Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -2-

Aralık 2013 | Serkan Köse, Girişimci
Bir önceki yazımda giriş yaptığım derlemeye geçtiğimiz hafta okuduğum ve oldukça ilginç bilgilerin olduğu toplumların kişilik bozukluğundaki rolü ve bu rahatsızlıklara göre konumunu da kısaca özetleyebilecek Japon kültürünü inceleyen yazıdan bazı alıntıları buraya aktarmak istedim. Konunun ilgimi çekmesinin bir diğer nedeni de Japonların bizim kültürümüze olan yakınlığıdır. Bu noktadan itibaren kitapta önemli gördüğüm noktaları aşağıya alıntılıyorum.

(... )
"Ruth Benedict (1946), Japon çocuk yetiştirme geleneğini, annenin çocuğun çocuksu narsisizmini ve benmerkezciliğini 5-6 yaşına dek ödüllendirdiği ve hoş gördüğü, ileri derecede çocuk merkezli bir yöntem olarak tanımlamıştı. Bu yaşlara gelindiğinde de, anne çocuğu sosyalleştirmek adına davranışını ters çeviriyor ve utanç hissini de çocuğu, çocuksu büyüklenmeci narsisiminin dışavurumunu kontrol etmesi için kullanıyor. "

(... )
"Bu yüzden Japon kültürünün kilit duygulanımı ve kişinin büyüklenmeciliği ve narsisizmini diğer insanlara dolaylı ve gizli hareketlerle ifade etmesi de Japon davranışının kilit davranışı haline gelmiş. Diğer bir deyişle, büyüklenmecilik ve benmerkezcilik doğrudan ve açıkça değil, ancak başka insanlar ve gruplar aracılığı ile ifade edilebiliyor. Gizli ya da Kapalı Narsisistik Kişilik Bozukluğu diyoruz biz buna"

Yazar şimdi, bu paragraftan itibaren, düşünceleri ile Japonların kendi kültürüne ait olan Amae'ye eğiliyor ve kendi çıkarımları ile bunu örtüştürmeye çalışıyor.

(... )
"Doi (1977) tarafından geliştirilen Amae teorisinin özü, Japon bireyinin, kendisini ve duygularını yönetebilecek seviyede bağımsızlık geliştirmesinin beklenmediğidir. Bunun yerine içruhsal dengesini korumak için hayatındaki diğer insanlarla (aile, gruplar, devlet, vs.) olan ilişkilerine dayanmayı sürdürür. Yani, nesne ilişkileri açısından kendi içsel sıkıntısını rahatlatmak için başkalarıyla kuracağı bir kaynaşma peşindedir. "

(... )
"Büyüklenmeci kendiliğin tatmin sağladığı asıl yol, ifade etmek istediklerini görünürde grup değerleri için feda ettiği bu nesne temsilinden geçer. Grup da o zaman, bu fedakarlığı idealleştirerek gerekli olan narsisistik tatmini sağlar. Bu model, birey ve aile, toplum, devlet, vs. arasında olduğu kadar, iki kişi arasındaki etkileşim için de geçerlidir. İlk modele verilebilecek en iyi örneklerden biri de, kendisini devlet (içsel nesne) için feda ederek zafer (idealleştirme) kazanan kamikaze pilotu örneğidir. "

(... )
"Büyüklenmeciliğin ifadesinin kontrolünün asıl metodu utanç olduğundan, Japonlar normal Batılı, sağlıklı, kendinden emin olma durumunu narsisistik, büyüklenemci, kaba, boş, vs. olarak yorumlar. Batılı, narsisistik değil bağımsız bir şekilde kendini ifade ediyordur, ama Japonların narsisistik olarak yorumladığı bağımsız kendilik ifadeleri için bir modelleri yoktur; çünkü bu utançtan duyulan korkmayı tetikler ki Japonlar için bu kabul edilemez bir şeydir. "

(... )
"Bir Batılı ile Japon barda birlikte içki içiyorlarsa ve Batılı olan kişi yorgun hissediyorsa, açıkça ve doğrudan, 'Bu gece bana yetti, eve gitmeye ne dersin?' diye sorardı. Japon için bu kabullenilemez bir ifadedir. Eğer yorgun hisseden ve eve gitmek isteyen kişi Japon olsaydı, şöyle derdi: 'Yorgun musun? Eve gitmek ister misin?'. Bu, karşısındakine (nesneye) asıl yorgun olanın ve eve gitmek isteyenin kendisi olduğunu ifade etme şeklidir. Bunu doğrudan yapamaz. Karşısındaki Batılı'nın da bunu algılaması ve 'Evet yorgunum. Eve gidelim.' diye karşılık vermesi beklenir."

(... )
"Bu seviyede sabitlenmiş gelişimden beklenebileceği gibi, Japon insanları mantıktan ziyade sezgilerine dayanarak hareket ederler ve nesnel olarak neyin doğru ya da yanlış olduğuyla değil, bir ilişki ya da amaca ne iyi gelecekse onunla motive olurlar." :)

(...)
"Çocuksu büyüklenmecilik ve narsisimi, zamanı dışında ödüllendiren ve sonra da ona saldırarak çocuğunun bir zamanlar cesaretlendirdiği her davranışından utanç duymasına sebep olan anne, aslında çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını kötüye kullanıyor demektir. Erkek Japon çocuğun bu onur kırıcı ve acı durumun bir daha tekrar etmesine asla izin vermeyeceği bir konuma geldiğinden şüpheleniyorum. Kendisinin bir kadına duygusal olarak ilgili ve bağlı olmasına bir daha asla izin vermeyecek. Bu bakış açısı sonradan toplumun geneline yaygınlaşır. Erkekler, anneleriyle yaşadıkları kötüye kullanılma ve utanç duygularını yeniden yaşamaktan korktukları için kadınlarla duygusal ilişkilere girmezler ve bu yüzden de, aile ve geleneksel değerleri yaşatan, ama ebeveynler arasında duygusal ilişki olmayan bir toplum düzenlerler."

(...)
"Sırası gelmişken Japon balad şarkılarındaki ana temanın yalnızlık olduğunu da belirtelim. Kadınlar da ihtiyacını duydukları tatmini, kendilerini çocuklarına ve evlerine adamakta bulurlar."


(... )
"Japon toplumu çocukların ebeveynlerini kötüye kullanmalarından çok endişeleniyor. Ebeveynler, Amae psikolojisine göre, kendilerini feda ediyorlar ve çocuklarının suçluluk duyarak ebeveynlerinin isteklerini yerine getirip onların narsisistik kendiliklerini tatmin etmelerini bekliyorlar. Batılılaşma etkisi altındaki çocuklar da ebeveynlerinin davranışının anlamını kabul etmek istemiyor. "

Bunlar yazar James F. Masterson'ın Japon kültüründeki bu toplumsal problem tanımlaması ile ilgili kendi tespitleri ve buraya yazdığımdan çok daha fazlası kitabında mevcut. Ben daha çok bizim toplumumuzda da gözlemlediğim bazı kısımları buraya ekleyerek üzerinde düşünülebilecek bir olguya dikkat çekmek istedim. Bir sonraki yazımda kaldığım yerden devam ederek, Kişilk Bozuklukları ve Toplumsal Düzen üzerine yazmaya devam edeceğim.