Bilmek istediğin her şeye ulaş

Özgür Çınar, 

Öğrenci

Müzisyen-Şiir ve kısa hikaye yazarı- Panteist

Aralık 2015

Özgür Çınar bu yanıtı beğendi:

Tıraş sonrası kızarıklık ve sivilceye karşı neler yapılabilir?

Tıraş olurken kullanılan malzeme çok önemlidir.Günümüzde daha çok tıraş sabunu, tıraş jeli, tıraş kremi ve köpük kullanılmaktadır.Bu ürünlerin muhakkak nemlendirici özelliğinin olmasına dikkat edin.Tıraş sabunlarında “Nemlendirici özelliği vardır” yazsa da sabunlar; jel, köpük ve kreme göre ciltte daha çok kuruma ve yanmaya sebep olabiliyor.Bu da ciltte sivilceler oluşmasına neden olabilir ya da ciltte zaten sivilce varsa daha da artmasına neden olabilir. Jel, krem ve köpükler ise daha rahat bir tıraş olma imkanı sağlamaktadırlar.

Tıraş olurken kıllar daima aynı yönde alınmalıdır.Yani bir ters, bir düz almak tahrişe ve sonrasında sivilcelere neden olabilir.

Tıraş olurken yüzün önceden sıcak suyla yumuşatılması daha kolay bir tıraş sağlar.Böylelikle tahriş önlenmiş olur. Duş sonrası da (sakallar yumuşayacağı için) tıraş olmak yararlı olacaktır.

Elektrikli, pilli ya da şarjlı bir tıraş makinesi kullanarak tıraş olmak bazılarına göre daha basit ve kolay bir yöntemdir.Ancak tıraş makinesi kullanımı her cilde yaramayabilir.Bazı ciltlerde aşırı tahriş oluşturabilir.

Tıraş sonrası cilde sürülen ürünler de bu noktada önemlidir.Genellikle krem, after shave, kolonya gibi ürünler kullanılıyor.Cilt için uygun olanı alkolsüz olanlarıdır.Krem sürmek daha iyi bir tercih olabilir.

Ciltte büyük ölçüde sivilcelenme ve tahriş varsa mutlaka bir cilt hekimine danışılmalı ve onun tavsiye edeceği tıbbi krem ve ilaçlar kullanılmalıdır.
Aralık 2015

Özgür Çınar bir yanıt verdi.

Sağlık meslek lisesi son sınıf öğrencisiyim fakat mühendislik alanında okumak istiyorum. Bu mümkün müdür?

Yabancı dil çıkışlı olup İngiliz Dili ve Edebiyatı okumama rağmen, sırf pozitif bilimlere olan merakım yüzünden merak ettiğim konu olduğunda okulun biyoloji bölümü derslerine de giriyorum bazen. Bu bölümü okuyanların yarısı cep telefonu ile uğraşıyor, kimisi resim çiziyor ve kimisi pür dikkat dersi dinliyor. Ben ise merak ettiğim için orada olduğumdan pür dikkat verilen bilgileri dinliyor ve öğreniyorum.
Demek istediğim şu, ben her zaman fizik okumak istedim ama okumadım, yalnız okumamam için bir sebep yoktu. Yani mümkün, sen onu yapmak istediğinde mümkün oluyor bir şekilde. Bu sana olan manevi cevabım.
Eğer ki, puanlama anlamındaysa sorun bu konu hakkında bir cevap veremeyeceğim, ben puanlama işlerinden geçeli uzun süre oldu.
Aralık 2015

Özgür Çınar bu yanıtı beğendi:

Maraton mesafesi neden tam 42.195 km'dir?

Bunun tarihi ve ilginç bir geçmişi vardır. Öncelikle Maraton koşusunun ortaya çıkışı Yunan ve Perslerin yaptığı bir savaşa dayanır. Yunanlar, Perslere karşı takviye isteği için Spartalılara "Phidippides" adında bir askerlerini gönderir. Bu asker 36 saatte 225, 5 km. yol kat eder ve sonra geri döner. Spartalıların desteğinin gecikeceğini anlayan Yunanlar Perslere saldırır ve zaferi alır. Persler strateji değiştirerek başkent Atina'ya doğru yürür. Phidippides, bu kez zafer müjdesini Atina'ya iletmek ve halka Pers ordusuna karşı hazırlanmasını haber vermek için 50 km. daha Maraton Ovası'ndan Atina'ya koşar. Zafer haberini "Niki" nidasıyla verir ve şehir meydanında bitkinlikle ölür.

