Bilmek istediğin her şeye ulaş
Kasım 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Neden insanların söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmaz?

Belki insanlar gördüklerinden çok duyduklarına inandıkları içindir :))) bu biraz espri ama en genel hali şu ki kişi duygularına düşünceleri kadar kolay sınır koyamaz. İnsan düşünür karar verir bir şeyler yapmak ister ama çoğu zaman duyguları baskın gelir ve karar verdiklerini yapamaz. Bu bazen söylenenler için de geçerlidir, kişi söylerken inanmaktadır fakat duygularına engel olamadığından bu inanç boşa gider ve söylenenle yapılan birbirini tutmamış olur.
Mart 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

İd ve Ego nedir? Ego neden kötü bir şeydir?

İd demek bilinç dışı en ilkel istek ve arzularımız demektir. İd şimdi ve burada ilkeleri ile çalışır. Dürtüler ile hareket eder. Adeta 0-2 yaşındaki bir çocuk gibi istediklerinin hemen gerçekleşmesini ister beklemeye tahammülü yoktur. Cinsellik ve saldırganlık dürtüsü ile çalışır. Etrafta gördüğümüz çok saldırgan, kendini kontrol edemeyen ya da cinsel olarak kontrolsüzce saldırıda bulunan kişil idleri ile yani dürtüden hareket etmektedir.bu 0-2 yaş çocuğunun sahip olduğu bir davranıştır. Ego ise 3 yaştan itibaren gelişmeye başlar bizim bekleme kapasitemiz, sabrımız, olayları sindirebilmemiz tamamen egonun maharetleridir. Yani şunu diyebiliriz ki ego kapasitesi gelişmiş olan kişiler daha sağlıklıdır ve daha sorunsuz ilişkiler yürütür. Aynı zamanda düşünme, karar verme, seçim yapma gibi birçok yaşamak faaliyetlerimizi de ego yapar. Yani ego birçok şeydir. Ego aynı zamanda savunma mekanizmalarımızın geliştiği yerdir. Savunma mekanizması en temel tanımı ile: idden gelen dürtülerin başka bir kılığa bürünerek ve gerçek hayata uyum sağlayarak oluşmuş şeklidir. Bunlar bazen kişinin yaşamında işlevsel olacağı gibi bazen kişiye zarar verir. Temel olarak idden gelen dürtülerin rahatlaması için oluşurlar. Örnek olarak aşırı şüpheci birinin polis, için saldırganlık dürtüleri yoğun olan birinin cerrah olmasını verebiliriz. Tabii ki bu teoriyi tüm polisler ve cerrahlar için genelleyemeyiz. Fakat genel olarak kullanan ego ve egoist tanımı kendini düşünmek, büyüklenmecilik ya da bencillikler eş anlamlı tutulmaktadır ki bu yanlış bir kullanımdır.
Şubat 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Terapiyi madden karşılayamayacak olanlar ne yapabilir?

İsmail'e katılıyorum terapi doğası gereği para alınmadan yapılamaz. Çünkü orada alınan paranın birçok anlamı vardır. Terapist ile danışan arasında bir doktor hasta ilişkisi olduğunu simgeler öncelikle hastaya. Terapi sürecinde aktarım dediğimiz bir olgu vardır. Aktarım terapistini hayatında onda iz bırakan birinin yerine koymak demektir. Çoğunlukla ilk ilişki kurulan kişilerden biri olur bu. Baba, ağabey, anne, abla gibi bir aile üyesi olur. Eğer para alınmazsa terapideki aktarım yorumlanamaz ve çözümlenemez. Kişinin birçok problemi halledilemez. Yani bu terapist danışan ilişkisinden çok komşu,arkadaş, anne, baba, ağabey sohbetinden öteye gitmez. Terapide konuşunlardan çok hissedilenler önemlidir.
Fakat şöyle de bir durum var ki buna durumu müsait olmayan ve terapiye ihtiyacı olan birçok insan olduğu ortada. Bence bu durumda seans arasındaki süreleri uzatmak para alınmayan bir terapiden çok daha fazla fayda sağlar. Ayrıca yukarıda arkadaşların saydığı gibi istenirse sembolik rakamlara da bu hizmeti bulmak büyük şehirlerde mümün.
Şubat 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Yüksek IQ'su olan insanların depresyonda olma olasılığı daha mı fazladır?

