Bilmek istediğin her şeye ulaş

Elektrik Elektronik Mühendisi Semih Cengiz inploid.com'da 5 soru sordu, 62 soru yanıtladı ve 20 takipçisi var.

Şubat 2016

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

Günümüzde en çok öğrenilmesi gerekli programlama dili hangisidir?

Aslında programlama dilleri orman olsa, bunların ulu ağaçları Basic, C, Fortran olur. Günümüzde ise özellikle C diline dayanan, kullanımı kolay, grafiksel arayüzü var ve gelişmiş olan diller popüler olmaya başladı.

Arkadaşların cevaplarına katılmakla birlikte, Python'un yükselişini de göz önünde bulundurmak gerekir, diyorum.
Ocak 2016

Semih Cengiz bir yanıt verdi.

1 milyon kişiden 1 TL almanın yolları nelerdir?

Google playde 1 tl ye oyun satmak ?
Aralık 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

Cep telefonu bağımlılığı hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu bağımlılık yaşamı nasıl etkiliyor?

Cep telefonu kullanımı bağımlılığı. Siz sık sık bu teknoloji ürününü kullanmaya meyilliyseniz merak etmeyin karşı taraf da sizi kullandırmaya meyillidir.

Sadece Internet kullanımını kastetmiyorum, Smart Phone diye tabir edilen cihazlar çıkmadan evvel de sadece konuşmak ya da mesajlaşmak için de kullananlarda durum böyleydi. Kendileri gibi geveze ve incir çekirdeğini doldurmayan konularda uzun uzun sohbeti seven çevreleri var(dı).

Zaten ne beklenebilirdi ki, kitap okuma alışkanlığı olmayan, kitap okuyan görüldü mü 'Çok okumak iyi değildir', 'oku oku nereye kadar? ', 'okumakla adam olunmaz' gibi lafların edildiği; kitap okuyanın da gizlice okuduğu bir toplumda ne bekleyebilirsiniz ki başka? Tamam kitap biraz ağır konu olabilir de evlere ne kadar gazete giriyor, giren gazetenin neresi okunuyor? Televizyon tek kanal ve siyah beyaz iken bile televizyonun açılışından kapanışına kadar ekran başından kalkmayan bir toplum için gayet yerinde bir gelişmeydi cep telefonlarının ülkeye gelişi. Yani 'körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz.'

Bu bağımlılık yaşamı nasıl etkiliyor? Zaten rahatlığı bir rasyonellik olarak gören toplumda (ki bu topluma tembel denir) gayet rahatça etkiliyor. Dakiklik kalmadı, karşı tarafa saygı kalmadı, tabii bunun karşılığı yani beklentisi de kalmadı. Kullanım tarzı ile ilgili olumlu ve olumsuz yönler çoğaltılarak aktarılabilir ama bir de kullanan kitlenin görgüsüzlüğü ayrı bir konu. Yeni model çıkar çıkmaz gün sektirmeden elindeki telefon onun için eski oluveriyor.

Tasarruf bilinci böylelikle ortadan kalkıyor. Sonra 'devlet bize baksın' Devlet size ne kadar bakabilir ki, bakabildiği kadar bakabilir.

Cep telefonu ve Internet bizi sosyalleştiriyor ama bağımlılığı ayrı bir konu.
Aralık 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

Türkiye'de eğitim alanındaki sorunlar nelerdir ve sizce nasıl düzeltilebilir?

1- Adaletin, Özgür düşüncenin, kendini ifade hürriyetinin, empatik yaklaşımın, değerlere saygı ve tahammülün üretkenlik ve başarının cezalandırılıp, otoriterliğin, bağnazlığın, tahammülsüzlüğün, benmerkezciliğin, fanatizmin, çıkarcı ve hazcı yaşam anlayışının ödüllendirilmesi.
2-Ortak aklın ürünü, bilimsel verilere dayalı, içeriği iyi tanımlanmış, uzun vadeli olarak kurgulanmış tüm politik figürlerin kabul edebileceği bir eğitim anlayışımızın ve politikamızın olmayışı. Bu her hükümetin, hatta her bakanın, kendi anlayışı ve politik duruşuna göre yeniden tasarladığı ve sıfırdan uygulamaya koyduğu, asla milli olamayan bir eğitim sistemi sonucunu doğuruyor. İnsan eğitimi asgari 0-20 yaş ve hatta ömür boyu süren bir olgu iken bizim ülkemizde neredeyse her yıl yeniden oluşturulmaya çalışılan bir eğitim anlayışı söz konusu. Bu hem başlanan bir eğitimin kesintilerle ve sürekli değişimlerle imhası demek, hemde oluşan belirsizlik ortamında bireylerin eğitim bağlamında geleceklerine dair ümit, istek ve gayretlerinin tükenmesi demek.
3-Herkesin bildiği ve hatta yaşadığı ciddi altyapı sorunları. Okul, ulaşım , eğitim araçları vb alanlarda acınası durumdaki halimiz. Dahası, çözüm adına daha çok politik kazanımların öngörüldüğü sığ ve az sayıdaki kaynakları heba eden bir yaklaşım.
4-Eğitim psikolojisi, birey eğilimleri, beceriler, kaynakların değerlendirilmesi vs gibi konularda insanlık tarihi boyunca edinilmiş bilgi ve tecrübeleri değerlendirmek, uzmanların görüşlerine başvurmak ve kısa vadede, kalıcı çözümler üretmek yerine, politik hazların ve güç odaklarının yönlendirdiği bir eğitim anlayışımızın olması. Klasik tabirle her defasında amerikanın yeniden keşfedilmeye çalışılması.
5-Doğuştan başlayıp aile içinde etkin şekilde sürdürülen bir eğitim anlayışının ve bunu sağlayacak alt yapının oluşturulamaması. Ailede eğitime katkı sağlayacak kişilerin yeterli donanımlarının olmayışı, devlet veya sivil toplumun bu konularda sosyal sorumluluk projeleri üretemeyişi, bu bilince sahip olmayışı. Az sayıda gayretin politik ve ideolojik bağnazlığın, çıkar çatışmalarının ve devletçi kafa yapısının kurbanı olması.
6-Eğitimin birey ve toplum için varoluş felsefesi olarak algılanması yerine, daha refah ve zengin bir yaşamın aracı olarak görülmesi. İnsani anlamda zorlu, saygın, değerli ve kalıcı olanı değil, rahat yaşamı, zenginlik ve refahı hedefleyen, en kısa yoldan sonuca götüren kolaycı bir yaklaşımın zihinlere hakim olması.
Aralık 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

