Bilmek istediğin her şeye ulaş

Metin Özaydinlik, 

Makina Mühendisi

Makina Mühendisi Metin Özaydinlik inploid.com'da 0 soru sordu, 3 soru yanıtladı ve 10 takipçisi var.

Ağustos 2015

Metin Özaydinlik bir yanıt verdi.

Temmuz 2015

Metin Özaydinlik bir yanıt verdi.

Mühendislik konusunda geleceği olan iş sıkıntısı çekilmeyen mühendislik hangisidir? Endüstri, mekatronik, elektronik ve haberleşme, elektrik elektronik, makine? Tercih dönemindeyim. Hangi bölümü neden tercih etmem gerekir?

Öncelikle Türkiye de işsizlik problemi yaşamazsın dersem yalan olur. Tüm mühendislik dallarında ihtiyaç fazlası mezun var. İhtiyaç yok çünkü bu ülkede sanayileşme yok. Tabi ki kendini çok iyi yetiştiren bireylerin önü açık. Ama sakın YÖK "üniversiteleri" beni yetiştirir diye bekleme. Çünkü orada bilim yok. Dil kurslarından, çeşitli bilgisayar programı kurslarına kadar her şeyi (bedelini ödeyebilirsen) takip et. Mümkünse okul bitmeye yakın yurt dışı bir okul ayarla, diplomayı oradan al. Mümkünse orada yüksek yap. Ve oralarda bir iş bul ve kal derim. Bu memleket haramilerin, kaç kurtul.. Ama memur maaşı bana yeter, birde zengin koca buldum mu dünya yansa umurumda değil diyorsan valla okumasan da olur.. Kendine, hobilerine uygun bir okul ayarla keyfine bak derim...
Temmuz 2014

Metin ÖzaydinlikZeynep Meryem kişisini takip etmeye başladı

Zeynep Meryem, Anaokulu Öğretmeni, @zeynepmeryem

Ocak 2013

Metin Özaydinlik  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ruhsal gelişimle uğraşanların psiko-patolojik halleri

Bu yazı, ruhsal gelişimle ilgili… evet size egodan, sevgiden ve öfkeden bahsedeceğim ama bunları sürekli işittiğiniz şekilde değil!!! Öfkeyi yenmenin, kimi zaman dünyadaki sorumluluklarımızı reddetme aşırı sevgi duymanın kendimizin ve diğer insanların dengesini bozma ve egoyu yenmenin ruh sağlığımızı yerle bir etmeye yol açabileceğinden bahsedeceğim…

Ruhsal gelişimi tıpkı bir “afyon” gibi alan kitlelerin, nasıl yönlendirilerek bozulmuş bir ruh haline sahip olabileceklerini açıklamaya, hem bir ruh sağlığı uzmanı hem de ruhsal gelişimle 10 yıldır ilgilenen biri olarak kendimde ve diğerlerinde gözlemlediklerimden de örneklerle yola çıkacağım. Bu esnada ruhsal gelişimle uğraşıp, kaçımızın dengeyi ve arzulanan ılımlı bir ruhsal yapıyı koruyabildiğimize dair bir içebakış ve özeleştiri yapmamıza yardımcı olacak.

ZAYIF BENLİĞİN TELAFİSİ İÇİN RUHSAL GELİŞİM:
•Ruhsal gelişime ilgi, genelde bir kaybı veya acıyı telafi etmek için
başlar. Bizlerin daha küçük yaştan bir tapınağa verilip ruhsal gelişim için bir eğitilmek gibi bir gelenek içinde var olmadığımız için, ruhsal gelişimle ilgilenmek, çoğunlukla zorunluluktan ya da ihtiyaçtan doğan bir seçimdir.
•Genelde sevdiğimiz birinin kaybı, bir ağır hastalık, intiharın eşiğine gelme veya hayatın anlamsız olduğuna dair boşluk duygusu ile kıvrandığımızda bir çıkış yolu bulma amacı ile gerçekleşir.
•Ama “bir acıyı dindirmek, bir boşluğu doldurmak, bir şeyleri unutmak”gayretinde olan birisi, öncelikle dengesi bozulmuş birisidir. İşte bu ilk tehlikedir. Acı ve hayal kırıklığı içindeki kişi, duyduğu her sözü ve aldığı her öğretiyi “kendi istediği gibi” algılama eğiliminde olacaktır. Hatta birşeylere sarılmak ihtiyacından dolayı, sorgulamadan kabul edecektir.
•Bu durum, öğretinin özünü kaçırmasına yol açacaktır. Yani insanların,“sır-secret” gibi öğretileri veya düşüncelerini doğru kanalize etmeyi; onu terkeden sevgilisinin, maaşına zam yapmayan patronunun veya ders çalışmayan çocuğunun üzerinde neden kullanmaya çalıştığını anlamak böylece mümkün olur.

