kartının çalışma prensibi nasıldır?

Kredi kartları özünde plastik ağırlıklı olarak üretilen arkasındaki siyah manyetik şerit vasıtası ile üzerine yazılan ve dünyadaki her kredi kartı için tek olan bir numaraya sahip bir sihirli(!) kutudur. Kredi kartlarını yapısına geçmeden önce üzerindeki numaraların nasıl belirlendiğine geleyim. Bu numaralar tüm dünyada ANSI Standard X4.13-1983 standartlarına uygun olarak belirlenmektedir. Bu numaraların sıralamasının da kendi içinde bir önemi vardır hatta.

Kredi Kartı

Şöyle ki;
  • İlk basamak: Endüstri Belirleyicisi
  • Sonraki 5 beş basamak: Yürütücü Belirleyicisi
  • Sonraki 9 basamak: Hesap Numarası
  • Son basamak: Kontrolör

İlk basamak (Sektör Belirleyicisi)

Bu basamak kartın hangi sektöre ait olduğunu belirlemektedir. Aşağıda sektör listesini görebilirsiniz:
  • 1 ve 2 Havayolu
  • 3 – Seyahat ve Eğlence sektörü (ör: Amex)
  • 4, 5 – Bankacılık ve Finans (ör: Visa, Mastercard)
  • 6 – Ticaret (ör: Diners Club)
  • 7 – Petrol
  • 8 – Telekom
  • 9 – Diğer
2. - 6. basamaklar (Yürütücü Belirleyicisi)

Yürütücülerin kart numaraları bu basamaklarda belirlenir ve en çok kullanılanları şöyledir:
  • Amerikan Express 34xxxx veya 37xxxx
  • VISA 4xxxxx
  • Mastercard 51xxxx-55xxxx
7. ve 15. basamaklar (Hesap Numarası)

Size ait olan kredi hesabını tanımlayan numaradır.


Son basamak

Önceki tüm basamakların doğruluk kontrolünü tutan sayıdır (checksum).

Gelelim teknik olarak nasıl çalıştığına. Kredi kartının arkasındaki siyah şerit o kredi kartının manyetik şerididir ve demir alaşımlı bir karışımdan üretilir (benzer bir malzeme kurşun kalemlerin uçlarıdır). Bu manyetik şerit alaşımından dolayı manyetik olarak yönlendirilebilen parçacıklardan oluşur. Bu sayede manyetik olarak okunup yazılabilir. Bu şeritte 3 kısım vardır ve her kısım ayrı bir kayıt için kullanılır (buradaki kayıt standardı bankacılıkta kullanılan ISO/IEC 7811 standardıdır). Bu 3 kısımdaki kayıt sizin kredi kartınız ile ilgili tüm bilgileri tutar.

Siz kredi kartınızı herhangi bir okuyucuya taktığınızda okuyucu manyetik şeriti okur ve bu bilgileri çeker. Kredi kartı türünden, sizin hesap numaranıza ve hatta güvenlik kodunuza kadar. Bu bilgiyi aldıktan sonra da sizi hesabınıza bağlar.

Bu arada küçük bir not: Garanti Bankası'nın kart titretme uygulaması ile kartları diğer bankalardan daha yavaş dışarı vermesinin (titreterek) nedeni de işte bu okuma esnasında yapılan hırsızlıklardır. ATM'deki kart okuyucunun önüne kendi yaptıkları manyetik okuyucuları takan bazı insanlar siz kartı taktığınızda manyetik şerit ATM'ye girerken kendileri de kart bilgilerini okuyup daha sonra başka bir klon kredi kartına bu bilgileri yazarak hesabınızdan para kullanabiliyorlardı. Bu titretme işlemi dışarıda okuma işlemi yapmaya çalışan cihazları engellemekte çünkü okuyucu manyetik şeridi belirli bir tek yönde ve hızda üzerinden geçerek okumalı :). Diğer bankalar bunu önlem olarak nedense yapmıyorlar ama belki de ATM güvenliğini sağlamak daha iyi bir çözümdür :).
Ağustos 2014

Metin Dizdar  yeni bir  gönderide  bulundu.

Uçuş Modu

Dolmuşçu kafasıyla, muavin bakışıyla süzüyorum dünyayı.
Ağustos 2014

Metin Dizdar bir yanıt verdi.

