Bilmek istediğin her şeye ulaş

MÜZİKFOTOĞRAFSEYAHATTEKNOLOJİHUKUKEĞİTİM hakkında soru sor, yanıt ver, yazı yaz...

B İsmail
23 dakika önce

Soyut maket yaparken nasıl malzemeler kullanılabilir? Ben maketimde çöl yapacağım, ama nasıl bir malzeme kulllanacağım karar veremiyorum. Bana yardımcı olur musunuz?

Soyut maketlerde kanımca daha çok tek düze maket kartonu ve tek renk kullanılmaktadır. Tek renk ve tek madde genel soyut maket yaklaşımıdır. Tabi farklı akımlar var. Çölü izohipsini katlar halinde kartonlar kullanarak yansıtabilirsiniz.
Serkan Köse
26 dakika önce

Yıldızlararası Filminin Bilimsel Arkaplanı

Yıldızlararası

Yıldızlararası Filminin Bilimsel Arkaplanı

Geçtiğimiz hafta vizyona giren Yıldızlararası (Interstellar) filmi, izleyeciler tarafından büyük beğeni aldı. Ayrıca filmin gerek içeriği, gerekse görsel yapısı, bilime yaptığı katkılarıyla da ses getirdi. Bu yazıda filmin kurgusuna pek dokunmadan, filmin bilimsel arkaplanına göz atmaya çalışacağız.
Filmin bilim danışmanı (ve aynı zamanda yapımcılarından olan) Kip Thorne ünlü bir fizikçi. Filmle aynı tarihte piyasa bir kitap çıkardı:The Science Of Interstellar (Yıldızlararası’nın Bilimi). Alfa Bilim dizisinden basıma hazırlanan bu kitapta filmdeki hemen her bir sahne anlatılmış ve açıklanmış. Yerimiz dar olduğundan kitaptaki önemli yerleri aktaracağımız bu yazıda, mümkün olduğunca filmi anlamamız için gereken fizik alt yapısı verilmeye çalışılacak. Bu yazıdaki görsellerin bir kısmı, ikisi de Alfa Bilim dizisinden çıkmış olan Stephen Hawking’inZamanın Kısa Tarihi ve John Gribbin’in Çoklu Evrenler kitaplarından diğerleriyse Kip Thorne’un kitabından alınmıştır.

Öncelikle Kip Thorne’dan söz edelim biraz. Amerikan Bilimler Akademisi, Ulusal Bilimler Akademisi, Rus Bilimler Akademisi, Amerikan Felsefe Derneği gibi en önde gelen bilim ve felsefe gruplarına üyeliği bulunan Prof. Thorne’un aldığı birçok ödülden birisi de 2009 yılında aldığı Albert Einstein Madalyası'dır. Prof. Thorne kütleçekim ve astrofizik konularında çalışmış ve California Teknoloji Enstitüsünde 2009 yılına kadar Feynman Teorik Fizik Profesörlüğü unvanını taşımıştır. Genel Görelilik Teorisi üzerine yazdığı yüzlerce makale ve kitapla dünyanın önde gelen araştırmacılarından biri olmuştur.

Kip Thorne’un danışmanlığında kurgulanan film baştan sona bilimsel kuramlara dayanmakta. Fantezi öğeleri yok filmde. Ancak bu bilimsel kuramların hepsi aynı türden değil. Kip Thorne Yıldızlararası’nın Bilimi kitabında bilimsel kuramları üçe ayırıyor: İlki, kanıtlanmış bilimsel gerçekler (görelilik kuramı, kuantum kuramı vb gibi). İkincisi ise henüz kanıtlanmasa bile kanıtlanacağına kesin gözüyle bakılanlar (örneğin henüz Mars’a insan gönderemediysek de yakın bir zamanda göndereceğimiz kesin). Üçüncü tür bilimsel kuramlarsa, diğer bilimsel kuramlarla çelişmeyen ancak henüz kanıtlanmamış kuramlar (sicim kuramları, 5 veya 11 boyutlu uzayzaman vb gibi). Bu kuramların doğrulanacağına dair bir kanıt yok elimizde. Ancak diğer kuramlarla uyum içinde olduklarından bunlara fantezi veya hayal ürünü olarak bakamayız. Belki ilerde yanlışlanacaklar ve yerlerini başka kuramlara bırakacaklar ama şu anda bunları kullanarak evrene ilişkin bazı olguları açıklamaya çalışmakta bir sakınca yok. Sonuçta bu bir film, eğlenceli ve ufuk açıcı olması gerekiyor.

Filmin önemli bir kısmı bu üçüncü türden henüz kanıtlanmamış bilimsel kuramlara dayanıyor. Bunları anlatmadan önce, günümüz fiziğinin temellerini oluşturan kanıtlanmış kuramlara hızlıca bir göz atmamız gerekiyor.

I)Kanıtlanmış bilimsel kuramlar

Görelilik

Einstein’ın 1905’te ortaya koyduğu özel görelilik kuramının temel postülası, fizik yasalarının serbest hareket eden tüm gözlemciler için hızları ne olursa olsun aynı olması gerektiğidir. Aslında Newton’ın hareket yasalarında da yer olan bu fikir Einstein tarafından Maxwell’in kuramını ve ışık hızını da kapsayacak şekilde genişletildi. Buna göre tüm gözlemciler ne hızla hareket ederlerse etsinler ışık hızını aynı ölçmelidirler. Bu basit fikir, kütle ile enerjinin denkliği (Emc2) gibi çığır açıcı sonuçlara yol açmıştır. Işık hızının yüzde 90’ıyla yol alan cisim durgun kütlesinin iki katına ulaşır. Cisim asla ışık hızına ulaşamaz, çünkü ulaştığında kütlesinin de sonsuz olması gerekir. Göreliliğin bir diğer önemli sonucu da uzay ve zaman hakkında tamamen yeni bir yaklaşım getirmiş olmasıdır. Eşzamanlılık diye bir kavram yoktur artık. Görelilik kuramı mutlak zaman fikrine son vermektedir. Her gözlemci kendi ölçümüne sahiptir ve farklı gözlemcilerin taşıdığı özdeş saatler aynı sonucu vermek zorunda değildir. Örneğin aynı yaştaki ikizlerden biri bir uzay gemisine binip, ışık hızına yakın bir hızda başka bir gezegene gitse, dünyadaki ikizinden daha genç olarak geri gelir. Bütün bunlar deneylerle kanıtlanmış bilimsel gerçeklerdir.

Uzayda bir kaynaktan belirli bir zamanda yayılan ışık sinyali zaman geçtikçe, boyutu ve konumu kaynağın hızından bağımsız olarak bir ışık küresi biçimindedir. Işık dalgası zaman geçtikçe büyüyen bir çember şeklinde genişler. Bu durumu biri uzay (x-ekseni) diğeri zaman (y-ekseni) olmak üzere iki boyutlu bir grafikte gösterirsek, sıfır noktasında (kaynakta) birleşen ve yukarıya doğru genişleyen bir üçgen elde ederiz. 4-boyutta çizemeyeceğimiz için uzay boyutunu ikiye indirip 3-boyutta çizersek bir koni elde ederiz (Şekil 1).


Yıldızlararası


Şekil 1Koninin üst kısmına olayın gelecekteki ışık konisi adı verilir. Aynı şekilde, ışık sinyalinin şimdiki zamana ulaşmayı başardığı olayların kümesine de geçmişteki ışık konisi denir.

Evrendeki tüm olayları üç sınıfa ayırabiliriz. Şimdiki zamanda bir O olayı olmuş olsun; ışık hızında veya ışık hızının altında bir hızla hareket eden etkiler yoluyla elde edilebilen olaylar, şimdiki zamanın geleceğinde yer alır. Şimdiki zaman sadece gelecekteki olayları etkileyebilir çünkü hiçbir şey ışıktan daha hızlı hareket edemez.

