Bilmek istediğin her şeye ulaş

Simge Saraç, 

Psikolog

Psikolog Simge Saraç inploid.com'da 0 soru sordu, 13 soru yanıtladı ve 32 takipçisi var.

Aralık 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

Stres nasıl tedavi edilmelidir?

Stres, hayatımızın kaçınılmaz bir parçasıdır. Stressiz bir yaşam düşünülemez, çünkü hem stres yaratan bir çok şeyi hayatımızdan çıkarmak her zaman mümkün değildir, hem de stres yaratan durumlar kimi zaman başarı ve motivasyon gereklidir. Bir şeyi başarmak için gerekli olan motivasyonu bize stres sağlayabailir, hiç stres olmazsa o işi ciddiye almayabilir, boşverebiliriz, böylece yeterince çaba da sarfetmeyiz. Oysa bir miktar stres bizi başarmak için harekete geçirir ve çaba göstermemizi sağlar. Yani stresi tamamen yok etmek mümkün olmamakla beraber, gerekli de değildir. Amaç, stresle başa çıkma yollarını öğrenmek ve stresi hayatımızı olumsuz etkilemeyecek bir düzeye indirebilmek yani kontrol edebilmek olmalıdır. Bu nedenle, kişinin stres yaratan koşulların değişmesini beklemek veya o stresörün hayatından çıkmasını beklemek yerine, stresle başa çıkma yollarını öğrenmesi gerekir.

Stres ile başa çıkmada ilk adım stres anındaki gerginliğin ve tepkimizin farkına varmak ve düşüncelerimizi yeniden çerçevelendirmektir. Düşüncelerimiz ve olayları yorumlayış tarzımız strese neden olabilir, bu nedenle öncelikle abartılmış düşünce kalıplarını farketmek ve düşüncelerimizin ne kadar gerçekçi olduğunu değerlendirmek gerekir. Olayı algılama şeklimiz değiştiğinde, stres de azalacaktır.

Stresi azaltmak için yapılabilecek diğer şeyler şöyle sıralanabilir:
  • Bulunulan ortam yeniden düzenlenmelidir.
  • Sosyal destekler güçlendirilmelidir.
  • Üzüntü ve kaygı yaratan durumları hatırlatan ortamlardan kaçınmaya çalışılmalıdır.
  • Zamanı iyi kullanmayı öğrenmelidir
  • Alternatif çözümler üretilmelidir
  • Amaçları saptama ve amaca yönelik hareket etmeye çalışılmalıdır
  • Beslenmede öğünlere dikkat edilmeli ve öğün atlanmamalıdır.
  • Alkol ve sigaradan uzak durulmalıdır.
  • Uyku saatlerine özen gösterilmelidir.
  • Fiziksel egzersiz yapılmalıdır.
Aralık 2013

Simge Saraç bu yanıtı beğendi:

Anı yaşamak, ''an''da kalmak nedir?

Anı yaşamak, içinde bulunduğumuz an içerisinde, ne hissettiğimizi fark edebilmek ve bu hisle tam olarak temas edip, içimizde olmasına izin vermektir. Tam bir farkındalık anı olarak düşünülebilir. İmkansız görünen imkanlı yaşantılara bir örnek olarak düşünülebilir. Dış ve iç dünyayla aynı anda ve birlikte, bütün şekilde temas edebilmek. Bunu yaşayabilmek için sadece "yaşamayı sürdürmek, yaşamın içinde olmak" yeterli olacaktır. Pek çok kişi, yakalanacak uygun "anın" peşinde koşarken, içinden geçtiği ve fark etse, kendisini daha "büyütebilecek" anları atlar.
Farkındalık, kendimizi seyrederken, "fark ettim mi acaba; bu sefer başardım mı" gibi sorular sorarken yaşayabileceğimiz bir şey değil maalesef. Tam aksine "bir de baktım artık bunları sorun olarak algılamıyorum" dediğimiz anların toplamı. Bu açıdan, farkındalığın en temel yapısı olarak "anı" düşünebiliriz.
An'ı toplamak, anı toplamak gibi düşünülebilir. Tüm anılar, yaşanmayı bekleyen diğerleriyle birlikte ve şu anımızın birlikteliği yaşamdaki en kıymetli şeylerden bir tanesidir.
Psikoloji
Kasım 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

Dürüstlük gerçekleri olduğu gibi söylemek midir, yoksa karşıdakinin iyiliği için beyaz yalanları da içerir mi?

