Bilmek istediğin her şeye ulaş

Murat Keskin, 

Araştırmacı

Kendi iç dünyamız da ki kalıpları kırmadıkça, dış dünyada ki kalıpları kıramayız. Kendimizi çözmek, kainatı çözmek olacaktı.

Eylül 2015

Murat KeskinAbu Muaz kişisini takip etmeye başladı

Abu Muaz, Kasap, @abumuaz

Eylül 2015

Murat Keskin  bu yazıyı beğendi:

Camiler geneleve dönüştürüldü

Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, CHP’nin tek parti diktatörlüğü dönemindeki, din düşmanlığını, saldırdığı camilerin akıbetini ve CHP’nin diNsiz, din düşmanı tavır ve söylemlerini tarihsel dayanaklarla açıkladı
Kanal A’da yayınlanan ve Sadık Yalsızuçanlar’ın sunduğu ‘Resmi Tarihten Gerçek Tarihe’ programının daimi konuğu, Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, CHP tek parti dönemine ilişkin bOmba açıklamalar yaptı.

CHP’nin felsefi olarak batıcı, işlevsel olarak din düşmanı tavırları olduğunu ifade eden Alpsoy şöyle konuştu:

Türkiye’nin sosyolojisi benim kanaatime göre 19. Yüzyılın ikinci yarısından başlayan bir süreç ve Cumhuriyetin ilanı ile olgunlaşmıştır. 1839 Tanzimat Fermanı ile beraber toplumsal karakteristik yapının oluşumu başladı. Bunlar batılılar ile yerlilerdi.
Abdülhamit Han’ın tahttan indirilmesi ile beraber batılılar zafer kazandı. CHP’nin diktatör ve iktidar partisi olarak kurulması, CHP felsefe ve ruh olarak aslında yerlilerin elinden 1909 senesinde almıştı, fakat bunun ismiyle, kurumsal olarak kurulması Aralık 1923 oldu. Bugüne kadar da geldi.
CHP, 1839’da başlayan yerliler ile batılılar arasındaki sürtüşmenin, batıcılar kanadının koç başıdır. CHP ile Türk halkı arasında sürekli yükselen ya da düşen karşılıklı gerilimler oldu.
“Camiler geneleve dönüştürüldü”
Yüzde 90’ı CHP’nin marifeti sayabileceğimiz 1927-1972 seneleri arasında 2 bin 815 tane cami, camilikten çıkarıldı. Bunlara ne yapıldı? Rum ve Yahudi azınlık tüccarlar ihalelere girerek aldılar ve yıktılar. Devlet tarafından el konulanlar oldu. Eski Foça’da camilerin içine keçi, koyun bağlandığının bizzat şahidiyim. İçkili gazino yapılan camiler oldu. Şehir Klubü adı altında kumarhane yapılan, umumi tuvalet yapılan camiler oldu, hapishaneye çevrilen camiler oldu. Çanakkale’de bir cami genelev yapıldı. Yani aklınıza gelebilecek ne kadar toplumsal pislik varsa, CHP yönetiminde camiler camilikten çıkarılarak bu pisliklerin her biri dağıtıldı.
“O caminin mihrabına tuvalet yerleştirdiler”
Divriği’deki cami cezaevine dönüştürülüyor. Cezaevi tuvaleti de basit bir petrol varili. Sanki başka yer yokmuş gibi özellikle caminin mihrabına yerleştirilmiş. Bu din düşmanlığıdır. CHP’ye o vermiş herkesi aynı çuvala koyup itham etmiyorum. Bu fiillerin icracısı olan, CHP’nin üst düzey militanları inşallah Allah’ın rahmetinden uzak olurlar, mezarlarında yatmasınlar.
Muş’ta Murat Paşa Cami, sağlam, taştan ve Osmanlı eseridir. 1930’lu yıllarda dinamitle hava uçuruluyor. CHP yönetimi, ateşlenmeden önce tellal dolaştırıyor, dinamitin infilak sesinden hamile kadınlar korkup çocuklarını düşürmesinler diye. Muşlular ağlayarak emniyet şeridinin arkasından seyrediliyorlar. Camiden çıkan taşlar, Kültür Mahallesi isminde yeni inşa edilen memur evlerinin kanalizasyon inşaatında kullanıyorlar. Bu şeytani ruhun ifadesidir. Bu yapılan muamelelere hayvanlık demem, hayvanlar böyle bir şey yapmazlar.
“Cami, CHP’nin ilçe başkanlığı yapıldı”
Sadece İstanbul’da kapatılan cami sayısı 90 tane. Cami ve mescitlerle 113 tane. Bu camilerden bir tanesi CHP’nin ilçe başkanlığı yapıldı. Afyon’da Paşa Cami yıkılıyor, yerine cinsel organları gözüken çıplak bir adam heykeli yapılıyor, güya Zafer Anıtı. Konya’da kapatılan cami, mescit sayısı 120. Rize merkezde 9 caminin hepsi kapatıldı, insanlar vakit namazlarını sahillerde kılıyorlardı.