Türkiye'de eğitim alanındaki sorunlar nelerdir ve sizce nasıl düzeltilebilir?

  • Bahsi geçen bu sorunlu eğitim sisteminden geçmişte nasibini almış, bilgi seviyesi düşük, anlatım becerisi olmayan, görevini sadece derse girip çıkmaktan ibaret gören, vermesi gereken hizmetin değerini kavrayamamış öğretmenler...
  • Aynı sorunlu eğitim sisteminden bir şekilde sıyrılabilmiş, kendisini geliştirebilmiş, başarılı, işini ve öğrencilerini seven, ancak en basit özlük haklarını bile alamayan, kurumdaki yöneticiler tarafından ve bu yöneticilere sözü geçebilen malum diğer kişiler tarafından ezilen, önü kesilen, siyasi ayrımcılığa maruz bırakılan kıymetli öğretmenler...
  • Eğitimin ailede de devam ettiğini bilemeyen, çocuklarının yönelimlerini ve yeteneklerini keşfetmektense, onları sadece sınav notları ile değerlendiren, "doktor", "hakim", "mühendis" olsun gibi anlamsız ve gereksiz hayallere bel bağlayan, kimi zaman en temel etik değerleri bile çocuklarına aşılamaktan aciz anne ve babalar...
  • Öğrencilerin, düşünebilme, yorumlayabilme, el becerisi, sanat becerisi, zeka becerisi gibi bireysel değerlerini ölçmekten aciz, sadece sınavlardaki notlarıyla ölçme değerlendirme yapan "ezberci" eğitim sistemi...
  • Amaçlarına hizmet edemeyen ders içerikleri... "Şanlı tarihimiz" içeriğinden ibaret tarih dersleri, eğer çözemiyorsan "kafan basmıyor" sonuçlu matematik dersleri, formül ezberlemekle üstün körü geçiştirilen fizik ve kimya dersleri, "this is a pencil"dan öteye bir türlü geçemeyen ingilizce dersleri, "kültür ve ahlak bilgisi"nden yoksun "din" dersleri...
  • "Tek tip" veya bilemedin en fazla "birkaç tip" insan yetiştirmeyi amaç edinmiş devlet... Daha çok derslik, daha çok okul açmakla eğitim kalitesini yükselttiğini zanneden, 9 yaşındaki çocuğun eline derslerle ilgili hiç bir işlevselliği bulunmayan tabletleri vererek eğitimde inovasyon yaptığını zanneden, daha sonra bunlarla övünerek halkı kandırabilen ama aslında işlerin arka planında bin bir türlü yolsuzluk çeviren o devlet...

Story of life :

Eğitim
Aralık 2015

Semih Cengiz  bu yazıyı beğendi:

Sitenizi Google Cezalarına Karşı Korumanın 7 Yolu

Sitenizi Google Cezalarına Karşı Korumanın 7 Yolu
Kasım 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

2. el araba alırken nelere dikkat etmemiz gerekiyor?

Teknik açıdan;
  1. Estetik olarak sizi hoşnut edecek tasarım,
  2. Kullanım türünü tespit etmek, (Hız, güvenlik, genişlik, konfor vs. gibi...)
  3. "Gün gelir satarım" düşüncesine karşı ikinci el satış hızı,
  4. Maddi durumunuz ve kullanım sıklığınıza göre yakıt tercihi,
  5. Maddi durumunuz ve bakım-servis fiyatlarını kıyaslayın, (Bu önemli bir ayrıntı. Aracınız bir gün mutlaka servisi ziyaret edecek)
  6. Aracın KM'sinden ziyade geçmişte yapılan düzenli bakım aralıklarını öğrenin,
  7. Aracın kaza geçmişini öğrenin, (Kaza türüne göre o aracın alınıp alınmayacağı kararında değişkenlik gösterir)
  8. Aracın varsa kronik arızaları ve farklı kaynaklardan çözüm önerileri,
  9. Güvenilir bir tamirci ile aracı satın almadan önce kontrol ettirmeniz,
  10. Aracı satın aldığınız il-İlçe, (Aynı markanın, aynı km'deki bi aracın İstanbul trafiği ve Yalova trafiğinde kullanım sonuçları farklılık gösterecektir)
  11. Önceden kullandığınız tüm arabalar ile ilgili pozitif ve negatif düşüncelerinizi gözden geçiriniz,
Diğer etkenler (Psikolojik vs.)
  1. Forumlarda bolca yer alan -gerçek- kullanıcı yorumları, (öneren ve önermeyenlerin profillerini incelemekte fayda var. Yaş aralığı vb. gibi konularda yorumlar farklılaşabilir.)
  2. Markaların pazarlama stratejilerine aldanmamanız,
  3. Topluma göre "en iyi" kavramı yerine, size göre akılcı ve açıklanabilir nedenleriyle "en iyi" olan araba üzerinde yoğunlaşmanız,
  4. İlk kez bir araba satın alıyorsanız heyecan ve hazlarınızı kontrol etmelisiniz,
  5. "Hangi arabayı almalıyım" diye etrafta gördüğünüz her insana soru sormayınız. Soru sorduğunuz kişi gerçekten empati yeteneği gelişmiş, bilgi sahibi olan biri olsun.
  6. Satın almayı düşündüğünüz arabayı satın almadan önce test etmeniz gerçek bir "sürüş deneyimi" olacağı için, sizi söz konusu arabaya karşı ön yargılarınızdan arındıracaktır. Başkalarının deneyimi ile sizin edindiğiniz deneyimlerin farklılık göstermesi her zaman muhtemeldir.
Kasım 2015