Dürüstlük; kesinlikle gerçekleri -beyaz yalanlar kullanmadan, manüpule etmeden' söylemektir, ancak uygun zaman, uygun şekil ve uygun koşullarda!

Beyaz yalanlar, mış gibi yapmak,gerçeği saptırmak 'kendimiz olmak' tan uzaklaştırır, zamanla kendimize de yabancılaştırır, iletişim kanallarını kapatır.

İster bilinçli, ister bilinçsiz yapılsın beyaz yalanlar aslında bir 'kandırma'dır. Ancak biz çoğu zaman karşıdakini kırmamak, üzmemek, kimi zaman da ilişkimizi korumak adına, 'Bunu bilmese de olur', 'Şu an bunu kaldıramaz, şimdi duymaya hazır değil', 'Bunun benim için bir önemi yok, o nedenle onun da bilmesin gerek yok, ilişkimiz bozulur' diye düşünerek beyaz yalanlar söylemenin doğru olduğuna inanırız. Tabii ki bunun altında karşı tarafı korumanın yanı sıra, kendi çıkarlarımız da yatıyor. Beyaz yalan söylersem beni daha çok seveceğini, benimle konuşmaya devam edeceğini, öfkesini benden çıkarmayacağını düşünmek gibi kazançlarımız var. Özellikle ataerkil toplumlarda, kadınlar mış gibi yapma ve kandırma konusunda maalesef uzmanlaşmak zorunda bırakılıyorlar. Sadece bir gün boyunca kendinizi gözlemleyin ve gün içinde ne kadar dürüst olduğunuzu ve ne kadar dürüstlükten uzaklaştığınızı saptamaya çalışın. Kendini 'çok dürüst' olarak tanımlayanlar bile- ki çoğumuz öyle tanımlam eğilimindeyizdir- günün sonunda sonuca şaşıracaklardır.

Ne kadar masum görünürse görünsün, her yalan, bir başkasının gerçekliğini tehdit eder.

Gerçekleri öğrenmek herkesin hakkı, gerçeklerden korunmak değil! Benim için neyi duymamın daha iyi ve doğru olduğuna sen değil, bırak da ben karar vereyim!
Kasım 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

Kadınlar bir ilişkiden ne bekler?

Sadece kadın olarak değil de, 'İnsan ilişkiden ne bekler? ' diye sorulursa eğer; insan bir ilişkide öncelikle ihtiyaçlarının karşılanmasını bekler. İhtiyaçları karşılandığı ölçüde sever, sevgisi artar ve mutlu olur. O nedenle bir ilişkiye devam edip etmeme kararını alma aşamasında, 'Bu ilişkide benim hangi ihtiyaçlarım, hangi ölçüde, nasıl karşılıyor? ' sorusunun cevabı anahtar olacaktır.

Herkesin ilişkide saygı duyulma, önemsenme, sevilme ve güven gibi temel ihtiyaçları vardır ancak bu ihtiyaçların önceliği ve yoğunluğu herkese göre değişir. Kimi için sevilmek, sevmekten daha önceliklidir, o halde o kişi için bir ilişkiye başlarken, o kişiyi sevmesinden çok, o kişinin onu sevmesi daha önemli hale gelecektir. Kimi için merak edilmek, korunmak sevilmekten daha öncelikli olabilir. Dolayısıyla ilişkiden beklentileri genelleyemeyiz, çünkü herkesin beklentisi farklıdır. Genel geçer beklentilerle hareket edip, 'Kadın dediğin bunu ister, bundan tatmin olur, bu ona yeter' gibi düşünülürse yanılma payı hep fazla olacaktır.
O nedenle ilişkide öncelikle 'Benim ihtiyaçları neler ve bunları bu ilişkide karşılayabilir miyim/nasıl karşılayabilirim? ' in farkına varıp, sonra 'Partnerimin ihtiyaçları neler ve ben onları nasıl karşılayabilirim' in üzerinde durmak gerekir. Benim çok önemli olduğunu düşündüğüm bir konu, karşı taraf için önemsiz olabilir, bu durumda ben o konuya yoğunlaşmış olduğum için karşı tarafın ihtiyacını görmezden gelmiş olabilirim. Bunun sonucunda da karşı taraf beni 'Onu anlamamakla', ben de onu 'Nankörlükle' suçlayabilirim.