İKİNCİL KAZANÇLAR: ÜN, PARA, SAYGI SEVGİ KABUL KAZANMA
Görülen o ki, ruhsal konularla ilgilenmek, ün yapma, sayılma, saygı görme ve para kazanma gibi amaçlar peşinde koşulmasına engel olmamaktadır. Bunlar, elbette insan kaldığımız sürece bizi besleyen değerlerdir ama ruhsal gelişimin bir sonucu olarak kendiliğinden gelirler, yani ruhsal gelişim bunlar için bir araç olamaz.

Bu noktada amaçlarının hala sıradan olduğunu gören kişi, kendi içinde çelişmemek için bu ikisini birleştirmeyi seçer.
•Yani para kazanma hırsı, sıradan ve insani bir arzudur ama buna daha ulvi bir değer biçmek için “para sevgidir” der.
•Saygınlık kazanmak ve ne kadar iyi birisi olduğunu göstermek için bir kişiye yaptığı iyiliği, yolladığı şifayı insanların gözüne sokar.
•Tartışmalarda faka bastığında veya eleştirildiğinde “ben bu işlerle 20 yıldır uğraşıyorum” der… Sanki ruhsal gelişim, verilen emekle ya da yıllarla birlikte doğru orantılı artan bir şeymiş gibi…
•Yani aslında sıradan ve az gelişmiş olan amaçlarıyla, sözde daha yüce görülen değerleri birleştirir ya da öyle olduğunu sanır.

BİR AFYON OLARAK RUHSAL GELİŞİM:
•Dünyevi ve daha sıradan (!) işleri bırakıp, alemlerin gizemlerine çekilmek, maalesef çoğunlukla bizi bir insan olarak sorumluluğumuzu yadsımaya itmektedir.
•Dünya üzerinde, bizi çevreleyen sosyo-politik bir çevrede yaşıyoruz. Dünyanın kaynaklarının korunmasından, ülkemizdeki siyasi olaylara kadar bir sorumluluk içindeyiz.
•Dünyayı dönüştürmekteki payımızı reddettiğimizde, birilere bizlere bu öğretiler vasıtasıyla sahte amaçlar verirler. Ve biz de bunları yutmaya hazır oluruz.
•Örneğin, bir ruhsal kanal, son zamanlarda, Obama’nın dünyayı kurtaracak indigolardan olduğuna bizi inandırmaya çalışmaktaydı.
•Yine aynı kanal (nasıl bir kanalsa, gayet politik!) küresel ısınmanın dünyanın normal bir süreci olduğunu, insanların bunun için üzülmemesi gerektiği üzerine bir mesaj vermişti. Hatta mesaj başlığı “KÜRESEL ISINMADAN İNSAN SOYU SORUMLU DEĞİLDİR!” idi. Bu söylemin ardında, petrol şirketlerinin ve araba, cep telefonu, bilgisayar gibi bu endüstriden beslenen yan pazarların çıkarlarının olmadığına inanmak güçtür.
•En büyük tehlike, öğretilerde verilen mesajların, aslında neye hizmet ettiğini ve olası sonuçlarını gözden kaçırmaktır.
•Ve en büyük tehlike, mistik olmakla duyarsız olmak veya aptallaşmak arasındaki ince sınırı gözden kaçırmaktır.