Semih Cengiz bir yanıt verdi.

Ekim 2015

Semih CengizBatuhan kişisini takip etmeye başladı

Batuhan, Software Developer, @batuhan4

Eylül 2015

Semih Cengiz bir yanıt verdi.

Windows 10'a geçenlerin ilk görüşleri ve şimdilik bu versiyona geçip geçmeme konusundaki düşünceleri nedir?

Ben W8.1 den geçtim. Microsoft'un sunucuları şu an ne durumda bilmiyorum ama ilk iki hafta resmen rezaletti bence, çünkü indirmesi acayip uzun sürdü. 4 saatten fazla indirme süresi geçti, internet hızımdan kaynaklandığını düşünmüyorum. İndirme tamamlandıktan sonra yükleme işlemleri tabiki daha kısa sürdü. Yine de 1 gün uğraşmış oldum nerdeyse.

Başıma gelen 2. Sorun windows 8.1 de özel tema kullandğım için yükseltme yaparken de ayarlarımı sakla özelliğini seçtiğim için sanırım yükseltme bittiğinde bilgisayar donarak açıldı. Ekran yanıp yanıp sönüyordu :) o kadar bekledikten sonra başka bir sorunla karşılaşmam beni acayip sitrese sokmuştu. Şifre ekranında şifreyi yazıyorum giriş diyorum ekran yanıp sönüyor ve tekrar ekran koruyucuya atıyor, tekrar şifre istiyor. Türk mantığı bir kaç kere kapat aç yaptıktan sonra masaüstüne ulaşabildim ve tüm ayarları sıfırlayarak kullanılabilir bir pc ye geçmiş oldum.

Karşılaştığım 3. Hata ise çok sık karşılaşılan TouchPad tanımama durumu. Bu konuda çok fazla konu açıldı internette , güncel driver yüklü ise fare ayarlarından etkinleştirince sorun çözülüyor.

Windows mağazasındaki bazı uygulamalarda ( çok fazla uygulama kullanmadığım için emin değilim ) bildirimlerde sıkıntılar olabiliyor. Muhtemelen windows 10'dan değil uygulamadan kaynaklandığını düşünüyorum ama emin değilim. Bildirimler bazen geliyor bazen gelmiyor. E-Posta, Twitter , Face vs. tam performans vermediğini düşünüyorum.

Karşılaştığım sorunları yazıyorum ki herkesin yere göğe sığdıramadığı bir işletim sistemi olsa da sorunlar çıkabilir, sorunlar her zaman olacaktır ve bu sorunlar giderilmeye çalışılacaktır.

Gelelim geçmeli miyim sorusuna ?
Ben teknolojiyle iç içe biri olduğum için hemen geçmek istedim. Benim için teknolojide yeni her zaman daha kullanışlı ve daha iyidir, öyle olmalıdır. Alışma aşaması sorun değildir 1 hafta 10 gün kullandıktan sonra fazla sıkıntı çekmem. Ama bu herkes için geçerli değil ki Windows XP kullanan bile varken günümüzde :) alışkanlıklarından kolay vazgeçmeyenler de var. Yinede Windows 10 bana kullanılabilirlik bakımından windows 7 ye daha yakın geldi. Yani yukarıda bir kaç sorun yazdım fakat bir şekilde bu sorunların üstesinden geldim. Şu anda da kullanımı baltalayan bir sorunla karşılaşmadım. Özellikle uyuymluluk konusunda çıkardı sorunlar , ama şimdiye kadar öyle bir sorunla karşılaşmadım. ( Daemontools eski sürümünün uyumlu olmadığını söylüyor o hariç :) )
Uzun bir yazı oldu benim için umarım tutarsızlık yapmamışımdır,sonuç olarak bence windows 10' a geçilmeli, hatta windows 7 kullanıcılarının daha kolay adapte olacağını düşünüyorum. Tablet modu açmadıktan sonra çok fazla kafa karıştıracak bir durum yok. Ayarlar menülerine ve bildirim ekranına alıştıktan sonra ballandıra ballandıra anlatılan bütün özellikleri de zaten günlük bir kullanıcıya hitap etmiyor. Bu arada cortana kullanamıyor olmamızda üzücü tabi . . .
Eylül 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

Windows 10'a geçenlerin ilk görüşleri ve şimdilik bu versiyona geçip geçmeme konusundaki düşünceleri nedir?