Benzer biçimde geçmişteki etkiler de ışık hızında veya ışık hızının altında hareket ederek şimdiki olaya ulaşması mümkün olan tüm olayların kümesi olarak tanımlanabilir. Şimdiki zamanın geleceği veya geçmişinde yer almayan olaylarsa, O noktasının dışında bir yerde yer alan olaylardır. Bu tür olaylarda olan biten şeyler, ne O’da olanları etkiler ne de O’da olanlardan etkilenir. Örneğin güneşin birden ortadan kalksaydı, bu şimdiki zamanda dünyada olanları etkilemezdi, çünkü güneşin ışığı veya kütleçekim etkisinin dünyaya erişmesi 8 dakika alır. Aslında evrene baktığımızda onu geçmişteki haliyle görüyoruz.

Buraya kadar anlattıklarımız Özel Görelilik kuramının konularıydı. Öte yandan 1915’te Einstein göreliliği kütleçekime de uygulayarak çok daha genel bir kuram elde etti: Genel Görelilik Kuramı. Einstein kütleçekimin diğer kuvvetler gibi bir kuvvet olmadığını, uzayzaman bükülmesinin sonucu olduğunu gösterdi. Gezegenlerin güneş etrafında dönmelerinin nedeni, uzayzamanın içerisindeki kütle ve enerjinin dağılımı nedeniyle bükülmüş olmasıdır. Bu olayı anlamak için jeodezik kavramını incelemeliyiz. Düz uzayda iki nokta arasındaki en kısa yol düz bir çizgidir. Ama kürenin yüzeyi gibi eğri bir uzayda jeodezik en kısa yoldur. Dünyanın yüzeyini düşünürsek, bir geminin okyanusta yol alırken izleyeceği en kısa yol (jeodezik) bir çemberdir (Şekil 2)


Yıldızlararası


Şekil 2

Aynı şekilde ışık da uzayzamanda en kısa yolu izler. Dolayısıyla bükülmüş uzayda ışık eğri bir çizgi izleyerek hareket eder. Işık kütleçekim alanları tarafından bükülür.

Einstein’ın bu öngörüsü 1919 yılındaki güneş tutulması sırasında Eddington tarafından sınanmış ve doğrulanmıştır (Şekil 3).

Yıldızlararası


Şekil 3

Genel görelilik kuramı ayrıca zamanın kütleçekime göre faklı aktığını da ortaya koyar. Tıpkı birbirine göre farklı hızlarda hareket eden sistemlerde zamanın farklı akması gibi, farklı kütleçekim etkilerine maruz kalan sistemlerde de zaman farklı akar. Örneğin zamanın dünya gibi kütleli bir cismin yakınında daha yavaş akar. Dünyaya uzak bir insan için, olayların gerçekleşmesi için yakındakinden daha uzun zaman gerekir. Kullandığımız konum ölçme sistemleri (GPS’ler), dünya yüzeyinden değişik yüksekliklerdeki saatlerin hızlarındaki farklılık, ve uydulardan gelen sinyaller temelinde işleyen çok hassas navigasyon sistemleriyle çalışmaktadır. Aksi takdirde hesap edilen konum birkaç kilometre yanlış çıkar.

Filmde bu nokta çok önem kazanıyor. Uzay yolculuğundaki mürettebat, çok büyük kütleli bir kara deliğin (Gargantua) yakınında bulunan bir gezegene iniş yaptıklarında, tıpkı uzay gemisiyle ışık hızına yakın bir hızda seyrediyorlarmış gibi zaman yavaşlamasına maruz kalıyorlar. Ancak filmin senaryosu gereği gereken dakikada 7 yıllık zaman farkını yaratmak için Kip Thorne Gargantua’yı neredeyse ışık hızında döndürmek zorunda kalıyor. Bu çok eğlenceli ayrıntıyı Yıldızlararasının Bilimi’nde okuyabilirsiniz.

Kuantum
1900-1930 yılları arası dünyayı algılayışımızı kökten değiştirecek üç kuram ortaya çıktı: özel görelilik (1905), genel görelilik (1915) ve kuantum mekaniği (1900-1926). Kuantum fiziği, cep telefonlarından DNA’ya her şeyin nasıl çalıştığını açıklayabilse de, gerçekte neden böyle olduğunun cevabını veremiyor. Buradaki temel gizem, bir elektronun iki delikten aynı anda geçmesi (diğer bir deyişle Schrödinger’in kedisi) paradoksu. Hangi delikten geçtiğine baktığınızda, elektronlar ekranda girişim deseni oluşturmaz, belli bir duruma ‘çökerler’. Kopenhag yorumuna göre elektron gibi kuantum varlıklarının siz onlara bakmıyorken ne yaptıklarını sormak anlamsızdır. Bu yoruma göre, uzaydaki bir noktada, örneğin iki delikten birinde, gerçek gözlemden bağımsız olarak, elektronun nesnel varlığına verilebilecek herhangi bir anlam yoktur. Elektron sadece biz onu gözlemlediğimizde varlığa kavuşur gibi görünür (Şekil 4).


Yıldızlararası


Şekil 4: Basit bir çift yarık düzeneği. Eğer gözlemci hangi elektronun nereden geçtiğini gözlemezse girişim deseni oluşur (üstteki durum) ; ama hangi elektronun nereden geçtiğini gözlerse girişim deseni oluşmaz (alttaki durum).

Çevremizde gördüğümüz her şey, hava, su, ateş ve toprak bir metrenin on milyarda biri büyüklüğündeki atomlardan; atomlar kendilerinden on bin kat küçük çekirdek ile bir milyar kat küçük elektronlardan; çekirdek ise kendinden on kat daha küçük nötron ve protonlardan oluşmaktadır. Atom çekirdeğindeki proton ve nötronlar ise temel parçacık olan kuarklardan meydana gelmektedir. Böylesi küçük varlıkların (mikrokozmos) davranışlarının günlük hayatta (makrokozmos) gözlemlediğimiz cisimlerden farklı olduğunu varsayıyoruz. Çok küçük boyutlarda geçerli olan kuantum mekaniği yasalarına göre, atomaltı parçacıkların konumları ne kadar yüksek hassasiyetle ölçülürse, hızları o kadar az hassasiyetle bilinebilir (Heisenberg belirsizlik ilkesi) ; hem dalga hem parçacık özellikleri gösterirler; devinim sırasında belli bir yörünge izlemezler; verilen bir durumdan diğerine geçerken gözlenemeyen ara durumlar geçirirler. Özetle, mikrokozmosa uyguladığımız doğa yasalarıyla, makrokozmosu değerlendirirken ortaya attığımız doğa yasaları arasında ontolojik bir kopuş sözkonusu. Çünkü beynimiz makrokozmosta evrimleşti. Çevremizdeki olaylara tepki vermeye yönelik olarak evrimleşen zihnimiz, atom altı dünyasındaki günlük hayatta alışkın olmadığımız olguları yorumlamakta yetersiz kalıyor.

Evrenimiz aslında temelinde kuantize olmuş durumda. Evrendeki her şey (biz dahil) az ya da çok, rastgele dalgalanmakta. Küçük nesnelerdeki dalgalanmaları hassas aletlerle tespit edebiliyoruz. Ama büyük cisimlerde dalgalanma çok çok az olduğundan tespiti mümkün değil. Ancak sözkonusu kütleçekim olduğunda ve kara delik ya da Büyük patlama gibi tekillikler söz konusu olduğunda kuantum dalgalanmaları temel rol oynamakta.