KARŞIMIZDAKİNİ HİÇLEŞTİRME: KOŞULSUZ SEVGİ
Son 10 yılda en çok duyduğum terim: koşulsuz sevgi…
•Sevgimizi, karşımızdakinde sorumluluk ve suçluluk duyduracak şekilde fazlasıyla vermek, karşımızdakinin sınırlarına davetsizce girmek ve karşımızdakinin istencini, varlığını yok saymak yani onu hiçleştirmektir. Ben buna “sevgi kusmak” diyorum.
•Yeni tanıdığınız biri “siz” denilmeyi hak eder, ona “sevgililer” diyemezsiniz. Sizden mesafe isteyen birine gidip sarılamazsınız. Sizden ayrılmak isteyen eşinize “ben seni hala seviyorum, ne olur sev beni” diyemezsiniz.
•Kaldı ki, sevgiyi deneyimlemeye hazır olmayan varlıklara sevgi vermek, onların deneyimlemesi gereken dersleri almalarını engeller. Yani insanların sevgiyi reddetme hakları mevcuttur.
•Sevginizi makul ölçülerle tutmaya gayret etmeli, kendi bağımlılıklarınıza “sevgi” kisvesi giydirmemelisiniz. Eğer sizden sevgi istemeyen birini sevmeye devam ediyorsanız bunu içinizden yapmalı, bunu bir şova dönüştürmemelisiniz.
•Küçük Ağacın Eğitimi kitabında “Kızılderililer birinin bir şeye ihtiyacı olduğunu görürlerse onu, onun bulabileceği bir yere koyarlar” der. Şatafatsız, dışa vurumsuz “ben sana iyilik yapıyorum” sorumluluğunu vermeden ve tabi ki “ben iyilik yapıyorum” duygusunu tatmaksızın…

MESİH BİLİNCİ:
•Sürekli “vermek” çabasında bulunan insanlar almayı bilmezler.
•Sevgi, kendini kurban etmek değildir. Kendinizi kurban ettiğinizde sevip saymadığınız çok önemli bir varlık vardır: Kendiniz…
•Acı çekmeyi bir sınav ve arınma olarak gördüğünüzde, kendinize zararlı olan ilişkilere çekilirsiniz, tekrarlayan döngülerde kendinize zarar vermeye devam edersiniz ve bunun ruhsal gelişim olduğunu sanırsınız.
•Ve maalesef Mesih’in insanlarda yarattığı bu yanılsama, bilinçdışı olarak birçoğumuzda devam etmektedir.
•Sevgi vermenin, kurban olmak demek olmadığını anladığınızda, bir yanağınıza tokat atana diğerini çevirmezsiniz… siz de kalkıp bir tokat atmazsınız… ama bir daha o tokatı yemezsiniz.
•Stephano D’Anna'nın Tanrılar Okulu kitabında dediği gibi “Kurban her zaman suçludur...”
Psikoloji Makaleleri
EGO YENİLEBİLİR Mİ? YENİLMESİ GEREKEN BİR ŞEY MİDİR?
•Ruhsal öğretilerin bir çoğu "egoyu yenin!" der.
•Egoyu yenmek ne demektir? Dahası gerekli midir?
•Ego, bu dünya yüzeyindeki bir çok yasa gibi gereklidir. Yerçekimi nasıl bu dünya için bir yasa ise, bir şekilde bu dünyaya fiziksel olarak bağlı olan biz insan soyu için "ben-ego" dediğimiz “kendilik bilinci” bizi burada tutmaktadır.
•Ego, bizim kimliğimizdir, değerlerimizdir. Kendimizi koruma dürtümüz, soyumuzu devam ettirme, bir şeyler için savaşma, bilim yapma, düşünme becerimizdir.
•Ben egomu yitirmedim. Egomu yitirdiğim gün bu dünyaya bağlı olmayacağım zaten. O zaman yine yaşayacağım ama "ben" ve bir "egom" olmayacak.
•Ruhsal gelişimin ilk adımı KENDİNİ BİLMEK ve KENDİNİ DENEYİMLEMEKTİR. Yani egoyu tanımaktır. Kendini bulmak veya onu silmek değil. Biz ve insanlık için en iyi olanı deneyimlemek, ama kendimiz için en erinç verici doğru ve yanlışları seçmek...