Geçiş sorunsuz oluyor,
yaklaşık 2 saat içinde yükleniyor,
dilerseniz geri dönme imkanı tanıyor (denedim tavsiye etmiyorum bazı program ve sürücüleri orijinal haline getiremiyor)
w8.1 e göre daha kullanışlı hız ise aşağı yukarı aynı
w8 ile gelen interaktif özellikler aynen var ama ben zaten onları kullanmıyorum gereksiz uygulamalar devam ediyor

yüklemeden sonra snap touchpad (vaio için ) sürücüsü zarar gördü galiba artık çalışmıyor w 8.1 e geri döndüm yine çalışmadı tekrar w10 yükledim ...

genel olarak başarılı ve geçilmeli diye düşünüyorum ...

touchpad ölmeseydi iyiydi :) servis yolu gözüküyor. . .
Ağustos 2015

Semih Cengiz  bu yazıyı beğendi:

Ders Çalışmak İçimden Gelmiyor Diyenlere...



İnternette gezinirken ilgimi çeken bir yazı, son zamanlarda ben de böyle bir sıkıntı yaşıyorum, ders çalışamıyorum, odaklanamıyorum hep tembellik ediyorum ancak çok şey değiştirdi bu yazı….

Öğle yemeği sonrası odamda oturmuş çayımı yudumluyordum. Bir yandan internette geziniyor, diğer yandan ise görüşme saatimin gelmesini bekliyordum. Be bir süre sonra tanıdığım öğrencilerimden Ahmet odaya girdi. Her sınava hazırlanan öğrenci gibi o da kazanmak için dershaneye yazılmıştı. Sınavı kazanmak istiyordu ama içinden hiç ders çalışmak gelmiyordu. Koltuğumdan kalkıp tam da Ahmet’in karşısındaki koltuğa oturdum. Diğer türlü aramızda bulunan koca masa psikolojik olarak öğrencilerimin bana açılmasında engel oluşturabiliyordu. Ve Ahmet konuşmaya başladı:

– Hocam dershane açılalı bir ayı geçti ben hala oturup adam gibi ders çalışamadım. Ders çalışmam gerektiğini biliyorum ama bir türlü masanın başına geçip ders çalışamıyorum.
Ahmet’in sıkıntısını sınava hazırlanan bir çok öğrenci yaşıyor. Sınava giren tüm öğrenciler emin olun sınava kazanmak için giriyorlar. Hatta bunun için dershanelere gidiyorlar. Ama iş ders çalışmaya geldiğinde bir çok öğrenci oturup adam gibi ders çalışamıyor.
- Peki ne olsaydı oturup deliler gibi ders çalışırdın Ahmet?
– Bilmem hocam. İçimden ders çalışmak gelmiyor ki.
– Ne zaman gelir peki?

– Bir aydır hiç gelmedi hocam.
– İçinden ders çalışma isteğinin gelmesini beklersen daha çok beklersin Ahmet.
Birçok öğrenci içinden ders çalışma isteğinin gelmesini bekleyerek senesini geçirir. Ne var ki bu istek de bir tülü gelmez. Ve sonuçta öğrenci bir senesini kaybetmiş olur.

– Hocam ne yapacağız o zaman?
– Şimdi sana bir öykü anlatacağım. Dikkatle dinlemeni istiyorum:
Bir gün bir Kızılderili reisi torunu ile birlikte çadırın önünde oturuyormuş. Çadırın önünde biri siyah biri beyaz iki köpek birbiri ile boğuşuyormuş. Dede ve torun beraber onları izliyorlarmış. Torun merak dolu bakışlarla dedesine sormuş:
“Dede! Çadırımızı korumaya bir köpek yeterken neden iki tane var? Hem neden birisi siyah diğeri beyaz? ”
Dedesi cevap vermiş:
“Evladım dediklerinde haklısın. Ama onlar benim için iki önemli şeyin simgesidir. Ben devamlı onlara bakarak ders alırım ve hayatıma ona göre yön veririm”
Torun yeni bir merakla tekrar sormuş:
“Neyin simgesi onlar, dede? ”
Dede tok ses tonuyla cevap vermiş:
“Birisi tembelliğin, diğeri ise çalışkanlığın simgesi evlat. Karşımızdaki iki köpek gibi her birimizin içinde de tembellik ve çalışkanlık devamlı kavga eder. Ben bu köpeklere baktıkça içimdeki tembellik ve çalışkanlığın mücadelesini hatırlar ders alırım”
Çocuk dedenin hiç beklemediği bir soru daha sorar:
“Dede bu kavgayı hangi köpek kazanır? ”
“Ben hangisini iyi beslersem o kazanır evladım”

Bir süre hiç konuşmadım… Ahmet’in kendi içinde hikayeyi yorumlamasını istiyordum. Ve sonra konuşmaya başladım.

- İşte Ahmet sadece senin içinde değil her insanın içinde hem tembellik hem de çalışkanlık ruhu vardır. Yani senin içinde hem tembel hem de çalışkan Ahmet var. Ve bunla senin bedenine hakim olmak için mücadele ediyorlar. Bazen oluyor ki çalışkan Ahmet bedene hak oluyor ve en ders çalışıyorsun. Oturup deliler gibi ders çalıştığın zamanlar olmadı mı?
– Oldu hocam. Bazen çok iyi çalışabiliyorum
- Şimdi yapmamız gereken senin içindeki çalışkan Ahmet’i güçlendirmek.
– Bunu nasıl yapacağız hocam?

