Bilmek istediğin her şeye ulaş

Rasih Uğur Uyanık, 

Mimar

Mimar Rasih Uğur Uyanık inploid.com'da 7 soru sordu, 174 soru yanıtladı ve 72 takipçisi var.

Per - 17:04

Rasih Uğur Uyanık  bu yazıyı beğendi:

SELLUKA

1477
Egenin limon kokulu yasemin çiçeği olan selluka hem ezgisiyle hem de anlamıyla çoğumuzun kalbinde münhasır bir yer edinmiştir. Eylül geldiğinde açan eylülün hüznüne inat sevdiği dala sarılan bir çiçektir selluka. Çoğu aşk şarkısına yer edişide bu yüzdendir herkes sevdiğinin selluka sarılışından bir özlem edinmiştir kendine.Selluka zor bir çiçektir, bir bakıma sevdalı bir gencin bekleyişini anımsatır. Zordur bu çiçeği yaşatmak, tohumunu alacaksın, çürütmeden koruyacaksın. Sonra mevsimi geldiğinde toprağa dikecek, her gün çıktı mı, boyu uzadı mı, çiçek açtı mı diye nöbete duracaksın. Karşıyaka ve selluka takıntılı çok egeli vardır aramızda bende araştırdım bu nazlı çiçeği bir yorumda ne de güzel anlatmıştı paylaşmak istedim :'İlkbaharda geçirgen, kumlu, humuslu ve de yanmış doğal gübre ile hazırlanan toprak harç doldurulmuş saksılara tohumları dikmek, toprağı sürekli nemli tutmak (asla ıslak değil) aslında uzun ve sabır isteyen bir yolculuğun başlangıcıdır. Saksıları, yakıcı güneşten ve rüzgardan uzak bir yere koymuş ve tohumları çimlendirmeyi başarabilmişsen, sürgünün sarılacağı bir çıtada 50 cm kadar boylanması, haziran ortalarını bulabilir. Sabırlı olacaksın! .. Boylanma 50 cm kadar olunca; selluka kızı, daha büyük bir saksıya ya da bahçenin yukarıdaki koşullara uygun, tercihen güneye bakan bir yerine, şaşırtmak gerekir. Birinci yaz sonuna kadar selluka kızın serpilmesini seyretmekle yetineceksin... İlk yıl, o güzelim çiçeklerini görmeyi hayal etme...

Sonbaharda havalar soğumaya yüz tutunca kök çevresine saman veya benzeri bir malzemeyle doğal örtü oluşturmak ve selluka kızın taze gövdesini bir çuval ya da hasırla sarmak, soğuk çarpmasından korumak gereklidir. Dedim ya, kızımız çok nazlıdır...

İlk kışı atlatmış iseniz, önünüzdeki yaz sonu için heveslenebilirsiniz. Havalar ilkbahar sonlarında ısınmaya başlayınca, genç ve nazlı kızımız yeni sürgünlerini vermeye başlar. Özenle gübrelemeye ve dikkatle sulamaya devam... Güçlenip, çıtalara veya pergolelere sarılmaya başladıysa doğru yoldasınız demektir. Ağustos oldu hala çiçek yok, demeyiniz. Eylüle doğru kızımız ilk çiçeklerini verecek, sizi mutlu edecektir. Özenli bakımın, sellukanın gövdesi ağaçlaşıncaya kadar devam etmesi ve kışın dondan korunması şarttır...'
Böyledir selluka yetiştirmek başta bir heves sonrasında ise muazzam bir tutku ve aşk..


'Yağmur yağdı, gene damlar boyandı
Sellukalar uyandı
Yağmur yağdı, gene yıkandı kalbim
Aşk kapıma dayandı

Dilimde şarkılar, hepsi aşktan yakınır
Yüreğimde kuşlar, hepsi aşktan sakınır
Yar senin kalbin kırılmış, sözler sana dokunur
Ama bak aşk sende de var, gözlerinden okunur

Sen sen sen aşkı bilsen, başka bir dünyaya girsen
Sen sen sen aşkı bulsan, selluka gibi sarılsan'

kentyasam.com/izmirin-kaybolan-kokusu-y...
Bu güzel kokuyu gelecek nesillerin tatması ve asla kaybolmaması dileğimle. .
Ocak 03 - 13:02

Rasih Uğur Uyanık bir yanıta alt yorum yaptı

archdaily.com/554661/long-museum-west-bu...