“Dünyada ilk defa mabetsiz şehir yaptık”
Ankara’da Yenimahalle inşa ediliyor. Yenimahalle’yi CHP yönetimi şu argümanla iftihar ediyor, diyorlar ki; “Dünyada ilk defa mabetsiz şehir yaptık. ” Rahmetli Menderes iktidar olup, buna cevap teşkil etsin diye oraya cami yaptırdı. CHP başka mabet de yaptırmadı. Kilise de yoktu. Dinsizlik denilince Stalin gelir. CHP bunları geçti. Onların da yapamadığını yapmış, mabetsiz şehir inşa etmiş, 20 sene bunu gizlememiş ve bununla iftihar etmiştir.
CHP tam 18 sene bu memleketin minarelerinde ‘Allah’ kelimesini yasakladı. Bu CHP Allah düşmanı mı değil mi? Eğer değilse din düşmanlığı nasıl oluyor? CHP bizim Allah’ımızı, dinimizi yasak etti.
CHP’nin Türkçe ezan kararı
1932 senesinde, Fatih Camii’nin etrafı polis ve asker tarafından koruma altına alınıyor. Bunun üzerine halk başka alternatifler belirliyor. Bunlardan bir örnek anlatayım. Halk, imama önceden yırtık pırtık giysiler giydiriyor, eğer polis veya jandarma gelirse “Bu köyün delisidir” diyecekler.
Tam 900 sene tek başına dinine sahip çıkmış bir millete bu alçaklık reva mıydı? Bu Allahsızlık reva mıydı?
Bugüne kadar gördüğümüz iki büyük işgal vardır. Moğol işgali, milli olarak da CHP işgali. CHP işgalinin barbarlık seviyesi ancak Cengiz Han Moğol işgali ile, haçlı işgali ile karşılaştırılabilir. 27 sene bu memleketin dinine, imanına, ırzına el koydular.
“Sela okunmasını yasakladılar”
1942 senesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir bildiri yayınlattırıyorlar. Hasta ve yaşlı insanlara moral bozukluğu getiriyor diye ölülere sela okunmasını tamamen yasaklattı. 1950’ye kadar. Paralelciler, uğruna kapı kapı dolaşıp oy topladığınız partinin kapı kulusunuz.
1939 senesinde Türkiye’nin nüfusu 18 milyon. Ama CHP iktidarındaki Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan Diyanet’e mensup olarak resmi Kur’an-ı Kerim hocasına verilen belge 9 kişi. 2 milyon insana bir tane resmi hoca düşüyor. 1935 veya 1936 yılından 1950’ye kadar bir tane bile Kur’an-ı Kerim baskısı yapılmadı, meal de yapılmadı.
1933 senesinde her okulda İslami çeşitlilik sonlandırıldı. Hiçbir okulda hiçbir düzeyde din bilgisi yok. Tam 17 sene. Bu din düşmanlığı değil mi? “Biz din düşmanı değiliz sadece laiğiz” diyenler alenen Allah, din düşmanı!
Halk mı CHP mi dinsizdi?
1926-1940 seneleri arasında toplam 14 senede resmi Kur’an kurslarından diploma alan kişi sayısı 287 kişi. Bu seneler arasında Türkiye’nin nüfusu 14-19 milyon arasıdır. Burada ya devlet ya halk dinsiz. CHP dinsizdi.
İstanbullu Osman Bey Matbaası’nda bulunan Kur’an sayfaları bir Yahudi tüccara satılıyor. Bu sayfaları kese kağıdı haline getirerek kullanıyor. Bu durumu tespit eden Müslümanlar şikayet ediyor. Savcılığın kararı ise; “Hadise ceza mevzuatımıza göre ceza tehdidi altında değildir. Kanunun cezalandırılmadığı bir fiil hakkında takibat yapılmasına gerek görülmemiştir. ”
“Mehmet Akif’in oğlunu hapse attılar”
Mehmet Akif ‘in oğlu Emin 1930’lu yıllarda askerde tefsir dersi yaptığı için, askeri mahkemede yargılanıyor, hüküm giyiyor, cezaevinde yatıyor.
Mesela, 1930’lu yıllarda, Fransa’da devlet bursu ile master yapan bir grup Türk öğrencinin içlerinden biri kaza yapıyor, ölüyor. Cenaze nakli çok zor olacağı için, orada gömülüyor. Cenazenin nasıl defnedileceğini, nasıl yıkanacağını daha önce Osmanlı vatandaşı olan bir Ermeni papazdan öğreniyorlar. Ermeni papazı tarif ediyor, cenaze öyle gömülüyor. CHP gençliği… Bu nasıl zillettir, papazdan öğreniyorlar.
1949 senesi, CHP’li Başbakan Şemsettin Günaltay, Ankara İlahiyat Fakültesi’ni açtı. İfadesini nakleden Falih Rıfkı Atay’dır. Şöyle dedi: “Fakülteye fıkıh dersi koydurmadım. Çünkü fıkıh Kur’an’ın dünyevi ilişkilerini düzenleyen ayetleri üzerine kurulmuştur. Bu ayetlerin hepsi artık geçersizdir. ”

