Bilmek istediğin her şeye ulaş

Seda Kahraman, 

Psikolog

Evrendeki en büyük gösteri sen aklını keşfettiğin an başlar.

Temmuz 2016

Seda KahramanCan Akyüz kişisini takip etmeye başladı

Can Akyüz, Psikolog, @bazlamalanmadik

Ben Jack'in intikamıyım!

Temmuz 2016

Seda KahramanBüşranur Yüksel kişisini takip etmeye başladı

Büşranur Yüksel, Psikolog, @busranuryuksel

Nisan 2016

Seda Kahraman bir yanıt verdi.

Sevgi?

Sevmek...

Günden güne daha çok aşık olmak.. Kör düğüm olmak... Sanki tüm kapılar sana çıkıyormuş gibi hissediyorum. Birlikteliğimizin her anında seni bin kat daha çok hissediyorum. Sevdiğini hissedebilmek ne güzel şey değil mi? Senden sonra bir başkasını sevebilir miyim acaba? Düşüncesi bile kahrediyor beni. Sevgi karşılıklı anlaşmak değildir. Sevgi her şeyi aynı düşünmek, aynı fikirlere sahip olmak, sürekli olarak aynı gözden dünyaya bakmak değildir. Sevgi bazen delicesine kavga etmek, zıt kutuplarda olduğunu anlamaktır. Zaman zaman birbirini kırmaktır. İki kişi birbirini seviyorsa kırılan o kalbi onarırken yeni bir aşk tohumu yeşertir. Sevmek güzel şey, çok güzel şey aslında. Yeter ki sevelim. Aşk her zorluğa karşı direnmektir, sevdiğinin yanında olmaktır. Sinirlendiğin zaman bile ona değil; onunla gerçekleşmeyen hayallere sinirlenmektir. Geçirdiğin zamanın önemi vardır. Yoktur diyemem. Her sanise değerlidir. Zaman geçmesin istersin. Hiç yanından gitmesin, sürekli gözlerinin onu görmesini daha çok aşık olmayı hep daha fazlasını daha derinini dilersin. Aşık olduğun zaman aşık olduğun kişiyle ilgili beklentilerin yüksek olur. Mükemmellik ararsın ilişkinizde. Bir gün gidecek korkusuyla yaşarsın bazen de. Ya giderse... Ne yaparım işte o zaman ben? Bu düşünce insanı kahreder, öldürür, bağımlılık yaratır, depresyon başlangıcıdır. Bu korkuyla yüzleşmek fobi oluşturur zihninde. Dünya da milyonlarca insan varken sen yalnızca onu arar onu istersin. Ne kadar da ilginç bir duygudur değil mi? Bence güzel... Onunla ilgili iyi kötü her şey güzeldir çünkü. Aşk güzeldir, Aşk onunla güzeldir. Bir parçan haline gelmiştir artık senin, senin bir yarın, kalbinin sahibi o adam... Haykırmak, bağırmak, bilip bilmeyen herkese onu sevdiğini; ona aşık olduğunu haykırmak istersin.




Yanıtla
Yönlendir
Şubat 2016

Seda Kahraman bir yanıt verdi.

İnsanları içlerine kapanık olmaya iten sebepler nelerdir?

Çevresinde bulunan kişilere olan güvensizlik. Yaşadığı hayal kırıklıkları ve travmalar. Ruhsal çöküntü döneminden kaynaklanabilir. İçlerinde bir savaş halinledirler bu insanlar. Duygularını belli ederlerse sonucunun kötü olacağını düşünürler susmayı pasif kalmayı tercih ederler.
Şubat 2016

Seda Kahraman bu yanıtı beğendi:

Borderline Kişilik Bozukluğu'nun belirtileri nelerdir?

Bence belirtilerindeki kilit kelime 'abartmak' herşeyi abartırlar. Bir olayı anlatırken dünyanın en kötü durumu başına gelmiş gibi tanımlayabilirler yada mesela çok sıradan bir bilgiyi vermek üzere söze 'sana bomba haberlerim var' diye başlayabilirler. Ya da birden bire dünyanın en mutlu insanı olup ufacık şeylere büyük anlamlar yüklerler. Tabi burada önemli olan bu uçlardaki tanımlamaların çok hızlı bir şekilde değişip terse dönebilmesidir. Yakınındakiler kişiyi çok üzgün zannedip sorununa destek olmaya çalışırken bir anda tersi fikirleri savunup, bunalımdan çıkıp karşısındakini ters köşe yapabilirler. Bu durum; dürtüleri ile hareket etmelerinden kaynaklanır yani bir nevi aklına eseni yapma durumudur. Buyüzden çok saçma davranışlara kalkışabilirler, olmadık istekleri olabilir ve bu şımarıklık düzeyinde kendini gösterir. Bunun sebebi irade kontrollerinin olmamasıdır. Disipline edilmesi gerekmektedir. Bu destek alarak da olabilir, alternatif öğretileri de uygulayabilir. Ama bütün bunların sebebi aslında içlerindeki boşluk duygusudur. Hiçbirşey ile nedensellik kuramazlar ve bu iflah olmaz boşluk içerisinde savrulup dururlar. Boşluğu dolduracak hobi, spor, kişisel gelişim vs. Gibi bir alanda aktivitelere başlanabilir ama büyük ihtimalle çok kolay sıkılıp başka birşey denemeye kalkışacaktır. Buyüzden öncelikle bir meşguliyet yerine bir amaca kanalize olmalıdır sonra o amaca ulaşacak eylem planları yapılıp, zihnini meşgul edecek aktivitelere başlanabilir ancak çoğu zaman sözünde durmayacaktır. Canı istemediği için yapmayacak ama her seferinde bir bahanesi olacak yine de çok büyük özürler dileyip yeminler ederek yeni sözler verecektir. Bu yüzden çok uzun bir zaman ve sabır gerekmektedir.
Mart 2014

Seda Kahraman  bu yazıyı beğendi:

Metallica - The track of the day series #11

Bugün Metallica'dan bahsedelim, dünyanın en tanınan gruplarından biri ama ben burada kısa ve öz olarak bazı bilgiler vermeye çalışacağım. Yıllardır bıkmadan dinleyebildiğim bir müzik yarattılar ve hikayelerinde de çok ilginç şeyler var.