Galerideki resimler de açıklamaya destek olsun o vakit
Aslında tonoz dediğiniz yapılardan müzede bolca mevcut ve kimi karşısında bir perdeyle bitiyor. Aşağıdan tonoz gibi görünen yapılar dışarıdan birer konsollar. Kesit perdeden en uzak noktada birkaç santimken perdeye doğru kalınlaşarak dairesel bir guse halini alıyor dolayısıyla moment ve kesmenin en yüksek olduğu düğüm noktasında kesit gayet de büyük oluyor. Yeterli perde kalınlığı ve konsola doğru uzanan yeterli kalınlıktaki temel ile teknik olarak yapılması çok basit bir konstrüksiyon. Sonuçta kimi konsollar karşılıklı birbirine yaklaşıyor ama birbirine değmiyor ve desteklemiyorlar, zaten desteğe ihtiyaç duymayacak şekilde inşa edilmişler. Yapı da çok güzelmiş, ilk defa gördüm.

Gördüğüm bazı konsollar normal betonarme olabilmek için çok uzun, onlar artgerme tekniğiyle yapılmış olmalılar. Yani beton dökülürken tabliyenin içine boş kılıflar yerleştiriliyor ve ardından o boruların içinden geçirilen kablolar geriliyor, konsola bir ters sehim veriliyor ardından kılıflar da betonla dolduruluyor ve kalıp çıktığında konsol kendi ağırlığı altında yatay konuma geliyor. Artgerme kabloları sayesinde sarkma olmadan çok uzun konsollar yapmak mümkün.

google.com.tr/imgres?imgurl=http%3a%2f%2...
Ocak 03 - 13:00

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Long Museum West adlı yapıda iki yarım tonoz birbirini nasıl destekliyor?

Aslında tonoz dediğiniz yapılardan müzede bolca mevcut ve kimi karşısında bir perdeyle bitiyor. Aşağıdan tonoz gibi görünen yapılar dışarıdan birer konsollar. Kesit perdeden en uzak noktada birkaç santimken perdeye doğru kalınlaşarak dairesel bir guse halini alıyor dolayısıyla moment ve kesmenin en yüksek olduğu düğüm noktasında kesit gayet de büyük oluyor. Yeterli perde kalınlığı ve konsola doğru uzanan yeterli kalınlıktaki temel ile teknik olarak yapılması çok basit bir konstrüksiyon. Sonuçta kimi konsollar karşılıklı birbirine yaklaşıyor ama birbirine değmiyor ve desteklemiyorlar, zaten desteğe ihtiyaç duymayacak şekilde inşa edilmişler. Yapı da çok güzelmiş, ilk defa gördüm.

Gördüğüm bazı konsollar normal betonarme olabilmek için çok uzun, onlar artgerme tekniğiyle yapılmış olmalılar. Yani beton dökülürken tabliyenin içine boş kılıflar yerleştiriliyor ve ardından o boruların içinden geçirilen kablolar geriliyor, konsola bir ters sehim veriliyor ardından kılıflar da betonla dolduruluyor ve kalıp çıktığında konsol kendi ağırlığı altında yatay konuma geliyor. Artgerme kabloları sayesinde sarkma olmadan çok uzun konsollar yapmak mümkün.