KANALAHABER. /ÖZEL İÇERİK
Eylül 2015

Murat Keskin  bu yazıyı beğendi:

Lozan’da Türkiye’yi Neden Yahudi Din Adamı Temsil Eder?

Bize yapay bir bağımsızlık mı verildi?
Kurtuluş Savaşında savaştığımız işgal kuvvetleri bu plan gereği mi savaşmadan geri çekildiler?
KİMDİR BU HAHAM HAYİM NAUM EFENDİ?
İngiliz murahhas (delegeler) heyeti reisi Lord Gürzon (ki O da Yahudidir), nihayet en mânidar sözünü söyledi. Dedi ki:
“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs (gönül) birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz. ”
Lozan’da Türk murahhas (delegeler) heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye’yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz(ödün) ve teminatı veriyor ve diyor ki:
“Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an’ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri (yâni İsmet’in beslediği) azmin, inkâr edilmez delilidir. ”
Harfi harfine iktibas ettiğimiz(alıntıladığımız)
bu sözlerle, Türk başmurahhasının (baş temsilcisinin), yâni İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat’î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz(ödün) diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.
Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat… Sonra Ankara gizli meclis toplantıları… Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları(toplantıları) ve karar: “Din öldürülecektir. ”
Lozan Konferansının ikinci sayfası: “….. Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip(haçlı birliği) kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir.(uzaktır) ”
Nihaî Vesika (son delil)
Lozan Muahedesinden(antlaşmasından) sonra, İngiltere Avam Kamarasında, “Türklerin istiklâlini(bağımsızlığını) niçin tanıdınız? ” diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevap:
“İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.
Yani Mustafa Kemal ve İsmet’in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır. ”
Artık bunun üzerine herşey apaçık anlaşılıyor, değil mi?
Gizli anlaşmanın entrikası
Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklâl (yapay bağımsızlık) işinde gizli anlaşmanın müessiri(tesir edeni), tek kelime ile, Yahudiliktir.
Buna memur-u müşahhas(kişisel memur) kimse de, şimdi (o zaman) Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları(özgürlük vermeleri) , buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur’ân’ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:
“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini(sınırlarını) kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum. ”
Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar(delegeler) heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet’i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.
Hayim Naum o sırada Ankara’ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut(sözü edilen) mevzuda Hayim Naum’dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.
İşte bu ehemmiyetli vesika(önemli delil), tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.
Büyük Doğu’nun yirmi dokuzuncu sayısında; Lozan’ın İçyüzü diye yazılan makaleden alınmıştır.Necip Fazıl Kısakürek imzalıdır.
***************
< < Ingiliz heyetinin başkanı Lord Gurzon Lozan’da Ismet Paşa’nın müşaviri sıfatına haiz bulunan [Istanbul Hahambaşısı] Hayim Naum efendiyi çağırarak daha onceki taahhütlere uygun olarak hilafet ilga edilmediği takdirde sulhun gerçekleşemeyecegini söylemiştir. Esasen bu mesele ile öteden beri meşgul bulunan Hayim Naum Efendi Ismet Paşa ile Lord Gurzon arasında bu mesele etrafındaki haberleri getirip götürmek suretiyle ciddi bir gayret sarfetmişti.
Heyetin başkanı Ismet Inönü tek başına ‘hilafeti kaldırma’ sözü verecek mevkide değildi. Hatta o günlerde TBMM’de hilafet lehine bir hava doğmuştu. Bizzat Mustafa Kemal Paşa hilafeti methediyordu. Mesela Lord Gurzon’un tam Lozan’i terk ettiği gün meşhur Balıkesir Hutbesini irad etmişti. Binaenaleyh Hayim Naum’a müspet bir cevap veremedi.
Ismet’le işi bitiremeyen Hahambaşı hemen atlayıp Türkiye’ye dönüyor. O esnada Izmir Iktisad Kongresinde bulunan Mustafa Kemal Paşa ile görüşüyor. > >
Kaynak; Lozan Zafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu cilt: 1 sayfa: 272-273
**********
< < Hatta iddiaya gore Hayim Naum’a bir de yazılı ‘taahhüt’ veriliyor. Ve akabinde ‘yorgun olduğu’ ileri sürülerek ordu terhis ediliyor. > >
Kaynak; Harp Hatıralarım
Ali Ihsan Sabis cilt: 5 sayfa: 358
**********
< < Ismet Paşa anlaşıldığına göre Lozan’da Ingilizlerle bir nev’i gizli arabuluculuk rolü oynayan Istanbul’un Hahambaşısı Hayim Naum Efendinin telkinleriyle hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye’de devamına müsaade edilmeyip derhal atılması lüzumu fikrini tamamiyle benimsemiş bulunuyordu. Peki ya dört-beş ay önceki hilafete bağlılık hatta hilafetin kuvvetlendirilmesi düşünce ve kanaati ve bu yoldaki kat’i ifadeler ve Islam alemine bunun duyurulması hususundaki telaş ve heyecan ne olmuştu? > >
KAYNAK; Hatıraları ve Söylemedikleri ile Rauf Orbay
Feridun Kandemir sayfa: 96-97
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

İnsan neden bilmek ister?

Çünkü zeka ile merak paralel ilerler. Bir maymun bir gergedandan daha meraklıdır. Bir yunus balığı bir hamsiden daha meraklıdır. Bir Einstein, Hülya Avşar dan daha meraklıdır.
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

İ.T.Ü. Makina Mühendisliği'ni hedefleyen çok zeki olmayan biri çok çalışarak iyi bir yerlere gelebilir mi?

"Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanların başarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız. "

- Albert Einstein
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Temizlik nereden gelir?

Eğer temizlik imandan gelseydi abdest almak için su kullanılmazdı. Burada kastedilen temizlik, manevi kirlerden arınmış olmak.
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Kaybetmeye gelemiyorum, hiç fark etmiyor önemsiz dahi olsa birileriyle yarış içindeysem kaybettiğim vakit sinirleniyorum. Bu durum olumlu veya olumsuz nelere yol açar? Örneğin; iş hayatı.

Başarılı ama mutsuz olursun. Benim karakterimde aynen anlattığın gibi. Elimi attığım her işte çok iyi olmazsam memnun olamam. Güneşi hedefleyen aya çıkar misali, her konuda kendimi geliştirmeme yardımcı oluyor bu durum. Fakat çok az tatmin oluyorum. Şuan laptopumun klavyesinde çukurluklar var; sinirlenip yumruklamaktan... Her yumruk hırs yüzünden atıldı.

Yine de bu durumdan şikayetçi değilim. Çalışmak için bana bir neden veriyor. Daima geçmem gereken kişiler var, aşmam gereken sınırlar var. Bir işi çok iyi yapmıyorsan ne önemin var ki? Yaptığın işte ses getirmiyorsan zaman kaybediyorsun demektir.

Sanılacağı gibi sinirli biri de değilimdir. Çevrem tarafından daima çok sevilirim ve hayatımda birkaç kere ancak kavga etmişimdir. İnsanlara hiç kızmam, kimseyi kırmamaya çok özen gösteririm. Sadece, bir işi düzgün beceremezsem, kendime çok kızarım.
Eylül 2015

Murat Keskin  bu yazıyı beğendi:

Atina’dan alınması gereken savaş tazminatını affetti. “Almıyoruz tazminatı, vazgeçtik” dedi

İzmir’i işgal ettiklerinde Yunan zulmü tavan yapmıştı bu topraklarda.

Kadınlarımıza, çocuklarımıza verdikleri zarar büyüktü. Ve dahası her
yeri yakıp yıktılar. Yunan bu topraklardan kovulduğunda ortaya çıkan
bilanço korkunçtu.

Öldürülen, tecavüze uğrayan sivillerin sayısı ağırdı.

Ve dahası tam 300 bin konut yerle bir edilmişti. Evet yıllarca “Yunan’ı denize döktük” diye kendimizi alkışladık.

Savaşı kazanmıştık onlara karşı…

Kazanan taraf masada karşısında oturana kaybettiren demekti.

