Aşk Acısı

Kasım 2015 | Timur Harzadın, Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık
Aşk duygusu başlangıçta mutluluk, neşe, yoğun bir duygusal yükseliş içerirken, bitiş sürecinde öfke, nefret, hüzün ve bazen de çok yoğun bir yıkıma sebep olmaktadır. Birisine aşık olma duygusu çaba istemeyen ve kendiliğinden oluşan bir süreçtir. Çoğu kişide görülen durum bunun sıklıkla da gelip geçici bir deneyim olduğudur.

Tüm acılara rağmen aşk için çekilen acılar ise boşa gitmez. Çünkü aşk acısı çekmek bir yandan da zihin açısından öğreticidir. Kişiyi daha üstün bir bilinç düzeyine taşır ve hayata farklı yönlerden bakma yetisi kazandırır. Bir insan başka bir insanın duygularına ne kadar derinlemesine bakılabilirse, kendi ruhsal dünyasına da o kadar derinlemesine bakabilir. Çünkü aşık olunan insan o kişinin aynasıdır aynı zamanda. O kişi aslında kendi iç dünyasını görmede karşıdakini bir araç da kullanabilmektedir. Kısacası çekilen çile, hüzün ve acı insana kendini tanıması için önemli bir fırsattır da aslında.

Mevlananın aşkla ilgili ünlü bir sözü vardır. Aşk acısı taşımayan yürek ya deliye aittir, ya ölüye. Yani bu süreç her insanın başına gelebilecek doğal bir süreçtir. Ancak başlangıçtaki pozitif duygulanım ve bitişteki negatif duygulanım o kadar derindir ki, aradan yıllar geçtiğinde bile kişi bu durumu ayrıntılı bir şekilde hatırlar. Aşk ilişkilerinin ruhsal yapıdaki ve beyindeki etkisinin kısa bir sürede sona ermesi bu yoğun duygulanımdan dolayı mümkün değildir. Bu yüzden bu duygular zaman içinde yavaş yavaş azalır ve yatışır.

Ayrılığın hemen başlarında giderek yoğunlaşan ve giderek derinleşen dayanamıyorum hissi çoğu kişide uzun zaman sonra azalır. Yine de bu durum sevgilinin tamamen unutulacağı ve bir daha hiç hatırlanmayacağı anlamına gelmez. Daha nadiren kimi kişide ise yıllar içince bu acı daha da artarak devam edip daha fena bir hale dönüşebilir. Sonuçta aslında aşk acısı duygusu bir tür yas reaksiyonudur. Sanki ölmüş birisine ağlayıp giderek bu sürece alışmak gibi.

Aşk acısı bir arkadaş veya sosyal çevredeki bir tanıdıktan ayrılmadan çok daha derin acı vericidir. Beynin daha ilkel bölümlerinde, amigdalada çok yoğun bir ateşlenmeye sebep olur. Çünkü aşık olunan kişi genellikle çocukluk çağında muhatap olunan anne baba veya diğer figürlerin bir uzantısı olabilmektedir. Üç yaşındaki bir çocuğun sokağa bırakıldığındakine benzer bir çaresizlik, yalnızlık, terk edilme duygularına sebep olur.

Bu acı o bazen kadar gerçektir ki bazen zihin dayanamaz ve bunu bedene yansıtır. Baş ağrısı, sırt ağrısı, karın ağrısı, bulantı, şişkinlik, cinsen sorunlar gibi bedensel rahatsızlıklar da ilave olur. Bu kadar yoğun duygulanım hisseden zihin eğer o sevgiliyi tekrar elde ederse veya yeni bir başka sevgili bulursa bu duygular kısa sürede yatışır.