Yıldızlararası

Şekil 5: Şekilde, farklı enerji seviyelerindeki atomlardaki elektron olasılıkları görülmekte.


Günlük hayatta yukarıda bahsettiğimiz etkileri gözlemleyemememizin nedeni, deneyimlediğimiz hızların ve kütleçekim alanlarının çok zayıf, boyutların ise çok büyük olmasıdır.

Karadelikler
Ama karadelikler için durum değişir. Kara deliklerde hem kütleçekim çok büyüktür ve karadelik tekilliklerinde kuantum mekaniğinin önemli etkileri olsa gerektir. Bu yüzden nasıl klasik fizik atomların sonsuz bir yoğunluk derecesinde çökmesi gerektiğini varsayarak kendi çöküşünü öngörüyorsa, klasik genel görelilik de karadeliklerdeki sonsuz yoğunlukta noktalar öngörerek bir anlamda kendi kendini çökertir. Bu nedenle fizikte yeni bir kurama, genel görelilikle kuantumu birleştiren bir kurama ihtiyaç vardır. Böyle bir kuramın sahip olması gereken bir dizi özelliği biliyoruz. Ama önce kara deliklerin özelliklerine göz atalım.

Aslında kara delik fikri genel görelilikten çok daha eskidir. İngiliz fizikçi John Michell 1783 yılında, yeterli ölçüde yoğun ve kütleli bir yıldızın ışığın kaçamayacağı yeğinlikte bir kütleçekim alanına sahip olacağını öngörmüştü.

Bugün bu tür cisimlere kara delik diyoruz, çünkü bu cisimlerden hiç bir şey kaçamaz. Şüphesiz o yıllarda ışığın kütleçekimden nasıl etkilendiğine dair bir fikir yoktu. Ama 1915’te Einstein’ın genel göreliliği ortaya koymasından bu yana kütleçekimin ışığı nasıl etkilediğine ilişkin tutarlı bir kuramımız var.

Bir kara deliğin nasıl oluştuğunu anlayabilmek için öncelikle bir yıldızın yaşam döngüsüne bakmamız gerekir. Bir yıldız, kütleçekim kuvveti nedeniyle çok büyük miktarda hidrojenin kendi üzerine doğru çökmeye başladığında biçimlenir ve atomlar birbirleriyle daha sık ve daha yüksek hızlarda çarpışmaya başlayarak yıldız ısınır. Sonunda öyle sıcak bir hale gelir ki, hidrojen atomları çarpıştıklarında artık birbirlerinden sekmez, bunun yerine helyumu oluşturacak şekilde kaynaşırlar. Füzyon adı verilen bu tepkimede serbest kalan ısı, yıldızın parlamasını sağlar. Bu ısı, gazın basıncını kütleçekim etkisini dengelemeye yeterli olana dek arttırır ve gazın büzüşmesi durur. Tıpkı bir balonu üfleyerek şişirmeye başladığımızda, balonu genişletmeye çalışan içerideki havanın basıncı ile balonu küçültmeye çalışan lastikteki gerilim arasındaki denge gibi, yıldız da bir süre sonra genişlemesini durdurur. Ancak en sonunda yıldız hidrojenini tüketir ve soğumaya, dolayısıyla da büzüşmeye başlar. Bir yıldızın kütlesi Chandrasekhar sınırından azsa, büzüşme durur ve beyaz cüceye dönüşür. Öte yandan Chandrasekhar sınırının üzerinde bir kütleye sahip olan yıldızlar, yakıtlarının sonuna geldiklerinde kara deliğe dönüşebilirler.

Güneş'in kütlesinin 5-10 katı kadar kütlesi olan bir yıldız düşünün. Birkaç milyar yıllık yaşam süresi boyunca hidrojeni helyuma dönüştüren yıldızın merkezinde üretile ısı yıldızı kendi kütleçekimine karşı desteklemeye yeterli basınç yaratacaktır. Ancak yıldız nükleer yakıtını bitirdiğinde, dışa doğru basıncı koruyacak hiçbir şey olmayacak ve yıldız kendi kütleçekimi nedeniyle çökmeye başlayacak, büzüldükçe yüzeydeki kütleçekim alanı güçlenecek ve kaçıp kurtulma hızı artacaktır. Yıldızın yarıçapı otuz kilometrenin altına inene kadar kaçıp kurtulma hızı saniyede 300.000 kilometreye, ışığın hızına kadar artmış olacaktır ve sonra yıldızdan yayılan herhangi bir ışık sonsuzluğa kaçamayacak, kütleçekim alanı tarafından çekilecektir. Böylelikle yıldız kara deliğe dönüşmüş olur. Kara deliğin sınırına olay ufku denir ki, yaklaşık on Güneş kütlesi kadar kütlesi olan bir yıldız için bu sınır yaklaşık otuz kilometredir (Şekil 6).


Yıldızlararası
Şekil 6

Roger Penrose ve Stephen Hawking’in çalışmaları, genel görelilik uyarınca bir kara deliğin içerisinde sonsuz bir yoğunluğa ve uzayzaman bükülmesine sahip bir tekilliğin olmak zorunda olduğunu gösterdi. Bu Büyük Patlamadaki duruma benzer tekillikte bilimsel yasaların ve bizim geleceği öngörme becerimiz geçersizleşir. Ancak kara deliğin dışında kalan bir gözlemciye tekillikten ne ışık ne de başka bir sinyal ulaşabildiğinden bu durumdan etkilenmez. Kara deliğin dışında kalan gözlemciler tekillikte oluşan öngörülebilirlik kırılmasının sonuçlarından korunmaktadırlar. Olay ufku, kara deliği çevrelemiş tek yönlü bir filtre gibidir. Cisimler, olay ufkundan geçerek kara deliğe düşebilir, ama hiçbir şey kara delikten çıkıp olay ufkundan geçerek dışarı çıkamaz.

Kara delikler doğrudan gözlemlenemezler ama çevresindeki yıldızları içine çekerken oluşturdukları görüntüler saptanabilir. Kütleçekimsel mercek etkisi adı verilen bu durum da filmde isabetli bir şekilde veriliyor. Einstein'ın Görelilik kuramının ortaya koyduğu kara delik yapısının, gerçeğe en yakın gösterimi bu filmde yapılmış. Hatta bu film için hazırlanan görseller yeni bir bilimsel keşfe bile yol açmış.

II)Kanıtlanmamış bilimsel spekülasyonlar

Sicim kuramları ve zaman yolculuğu
İşte filmin ana teması da aslında kara deliğin içinde neler olup bittiğini bilmememize dayanmakta. Kara deliklere ilişkin alternatif fizik modelleri vardır. Bu modellerden bazıları kuantum kuramıyla kütleçekimi birleştiren kuantum kütleçekim kuramlarıdır ki, en popülerleri arasında sicim kuramları yer alır.

Sicim kuramına göre madde, titreşen sicim benzeri nesnelerden ve uzay da ekstra gizli boyutlardan oluşur; bilinen her parçacık aslında salınan küçük bir sicimdir ve sicimler farklı şekillerde salınarak farklı parçacıkları meydana getirirler. Ufak sicimlerin yanı sıra kozmik sicimlere benzeyen çok büyük sicimlerin de olması olasıdır. Bu kuram doğada gözlenen sayısız temel parçacığı tek bir nicelikle, sicimle açıklayabildiği için güzel bir kuramdır. Sicimler kesin, kuantize olmuş hareketlere sahip olarak titreşir ve dönerler; böylece her yeni kuantize durum kütle, yük ve spin gibi bir dizi fiziksel özellik ortaya çıkartır. Fotonları ya da gravitonları tanımlayan sicimlerin ufak parçaları yaklaşık olarak bir protonun çapının bir trilyonda birinden daha küçüktür ve o nedenle de günümüz teknolojileriyle saptanamazlar. Sicim kuramı kütleçekimi de açıklayabildiği için çok başarılı bir kuramdır ama henüz spekülasyon düzeyindedir, kanıtlanamamıştır. Yine de sicim kuramı, sonsuzlukları barındırmayan bir kuantum kütleçekim kuramını otomatik olarak kapsar. Sicimin iki parçası çarpıştığında, birleştiğinde ve parçalara ayrıldığında meydana gelen olayların hesapları sonlu değerler verir. Hiçbir tekillik ya da sonsuzluk yoktur.