google.com.tr/imgres?imgurl=http%3a%2f%2...
Ocak 03 - 12:54

Rasih Uğur Uyanık bir yanıta alt yorum yaptı

Anlaması, olsa tarifi zor bir ödev olmuş. Kavramlar üzerinde konuşarak başlamak da fayda var sanırım ve tabi ki tüm söylem "ben olsam" dan öteye pek gidemeyecek. Soyutlama araçlarının en etkili eskizdir. Mevcut herhangi bir hacmi tefrişleri veya sınırları ile soyutlaştırdığımızda, eskizini yaptığımızda, stilize ettiğimizde bir yerlere ulaşabiliriz gibi geliyor. Işık bize bir ipucu verebilir belki. Işığın mekan içindeki yaratacağı sanal sınırla, bize doğal fonksiyon alanları veya birbiri içinde mekan sınırları tanımlayabilir diye düşünmeye başlasak mı?
Hocanız sadece bu kadar demiş olamaz bence. Verilen ödev açıklamasından da bahsedebilir misin?
Aralık 24 - 02:11

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Mimarlık 1.sınıf öğrencisiyim. Hocamız bir küpe mekan soyutlaması yapın dedi. Nasıl ilerleyebilirim?

Hocanız sadece bu kadar demiş olamaz bence. Verilen ödev açıklamasından da bahsedebilir misin?
Aralık 24 - 02:09

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Mimarlık bölümünde hazırlık dönemini en verimli şekilde nasıl geçirebiliriz?

Ben hazırlığı atladım ama çevremdeki hazırlık sınıfından gözlerimle ve benim birinci yıl tecrübelerim şöyle umarım çok emir verir gibi olmamıştır ve yararı olur, çevre edinin, hiç bir çıkar elde etmek amacıyla değil, insan sosyal bir canlı olduğu için yani paylaşacak insanlarımız oldukça ve paylaştıkça mutluyuz. Ayrıca çıkarı olacak insanlardan da çevre yapın ve daima aranızı iyi tutun. Etik değil falan diye düşünmeyin cidden yetişkinlerin dünyası çok pismiş ve lise sonda henüz mini mini bir bebekmişiz. Arkadaş edinmekte zorlanıyorsanız bir aktivite ortak nokta aracılığı ile kendinizi açabilirsiniz.

Rahatlıklarınızı kırın yani sınırlarınızın dışına çıkın; utandırılmaktan, rezil olmaktan, çirkin gözükmekten, reddedilmekten, dalga geçilmekten korkmayın, girişin, deneyin. En büyük pişmanlıklar yaşanmış şeyler değil yaşanılabilecekken yaşanmamış anlardır.

Bu yıllar kişiliğinizin oturacağı son yıllar bundan sonra nasıl biriyseniz büyük oranda öyle kalacaksınız ve ilerde değişikilik yapmak gittikçe zorlaşacak bu yılı değiştirmek istediğiniz veya yapmaya başlamak istediğiniz şeylere bir yatırım yapmakla geçirin.

Programınızı doldurun. Hazırlık dönemi boşlayınca girdap gibi oluyor zamanı yutup hızlıca geçebiliyor. Kategori olarak bir vücut aktivitesi bir beyin aktivitesi bir sosyallik aktivitesi bir de bireysel aktivite edinin.Kuluplere katılın. Bir müzik aleti, bir el işi, bir hobi edinin. Bir spor dalına başlayın. Bir dans kursuna, bir meslek kursuna, diksiyon kursuna yazılın gibi gibi

Üst sınıfları yakaladığınız gibi dersler, okul, hocalar, ortam hakkında bilgi edinmeye çalışın. Daha önce hiç girmediğiniz bir yarıştasınız artık kimse başladığını belli eden bayrak sallamıyor bittiği belli eden korna çalmıyor gizli bir yarış : P sizi nelerin beklediğinin farkında olursanız yıkılmanız çok daha zor olur ve bir adım önde olursunuz demektir.

Bunların dışında üniversite cidden çok güzel birşey, kampüsün imkanlarından olabildiğince faydalanmaya çalışın, kütüphane, havuz, sağlık kontrolleri, rehberlik... İyi dostluklar ve üniversiteli olmayı daha yakından tadabilmek için yurtta kalmanızı tavsiye ederim. Evi parası olan herkes tutabiliyor ama üniversite yurdunda sadece üniversiteye giren kalabiliyor ne kadar ayrıcalıklı düşünsenize.(ayrıca biz öğrenciler evlere çıkmaya devam ettikçe devlet yurt yapmıyor farkında mısınız, kendi kuyumuzu kazıyoruz pahalı evlere çıkıyoruz)

Kampüste etrafınız anlaşabileceğiniz insan dolu neden uzak kalasınız? Eve ilerde çıkarsınız veya yazları staj yaparken filan. Oda gerekli olursa da airbnb ve daha bir çok günlük ucuz oda bulabileceğiniz yer var. :D
Aralık 24 - 02:09

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Mimarlık bölümünde hazırlık dönemini en verimli şekilde nasıl geçirebiliriz?