Çok kesin olmamakla ve böyle bir araştırma okumamakla beraber sanki daha az depresyona girerlermiş gibime geldi. Fakat güzel bir araştırma konusu olabilir.
Ocak 2013

Berna Görgülü Çelik bu yanıtı beğendi:

Neden yeni alınan eşyaya sadece birkaç gün göz bebeği gibi bakılır da sonra bundan vazgeçilir? Bunun altında yatan psikoloji nedir?

Bizim yaptığımız davranışlarda kültürel değerlerin ve çocukluk çağındayken anne baba davranışlarının çok önemli rolü vardır. Eskiden fakirliğin ve yokluğun daha fazla olması nedeniyle yeni bir şeye verilen değer çok fazlaydı. Çocuk da bunu modellemekte büyüdüğünde benzer davranışlar yapmaktaydı. Ancak son yıllarda sahip olunan şeylerin giderek artması bu eşyalara verilen değeri azaltmıştır. Örneğin 50 yıl önce yeni alınan bir giysi çok değerli idi. Bugün ise böyle bir giysi alındığında kişilerin buna yüklediği anlam ve değer daha düşüktür.
Ocak 2013

Berna Görgülü ÇelikHakan Köse kişisini takip etmeye başladı

Hakan Köse, İnternet Girişimcisi, @hakank

Web Application Development, ASP.NET, C#, SQL Server, Web Design and some passion..

Ocak 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Bir şeye odaklanamamanın nedenleri nelerdir?

Buna dış fiziksel koşullar neden olabilir. Ses, gürültü, ısı, sağlık, fizyolojik ihtiyaçlar gibi değişkenler tam be yerli yerinde mi önce ona bakmak gerekir. Eğer bu sayılanların hepsi tamamsa odaklanamamanın sebebi nörolojik de olabilir bir nöroloğa gözükmekte fayda vardır. Nörolog da benimle alakası yok dedi ise o zaman durum psikoloji ile alakalıdır diyebiliriz. Kişi çok stresli, çok üzgün, çok heyecanlı, çok mutlu...vs gibi duygularını yoğun yaşadığı dönemlerde amigdala korteksin çalışmasını baskılar ve bu dikkat dağınıklığı, odaklanamama, düşünce, muhakeme ve karar verme süreçlerinin yavaşlamasına neden olur. Yaşanan duyguyu çözüme kavuşturursanız odaklanma ve dikkat sorunu azalır. Kendi kendinize olmuyorsa bir uzman desteği tavsiye edilir.
Ocak 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Empati, sevgi, ve şefkat gibi duygular cezaevlerinde var mıdır?

Ben 3 yıl cezaevinde psikolog olarak çalıştım. Deneyimlerimden söyleyebilirim ki oradakilerin elinde kalan şey düşünceleri ve duygularıdır. Çoğu mahkumlar oldukça güzel sanat eserleri ortaya çıkarmakta ve oldukça edebi eserler yazmaktadırlar. Ancak sanırım buradaki sorunun sorulma amacı farklı. Empati sevgi şefkat gibi duygular antisosyal kişilik bozukluğunda göremeyeceğimiz duygulardır. Cezaevlerinfeki mahkumlar da antisosyal olarak kabul edilirse cevabın boyutu değişir. Fakat deneyimlerimden gördüğüm şu ki ancak yüzde 10 luk bir kısmı antisosyal diye nitelendirebiliriz. Geri kalan yüZde 90 lık kısmı antisosyal olarak yorumlayamayız.
Ocak 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Sorunlu ailelerin çocukları ileride kötü ebeveynler mi olurlar?