Kuruluş hikayesi de gerçekten ilginç çünkü grup 1981 yılında Lars Ulrich'in yerel gazeteye verdiği "Davulcu, Tygers of Pan Tang, Diamond Head ve Iron Maiden çalan birilerini arıyor" ilanı ile oluşuyor. İlana Hugh Tanner ve James Hetfield'in cevap vermesi ile grup kuruluyor. Metallica, 1981 Ekim ayında bu tanışmadan 5 ay sonra kurulmuş. Grubun isim babası Ulrich ve arkadaşı Ron Quintana. Ron'un önerileri MetalMania ve Metallica isimleri imiş ve Ulrich Metallica ismini seçmiş. Durun, bir gazete ilanı daha geliyor. Metallica yine aynı gazeteye ana gitarist ilanı veriyor ve Dave Mustaine cevap veriyor. James ve Lars pahalı gitar ekipmanlarını görünce Dave'i gruba dahil etmişler : )

İlginç bir bilgi, 1982 yılında Metallica ilk kaydını kaydederken (Hit the Lights) bas gitarda James Hetfield vardı ve solo gitarda ise Lloyd Grant : ) Bu şarkının 1982 yılının başlarında grup Metal Massacre albümü için ilk şarkısı olan da bulunduğu albümleri Metal Massacre ve bu albümde grubun adı yanlışlıkla "Mettalica" yazılmış : )

İlerleyen süreçte, gruba bas gitarist olarak katılan Ron'un; özellikle Ulrich ve Mustaine ile aralarındaki anlaşmazlıklar sonucu gruptan ayrılmasına neden olmuş.

Bir gün Jams ve Lars "Whiskey A Go Go" adlı bir mekanda Trauma adlı bir grubu izlerler ve sahneden solo gitara benzeyen bir ses duyarlar, bu ses Clifff Burton'ın bas gitarıdır. James Hetfield şöyle diyor:

"Tam arkamızdan vahşi bir solo gelmişti, arkamızı döndüğümüz zaman bunun o olduğunu gördük, uzun kızıl saçlarıyla sadece işini yapıyor ve çevrede sanki kimse yokmuşçasına, tek başına odasında çalıyormuşçasına sakin ve bir o kadar harika çalan birisi vardı"

Cliff Burton'a hayran kalan James ve Lars, Cliff'e gruba katılmasını teklif ederler. Cliff önce kabul etmez ancak sonrasında grubun San Francisco'ya taşınması koşuluyla gruba katılmayı kabul eder.

Dave Mustaine'in alkol, şiddet ve uyuşturucu problemleri grubu çok rahatsız ediyordu ve bu yüzden gruptan çıkarılmasına karar verirler. Dave gruptan çıktığı gün Exodus grubunun kurucularından Kirk Hammett gruba solo gitarist olarak katılır.

İlginç bir başka bilgi, Metallica'nın en çok ilgi gören albümü olan Master of Puppets hiç bir reklam kampanyası olmadan milyonlarca satmıştır. Bu arada, master of puppets şarkısı bir sorun olarak uyuşturucuyu ele almaktadır.

Cliff Burton heavy metal müziğin en iyi basçılarından biri olarak görülür. İsveç'teki konserden dönerken yoldaki buzlanma sebebi ile kayan otobüsten dışarı fırlayarak otobüsün altında kalmış ve yaşamını yitirmiştir. Cliff'in ölümünden önce konser turu esnasında grup üyeleri kendi yatacakları yeri seçmek için kart çekerler. Cliff, Kirk'ün yerinde yatmaya hak kazanır, sonrasında ise kaza gerçekleşiyor. Kazanın ardından çekici aracı otobüsü kaldırırken halat kopar ve otobüs tekrar düşer. Bu esnada Cliff Burton'ın yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor...



Metallica Cliff için And Justice for All albümünde "To Live is To Die" şarkısını ithaf etmiştir. Şarkıda doğumdan ölüme kadar hayatı sadece melodiyle ve sonlara doğru bir kez söylenmiş bir dörtlükle "metalci ağıtı" şeklinde anlatılmıştır.

Grup, Metallica'yı Metallica yapan Cliff'in acı kaybı ile dağılmayı düşünmüş ancak Cliff'in bunu istemeyeceği düşüncesi ve Cliff'in ailesinin isteği ile dağılmaktan vazgeçmiştir.

Sonrası ise yine müzik, başarılar ve müzik ve başarılar... Buyrun:

Sad But True


No Leaf Clover


Nothing Else Matters


Outlaw Torn


One


Enter the Sandman


Until it Sleeps


Bleeding Me


The Call of Ktulu
Mart 2014

Seda Kahraman  bu yazıyı beğendi:

Taksim'de şiddetli patlama

Arkadaşlar duymuşsunuzdur belki; Taksim'de şiddetli bir patlama meydana geldi. Twitter'da bazı yorumlara göre Cihangir'den patlama deprem sanılmış.

Bir de ilginç bir not; şuna göre (twitter.com/beratsaymadi/status/43542875...) ve şuna göre (twitter.com/beratsaymadi/status/43543471...) patlama sanat galerisi değil bir bilgisayar firmasında olmuş.

Olayla ilgili güncel bazı bilgiler şu şekilde:

Ajans Özeti
"Taksim Meydanı’na yakın bir noktada saat 16:15 sıralarında şiddetli bir patlama meydana geldi. Sesi İstanbul’un birçok bölgesinden duyulan patlama sonrası olay yerine çok sayıda ambulans ve itfaiye ekibi sevk edildi.
İlk gelen bilgilere göre patlama doğal gaz sıkışması nedeniyle meydana geldi. Patlamanın meydana geldiği nokta, Kazancı Yokuşu'ndaki bir bina. Polis olay yerini güvenlik çemberine aldı. Yaralılara ilk müdahale çevredeki vatandaşlar tarafından yapıldı. "

Canlı Yayın Linkleri (DHA) :
1. dha.com.tr/dhayayin/
2. dha.com.tr/dhayayin-2/
3. dha.com.tr/dhayayin-3/

Videolar:




Olay yerinden fotoğraflar:
2350

2350

2350

2350

2350

Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan tarafından yapılan ilk açıklama:
"Bir dükkanda, muhtemelen bir sanat galerisinde doğal gaz sıkışması sonucu ortaya çıkan bir patlama olarak önümüzde duruyor. Herhangi bir terör olayına bağlı patlama değil. Ana binada ve yandaki 6-7 binanın çerçevelerinde hasar var. Şu ana kadar bize gelen bilgilere göre, 4 kişi yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. İnşallah buradan bizi üzecek netice gelmez. Hepimize geçmiş olsun. "
Mart 2014

Seda Kahraman  bu yazıyı beğendi:

Sosyal Medya, Twitter ve onun bize sunduğu akış

Bu yazıyı yazmama karar vermemde etkenlerden bir tanesi, hayatımızda yer edinmiş olan sosyal medya olarak adlandırdığımız iletişim araçlarının ne kadar etkili, etkisiz yada güvenilir olup olmadığını sorgulama fikri. Aslında bu sorgulama fikrinin ortaya çıkışı bugün değil,bir süre önce internette karşılaştığımız bir haber ve ardından bugün gazetede okuduğum bir başka haber.