Endüstri Mühendislerinin iş hayatında en çok kullandığı programlar nelerdir?

Bu soruya cevap alabilmek için öncelikle endüstri mühendislerinin en çok hangi sektörde çalıştığı bilgisine ulaşmamız gerekiyor. Çalışma sahaları çok geniş olduğundan kesin yorum yapabilmek oldukça güç. Bu veri geldikten sonra daha net bir cevap verilebilir.

Ancak olmazsa olmaz birkaç yazılım var. Onlardan biri Microsoft şirketine ait Office programlarıdır. Sırasıyla Excel, Word, Powerpoint, Access biliyor olmak şart. Simülasyon çalışmaları için Arena, istatistik verilerini inceleyebilmek için Minitab, SPSS bilseniz iyi olur. Ayrıca programlama algoritmasını öğrenmek, bilgisayarın hangi kafayla çalıştığını kavrayabilmek adına C++, Delphi tarzı bir programalama diline girmiş olmak da size katkı sağlayacaktır.
Ağustos 2014

Metin Dizdar bir yanıta alt yorum yaptı

Benim görevim programcılık ya da sistem ağ uzmanlığı değil. Sistem analisti olarak çalışmaktayım. SQL ve PL/SQL bilmek benim asli görevim olmamakla birlikte yapacağımız projeler, geliştireceğimiz uygulamalar ile ilgili analiz yaparken programlama mantığını bilmenin beni bir adım ileriye taşıdığını keşfederek bu konuları araştırmaya başlamıştım.

Her forumda 'Java mı yoksa C# mı?' sorularının altına yapılan '-Bence Java', 'En iyisi C#' yorumlarına ben de karşıyım. İnsanlar bildikleri yazılım dillerini futbol takımı tutar gibi destekliyorlar. Bu yorumlar yapıcı olmadıkça okuyanlar için hiçbir anlam ifade etmiyorlar.

Peki yorumlar nasıl yapıcı olur?
-- Öncelikle bu ayrımı yapacak kişinin daha önce her iki platformda da söz söyleyebilecek düzeyde çalışmış olması gerekiyor.
-- Biliyorsa, bir sistem ile yapılan ve diğeri ile yapılamayan işlemleri anlatması gerekiyor.
-- Ya da bir programlama dili ile çok kolay geliştirilen bir yapının, diğer tarafta ne kadar işlem gerektirdiğinin dile getirilmesi gerekiyor.
-- Geliştirme sonrasında çıkan sorunların tespit ve çözüm noktasının karşılaştırılması, zaman ve maliyet gibi kavramları göz önüne alarak değerlendirme yapılması gerekiyor.

Yaklaşık 2 yıl önce o soruyu sorarken de parantez içinde uygulanabilirlik açısından diye bir ibare kullandığımı görüyorum. Amacım çıkmaza girecek bir konu hakkında soru sorarak ortamı bulandırmak değil, öğrenme sürecinde merakımı giderebilecek "yapıcı" yorumlar almaktı muhtemelen.
Veri tabanı açısından karşılaştırılınca birçok konuda Oracle'ın Microsoft'tan üstün olduğuna dair bir düşünce var piyasada.
Peki PL-SQL ile T-SQL karşılaştırıldığında hangisi daha üstündür? (Uygulanabilirlik açısından)
Ocak 2014

Metin Dizdar  bu yazıyı beğendi:

Finlandiya'da Eğitim...

  • Düşük maliyetler, kısa okul saatleri, ile yüksek akademik başarıyı;
    bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim
    programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol
    boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala
    eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor.
İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek.

  • Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7.
    Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor. Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını
    okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.
  • Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret. Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi
    eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler.
    Öğretmenler de öyle.
  • Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde
    not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu
    yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller.
    Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.
  • Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada
    iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için
    ayırıyorlar. İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman
    toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor.
    Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.
  • Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en
    yüksek %10'luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde
    statüsü en yüksek mesleklerden biri. Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip. Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir
    öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

  • Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur. Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.
  • Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini
    gözlemleyebilmelerini ve esnek çözümler yaratabilmelerinin en önemli
    nedeni. İstatistiklere göre çocukların ortalama %30’u eğitim
    hayatlarının ilk dokuz yılında özel programlarla destekleniyor. Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak
    takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen
    bir şey değil.
  • Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor. Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine
    dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı. Bu yüzden
    okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok.
    Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına
    olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa
    olsun aynı sınıflarda okuyor.
  • Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında
    Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin daha fazlası sınıf ortamına
    yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı
    alıyor. Bu yüzden Finlandiya’da eğitim maliyetleri çok daha düşük. Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha iyi kazanıyor.