Başlangıcı 1968’e dayanan sicim kuramının modern versiyonu Edward Witten’ın fikirlerine dayanır ve bu bize yeni bir kuantum kütleçekim kuramı sunar. Sicim kuramının bu versiyonunda sıradan üç boyutlu evren, deneyimlenemeyecek dördüncü bir boyut boyunca uzanan ince bir boşluk sayesinde birbirlerinden ayrılır. Atomlar ve ışık, içinde yaşadığımız uzayın yüksekliği, genişliği ve derinliği boyunca hareket edebilir ama ekstra boyutta hareket etmeleri sicim kuramı yasalarınca yasaklanmıştır. Diğer evren de ekstra boyutta hareketleri yasaklanmış kendine has madde ve ışığa sahiptir ve bu iki evren birbirleriyle kütleçekim sayesinde etkileşebilirler. İşte filmde de Cooper’ın geçmişiyle haberleşebilmesi bu sayede gerçekleşir.

Modern sicim kuramlarında (ya da M-kuramlarında) uzayzamanın alışıldık dört boyut yerine, on bir boyuta ihtiyaç vardır. Böylece ek uzayzaman boyutlarının varlığı bize bilimkurgusal bir malzeme sunar ve bu sayede genel göreliliğin normal sınırlaması olan ışıktan hızlı ve zamanda geriye doğru seyahat edilememesinin üstesinden gelinir. Zaman yolculuğunun ana fikri, bu fazladan boyutlardan geçen bir kestirme yoldan gitmektir. Bu durumu şöyle kafamızda canlandırabiliriz. İçerisinde yaşadığımız uzayın sadece iki boyutlu ve simit (torus) yüzeyi gibi olduğunu düşünün (Şekil 7). Simitin iç tarafındaysanız ve diğer taraftaki bir noktaya gitmek istiyorsanız, simitin iç kısmını dolaşarak gitmeniz gerekir. Oysa üçüncü boyutta yolculuk edebiliyor olsanız, doğrudan karşıya geçerdiniz.

Yıldızlararası

Şekil 7

Yıldızlararası
filminin bilim danışmanı Kip Thorne’un bilimkurguya kazandırdığı solucan deliği fikri de buna benzer. 1984’te Carl Sagan’a Mesaj romanı için verdiği solucan deliği fikri o günden bu yana bilimkurgunun vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Gerek diğer bilimkurgu romanlarında ve filmlerinde gerekse Yıldızlararası’ndaışıktan hızlı seyahat için solucan deliği kullanılır. Bir solucan deliği, yukarıdaki simit örneğinde olduğu gibi, uzayzaman düzleminin bir noktasını tamamen ayrı bir bölgedeki bir diğer noktasına doğrudan bağlayan geçittir. Basitçe bir kağıdı elinize alıp, iki kenarını birbirine değecek şekilde katladığınızda, birbirine değen uçlar arasında seyahat edebilmeniz şeklinde görselleştirilebilir (Şekil 8). Şekilde görüldüğü gibi, normal de 25 ışık yılı mesafedeki Vega’ya gitmemiz için bir solucan deliği kullanırsak neredeyse Vega’ya anında ulaşırız.

Yıldızlararası
Şekil 8

Elbette, bizi böyle bir yolculuğa çıkartabilecek bir makine inşa etmek oldukça zordur ve bunu sağlayacak teknoloji bugün var olan her şeyden çok daha farklı olacaktır.

Witten’ın M-teorisi titreşen sicimler yerine, titreşen zarları koyar. Bir nokta bir 0-zar’dır, bir çizgi (veya sicim) bir 1-zar’dır, bir tabaka bir 2-zar’dır, ve görsellemesi zor olsa da, daha yüksek boyutlarda özdeş yapılar bulunmaktadır: 3-zar, 4-zar, vs. İşte bu kuram evrenin başlangıcı sorununa da bir açıklama getirir. Ovrut, Steinhardt ve Turok bu kuramı evrenin başlangıç soruna bir çözüm olarak kullandılar ve Büyük Patlamanın birbirine çarpan zar evrenler ile başlamış olabileceğini önerdiler. Buna göre, sonsuz sayıda evren-zarlar birbirleriyle çarpıştıklarında (Şekil 9) bizim Büyük Patlama dediğimiz şey gerçekleşir ve içinde yaşadığımız evren genişlemeye başlar. Öte yandan başka yerlerde, başka boyutlarda da sonsuz sayıda Büyük Patlamalar gerçekleşmekte ve sonsuz sayıda başka evrenler de ortaya çıkmakta.
YıldızlararasıŞekil 9: Çarpışan zar-evrenler

Bütün bu bilgilerin ışığında filmin en zor anlaşılan kısmına gelebiliriz. Kara deliğin içinde ne var? Nasıl oluyor da filmin kahramanı başka bir boyuta (ve zamana) geçebiliyor ve bizim yaşadığımız boyutu (ve zamanı) etkileyebiliyor? Şüphesiz işin bu kısmı spekülatif bilime giriyor. Ancak bunun bilimsel bir spekülasyon olduğunu ve her ne kadar kanıtlanmasa da diğer bütün kanıtlanmış bilimsel kuramlarla uyum içinde olduğunu hatırlatalım. Uzayzamanın bükülebildiğini yukardaki paragraflarda anlatmıştık. Bu konuda kimsenin bir şüphesi yok. Ancak bu bükülme iki şekilde gerçekleşebilir. 1-) İçinde yaşadığımız 4-boyutlu uzayzamandan başka bir boyut yok ve bükülme uzayzamanın kendisinin bükülmesidir. Büyük Patlamadan bu yana genişleyen evren de, bütün uzayzamanın genişlemesi şeklinde gerçekleşiyor. Tıpkı bir balon gibi ama balondan başka bir şey yok. Klasik cevap bu ve bu cevap yakın zamana kadar bütün fizikçilerin ortak görüşüydü. 2-) Ancak bir açıklama daha var ki, özellikle 1980’lerden sonra kuantum kütleçekim kuramlarının çeşitlenmesiyle birlikte, sicim kuramları, M-kuramı gibi popüler kuramlar tarafından benimsenmekte. O da şu: içinde yaşadığımız uzayzaman,yığın [bulk] adı verilen bir beşinci boyut (diğer tüm boyutları 5. Boyut gibi düşünelim) içinde bükülmekte. Dolayısıyla bu açıklamaya göre, “evrenimiz neyin içinde genişliyor? “ sorusuna verilecek yanıt:, “yığının içinde ya da 5. Boyutun içinde genişliyor” olacaktır. Bu yeni kuramlara göre bizim içinde yaşadığımız evren bu yığının için de bir zardır [brane] (Şekil 10).

Yıldızlararası
Şekil 10: 4-boyutlu uzayzamanımızı 2-boyutta canlandırmaya çalışırsak elde edeceğimiz resim şekildeki gibi bir zar [brane] olacaktır. Yığın [bulk] ise buna dik bir 5. Boyuttur. Şekildeki “dışarı-içeri” [“out-back”] yönü, zardan yığına olan yöndür.