İlk haber, bir süre önce Suriye'deki karmakarışık olaylarla ilgiliydi. Belki hatırlayacaksınız, Suriye'deki olaylar büyük bir hızla karmaşıklaşmaya başladığı süreçte twitter'da bu konu ile ilgili ilginç bir haber yayılmıştı. Haberin kaynağı, sahte bir twitter hesabıydı. Habere hızlıca göz atmak isteyenler için: internethaber.com/esad-rusya-iddia-kurban-icisleri-bakani--449463h.htm

Atılan tweet, Esad'ın öldürüldüğünü söylüyordu ve hesabın sahibi olan kişi Rusya İçişleri Bakanı olarak görülüyordu. Bu hesap olaydan bir kaç ay önce açılmıştı. Hemen ardından gerçek ortaya çıktı ve hesabın sahte olduğu anlaşıldı.

Bu olayın önemi çok büyük bence, çünkü atılan bu tweet'ten sonra petrol fiyatlarında 1 dolarlık artış meydana gelmiş: ensonhaber.com/esad-oldu-tweeti-petrol-fiyatini-arttirdi-2012-08-07.html

Çok ilginç bir durum değil mi? Ancak bunu bu kadar ilginç kılan şey, twitter'ın bu kadar etkili olması değil, ona duyulan bu büyük güven. Artık medyanın küresel olarak tek bir yapı üzerine yoğunlaşmış ve geleneksel haber doğrulama anlayışının yerine bu yeni yapının verdiği güvenle hareket ediyor olması, gerçektende olayları algılayışımızı zorluyor. Düşünsenize, biri 2 satır bir şeyler yazıyor ve tüm dünyada dakikalar içinde yayılıyor ve sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bulunan haber kaynakları bile olayı doğrulamadan yaygınlaştırıyorlar. Aslında, olayı doğrulamadan haber yapmaları bence çok normal. Çünkü, günümüzde iletişimin bu inanılmaz hızı, onlara bu alışkanlığı kazandırmış durumda. Bir haberi doğrulamaya kalkana kadar, haber haber değerini yitirebilir. Zaman kaybı çok büyük, çünkü dakikalarla yarışır haldesiniz. Haberciler de ne yapacaklarını, bu yeni düzene nasıl ayak uyduracaklarını tam anlamış değiller bence.

İkinci haber ise bugün yayınlanan bir haberdi. ABD başkanı Obama'nın konuşması esnasında atılan tweet'ler rekor sayıya ulaştı: campaigntr.com/2012/09/07/19704/obama-twitterda-rekor-kirdi/

Haberde konuşma esnasında dakikada 52,757 tweet yazıldığı söyleniyor.

Tüm bunlar, hayatımızın ve fikirlerimizin yada söyleyeceklerimizin, internet ortamında bir akış içinde tüm insanların ilgisine sunulmasının bir sonucu. Peki, bu bize ne kazandırıyor yada gerçekten yeterli ve geçerli bir yöntem mi? Bu soruyu 2 farklı şekilde ele almak gerekiyor: Dünya ve Türkiye.

Dünyada bu iş gerçekten verimli ve fayda sağlayıcı biçimde kullanılıyor mu tartışılabilir, ancak bizim ülkemizde çok faydalı ve değer yaratıcı biçimde kullanılmadığı açık sayılır. İnsanlar, sosyal medyayı bir araç olarak kullanırlarken, özellikle twitter'ı kullanırken bence 3 ana fayda sağlıyorlar: Birincisi, gündemi takip etmek, ikincisi; gündeme dahil olmak ve üçüncüsü fikirlerini beyan etmek; yani düşüncelerini özgürce ifade edebilmek istiyorlar. Düşüncelerimizi rahat rahat ifade etmeye bu kadar düşkün olma sebebimiz ise malum, Türkiye'de insanlar düşüncelerini her zaman rahatça ifade etme şansını bulamayabiliyorlar ve sosyal medya bunu bizlere sunuyor gibi yapıyor. Ancak bunu yaparken, malesef azımsanmayacak oranda, gündem ve fikirler birbirine karışıyor ev küçük bir kaos ortamı ortaya çıkabiliyor.

Sosyal Medya denen kavram, bizlere bir akış sunuyor ve bu akış içinde kimin ne yaptığı çok önemli. Ancak, birer birer baktığımızda insanlarda belli bir farkındalığın oluşmadığını görüyoruz ve buna bağlı olarak sunulan akışın içinde bir yerlerde, nasıl olursa olsun, her ne şekilde olursa olsun, bir yer edinmeye çalışıyor insanlar. Ancak, acı olan şey şu ki, bu akış kalıcı bir akış değil. Bir kaç saat ya da bir kaç gün içinde yazdıklarınız tarih oluyor. Çünkü, yeni bir akış ve yeni bir gündem ortaya çıkmış oluyor hemen ardından. Yani kalıcı olmanız kolay bir iş değil.

Sosyal medya, özellikle de twitter, belki önümüzdeki süreçlerde uzun vadede bu zaafından ötürü gücünü yitirmeye başlayabilir. Çünkü, gittikçe değersizleşen bir bilgi yığınına dönüşmeye başladığında, insanlar onu bir bilgi kaynağı olarak değerlendirmekten vazgeçebilirler. Uzun vadede, belki de, twitter artık doğrulanması zorunlu olan bir haber kaynağı haline dönüşecek ya da bu soruna akılcı çözümler getirecekler.

Aynı durum, diğer sosyal medya araçlarında da bulunuyor. Facebook, aslında bu süreci çok uzun zaman önce yaşadı. Facebook'ta da insanlar izledikleri ya da okudukları her bilgiye inanmıyorlar artık. Çünkü, oradaki bilgi de doğrulanamıyor ve akıp gidiyor. Ancak, facebook yapı itibari ile bilgi kaynağından çok, arkadaşlar arasında haberleşme ve haberdar olma aracı olduğu için, bu sorun onu pek etkilemiyor.