Çoğu kez, bu acıyı zihin, olduğundan fazla abartıp bu acıya muhtaç bir hale de dönüşebilmektedir. Çünkü bu acının içine zamanla bir haz duygusu da karışmıştır. Dünyada benden fazla aşk acısı çeken yoktur, senin derdin de dert mi, benimki dünyanın en büyük derdi gibi düşünceler yoğunlaşır. Karşıdaki insanın onun gibi üzülmesini bekler. Bu olmadığı zaman anlaşılmadığını, değer görmediğini, sevilmediğini düşünür. O zaman durum daha da içinden çıkılamaz bir hale gelir ve sistem kısır döngüde devam eder gider.

Tedavide ne yapılabilir?
Aşk acısını unutmanın en önemli birinci yolu bu acıyı ısrarla unutmaya çalışmamaktır. Çünkü zihin yaşanan olayı unutmaz, ancak duygusu yatışır. Unutmaya çalıştıkça bu duygu bilinç dışının daha derin kısımlarına bastırılır. Onu artık unutmak zorundayım, artık ne olursa olsun onu kalbimden söküp atmalıyım, onu aklımdan çıkarmak istiyorum gibi cümlelerle beyni zorlamak işe yaramaz. Aslında unutmak için harcanan enerji unutmaya değil tersine onu daha fazla hatırlamaya sebep olur. Bu durum da aşk acısının büyümesine, daha çetin ve dayanılmaz bir acı veren hale dönüşmesini sağlar. Bir arkadaşa desen ki yağmurda üşümüş kırmızı kuyruklu beyaz kediyi aklına getirme. Zihin o kediyi daha fazla düşünür ve daha fazla hatırlar.

Bu konudaki yapılacak en önemli davranışlardan birisi zamana bırakmak, aklına geldikçe bir arkadaşla veya kendi kendine paylaşmaktır. Farklı meşguliyetler bulmak, zihni sürekli aynı acıyı yaşamaktan uzaklaştırır. Yeni sevgili bulup rahatlama yöntemi genel olarak önerilmez. Bu süreci anlayıp yaşamak, durumun aslında ne olduğunu görüp farketmek bunu zihne öğretmek daha faydalıdır. Aksi durumda beyin aynı acıya tekrar tekrar maruz kalmaktadır. Çünkü bulunan yeni sevgili eski sevgilinin bir benzeridir aslında. Acı yoğunlaştığında günlük hayattaki monotonluğu bozup zaman zaman farklı meşguliyetler veya hobilerle zihni dinlendirmek de etkili bir yoldur. Bunları düzenli yapmak bazı kişilerde yeterli olabilir. Bu yetmezse bir psikoterapistten destek alınması önemlidir.

Çoğu kez, bu acı uzadığında zihin, durumu olduğundan fazla abartıp bu acıdan haz almaya başlar. Bunun varlığı süreci daha fazla kaotik bir hale dönüştürür. Bundan kurtulmanın ilk yolu böyle bir durumun var olabileceği ihtimalini akla getirmek ve bu hazzın varlığı görebilmektir. Bu acıdan haz alma sürecinin çocukluk çağı deneyimleriyle bağlantısı vardır. Ailede bu şekilde acıdan beslenen, hep bir sorunları olan acıların çocuğu bireyler vardır. Çocuk bu kişileri modeller ve yetişkinliğinde de acıdan haz almaya başlar. O zaman bu kişi yoğun acı veren aşk acısını farkında olmadan zihninde tutmaya çalışır. Bırakmak istemez.
Eski sevgiliyi özlemek, ondan uzak kalmak, ona aşırı derecede değer vermek sonucunda onunla ilgili güzel anılar daha çok zihne gelmeye başlar. Aslında onunla yaşanan birçok olumsuz anı da bulunmaktadır. Gerçek olan onun hem olumlu hem de olumsuz yönlerinin olduğudur. Onun hem iyi yönlerini hem de olumsuz yönlerini beraberce görebilmek de tedavide etkilidir. Çünkü olumsuz yönler ve kötü anılar, hatırlanmak istenmeyen anılardır. Bu olumsuz duyguları yaşatan da aslında aynı kişidir. Bunu bütün olarak ve gerçek haliyle görebilmek acıyı hazmetmeyi kolaylaştırır.