– Bu odadan çıktığın andan itibaren içindeki tembel Ahmet ve çalışkan Ahmet’in mücadelesini izleyeceksin. Ders çalışman gerektiğinde ve masanın başına oturduğunda içindeki tembel Ahmet diyecek ki “daha sonra ders çalış”. Eğer sen bu sese kulak verirsek içindeki tembel Ahmet’in önüne kocaman bir et parçası atmış olursun ve o tarafın daha da kuvvetlenir. Ve bir dahaki sefere bu tembel tarafına karşı koyman daha güç olur. Eğer çalışkan tarafını dinler ve oturup ders çalışırsan bu sefer çalışkan tarafını beslemiş olursun ve o güçlendikçe senin ders çalışman çok daha kolay olur. Kısacası senden yapmanı istediğim devamlı çalışkan Ahmet’i beslemen. O yeterince güçlendiği zaman birilerinin sana ders çalış demesine gerek kalmadan sen rahatlıkla ders çalışabileceksin. Hatta ders çalışmadığın zaman rahatsız olmaya başlayacaksın.
– Bunu yapabilir miyim hocam?
- İstersen ve ısrarlı olursan rahatlıkla yaparsın. Şimdi seninle bu işi biraz daha zevkli hale getirelim. Bu olayı bir futbol maçına çevirelim. Ne zamanki içinde tembel ve çalışkan tarafının mücadelesi olursa bunu kaydet.Tembel tarafın mücadeleyi kazanırsa bir gol atmış gibi olsun. Çalışkan tarafını dinleyip de masa başına oturursan bu sefer o gol atmış olsun. Bakalım bir hafta sonra maç kaç kaç bitecek.
Bu şekilde yapacağımızı uygulamayı yeniden çerçeveleyerek öğrenci için daha zevkli hale getiriyordum. Ahmet bir hafta boyunca içindeki mücadeleye odaklanacak ve sadece bu odaklanma bile çalışkan tarafını güçlendirecekti. Öğrencilerimin bu mücadelenin skorunu kaydetmesi için tatlı bir form da hazırlamıştım. Öğrenci her gün hangi tarafı gol atmışsa onu bu forma işliyordu.
- Ahmet şimdi sana bir form vereceğim. Maç hakemi gibi kim hangi dakikada gol atmışsa onu bu forma yazabilirsin. Bu hafta senden istediğim maçı galip olarak bitirmen. Önemli olan hiç gol yememen değil, tembel tarafından daha fazla gol atman. Ve bunu yapacak gücü ben sende görüyorum.
– Tamam hocam fark atarak yanınıza gelmiş olacağım.
– Günlük bana uğrayıp maçın skoru hakkında bilgi vermeni istiyorum.
– Ne demek hocam.
Ahmet odadan çıktığında gözlerinde bir umut vardı. Benim istediğim de zaten buydu. İnsanların içindeki umutları dik tutmasına ve yeşertmesine yardım etmek mesleğimizin en güzel tarafıydı.

Ahmet her gün gelip beni maçın skorundan haberdar ediyordu. Maç genelde baş başa gidiyordu. Bir haftanın sonunda 26’ya 24 çalışkan Ahmet maçı kazanmıştı. Ahmet’in şimdiye kadar en fazla ders çalıştığı hafta bu hafta olmuştu. Benim de istediğim buydu. Bir ayın sonrasında Ahmet’in çalışkan tarafı artık açık ara farklarla tembel tarafını yenmeye başlamıştı.

ALINTIDIR.

gencgelisim.com

Ağustos 2015

Semih Cengiz  yeni bir  gönderide  bulundu.

crome

Google crome internet kullanıcıları tarafından en çok tercih edilen web tarayıcılarından biri olma özelliğine sahip. Hızlı olması, sade arayüzü ve güzel eklentileri sayesinde popüler bir hale gelmiş bir tarayıcı.Tarayıcılarda kullanılan eklentilerin çoğu zaman işimizi kolaylaştırıp, hızlandırdığını düşünsek de bazı eklentiler bu faydaları sağlamasını bırakın tam tersi işinizin daha zorlaşmasına ve o hızın her zaman kullanışlı olmadığını bizlere gösteriyor.

Peki ben neden mi bahsediyorum? Bu başlığımın konusu Google Crome web tarayıcısında şu anda Beta sürecinde olan bir eklenti Veri Tasarrufu eklentisi. Adından da anlaşılacağı üzere bu eklentinin amacı internette gezinirken daha az veri transferi ile daha hızlı bir gezinti sağlamak.

Bu konuyu açma sebebim ise yakın zamanda bu eklenti yüzünden başıma gelmiş bir olay. Bilgisayarımın masaüstü arka plan resmini değiştirmek için uzunca bir süre harcayıp 20-25 tane duvar kağıdı kaydettikten sonra bu resimleri Windows’un kendi resim görüntüleyicisiyle açamadığımı farkettim. Picasa gibi farklı resim uygulamaları ile açılıyordu fakat masaüstü arka planı olarak ayarlayamıyordum. İkonlarında da ön izlemeleri görünmüyordu. Uzantıları .Jpg olmasına rağmen hiçbiri açılmıyordu. Biraz araştırma yaptım, uzantılarla ilgili bir sıkıntı olduğunu söyleyen bir çok başlık vardı. Çözümü format olarak niteleyenleri bile gördüm

Bu konu hakkında yorumlar vardı fakat bir konu göremedim ve açmaya karar verdim. Sonuç olarak anlayacağınız üzere bu eklentiyi etkisiz hale getirdikten sonra bu sıkıntılardan kurtulmuş oluyoruz. Eklenti aynı zamanda bazı internet sitelerindeki videoların da açılmamasına sebep olabiliyor.