Sosyal Medya dediğimiz şey, bizlerin katılımı ile oluşan ve bize tüm katılımlarımızın birlikte sunulduğu bir akış. Bu akışı takip etmek için akışın içinde olmalısınız. Ancak, dikkatli olun, her yazılan doğru değil, her yazılanı anlamak zorunda değilsiniz ve bazen yazılanlar yazılmayan bir çok bilginin önüne geçebilir. Dikkatli olunuz :)

Mart 2014

Seda Kahraman  bu yazıyı beğendi:

Cep Telefonu Dinlemesi Nasıl Yapılıyor?

Malum son günlerde sürekli olarak yapılmış dinlemelerin kayıtları uçuşuyor. Bununla ilgili bazı araştırmalar yaptım ve burada paylaşmak istiyorum.

Çok çarpıcı olduğu için paylaşmak isterim:

Bilgisayar Mühendisleri Derneği Başkanı Yılmaz Sönmez şöyle söylüyor:
"Dinleniyoruz. Herkes dinleniyor. Cep telefonuyla sadece dinlenmiyoruz izleniyoruz da. Cep telefonu sürekli sinyal verdiği için sahibi 24 saat izleniyor. Bu dinleme hukuk tanımaz kişilerce yapılıyorsa, mesela 10 yıl boyunca nokta nokta nereye gittiğiniz ve kimlerle görüştüğünüz biliniyor. Cep telefonunun sinyal kayıtları operatör tarafından sunuculara kaydediliyor. Konuşmalar depolanıyor. Aslında operatör şirketinin onları hemen silmesi lazım. Ama saklayıp, depoluyorlar. Oysa o konuşmalar bizim özel hayatımız... Ama sorun sadece bu kadar değil. Artık herkes herkesi dinleyebiliyor. "

Peki bu dinlemeler nasıl yapılıyor?
Öncelikle, artık bilgisayar gibi çalışan cep telefonları, yani akıllı telefonlar bu duruma çok müsait. Çünkü, cep telefonunuza yüklenen ve arka planda çalışan ufak bir yazılım ile bu küçük alet bir casusa dönüşebiliyor. Herkes bir şekilde MİT, jandarma veya polis tarafından dinlendiğini iddia ediyor veya düşünüyor. Oysa dinleme işini sadece devlet kurumları yapmıyor artık. Bu yazılımlara herkesin ulaşabilmesi çok kolay, bu yazılımları satan birçok firma var. Hatta okuduğum kadarı ile bazı firmalar, casus yazılım yüklü telefonları "casus telefon" adı altında satıyor.

Dinleme süreci nasıl işliyor?
Bir cep telefonunun dinlenebilmesi için casus yazılım programının mutlaka o telefonda yüklü olması gerekiyor. Casus yazılım yüklü cep telefonu, başka bir telefonu aradığı veya başka bir telefon tarafından arandığı zaman, dinleme yapan kişinin telefonuna gizlice mesaj ile bilgi gönderiliyor. Dinleme yapan kişi mesajı aldıktan sonra, dinlenen kişinin telefonunu arayarak konuşmalarını duyuyor. Ya da daha önceden casus yazılıma girdiği web adresine konuşma dosyalarını mesaj olarak GPRS ile gönderilmesi talimatını verebiliyor. Artık bu ses dosyalarına istediği zaman web adresinden ulaşıp bilgisayarından bile konuşmaları dinleyebilir. Dinleme esnasında, telefonda ne bir cızırtı, ne de başka bir ses olur. Ayrıca telefonda ışık yanması, zil çalması ya da titreşim gibi dinlendiğini ele verecek bir işaret de bulunmuyor.

Böylece telefondaki SIM Kart değiştirilse bile dinleme devam edebiliyor. Çünkü yeni sim kartı değişikliğinde yazılım yeni telefon numarasını SMS yolu ile dinleyen kişiye hemen gönderiyor.

Ortam Dinleme nasıl yapılıyor?
Gayet basit bir mantık ile çalışıyor bu sistem. Casus yazılım yüklü telefon dinleme yapacak kişi tarafından aranır. Telefon, sessizce otomatik olarak açılır ve telefonun mikrofonunu aktif hale getirir. Böylece bulunduğu ortamdaki tüm sesleri dinleyen kişiye aktarmaya başlar.

Telefon kapalı iken de ortam dinlemesi yapılabilir mi?
Kısaca, Evet. Bu da çok basit şekilde çalışıyor. Telefonu kapattığınızda casus yazılım gerçekte telefonu kapatmıyor, kapanmış gibi yapıyor ama çalışmaya devam ediyor.


Telefonun Pilini çıkarsam olmaz mı?
Kısmen evet, bu işe yarayabilir. Ancak, bu tarz yazılımlar kısa bir süre daha telefonda bulunan devre üzerinde enerji depolayıp, pil olmadığı durumlarda bu enerjiden faydalanarak çalışabiliyor.

Casus Yazılım nasıl yükleniyor?
Bunu yapmanın yollarından biri olta SMS. Kişinin telefonuna bir web adresinin bulunduğu kısa mesaj gönderiliyor (bedava mp3 ... Vs gibi) ve kişi bu adrese tıklarsa cep telefonu dosya ile birlikte casus yazılımı telefona yüklüyor. Bir diğer yol ise bilgisayar yolu ile yükleme. Eğer bilgisayar ile telefonu USB veya bluetooth ile bağlayabilirseniz çok kısa bir sürede yazılımı yüklemek mümkün.

Casus Yazılımın yapabildikleri nelerdir?
Açıkçası yapamadığı marifet yok gibi. Casus yazılım yüklü bir telefon ile şunlar yapılabilir:

  • Telefonun bulunduğu ortamdaki sesler dinlenebilir.
  • Kişinin yaptığı tüm görüşmeler dinlenebilir.
  • Gelen ve giden aramalar mesajla anında bildirilebilir.
  • Gelen ve giden mesajların kopyası bir başka telefona iletilebilir.
  • SIM kart değişikliği durumunda, yeni telefon numarasını dinleyen kişiye mesajla bildirilebilir.
  • Telefonun konum bilgileri mesajla bildirilebilir.

Peki, telefonunuzun dinlenmesini engellemek için ne yapabiliriz?

Önlemler şu şekilde:
  • Kimseden hediye cep telefonu almayın.
  • SMS yolu ile gönderilen mesajlara dikkat edin.
  • Cep telefonu için üretilmiş antivirüs ve anti casus yazılımları yükleyin.
  • Güvenilir olmayan sitelerden dosya (mp3, program... Vs) indirmeyin.

Hangi cep telefonu daha rahat dinlenebiliyor?
Mart 2014

Seda KahramanHakan Köse kişisini takip etmeye başladı

Hakan Köse, İnternet Girişimcisi, @hakank

Web Application Development, ASP.NET, C#, SQL Server, Web Design and some passion..

