Bilmek istediğin her şeye ulaş

Aşk şehvetten doğan bir şey mi yoksa kişinin bizde oluşturduğu bir dürtü mü yoksa öğrenilmiş bir kavram mı?

Çok fazla soru sormuşsunuz fakat benim aklıma Aşkın Metafiziği'ni getirdiniz. Bu yüzden de bir alıntı yapmadan edemiyorum:

"Bunca tutku ve heyecanla peşinden koşulan şeyin ve bundan doğan dikkatli seçişin, seçen kimseyle değil, gerçek amaçla, yani ortaya çıkarılacak varlıkla; yani bu varlığın, türün en katışıksız ve doğru tipini edinmesiyle ilintisi vardır. Oysa seçen, bunların kendisiyle ilintisi olduğunu sanır. Binlerce fiziksel aksaklık ve manevi sapıklık yüzünden, insan yapısı ve biçimi çeşitli bozukluklara uğramıştır. Bununla birlikte, gerçek tip, bütün ayrıntılarıyla, her zaman yeniden ortaya konmakta ve yaratılmaktadır. Bu iş, cinsel içtepiyi her zaman yönelten ve tiksindirici bir ihtiyaç olmaktan kurtaran güzellik duygusunun kılavuzluğunda gerçekleşir. Bundan ötürü her erkek önce, en güzeli ötekilere kesin olarak tercih edecek ve tutkuyla arzulayacaktır. Yani, önce türün karakterlerinin en güzel biçimde kendisinde dile geldiği insanları tercih edecektir. Ama bundan sonra kendisinde bulunmayan yetkinlikleri öteki insanın güzelliği olarak görecek, hatta kendi kusurlarının karşıtı olan kusurları bile güzel bulacaktır. Ufak tefek erkeklerin iri kadınları; esmerlerin sarışınları sevmesi işte bundan ötürüdür. "
  • Paylaş
5

Ayhan Şimşek, Pek güzel bir analiz olmuş, nevrim döndü :)

Ece Naz Sonat, Çok güzel kitap. Yıllarca aşk nedir diye düşündük durduk, adam bulmuş söylemiş. :)

Ayhan Şimşek, Tam da kitap fuarı sonrası karşılaşmak böyle bir kitapla pek üzücü oldu olmasına ama alınıp kenara konulması da dinimiz amen oldu :)

Ece Naz Sonat, Şiddetle tavsiye edilesi. :)

İlyas Ağlar, harika bi tespit...

Aşk şehvetten doğan bir his değil kişinin sizde oluşturduğu bir dürtüdür. Aşkı öğrenemezsiniz aşk öğrenilmiş bir duygudan ziyade yürekte başlar beyne hücum eder aşkın yaşı yoktur aşk her yaşta aşktır ee sonra, aşk için ölmeli aşk o zaman ;) :)
  • Paylaş
Bana göre en kısa tanımı;

  • Yaşamım boyunca yapmak istediklerimi yapabileceğim insanı bulmaktır, Aşk.
  • Paylaş
2

Ece Naz Sonat, Kesin oyle. Guzel tanim :D

Ayhan Şimşek, Yok, kesin öyle değil Ece.
Çünkü Aşk'da kalıcılık da önemlidir.
Bunun için başka faktörler vardır. Aşk'dan değerli faktörler.
Vicdan vardır mesela. Kişilerin vicdan uyumları tezatsa biter.
Güven vardır mesela. Kişilerin güvenmek için sıraladıkları her neden kötü tecrübelerinden ibarettir. Ve güven, bazen çok basit bir cümle ile küllerinden doğar "korkma benden" gibi.
Ve Aşk. Bundan yukarıda bahsetmiştik.
Lakin tüm bunları görüp farkedebilmek için kişinin açık olması gerekmektedir Bence tabii.
Yani kişiye gerekli olan Umut duygusudur.
Kişi, bunlardan birinde bile kendini kandırmışsa yalandan başka bir şey yaşamayacaktır.
Tanım yeteri kadar anlaşılır olmuştur umarım.