Yüzyıllar sonra ilk modern olimpiyat olan
1896 Atina Oyunları'nda, Fransız tarihçi Michele Breal, Phidippides'in anısına müsabakalara uzun bir koşu eklenmesini teklif eder ve kabul edilir. Bu mesafe Maraton Köprüsü'nden Atina Olimpiyat Stadı'na kadar, 40000 metrelik parkurda kararlaştırılır.

42195 metrenin ortaya çıkması ise 1908 Londra Olimpiyatları'nda tesadüfen ortaya çıktı. Londra'da normal güzergah, Windsor Parkı'ndan White City Stadyumu'ndaki finiş çizgisine kadar 41843 metre kadardı. Ancak bitiş noktası Kraliyet protokolünün 352 metre gerisinde bitiyordu. İngilizler bitişin tam protokolün önünde gerçekleşmesi için mevcut mesafeye 352 metre daha ekledi ve mesafe günümüzdeki şeklini aldı. Olimpiyatlarda da böyle kullanılageldi.

MaratonPhidippides, Atina halkına zaferi müjdelerken... Luc-Olivier Merson, 1869
Aralık 2015

Özgür Çınar bir yanıt verdi.

Beynin %10'unun kullanıldığı iddiasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Beyin temel olarak pek çok parçaya ayrılır, sağ ve sol lob'dan ziyade bunun korteksleri, hipotalamus, posterior fossa, beyincik ve daha aklıma gelmeyen hatta bilmediğim pek çok bölümüyle inanılmaz kompleks bir organ. Beyin bu organları işlevsel derecede kullanabiliyor. %10'luk kısım ise aynı anda kullanılan kısım. Bu parça ise beyini bölme kısmına giriyor. Yani beynin an içerisinde bölgelere dağıttığı eforu yüzdelik kısma bölebiliriz, hayatımız boyunca şu kadar yüzde kullanıyor kelimesi sadece bir şehir efsanedir.
Aralık 2015

Özgür ÇınarMüzik konu başlığını takip etmeye başladı.

Müzik

Müzik en genel tanımı ile sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış hâlidir. Başka bir deyiş ile de müzik, sesin ve sessizliğin belirli bi...

Aralık 2015

Özgür ÇınarSerkan Köse kişisini takip etmeye başladı

Serkan Köse, Girişimci, @serkan

inploid.com kurucu ortağı, fotoğraf meraklısı (https://www.flickr.com/photos/koseserkan/ ve https://instagram.com/koseserkan/), motosiklet sevdalısı, elektronik yüksek mühendisi, insan ve bir adam. Dünyanın değişebileceğine inanan bir adam...

Aralık 2015

Özgür Çınar bu yanıtı beğendi:

'Kesinlikle tavsiye ederim' dediğiniz ve bir kaç cümlelik sebebi ile önerebileceğiniz kitaplar, hangileridir?

Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün, Vertosick Frank Jr.

Bir beyin cerrahının, okuru hiç yormadan hatta edebî bir dille sinir, beyin ve omurilik cerrahisini kendi anılarıyla anlattığı popüler bilim kitabı. Eserin bölümlerini okurken, adeta olaylar sinemada bir film seyreder gibi, sanki siz oradaymışsınız gibi canlanacak. Bu, cerrahın aslında kaabiliyetli bir yazar olduğunun göstergesidir.

Ayrıca bir meslek insanının özellikle de bir tıp doktorunun özeleştiri yapması nadir rastlanır durumlardan biridir. Eğer bu söze bir muhalefetiniz varsa cevabını da kitap içerisinde bulacaksınız.

Cerrah, vak'alarına insani bir yaklaşım sergiliyor. Kitap içerisinde yer alan 'cenaze işlerinde çalışanlar, cenazelerde ağlamamalılar' Rus atasözüne adeta aykırı bir biçimde.

Son olarak, kitabın 'Rebecca' isimli bölümünde 'insan'ı tekrar tanıyacaksınız.
Aralık 2015

Özgür Çınar  bu yazıyı beğendi:

ZAMANDA YOLCULUĞUN FELSEFESİ (Zaman Üzerine Saçma-Sapan Bir Deneme)

ZAMANDA YOLCULUĞUN FELSEFESİ

(Zaman Üzerine Saçma-Sapan Bir Deneme)

 

Donnie Darko’ya

 

            Zamanda yolculuk nedir?