Aslında bu sorunların oluşabileceğini google sayfasında belirtmiş, burayı tıklayarak uyarılara göz atabilirsiniz. Eklentinin bu yanlarını göz ardı edecek olursak tarayıcının hızlanmasını sağlıyor olabilir ama bir çok fonksiyonu etkilediği için şu anki haliyle kullanmaya gerek duymuyorum. Eklentinin hali hazırda Beta sürecinde olduğunu düşünürsek bu tür sorunlar normal sanırım. Eklentiyi denemek isteyen varsa sayfasını da buradan verelim.

Crome ile kaydedilen resimlerin açılmaması sorununa çözüm | Mühendisin Hesap Makinesi

Google crome internet kullanıcıları tarafından en çok tercih edilen web tarayıcılarından biri olma özelliğine sahip. Hızlı olması, sade arayüzü ve güzel eklentileri sayesinde popüler bir hale gelmiş bir tarayıcı.Tarayıcılarda kullanılan eklentilerin çoğu zaman işimizi kolaylaştırıp, hızlandırdığını düşünsek de bazı eklentiler bu faydaları sağlamasını bırakın tam tersi işinizin daha zorlaşmasına ve o hızın her zaman kullanışlı…
Ağustos 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

Klima çarpması nedir? Belirtileri nelerdir?

İnternet'de bu konuda bir çok yazı var. Bunların ortak noktası erkeklere normal gelen klimalı ortam sıcaklıklarında kadınların üşüdüğü. Benim bunlardan çıkardığım klima çarpmasının tek bir cinsiyete ait bir rahatsızlık olduğu. Belirtileri ise üşütme dediğimiz ve havada bulunan 400 virüsten birinin kadın kişide aktive olması sonucunda ortaya çıkan semptomlar. Buna karşı yeni moda trendleri yaratılıyor. Tabii ki kadınlar için. Normal olarak kadın insanlar dışarıdaki hava sıcaklığı 30 derecenin üstündeyken ona göre giyiniyor, ofisteki 22 derece sıcaklıkta üşüyor ve hastalanıyorlar. Buna karşı modacılar çeşitli kıyafet kombinleri öneriyorlar. Örneğin sıcak ve soğuk havayı içinde hapseden bol kıyafetler ya da gerektiğinde giyilip gerektiğinde çıkartılabilir üst giyim parçaları. Bunun dışında tabii ki vücudun bir tarafına sürekli soğuk hava üflendiğinde o bölgede tutulmalar da oluyor. Bu ama sadece klimalarda değil vantilatörlerde de oluyor, bu nedenle buna klima çarpması isminin verilmesini biraz saçma buluyorum. Ortamın sıcaklığına göre giyinir ve soğuk hava akımından uzak durursanız klima da kışın kullandığımız radyatörler kadar masum araçlardır, her ikisi de ortamın sıcaklığını suni olarak düzenler. Zaten kışın klimayla ısınanlara da baktığınızda hiçbirinin klima çarpmasından muzdarip olmadığını görürsünüz.
Ağustos 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

Python yazılım dili neden Türkiye'de çok popüler değil?

Mehmet Köse'nin paylaştığı grafiğe Türkiye için bakacak olursak şöyle bir grafik oluşuyor:

Google Trends - Web Search interest: ruby, python, php, c#, c++ - Turkey, Jan 2008 - Jan 2014 google.com.tr/trends/explore? Hl=en-US& q...

Phyton
Bu grafiğe göre esas kapışma C# ile PHP arasında yaşanmış ve C# son dönemde bir adım öne geçmiş görünüyor. Ayrıca hem Ruby hem de Phyton için büyük bir trend değişimi görünmüyor.

Nedenini pek bilemiyorum ancak muhtemelen bizim ülkemizde "insanların değişime açık olmaması" bunda etkili olabilir diye düşünüyorum.

Bunun dışında bir diğer etken ise; yazılım sektörünün aynen diğer bir çok sektörde olduğu gibi belli sınırlar içinde ve kontrollü olarak büyümesi neden olabilir. Yani demek istediğim, yenilikleri deneyimleyebilmeniz için bir ar-ge kültürünüzün olması veya en azından yeniliklere erişebilecek ortam ve zamanın oluşturulabiliyor olması yani desteklenmesi gerekir.

Google ve günümüzde bir çok büyük şirketin uyguladığı (bilimsel bir model) modele göre çalışanlar zorunlu olarak haftalık zamanlarının %10'unda normalde yaptıkları işin dışında bir başka proje geliştiriyorlar veya yeni keşiflere çıkıyorlar. Haliyle bu hem verimliliği arttırıyor hem de şirket içi gelişime katkıda bulunuyor. Gmail ve onun gibi bir çok servis Google'ın bu politikası ile ortaya çıkan projeler.

Yani demem o ki, Türkiye'de yazılım şirketleri yoğunlukla para kazanmaya odaklılar, çünkü belirsizlikler ülkesiyiz. Belirsizliğin olduğu yerde insan otomatik olarak güvende hissedebileceği en kolay seçeneğe yönelir. Yani bu demek oluyor ki bizim ülkemizde riske girmek veya yeniliklere açılmak son seçenektir. Bunun yanlış olduğunu yıllardır hemen her alanda görmemize rağmen yine de böyle devam ediyoruz. Böylece bizden yeni şeyler pek çıkmıyor.

Konuyu biraz dağıttım sanırım ama bence meseleye bir de bu açıdan bakmak lazım :)
Ağustos 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

Python yazılım dili neden Türkiye'de çok popüler değil?