Maalesef inanılmaz bir şekilde bunun tam tersi oldu. Lozan’da
Yunanistan’ın sivillere ve binalara verdiği korkunç zararı ödemesi
gerekiyordu. Ancak İsmet Paşa Atina’dan alınması gereken savaş
tazminatını affetti. “Almıyoruz tazminatı, vazgeçtik” dedi. Aynı İsmet Paşa, Osmanlı’nın tüm borçlarını Lozan’da ödemeyi kabul ediyordu.

Dünkü yazımda “Liderler doğru yolda giderse Devletler büyür
demiştim. Lozan’da masaya otura liderimiz İsmet İnönü’ydü. Yanında
danışman olarak haham Nayim Haum vardı. Lozan’da kalınan otelde asansör
kapısı önünde sabah horozlar öterken nöbet tutmaya başlıyordu Haum.

İsmet Paşa asansörden çıkınca hemen koluna giriyordu. Heyetteki diğer Türkler’e ve yabancılara “Güç bende” mesajı veriyordu.

Aynı Haum Osmanlı bankası kasasına, basılan Türk Parası’nın karşılığı
olarak bırakılan tonlarca altını İsviçre bankalarına kaçırmıştı. Kimse
sormadı o altınları. Zaten Lozan dönüşü Haum da yeni kurulan Türkiye’ye
dönmedi.

Gitti bu ülke topraklarından koparılan ve İngiliz sömürgesi haline gelen
Mısır’a yerleşti. İngilizler’e iki savaş gemisi siparişi verdik.

Kadınlarımızın peruk imalatçılarına saçlarını kazıyıp satarak parasını ödedikleri iki savaş gemisinin üzerine kondu Londra.

Kraliçe’nin sarayına, o saç telleriyle ödenen savaş gemisi paralarını da
soran olmadı bu ülkede. Lozan’da Musul’u alamadık kendi topraklarımıza.
İngiliz kafayı fena takmıştı oradaki petrollere.

Sultan Abdülhamid, ileride bu topraklardaki petrollere başkaları
konabilir diye Musul arazisini kendi adına üzerine alarak tapuda
kayıtlara geçmişti.

Savaşlarda kaybedilse bile devlete ait toprakları alabilirdin ama kişilere ait mülklere dokunamazdın.

Ancak ittihatçı kafalar sonrasında Musul topraklarını devletleştirerek
adeta İngilizlere savaş sonrası altın tepside sunulmasını sağladılar.

Filistin de aynı şekilde Sultan Abdülhamid’in kişisel mülkü altında
korumaya alınmıştı. Orası da aynı devletleştirme modeliyle elden gitti.

Bu ülke bunları hiç konuşmadı. Musul elden gidiyor diye Irak hükümeti
ile özel anlaşma yaptık. 25 yıl boyunca o topraklarda çıkan petrolün
yüzde onu bizim olacaktı.

Ancak İsmet İnönü’nün iktidar dönemine denk gelen o 25 yılda oradaki haklarımızı ne arayan oldu ne de soran.

Bir gram bile alamadık hakkımızı.

Lozan’da “Kıbrıs’taki Türkler adayı belli sürede terk etmezse İngiliz vatandaşı olur” maddesini kabul ettik. Bu madde nedeniyle binlerce Türk adadan kaçıp Türkiye’ye sığındı.

Kıbrıs’ta Türk nüfusu azaldı. O dönemde binlerce Rum da Atina’da açlık var diye bizim Ege sahillerine sığındı.

Onlara liderimiz İsmet Paşa gemiler sağlayarak Kıbrıs’a yerleşmelerine yardımcı oldu. Adada Rum nüfusunu bizim LİDER artırdı.

Burada buna benzer örnekleri yaz yaz bitmez. Türkiye yıllarca Lider
zaafiyetleri ile içerden vurularak hep kaybeden ve soyulan ülke oldu.
Eylül 2015

Murat Keskin  bu yazıyı beğendi:

Osmanlı’yı içinden sinsice yıkan topluluk; Sabetaycılar

Osmanlı cemiyetinde enteresan bir topluluk; Sabetaycılık ve Dönmeler

Sabetayizm (Yahudi Dönmeliği) Nedir?
Osmanlılar Müslüman olan herkese muhtedi (hidayete eren) dediği halde, bir gruptan bu isim esirgenmiş; bunlar avdetî (dönme) diye anılmıştır. Dönmeler, sayıca az olmakla beraber, pozisyonları itibariyle Osmanlı sosyal ve politik hayatında çok mühim bir yer işgal etmiş; uzun yıllar iktidarı ellerinde tutmaya muvaffak olmuştur.
Öteden beri Osmanlı ülkesinde hatırı sayılır bir Yahudi cemaati yaşamaktaydı. Osmanlı hükûmeti bunları bir millet olarak tanırdı. Haylisi 1492’de İspanyol zulmünden kaçan Yahudilerdi. Ladino denilen İbranice-İspanyolca karışımı bir lisan konuşurdu. Selânik, İzmir ve İstanbul bunların en çok yaşadıkları şehirler idi.
İslamiyet görünüşe itibar eder
1648 senesinde İzmir’de yaşayan Sabetay Sevi adında bir haham, mesihliğini iddia etti. Gerçi Yahudiler, kıyamete yakın insanlığı kurtarmak; zamanın hükümdarını tahttan indirip Yahudileri Kudüs’e toplayarak “Tanrı’nın Krallığı”nı kurmak üzere bir mesih beklerdi. Ancak Sabetay Sevi’ye inanan az oldu. Sevi çeşitli şehirlerde gezdi. Nihayet kıyametin başlangıcı saydığı 1666 yılında mesihliğini herkese ilan etti. Yahudi dualarında değişiklikler yaptı. İbadetlerde padişahın ismini kaldırıp kendi ismini koydu.
Bazıları onu Yahudilerin beklenen kurtarıcı kralı olduğuna inanmaya başladı. Dünyayı 38 krallığa ayırıp her birine sadık adamlarını tayin etti. Bunun üzerine İstanbul’daki hahambaşı kendisini hükümete şikayet etti. Sevi, Çanakkale’ye sürgün olundu. Faaliyetlerine devam edince Edirne’de padişah Sultan IV. Mehmed‘in huzuruna çıkarıldı. Öldürüleceğinden korkarak Müslüman olmuş göründü ve Mehmed ismini aldı.
Orada bulunan şeyhülislâm Vânî Mehmed Efendi “Adım gibi eminim ki bu adam Müslüman olmadı. Ama ne çare dinimiz görünüşe itibar eder” demekten kendisini alamadı. Müritleri de topluca Müslüman olduklarını ifşâ ettiler. İslâm dini, görünüşe itibar eder. Hazret-i Peygamber de münafık olduğunu bildiği kimselere bile bu sebeple ilişmemiştir. Kaldı ki içlerinden samimî Müslümanlar da olabilir.
Ancak Sevi, faaliyetten geri durmadı. Sabetayistlik denilen tarikatin 18 prensibini neşretti: “Allah birdir. Sabetay Sevi mesihtir. Yalan yere yemin edilmeyecektir. Allah’ın ve mesihin adı anıldığında hürmet edilecektir. Mesih’in sırrını anlamak için toplantılar yapılacak. Adam öldürülmeyecek. Zina edilmeyecek. Yahudi takviminin 9. Ayı Kislev’in 16. günü bayram yapılacak. Yalan şâhidlik edilmeyecek. Birbirlerine mürüvvet ve merhametli davranılacak. Her gün gizlice mezamir okunacak. Müslümanların âdetlerine ve zahiren ibâdetlerine uyulacak. Oruç tutulacak. Kurban kesilecek. Müslümanlarla evlenilmeyecek. Müslüman bayramlarına hürmet gösterilecektir…” Taraftarlarıyla gizlice âyin yaparken yakalanan Sevi, Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa tarafından sorgulanıp adamlarıyla beraber Arnavutluk’a sürüldü. 1675’te burada öldü. Mesele sürgünle çözüldüğü için hükûmet öldürme yoluna gitmemiştir. Çünkü Osmanlılar, düzeni tehdit etmedikçe kimsenin inancına karışmazdı.

Kilit noktalar

Sabetayistler, kendilerine ma’amînim (mü’minler), haberim (ortaklar), ba’ale milhamah (mücâhidler) gibi isimler verir. Tevrat’ın bâtınî tefsirini yapıp, Yahudilikteki birçok emir ve yasağı farklı yorumlayarak, İslâm dünyasındaki Bâtınîlere benzer bir yol tutmuşlardır. Sevi’nin Zohar (Işık) adlı Tevrat yorumunu okurlar. Sevi’nin ölümünden yüz sene sonra üç gruba ayrıldı. Yakub Qerido’yu sonraki mesih sayan Yakubîler, Osman Baruhya Ruso’nun, Sabetay Sevi’nin ruhunu taşıdığına inanan Karakaşlar; Sevi geleneğini sürdüren Kapanîler. Bunlar mesafeli yaşar. Birbirlerinden ve yabancılardan kız almaz. Mezarlıkları bile ayrıdır. Üsküdar Bülbülderesi ve Karacaahmed (8. Ada) Karakaş ve Kapancıların; Feriköy ise Yakubîlerindir. İttihatçıların maliye nazırı(bakanı) olup cumhuriyet devrinde asılan meşhur Cavid Bey Karakaşların reisi idi.
Yahudi cemaatinin de sapkın kabul edip dışladığı Sabetayistler, uzun yıllar Müslüman görünüp; evlerinde kendi inanç ve ibadetlerini yaşadılar. İçlerinden Bektaşî, Mevlevî, Melâmî şeyhleri, hatta şeyhülislâm (Hayatîzâde Emin Efendi-1748) çıktı. Selanik’in ekseriyeti Yahudi, bunların bir kısmı da Sabetayist idi. İzmir ve İstanbul’da da sayıları çoktu. Arnavutluk’a gidenler, zamanla Selânik’e yerleşti. Avrupa ile teması olan, birkaç ecnebi lisan bilen, entelektüel bir cemaat idi. Bu sıfatları ile Osmanlının modernleşmesinde mühim rol oynayıp kilit noktalara geldiler. Başka kilit noktalara da ister istemez bizzat tanıdıkları kendilerinden kimseleri getirdiler. Böylece 20. Asır başlarında Osmanlı ülkesinde fiilî Sabetayist iktidarı kurulmuş oldu. Sultan Hamid‘i tahttan indirenlerin çoğu bu gruptandı. Gazeteciler, filmciler, edebiyatçılar, politikacılar arasında çok Sabetayist vardı. Hüseyin Cahit Yalçın, Hasan Tahsin, Halide Edip Adıvar, Ahmed Emin Yalman, Namık Zeki Aral (Rahşan Ecevit’in babası), Halil Lütfi, Ahmed Salih Korur, Sıddık Sami Onar, Emre Gönensay, Abdi İpekçi, İsmail Cem, Dinç Bilgin, Halil Bezmen, Sabiha Sertel gibi. Sabetayist çocuklarının hem entelelektüel yetişmesi, hem de benliklerini unutmaması için Feyziyye Mektepleri, Şişli Terakki Lisesi gibi müesseseler kurdular. Burada çok sayıda Sabetayist genç yanında bazı Müslüman çocukları da tahsil gördü. Selanik Feyzi Sibyan mektebi müdürü ve din dersi muallimi Şemsi Efendi (Simon Sevi-Atatürk’ün hocasıdır ve Sabetaycı Hahamıdır), muvaffak bir maarifçi idi. İzmir eski belediye başkanı Osman Kibar, “Dönme misiniz? ” diye soranlara, “Evet, ama ben 360 derece döndüm” derdi.
Statüko ve Dönmeler
Sabetayistler giderek aralarındaki katı ayrılıkları kaldırdılar. İçlerinden samimî Müslüman olanlar yanında, ateistliğe kayanlar da oldu; klasik Sabetayist geleneğini sürdürenler de.. 1924 mübadelesi ile Yunanistan’dan Türkiye’ye göçüp yeni devirde de mühim bir mevki elde ettiler. Mebus, bakan, vali, müsteşar, profesörler çıktı. Yaşantıları laiklik anlayışına örnek teşkil etti. Sinema ve matbuat dünyasına hâkim oldular. Türkiye’nin ilk sinema şirketlerinden İpek Film, İpekçi ailesine aitti. Yahudilerle devamlı bir çekişme içinde yaşadılar. 1920’li yıllarda Karakaş Rüştü adında birinin cemaat hakkındaki ifşaatı hükümetçe men edildi. 1942’de çıkarılan Varlık Vergisi, D Grubu denilen Sabetayistlerden Müslümanların iki misli olarak tahsil edildi.
Zamanla statükoya sıkıca sarılıp, liberal ve demokrat hareketlere tavır alanların çoğunun Sabetayistlerden çıkması bazılarını şaşırttı. Sabetayistlerin, Türkiye’deki iktidarlarından, liberalizm, demokrasi ve insan hakları pahasına da olsa vazgeçmeyecekleri düşüncesine itti. Son zamanlarda Sabetayistler hakkında gayri ciddî bir neşriyat vardır. Türkiye’deki sayısının birkaç bin olduğu zannedilen Sabetayistlerin, azınlık psikolojisi altında bir nevi gizli faaliyet yürüttüğü doğru olsa bile, artık çoğunun bu işlerle alâkası kalmamıştır.
Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra EKİNCİ