Mart 2014

Seda Kahraman bir yanıta alt yorum yaptı

Günah size güzel gelebilir ancak asıl yaşamın işleyişine göre tam tersidir. O kozmetiklerden siz kullanmıyorsunuz sanırım? Üzerinizde de bir kıyafet yok. İsyanınız buna anlıyorum. Ağaçların yok olmasının asıl nedeni oksijensiz, kirli havadır.Sigara dumanı gibi tıpkı. Yalnızca ağaçlar değil bizler yok oluyoruz bu sayede. Sigara dumanı sadece bize değil çevremizdekilere de zarar veriyor. Hayvanlara bile. Günümüzde kuşlar, köpekler, kediler, hamster gibi bir çok hayvan sigara dumanı etkisi sonucu akciğer veya diğer solunum sistemi hastalıklarına yakalandığı teşhis edilmiştir. Bunun sorumlusu kim? Keyif içinde içecekseniz eğer sadece kendinize zarar verecek bir alanda için. Çevrenizdekilerin hayatına mal olmaya hakkınız yok. Ki zaten kendini düşünmeyen bir kişi etrafındakileri ne kadar düşünebilir ki.... Bu kadar sorumsuz bir toplumda yaşadığımızın gerçeği bu da.
Tıpkı bir sigara gibiydin sevgilim. Uzaktan hoş geliyordun. İnce ve narin. Büyüleyici dumanını sergiliyordun. Elime aldığım ilk saniyede anlamıştım bana zarar vereceğini aslında. İki parmağımın arasında tuttum ve ‘’Tadını merak ediyorum’’, dedim. Çevremdekiler gördüler sen ile beni. Bir ani tepkiyle; ‘Bırak onu derhal, sana zarar verecek’’, dediler. Ben onların sözlerine hiç aldırış etmedim ve hayır dedim kendi kendime, bana zarar vermeyecek… Kendi ağzımdan çıkan sözlere bende inanmıyordum. Buna rağmen istiyordum, merak ediyordum, bu büyünün içine dalmak yokolmak istiyordum. Ağızıma doğru yanaştırırken ‘’Haaaayırr!! ’’ diye hep bir ağızdan haykırışlar kulağımı tırmaladı. Aldırış etmedim yine. Nefesimle sigara dumanını karıştırdım, dumanı ağzımdan ve burnumdan yavaşca çıkıyordu. İçime işlemişti. Benim karışımım, bizim karışımımız çıkıyordu havaya karışıyordu. Artık her şey için çok geçti. 1-2 sefer öksürdüm. Bu ilerideki acının göstergesiydi. ‘’Daha canın çok yanacak, fakat her şey için artık çok geç’’ diyordu. Adeta büyüledi beni. Şehveti acısından daha baskın çıkıyordu. Bir nefes daha aldım içime. Daha çok karışmıştı bu sefer içime. Daha çok alıştım sanki. Bir yarım olarak görüyordum. ‘’Onsuz ben asla! ’’
Günden güne daha fazla bağlandım ona. Daha çok alıştım. Günümün her anını onunla geçirmeye başladım. Zehiri tatlımsı bir tat veriyordu bana. ‘’Bırak... ’’ diyorlardı. Gülümseyerek ‘’Asla’’ diyor geçiyordum.
Günler, aylar, seneler daha çok bağlamıştı onu bana. İçerisindeki zehiri günden güne artık bana zararını yansıtmaya başlamıştı. Nefes alamıyordum. En çok da kalbim acıyordu. Kalbime bir baskı uyguluyordu ki nefes almak adeta güçtü. Buna rağmen bırakamıyordum onu. Bırakmak ister bir halim vardı. Yüzüme bile yansımıştı etkileri. Gözlerimin altında morluklar oluşmuştu mesela. Sinirlerime bile hakim olamıyordum artık. Ölüme götürüyordu beni. Yavaş yavaş öldürüyordu bu acı beni. Çevremdekileri haklı çıkarmıştı. Kendimi tanıyamıyordum artık. Yine de ne zaman elime alsam ilk günki gibi büyülüyordu beni. Nasıl başarıyordu bunu? İçerisindeki nikotine hayrandım. Dumanı aşk büyüsü ile dalgalanıyordu havada. İçime çektiğim anda havaya geri vermek istemiyordum dumanı. İçimde kalmasını istiyordum. Bir…İki…Üç…Dört…Beş... Altı…… içiyordum sürekli. Sayısına yetişemiyordum.
Bana daha çok acı vermeye başladı. Artık nefes almak imkansız hale yaklaşmıştı. Ölüyorum sanıyordum. Bir hastaneye gitmeye karar verdim. Ve gittim. Tahlil yaptılar birkaç tane. Sonuçlarının yarın çıkacağını söylediler. Bir sonraki gün sonuçları almaya gittim. Sigaranın akciğerimin %90’ını sardığını ve akciğer kanseri olduğumu söyledi doktor. Vahimdi. Zehirinin son noktalarını göstermeye başlamıştı.
Tedavi olmaya karar verdim. Aylarca hastanede kaldım. O halde bile sigara içmek istiyordu canım. Etrafımdakilere yalvarıyordum bana sigara bulun diye.
….
Mezarımda bir genç belirdi, bir sigara yaktı ve mezar taşımın yanına sigarayı koydu. Dumanı; ceset halimle toprağın altında yatıyorken bile içime işlemeyi başarmıştı. Teşekkürler genç dedim. Beni duymasa da; Teşekkürler Genç…