Aşk içimizdeki eksiklik ve boşluklardan doğar. Aşık olunan kişide sanki senden bir şeyler varmış hissine kapılırsın. Evet aslında bir dürtüdür.
  • Paylaş
Hep yazdım ama aramadan soruyorsunuz ☺ Aşk beynimizin üremeye uygun bir eş bulduğumuzda ürettiği uyuşturucular sonucu gözümüzün kara olması, biraz salaklaşmamız, kendimizi sevgi böceği gibi hissetmemizdir. Beynin amacı üremek olduğundan tabii ki bir sevişme isteği getirir ama şehvetten doğmaz bilakis şehveti üretir.
  • Paylaş
Bence aşk kavramı ulaşılmayana verilen isim. Bir takım öğrenilmiş kavramda denilebilir. Ama çok sevmenin adı kesinlikle aşk olamaz eskilere göre adı 'Kara Sevda' ben de bunu daha uygun buluyorum.
  • Paylaş
Aşk tamamen kalpten çıkan ve ömür boyunca insanın başına bir kez geldiğini düşündüğüm bir şey o bir kez olandan sonraki gelenleri hoşlanma, sevgi duyma, vakit geçirme gibi şeylerle tanımlamak en doğrusudur.
  • Paylaş
Ben konuya biraz bilimsel yaklaşayım. Bana göre AŞK : Heyecanlı bir hayranlık duygusudur.
Hayranlık hissinin oluşması için , sizin yapamadıklarınız ve benimsediklerinizin karşı tarafta görmeniz şarttır. Heyecanın olması için ise sıradışı olması gerekir. Heyecanlı hayranlık odaklanmayıda beraberinde getirir. Sizin için dünya artık onun etrafında döner.
  • Paylaş
Şehvetten aşk değil, sex doğar. Cinsellik şehvete bağlıdır, anlıktır. Aşk karşılıksız sevgidir, ömürlüktür. İnsan illa bireye değil bir kavramada aşık olabilir. Meslek aşkı yok mu çoğumuzda. . .
  • Paylaş
2

Çiğdem Çelik, Çok ütopik bir yorum yapmışsınız. Realitede böyle değil biliyorsunuz.

Birkan Aydin, Aslında cevabı ütopik bulmuyorum. Şaman bey gibi bende, aşkın şehvet doğurabileceğini savunuyorum. Şehvetin aşk doğuracağını değil. Ayrıca Ray Kurzweil'in Bir Zihin Yaratmak adlı kitabından şu kısmı paylaşmak isterim. "Beynin diğer bölgelerine yaptıkları bağlantılar sebebiyle iğsi hücrelerin işlediği yüksek seviye duygular tüm algısal ve kavramsal bölgelerimizden etkileniyor. Bu hücrelerin rasyonel problem çözme gibi görevleri olmadığını belirtmek önemli, zaten bu sebeple müziğe ya da aşık olmaya ilişkin tepkilerimizde rasyonel kontrolümüz yok." Onun için aşkın karşılıksız sevgiden oluştuğunu düşünüyorum ki bazen bu aptalca boyutlara ulaşabiliyor.Yoksa kendisinden şiddet gördüğü halde hala partnerine aşık olmayı başarabilen kişileri açıklayamazdık.

Geçenlerde bi filmde duydum, bilimsel bir tespitten araklamaydı sanırım;

Organizmalar aşırı tehlikeli ortamlarda gelişmişlerse ölümsüz olacak şekilde gelişiyor, tam tersi rahat bir ortamdaysa ölümlü olarak zürriyetinin devamını çoğalma şeklinde modelleyerek geliştiriyormuş. Erkeği dişisi oluşuyor, eski bedeni yok edip yeni bir bedenle devamını sağlıyor.

İşte bu noktada matriks sistemin devamını garanti altına almaya karar vermiş, erkek ve dişi tembellik eder, üşenir, şimdi sok çıkar bir sürü iş diye başka yollara sapar mapar, sonra da özgürlük diye sahip de çıkar bu işlere, yok olurum diye, küçücük sinir uçları yerleştirmiş uçlarına. Bu sensörler sürtüştüğünde, beyine elektrik dalgaları yolluyor pek bi güzel oluyor.