GÜNAH KEÇİSİ: ÖFKEMİZ
Nietzsche der ki "Kıskançlık ve öfke duymayacak kadar yüce değilsiniz, bari bunlardan utanmayacak denli yüce olun!"
•Öfke, çok önemli işlerin ve değişimlerin yakıtı olabilir.
•Bir şeyleri değiştirmek için makul bir öfke ve kararlılık gerekir.
•Bize zarar veren ilişkileri bitirmek için, yeni bir hayat kurmak için, işimizi evimizi değiştirmek için, bir teoriyi kurmak için, dünyanın daha iyi bir yer olması için makul bir öfke çoğunlukla şarttır.
•Adaletsizliğin olduğu yerde kabullenici veya tarafsız olmak, asında ezilenin karşısında yer almak ve bu adaletsizliğin sürmesine destek vermektir.
•Sorun sadece öfkeyi doğru kanalize etmeyi öğrenmektir.
•Sevgi gibi öfke de deneyimlenmelidir ama kendini bilen kişi, bunu neden yaptığını bilen, sonuçlarını ise önceden görerek kabul eden kişidir.
•Ve öfkeyi deneyimlememiz gerekiyorsa deneyimleriz, ama kendini bilen bir kişi olarak gösterdiğimiz öfkenin o anki olayla ilgili gerçek tepkiler olmasını bekleriz.
•Bunu yapamadığımızda ise, kabul etmek ve kendimizi affetmek, yeniden sevmek, kendimize borcumuzdur.

EGOYU YENME YERİNE KENDİ İZİNİ SÜRMEK:
Bir şeyleri “yenmek” demek, kendimizle savaş halinde olmak demektir. Yenmek ve savaşmak Tek tanrılı dinlerin ürünüdür. Nefis yenilir, şeytan yenilir, ego yenilir… Oysa kendimizle savaşmadan sadece izlemek bile farkındalık için yeterlidir.

Carlos Castaneda, yeni görücülerin “iz sürme” dedikleri bir sanattan bahseder. Kendi alışkanlıklarımızın, düşkünlüklerimizin ve inançlarımızın izidir bunlar... Burada sessiz bir gözlemci hatta bir avcı gibi kendimizi yargılamadan gözler ve takip ederiz. Ve bu çoğunlukla büyük değişimler için yeterli olur.

O ZAMAN...RUHSAL GELİŞİM NEDİR?
Ruhsal gelişim, kendimizi deneyimleme yolunda, bizim için en iyi olanın ne olduğuna karar vermektir.
Ruhsal gelişimle uğraşan ve kendini tekamül ettirmeye çalışan her varlık, ne övülmeyi ne de yerilmeyi hak eder.

Bir Çift Yürek kitabında, yılanın deri değiştirmesi hakkında bir örnek vardır: "Yılan deri değiştirir, ama yılanın deri değiştirmesinde ne övülecek ne de yerilecek bir şey vardır. Yılanın deri değiştirmesi bir zorunluluktur".

Ruhsal gelişimle ilgilenen kişi de, ne yerilecek ne de övülecek bir durumdadır. Sadece o yolu seçen ruh için, olsa olsa bir zorunluluktur.

blog.milliyet.com.tr/ruhsal-gelisimle-ugrasanlarin-psiko-pat...
Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikHakan Köse kişisini takip etmeye başladı

Hakan Köse, İnternet Girişimcisi, @hakank

Web Application Development, ASP.NET, C#, SQL Server, Web Design and some passion..

Ocak 2013

Metin Özaydinlik  yeni bir  gönderide  bulundu.