Aynı soruyu Ruby ve Ruby on Rails için de sorabiliriz. Ben bu tip konuların cevabını öncelikle Türkçe kaynak yeterliliğinde arıyorum. IT sektörü çalışanlarımızın ve sektöre yeni girenlerin genel problemi yabancı dil eksikliğidir. Eğer İngilizce yeterliliğimizde genel olarak bir sorun olmayacak olsa yurtdışındaki pek çok teknolojiyi hızlıca Türkiye'ye taşır ve Türkçe kaynaklar üretirdik. Microsoft . NET, Java ve PHP teknolojileri hem çok eskilerden beri üniversitelerde anlatılmakta hem de piyasada kolaylıkla Türkçe kaynak bulunabilmektedir. Ruby ve Python ile ilgili Türkçe kaynaklar son bir kaç yıl içinde daha yeni yeni oluşturuluyor. Bir de sektörde çok eskiden beri var olan teknolojiler ile üretilmiş çok sayıda proje olduğu için piyasanın ihtiyacı da bu teknolojileri kullanmaya devam eden çalışanlardan yana oluyor. Durum böyle olunca da PHP konusunda uzman ya da Java da uzman olan bir kişi bu birikimini bir kenara bırakıp diğer bir teknolojiye geçiş yapması ya da beraberinde farklı dillerle de çözüm üretmeyi tercih etmesi uzak bir ihtimal oluyor.

Anca durum çok karanlık değil. Sizler gibi bu işlerle ilgilenen ve farklı teknolojileri de Türkiye'de yaymaya çalışan çok güzel insanlar var. Bu satırların yazarı bir Asp. Net yazılımcısı olmakla birlikte masamın üzerinde şu an bir PHP kitabı var ve kitaplığımda da tamamlanmayı bekleyen bir Python kitabı bulunmakta : ) Önemli olan birikimlerimizi Türkçe kaynaklara dönüştürüp paylaşmak. Önce kendime söylüyorum bunu
Temmuz 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

19 yaşındayım. Herkesin yaşı ilerledikçe bazı tecrübeler ediniyor. İş hayatı veya eğitimle ilgili geçmişimde keşke şunu yapsaydım dediğiniz şeyler var mı? Bir nevi 19 yaşına geri dönebilseydiniz şu anki yaşınıza kadar ulaşıncaya kadar hangi deneyimleri elde ederek ilerlerdiniz?

Üniversite yıllarını daha verimli geçirmek isterdim. Her öğrenci gibi ben de sadece geçer not almayı düşündüm. Ama şu andaki aklım olsaydı kendi alanında ilgili daha çok araştırma yapardım ve kendimi daha çok geliştirildi.
Temmuz 2015

Semih Cengiz  bu yazıyı beğendi:

HAYATTA TELAFİSİ OLMAYAN 4 ŞEY .....

Büyük bir hava meydanının bekleme salonunda, genç bir bayan uçağına binmek üzere bekliyordu. Uçağın hareketine saatler olduğu için zaman geçirmek için bir kitap ve bir paket küçük kurabiye satın aldı. Dinlenmek ve kitabını okumak için VIP salonunda bir koltuğa yerleşti. Kurabiye paketinin durduğu sehpanın yanındaki koltuğa bir adam oturdu; dergisini açıp okumağa başladı.
Genç kadın ilk kurabiyesini aldı. Adam da bir tane aldı. Bayan çok rahatsız hissetti kendisini ve:
“Sinir birşey! Havamda olsaydım bu cüretinden dolayı onu yumruklardım! ” diye düşündü.
Bayan bir kurabiye alıyor, adam da bir tane alıyordu. Çıldıracak gibiydi bayan ama olay çıkarmak istemiyordu. Nihayet son kurabiye kalınca kadın:
“Bu küstah adam şimdi ne yapacak? ” diye düşündü.
Adam son kurabiyeyi aldı; onu ikiye böldü ve bir parçayı kadına verdi. Aaaa! Bu kadarı da fazla! Çok öfkelenmişti şimdi! Kadın sinir içinde kitabını ve diğer şeylerini alıp bir fırtına gibi giriş salonuna oradan da uçağın içine yöneldi. Uçaktaki koltuğuna oturdu. Gözlüğünü almak için çantasını açtı. Ne görsün? Kurabiye paketi açılmamış olarak orada duruyordu. Çok utandı. Çok büyük bir yanlış yaptığını anladı. Kurabiyelerinin paketini açmadan çantasına koyduğunu unutmuştu. Adam kendi kurabiyelerini, hiç sinirlenmeden, yüksünmeden kadınla paylaşmıştı. Kadın kurabiyelerinin paylaşıldığını düşünerek çok sinirlenmişti. Ve şimdi bu durumu açıklama şansı yoktu. Özür dileme olanağı da kalmamıştı.
Telafi edemeyeceğiniz dört durum vardır.
Taş… atıldıktan sonra!
Söz… ağızdan çıktıktan sonra!
Fırsat… kaçtıktan sonra!
Zaman… geçtikten sonra!

Kaynak :kendinigelistir.com/telafisi-olmayan-4-s. . .
Temmuz 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

Blog yazıları için nerelerden resim/fotoğraf bulabilirim? Ücretsiz stock fotoğraf diye tabir edilen sitelerden önerebilecekleriniz hangileridir?