İhtiyaçların farkına varabilmek için sormak, tartışmak ve anlamaya çalışmak şarttır. 'Ben söylersem bir anlamı kalmaz', 'Ben söylemeden o ne istediğimi anlamalı', 'Beni seviyorsa/tanıyorsa ne istediğimi de bilir, bilmeli' gibi düşünceler amacımıza hizmet etmediği gibi çatışmaya da neden olur. Kimse kimsenin zihnini okuyamaz, ne kadar tanırsak tanıyalım her zaman karşı tarafın ne düşündüğünü, ne istediğini anlamamız mümkün olmayabilir. Üstelik 'Ben söylersem bir anlamı kalmaz değil, asıl ben söylediğim için yapıyorsa anlamlı! '. O nedenle ilişkide hem kendi istek ve düşüncelerimizi 'uygun zaman ve yollarla' dile getirmek, hem de karşı tarafa sormak çok önemlidir, ancak bu şekilde birbirimizi daha iyi tanır ve tatmin etme fırsatı bulmuş oluruz.
Kasım 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

Ne yaptın ve hayatın değişti?

Değişmeyeceğini düşündüğüm katı kurallarımı esnettim, hatalı inanış ve düşüncelerimin farkına varıp, yerine daha işlevsel olanlarını koydum. Hayatta hangi ihtiyaçlarımın daha öncelikli olduğunu keşfettim ve onları 'uygun yollarla' karşılamaya açalışmay başladım.
Ekim 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

Küçük bir çocuğa öğretilmesi gereken en önemli şeyler nelerdir?

Öncelikle sınırlarını bilmesi! Hem kendi, hem de başkalarının seçimlerine saygı duyabilmesi, seçimlerinin sorumlululuğunu alabilmesi, yargılamadan eleştirmeyi öğrenmesi öğretilmelidir.
Ekim 2013

Simge Saraç bu yanıtı beğendi:

Çocuklar erken yaşlarda yaşadıklarını neden hatırlamaz?

Yaşamımızın ilk 2 ila 3 yılında aktif olan belleğimiz, örtük bellektir. Örtük bellek özelliğini kabaca ifade etmek gerekirse; anı çağırdığımızda hatırlayamadığımız bellek bölümüdür. Yaşamın ilk yıllarında yaşadıklarımızı bu açıdan büyük oranda hatırlayamaz, ya da bölük pörçük anılar halinde hatırlayabiliriz. Bununla birlikte, her ne kadar somut anı hatırlamakta zorluk yaşasak da, son dönemdeki araştırmalar öyle gösteriyor ki, örtük belleğin aktif olduğu yıllarda çevremizdeki önemli kişilerle yaşadığımız olaylardaki hislerimiz, aslında varlığını hissettiğimiz ve bizim benliğimizin oluşumunda etkili yaşantılar. Yani, 2 yaşında bir çocuk, yaşarken iyi hissetmediği anısını hatırlamıyor olsa da, onunla ilgili hissini hatırlayabiliyor. Bellek çalışmaları, artık daha çok örtük belleğin benliğin üzerindeki işlevini araştırmaya yönelmiş durumda.

Bir açıdan, hatırlamadıklarımız da bizden ve bize ait ve bizi şekillendiren anılar. Duygulardan kurtuluş yok =)
Ekim 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

Aşık olduğunuzda nasıl bir ruh halinde oluyorsunuz?

Aşık olduğumuzda, bir çeşit filtreleme yaparak aşık olduğumuz kişinin olumsuz özelliklerini görmezden gelir, olumlu özelliklerini ise yüceltir yani abartırız. Sanki en iyi kişi odur, şu ana kadar tanıdığımız en mükemmeli de odur, yani aslında biz öyle zannederiz.