Photoshop programını öğrenmen çok işine yarayacak. İlk yıl pek autocad falan kullanmayacağın için unutabilirsin photoshopa aban : D
Sergilere gitmen ufkunu açar.
Unutma mimarlık 2+1 daire : D konuttan ibaret değil.
Tasarım ile ilgili kitaplar bulup okursan ilk yıl diğerleri gibi sudan çıkmış balığa dönmezsin. Temel tasarım, grafik tasarım falan
Hayatın Kaynağı romanını oku egonu şişirirsin biraz : D :))) ( bu iş için ego biraz gerekli de ondan : D, fazla değil biraz)
Arkitera(mabedimiz) : D XXI, mimarizm, kotsıfır, mimdap vb. siteleri düzenli takip et çook çok faydasını göreceksin
Entel olma entelektüel ol bol bol oku
Tenin gözleri, Göz ve tin, Algılanan Dünya, Yaşanan mimari, Görünmez Kentler, Görme biçimleri, Mimari Tasarım, Mimarlıkta sunum teknikleri, Bir görsel iletişim platformu olarak mekan gibi kitaplar okuman ufkunu açar. Çığır açarsın (büyük ihtimalle anlamayacaksın ilk okumada öyle iki sayfa okuduktan sonra sıkılıp kitabı atma bir köşeye , olsun sen yine de oku iki defa okur anlarsın :)))
Araştır
Sorgula
Bir tane eskiz defteri al, becerebiliyorsan kendin defter yap daha havalı olur : D
Bol bol çiz, boz, yırt, kes katla elini korkak alıştırma. Gördüğün objeleri nesneleri sokağı çevreyi çiz. Kimse senden Picasso olmanı beklemiyor çizmeye çalış birebir aynısını yapmak zorunda değilsin raad ol ;)
Ha unutmadan Mies, Adolf Loos, Le Corbusier(adamın dibi), Frank Lloyd, Gehry, Libeskind, Zaha Hadid(canııııımmm) vb. kişileri araştır bir bak neler yapmış aslanlarım benim. Bunlarla kısıtlı kalma oooohooo bir sürü var
***
iki sene önce bu soruyu sorduğumda bana sadece biri autocad öğren demişti. Ne programmış arkadaş
Ha bu arada kullandığım emir kipleri için kusura bakmayın ne bilim böyle daha bi tatlı oldu sanki tutamadım kendimi
***
sevgileeeeer
Aralık 24 - 02:08

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Yaptığım çoğu işte başarısız oluyorum. Böyle düşünmemeye çalışıyorum heyecanla başladığım her projenin sonu hüsran oluyor. Bir de mimarlık okumak beni iyice çıkmaza sokuyor. Ne yapacağım?

Mücadele etmeye devam etmekten başka bir seçenek yok aslında. Başarının da başarısızlığın da sana ait olduğunu unutmamaktan başlayabilirsin. Mesala mimarlık okumaya başladıysan muhtemelen bu ülkenin şanslı ve belki abartılı gelebilir ama özel %1'lik diliminin bir parçası olmayı başarmışsın demektir. Demek ki durum o kadar da vahim değil.
Kendi kapasitenin altında olduğunu, çok daha başarılı ve bu başarıya çok daha az bir gayretle sahip olabileceğini bildiğin ve bir türlü o noktaya gelemediğin için kendini suçluyorsan ki bu durumun da ne kadar az rastlanır mazoşist bir zevk olduğunu idrak ediyorsun demektir; bu yargılayıcı, sorgulayıcı, sürekli daha iyiyi aramaktan yılmayan yolculuğunu tam da şikayet ettiğin şey için kullanmaya başlaman lazım.
Nasıl olacak dersen, kendine adil, mantıklı bir muhasebe hakkı tanıyarak yapabilirsin. Sonu başı belli süreçler yaşanırken yada tamamlandıktan sonra oldukça mekanik ve formüle edilmiş kriterlerle değerlendirmeler yapmak, belirli sonuçlar doğrultusunda, belirgin kararlar almak ve kararlı bir şekilde kararları yürürlüğe sokmak, kısaca sahip olduğun en kıymetli iki şeyi, enerjiyi ve zamanı etkin kullanarak sonuç almaya başlayacağını düşünüyorum.
Aralık 24 - 01:50

