Kadın ve Adam

Mart 2015 | Serkeşche, Öğrenci

1747

Bir akşam üstüydü,
Güneş, şahit olduğu acılara dayanamamış,
Şehrin üstünü kara bir çarşafla örtercesine, kaçıyordu.
İnsanlar telaş içinde koşturmakla meşgul,
Onların dışında olup bitenlerden habersiz ve ilgisizdi.
Gök yarılmışcasına, cehennem bir yağmur yağıyordu.
Kalabalıksa, sırattan geçenler kadar telaşlı,
Bir zamanların yağ-şeker kuyruğundakileri kadar,
İzdiham içinde duraklara koşuyordu.

Bir tek ikisi öylece kalakalmıştı.
Bir tek kadın ve adam.
Ne, bağırıp duran şoförlerin ve arsızca çalan kornaların sesi,
Birbirlerinin gözlerinde kaybolup gitmelerine engeldi,
Ne de, onlara çarpıp duran telaşlı insanlar.
Kardan adam ve kardan kadın gibi buz kesilmişlerdi adeta.


Kadının elindeki çanta yavaşça yere düştü
Hayal mi, gerçek mi şüphesindeki adamsa,
Umut dolu adımlarla, kadına doğru yürüdü.
Yağmur damlacıklarının içinden birbirlerini görüyorlardı.
Zaman, ayrı geçen yılların utancından durmuştu.
Tüm renkler matlaşmış, insan suretleri buğulanmıştı.
Kalabalığın sesi ise, uğultu gibi geliyordu kadın ve adama.

Adamın nefesi kesilmiş, eli ayağı titriyordu heyecandan.
Kadınsa dizlerinin bağı çözülmüş,
Ürkek bir tavşan gibi, kalbi durmak üzereydi,
Burun buruna, dip dibe geldiler adam ve kadın.

Adamın sakalından oluk oluk yağmur süzülüyordu,
Kadının rimeliyse, nehir misali yüzünde yolunu bulmuş,
Akıp gidiyordu, kaldırımdaki sulara karışarak.
Bir an için aynı şeyi dilediler tanrıdan;
Bu bir rüyaysa eğer, ‘’bu rüyanın uykusunda ölelim’’ diyorlardı, kadın ve adam.

Bir saniyeyi daha ayrı geçirmek istemiyorlardı,
Aralarındaki tek şey yağmur taneleri olsa dahi.
O an, geçmişte yaşananlar canlandı,
Gözlerinin önünden yavaşça düşen yağmur damlalarında.
İnsanın o zillet, o lanet gururunu artık düşünecek değillerdi.
Daha fazla ayrı gayrı, hasret ve pişmanlıkla yanmaktansa,
Birlikte kül olmayı seçtiler, saniyeler içinde.

Ve o anda kendilerini tutamayıp,
Bin yıllık bir hasretle sarıldılar,
Kolları sarabildiğine,
Birbirlerinin kalp atışını hissedene değin sarıldılar.
Adam, teninin kokusunu içine çekiyordu kadının,
Ab-ı hayat suyunu kana kana içercesine.
Savaşta kaybettiği oğluna sarılan anne özlemiyle,
Yüreğindeki titremeyi hissedercesine sarılıyordu kadın da.

Öylece kalakaldılar, kendi zaman ve mekanlarında.
Onca yılın hasreti ile oracıkta ölecekmişçesine sarıldılar,
Çatlaklarını yağmurla kapatan çöl misaliydiler, adam ve kadın.

- SerkesChe