Ayrıca bu kuramlara göre, kütleçekimi hariç diğer bütün kuvvetler (elektromanyetizma, zayıf ve yeğin nükleer kuvvetler) bizim zarımız içine hapsolmuş durumdalar. Sadece kütleçekim boyutlararası geçiş yapabilmekte.

Yıldızlararası filmi, yığının [bulk] var olduğu varsayımına göre kurgulanmış. Öte yandan eğer yığın varsa o zaman kurama göre mutlaka “bükülmüş” olmalıdır. Teknik olarak söylersek, eğer yığın (5. Boyut) bükülmüş olmasaydı, kütleçekim ters kare yasasına değil ters-küp yasasına göre davranırdı. Diğer bir ifadeyle, güneşle gezegenler arasındaki kütleçekim kuvveti mesafenin küpüyle ters orantılı olurdu ve bu durumda gezegenler güneşin etrafında dolanmak yerine uzaya dağılıp giderlerdi.

Şimdi 2-boyutta gösterdiğimiz 4 uzayzaman boyutlu zarımızdaki boyutları 1-boyuta indirelim (Kuzey-Güney) ve ortadaki kalın çizgiyle ifade edelim (Şekil 11).
YıldızlararasıŞekil 11

Şekil 11’in ortasındaki mavi diskte küçük bir parçacığın kütleçekim alanı betimlenmekte. Kırmızı çizgiler kuvvet çizgilerinin “dışarı-içeri” [out-back] yönünde yığına sızmasını gösteriyor. Mavi diskin içinden yayılan kütleçekim kuvvet çizgileri, diskin dışına çıktıklarında Kuzey-Güney [North-south] yönüne paralel olurlar ve “dışarı-içeri” yününe gitmezler. Böylelikle Newton’ın ters kare yasası da tekrar sağlanmış olur.

Kuantum kütleçekimi anlamaya çalışan fizikçiler, ekstra boyutların mikroskobik boyutlarda olduklarını ve kendi üzerlerine katlandıklarını düşünürler. Bu da kütleçekimin çok hızlı yayılmasını engeller. Ancak Yıldızlararası filminde bir spekülatif adım daha atılmış ve bu boyutlardan en az birinin kendi üzerine katlanmadığı varsayılmış. Bunun nedeni de filmin kahramanına yer açmak. Cooper filmin sonunda teserakt adı verilen 4-boyutlu bir küpün içine düşüyor.

1999 yılında Lisa Randall ve Raman Sundrum kütleçekimin yığının içine yayılmasını önleyen bir yol buldular. Randall’ın Warped Passage [Bükülmüş Geçitler] kitabında (Alfa Bilim dizisinden basıma hazırlanmakta) anlatılan teknik detaylara değinmeden, buna Anti-deSitter bükülmesi adı verildiğini söyleyelim. Özetle belirtirsek, Anti-deSitter bükülmesi kuantum dalgalanmalarından kaynaklanmakta.

Şimdi, mikroskopik bir tesearkta yaşayan iki mikrobu gözümüzde canlandıralım. Bunlar birbirlerinden 1 km mesafede olsunlar ve dik açılarla kendi zarları terk edip yığının [5. Boyut] içine girsinler (Şekil 12).

Yıldızlararası
Şekil 12
Bu mikroplar 1 mm yol aldıklarında, Anti-deSitter (AdS) bükülmesi nedeniyle aralarındaki mesafe 10 kat küçülür, 100 m’ye iner ve yol almaya devam ettiklerinde aralarında mesafe de küçülür. Bu küçülme nedeniyle de, zarımızın dışındaki 5. Boyutta kütleçekimin yayılacağı fazla bir yer kalmaz.

Bu nedenle, aslında Cooper’ın teserakta gezinebileceği pek yer yoktur. Ama Kip Thorne bu problemi kendi zarımızı AdS bükülmesinin içinde bir sandviç gibi tasarlayarak çözer. Sandviçin içinde ortadaki bizimki olmak üzere üç zar vardır ve sandviçin dışında yığın bükülmüş değildir. Dolayısıyla sandviçin dışında her türlü bilimkurgusal senaryoya izin verecek bir alan kalır. Sandviçin kalınlığının 3 santimetre olması bütün gözlemlenir evreni kapsaması için yeterlidir!

YıldızlararasıŞekil 13

Cooper’ın içinde gezindiği 4 boyutlu küp [teserakt] hakkındaki teknik detayları Kip Thorne’un kitabında okuyabilirsiniz. Burada kütleçekim dalgalanmaları önemli bir yer tutmakta. Filmde de kütleçekim anomalileri olarak karşımıza çıkıyorlar.

Aslında kütleçekim anomalileri çok eski bir kavram. Newton kuramına uymayan Merkür’deki anomali Einstein kuramıyla halledilmişti. Daha modern bir anomali kara madde kavramını kattı bilim dünyasına. Henüz kara maddenin ne olduğu çözülebilmiş değil. 1998’de çok daha çığır açıcı bir anomali evrenin hızlanarak genişlediğini göstererek kara enerji ismini aldı. Kara enerjinin de ne olduğunu bilmiyoruz. Filmdeki anomalilerse zaten varlığını bildiğimiz gelgitsel kütleçekimdeki açıklanamayan farklılıklar. NASA’daki profesör bunlara 5. Boyuttakilerin yol açtığından şüpheleniyor. 5. Boyuttaki yığın alanının böylesine gelgitsel kütleçekim anomalilerine yol açması mümkün.

Tekillik
Kuantum dalgalanmalarını bir kenara bırakırsak, Einstein’ın çok iyi anlaşılmış görelilik yasalarını elde ederiz. Bu yasalar uzayzamanın örneğin bir kara delik etrafında nasıl büküldüğünü betimler. Ancak kuantum dalgalanmalarını işin içine katmadan doğru bir kuantum kütleçekim kuramı elde etmek de mümkün değildir. Çünkü Einstein yasaları Büyük Patlamanın başlangıcı ya da kara deliğin içi gibi yerlerde çalışmaz. Tekillik, uzayın ve zamanın bükülmesinin sınırsız olduğu yerdir.

Yıldızlararası
Şekil 14: kuantum köpüğü
Tekillik, Einstein yasalarıyla kuantum kuramının birleştiği yerdir. İşte o nedenle kara deliğin içinde neler olup bittiğini anlamak, kuantum kütleçekim kuramını kurtaracak olan bir bilgidir. Filmde de bu bilgiye erişmek için kahramanlarımız kara deliğin içine dalmaktalar.

1990’lardan bu yana fizikçiler kara delikler hakkında daha çok şey bildiklerini düşünüyorlar. Her ne kadar bu kuramlar doğrudan deneylerle veya gözlemlerle kanıtlanmamış olsa da, diğer kuramlar ve gözlemlerle uyum içindeler. Eskiden sadece BKL tipi tekillikler bilinirdi. Belinsky, Khalatnikov, ve Lifshitz isimli Rus fizikçilerin adını verdiği BKL tipi tekillikler yüksek düzeyde kaotiktir. Böyle bir kara deliğin içine girmeniz tavsiye edilmez. Eğer kazara böyle bir kara deliğin içine düşerseniz atomlarınıza ayrılırsınız. Rus fizikçiler kara deliğe düşen birinin kaderini öngörebiliyorlar ancak tek bir konuyu bilemiyorlar: atomların kaderi. Ne onlar ne de başka hiç kimse günümüzde kara deliğe düşüp de parçalanan bir cismin atomlarının ne olacağını öngöremiyor.