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Mimari bir projeye başlamadan önce maket mi yapmalıyım kesit plan mı?

Mevzu, maket mi eskiz mi noktasına geldiyse, ilgili araştırmalar, sorular, problemin yeniden tanımlanmaları aşamalarının geçildiğini varsayarsak, artık kişisel bir aralıktan bahsediyorsunuz demektir.
Plan, kesit ya da maket çok da birbirlerinden ayrılacak ya da sürecin belirli basamakları değildir. İçiçe geçen birbirini takip eden, kesişen ayrı süreçlerdir. Ortak noktları ise kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi üç boyutu temsil araçları olması. Düşünme pratiği açısından, özellikle mimarlık da mutlaka geliştirilmesi gereken en önemli aralık üç boyutlu düşünebilmektir. Bu beceri edinildikten sonra artık plan da üç boyulu bir hal alır.
Plan, görünüş, perspektiv her ne araç kullanılsa da ortaya çıkan dilimin bir ekmeğe ait olduğunu unutmamak lazım.
Aralık 24 - 01:42

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Mimari bir projeye başlamadan önce maket mi yapmalıyım kesit plan mı?

Ben önce analizler yapar, bu analizlerden diyagramlar oluştururum. Sonra araziye daha hakim olabilme amacıyla arazi maketini, ağaçları ve komşu yapılarıyla beraber yaparım. Kullanıcı profili ve sayısı, gerekli ve zorunlu fonksiyonlar, arazi eğimi, toprak dokusu, bitki örtüsü, manzara, güneş , rüzgar gibi verilerle diyagramlar üzerinden eskizler yaparım (kesit, plan, görünüş, perspektif vb.) Ardından da kavramsal maketler yaparım formu belirlemek için. Bu aşamada çok fazla maket yaparım. En sonunda yaptığım kavramsal maketi de ölçekli bir makete dönüştürüyorum. Bu aşamada ölçekli bir insan maketiyle beraber maketi yapmak çok daha faydalı oluyor.
Ben bu şekilde daha verimli çalışıyorum . Ama herkesin farklı bir çalışma metodu vardır. Kimisi plan kesit çizerek daha verimli çalışır kimisi de maket yaparak. Dolayısıyla bu işin bir formülü yok.
Çalışma metodu projeden projeye de değişir örneğin 1. sınıfta pavillion, stand tasarımı, sergi elemanı,kiosk vb. projelerde maket yaparak çalışmak daha uygundur genellikle.
Aralık 24 - 01:40

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

İnşaat mühendisliği 2. sınıf öğrencisiyim. Artık mesleki dersler görüyoruz ve tabiri caiz ise hocalarımı mesleki bilgiler açısından sömürmek istiyorum ancak hocalarıma neyi nasıl sormalıyım ya da hangi konulara yönelmeliyim?

Bir inşaat mühendisinin bilmesi gereken minimum; statik ve mukavemettir, buna yapısal analiz, çelik, betonarme ve deprem dahildir. Bunları öğrenebildiğin kadar çok öğrenmeye bak, gerisi zaten işin daha kolay kısmı. Bunların yanı sıra İngilizce, VB ile Excel programlama ve/veya Matlab muhteşem artılar olur.
Aralık 24 - 01:39

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Üniversitemde ingilizce eğitim olmaması beni diğer mimarlık öğrencilerine göre çok dezavantajlı yapar mı?

