TELEVİZYONUN YARA/ARLARI !!!

Eylül 2016 | Faris Tokal, Hemşirelik Bölümü Öğrencisi
1911


Televizyon:

Yüzyılımın en mükemmel hokkabazı. Hatta hokus pokus yapmadan dahi bizi sihirlemeyi başarmış bir alet. Bizler seve seve kendimizi sihirliyoruz ve bunu her gün yapmadan edemiyoruz. Bağımlıyız ve bu yüzden güzel sebepler arkasında bu hokkabaza masum bir çocuk üniformasını yakıştırmak zorunda kalıyoruz. Çocuğundan yaşlısına kadar hemen hemen her yaştan dinleyeni ve izleyeni var. Hatta yeni doğan bebeklerimiz bile bu hokkabazın meşru, gayrimeşru söylencelerine kulak misafiri oluyor.


Bilmem nereden başlayayım? Tertemiz çocuklarımızın mükemmel zekalarını türlü türlü oyunlarla fahişleştirdiklerini mi yoksa bilinç altına empoze ettikleri rezil rezil adi oyunları mı? İki dakika yanımızda oturtup nasihat edemediğimiz çocuklarımızı bu hokkabaz saatlerce diz'inin dibinde oturtup nasihat edebiliyor. Yok efendim hakikatli nasihatler de veriyor diyen bahaneperest şahıslara diyeceğim şudur. Bu hokkabazın söylencelerinin kâr zarar durumu, devenin kulağının deveye oranıyla eşdeğerdir.
Okumuşlar bilirler bir ses frekansının üstüne aynı frekansta başka bir ses bindirilebilir. İnsan kulağı 20 ile 20000 hz arasındaki sesleri duyabilir peki ya bilinç altımız?


Büyük marketlerde her daim müzik çalınmasının nedeni nedir acaba?
İnsan gözü bir saniyede 24 kareyi görebilecek şekilde tasarlanmıştır peki ya 25. Kare?


Erkek yaratılışı gereği güzel kadına müpteladır, peki ya kadın?


Televizyon aile İçerisindeki bireyler arasında hürmetsizliğe sebep olur. Nasıl mı? Brad pitt ve Jennifer Lopez in aynı anda televizyonda görüntülendiklerini hayal etsenize, tam da şuan siz kime bakıyorsunuz. Ben Jennifer'a bakıyorum. Peki ya siz bayan, siz kime bakıyorsunuz?

Sonra mı? Sonra ver elini soğuk mahkeme koridorları.. Sonuç biz anlaşamadık ve ayrıldık. Hayır siz anlaşamadığınızdan değil, cahil olduğunuzdan ayrıldınız.

Son zamanlarda öğrendiğim bir bilgiyi sizinle paylaşmak isterim. O da şu: Amerika'da yapılan bir araştırma verilerine göre son 60 yıl içerisinde gayrı meşru çocuk doğum sayısı normal doğum sayılarını geçmiş bulunmaktadır.



1911

Grafiğe baktığımızda gayrımeşru çocuk doğumlarının 1950 lerden itibaren yavaş yavaş artışa geçtiğini görmekteyiz. Tamda Amerika'da ilk renkli televizyon yayınının yapılmaya başlandığı sene. Amerika'da gittikçe yaygınlaşan renkli televizyon yayını sonucunda. 2008 yılına geldiğimizde gayrımeşru çocuk doğum oranı neredeyse %41 'lerde iken günümüzde bu oran normal doğumları geçmiştir. Peki bunun nedenleri arasında televizyon yayınlarının nasıl bir etkisi oldu? Kendiniz bizzat bu sorunun cevabını öğrenmek ister misiniz? Kumandayı elinize alın ve kanalları incelemeye başlayın bir tane eğitici öğretici yayın bulmaya çalışın. Bu sayı bir elin parmaklarını kesinlikle geçmeyecektir.

Bana sorarsanız televizyon gelmiş geçmiş en büyük buluşlardan biri ancak ne yazık ki dünyamız bir kaç aile tarafından yönetilen bir şirket gibi. Bu bir kaç aile medyayı kullanarak insanları zehirleyerek uyutmaktadır. İnsanların öğrenmesini ve araştırmasını istemediklerinden oldukça titiz bir şekilde yayın konseptini kendi çıkarlarına uygun bir şekilde dizayn etmektedirler.
Çözümsüz bir eleştiriyi klavye delikanlılığı ve söz ustalığı olarak kabul ettiğimden şunu söyleyerek noktalamak isterim:

Çok sevdiğim biri eğer televizyonu ''bismillah'' diyerek açabilecek kadar vicdansızsanız açın, yok eğer açamıyorsanız bırakın kapalı dursun demişti. Ha ben açarım ama kendimi de dizginlerim diyorsanız bu dediğiniz: ben sahil kenarına giderim ancak açık saçık hiç kimseye bakmam demeye benzer. Yani yağlanmış balatalarla fren tutmaya benzer.


''' . . . '''