FELSEFENİN YENİ GÖREVİ İNSANCA BİR DÜNYA KURMAK

“Tarihin sonu, insanları ezen baskının sonu demektir,” ERIC WEIL


Teknolojinin gelişmesi, kendisine uzay çağı, bilgi çağı gibi nitelikler yüklenen yeni bir çağı getirirken, felsefenin bundan böyle yapacak bir işi kalmadığını, evrenin bilinmesi görevini bilimlerin üstlendiğini ve üstelik bu görevi en iyi biçimde yerine getirdiğini savunanlar çoğalıyor. Oysa, bilinmesi gerekir ki, bilim ne kadar gelişirse gelişsin, insanoğlu düşünmekten vazgeçmediği sürece felsefe de varlığını güçlü biçimde sürdürecektir.

İki binli yıllarda felsefe artık bilimsel ve teknik gelişmelerin insanı nereye sürüklediğini düşünmeye başlamıştır. Sermayenin küreselleşmesi ve tüm dünyayı tek bir pazar haline getirmeye çalışması birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Ezilen ve sömürülen ülke insanlarının başvurduğu son çare olarak terörizm, insanın en doğal hakkı olan yaşama hakkına yönelik en büyük tehlike olmakta, bir yandan da, siyasal otorite, terörü ve şiddeti yok etmek adına, bir devlet terörü uygulayarak suçsuz insanların yaşama hakkını hiçe saymakta, farklı düşüncelere ve ideolojilere baskı uygulayarak, en azından, düşünme ve düşündüklerini yayma özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır. Gelişmiş sanayi ülkelerinin dışında kalan, doğanın ve insan emeğinin ürününden yeterli payı alamayan sömürülen ülkelerin aydınları, Batıcı düşüncelerden ve modernizmin kazanımı olan kavramlardan rahatsızlık duyarak, ister istemez, bu kavramlara karşıt söylemler geliştirmektedirler. (Postmodernist kuramlara göre, Sanayi öncesi toplumların temel üretim ilişkisi toprağa dayalı olduğu halde, sanayi toplumunda makineye, sanayi sonrası günümüz toplumunda ise bilgiye bağlıdır. Çağımız, bilgi toplumuna doğru sürekli evrilmekte, buna bağlı olarak ekonomik, toplumsal, politik ve kültürel değişiklikler sessiz bir devrim niteliğinde gerçekleşmektedir. İletişim ve bilgi devriminin getirdiği değişiklikler çalışma tarzını, oyun, seyahat, düşünce biçimini de değiştirir. Bu nedenle Postmodern toplum, bilgisayarda, enformasyonda, bilimsel bilgide, ileri teknolojide ve bilimdeki ilerlemelerden kaynaklanan hızlı bir değişme toplumudur. Postmodernizm, her şeyden önce, sadece başkaldırıyı ve eleştiriyi yücelttiği ve her zaman olumsuz olan tavrı nedeniyle eleştirilmiştir. Gerçekten, postmodernizm Batı uygarlığının yarattığı deneyimi, bilgi ve kültür birikimini, gelişen teknolojinin getirdiği sanayileşmeyi, kentleşmeyi, moden ulus devleti, her şeyi eleştirir. Bu bağlamda Postmodernizm kariyer, bireysel sorumluluk, bürokrasi, Liberal demokrasi, hümanizm, hoşgörü, eşitçilik, Marxizm, Hristiyanlık, faşizm, Stalinizm, İslamiyet ve modern bilim gibi tüm ideolojileri aynı kefeye koyar. Bunların söz merkezci, aşkın, bütünselleştirici üst-anlatılar olduklarını söyleyerek hepsine karşı çıkar./Bu görüşler, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak. Felsefe Bölümünde görülmekte olan Felsefe Problemleri dersinde hazırlanan seminerin özetinden alınmıştır... Katkılarından Dolayı İbrahim Canol'a TEŞEKKÜRLER..) Sermayenin küreselleşmesine ve sömürüye karşı toplumsal tepkinin ve direnişin doğal sonucu olan bu gelişim, baskın Batı kültürüne karşı yoğunlaşan eleştirel tavrın da ana nedenidir. Bu eleştirel tavır, bir bakıma, ekonomik açıdan dışlanan doğu ülkelerinin Batıya bakışı ve doğulu insanın Batı kültürünün yarattığı kimlik bunalımından kurtulma çabasıdır. “Postmodernizm” adı altında bütünleşen Batı karşıtı tavırlar, kendiliğinden ve zorunlu olarak karşı çıkışın söylemini yaratmakta ve çoğu kez de bir özgürlük savaşımı kimliğine bürünmektedir. Küreselleşmeye karşı duruşun zorunlu sonucu olarak da ulusalcı kimlik kazanmakta, ya da etnik ayırımları körükleyici bir nitelik almaktadır. Sermayenin küreselleşmesi olgusunun insan üzerinde yarattığı olumsuzluklara dayanarak oluşturulmaya çalışılan postmodernist kuramlar, çoğunlukla kapitalizme karşı bir eleştiri gibi görünse de, emperyalist sömürü düzeninin özüne değinmeden, yalnızca düzenin kollarıyla savaşan bir Donkişot kimliği kazanmaktadır.