Mesleğimizin güzel avantajlarından biri de evrensel bir anlatım tekniğe sahip olmasıdır. İnternette herhangi bir projeyi incelerken mahalin adını tercüme edemesek de içerisindeki tefrişle hangi fonksiyona sahip olduğunu kolaylıkla anlarız. Bunun tersi de mümkün elbette, sizin çizdiğiniz bir projenin de dili, sadece teknik yada içerik açısından değil kuramsal olarak da o dili okumaya alışkın biri için anlaşılır olacaktır.
Diğer cevaplarda da bahsedildiği gibi mimarlık eğitimi siz ilgilendiğiniz sürece kesintisiz devam edebilir, ama velakin konu bu mesleği genelleştirilmiş sınırlar içinde yani mezun olduktan sonra büyükşehirlerden birinde yer alan herhangi ölçekli bir ofiste proje ya da şantiyede idame ettirmeye gediğinde son zamanlardaki tespitlerime göre ortaya karışık bir durum oluşmuş gibi geliyor bana.
Şu anda görev aldğım bir projenin neden hem türkçe hem ingilizce hazırlandığını, tüm süreçlerine şahit olmama rağmen anlayabilmiş değilim. Altı ayda bir toplantısında yabancı uyruklu bir danışmanın var olması dışında. Bu örneği vermemin sebebi özellikle iş ilanlarındaki çokça rastlanan akıcı bir şekilde aranan ingilizce yeterliliği. Herhangi bir işçi güvenliği yada sosyal hakları konusunda hassas davranmayan işverenler nedense konu kırk yılda bir denk gelecek ingilizce içerikli bir mail için çalışanlarının inglizce bilmesini şart koşuyorlar, ya da bizim haberimiz olmadan alçı sıva ustaları aralarında ingilizce konuşmaya başladılar.
Gün gelip de sayıları az yapıları sözde kurumsal bir firmada kariyer yapmayı düşünmediğiniz sürece, kişisel ve mesleki yeterlilik kaygınız dışında bu mesleği icra ederken yabancı dile hiç ihtiyaç duymayacaksınız ve iş ilanlarındaki o maddeyi de umursamayın. Önemli olan projenin dosya isminin ingilizce olması değil kaygılarla dolu bir sürecin nitelikli bir örneği olmasıdır.
Aralık 24 - 01:15

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Üniversitemde ingilizce eğitim olmaması beni diğer mimarlık öğrencilerine göre çok dezavantajlı yapar mı?

Mimarlik eğitiminde ingilizce olursa dunya meslektaslarina derdini daha kolay anlatirsin olmazsa da egitimini etkilemez cunku zaten sen o ingilizceyi ogreneceksin cunku Turkce kaynaklar yeterli gelmeyecek . Mimarlik bir sanat egitimidir (ömür boyu) bir tarih egitimidir, bir sosyoloji egitimidir bir felsefe egitimidir bir yasam egitimidir. Yani sen kendini ne kadar guclu egitmek istediginle ilgili ingilizce almanca vs dillerini ogrenmek sana kalir ama okulda olmadi diye sadece daha cok cabalaman gerekecek .
Ekim 2016

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

İç mimarlık öğrencisiyim, ölüm temasıyla ilgili soyut bir kolaj çalışması yapmam gerekiyor. Ne gibi bir tasarım yapabilirim?

Katıldığım bir cenaze sırasında arkadaşımla sohbet ederken öğrendim ki, kızılderililer bir doğum olduğunda yas tutarlarmış. O andan itibaren hayatta kaldığı süre boyunca yorulacak, üzülecek, çabalamak direnmek zorunda kalacak, bitmez tükenmez bir koşturmacanın içerisinde olacak diye. Öldüğünde ise bundan sonra hiçbir sıkıntı, ağrı, sızı, kaygı çekmeyecek artık rahat edecek diye mutlu olur şenlik düzenlerlermiş.

Doğru yada yanlış bu konuşma üzerine şunu fark ettik ki aslında ölen ardından bizim yaptığımız çoğu eylem, ölenden çok kalana dair eylemler.