*Alıntıdır.
Ekim 2013

Metin Dizdar  bu yazıyı beğendi:

Yeni Teknoloji Wimax

WiMAX kelimesi "Worldwide Interoperability for Microwave Access" kısaltılmışıdır
Merhaba Arkadaşlar Bu Yazımda Sizlere WİMAX ( Yeni ve Çok Hızlı Kablosuz Ağ Teknolojisi ) Hakkında Bilgi vereceğim Umarım Beğenirsiniz

WiMAX nedir?
WiMAX
kelimesi "Worldwide Interoperability for Microwave Access”kısaltılmışıdır ve IEEE (The Institute of Electrical and Electronics Engineers) 802. 16 standartı ile eşanlamlıdır. IEEE’nin geliştirdiği standartlarından 802 serisinin 16 nolu kolu. Bu teknoloji bölgesel genişbant internet için öngörülmüştür. WiMAX teknolojisinin şuan için internet erişimi sağlanamayan bölgelerde kullanılması anlamlı olur.

WiMAX’ın avantajları
WiMAX’ı bu kadar sevdiren özellikleri çok geniş bir menzile ve yüksek veri aktarım hızına sahip olması. WiMAX teknolojisi sayesinde 50km’ye yakın bir alan içersinde 75 Mbit/s hızında kablosuz internet dağıtabilirsiniz. Bunu sağlayabilmek için LoS (Line of Sight) , yani görüş hattı olması gerekiyor.

WiMAX ile WLAN arasındaki farklar
WiMAX ile WLAN’ın birçok ortak yanları var. Her iki teknoloji sayesinde veri aktarımı sağlanabilinir. WiMAX (Worldwide Interoperability for Microwave Access) daha geniş menzile sahip olduğu için daha çok bölgeleri kapsıyor. WLAN (Wireless
Local Area Network) yani kablosuz yerel ağ daha çok ufak ve kişisel kullanımlar
içindir.

WLAN yani Kablosuz yerel ağ örneğin işyerini kablosuz internet erişimi ile donatabilirsiniz ve 30m ile 300m arası menzile ulaşabilirsiniz. Açık alanda 10km’ye kadar ulaşmak mümkündür ama pratikte bunu başarmak pekte o kadar kolay değildir.
Oysa WiMAX 50km menzili ve yüksek veri aktarma hızı ile WLAN
teknolojisinin çok daha önündedir. Ama şu anda WiMAX teknolojisi ile örneğin
30km uzaktaki bir son kullanıcı cihazı ile bağlanıp yüksek veri hızı eldetmek
şimdilik imkansız görünüyor.

WiMAX’ın geleceği
WiMAX ileriki yıllarda en çok kablosuz internet erişimi için kullanılacak olan standart olacağı tahmin ediliyor. İncelemeler de diğer sistemleri solladığı apaçık görülmektedir.
Ağustos 2013

Metin Dizdar bir yanıt verdi.

Bir işletme mezunu iyi bir iş nasıl bulabilir?

İşletme bölümü mezunlarının iş bulabileceği sektör sayısını muhtemelen tek tek sayamayız. Mimarlık okuyan bir kişi gibi spesifik bir alana kısıtlı kalmayacakları kesin. Bu nedenle ilk yapmaları gereken hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları sektörleri belirleyip hangi alana yönelebileceklerini kestirmektir. Sonrasında ise kendilerini o alanda uzman yapacak bazı çalışmalar yapmaları, kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Kazandığınız küçük bir yeteneğin, öğrendiğiniz küçük bir bilginin hayatınızda nerelerde karşınıza çıkabileceğini bilemezsiniz :)

Sizin için önemsiz bir dipnot herhangi bir mülakatta sizi bir kademe yukarı taşıyabilir. Bu nedenle benim tavsiyem araştıran, kendini geliştiren bir birey olmanızdır. Sonrasında iyi iş gelip sizi bulacaktır :)
Mayıs 2013

Metin Dizdar bu yanıtı beğendi:

Hayatınızda sizi en çok güldüren olay ne oldu?