Aynı işi Matriks 2 de zannedersem bir küçük pastaya kod yerleştirmek suretiyle, restaurantta masada o pastayı yiyen kızda da görmüştük, kıvranıyordu. Sinir uçlarını sürttürme aşamasına gelebilmek için de kimyasalları kullanmış, hani karıncalar haberleşmek için kullanırlar ya, onun gibi, troid bezi mesela bi kimyasal salgılar kalp atar, hzılanır yavaşlar. Bu hormon fazla gelirse kalbin yavaşlamadığı için bi türlü uyuyamazsın.

Bu hormonlar organizmada türlü tuhaf hallere yol açar, insan üzerinden gidersek çok kafa karışıklığı yaşanır, çok da tepki alabiliriz, o yüzden inekler üzerinden gidelim. Efenim inekler hormon salgılandığında dönemsel olarak, acayip huysuz olur, süsmeyen inek süser, tepmeyen inek teper, zaten süt vermezde, sağmak da cesaret ister.... Buna bizim inek ''boğasak'' oldu denir.

Aynı paralelde erkek aygırlar ise, ayıptır söylemesi, sallandırır, böğrüne böğrüne vurmaya başlar, o da hormonal kimyasalların etkisi altındadır.

Hele filler ki, kulaklarınız arkasından sıvı salgılar, yakaladı mı direk öldürür, asabidir direkman..

Neyse, boğasak olmuş ineği boğaya götürürsünüz, kapatırsınız bi gece, sabah melaike gibi alırsınız, mahsun bakışlı, iyi huylu, sevimli mi sevimli olmuştur..

Yeteri kadar dayanak oluşturduğumu düşünerek ve sabır sınırlarını daha da zorlamadan, işte çoğalmayı garanti altına alacak şekilde evrimleşen organizmalarımızın çok temel, çok doğal bir dayatmasından başlıyor herşey. Sinir uçları, hormonlar. Sonra organizma geliştikçe sosyalleştikçe bilince kavuştukça sosyal evrimleri başlıyor hikayenin. Ne kadar ütopik, karmaşık ve felsefik olursa olsun bu anlamdaki sosyal evrimleşme, işin özü hep aynıdır.

Aşk ve şehvet hormonal kimyasalların etkisiyle başlayan şeyler. Özü şehvet ama, daha saf hali. Aşk ise bunun, sosyal evrimimizde geldiği nokta. Hormonal etkiler altında, kişinin tüm dünyasının bir kişiye indirgenmiş hali, eroin bağımlılığı gibi sevgiliye ihtiyaç duyma hali... Güzeldir, yaşanmalıdır, mana nedir diye sorulursa bu çerçevede, belki de matrikte tek manalı şey budur.

Aşık olanlar evlenir, balayında şehvet yenir tüketilir, sonra haftada 2 kez olacak şekilde otomatiğe bağlanır. Aşk ve şehvet bittiğinde, hormonlardan bağımsız karşında boyasız bir insan kalır. Senin gibi sabahları ağzı kokan, kaşınan.... Eğer onunla hayat arkadaşı olmayı beceremezsen vay haline...ama doğa acımasızdır, hemen alternatif aramaya koyulur, hormonu bi dayar sana, 50 yaşında daracık kota sığdırırsın koca popoyu. .
  • Paylaş
Bu kişiden kişiye değişen bir kavramdır. Bence şehvet varsa aşktan söz edilemez. Aşk sizi tamamlayacak bir insana karşı oluşan bir duygudur. En güzel aşklar bedenden uzaklaştıkça yaşanır. Ruh ile ilgilidir aşk, bedenle değil.
  • Paylaş
Aşk, doğanın üreme fonksiyonunu sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için ortaya koyduğu bir sihirdir. Bu bağlamda sonradan öğrenilmiş bir kavram olduğunu düşünmüyorum.
  • Paylaş
Şehvet nedir?
Dürtü nedir?
Öğrenilmiş kavram nedir?
Öğrenilmemiş kavram nedir?
Sorunun içinde çok fazla soru var, bu tür sorular yanıttan çok sohbet ortamı yaratıyor. . .
  • Paylaş
Bu sorunun cevabı anlıktır.
O an ne hissediyorsanız aşk odur. Çünkü tarifini yapalım diye o kadar çok kurcaladık ki ; Tabiri caizse aşkın tarifinin içine ettik.