Sonuç olarak ölüm sonrasının ne olduğunu aramızda tekrar dirilen olmadığına göre bilmiyoruz. Bu noktada ölüm teması sadece tek taraflı yani geride kalanlar için anlamdırılan bir tema.

Geride kalanlar için tanımlanması ise genel yani toplumun ortasında yer alanlar, bizim ülkemize göre örneklendirmek gerekirse, dini inancı gereği ölüm sonrası hayatın devam ettiğine inananlar için, yaşarken yaptıklarının muhasebesi sonucu ya cezaya ya da ödüle layık görülen ve sonsuza kadar bu derecelendirmeye göre yaşamaya devam edecek hayatın bir başlangıcı iken, mesala bir doktor, hemşire, morg görevlisi için diğer sıradan görevlerinden farksız olabilir. Dolayısıyla ölüm teması teoloji, tıp, felsefe, sosyoloji, sinema, heykel, hukuk, vb aralıklarınca farklı algılanır.

Her kim hangi açıdan bakarsa baksın her biri geride kalanların hayatlarını düzenlemektedir ve fakat gerçek şudur ki artık ölen için ki bu sadece canlı da olmak zorunda değildir, artık var olmayacaktır ve bir izden ibarettir. Dokunduğu, gördüğü, duyduğu, öğrendiği, öğrettiği, tattığı, baktığı, şaşırttığı, sevindirdiği, üzdüğü her ne varsa her birinde, onun belleğinde yarattığı yansımadan ibarettir.

Hani derler ya; anlattığın karşıdakinin anladığı kadardır diye, o halde ölüm, geride kalanlarla yaşadıkların kadar mıdır?

Sorunun içerisindeki "armut piş, ağzıma düş" algısını kendi önyargıma ait olduğunu kabul ettiğim için cevaptan çok , akıl yürütmek istedim ama sanki cevap da vermiş oldum.
Ağustos 2016

Rasih Uğur UyanıkHilal  kişisini takip etmeye başladı

Hilal , Mimarlık Öğrencisi, @hilal5

Temmuz 2016

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

İnsanın 9 yaşındaki kendi kızına cinsel tacizde bulunmasının dinen bir sakıncası olmadığını düşünenler var. Bu konuda sizler ne düşünüyorsunuz?

Soruya cevap vermekten ziyade benzeri (tarafı, baktığı penceresi fark etmeksizin söylüyorum) provakitif soruların devamında verilen cevaplar ve cevaplara yapılan yorumların sonucu olarak belirtmek isterim ki, asıl mesele bağcıyı dövmek anlaşılan ama elde sopa olunca; o bağcıyı dövmeye gelenler, kalabalığı görüp burada neler oluyor diye anlamaya çalışanlar ve hatta şans eseri o anda adres sormaya gelenler bile dayak yemeye başlıyor. İnploid formatına uymadığı aşikar.
Temmuz 2016

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

En yakın arkadaşınızı kaybetseniz ne yapardınız?