Psikanaliz bu soruya evet cevabı verirdi. Sorunlu bir ailenin çocuğu her ne kadar kendi yaşadığı travmaları çocuğuna yaşatmamak için aşırı bir çaba gösterip çocuğunun mutluluğu için uğraşsa da kendi problem ve bazı olumsuz duygularını da çocuğa yansıtırlar. Çünkü bu kişinin elimde değildir kişinin bilinçdışı süreçleri bunu yönlendirir.
Genellikle sorunlu ailelerden gelen ebeveynler çocuğunun mutluluğu için aşırı bir çaba gösterirler. Adeta kendi yaşayamadıkları çocukluklarını kemdi çocuğuna yaşatmak isterler. Tamir ettikleri kendi travmalarıdır ve o çocuk aslında kendileridir. Aile bunu farkında olarak yapıyorsa çok bir sorun olmaz ama farkında olmadan yapıyorsa genellikle çocuğa çok yapışık aileler meydana gelir. Bu da beraberinde birçok problemi getirir.
Çocuklar Anne babanın aynasıdır. Anne baba ne kadar sağlıklı ise çocuk da genellikle o kadar sağlıklı olur. Kendi duygusal problemleri halledip kendi ego kapasitenizi geliştirmeden çocuk yapılmaması faydalıdır.
Ocak 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Ergenlik çağındaki çocuğuma kilo sorunları konusunda nasıl yardımcı olabilirim?

Bu soruya cevap vermek için çocuğunuZun cinsiyeti kilo vermek isteyip istemediği aranızdaki iletişimin kalitesi gibi soruları bilmek gerekir.
Ocak 2013

Berna Görgülü Çelikjas kişisini takip etmeye başladı

Jas, Blog Yazarı, @jas

Ocak 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

İntihar etmek kalıtsal mıdır?

İnsan davranışlarının çok yönlü değerlendirilmesi gerekir. Herhangi bir davranış sadece öğrenmeyle açıklanmayacağı gibi sadece genlerle de açıklanamaz. Gelişim psikolojisi bu konuya el atmış ve tek yumurta çift yumurta ikizlerinin doğduğu andan itibaren ayırarak farklı kültürleri olan ailelerde büyümeleri sağlanmıştır. Burada görülen sonuç ilginç: ikizlerin mimik, mizaç gibi özellikleri benzese de davranışlar birbirinden oldukça farklı. Bu deneyin sonucunda insan davranışlarının daha çok öğrenme ve daha az genetikle yönlendirildiği açıklanmıştı. Bu tip deneyler araştırmalarda parmakla gösterilecek kadar az çünkü söz konusu insan olunca etik ilkeler ve insan haklarına aykırı davranışlar yapmamak gerekiyor.

Fakat şunu söyleyebilirim ki öğrenme insan davranışlarında genetik önde bir yere her zaman oturmuştuk. Ailesinde intihar eden kişilerin daha çok intihar etme eğiliminde olmasını ne tam genetikle açıklayabiliriz ne de tam öğrenme ile. Yine de öğrenmenin faktörü daha büyüktür diyebiliriz. Ailenin sorunlarla baş etme mekanizmaları ne kadar büyükse, çocuğunki de o kadar büyük olur. Çünkü çocuk bunu anne babadan öğrenir. Sevgiler
Ocak 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Korku ile fobi arasındaki farklar nelerdir?

Korku herkeste var olan, bizi hayatta tutmaya yarayan bir duygudur. Kişi gerçek bir tehlike ile karşılaştığında korkar, korku durumunda bazı hormonların salınımı artar bazılarınınki azalır ve vücut savaş ya da kaç tepkisi verir. Eğer böyle bir duygumuz olmasaydı deprem halinde bulunduğumuz ortamda kalır ya da araba kazası anında bizi koruyan refleksif davranışları yapamazdık ve muhtemelen daha çabuk ölürdük.