Bugün bu radyocu kopardı beni, lakabı hocaymiş, istanbullu olanlar belki duymuştur canlı anonsları, Ben YouTube da dinledim koptum walla:)



Mayıs 2013

Metin Dizdar bir yanıt verdi.

Eski atarilere takılan tabancalar ekrandaki ördeği nasıl algılıyordu?

Ateşe basıldığı anda tüm ekran kararıyor. Sadece ördeklerin olduğu yerler beyaz kalıyor. Tabancanın ucu o anda beyaz noktaya doğrultulmuşsa tabanca üzerindeki fotodiyot ışığı algılıyor ve vurulma sinyalini atariye gönderiyor.

Ayrıntılı Bilgi: howstuffworks.com/question273.htm
Mayıs 2013

Metin Dizdar  bu yazıyı beğendi:

Dünya Hakkında Bilmedikleriniz

  • Güneş sistemindeki bütün gezegenlerin adı Yunan ve Roma tanrılarının adlarından geliyor, Dünya hariç. İngilizce'deki Earth (Dünya), kara parçası anlamına gelen "erda" kelimesinden geliyor. Ama Dünya'nın %71'i su.
  • Bir gün 24 saat değildir. Dünya kendi ekseni etrafında tam olarak 23 saat 56 dakika ve 4 saniyede döner.
  • Dünya yuvarlak değildir. Dünya küresel olmasına rağmen tamamen yuvarlak değildir. Ekvatorun yarı çapı 637837 km, kutupların ise 635689 km'dir.
  • Dünyanın Thia adında ikiz bir gezegeni vardı. Bu teoriye göre, bu gezegen Mars büyüklüğündeydi ve bir gün dünyaya çarptı. Çarptığında bazı parçaları dünyayla birleşti, diğer parçaları ise Ay'ı oluşturdu. Böyle düşünülmesinin sebebi Ay'ın Dünya için çok büyük bir uydu olması ve Ay'da, Dünya'da bulunan metal izotoplardan bulunması.
  • Dünyadaki en yüksek nokta Everest değil. Dünya tam bir yuvarlak olmadığı için, ekvatordaki her şey gökyüzüne biraz daha yakındır. Bu yüzden Ekvator'da bulunan Chimborazo Dağı, deniz seviyesinden yalnızca 6268 metre yükseklikte olmasına rağmen, teknik olarak dünyanın merkezine daha uzaktır ve 8848 metre yükseklikteki Everest'ten daha yüksektir.
  • Okyanusların %90'ı hala keşfedilmedi. Diğer gezegenler ve güneş sistemi hakkında bir çok araştırma yapılmasına rağmen, dünyadaki okyanusların büyük kısmı keşfedilmedi. Şu ana kadar 212906 deniz canlısı türü biliyoruz ama aslında hakkında hiç bir şey bilmediğimiz 25 milyon daha deniz canlısı türü var.
Nisan 2013

Metin Dizdar bir yanıt verdi.

Ocak 2013

Metin DizdarYazılım Geliştirme konu başlığını takip etmeye başladı.

Yazılım Geliştirme

Yazılım geliştirici, yazılım geliştirme işini meslek edinmiş kimse. Bu terim genelde yazılımın kodlarını yazan kişiler için kullanılsa da, y...

Ocak 2013

Metin Dizdar bir yanıt verdi.

Sizce hangi sanallaştırma sistemi daha verimli ve daha sağlıklı çalışmaktadır (Vmware, Oracle Virtual Box veya Microsoft Virtual PC)?

Bir süre masaüstü bilgisayarımda Vmware kullandım. Devamlı hata verip işimi yarıda kesmesi dışında bir problemim yoktu :) Sonrasında VirtualBox' a geçtim rahat ettim. Sunucu için kullanımına bir yorum yapamayacağım.
Ocak 2013

Metin Dizdar bu yanıtı beğendi:

Oracle'da bir gelecek görüyor musunuz? Oracle dışında kullanışlı veritabanı yazılımlarının Mysql ile arasındaki farklılıklar nelerdir?

docs.oracle.com/cd/e12151_01/doc.150/e12155/oracle_mysql_compared.htm

Bu sitede güvenlik, veri tipleri ve bir kaç yönden oracle ve mysql veri tabanları kıyaslanmış, bunun yanında özetle bakarsak yeni kullanıcılar için mysql basit oracle biraz daha gelişmiş bir sistemdir. Neticesinde ikisi de oracle'ın ürünü. MySql tamamen ücretsiz olup oracle belli bir alana kadar ücretsizdir. oracle ın geleceği parlak neticesinde arkasında geliştirici bir ekip var.