SEDA KAHRAMAN
1025
Mart 2014

Seda Kahraman bir yanıta alt yorum yaptı

O ufacık gözüken duman hayatına mal olabiliyor, unutmayalım...
Tıpkı bir sigara gibiydin sevgilim. Uzaktan hoş geliyordun. İnce ve narin. Büyüleyici dumanını sergiliyordun. Elime aldığım ilk saniyede anlamıştım bana zarar vereceğini aslında. İki parmağımın arasında tuttum ve ‘’Tadını merak ediyorum’’, dedim. Çevremdekiler gördüler sen ile beni. Bir ani tepkiyle; ‘Bırak onu derhal, sana zarar verecek’’, dediler. Ben onların sözlerine hiç aldırış etmedim ve hayır dedim kendi kendime, bana zarar vermeyecek… Kendi ağzımdan çıkan sözlere bende inanmıyordum. Buna rağmen istiyordum, merak ediyordum, bu büyünün içine dalmak yokolmak istiyordum. Ağızıma doğru yanaştırırken ‘’Haaaayırr!! ’’ diye hep bir ağızdan haykırışlar kulağımı tırmaladı. Aldırış etmedim yine. Nefesimle sigara dumanını karıştırdım, dumanı ağzımdan ve burnumdan yavaşca çıkıyordu. İçime işlemişti. Benim karışımım, bizim karışımımız çıkıyordu havaya karışıyordu. Artık her şey için çok geçti. 1-2 sefer öksürdüm. Bu ilerideki acının göstergesiydi. ‘’Daha canın çok yanacak, fakat her şey için artık çok geç’’ diyordu. Adeta büyüledi beni. Şehveti acısından daha baskın çıkıyordu. Bir nefes daha aldım içime. Daha çok karışmıştı bu sefer içime. Daha çok alıştım sanki. Bir yarım olarak görüyordum. ‘’Onsuz ben asla! ’’
Günden güne daha fazla bağlandım ona. Daha çok alıştım. Günümün her anını onunla geçirmeye başladım. Zehiri tatlımsı bir tat veriyordu bana. ‘’Bırak... ’’ diyorlardı. Gülümseyerek ‘’Asla’’ diyor geçiyordum.
Günler, aylar, seneler daha çok bağlamıştı onu bana. İçerisindeki zehiri günden güne artık bana zararını yansıtmaya başlamıştı. Nefes alamıyordum. En çok da kalbim acıyordu. Kalbime bir baskı uyguluyordu ki nefes almak adeta güçtü. Buna rağmen bırakamıyordum onu. Bırakmak ister bir halim vardı. Yüzüme bile yansımıştı etkileri. Gözlerimin altında morluklar oluşmuştu mesela. Sinirlerime bile hakim olamıyordum artık. Ölüme götürüyordu beni. Yavaş yavaş öldürüyordu bu acı beni. Çevremdekileri haklı çıkarmıştı. Kendimi tanıyamıyordum artık. Yine de ne zaman elime alsam ilk günki gibi büyülüyordu beni. Nasıl başarıyordu bunu? İçerisindeki nikotine hayrandım. Dumanı aşk büyüsü ile dalgalanıyordu havada. İçime çektiğim anda havaya geri vermek istemiyordum dumanı. İçimde kalmasını istiyordum. Bir…İki…Üç…Dört…Beş... Altı…… içiyordum sürekli. Sayısına yetişemiyordum.
Bana daha çok acı vermeye başladı. Artık nefes almak imkansız hale yaklaşmıştı. Ölüyorum sanıyordum. Bir hastaneye gitmeye karar verdim. Ve gittim. Tahlil yaptılar birkaç tane. Sonuçlarının yarın çıkacağını söylediler. Bir sonraki gün sonuçları almaya gittim. Sigaranın akciğerimin %90’ını sardığını ve akciğer kanseri olduğumu söyledi doktor. Vahimdi. Zehirinin son noktalarını göstermeye başlamıştı.
Tedavi olmaya karar verdim. Aylarca hastanede kaldım. O halde bile sigara içmek istiyordu canım. Etrafımdakilere yalvarıyordum bana sigara bulun diye.
….
Mezarımda bir genç belirdi, bir sigara yaktı ve mezar taşımın yanına sigarayı koydu. Dumanı; ceset halimle toprağın altında yatıyorken bile içime işlemeyi başarmıştı. Teşekkürler genç dedim. Beni duymasa da; Teşekkürler Genç…

SEDA KAHRAMAN
1025
Mart 2014

Seda Kahraman bir yanıta alt yorum yaptı

Sigara bize zarar veren en büyük etkenlerin arasında. Fakat tek suçlu değil. Bunun yanında bize zarar veren bir çok etken yer almakta. Bu yalnızca bir örnek.
Tıpkı bir sigara gibiydin sevgilim. Uzaktan hoş geliyordun. İnce ve narin. Büyüleyici dumanını sergiliyordun. Elime aldığım ilk saniyede anlamıştım bana zarar vereceğini aslında. İki parmağımın arasında tuttum ve ‘’Tadını merak ediyorum’’, dedim. Çevremdekiler gördüler sen ile beni. Bir ani tepkiyle; ‘Bırak onu derhal, sana zarar verecek’’, dediler. Ben onların sözlerine hiç aldırış etmedim ve hayır dedim kendi kendime, bana zarar vermeyecek… Kendi ağzımdan çıkan sözlere bende inanmıyordum. Buna rağmen istiyordum, merak ediyordum, bu büyünün içine dalmak yokolmak istiyordum. Ağızıma doğru yanaştırırken ‘’Haaaayırr!! ’’ diye hep bir ağızdan haykırışlar kulağımı tırmaladı. Aldırış etmedim yine. Nefesimle sigara dumanını karıştırdım, dumanı ağzımdan ve burnumdan yavaşca çıkıyordu. İçime işlemişti. Benim karışımım, bizim karışımımız çıkıyordu havaya karışıyordu. Artık her şey için çok geçti. 1-2 sefer öksürdüm. Bu ilerideki acının göstergesiydi. ‘’Daha canın çok yanacak, fakat her şey için artık çok geç’’ diyordu. Adeta büyüledi beni. Şehveti acısından daha baskın çıkıyordu. Bir nefes daha aldım içime. Daha çok karışmıştı bu sefer içime. Daha çok alıştım sanki. Bir yarım olarak görüyordum. ‘’Onsuz ben asla! ’’
Günden güne daha fazla bağlandım ona. Daha çok alıştım. Günümün her anını onunla geçirmeye başladım. Zehiri tatlımsı bir tat veriyordu bana. ‘’Bırak... ’’ diyorlardı. Gülümseyerek ‘’Asla’’ diyor geçiyordum.
Günler, aylar, seneler daha çok bağlamıştı onu bana. İçerisindeki zehiri günden güne artık bana zararını yansıtmaya başlamıştı. Nefes alamıyordum. En çok da kalbim acıyordu. Kalbime bir baskı uyguluyordu ki nefes almak adeta güçtü. Buna rağmen bırakamıyordum onu. Bırakmak ister bir halim vardı. Yüzüme bile yansımıştı etkileri. Gözlerimin altında morluklar oluşmuştu mesela. Sinirlerime bile hakim olamıyordum artık. Ölüme götürüyordu beni. Yavaş yavaş öldürüyordu bu acı beni. Çevremdekileri haklı çıkarmıştı. Kendimi tanıyamıyordum artık. Yine de ne zaman elime alsam ilk günki gibi büyülüyordu beni. Nasıl başarıyordu bunu? İçerisindeki nikotine hayrandım. Dumanı aşk büyüsü ile dalgalanıyordu havada. İçime çektiğim anda havaya geri vermek istemiyordum dumanı. İçimde kalmasını istiyordum. Bir…İki…Üç…Dört…Beş... Altı…… içiyordum sürekli. Sayısına yetişemiyordum.
Bana daha çok acı vermeye başladı. Artık nefes almak imkansız hale yaklaşmıştı. Ölüyorum sanıyordum. Bir hastaneye gitmeye karar verdim. Ve gittim. Tahlil yaptılar birkaç tane. Sonuçlarının yarın çıkacağını söylediler. Bir sonraki gün sonuçları almaya gittim. Sigaranın akciğerimin %90’ını sardığını ve akciğer kanseri olduğumu söyledi doktor. Vahimdi. Zehirinin son noktalarını göstermeye başlamıştı.
Tedavi olmaya karar verdim. Aylarca hastanede kaldım. O halde bile sigara içmek istiyordu canım. Etrafımdakilere yalvarıyordum bana sigara bulun diye.
….
Mezarımda bir genç belirdi, bir sigara yaktı ve mezar taşımın yanına sigarayı koydu. Dumanı; ceset halimle toprağın altında yatıyorken bile içime işlemeyi başarmıştı. Teşekkürler genç dedim. Beni duymasa da; Teşekkürler Genç…