Fobiden bahsettiğimizde ise en temel özelliğinin mantık dışı olduğunu söyleyebiliriz. Kişi hayatında hiç yılanla karşılaşmasa bile yılandan ölümüne korkabilir; ya da iri yarı bir asker küçücük bir böcekten ölümüne korkabilir. İşte bunlar artık fobidir. Çünkü bunlar hem mantık dışıdır hem de işlevsel değildir.

Fobiyi psikanaliz şöyle açıklar: korkulan şey içte çözülmemiş bir krizin dış dünyaya sembolik yansımasıdır. Yani kişi kediden, yılandan ya da böcekten korkmakla içte duyurulmamış bir dürtüyü doyurmaktadır.
Ocak 2013

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Sosyal ağ bağımlılığı ile nasıl başa çıkılır?

Sosyal ağlarda kurulan iletişimin yüzyüze iletişime göre daha emniyetli bir yanı vardır ki o da arada bilgisayar ekranının olmasıdır. Yapılan araştırmalara göre kişilerdeki psikolojik problemlerin günden güne derinleştiği ve daha ağırlaştığı bilinmektedir. Örneğin kişilik bozukluğu dediğimiz çok da hafife alınamayacak bir problemi merkeZimize gelen 10 kişinin 7 sinde görmekteyim. Hatta dışarıda iletişim kurduğum insanların birçoğu da bilerek ya da bilmeden bu problemden muzdaripler. Hal böyle olunca kişilik bozukluklarının en temel problemine bakmamak olmaz. Kişilik bozukluklarının en temel problemlerinden biri mesafe problemidir. Bu kişiler yakın ilişkilerinde sürekli sorun yaşarlar. İlişki ne kadar derinleşirse yaşanan sorunlar o kadar büyür. İletişimde bulunduğu insanları belirli bir mesafede tutmak ve çok yaklaştırıp çok uzaklaştırmak istemezler. Tablo böyle olunca internet ve sosyal ağlardan kurulan iletişim bu mesafe sorununa güzel bir çözüm gibi görünüyor. İsteyen istediği ile istediği kadar iletişim kuruyor ve bilgisayar kapandığı an her şey bitiyor.bunun bağımlılığa dönüşme süreci bu şekilde başlıyor devamında ise iletişimin istendiği gibi sağlanması kişilerde kontrol duygusunu ve güç duygusunu sağlarken kişi bunu sürekli sürekli istemeye başlıyor. Timur beyin dediği gibi sosyal desteğin çoğaltılması buna çözüm gibi gözükse de çok ilerlemiş tablolarda işe yaramaz. İlerlemiş tablolar için bir uzman desteği şarttır. Sevgiler
Aralık 2012

Berna Görgülü ÇelikTimur Harzadın kişisini takip etmeye başladı

Timur Harzadın, Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık, @timurharzadin

Kasım 2012

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Deprem anını yaşayan bir insan ne hisseder?

Deprem bir travma anıdır, kişi travma anında genellikle şok dediğimiz hiçbir şey hissettmeme halini birkaç saniye yaşar. Bu an ruhsal yapımızın bir çeşit korunma mekanizmasıdır. Deprem, kaza gibi ani gelen yoğun tehlike anlarında ruhsal yapı bununla baş edemeyeceğinden adeta kendini kilitler ve koruma altına alır. Şok anı geçtikten sonra hissdilenler kişiden kişiye göre değişse de genellikle beyin bu gibi durumlarda hayatta kalma survivor mücadelesi verir. Var olan bu durumdan nasıl çıkacağı ile ilgili düşünceler üretmeye başlar. Buraya kadar olan kısım genellikle otomatik ve tüm kişilerde bu sırayla görülür, fakat verilen survivor mücadelesinin işe yaramadığı görülürse burada hissedilenelr kişiden kişeye değişebilir. Özellikle ölüm korkusu yoğun olan, başarısızlık tahammülü az olan, hayatında sorun çözücü dediğimiz kişilik yapıları enkaz altında kaldıkça çok yoğun sıkılma bunaltı boğulma ve çaresizlik hissedebilirler. Bunun tersi olan kişilikler ise (yoğun ölüm korkusu olmayan, başarı odaklı olmayan, hayatındaki sorunları çözdürmek için genellikle başkalarından yardım alan) kişiler ise bir nebze daha töleranslı davranabilse de bu deneyim onlara da boğulma sıkıntı ve çaresizlik yaşatır. Fakat saydığım ilk kişilik tipi çaresizliği daha yoğun yaşar. Daha sonra sırayla sevdikler ve aile düşünülmeye başlar ve onalrı bir daha görememe ihtimali de o durumda kişinin yaşadığı sıkıntıyı artırır.