Soru sahip olduğumuz bir yanılgıyı da barındırıyor. Doğaldır ki sosyal varlıklarız ve iletişimde olduğumuz insanları türlü sebeplerle kategorize ediyoruz. Gündelik koşturmacalar içerisinde ne yazık ki unuttuğumuz ve benim de artık benimsediğim bir kural var ki bana göre pek çok soruya cevap veriyor. Yalnızız aslında. Yalnızlık ömür boyu velhasıl. Nicelik olarak yalnız olmasak da nitelik anlamında bu gerçeği kabul etmek de fayda var. Kurulan hayaller, yapılan planlar, anlatılan, aktarılan her türlü an, anı, anekdot sadece karşındakinin anladığından ibaretse ve aslında biz; aslında unutarak ve büyükçe içtenlikte karşındakinin de anlamadıklarını, hissetmediklerini, duymazdan geldiklerini, önemser göründüklerini, ilgilenmiş gibi yaptıklarını kendi zihnimizde tamamlama çabasına girdikçe büyük bir yanılsamanın da kuyusuna çekilmiş oluyoruz. Bir an olsun, bir umutla yalnız değilmişiz gibi yapıyoruz.
Saplantı bir aşığa sevecen bir psikologun da dediği gibi aşık olduğunu zannettiğin kişi o değil aslında. Senin yarattığın bir yanılsama. Arkadaşlıklarda da öyle oluyor. Hele ki tek taraflı ve anlaşılmaz bir sona sahipse kişi, karşısındakinden daha çok kendini sorgulamalı. Mutlu olmak, hayata umutla bakmak, motive olmak, enerji bulmak, hayal kurmak, plan yapmak, keyif almak vb pek çok eylem için ne zaman ki kendimizi bağımlı hissetmeyiz, o zaman bayağı bir ifade ile çıkara dayalı pek çok alışverişten de en az zararla ayrılabiliriz. Her ilişki bir alışveriştir ve müşteri sizden ne almak istiyorsa onun için iletişime geçer. Unutmayın ki vermeden almak ticarete aykırıdır.
Katı, basit, bencilce gelebilir cevabım fakat bir sabah uyandığımda böyle hissetmeye başlamadığımı kabul etmenizi rica ediyorum. Özet olarak, zaten bir yanılsama olan durum doğası gereği sona ermiş. Kabullenin, gerekli aralıklar için notlarınızı alın, geçmişe takılı kalmayın ve aynı hataları yapmak üzere yola devam edin.
Temmuz 2016

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

En yakın arkadaşınızı kaybetseniz ne yapardınız?

Duruma neden konuları sakinleştikten sonra esaslıca düşünerek bir sonuca varırım.
Bu sonuca göre ortada kurtarılır bir tavır karakter kalmışsa bunları açık net bir şekilde izah etmek için bir ikinci şans tanırdım bu dostluğa.
Söyleyeceklerinin yanı sıra tavırlarına daha çok dikkat kesilirdim.
Sonra baktım tatmin olmuyorum, inanamıyorum;
Bir daha kendisini görmeyecek şekilde tüm sosyal medyalardan siler, ortak paylaşımları kaldırırdım.
Amaç kendisiyle ne kadar az karşılaşırsam o kadar net hafızamdan çıkartır ve onun neyi kaybettiğini daha çabuk fark etmesini sağlamak olurdu.
Kısacası dostunu seven onu dövmekten erinmez.
Temmuz 2016

Rasih Uğur UyanıkGizem Doğan kişisini takip etmeye başladı

Gizem Doğan, İç Mimar, @gizemdogan

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Sinema

3117 Kişi   300 Soru

Mimarlık

382 Kişi   134 Soru

İç Mimarlık

259 Kişi   61 Soru

Fotoğrafçılık

1876 Kişi   167 Soru

Gazeteler

68 Kişi   33 Soru

Radikal

6 Kişi   1 Soru

Freelance Tasarım

74 Kişi   3 Soru

İç Mimari Tasarımları

161 Kişi   26 Soru

Tasarım Hukuku

21 Kişi   1 Soru

Psikoloji

2715 Kişi   954 Soru

Alışkanlık

112 Kişi   29 Soru

Toplum Psikolojisi

217 Kişi   34 Soru

Mimari Tasarım

491 Kişi   91 Soru

İnşaat

325 Kişi   108 Soru

Çizim Programları

383 Kişi   28 Soru

Autocad

290 Kişi   17 Soru

Projeler

412 Kişi   50 Soru

Ahlak Felsefesi

236 Kişi   49 Soru

Google Play

18 Kişi   17 Soru

Deneme

26 Kişi   4 Soru

Kadın Erkek İlişkileri

2100 Kişi   587 Soru

Kitaplar

2939 Kişi   267 Soru

Photoshop

601 Kişi   38 Soru

Grafik Tasarım

513 Kişi   74 Soru

Mustafa Kemal Atatürk

357 Kişi   51 Soru

Fotoğraf Makinesi

352 Kişi   58 Soru

Para

426 Kişi   122 Soru

Bilim

786 Kişi   281 Soru

Dünya Tarihi

493 Kişi   116 Soru

Dünya Ekonomisi

394 Kişi   80 Soru