SEDA KAHRAMAN
1025
Mart 2014

Seda Kahraman  yeni bir  gönderide  bulundu.

SEVGİLİYE

Ve insan sevdi… İnsan çok sevdi. Kendini bile bu denli sevmemişti. Sevdikçe benliğini unuttu insan. Aynaya bile baktığı zaman sevdiğini gördü. İnsan, insanlığını unuttu ve sevdi…
Suskunluk kahreder insanı. Ne zordur severken sevdiğini haykıramamak. Hep bir şeyleri saklamak. Susmak, yanmak günden güne… Büyük aşkları sürdüremedik hiç birimiz. İmkansızı başaramadık bizler.
Yine beynimde senli düşünceler... Unutmamı ne bekle ne de iste benden. Diğerleri gibi söz vermem ben, söz veririm ve dünya tersine dönse yine tutarım. Beni affet demeyeceğim sana. Beni çok sev. Benim seni sevdiğim gibi sevemezsin biliyorum ancak yinede sev. Elimi tutmayacaksan parmağımı tut, yeter ki yanımda ol. Sensiz bir hayat tıpkı bedeninde ruhun olmadan yaşamak kadar imkansız. Bırakalım her şeyi, her şeyi unutalım gidelim yalnızca ikimiz. Mutluluğu yaratalım gittiğimiz yerde. Zaten bizim olduğumuz her yer mutluluk değil miydi? Biz’li hayallerimizi yıkmayalım.

SEDA KAHRAMAN
Mart 2014

Seda Kahraman  yeni bir  gönderide  bulundu.

SİGARAYA AŞIK İNSAN

Tıpkı bir sigara gibiydin sevgilim. Uzaktan hoş geliyordun. İnce ve narin. Büyüleyici dumanını sergiliyordun. Elime aldığım ilk saniyede anlamıştım bana zarar vereceğini aslında. İki parmağımın arasında tuttum ve ‘’Tadını merak ediyorum’’, dedim. Çevremdekiler gördüler sen ile beni. Bir ani tepkiyle; ‘Bırak onu derhal, sana zarar verecek’’, dediler. Ben onların sözlerine hiç aldırış etmedim ve hayır dedim kendi kendime, bana zarar vermeyecek… Kendi ağzımdan çıkan sözlere bende inanmıyordum. Buna rağmen istiyordum, merak ediyordum, bu büyünün içine dalmak yokolmak istiyordum. Ağızıma doğru yanaştırırken ‘’Haaaayırr!! ’’ diye hep bir ağızdan haykırışlar kulağımı tırmaladı. Aldırış etmedim yine. Nefesimle sigara dumanını karıştırdım, dumanı ağzımdan ve burnumdan yavaşca çıkıyordu. İçime işlemişti. Benim karışımım, bizim karışımımız çıkıyordu havaya karışıyordu. Artık her şey için çok geçti. 1-2 sefer öksürdüm. Bu ilerideki acının göstergesiydi. ‘’Daha canın çok yanacak, fakat her şey için artık çok geç’’ diyordu. Adeta büyüledi beni. Şehveti acısından daha baskın çıkıyordu. Bir nefes daha aldım içime. Daha çok karışmıştı bu sefer içime. Daha çok alıştım sanki. Bir yarım olarak görüyordum. ‘’Onsuz ben asla! ’’
Günden güne daha fazla bağlandım ona. Daha çok alıştım. Günümün her anını onunla geçirmeye başladım. Zehiri tatlımsı bir tat veriyordu bana. ‘’Bırak... ’’ diyorlardı. Gülümseyerek ‘’Asla’’ diyor geçiyordum.
Günler, aylar, seneler daha çok bağlamıştı onu bana. İçerisindeki zehiri günden güne artık bana zararını yansıtmaya başlamıştı. Nefes alamıyordum. En çok da kalbim acıyordu. Kalbime bir baskı uyguluyordu ki nefes almak adeta güçtü. Buna rağmen bırakamıyordum onu. Bırakmak ister bir halim vardı. Yüzüme bile yansımıştı etkileri. Gözlerimin altında morluklar oluşmuştu mesela. Sinirlerime bile hakim olamıyordum artık. Ölüme götürüyordu beni. Yavaş yavaş öldürüyordu bu acı beni. Çevremdekileri haklı çıkarmıştı. Kendimi tanıyamıyordum artık. Yine de ne zaman elime alsam ilk günki gibi büyülüyordu beni. Nasıl başarıyordu bunu? İçerisindeki nikotine hayrandım. Dumanı aşk büyüsü ile dalgalanıyordu havada. İçime çektiğim anda havaya geri vermek istemiyordum dumanı. İçimde kalmasını istiyordum. Bir…İki…Üç…Dört…Beş... Altı…… içiyordum sürekli. Sayısına yetişemiyordum.
Bana daha çok acı vermeye başladı. Artık nefes almak imkansız hale yaklaşmıştı. Ölüyorum sanıyordum. Bir hastaneye gitmeye karar verdim. Ve gittim. Tahlil yaptılar birkaç tane. Sonuçlarının yarın çıkacağını söylediler. Bir sonraki gün sonuçları almaya gittim. Sigaranın akciğerimin %90’ını sardığını ve akciğer kanseri olduğumu söyledi doktor. Vahimdi. Zehirinin son noktalarını göstermeye başlamıştı.
Tedavi olmaya karar verdim. Aylarca hastanede kaldım. O halde bile sigara içmek istiyordu canım. Etrafımdakilere yalvarıyordum bana sigara bulun diye.
….
Mezarımda bir genç belirdi, bir sigara yaktı ve mezar taşımın yanına sigarayı koydu. Dumanı; ceset halimle toprağın altında yatıyorken bile içime işlemeyi başarmıştı. Teşekkürler genç dedim. Beni duymasa da; Teşekkürler Genç…