Bazen kızdık: aşk bir ... Oktur yemeyen yoktur dedik.

Bazen şehvetli bir dokunuşla kıskıvrak yakalandık ve dedik ki:
Aşık olmak; her gece sevdiğini rüyalarına taşımayı başarabilmektir.
Ama keşke bunu söylemeden evvel tenimizde dünden kalan ruj izini silmeyi akıl edebilseydik. O zaman daha romantik bir tarif yapmış olurduk.

bazen geçmişe özlem duyduk, başladık isyan bayrağını çekmeye. Ve dedik ki:
Aşk, artık çocuk saflığında yaşanmıyor.
Aşk, artık perdeler arkasında
Gizlediğimiz şehvetin çarkında bir dişli
Aşk, yalan oldu, kirlendi
Aşk, her an elden ele
Aşk, artık satılık
Dışarıda, orda, burda ...
Aşk, aşk olmaktan uzakta, çok uzakta.


Bazen mutluluktan uçtuk, ne diyeceğimizi bilemez hale geldik, divaneler gibi dedik ki:
Aşık olmak:
Daha çok unutmaktır
O'nun dışındaki bir çok şeyi unutmaktır.
Mesela;
Gülüşünü, hiçbir şeye değişememektir.

Sonra vazgeçtik ve dedik ki:
Aşk; duygusallık ister, demişler. Evet miş'li çekimli bir geçmiş zamanda bu doğruydu.
Ancak 21. Yy da aşk mantık ister. Çünkü insanlar duygularını mantık çarkının dişleri arasında paramparça ettiler.Hal böyle olunca; aşk geçici bir heves için ihanete uğradı.

Sonra açık açık itiraf ettik, hem de hiç utanmadan:
Şehvet aşkın mahremidir, bilirsin.
Ya da büyük ihtimalle sana anlatmışımdır. Soğuk, karanlık bir odaya sızan ay ışığı, ellerimizle, dudaklarımızla, bütün bir gece nefesin nefesimde, aşk'a sadakatsizlik ettiğimize, günah işlediğimize, şahit midir, yoksa değil midir?

sonra dini bir argümanla kutsamaya, kibarlaştırmaya, sınırlandırmaya çalıştık aşkı ve dedik ki:
fıtrat dışı aşk:
aşırı cinsel isteklerimizin, perde arkasındaki gölgesinin, yumuşatılmaya maruz kalmış son hali.
tavsiye:
mart kedileri ikinci sırayı kabullenmeye çalışıp, psikolog masrafından kurtulmaya çalışsınlar.

Sonra nihayet eli yüzü düzgün bir şeyler söyledik ve dedik ki:
Ve yakınlaşınca sevdalılar
aşkın, sevdanın ve belkide
şehvetin en koyusunu yaşayabilmeli
geçip giden zaman borçlu kalmalı
biriktirilen hasret, özlem, umut
yalnız kaldıkları soğuk odalarını
kendi soluklarıyla ısıttıkları ana
arzularının yatıştığı o ana şahit olmalı


saygılar

''' ... '''








  • Paylaş
Aşk şehvetten doğar.
Şehvetin olmadığı bir aşk nasıl doğar bilmiyorum.

Bir kadına bakarken çok nadirdir ki "bu nasıl estetik bir burun yada bu nasıl bir röfle ya Rabbim" diyeyim ve aşık olayım. Doğrudan libidoya etki eden bir ilk izlenim , modern ifade ile elektrik ceyran her neyse , onu tamamlayan bir ses tonu ve bakış. Fakat daha ilk kelimeyi söylemeden ilk nefesin ses tellerine çarpışından dahi önce dudakların zihnimde sağa sola çarpıştığı görüntüsü. İlk insandan bugüne kadar geçen zaman dilimi içinde hiç değişmediğine inandığım nokta ve bölgelere bakışın , odaklanmanın temel sebepleri..

Beyin kalp ve kasık üçgeni.. Bermuda Şeytan üçgeni.. Tüm üçgenler..

Aşkın iç açıları toplamı gibi.. 90 , 180 , 270 ama asla 360 değil.. ;)
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

260 Görüntülenme22 Takipçi16 Yanıt

Konu Başlıkları