İki binli yılların en büyük sorunu, yeniden yapılanma ve bir kimlik kazanma sorunudur. Çünkü, birey artık kast, sınıf, akrabalık vb. gibi yollarla bir toplumsal statü kazanamaz duruma gelmiş, sahip olduğu değerlerle ve kendi yaratıcılığıyla toplumda saygın bir yer edinebileceği gerçeğini kavramıştır. Bu kavrayış da öncelikle özgürleşmeyi temel amaç haline getirmekte ve birey kendi özgürlüklerini kısıtlayan din, devlet, yasa, aile, ahlâk gibi yerleşik kurumlara karşı çıkmanın, bireyselleşmenin ilk adımı olduğunu düşünmektedir. Ya da, daha olumlu bir yaklaşımla, tam ve eksiksiz bir demokrasi istekleri artmaktadır.

Günümüzde felsefe yeni görevler üstleniyor. Bu yeni görev, öncelikle yeni bin yılın toplumsal, ekonomik, siyasal sorunlarıyla boğuşan, karşılaştığı sorunları çözemediğini ve yaşam savaşında yenik düştüğünü düşünen insanlarla da ilgilidir. O insanlar ki, tüm yaşama ve mutlu bir geleceğe ilişkin umutlarını yitirmiş, Batı karşıtı söylemlere bel bağlamış, mistik akımlara kendini kaptırıp, cemaat içinde bir kimlik kazanma çabasıyla insan olma kimliğini ve değerlerini yitirmişlerdir. İşte felsefenin yeni görevi bu kişilerin önüne yeni bir dünya sunmaktır. Kendi toplumsal ve kültürel modelini tüm dünyada geçerli kılmak isteyen gelişmiş Batı dünyasının karşısına, dünya nimetlerini hakça paylaşan, uygarlıktan payına düşeni alan, hızla büyüyen ekonomik eşitsizliği en aza indirgeyen yeni dünyanın kurulmasında, felsefenin yeni modeller üretme ve sunma görevini de en iyi biçimde yerine getireceği kuşkusuzdur.Tüm insanların barış içinde ve mutlu yaşamaya ve her zaman daha iyiyi istemeye hakkı vardır. İşte günümüz felsefesi, artık bunun yollarını aramak, çözüm yolları üretip insanlığa daha mutlu ve özgür yaşama alanları sunmak gibi zor bir görevi de üstlenmiştir. Yani, felsefenin temel çabalarına bir de daha insanca bir düzen kurma kaygısı eklenmiştir. Çünkü, felsefe –çoğu kez sanıldığının tersine- bulutlarda dolaşan soyut ve anlaşılmaz bir dille örülü, esrarlı bir şey değil, daha güzel bir dünya yaratmayı amaç edinmiş, somut, açık ve aydınlık bir aranıştır. Kuşkusuz, daha güzel bir dünya yaratmak isteyenler, filozofu soyut bir düşünce sisteminin yaratıcısı olarak göklerde gezinen bir kimse değil, çağının toplumsal ve ekonomik koşullarını yansıtan, sorunlara yeni çözüm yolları sunan bir insan olarak görmek, tanımak ve tanıtmak zorundadır. Çünkü, Seneca’nın da dediği gibi, yaşam Tanrının armağanıysa, iyi bir yaşam da felsefenin insanlara armağanı olacaktır.