SEDA KAHRAMAN
1025
Mart 2014

Seda KahramanGonca Köse kişisini takip etmeye başladı

Gonca Köse, Öğrenci, @GNCKSE

Mart 2014

Seda Kahraman  bu yazıyı beğendi:

Kadın

Art by Shane Turner
Mart 2014

Seda Kahraman  bu yazıyı beğendi:

Mart 2014

Seda Kahraman bir yanıta alt yorum yaptı

Jan Vermeer , Nazmi Ziya Güran aklıma gelenler şimdilik bu kadar
Ivan Konstantinovich Aivazovsky
Mart 2014

Seda Kahraman  yeni bir  gönderide  bulundu.

DOĞRU VE YANLIŞ

İnsanlar söyleyemediği sözleri kafaları güzelken cesaretlerini, özgüvenlerini yükselterek söylerler. Bir söz bin darbe bedeldir. Sözlerin tükendiği noktada ise kalem kağıda konuşur. Suskunluk çözüm değildir. Bazıları susmaz haddinden fazla konuşur; kendine ve kaleme. Sizlere öneririm, bu çok daha iyidir. Çünkü insanlar anlamıyorlar söylenenleri. Dinliyorlar ya da dinliyormuş gibi gözüküyolarlar fakat anlamıyorlar. Anlamayan birisine konuşmak duvara konuşmakla fazlasıyla aynıdır. Tek bir nokta vardır; duvara karşılık beklemeden konuşursun, insanlara konuşmandaki amacın kendini rahatlatmak, anlamalarını sağlamak ve bu doğrultuda sana yardımcı olabilmelerini sağlamaktır. Bekletiler…. Yüksek tutmamak gerekiyor. Ne kadar yüksek tutarsan o kadar üzülürsün. Sahi sözü gelmişken üzülmekle mutluluk arasındaki fark nedir? Bence aynı gibi. Üzülmek sözü kulağı tırmalayarak kulağa hoş gelmese de yaşandığı zaman alışıyor insan. Üzüntünün temeli hep üzüntü. Mutluluk? Mutluluk; kulağa hoş gelse de, başta güzel gözükür ancak bir anda senin hayallerini her şeyini yıkarak kin, nefret ve aşırı üzüntü aşılı olarak devam eder. Siz karar verin buna da. Yorumlar sizlere kalmış.
Bu aralar içten içten birileri dürtülüyor beni. Yazmak geliyor içimden bu aralar. Nedeni, ne yazdığım, ne yazmak istediğim hakkında hiçbir fikrim yok. Can sağolsun. Helede şöyle bir duygu var ki; ‘’Köpek gibi aşık olarak günler boyu hiç durmadan yazı yazmak istiyorum duygusal olarak’’. Önüme çıkan ilk karşıt cinsin boynuna yapışarak; ‘’Aşık olucam sana Adam! Yazı yazmak istiyorum’’, diyesim var. Çok saçma evet. Ama hayatta saçma değil mi zaten? Sıçana kadar içerek hatta özür dileyerek yazıyorum kusana kadar içerek o güzel kafamdaki güzel düşüncelerimle yazmak istiyorum. Dedim ya bu aralar birileri dürtüyor beni diye. Evet, çok fazla dürtüyorlar. Yazma aşkı geldi bir anda sayelerinde.
Hayatta kendimden başka hiçbir insan umrumda değil! Eminim; bende onların umrunda değilim!
Hani Microsoft Word programında yazı yazarken yanlış yazdığın zaman sözcüğün alt kısmında tırtıllı kırmızı çizgi çıkıyor ya bir o kadar yanlışlar benim için insanlar. Öyle bir kırmızı çizgi çektim, tırtıllı olmasada.
Hayat kısa. Birilerini umursayarak geçecek gibi değil. Kendi doğrularını hiçbir zaman yoksaymayacaksın başkaları için. Onların doğruları sana göre yanlıştır. Kim aksini idda edebilir? Doğru ve Yanlış. Ne kadar birbirlerinden ayrı kutuplarda yer aldığını söylesek de aynı kutubun iki kişisi olarak yer alıyor. Çok yakınlar birbirlerine aslında, fakat bir o kadar da uzak. Ortak bir çözüm bulmak ve artık bu buzları eritmek isteselerde, ikisinden de ilk adım atılmadığı için doğru ve yanlış her zaman uzaklaştılar birbirlerinden. İnsanlarda doğru ve yanlışa özendiler. Milyonlarca kişi kendisini kürsüdeymiş gibi hissederek fikirlerini ortaya koyuyolar, ancak diğerlerini dinlemiyorlar. Belkide korkuyorlar. Dinledikleri zaman ortak bir karar almaktan, farklı olamamaktan. Doğru ve yanlış teorisini yok etmekten korkuyorlar. Konuşmadan, ilk önce dinlemeyi öğren daha sonra bu eylemi gerçekleştir.
Kısa olan hayatta kendimizi birbirimizden uzaklaştırmayalım. Biz bu evrene bir olmak için geldik unutmayalım. Doğru ve yanlış değiliz biz. Kendimize başka şeyleri örnek alalım doğru ve yanlışı değil. Hayat gerçekten çok kısa.



Seda KAHRAMAN
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Görsel Sanatlar

205 Kişi   29 Soru

Mimar Sinan Üniversitesi

201 Kişi   6 Soru

Resim

255 Kişi   51 Soru

İnsan Davranışları

3604 Kişi   955 Soru

Genel Kültür (Muhabbet)

3453 Kişi   280 Soru

Varoluş Hakkında

2776 Kişi   1061 Soru

Psikoloji

2693 Kişi   947 Soru

Çok Kişiliklilik

18 Kişi   5 Soru

Psikiyatri

177 Kişi   111 Soru

Psikoterapi

127 Kişi   60 Soru

Psikopat

17 Kişi   15 Soru

Gestalt Psikolojisi

7 Kişi   6 Soru