Dünyanın önde gelen editorial ve stock fotoğraf sitesi Getty Images ticari olmayan kişisel blog siteleri için kendi fotoğraflarını kullanma izni veriyor. Detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.gettyimages.com/embed
Temmuz 2015

Semih Cengiz bu yanıtı beğendi:

İngilizce'yi speaking-reading-writing anlamında üst seviyelere çıkarma konusunda tavsiyeleriniz nelerdir?

Bir kere öncelikli olarak bu dilde kendini geliştirebilmen için detaylara önem vermelisin prepositionlar felan aslında çok önemlidir. Kelime bilgisi ve gramer zaten olmazsa olmaz olanlardır. Birde aksanlar arasında çok sayıda kelime ve deyim farklılıkları vardır. Hatta bazı slang veya phrsal verblerin british denen aksanda kullanıldığını düşün ve bir amerikalı veya kanadalı bunun anlamını bilmeyebilir. Zaten işin içine girdikçe ne dediğimi anlayacaksın. Heryerde kullanılan bir basmakalıp söz vardır altyazılı film izle diye. Altyazılı film ancak ve ancak ingilizce altyazı ile izlenmelidir ve bu senin telafuzunu düzeltir. Türkçe altyazı ile izlenen ingilizce filmin hiçbir mantığı yoktur. Varolanı da götürür. Zaten belirli bir seviyeden sonra mesele cümlenin ana fikrini çıkarmak değil detaylarını, nasıl kurulduğunu yani syntax denen olayı analiz etmektedir. Podcastleri tavsiye ederim. Bol bol dinle onları. Birde (interview) ropörtaj bul internetten ingilizce olarak onları sesli oku. Anlamını veya telafuzunun bilmediğin kelimeleri araştır.Böylelikle farklı tarzılarda nasıl sorular sorabilirsin bunları da kendi kendine öğrenmiş olursun. Kendi sesine ingilizce okurken alış. Birçok kişi ingilizce konuşmayı denediğinde kendi sesinden ötürü garip hisseder ve konuşmaktan çekinir. Sesli okuma pratiği bunun önüne geçecektir. Konuşma ingilizcesinde çok fazla edebi veya old-fashioned dedikleri kelimeler yoktur. Bu nedenle zamanını dünya klasikleri gibi çok ağır bir ingilizce ile yazılmış kitaplarla harcama bu senin motivasyonunu da azaltır. Yazma becerisine gelince, italki adında bir site var oraya göz atmanı öneririm. Yazdıklarının native speakerlar tarafından düzeltilmesini sağlayabilirsin böylelikle yanlışlarını görmüş olursun. Okuyarak kavramların nasıl ifade edildiğini öğrenmelisin yani birşeyi yapmadan önce onun nasıl yapıldığını görmelisin. İngilizcede çok farklı şekilde aynı anlama sahip cümleler kurulabilir. Bunları her ne kadar gramerin ve kelime bilgin iyi olmuş olsa da yapamazsın. Okudukça bazı kalıplar veya bazı şeyler sende çağrışımda bulunur ve kendi kendine şöyle dersin 'ben bu kelimeyi şurada kullanabilirim veya bu ingilizcede böyle deniyormuş'. Writing olayında cümleni tutabildiğin kadar uzun tut ve redundancy denen olaydan kaçın yani gereksiz kelimeler ekleme.
Bence yanlış bilinen 2. Şey şudur. Öğretmenlerin çoğu sözlük olarak klasik sözlükleri önerirler ben ise yüzde yüz karşıyım. İnternette çok güzel sözlükler var (ben macmillandictionary veya reference ı kullanıyorum) kelimenin nasıl kullanıldığını hatta origin ini bile gösteriyor. Biraz araştırmacı bir kişiliğe sahipsen ve kelime merakın varsa herşey elinin altında demektir. Gerisi sana kalmış. Birde gerçek anlamda örenmek istiyorsan, bu iş öyle 5-6 ayda olacak birşey değil. Bunu bir hobby gibi düşünmelisin ve çok ama çok zaman ayırmalısın.
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

.NET

1298 Kişi   87 Soru

Yazılım

2911 Kişi   548 Soru

Web Siteleri

3040 Kişi   264 Soru

Müzik

2850 Kişi   472 Soru

İnternet

2502 Kişi   535 Soru

Bilgisayar

2527 Kişi   437 Soru

Sinema

3099 Kişi   300 Soru

Yabancı Filmler

893 Kişi   114 Soru

Yabancı Dil

938 Kişi   100 Soru

İş Hayatı

2326 Kişi   325 Soru

Bilgisayar Programları

1789 Kişi   179 Soru

Yazılım Geliştirme

1186 Kişi   185 Soru

Phyton

162 Kişi   9 Soru

İngilizce

738 Kişi   102 Soru

Genel Kültür (Muhabbet)

3446 Kişi   280 Soru

Kitaplar

2912 Kişi   267 Soru

Filmler

3195 Kişi   192 Soru

İnternet Teknolojileri

1209 Kişi   170 Soru

Web Tasarım

1182 Kişi   213 Soru

Yaşam

1164 Kişi   390 Soru

Photoshop

599 Kişi   38 Soru

Kariyer

619 Kişi   88 Soru

Proje Yönetimi

688 Kişi   36 Soru

Seyahat

441 Kişi   87 Soru

Öğrenme Teknikleri

664 Kişi   27 Soru

Meslek Seçimi

770 Kişi   93 Soru

Yazılım Güvenliği

525 Kişi   17 Soru

Bilgisayar Oyunları

785 Kişi   111 Soru

Kitap Önerileri

648 Kişi   78 Soru

İnternet Girişimleri

430 Kişi   111 Soru