Kasım 2012

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Şizoid kişilik bozukluğu ve Şizotipal kişilik bozukluğu arasındaki fark nedir?

Şizotipal kişilik bozukluğunun en belirgin ayırdı günlük sıradan olaylara farklı anlamlar yüklemeleridir. Olayları önceden tahmin edebildiklerini başkalarının düşüncelerini okuyabildiklerini söylerler. Kendine has ses tonları vardır konuşmaları dağınıktır ilişkilerinde yakınlık kuramazlar giyimlerinde ise bir olağan dışılık vardır. Bu kişilerin düşüncelerini falcılara benzetebiliriz. Şizoid kişilik ise genellikle silik fazla konuşmayan toplum içerisinde geri planda olan tiplerden oluşur. Şizoid kişi insanlarla arasına mesafe koyar ve genellikle ilişkilerini efendi köle ekseni üzerinde sürdürür. Genellikle kendisi köle olur ilişkiye girdiği kişileri efendi yapar. Eğer ilişkide çok fazla derinlik ve yakınlık olursa o ilişkiden kaçar. Fakat ilişkide bulunduğu insan uzaklaşırsa ona bir miktar daha yaklaşır. Tek problemi mesafeyi aynı tutmaktır.

Şizoid kişilik alt tipi olarak gizli şizoidler de vardır ki bunlar çok sosyal görünmelerine rağmen derin ilişkiler kuramazlar ve genellikle efendi köle ilişkisi kurarlar.
Ekim 2012

Berna Görgülü ÇelikAylin Gündoğdu kişisini takip etmeye başladı

Aylin Gündoğdu, Psikolog, @aylin

aylingundogdu.com

Eylül 2012

Berna Görgülü Çelik bir yanıt verdi.

Neden sürekli aynı hataya düşeriz?

Bunun cevabı geçmişimizde gizlidir. İnsanlarla nasıl iletişim kuracağımızı çocuklukta öğreniriz ve tüm hayatımız boyunca bunun fotokopisini yaşarız. Hayatımıza bütünden bir göz attığımızda sevgililerimizin, hayatımızdaki olayların genellikle birbirine benzediğini görebiliriz. Bunun sebebi öğrendiğimiz ilişki modelidir. Aslında kişinin en çok kaçındığı şey neyse, hayatımızda farkında olmadan o şeylerin içinde buluruz kendimizi.

Kişinin hayatta en çok kaçındığı şey, terk edilmek yahut değersizlik ise farkında olmadan kendisine değersizlik hissettirecek ya da terk etme potansiyeli yüksek kişileri alır hayatına. Çünkü o kişi ancak değersizlik hissederek ilişki kurmayı öğrenmiştir, yeni bir ilişki modelini kendi kendine deneyimlemesi zordur. Bunun değişmesi ancak geçmiş hatıraların ve bilinç dışının çözülmesi ile gerçekleşir. Aynı hataları yapmak da bununla bağlantılıdır, aslında bilinçli olarak bunu istemesek de bilinçdışı bu hatayı yapmamızı istemektedir.

Daha Fazla