Yıldızlararası
Şekil 15

1991 yılında Eric Poisson ve Werner Israel, Einstein denklemleri üzerine çalışırken ikinci tipte bir tekillik keşfettiler. Bu tekillik kara delik yaşlandıkça büyüyordu. Nedeniyse, kara deliğin içinde zamanın olağanüstü yaşlanmasıydı. Eğer Gargantua gibi kara deliğin içine düşerseniz, sizinle birlikte gaz, toz, ışık vb gibi birçok başka şey de girer. Bütün bunların kara deliğe girmesi, dışarıdan bakan bir gözlemci için milyarlarca yıl alır. Ama kara deliğin içindeki biri için bir saniyeden kısa bir süredir bu. Dolayısıyla böyle bir kara deliğin içine girerseniz, bütün bu maddelerin ışık hızına yakın bir hızla, ince bir tabaka halinde üzerinize doğru düştüğünü görürsünüz. Bu tabaka uzayzamanı bozan yoğun gelgitsel kütleçekim kuvvetleri yaratır. Gelgit kuvvetleri sonsuza kadar büyürken tekillik oluştururlar. Sonuçta “içeri doğru tekillik” meydana gelir (Şekil 16).
YıldızlararasıŞekil 16

Gelgit kuvvetleri bir yandan çekip bir yandan sıkıştırdığından, tekilliğe ulaştığınızda net kuvvet sonsuz değil sonlu olur ve hayatta kalma şansınız olabilir (Şekil 17).

YıldızlararasıŞekil 17

2012’de Donald Marolf ve Amos Ori üçüncü tipte bir tekillik keşfettiler. Sizden önce kara deliğe düzen gaz, toz, ışık, kütleçekim dalgaları vb gibi şeylerin yarattığı “dışarı doğru tekillik” adı verilen bu tekillik de kara delik yaşlandıkça büyür. Bunların küçük bir bölümü kara deliğin içindeki uzay ve zaman bükülmeleri sonucu size doğru yansır. Bu yansıma, zaman yavaşlaması yüzünden bir şok cephesi gibi sıkıştırılmıştır Yine gelgit kuvvetleri oluşturur ve sonsuzluğa doğru büyüyerek tekillik oluştururlar. Ama bu defa söz konusu olan “dışarı doğru tekillik”tir. Bu tür bir tekillik içinde de sağ kalma şansınız vardır (Şekil 18).


YıldızlararasıŞekil 18

Sonuç olarak, filmin kahramanı yarattığı “dışarı doğru tekillik” tipindeki bir tekillik içine düşerek dört boyutlu küp olan teserakta girer ve kütleçekim anomalileri yaratarak geçmişe haber gönderir. Bütün bunlar fantezi değil, şu anki bilimsel bilgilerimizle olası senaryolar. Ama şüphesiz kanıtlanmış bilgiler değil bunlar. Filmden zevk almanız dileğiyle.

Kerem Cankoçak
kaynak: keremcankocak.blogspot.com.tr/2014/11/yl. . .
Mustafa Kemal Taştekin
38 dakika önce

Bir erkeğin dört eşinden biri olmak ister miydiniz?

Bu soruda da yine kadınların nasıl da her duruma bukalemunvari ayak uydurup değişkenlik gösterdiğini görmekteyiz. Normal gariban bir erkek bulunca cemkiren, ona hayatı dar eden, vır vır dır dır ederek 'ikinci kadına asla tahammül edemem o gelirse ben giderim' diyen o 'yüce'! Kadınlar, İbrahim Tatlıses e Ali Ağaoğluna Acuna bilmem neye gelince kadınlarından biri olmak benim için şereftir moduna giriveriyorlar. Hakkaten midem bulanıyor.
Ece Naz Sonat
49 dakika önce

Vücut geliştirme için antrenör gerekli midir?

Gerekli değildir ama kendi başınıza hep deneme yanılma yoluyla öğreniyorsunuz bir şeyleri. Çok fazla zaman kaybediyorsunuz bu nedenle de. Ben çok fazla boşa kürek çektim zamanında. Egzersiz ve diyet programları kişisel olmak ve uzmanlar tarafından hazırlanmak zorunda. O zaman en azından doğru şeyi yaptığınızdan emin olarak egzersiz yapabilirsiniz. Yada benim gibi kendinizi zamanla tanırsınız ve doğru şeyleri yapmaya başlarsınız.
Şaman Bayyurt
Bugün 16:23

Kefenin cebi yok

Yahu biliyorum yine cahil ve yalancı Akitler üşüşüp beğenmedimleyecekler ama güzel değil mi esprik ☺

Kefen/Giysi
Şaman Bayyurt
Bugün 16:06

İç huzurunuzu sağladığınız ortamlar nelerdir? Örneğin günün hangi vaktinde, nerede, ne yaparken en huzurlu halinizdesiniz?

Bu aralar elektro gitarımı alıp öttürmeye başladığımda yani 15 dakika kadar sonra sonsuz bir iç huzuruna kavuşuyorum.
ksa
Bugün 15:26

Hayattaki tek gerçeğiniz nedir?

Hayatın yalan olduğuna inanmak
Ece Naz Sonat
Bugün 15:09

inploid'in sosyal, entellektüel gelişimi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir (teknik kısmı hariç tutarak)?

Anket sorularına cevap vereyim.

1. Site son zamanlarda hareketlendi ve bilgi birikimi artıyor. Artık çoğu kişiyi tanıdığım için bir soru sorduğumda hemen yönlendiriyorum ve gerekli cevabı alıyorum.
2. İlgi alanlarımı takip eden yeterli kullanıcı var ama keşke biraz daha aktif olsalar.
3. Inploid'in en sevdiğim yanı üyeleri. Tartışabilecek, muhabbet edecek, arkadaş olacak, görüşecek kafama göre üyeler bulabiliyorum. Ve son zamanlarda bunda da bir artış hissediyorum. Belki de ben ara verip geri döndüğüm için öyle hissediyorumdur, bilmiyorum.
4. Genelde fikrim yada bilgim olan her soruya cevap vermeye çalışırım. Bir şey bilmediğim konularda okurum.
5. Hem okuyup hem yazıyorum.
6. Okuyorum. Diğer yanıtları okumadan cevap vermem, aynı şeyleri tekrarlamamak adına.
7. Sırf beni takip ediyor diye bütün takipçilerimi takip etmiyorum.
8. İlgimi çeken yanıtlar veren kişilerin profillerine giriyorum ve biraz inceliyorum. Daha da ilgimi çekerse takip ediyorum.
9. Tartışmasız olmaz. :)
10. Tartışma zaten bir süre sonra muhabbete döndüğünden, evet kullanıyorum. :)
11. Tabii ki. Mesaj atmaktan hiç çekinmem üyelere. Çok kişiyle de şahsi temas kurmuşumdur, tanışmışımdır.
Serhat Ergüven
Bugün 15:04

Düdüklü tencerenin çalışma ilkesi nedir ?

Şaman Bayyurt o kadar güzel açıklamışki bana yazacak fazla bir şey kalmadı ama işin özeti basınç, yüksek sıcaklık ve kısa pişme süresi....fiziğin termodinamik yasasının uygulaması.
Ece Naz Sonat
Bugün 15:00

''Kadından aşk dilenilmez. Ele geçirilir'' Mor jokai'nin bu sözüne katılıyormusunuz?

Ben de pek katılamadım. Israrcılık işe yarıyor olsaydı herkes bir süre sonra istediği kişiyi elde ederdi. Genelde ters teper. Bence aşk dilenilmez de ele geçirilmez de. Birine sevginizi sunarsınız, kabul ederse eder. Zorlama olacaksa hiç olmasın. :)
Ece Naz Sonat
Bugün 14:47

Eski sevgilinize ayrılırken ne söylediniz?

"Böcekten ve yüksekten korkan biriyle dünya gezilmez. "
Mustafa Kemal Taştekin
Bugün 14:37

Hangi tip erkekler sinirlerinizi alt üst ediyor?

