Tyler DURDEN (Modern çağın peygamberi)

Temmuz 2015 | Emin Bilmez, Felsefe
Tyler durden'ı idol olarak görmeye başlamamızla yanılgıya düşmeye başlamışız demektir.. O çoğu için j.timberlake ten farksızdır. Onun ceketini almak isterler, onun gömleğini giymek, onun gözlüğünü takmak, onun vücuduna sahip olmak, sigaralarını onun gibi söndürmek, hatta işi kendilerine ayırdıkları katlarda kendilerince kurdukları gruplarla dövüşmeye kadar dahi götürmek isteyebilirler.ama felsefenin temelinde dövmenin değil dövülmenin yattığını unuturlar, senden güçsüz olandan dayak yemek, acıyı hissedip dibe vurmak olduğunu unuturlar.. 78
işin en eğlendirici ve komik kısmı ise tyler, özenti gözleri öylesine kör etmiştir ki tyler’ın pahalı elbiseler seni sen yapmaz derken kendisinin 750$ dolarlık ceket giydiğini , kendini geliştirmek mastürbasyondur derken yunan tanrısı fiziğine sahip olduğunu göremezler…işte burada özgürlük düşüncesine fütursuzca tapan genç dimağlar tyler ın karizmasına ve yaydığı ışığa öyle büyük bi hayranlık beslerler ki felsefesini unutup giderler. İkinci tokatsa tüm bu tyler ironisinin gerçek rahatsızlarla özentileri ayırt etmek için var olduğunun anlaşılmasıyla iner. Tıpkı bir pop yıldızı gibi tyler a tapanlar elendiğinde gerçek “rahatsızlar” ortaya çıkar. Bu demektir ki tyler kendi felsefesinin önüne konulmuş bir engeldir. Yani kendi yarattığı akımın bir numaralı engelleyicisi…tyler, kendi felsefesine tapan gençleri kendine çekip onları karşı olduğu popüler kültür özentiliğinin temeline geri döndürmeyi amaçlayan, onlara kendi gibi ceketler aldırıp, kendi gibi vücut yapmaya yönlendiren gerçekten dibe vuranlarla özentileri ayırmak için kendini kullanan bir "anti-anti" dir. tıpkı şeytan gibi… tanrının şeytanı yaratması gibi jack (anlatıcı) te tyler ı yaratmıştır. Şeytan nasıl bizi tanrıdan uzaklaştırıp dünya mallarına, geçici zevklere yönlendiriyorsa tyler da bizi felsefeden uzaklaştırıp popülerliğe yönlendirir. Şeytanın tanrıya inananları ve dünya zevklerine kananları ayırması gibi, tyler da müritlerini kendisine tapanlarla, gerçek rahatsızlar olarak ayırır..... !

işte tokadın…şimdi derin bi nefes al çünkü az önce kabin basıncını kaybettin ve şimdi;
tyler; tanrının seni sevmediği ihtimalini düşün, seni hiç istemediği ihtimalini. Neyseki bu önemli değil çünkü ona ihtiyacımız yok…
şeytanın insanı kandırma çabasına ne kadar benziyor değil mi…
yani tyler aslında karşı olduğunu iddia ettiği şeyin tam içindedir ve kendi maymunlarını bi kuyuda yani dipte toplamaktadır ama kendisi kuyunun en dibinde değil en başındadır bize kendimizi kötü hissedirip tanrıya inancımızı sorgulatır ve sonunda kendi gibi özenti sürüsünü ve kafası karışanları kendine taptırıp(in tyler we trust),onların harekete geçmesini engeller. İşte sırf bu akıl almaz kurgusu yüzünden bile “fight club” yüzyılın filmidir. Bir izleyici olarak kendimi değerlendirmem gerekirse, kendime “ortalamanın üstü” bir seyirci diyebilen ben, bu filmin gerçek yüzünü ancak 23. Cü izleyişimden sonra anlayabildim. Filmi anlamak detay işidir. Tıpkı bu yazının tyler durden ı yerden yere vuruyormuş gibi gözükmesine rağmen detayda ona duyulan derin bir saygının ve “özentiliğin” gizli olması gibi…
hakkında düşünmeyi bırakmaya çalışıyorum. Kafamda dönen düşüncelere bi son vermeye çalışıyorum. Sosyalleşmeye gündelik saçma eğlencelerimizle mutlu olmaya çalışıyorum, olmuyor. İçiyorum, sarhoş oluyorum herşeyi unutmak için, bu hayata gereğinden fazla yüklenen ağırlıklardan kurtulmak için, sızıyorum... Ama sabah oluyor yine yapmam gerekenler ve aklımın bi köşesinde sen, inanmaya hazır olduğum bi planın hep var... Otobüste, trende önceden programlanmış gibi hareket eden , tek dertleri iyi bi gelecek olan insanları görüyorum ürküyorum bu insanlar ne için yaşıyor? Harika bi ölüm için mi? Tüm gençliklerini okullarda daha sonra en verimli çağlarını iş yerlerinde harcayan bu insanlara ne için yaşadıklarını sorduğumda duraksıyorlar, bakıyorlar ve "iyi yaşamak" için diyorlar "24 saatlik gününün 10 saatini uyku 10 saatini de çalışarak harcayarak mükemmel 4 saatlik bi hayat kazanıyorsun değil mi dostum? ... "kendimi ms dos a "senin amacın ne? " yazmış gibi hissediyorum ...
oturuyorum kaçış olmadığını anlıyorum, dvd yi kutudan çıkarıp takıyorum;
-merhaba tyler...
seni üzerinden para kazanılmış ticari bi obje olduğunu unutup umarsızca yol göstericim ilan ediyorum... Ama yakın bir dostumun dediği gibi"gidişatından memnun olmadığın bi hayatı ne değiştirebilir ki, bir kitap, bir hikaye, bir film. . .