Nasıl yapılır?

Hangi zamana gideceğimizi nasıl belirleyeceğiz?

Kimler zaman yolcusu olabilir?

Zaman ya da yapısı değiştirilebilir mi?

Yaşanılan olaylar değişir veya değiştirilebilir mi?

 

 

                                                                                              I

 

Kitap Önerileri

 

              Buradaki şemada görüldüğü gibi, zamanı başı ve sonu olmayan düz bir hat olarak kabul eder ve zamanda “şimdi”den geçmişe doğru geriye gidersek, düz bir hat olan zaman bizim kendi zamanımızı terk ettiğimiz anda da ilerlemeye devam etmektedir. Dolayısıyla bizim terk ettiğimiz zaman olan “şimdi”miz biz onu terk ettiğimiz andan itibaren “geçmiş” olmaktadır. Ancak, ‘şimdi’mizi terk edip ‘geçmiş’e doğru yaptığımız yolculukta vardığımız nokta bizim ‘şimdi’miz olmaktadır. Dolayısıyla zamanda terk ettiğimiz ‘şimdi’ geriye doğru yolculuktan sonra ‘geleceğimiz’ olacaktır. Bu durumda da bizim geleceği bilme yeteneğimiz doğacaktır. Ancak burada biz gelecekten gelen konumunda olduğumuz için, aslında zaten yaşanmış olan geleceği ilmemiz normaldir; çünkü biz, bize göre geçmişi bilmekteyizdir. Ama unuttuğumuz bir şey vardır ki, o da bu teorinin “öznel zaman”a göre düşünüldüğüdür. Yani burada sadece zaman yolcusunun “kendi zamanı” göz önünde bulundurulmaktadır; oysa geride bırakılan dünyanın, evrenin ve insanlarında nesnel bir zamanı vardır. Şekilde de görüldüğü gibi yolcu zamanını terk ettikten sonra da, bıraktığı zaman akmaya devam edecektir. Çünkü tüm insanların, dünyanın ve hatta evrenin zamanını değiştirmek, onları ileri ya da geri almak imkansızdır. Bu dünyanın evrendeki konumunu değiştirmek, evrenin yapısını değiştirmek (o zamana kadar nova, süpernova, yıldız kayması vs. gibi evrensel olayları geri almak), ölü insanları diriltmek, tabiat olaylarını değiştirmek anlamına gelmektedir. Kısaca bu ‘Tanrısal bir güç’ gerektirmektedir. Bu nedenle geriye giden zaman yolcusu gittiği zaman için geleceği bilecektir, ama bu hiç bir şeyi değiştirmeyecektir; bir kelebeği rahatça öldürebilir ya da kendisi doğmadan önce babasını da öldürebilir, çünkü bunlar akmakta olan “reel gelecek” için zaten yaşanmış olgulardır ve onun için bir tehlike oluşturmamaktadırlar. Aslında yolcu için tam olarak geleceği biliyor diyemeyiz; çünkü gelecek onun için ‘bıraktığı zaman-geldiği zaman’ arasındaki ‘zaman dilimi’dir; ama geldiği zamanda gelecek sonsuzdur, sınırı yoktur. Başka bir deyişle, yolcu kendi zamanını bıraktıktan sonra da zaman aktığı için o ayrıldığı tarihten sonrasını bilemeyecektir; sadece geldiği zamanda bir kahin gibi 100, 200, 300 yıllık bir zaman dilimi için gelecekten haberler verecek ve bir kahin muamelesi görecektir o kadar. Sonuçta ‘kaderde’ –zamanda gerçekleşecek olanı- yazılı olanı değiştirmeye kimsenin gücü yetmez.

 

Kitap Önerileri

Buradaki şemada zaman, başı olmayan ama sonu olan (şimdi) düz bir hat şeklindedir. Burada zamanın sonunu, bizim geçmişe yapacağımız yolculukta zamanı terk edeceğimiz an (şimdi) belirlemektedir. Biz, şimdiyi terk ettiğimiz anda zamanı bitirmekte ve geçmişte ulaştığımız noktada onu tekrar başlatmaktayız. Bu da terk ettiğimiz zamana alternatif olarak yeni bir zaman başlatmaktadır.Ancak burada yeni bir zaman başlattığımız için ayrıldığımız şimdi ile vardığımız şimdi arasındaki zaman diliminde gerçekleşen olayları bilemiyoruz. Çünkü kendimize yeni bir gelecek hazırlamış oluyoruz (ama biz bunun farkına ne zaman varırız onu bilemiyorum). Ne var ki böyle bir yolculukta tüm zamanın yapısını değiştirmemiz söz konusu olmaktadır, bu da ayrı bir ‘tanrısallık’ ya da ‘bilim-teknoloji’ anlamına gelmektedir.