Kendimize benzettiğimiz kişileri daha yakın bulduğumuz ve daha çok sevdiğimiz kuramına dayanarak, aşık olduğumuz kişinin de bize benzeyen yanlarını daha çok görme eğilimindeyizdir, kendimize benzettikçe aşkımız da pekişir ve devam eder, ta ki aslında bize o kadar da benzemediğini farkedene kadar. Yani kısacası aşk, bir görme kusurudur. Aşık olduğumuz kişi ve hatta diğer her şey gözümüze daha da olumlu (toz pembe) gelmeye başlar. Bu görme kusurunu farkedene kadar geçen sürede, yani aşıkken, mükemmel bir çift olduğumuzu düşünür, ileride yaşayabileceğımız sorunları da farkedemeyiz. Oysa her ilişkide olduğu gibi sevgililik ilişkisinde de çatışma kaçınılmazdır, o nedenle yaşanan ilk çatışmada her zaman yaşadığımızdan çok daha büyük bir hayal kırıklığına uğrar, bu nedenle de daha şiddetli bir üzüntü/ öfke/kaygı duyarız. Çünkü zihnimizde yarattığımız imaj zedelenmiş veya yıkılmıştır. Bu durumda en iyi savunma mekanizması, o kişinin değiştiğine inanmaktır, halbuki kişi başından beri aynıdır, değişen bizim algımızdır.


Beynimizde salgılanan bazı hormonlar, zihnimizde en çok o kişinin yer etmesine, en çok ve en sık onu hatırlamamıza neden olur. 'Ondan başka kimseyi düşünemiyorum, gözüm ondan başkasını görmüyor, aklımda hep o var, nereye baksam onu görüyorum, herşey onu hatırlatıyor' gibi söylemlerin nedeni de budur. Yine bu hormonlar, o kişiyi bazen kendimizden bile çok düşünmemize neden olurlar. Kişinin kendinden en çok ödün verdiği zamanlar da bu zamanlardır. İç içe geçme ihtiyacımız artar, iç içe geçip, hep öyle kalmak isteriz. Kendimizi yok etmek pahasına, 'biz' olmayı isteriz, 'ben'leri kaybetmeye başlarız. Bu nedenle ayrılınca kendimizi eksik, yarım kalmış gibi hissederiz, tabii ki bu da bir yanılsamadır. Oysa ilişkilerin bir ritmi vardır, zaman zaman hep birlikte olmayı, her şeyi birlikte yapmayı ister, yani iç içe geçer, sonra kendi ihtiyaçlarımıza odaklanır, yani ayrışırız, sonra tekrar iç içe geçme ihtiyacı duyar, sonra yine ayrışırız. İç içe geçme ihtiyacı hissetmek normaldir ancak hep iç içe geçmek ve öyle kalmayı istemek hem bize, hem ilişkiye zarar verir ve ilişkinin ritmini de bozar. İşte aşık olduğumuzda hep iç içe kalmak isteriz ancak bu mümkün olmadığından ayrışma tehlikesinin olduğu her durum bize dayanılmaz acı verir ve uzaklaştığımızda bu duruma katlanamayız.

Peki insan neden bu kadar acıdan sonra tekrar aşık olur ya da olmak ister? Çünkü aslında aşık olmayı, aşık olduğumuz kişiden daha çok severiz.
O halde aşk için, gerçek bir ilişkiden çok, hayali bir birliktelik diyebiliriz. Çünkü farkındalığın bu denli az olduğu bir durumda, gerçeklerden söz etmemiz olanaksızdır. Çoğu insan aşkın bitmesinden korkar ancak aşk bittikten sonra duyulan sevgi çok daha değerli ve gerçektir aslında. Tabii ki her aşk sevgiye dönüşmez. Her duygunun en şiddetli dozuyla yaşandığı bir dönemde, yani aşıkken, sıklıkla kendimizi kaybetmemiz ve hem kendimize hem karşımızdakine zarar verme potansiyelimiz bu kadar yüksekken, o aşkın yerini sevginin alması her zaman mümkün değildir. Aşkı ne kadar az hasarla atlatırsak, sevgi o kadar yakın belki de!
Ekim 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

Kadınlar ile erkekler arasındaki en büyük fark nedir?

İki cinsiyet arasındaki gerçek farklılıklar, yani; doğuştan gelen, öğrenilmemiş, değiştirilemez ve kalıcı farklılıklar bazı biyolojik özelliklerdir, diğer farklılıklar ise tamamen kültürel ve sosyaldir, diğer bir deyişle 'toplumun yarattığı' farklılıklardır, buna 'toplumsal cinsiyet farklılıkları' denir.