Yalnız bunların yanında nosql veri tabanlarını da göz ardı etmememiz gerekir. İlişkisel veri tabanlarında veriler veri tabanında tablolarda "key" lerine göre ilişkilendirilirlerken NoSql veritabanlarında böyle bir ilişki yoktur. xml tiplerinde tutulan veriler hızlı, esnek ve platformdan bağımsız kullanabilirsiniz, en yaygın kullanılan nosql veri tabanı MongoDB dir.

Ocak 2013

Metin Dizdar bu yanıtı beğendi:

İnsanlar son zamanlarda neden Twitter'ı, Facebook'tan daha fazla kullanmaya başlamışlardır?

Bu herkes için doğru olmamakla birlikte, genel anlamda rakamsal olarak da facebook ve twitter arasında bahsedilen şekilde bir durum söz konusudur. Bunun nedenlerini aşağıdaki şekilde sıralayabilirim.

  • Facebook'un halka açılmasının sonuçları: Halka açılma ile birlikte facebook ve Mark Zuckenberg üzerinde oluşan yatırımcı baskısı, ürün geliştirme ve değişikliklerinde kullanıcı odağından gelir odağına bir kayma yaşatmıştır. Bu da facebook'un kullanıcıyı tutma üzerindeki hamlelerini etkilemektedir. Hatta zaman zaman zarar vermektedir.
  • Twitter'ın 140 karakter dayatması ve kullanımı: Twitter kullanan herkes, belirli bir süre sonunda kelamını hızlıca dile getirme ve hatta aklından geçen her bir şeyi yazıp insanların beğenisine sunma yönünde bir alışkanlık geliştiriyor. Ve hatta attığı tweet üzerine retweet edilecek mi diye elinde telefonla bekleyenler bile var. Bu durum insanların içerik üretimine olan katkısını hızla minimize etmekte (genelden bahsediyorum, belirli kesimler için bu geçerli değil). Ama bu yeni alışkanlık aynı zamanda buna bağımlılığı da beraberinde getiriyor. Kolay olan her zaman güzeldir, çünkü insan tembel bir yaratık ve facebook'a oranla twitter çok çok kolay kaçıyor.

  • Facebook'taki içerik üretimi ile ilgili problemler: Facebook tarafında artık bilgi üretimi zaten sıfra yakın. Ancak başkalarının like butonuna basıp beğendiği şeyleri akış içerisinde izliyoruz. Bu da kişisel katılım olmadığı için belirli bir süre sonunda kullanıcıları rahatsız ediyor. Üretme duygusu herkesin içinde vardır, ancak dış etkenler ile bu duygunun farkında olmadan üstü örtülüyor. Kullanıcılar da farkında olmadan bu durumu farkediyorlar :).

  • Twitter'ın kullanıcı segmenti: Twitter'da herhangi bir ünlüye ya da ulaşmak istediğiniz birine ulaşmanız facebook'a oranla göreli olarak çok daha kolaydır. Ünlüler toplumun çoğunluğunun takip etmek istediği ve hatta ne düşündüğü, nasıl yaşadığı konusundaki merakını her daim canlı tuttuğu bir kesimdir (bizimki gibi toplumlarda). Twitter ile birlikte bu duygular daha hızlı doyurulmaktadır. Facebook kanadında ise o kişinin hayatına mercek ile girmek yine olabiliyor ama biraz daha zor.

Bunların yanında ülke bazında gelişmişlik seviyesi bu ağların kullanım oranlarına direkt etki etmektedir. Az gelişmiş ülkelerde bu tarz -daha çok- tüketime yönelik siteler kişilerin hayatlarında daha fazla yer ediyor.
Ağustos 2012

Metin Dizdar bu yanıtı beğendi:

Paylaşılmaya değer içerik nasıl üretilir?

Bunu video ve diğerleri olarak ayırmak istiyorum. Video, görsel olduğu ve ses ile görüntünün kombinasyonundan oluştuğu için daha etkili bir içerik ve paylaşıma daha açık bana göre. Diğerleri kısmına ise text, resim ve bunların kombinasyonu diyebiliriz. Viral denince akla ilk video geldiği için buna odaklı olarak yanıtlamaya çalışayım.