Şimdi bakıyorum da hanım arkadaşlar saydırmışlar erkeklere. Şöyleler böyleler bilmemne. Bir analiz yapacak olursak:
1- Kadınlığınızı kullanmadan hanginiz kaç kere bir işe girebildiniz ya da bir işte uzun süre çalışabildiniz?
2- En küçük kadınlar arası kavgada birbirinize hemen o... Pu ya da f... Şe demediniz?(i..ne örneğini verenlere)
3- bir erkekten hoşlanınca elli takla atıp elli yolu denemediniz? (araba örneğini verenlere)
4- Tükürüyor diyorsunuz ben neden her yerde peki sizin iğrenç sıyrılmış ped kağıtlarınızı görüyorum?
5- Aynı anda beş erkeği idare edip tüm ihtiyaçlarınızı gördürüp hesabı kitleyip sonra da ortadan kaybolmadınız?(yamuk yumuk diyenlere)
6- Not için hocaya vermediniz? (menfaat diyenlere)
7- Bir erkeği elde etmek için en yakın kız arkadaşınızı kötülemediniz. (dedikodu felan diyenlere)
8- Türkiye gibi cinsel açlık sınırında yaşayan bir ülkede donunuza kadar transparan giyip sokaklarda gezmediniz?
9- İşyerinde ilk iki saati dün gece ne yaptığınızı birbirinize ballandırarak anlatarak geçirmediniz?
10- Elinize yetki geçince erkeklere köpek muamelesi yapmadınız?

önce belli bir kalite standartını oluşturun sonra gelin. Kadın kalitesiz değilse erkek asla olmaz.
Şaman Bayyurt
Bugün 13:34

Merhaba benim 2 sorum yayından kaldırılmış. Benzer bir soru yokken, kaldırılmasının Nedeni nedir?

Bu soruyu aslında en aşağıdaki geri bildirim tuşuna tıklayarak redaksiyona sormanız gerekmez mi?
Şaman Bayyurt
Bugün 13:11

Siyasetle ilgilenmiyorum diyen insanların seçme hakkının olması sizce tehlikeli değil mi?

Son zamanlarda totaliter akp suç örgütü rejimince dayatılan tarafsızlık kavramı iyice rahatsızlık vermeye başladı. Kendilerinin bir tarafı var, nalıncı keseri gibi hep kendi tarafları. Diğer, taraf tutanların hepsini suçlu ilan ediyorlar. Zaten tutturdular bir paralel yapı diye bir şey, ileri demokrasi lafı kadar saçma sapan, dünyada olmayan, eşi benzeri görülmemiş bir kavram. Artık akp'li olmayan herkes paralelci ilan edildi. Hiçbir paralel eş paraleli olmadan var olamaz. Bir paralel varsa ona o paralelliği sağlayan diğer paralel de vardır. Bu şekilde başta aynı çizgide olduklarını düşünerek ki aynı çizgidelerdi (taa Pensilvanya'lara etek öpmeye biz gitmedik sonuçta) beraberce soygun çetesini kurdular, şimdi parsadan pay vermeme derdine düştü akape, çizgiden uzaklaştı eşit çizgiler olduklarından bir anda birbirlerine paralel oldular. Paralel yapı lafı sadece diğer paralel olan akape suç örgütünün de diğerinden hiçbir farkı olmadığını gösterir. Vaziyet böyle akape tarafını tutmayan herkes suçlu bu ülkede. Muhalefet partisini bile suçlu ilan eden bir iktidar partisinden bahsediyoruz. Neyse sonuçta akape suç örgütü bir tarafsızlık furyası başlattı. Dolayısıyla taraflı olup da akapeli olanla tarafsızlığını ilan edip de biat eden arasında hiçbir fark kalmadı. Ben kaypak, cahil ve ülkemizin IQ ortalamasını 87'lere çeken halkın oy vermesine taraftar değilim. Aç ve cahil bırakılıp çok kolay manipule edilebiliyorlar. Devletin tüm imkanlarını arsızca kullanan iktidar partisinin o makinalarına dönüştürülmeleri çok kolay oluyor.

Demokrasi karşıtı kesinlikle değilim, temsili demokrasi bugüne kadar icat edilmiş ve Avrupa örneklerinde gördüğümüz gibi istismar edilmeyince herkese yarar sağlayan en iyi sistem. Tamam yalnız uygar ülkelerde hem eğitim var hem de zeka ortalamaları 100 ya da üstünde. Her şey IQ değildir diyen geri zekalılar lütfen kibarca beğenmedim'e tıklayıp sessizce uzaklaşsınlar, tam da onları eleştiriyorum. Bence bizimki gibi ortalaması geri zekalı olan ülkelerde eliter demokrasi çok daha verimli olabilir. Eliter demokrasi de aslında aynı işler tek farkı belli bir eğitim seviyesinin üstündekilerin seçme hakkı olmasıdır. Cahil halk kömürün nereden geldiğine bakarken okumuş adam halkın neden o kömüre muhtaç bırakıldığını sorgular. Cahil adam gider kendisini muhtaç bırakıp yaşamak için çok az ölmek için çok fazla olan kömürünü veren partiyi seçer, yurdumuzda görüldüğü gibi. Eliter demokrasi ülkemizdeki totaliter rejimin oluşmasını da engelleyebilir. Sizler, herkesin bir oy hakkı olsun diyenler. Bakınız sonuca, ülkemiz demokrasi kisvesi altında totaliter rejimle yönetiliyor... Bu ülkede savunduğunuz demokrasi tipi sadece totaliter rejime çıkıyor yani aslında kutsallaştırarak demokrasiyi savunurken demagoji yapmış oluyor ve aslında totaliter rejimi savunuyorsunuz...
Şaman Bayyurt
Bugün 12:50

Hangi şairlerin şiirlerini okursunuz? Ne tür şiir kitapları tercih etmemi önerirsiniz?

Ben de Neruda ve Göthe severim. Yalnız şiirini tercümesi kadar büyük bir saçmalık yoktur. Madem okumayı çok seviyorsunuz öğrenin İspanyolca ve Almanca, bu iki şair için bile değer. . .
Bazarov
Bugün 12:49

Fitnessın çoğunluk için asıl amacı sizce ne? Zinde olmak mı, vücut yapmak mı, yoksa sadece sosyal ortamlarda ben fitness yapıyorum demek mi?

Amaç mı? Günümüz dünyasında insanın hangi konuda gerçek bir amacı var ki fitness konusunda olsun.. Neyse yine de ben size naçizane fikirlerimle insanları fitness salonuna götüren temel motivasyonları yazayım siz bunlara isterseniz amaç diyin.

İlk olarak, bu işin temel sebebi popüler kültür. Biraz bu kavram üzerinden gidelim. Nedir popüler olan günümüzde?: Şekilcilik. E buna en uygun spor ne olur tabii ki fitness. Çürümüş ruhlar, iri ya da şekilli bedenlerin içine gizlesin ki fark edilmesin. Kendini konuşmaya gerek kalmadan pazarlayabiliyorsun. Düşünsene abi harika değil mi? Üstelik kendine güvenin eksik, insanlara karşı nefret dolusun, uzak doğu sporlarının daha afillisi, cool olanı ne olur, tabii ki fitness.. Bir de tabii senin başlıkta vurguladığın durum da var. Herkes gidiyorsa gitmek lazım. Ona göre kıyafet lazım. Resim falan çektirmek lazım. Kalabalıkların peşinden gitmezse insan kendini nasıl değerli hissedebilir ki dimi..