Yani, yıllardan beri erkeklerin daha saldırgan, aktif, lider ruhlu, kadınların ise daha uyumlu, duyarlı, yardımsever, bakım verici ve uzlaşmacı olduğu, kadınların sözel yeteneklerinin, erkeklerin ise matematik performansının daha iyi olduğu gibi sözü edilen tüm farklılıklar aslında toplumun yarattığı farklılıklardır.

Toplumun, kadın ve erkeğe yüklediği bazı sıfat ve görevler, anne babaların çocuklarını bu beklentiler doğrultusunda yetiştirmesine neden olur. Bu beklentiler daha sonra okulda, sosyal yaşamda, iş kariyerinde de devam eder ve kişi biyolojik cinsiyetine yüklenen özellikler neler ise, onlara göre davranmak durumunda bırakılır veya öyle davranmaya çalışır.

Günümüz toplumsal cinsiyet algısı bakımından cinsiyet eşitsizliği de biyolojik değil daha çok sosyal olanın ayrımından kaynaklanmaktadır. Cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için insanlara, cinsiyetlerine bağlı olmaksızın tüm kapasitelerini farketmeleri ve kendi iradeleriyle yönlendirebilmeleri için eşit hakların sağlanması gerekmektedir. Ancak toplumsal cinsiyet varoldukça, cinsiyetler arasındaki eşitliğin sağlanması da imkansız hale gelmektedir.
Ekim 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

Eşcinsellik tedavi aracılığı ile caydırılabilen bir durum mudur?

Eşcinsellik caydırılabilen bir durum ya da bir hastalık değildir. Cinsel tercihler doğuştan getirilir, yani seçilemez ve değiştirilemez.
Ekim 2013

Simge Saraç bu yanıtı beğendi:

İnanmadığınız bir şey aklınızda kalır mı?

Bu sorunun yanitina dair "tamamlamadığımız işler" kavrami çağrışım yapti. Araştirmalar öyle gösteriyor ki, tamamladığımız işlerimize oranla, tamamlamadiklarimiz, bellegimizde daha çok yer tutup, zihnimizi daha çok yoruyor. İnanmadigimiz bir sey de, bir anlamda , zihnimizde tamamlayamadigimiz bir sürecin parçasi olarak yorumlanabilir. Bu açidan da daha çok aklimizda kalma ihtimali düşünülebilir.
Ekim 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

Kendini sürekli bir insana bağlamak, o olmadığı zamanlarda mutsuz olmak, bakışını, gülüşünü, öpüşünü kendi kendine sürekli hatırlayıp üzülmek. Sizce bunlar ne kadar normal? Nasıl geçer?

İhtiyaçlarımızın farkına varmak, o insanla birlikte olduğumuzda bu ihtiyaçları olabildiğince karşılamaya çalışmak ve birlikte olmadığımızda da bu ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz yeni ortamlar yaratarak o kişiden kolay ayrışabilmek mümkündür. Çünkü o kişi olmadığında mutsuzsak, ya birlikte olduğumuzda yeterli doyuma ulaşamıyoruz ya da ayrıştığımızda yaptığımız şeyler bize yeterince doyum vermiyor demektir. Özetle doyumu sağlayabilmek için ihtiyaçların farkına varıp, bunları nasıl giderebileceğimizin yollarını aramak gerekir.
Ekim 2013

Simge Saraç bu yanıtı beğendi:

Kendini sürekli bir insana bağlamak, o olmadığı zamanlarda mutsuz olmak, bakışını, gülüşünü, öpüşünü kendi kendine sürekli hatırlayıp üzülmek. Sizce bunlar ne kadar normal? Nasıl geçer?