İnsanlara iyi bir yaşam sunmanın ilk adımı, kimsenin ona bir bağış olarak sunmadığı ve onun bir insan olarak zaten doğuştan bir takım temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu bilincini kazandırmak ve bu hakları hiçbir kısıtlama ve engelleme söz konusu olmaksızın yaşayabileceği bir ortam hazırlamakla başlar. İnsan hakları söz konusu olunca, bu hak ve özgürlükleri kimin, ya da kimlerin kullanacağı tartışılamaz. Başkasının bir insan hakkını çiğnemiş bir kişi olması bile önemli değildir. Salt insan olması, ona, bu hakların onun için de korunması hakkını sağlar. Bir insan hakkını hak yapan, yani hiçbir insanda çiğnenmemesi ya da sağlanması gerekliliği insanın olanaklarının bilgisinde temelini bulur. Kendimizi, yani insan türünü yeryüzünden silip süpürmeyi düşünmediğimiz sürece, hiçbir eylemin insan haklarıyla ilgisiz olmadığı bilincinde, bu haklarımızı kişilerde korumaktan; ve bunu yapan kişiler olarak kazandığımız hakla herkes için korunmasını yüksek sesle istemekten –devletlerden ve insanlıktan- istemekten başka çaremiz yoktur (“Felsefe ve İnsan Hakları” – Ioanna Kuçuradi-İnsan Haklarının Felsefe Temelleri-Türkiye Felsefe Kurumu Yayını-Ankara 1996)

İnsan hakları dediğimizde, aklımıza önce yaşama hakkı geliyor. Çünkü, yaşama hakkı olmaksızın diğer tüm hakların sağlanmış, ya da korunuyor olmasının hiçbir anlamı kalmaz. İnsan için önce yaşam vardır. Yaşayan insan varoluşunu kazanır ve geliştirir. Öncelikle biyolojik bir varlık olan insan doğar, sonra birey olarak hukuksal kimliğini, yani kişiliğini oluşturur. İnsanın ekonomik, toplumsal, kültürel ve moral yönlerden kendisini geliştirmesi bir toplum içinde gerçekleşecek ve birey, içinde yaşadığı topluma uyum sağlama çabası içindeyken, bir yandan da kendine özgü değerleri yaratmanın ve geliştirmenin yollarını da arayacaktır. Bu nedenle, toplumsal bir varlık olarak insan bir yandan toplumla bütünleşme sürecini yaşarken, bu süreç aynı zamanda onun topluma yabancılaşma sürecini de birlikte getirir. Çünkü, toplumun egemen güçleri o ilk özgürlüğün, yani kendi değerlerini yaratma ve kendisi olma özgürlüğünün somutlaşmasını sağlayacak olan olanakları, özgürlükleri, ayrıcalıkları insana tanımaz. Böylece, insan doğal haklarını ve onların ilki olan yaşama hakkını bile kullanamaz ve geliştiremez duruma düşer. Çünkü, kendi yarattığı toplum içinde ekonomik ve toplumsal yoksunluğa, zayıflığa düşmüştür. (“Yaşam Hakkı-Felsefe Açısından Pratiğe Doğru”-Bahri Savcı- Türkiye Felsefe Kurumu Yayını-Ankara 1996) İşte, tam burada, insanın, insan olmak sıfatıyla doğuştan sahip olduğu haklarını, toplumsal düzeni koruyan devletten isteme, toplumun ve devletin bu hakları güvence altına almasını talep etme ve kendi yarattığı topluma karşı kendisini yabancılaştıran toplumsal düzene karşı koyma hakları doğar. Doğuştan sahip olduğu hakların hem kendisi ve hem de başkaları için sağlanmasını ve korunmasını isteyen ve bunu gerçekleştirmek için de çaba gösteren insan, toplumsal açıdan da “insan olarak var olma” hakkını ve gerçek kimliğini kazanmıştır.
Feridun ORHUNBİLGE
Emekli Felsefe Öğretmeni Felsefe
Ocak 2013

Metin Özaydinlik bu yanıtı beğendi:

Fotoğraf felsefesi üzerine bir kaç kitap tavsiye eder misiniz?