——————————————————–
Sabetaycılık (Dönmeler)
Sabetaycılık, 17. Yüzyılda İzmir ve çevresinde ortaya çıkan Sabatay Sevi’nin kurucusu olduğu, onu mesih kabul eden mistisizme ve Kabbala’ya dayanan inanç.
Sabatay kolları ( Mezhepleri)
3’e Ayrılır
Karakaşlar,
Yakubiler,
Kapancılar ya da Kapaniler veya İzmirliler
Sevi’nin ölmesi/kayboluşu sonrasında Selanik’te yerleşen dini cemaat, çeşitli olaylar sonucunda farklı dini pratikleri benimseyen üç ana gruba/mezhebe/fraksiyona ayrıldı. Bu üç ayrı grup, mezhep taassubuyla, farklı yerlerde ibadet ediyor, kolay kolay kız alıp vermiyor ve hatta ölülerini bile aynı mezarlığa gömmüyorlar. Aralarındaki gizli rekabet ve husumet hala sürmektedir. Değişik adlar alan bu grupların nesl-i şerîf denilen en yüksek asil ailelere mensup birer reisi var. Bunlar, cemaat ihtiyarlarının reyleriyle seçilirler, ölünceye kadar bu mevkide kalırlar.
Sevi’nin kayınbiraderi olan Yakov Qerido’yu onun halifesi kabul eden Yakubiler, daha sonraları ortaya çıkan ve Mesihi ruha sahip olduğunu iddia eden Baruhya Ruso‘nun (Osman Baba, Osman Ağa, Osman Bevvap) hilafetine inanan karakaşlar ve sadece Sevi’ye inanan Kapancılardır.
Osman Baba Bektaşi tarikatında Dede’lik derecesine kadar yükselmiş olup, mezarı Bulgaristan’ın Khaskovo köyününün güney batısında (Google Earth: 41.8500 25.4667) bulunmaktadır.
Kapan’ın İbranicede İzmir’im anlamına geldiği söylenmektedir.
Kapancılar sakallarını, Yakubiler başlarını traş ederler. Fanatik Karakaşlar ise, sakallarını da saçlarını da traş etmezler.
Jacob Frank’ın 1726-1791 (Jacob Leibowicz) kurduğu Frankistlerde sabetaycı harekete olan benzerliklerinden dolayı not edilmelidir. Jakob Frank adındaki haham, 1759’da Polonya’lı Yahudilerin kitlesel vaftizini yaptırarak Hristiyanlığa döndürmüş. Bunların dış görünümü Hristiyan, gerçekte Yahudidirler. Frankistler,“günahın kurtarıcı gücü” olduğuna inanır. Bir vaazında, “Sizi gelmiş geçmiş tüm yasalardan, tüm töre, anane ve inançlardan kurtarmaya geldim, ” diyor.
Sabetaycı Olduğu Söylenen Kişiler
Sabetaycı olduğu söylenen kişiler bu bilgileri hiç bir zaman doğrulamamıştır. Türkiye’de Sabetaycı olduğunu söyleyerek resmi makamlara Musevi olmak üzere başvuran Ilgaz Zorlu 1969 adında tek bir kişi bulunmaktadır. Resmi rakam bu nedenle bir kişidir. Yayınlanan listerin güvenirliği her zaman sorgulanmıştır. Bu listeler soyadı benzerliği, kişinin memleketi veya ecdadının memleketi, gömülen mezarlıklar, kişinin çevresi ve arkadaşlıkları, gittiği okullar, evlilikleri, ortaya atılan isim kuralları onomastik gibi doğruluğu kolayca sorgulanabilecek ölçütlere göre hazırlanmaktadır.
* İsim kuralları teorisine göre Türkiye’de Sabetaycılar isimlerini belli kurallara göre seçmişlerdir:
* İbranice ile Türkçe arasındaki ses benzeşmelerini dikkate alarak
* Tevrat’ta geçen ismin Arapça ve Türkçe karşılığını alarak
* İbranice ve Türkçedeki aynı sessiz harflerden oluşan isimleri yakınsatarak
* Soyisimler, bir sonraki jenerasyonda isim olarak seçilerek
* Ladino ve Yiddish dilindeki Musevi isim ve soyisimlerin Türkçesi kullanılarak
* Tevrat’ta varolan isimlerin sonuna -zade, -gil, -han, -oğlu vb. ek getirerek
Sabetaycı Mezarlıkları
Sabetaycılar gerek ilk dönemde yoğun olarak yaşadıkları Selanik’te, gerek daha sonraları Türkiye’nin bastaİstanbul olmak üzere İzmir ve Bursagibi şehirlerine yerleştikten sonra ölülerini ayrı mezarlıklara defnetmeyi tercih etmişlerdir. Selanik’te mahalle olarak da diğer dinlere mensup insanlardan ayrı bir yerleşim düzeni kurmuşlardır. 1924 ahali mübadelesi gereği geldikleri Türkiye’de de belli merkezlere yoğun olarak ilgi göstermiş ve içe kapanık bütünlüklerini böylece korumaya çalışmışlardır. Ancak zamanla farklı mahalle ve şehirlere yerleşerek bir nevi fiziki asimilasyona uğramakla birlikte, cemaat yapılarını korudukları görülmektedir.
İstanbul’da, Karakaşlar cemaatinin mezarlığı,Üsküdar Bülbül Deresi’nde yer alıyor. Sabetaycılığı sürdürme konusunda diğer cemaatlerden daha aktif olduğu belirtilen bu cemaatin mezarlık konusunda da hassas davrandığı görülmektedir. Bülbül Deresi Mezarlığı’nda az sayıda da olsa bazı Kapancıların yer aldığı belirtiliyor.Yakubiler iseMaçka’daki mezarlığa ölülerini defnetmektedirler. Yakubiler’in yoğun olarak İzmir’de yaşadıkları belirtiliyor. Kapancılar cemaatinin ise Feriköy Mezarlığı‘nda satın almış oldukları ayrı bir bölüme ölülerini defnettikleri biliniyor. Sabataycıların mezar şekli ve taşlarının işlemesi tamamen farklı. Genellikle seramik üzerine çıkartma resim, bu mezar taşlarında yer alır. Yazıların üslubu da farklılık arz ediyor. Dikkat çeken nokta ise “Ey zair.. . ” diye başlaması. Araştırmacı Salim Meriç’e göre bu mezarlar şekil olarak da dönem dönem farklılık arz etse de, kendilerine özgü Yahudi sembolleri,Jakin & Boaz sembolleri, Kabalistik semboller, akasya çiçek işlemeleri ve Müslüman mezarlarından farklı geometrik şekil vermeler dikkat çekmektedir.
‘Sakladım söylemedim derdimi, gizli tuttum, uyuttum…’ İstanbul’un Üsküdar, Bülbül Deresi’nde dik bir yokuşun başında yer alan, büyükçe bir mezarlığın içindeki mezar taşlarından birinin üzerinde yazılı bu sözler… Üzerleri fotoğraflı, kıbleye göre yerleştirilmemiş, ziyaretçilerinden dua veya fatiha istemediklerini yazı ile belirten mezarlardan sadece biri. Belki de Tevrat’daki “Mesih, bülbüllerin en çok öttüğü yere gelecek. ” ibaresinden seçtiler burayı kendilerine kabristan olarak.(1)
Kabbala Nedir?
Kabbala Tevrat inmeden çok daha önceleri Yahudi ruhban sınıfının geliştirdiği bir öğretidir. Büyü ve şeytani güçlerle bağlantı sanatıdır.
Gelenek veya Ağızdan kulağa anlamına gelen Kabbala sır esasına dayalıdır.Masonik öğretinin temelini oluşturur.
10422