Bunlar normal... Birine aşık olduğumuzda onunla iç içe geçmek yani hep yanında olmak, aynı şeyi düşünmek, fiziksel olarak yakınlaşmak, bakmak, aynı duyguları hissetmek isteriz... İç içe geçmek ilişkileri başlatmak ve sürdürmek için gereklidir ve sağlıklıdır... Bunu bir ritim dahilinde yaparız... Bir iç içe geçer bir ayrışırız... Bunu dans etmeye benzetebiliriz... İç içe geçince sevilmek, ilgilenilmek, eğlenmek, paylaşmak gibi ihtiyaçlarımız karşılanır... İhtiyaç karşılandığında ayrışır, hayatımızın diğer alanlarına yönelir ve oradaki ihtiyaçlarımızı takip ederiz... Sonra zamanı gelince gene iç içe geçeriz ve tekrar ayrışırız... Burada sorulduğu gibi hep iç içe kalmak istiyorsam anlamam gereken şeyler var demektir... Ya sağlıklı bir iç içe geçme yaşanamıyor yani ihtiyacım bu kişiyle türlü sebeplerden karşılanamıyordur; ya da benim ayrışınca gideceğim iş, aile, hobiler gibi yaşam alanlarım yeterli değildir...
İhtiyacımı karşılayan şekillerde iç içe geçebilmeyi öğrendiğimde ve kendi yaşamımda beni besleyecek farklı alanlar yaratabildiğimde bu denge kurulur ve kendime sürekli onun bakışını, gülüşünü, öpüşünü hatırlatmak ihtiyacı hissetmem...
Ekim 2013

Simge Saraç bir yanıt verdi.

İnsanın kendisini saplantı hali alacak şekilde kaygı içinde bulmasının altındaki psikolojik etkenler nelerdir?

Kaygıya neden olan hatalı inanış ve düşüncelerimizdir. Bu nedenle, kaygıyı azaltmak; durum/olay/kişiyi değiştirmeye çalışmakla değil, o durum/olay veya kişiyle ilgili bakış açımızı farketmek ve değiştirmeye çalışmakla mümkündür.
Ekim 2013

Simge SaraçMutluluk konu başlığını takip etmeye başladı.

Mutluluk

Mutlu olmak

Ekim 2013

Simge SaraçRüyalar konu başlığını takip etmeye başladı.

Rüyalar

Rüya, uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden biri olup, uykunun hızlı göz hareketi (REM) adlı evreleriyle yakından ilişkili bulunan,...

Ekim 2013

Simge Saraçİnsan İlişkileri konu başlığını takip etmeye başladı.

İnsan İlişkileri

bir insanın sizin hakkında ne düşündüğünüzü bilmek istiyosanız onu sinirlendirmez yetiyor ... ne yani bir insanın damarına basmadan bizim h...

Ekim 2013

Simge SaraçÖlüm konu başlığını takip etmeye başladı.

Ölüm

Ölüm, bir canlı varlığın (insan, hayvan, mantar, bitki ve mikroskobik canlının) hayati faaliyetlerinin kesin olarak sona ermesidir. Canlı va...

Ekim 2013

Simge Saraçİlişkiler konu başlığını takip etmeye başladı.

İlişkiler

ilişkiler artık tek düze..malesef.

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

İnsan Davranışları

3596 Kişi   955 Soru

Aldatılmak

42 Kişi   12 Soru

Depresyon

154 Kişi   36 Soru

Çocuk Ve Genç Psikolojisi

499 Kişi   79 Soru

Kişisellik

250 Kişi   26 Soru

Önyargı

207 Kişi   20 Soru

Aldatmak

71 Kişi   18 Soru

Fedakarlık

105 Kişi   1 Soru

Psikoloji

2686 Kişi   947 Soru

Müzik

2848 Kişi   472 Soru

Sinema

3098 Kişi   300 Soru

Siyaset (Türkiye)

1423 Kişi   470 Soru

Varoluş Hakkında

2774 Kişi   1061 Soru

Kitaplar

2909 Kişi   266 Soru

Kadın Erkek İlişkileri

2086 Kişi   586 Soru

Filmler

3192 Kişi   191 Soru

Aşk

1173 Kişi   292 Soru

Yaşam

1164 Kişi   390 Soru

İlişkiler

440 Kişi   52 Soru

Kadınlar

930 Kişi   356 Soru

Ölüm

523 Kişi   124 Soru

Sosyal Medya

1364 Kişi   212 Soru

İnsan İlişkileri

962 Kişi   127 Soru

Sağlık

1065 Kişi   1183 Soru

İnsanlar

424 Kişi   217 Soru

Mutluluk

286 Kişi   57 Soru

Rüyalar

309 Kişi   66 Soru