 

Kitap Önerileri

 

 

Buradaki şemada da zaman başı ve sonu olmayan bir hat şeklindedir. Burada şimdiden yola çıkıp geçmişe gideriz, ama şuna dikkat edin, biz şimdiden ayrıldığımızda zaman hala ileri doğru akışını sürdürmektedir yani şimdi geleceğe doğru akmaktadır. Fakat geçmişte vardığımız noktada, terk ettiğimiz zamana paralel yeni bir zaman akışı oluşmuştur artık. Buradan itibaren, hiçbir fikrimizin olmadığı yeni bir gelecek bizi beklemektedir. Biz zamanda yolculuk yaparak zaten zamanın işleyişine müdahalede bulunmuş ve onun yapısını bozmuş oluyoruz. Ancak bu bozulma öznel olarak gerçekleşmektedir; biz nesnel ‘şimdi’mizi terk ettikten sonra aslında o şimdi ilerlemeye (zamanda akmaya) devam etmektedir. Ayrıldığımız şimdide yaşayanlar sadece bizim bir yolculuğa çıktığımızı görecekler, ama yaşamlarına devam edeceklerdir. Oysa biz geçmişe gidip kendi öznel şimdimizde yaşayacağız, nesnel şimdiden kopmuş olacağız. Dolayısıyla zamanda yolculuk sırasında yaşayacağımız zaman ya kurgusal bir zaman olacak, ya da geçmişte gittiğimiz anda bir hayalet (gibi) olacağız. Dönüş yolculuğumuzu ise ilerlemiş olan şimdiye yapacağız, ama gelip ayrıldığımız zaman hala kendi hattında ilerlemeye devam edecektir. Böylece kendi zamanımıza paralel yeni bir zaman yaratmış olacağız.

 

Burada ortaya attığımız üç teorinin sonunda önemli bir sonuçla karşılaşıyoruz: Biz zaman yolculuğundan sonra hangi zamana döneceğiz? Zamanda yolculuğun bir sonucu olarak gelecekte yani ayrıldığımız zamanda da değişiklikler olacak mı? Yani bir “kelebek etkisi” söz konusu mu? Daha da ötesi, zamanda hiç tahmin edemeyeceğimiz daha büyük tahripler yapmış olmamız söz konusu olabilir mi (paralel yeni zaman akışı gibi)?

 

Einstein’ın rölativite kuramına göre zamanda yolculuk teorik olarak mümkündür. Buna göre ışık hızında hareket eden bir kişi ya da nesne zamanda yolculuk edebilir. Ama bu aslında tam bir ‘zaman yolculuğu’ değildir. Çünkü burada yolculuk ‘yolcunun’ ve geride kalanların hızıyla ilgili bir konudur. Bizim zaman içinde on yılda aldığımız yolu ‘yolcu’ ışık hızında bir çırpıda almaktadır, üstelik zamanın bizim üzerimizde oluşturduğu yıpranmalara maruz kalmadan. Biz on yıl yaşlanırken, o daha yola çıktığı günkü haliyle karşımıza çıkacaktır on yıl sonra. Ayrıca bu yolculuk sadece ‘ileri’ yani ‘geleceğe’ doğru gerçekleşmektedir, geri dönüşü yoktur (aslında ışık hızının üzerine çıkıldığı takdirde zamanın ters işleyeceği yönünde bir söylenti de vardır, ama biz daha ışık hızına çıkamamışken onu aşmayı düşünmek eni konu abesle iştigal olacağı için burada sözünü bile etmiyoruz, belki ilerde). Aslında burada zamanda yolculuğu sağlayan ışığın zamandan daha hızlı hareket etmesidir. Bunu kısaca şöyle açıklayabiliriz: Odanıza girdiniz, ve ışığı açtınız. Siz daha elinizi anahtardan ayırmadan ışık her yeri dolduracaktır. Işık sizden çok daha hızlıdır, öyle ki düşüncenizden bile hızlıdır, siz başka bir şey düşünmeden her yer ışıkla dolmuştur. Sizden, düşüncenizden ve zamandan çok daha hızlıdır ışık. İsterseniz anahtara bastığınız anda ışıktan önce odanın diğer ucuna gitmeyi deneyebilirsiniz, ama bunu asla başaramazsınız. Yeryüzünde bunu başarabilen yegane ‘şey’ takyon denen atomaltı parçacıklardır. Teorik olarak bu parçacıklar ışık hızında hareket etmektedirler ve bu nedenle gözlemlenememektedirler. Çünkü ışık hızında hareket ettiklerinden dolayı aynı ‘anda’ hem ‘şimdide’ hem de ‘gelecekte’ bulunmaktadırlar ve bu da onları gözlemlemeyi zorlaştırmaktadır.