Şemsi Efendi (Şimon Zwi Kimdir?)

Şemsi Efendi, (d. 1852) – (ö. 1917, Eyüp, İstanbul)
Yahudi asıllı eğitimci. Asıl adı Şimon
Zwi’dir.
Kabri Sabetayların Mezarı Üsküdar Bülbül Deresi Mezarlığı’ndadır.(2)

Bülbülderesi Mezarlığı
Bülbülderesi İstanbul’da, Karakaşlar cemaatinin defnedildiği mezarlıktır. Selaniklilerin çoğunlukta olduğu bilinmektedir. Üsküdar’da Selmanı Pak Caddesi ile Selanikliler sokağı arasında yer almaktadır. Sabetaistlerin mezarlığı olarak da zikredilmektedir. Bülbül deresi mezarlığında az sayıda da olsa bazı Kapancıların yer aldığı belirtiliyor. Mezarlıkta yatanlar arasında Atatürk’ün ilk öğretmeni Şemsi Efendi de bulunmaktadır. Çok eski mezar taşlarının bulunduğu mezarlıkta, her mezar taşının üzerinde bir kıta bulunmakta, medfunların çerçevelenmiş fotoğrafları da mezar başında yer almaktadır. Bazı mezar taşlarında “Sakladım söylemedim; derdimi gizli tuttum, uyuttum” ibaresi bulunur.(3)

Dipnotlar;

1-)tr.wikipedia.org/wiki/sabetaycılık
2-) tr.wikipedia.org/wiki/şemsi_efendi
3-)tr.wikipedia.org/wiki/bülbülderesi_mezar. . .
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'nin kredi notunu ısrarla arttırmamalarının sebepleri ve bunun ekonomik kaybı nedir?

Türkiyenin kredi notu artarsa, merkez bankasi türkiyeye daha büyük bütce ayirmasi lazim. Yani türkiyenin daha cok para ile yatirim yapma imkani olur, fazla gelismis bir türkiye bati icin tehlike haline gerir. Onun icin bu böyle devam gider, ayni zamaninda ucak fabrikalarin kapandigi gibi cumhuruyetin kurulus yillarinda, türkiyenin gelismesi önlenir. Abdulhamithan zamaninda tramvay takir takir calisirken, cumhuriyet döneminde esek cekiyordu o tramvayi. Gericilik buna denir.
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Organ bağışının ülkemizde yetersiz olmasının nedeni ne olabilir?