Paylaşılmaya değer içerik bir video ise aşağıdaki maddelerde o videonun -farklı amaçlarla hazırlanmış da olsa- içermesi gereken özellikleri toplu olarak kendimce yazmaya çalışayım:
  • Videoya konu olan şey kesinlikle izleyenlerin hayatından parçalar taşımalıdır. İzleyen, olayın aynını yaşamamış olsa bile böyle bir olayın başa gelebileceğini bilmelidir. Örnek:


  • Keşke bu olay benim de başıma gelse diyebilmelidir ya da "benim başıma gelse ne olurdu" dedirtebilmelidir o iç sese. Örnek:


  • Şaşırtabilmelidir :) . Örnek:


  • Bilindik şeylerle ilişkilendirilebilmelidir, ve hatta anılarımızla :). Örnek:


  • Mümkünse devamı çekilebilir olmalıdır. İlk etkinin kullanıcıdaki yankısı ile daha aktif bir heyecan dalgası yaratabilir böylece. Örnek:


  • Bence en önemlilerinden birisi de kolaylıkla taklit edilebilir olmalıdır. Dünyanın her yerinde videonun klonları türeyecek ve izleyenler orjinalinin nasıl olduğuna mutlaka bakacaklardır. Ya da farklı versiyonlarda bir dolu video görünce bu ne ya diyeceklerdir. Örnek:


    ve :)


Temmuz 2012

Metin Dizdar bir yanıt verdi.

Az parayla çok kitap nasıl okunur?

Mecidiyeköy'de dürümcü Haluk Abi var orada okuduğun kitabı bırakıp yenisini al şeklinde bir kampanya var :) İşini görür belki.
Temmuz 2012

Metin Dizdar bir yanıt verdi.

Üniversiteler bilim yuvası mıdır yoksa yüksek liseler midir?

Üniversite öğrenciye bilgiden çok hayat tecrübesi katıyor zaten ister bilim yuvası de ister yüksek lise de fark etmez. Burada önemli olan öğrencinin bu tecrübeyi ne kadar ileri götürebildiği. Geldiğin saflıkta üniversiteden mezun olmak hoş olmasa gerek.
Temmuz 2012

Metin Dizdar bir yanıt verdi.

Transact SQL Kavramı nedir?

Veri tabanı açısından karşılaştırılınca birçok konuda Oracle'ın Microsoft'tan üstün olduğuna dair bir düşünce var piyasada.
Peki PL-SQL ile T-SQL karşılaştırıldığında hangisi daha üstündür? (Uygulanabilirlik açısından)
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Sinema

3101 Kişi   300 Soru

Endüstri Mühendisliği

159 Kişi   26 Soru

Futbol

858 Kişi   196 Soru

Yazılım

2916 Kişi   548 Soru

inploiders

347 Kişi   165 Soru

inploid

1153 Kişi   709 Soru

İnternet

2504 Kişi   535 Soru

Mühendislik Meslek Odaları

847 Kişi   48 Soru

Varoluş Hakkında

2775 Kişi   1061 Soru

Muhabbet

2082 Kişi   2355 Soru

Dragons' Den Türkiye

395 Kişi   82 Soru

Üniversiteler (Türkiye)

2235 Kişi   175 Soru

Mekan Önerileri (İstanbul)

797 Kişi   69 Soru

Meslek Seçimi

770 Kişi   93 Soru

İnternet Sitesi

977 Kişi   171 Soru

Arabalar

680 Kişi   190 Soru

Filmler

3198 Kişi   191 Soru

İş Hayatı

2331 Kişi   325 Soru

Facebook

795 Kişi   185 Soru

Yaşam

1164 Kişi   390 Soru

Girişimcilik

3475 Kişi   358 Soru

Veri Tabanı

42 Kişi   25 Soru

Ürünler

73 Kişi   14 Soru

Teşhir

1 Kişi   1 Soru

Bilgisayar

2530 Kişi   438 Soru

Bilgisayar Programları

1791 Kişi   179 Soru

Programlama

770 Kişi   228 Soru

Microsoft

139 Kişi   44 Soru

Veritabanı

90 Kişi   39 Soru