Aslında düşünürseniz, insanoğlu da aynı anda hem şimdide hem de gelecekte hem de geçmişte bulunabilmektedir: ‘Yaşadığımız şimdi, aslında bir an öncesinin geleceği ve aynı zamanda da bir an sonrasının geçmişidir’. Bu noktada Einstein’ın “Geçmiş ve gelecek yoktur, sonsuz bir şimdi vardır” sözü de gerçeklenmektedir.  

Aralık 2015

Özgür ÇınarGenel Kültür (Muhabbet) konu başlığını takip etmeye başladı.

Genel Kültür (Muhabbet)

Genel Kültür bilgilerinin derinlemesine incelenebildiği tartışılabildiği uzmanlık ağıdır.

Aralık 2015

Özgür ÇınarFilmler konu başlığını takip etmeye başladı.

Filmler

Film, tarihi bakımdan ilkin hareketli resimlerin kaydı ve gösterilmesi için kullanılan bir terimdi. Ancak daha sonra genelleştirilmiştir. Fi...

Aralık 2015

Özgür ÇınarDinler konu başlığını takip etmeye başladı.

Dinler

Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar ve ibadetler bütünü. Za...

Aralık 2015

Özgür ÇınarKitap Önerileri konu başlığını takip etmeye başladı.

Kitap Önerileri

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Aralık 2015

Özgür ÇınarPara Kazanmak konu başlığını takip etmeye başladı.

Para Kazanmak

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Aralık 2015

Özgür Çınar bir yanıt verdi.

İyi bir öğretmen nasıl olmalıdır?

Öncelikle öğrenciye analitik düşünme yetisini kazandırmalıdır, öğrencinin anlayış kabiliyetini köreltmek yerine konuyu öğrencinin kendisinin kafasında anlayacağı şekilde anlatmalıdır. Bu yüzden öğrencinin hem derse bağlı kalması hemde analitik düşünebilmesi için soru cevap şeklinde ilerlemelidir, bu şekilde birey sadece okulda öğrendiği bilgiyle kalmayacak aynı zamanda dışarı çıktığında ve büyüdüğünde hissedebileceği bir yetenek kazanmış olacak.
Kritik ve analitik düşünme zihinsel işlevlerin kullanıldığı bilişsel bir aktivite olarak tanımlanabilir. Bu bakış açısıyla bakıldığında, kritik ve analitik düşünmeyi dikkat, hafıza, muhakeme, algılama ve çıkarsama yapma gibi bir dizi zihinsel surecin eşgüdüm içinde etkileştiği bir süreçler bütünü olarak düşünebiliriz. Seçme, kategorize etme, tümevarım, tümdengelme, mecaz, benzetme, ayrıştırma ve soyutlama gibi kritik ve analitik düşünmenin diğer bileşenlerinden de söz edebiliriz.(Prof. Dr. M. Yücel Ağargün tarafından PratiKAD (Pratik Örnekler ile Kritik ve Analitik Düşünme)
Bİr diğer argümanım ise pozitif bilim dersleri üzerine. Teknik olarak baktığımızda sayılar soyut şeylerdir, varlığını kanıtlayamazsınız, ama sayılar ile yapılar keşifler aslında soyut şeylerdir. Bunların temelini bildiğinde, antik insanların yaşamlarını kolaylaştırmak(basit bir örnek; gemi yapabilmek) ve bilinmeyeni ortaya çıkartmak adına hayatlarını verdiği bu formüllerin kökenini öğrendiğinde eminim öğrenci "Bakkal'dan 3/5 ekmek mi isteyeceğim? " gibi bir cümle kurmayı bırakacaktır. Yani iyi bir matematik ve ya geometri öğretmeni temelde formülü ezberletmemelidir. Eğer bunu yaparsa önce konuyu kendisi anlamamış ve konunun ne denli eğlenceli ve kadim olduğundan haberi yoktur. Doğanın her yerine bir elips ve dair görebilirsiniz, binlerce yıl öncesinde Akdeniz havzası ve Arap Yarımadası'nda başlayan bu macera ezberletilmemelidir!
Bu da "Pi" sayısının ne olduğunu anlatan küçük bir gif:pbs.twimg.com/tweet_video/cvkydwzwsaı5ow. . .
Aralık 2015