Vilém Flusse-Bir Fotoğraf Felsefesine DoğruFotoğraf

Micheal Freeman-Fotoğrafçının Gözü
Fotoğraf
Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikSinema konu başlığını takip etmeye başladı.

Sinema

Sinema, herhangi bir hareketi düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini belirleme ve sonra bunları gösterici yardımıyla kar...

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikHilal Korkmaz kişisini takip etmeye başladı

Hilal Korkmaz, Meteoroloji Mühendisi Öğrencisi, @korkmazhi

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikSinem Okutan kişisini takip etmeye başladı

Sinem Okutan, Graphic Designer, @huysuzbok

"Good Artists Copy, Great Artists Steal" -Picasso-

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikFotoğrafçılık konu başlığını takip etmeye başladı.

Fotoğrafçılık

Fotoğrafçılık, kamerayla ışığı hassas bir yüzey üzerine kaydederek görüntü oluşturma işidir. İşlevsel uygulamaları nedeniyle bir zanaat oldu...

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikSportif Dalış konu başlığını takip etmeye başladı.

Sportif Dalış

Sportif Dalış max 30 metre derinliğe (eğitim amaçlı 42m) hava tüpleri ile su altını keşfetme, gözlemleme ve fotograflama amacıyla yapılan bi...

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikEce Naz Sonat kişisini takip etmeye başladı

Ece Naz Sonat, İngilizce Öğretmeni, @lorquina

full of questions&always learning

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikGemi Makineleri konu başlığını takip etmeye başladı.

Gemi Makineleri

Gemi makineleri, bir geminin ilerlemesini sağlayan gücü ve ihtiyaç duyulan elektriği, suyu, buharı üreten; kullanılan, ihtiyaç duyulan ya da...

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikDenizcilik konu başlığını takip etmeye başladı.

Denizcilik

Denizcilik, deniz ile bağlantısı olan tüm uğraşlara genel olarak verilen isim. Genelde, deniz taşıtlarında sefer yapmak, gemi işletmeciliği...

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikFelsefe konu başlığını takip etmeye başladı.

Felsefe

Felsefe doğruyu vermez, en iyi ihtimalle yanlışı öğretir. Fakat yanlışı öğrenmek de doğruya yaklaşmak değil midir?

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikTeknolojik Gelişmeler konu başlığını takip etmeye başladı.

Teknolojik Gelişmeler

Teknolojik Gelişmeler

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikFotoğraf konu başlığını takip etmeye başladı.

Fotoğraf

Fotoğraf sözcüğü, eski yunanca φῶς, fos, φωτός, fotos, "Işık (Gök cisimlerinin)“, "Aydınlık“ ve γράφειν, grafein, "Çizmek“, "Kazımak“, Resim...

Ocak 2013

Metin ÖzaydinlikMakine konu başlığını takip etmeye başladı.

Makine

Makine, herhangi bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştürmek, belli bir güçten yararlanarak bir işi yapmak veya etki oluşturmak için di...

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Makine

120 Kişi   19 Soru

Fotoğraf

329 Kişi   90 Soru

Felsefe

1849 Kişi   496 Soru

Teknolojik Gelişmeler

68 Kişi   14 Soru

Denizcilik

38 Kişi   12 Soru

Gemi Makineleri

15 Kişi   2 Soru

Sportif Dalış

42 Kişi   18 Soru

Fotoğrafçılık

1868 Kişi   166 Soru

Sinema

3101 Kişi   300 Soru