Onu zihinden ve hayatından çıkarmanın bir başka yolu onu hatırlatan obje ve sembolleri de hayatından yavaş yavaş çıkarmaktır. Çağrışım yapan hediyeler, E-mailler, mesajlar acıyı tekrarlamaktan başka bir işe yaramaz. Eski sevgilinin verdiği bir kolye, mektup, çiçek, saat, giysi ve onu herhangi bir şekilde hatırlatan her türlü nesne kişiye aşk acısını tekrar yaşatır. Bu yüzden eski sevgiliyi özlemek fonksiyonu olan bu nesnelerin yavaş yavaş çöpe atılması yas sürecinin tamamlanmasında işe yarayacaktır. Onu hatırlatan objenin maddi veya manevi değeri ne olursa olsun eninde sonunda ondan kurtulmak hedefler arasında olmalıdır. Facebook gibi sosyal medya ağlarından onu takip etmek kesinlikle önerilmez. Aksi takdirde böyle birisinin acıdan haz aldığı bir durum var mı bakılması gerekir.

Bu ayrılığı varlığını hem mantık hem de duygu olarak görüp kabullenmek gerekir. Bunun doğal bir süreç olabileceği, birliktelikler kadar ayrılıkların da hayatın akışı içindeki olağan durumlar olduğu zihne anlatılmalıdır. Bu gerçekliği kabullenmek belki de bu süreçteki en değerli adımlardan birisidir. Ayrılık ölümden beterdir diye bir atasözü vardır. Bu aslında gerçeklikle örtüşen bir sözdür. Çünkü ölen kişinin yası tutulur ve giderek konu kapanır. Ayrılık durumunda ise o kişi bir yerlerde yaşıyordur ve ulaşılamıyordur. Eğer öteki kişi yeni sevgili bulduysa süreç acı artarak devam edecektir.

Bu ayrılık durumunu mantıksal kabul etmek nispeten kolay olabilir. Ancak duygu olarak kabul etmek çoğu zaman mümkün değildir. Bu durumda ise bu kişinin çocukluk çağındaki muhataplarla olan bağlantısına bakılır. Babanın sevgisini, koruyuculuğunu almamış veya buna yeterince doymamış bir kadın aslında baba türevi bir erkeğin peşinden koşuyor olabilir. Aynı şekilde annenin şefkatini, sıcaklığını, samimiyetini yeterince alamamış, buna doymamış bir erkek anne türevi bir kadına ulaşmaya çalışmış olabilir. Aslında sevgili ayrı bir insandır, baba ayrı bir insandır, anne de ayrı bir insandır. Bunun gerçeğini görüp zihne öğretmek de son derece tedavi edicidir. Çünkü gerçekte buradaki aşkın karşı cinse duyulan bir arzu olduğu zannedilir. Gerçekte olan ise bu sevgilinin aslında iç dünyada var olduğu ve sedece geçmişin bir gölgesinden ibaret bir duygu olduğudur.

Tüm bu çalışmalara rağmen acı yine de aynı şekilde devam ediyor olabilir. Bu durumda çocukluktaki anne baba çocuk ilişkisinin daha ayrıntılı değerlendirilmesi önemlidir. Çocuğun anne babadan alamadığı en önemli temel duyguların neler olduğuna bakılır. Aidiyet duygusu, terk edilme, yalnızlık, sevgisizlik, değersizlik, korku, rekabet gibi duygulara ne kadar maruz kaldığına bakılır. Bununla ilgili olumsuz çocukluk çağı anılarının hatırlanıp bugünkü gözle tekrar bakılması hem acı verici bir yandan da acıyı giderek yatıştırıcı bir deneyim olur. Yine de bir uzmandan destek alma fikri her süreçte akılda tutulmalıdır.


Uzman Dr. Timur Harzadın, Psikoterapist

Kaynak: dengeliyasam.net/makaleler/ask-acisi