İkinci faktör, şartların uygun olması yani nezih, temiz ve erişilebilir bir spor olması. Diyelim ki ben sadece iyi hissetmek, enerjimi atmak için spor yapmak istiyorum. Ne yapabilirim? Özellikle çalışan insan için seçenek çok az. Sabah erkenden işe gidip akşam geç gelen bir kişi hangi sporu yapabilir? Ben buna cevap bulmakta zorlanıyorum. Yüzme ve tenis olabilir ama bunlar da fitnessın kardeşleri zaten. Spor salonuna yazılırsın hepsi vardır. Doğa sporunu direkt ele yer yok, vakit yok. Takım sporlarını direkt ele çünkü amatör yaptığın zaman "takım" olamıyorsun. En fazla halısahaya abone olursun. Yürüme, koşu bence biraz pis iş. Hem yer bulmak sıkıntı hem de sıcağı, soğuğu, terlemesi, duşu hep zor işler. Kimi şirket kürekti, yelkendi öyle imkanlar sunuyor bunlar mümkünse bence güzel alternatifler. Uzak doğu sporları fena değil ama herkese hitap etmiyor. Onun dışında spor bulamadım ben kendime. Bulan beri gelsin. Hal böyleyken, iyi madem fitnessa gidelim diyebiliyor insanlar. Hak veriyorum.

Üçüncü faktör, kilo problemi. Sağlıksız beslendiğimiz ve hareket etmediğimiz için kilo sorunu çok yaygın. Böyle olunca da birinci ve ikinci faktörlerin ışığında fitness iyi bir alternatif olabiliyor.

Çok uzattım ama son bir paragraf, fitnessı ve fitnessı öven insanı niye sevmediğimi de açıklamak istiyorum. Efendim bence fitness spor değildir. Şimdi birileri çıkıp ağzından köpükler çıkartarak "bu kaslar nasıl oluyor biliyon mu tadına bakmak ister misin ha lanet olası zenci" falan diyebilir ancak yine de fitness bence son derece iğreti, yapay, plastik, fast food gibi bir şey. Spor bence kasları geliştirmekten daha fazlasıdır. İnsan ilişkilerini barındırması bence sporun en önemli özelliklerinden biridir. Bazen takım arkadaşı bazense rakip olarak insanlarla birlikte olmak bizim ruhumuzu besler, hayata dair bir şeyler öğretir bize. Tel çekip ağırlık kaldırarak bunları elde edebilir misiniz? Ya da aynaya bakıp acı çekerken "ulan arnold" derken, "popom küçülünce görün siz" derken, " artık small tshirt almaya başlayım" derken hangi insani değerlere hitap ettiğimizi ben merak ediyorum. Bir de hayatında spor yapmamış insanların fitnesstan sonra spor harika bir şey diye konuşmaya başlamaları bana ironik geliyor. Ybsg demekten alamıyorum kendimi.

Neyse bu uzun yazıyı nihayet sonlandırırken, Hakan (@hakkan) vari bir şekilde kendi özlü sözümle kapatayım. "Fitnessta yürek büyümez". Bu sözün patenti bendedir. Kullanan birini görürseniz benim kimliğimi öğrenebilir, hatta iyi bir çocuk olabilirseniz belki şirinleri bile, görebilirsiniz.
Anıl Doğan
Bugün 11:32

Kaybetmeye gelemiyorum, hiç fark etmiyor önemsiz dahi olsa birileriyle yarış içindeysem kaybettiğim vakit sinirleniyorum. Bu durum olumlu veya olumsuz nelere yol açar? Örneğin; iş hayatı.

Kısa ve net başarısızlığa yol açar. Kaybetmenin nasıl bir his olduğunu anlayamadan kazanmanın keyfine varamayızki. Kaybede kaybede kazanırsan bir daha asla kaybetmezsin. Kaybetmeden kazanmaya çalışır veya kazanırsan, mutlaka bir gün kaybedersin. Kaybetmek bilhassa nasıl kazanacağımızı daha iyi görebilmektir. Kaybetmekten korkmayın!
Anıl Doğan
Bugün 11:26

Fazla kahve içmenin yan etkileri nelerdir?

Benim zihnimi açıyor sadece.
Anıl Doğan
Bugün 11:23

Bir web sitesinin reklam yayınlamak dışında gelir modeli neler olabilir?

Mesela web site üyelerine belirli bir performans karşılığında satranç usulü (piyon, at, kale, fil) gibi ünvanlar verilebilir. Sonra atıyorum piyonun her aktivasyonunda hesabına 1 dolar fil 2 dolar at 3 dolar kale 4 dolar sanal para eklenir. Bu paralarla sitenin sunduğu 100'e yakın objelerden satın alınıp kullanıcılar arası birbirlerine hediye ve ikramlarda bulunmaları sağlanabilinir. 90 obje sanal parayla alınırken 10 etkili obje ise. örn:(kral taç, joker kartı, mum vs.) 1 ila 5 dolar arası reel parayla kullanıcılara sunulabilinir. Biz insanlar yarışı severiz. Bu kullanıcıların hem site içi verimini artırırken hemde dolaylı yoldan siteye ek gelir sağlayabilir.
Anıl Doğan
Bugün 11:08

Üniversiteye yeni başlayan birisine ne tavsiye edersiniz?

Bir hedefi yoksa acilen kişisel kariyer hedef çizelgesini oluşturmalı. Ondan sonra herşey o kadar net oturacakki.
Neyi yapıp neyi yapmayacağını bileceksin. Kendini tanıyacaksın. Dinlemen ve dinlememen gereken yerleri, asla kaçırmaman gereken dersleri başkası sana söylemeyecek sen kendin bileceksin.
Anıl Doğan
Bugün 11:01

Geçmiş ilişkileri de göz önünde bulundurursak, sizce aşkın evreleri neler?

1. Evre:(Etkilenme evresi) en kısa dönemdir. Hep onu dşünür durursun. Aklından atamazsın.
2. Evre:(tutkuyla bağlılık) Aylardan bir kaç yıla kadar uzanabilir. Hayatının bir parçası olmuştur. Kolun gibi bacağın gibi kalbin gibi. Hep ona sarılmak istersin. Sımsıkı sarılmak. Karşılık gelirse sevgili olur yada evlenirsiniz. Kimi zamansa bu evre çoğu ilişkide azalmaya başlar. Hatta bıkkınlık yaratıp ayrılığa dönüşebilir.
3. Evre:(Koku ve hiçlik evresi) Karşılık gelmediğini varsayalım. Acı vermeye başlamıştır içindeki sevgi suları. Yüreğinde duyduğun özlem giderek arttıkça yakmaya başlar içini. Canın öyle acırki, İşte o hisse hiçbir zaman bir isim veremezsin. Aşk der geçersin. Koklamak istersin onu sadece koklamak. Kokusunu içine çekip sarhoşluğunu yaşamak. Ama ne yazıkki karşılık bulamaz yanarsın. İçin yanar onun her aklına düşüşünde. Onun gözlerine baktığın ona hasret gözlerinde ya niyeti başka olan bir zavallı, ya seni kullanmak isteyen bir akıllı yada hiçbirşey. Evet sadece hiçbirşey.
4. Evre:(acıya bağışıklık evresi) Artık eskisi kadar yakmaz içini. Aklından çıkmaz ama alışmışsındır o acı veren garip hislere. Onu gözlerini hatırlar dudaklarını hatırlar, saçlarını ellerini bakışlarını hatırlar aklında birleştirirsin hepsini. Artık ezberlemişsindir mimiklerini, hareketlerini, herşeyini. Aklında çizmeye başlamışsındır ondan daha güzel onun resmini. Beyninde bir şaheser yaratmışsındır ve sen artık ona değil o şahesere aşıksındır.

Anıl DOĞAN
Daha fazla göster

INPLOID NEDİR?


DAHA FAZLA BİLGİ
şifremi hatırlat
Sosyal hesaplar ile  Giriş Yapın