Özgür Çınar bu yanıtı beğendi:

Lise öğrencisiyim. Test ve soru çözmek istiyorum ama konuların mantığını anlıyor ve içeriğini biliyor olmama rağmen kendimi vererek yapamıyorum. Sizce ne yapmalıyım?

Bak kendin cevaplamışsın "anlamışım gibi, biliyormuşum gibi geliyor. "

Dil öğrenenlerin ve öğretenlerin kullandığı bir laf vardır -Özellikle İngilizce diye çok kullanırlar- "Yabancı dil kalleştir. İki ay konuşma, dinleme, çalışma; unutmaya başlarsın. " Doğrudur, kendi deneyimimle sabittir. Üstüne eklemek istediğim şey şu: Beyin komple kalleştir. Edindiğin bütün bilgiler de öyle. Çok efsanevi bir hafızaya, dâhi bir beyne sahip değilsen -alınma ama muhtemelen değilsin, çoğumuz değiliz; burda bahsettiğim tek tük gördüğümüz insanüstü örnekler- "biliyormuşum gibi geliyor" lar üstüne düşmediğin sürece unutulacak, körleşecek, "biliyormuşum gibiydi ya.:(" olacak.

Ha ben sana devamlı hunharca test çöz demiyorum, zira ben öyle bir şey yapmadım. Biliyormuşum gibi gelen ve kendimden emin olamadığım derslere çalışırken belli aralıklarla mola verir ve eğlendiğim şeyler yapardım -bkz: Sevdiğim bir dersle ilgilenmek, kitap okumak, oyun oynamak vs- Ha ama oturup günde şu kadar soru çözeyim kafasında olmayan rahat bir insan olmam da nerede eksik olduğuma yönelip, yoğunlaşmamda apayrı bir etken oldu. Strese girmek yerine, ihtiyacım olana çalıştım falan. Ama sonuçta kendime güvendiğim derslere de her gün kısaca göz atmaktan zarar değil fayda gördüm. Velhasıl: Biliyormuşum gibi geliyor kafasından kurtul ve "hiç bir şeyi tamamen biliyor olamam"a daha yakın bir kafa yapısına gir, faydasını görürsün.
Aralık 2015

Özgür ÇınarPsikoloji konu başlığını takip etmeye başladı.

Psikoloji

Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır.

Aralık 2015

Özgür Çınarİnsan Davranışları konu başlığını takip etmeye başladı.

İnsan Davranışları

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Aralık 2015

Özgür ÇınarKitaplar konu başlığını takip etmeye başladı.

Kitaplar

Kitap, bir kenarından birleştirilerek dışına kapak takılmış yani ciltlenmiş, (kâğıt, parşömen vb. malzemeden üretilmiş) üzeri baskılı sayfal...

Aralık 2015

Özgür ÇınarVaroluş Hakkında konu başlığını takip etmeye başladı.

Varoluş Hakkında

Düşünmekle başlıyor her şey...

Aralık 2015

Özgür ÇınarCan Akkale kişisini takip etmeye başladı

Can Akkale, Sanat Tarihçisi, @cakkale

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

İnsan Davranışları

3603 Kişi   955 Soru

Varoluş Hakkında

2776 Kişi   1061 Soru

Kitaplar

2918 Kişi   267 Soru

Psikoloji

2693 Kişi   947 Soru

Dinler

1054 Kişi   327 Soru

Para Kazanmak

783 Kişi   37 Soru

Genel Kültür (Muhabbet)

3453 Kişi   280 Soru

Kitap Önerileri

651 Kişi   78 Soru

Filmler

3201 Kişi   191 Soru

Müzik

2853 Kişi   472 Soru