Nedeni türk milletinin salak ve gerizekali olmamasi. Simdi bu yorum atan cok bilmislere soruyorum, ölü insanin organi alabilinir mi? Ben cevapliyim zaten kafadan aticaksiniz onun icin söyliyim tabikide hayir. Yani durum böyle ise canli insandan almak gerekiyor degil mi bu organlari? Üstelik sen bagis yapiyorsun ama sirtindan kac bin dollar para kazaniyorlar tabiki sen bunun farkinda degilsin. Kisacasi seni canliyken senin zaten ölecegine karar veriliyor, sanki gaybdan haber almis gibi, ve senin organlari dagitmaya basliyorlar. Bu sistem yüzünden kac kisi öldü siz biliyor musunuz, halbuki yasama sanzi oldugu halde. Onun icine uyanik olun böyle sacmaliklara kanmayin. Üstelik bunuda unutmayin arastirmalara göre, ölüm nedenlerinin en büyüyü yanlis yapilan tedaviler yüzündendir. Yani doktorlarin yüzünden. İsrailde bi ara doktorlar grev yapmisdi ve istatiklerde o sira ne belli oldu biliyor musunuz? İnsanlarin ölmesinin yüzde elli azalmasi. Yani batinin tedavisi heryerde ayni. Tavsiyem kimyasaldan uzak, dogal ürünlere yakin olun. Doktor diye herseye inanmayin, internet denen birsey var. okuyun uleeeen
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Organ bağışında bulundunuz mu? Organ bağışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Nedeni türk milletinin salak ve gerizekali olmamasi. Simdi bu yorum atan cok bilmislere soruyorum, ölü insanin organi alabilinir mi? Ben cevapliyim zaten kafadan aticaksiniz onun icin söyliyim tabikide hayir. Yani durum böyle ise canli insandan almak gerekiyor degil mi bu organlari? Üstelik sen bagis yapiyorsun ama sirtindan kac bin dollar para kazaniyorlar tabiki sen bunun farkinda degilsin. Kisacasi seni canliyken senin zaten ölecegine karar veriliyor, sanki gaybdan haber almis gibi, ve senin organlari dagitmaya basliyorlar. Bu sistem yüzünden kac kisi öldü siz biliyor musunuz, halbuki yasama sanzi oldugu halde. Onun icine uyanik olun böyle sacmaliklara kanmayin. Üstelik bunuda unutmayin arastirmalara göre, ölüm nedenlerinin en büyüyü yanlis yapilan tedaviler yüzündendir. Yani doktorlarin yüzünden. İsrailde bi ara doktorlar grev yapmisdi ve istatiklerde o sira ne belli oldu biliyor musunuz? İnsanlarin ölmesinin yüzde elli azalmasi. Yani batinin tedavisi heryerde ayni. Tavsiyem kimyasaldan uzak, dogal ürünlere yakin olun. Doktor diye herseye inanmayin, internet denen birsey var. okuyun uleeeen
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Satış danışmanları ne yapınca sinirleniyorsunuz? Sizce müşterilerle ilgileniyorlar mı yoksa amaçları sadece satış mı yapmak?

Robot gibi ögretilenleri tekrarlarsa, orjinal olmayi ögrenin yavru kurtlar
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Taksim'de güzel ve ucuz kıyafet satan yerler nerelerdir?

Dönercinin karsisindaki dükkanda
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Neden kadınlar kısa etek giyer?

Dikkat cekip özgüven kazamak icin. Bir kadin ona kimsenin bakmadigini fark ederse komplekselere girer ve buna karsi önlem almayi calisir ve etek giyer : D
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Yanığın acısını azaltmak için neler yapabilirim?

Saf aloevera jeli sürmen en faydalisidir
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Yüz'de çıkan sivilceler için önerebileceğiniz bir ilaç ya da krem var mı?

Yedigin ictigine dikkat etmen yeterli olur. Seker, sekerli icecekler, industriell tuz (alternatif deniz tuzu), rafine edilmis yaglar, margarin (alternatif tereyagi). bazi kisilerde asiri derecede sivilce cikma nedeni bagirsaklarin tam gelismis olmamasi, bunun nedenide kendini moderin, cagdas sanan kadinlarin cocuklarini emzirmemesi veya az bir süre emzirmesi. Bilimin ve islamin tavsiyesi 2 sene bir cocuga anne sütü verilmesi gerekir, aksi takdirde vücüt sindirimi, yenilen icilen seylerin icindeki zehirleri eritememesi, cilt üzerinden vücütdan atmaya calismasi neden ile sivilce cikar.
yani yüzündeki sivilce tek bir semptomdur, onu gidermen sorunu cözmez. Bentonit bu konuda sana yardimci olabilir. Daha cok bilgi icin gerekli sayfalar yolliyabilirim.
Eylül 2015

Murat Keskin bu yanıtı beğendi:

Suyun içerisinde kanser yapıcı maddelere rastlandığı ve bu durumun insan metabolizmasını bozduğu yönündeki araştırma sonuçları sizce gerçeği yansıtıyor mu?

Suyun icindeki uranyum bazi markalarda asirir derecede cok ve pilastik yüzünden bisfenol a maddeso suyun kalitesini düsürüyor.en cok zehirli maddeler nestle markali suyun icinde bulunuyor.
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Varoluş Hakkında

2775 Kişi   1061 Soru

Elektrikli Araçlar

133 Kişi   17 Soru

Buluş

27 Kişi   10 Soru

İcatlar

326 Kişi   42 Soru

Beyin Gücü

52 Kişi   18 Soru

Atom

24 Kişi   16 Soru

Evren

84 Kişi   60 Soru

Sıkça Sorulan Sorular

50 Kişi   20 Soru

Teknik Sorun

26 Kişi   2 Soru

Bilim

785 Kişi   280 Soru

Kuantum Fiziği

53 Kişi   13 Soru

Nükleer Enerji

26 Kişi   20 Soru

Yetenek

118 Kişi   26 Soru

Görelilik Teorisi

19 Kişi   6 Soru

İzafiyet Teorisi

15 Kişi   6 Soru

Kuantum

47 Kişi   9 Soru

Quantum Fiziği

29 Kişi   9 Soru

Quantum

102 Kişi   10 Soru

İslam (İslamiyet)

535 Kişi   261 Soru

Nikola Tesla

9 Kişi   4 Soru

Fi (Phi) Sayısı

20 Kişi   1 Soru

Feridun Düzağaç

2 Kişi   0 Soru

Düşünce Özgürlügü

33 Kişi   10 Soru