Bilmek istediğin her şeye ulaş

Demokrasi işe yarayan bir yönetim biçimi mi?

Demokrasi elbette bir yönetim biçimi değildir. Mesele mevcut yönetimin ne kadar demokratik olduğudur. Demokrasi yönetimler için ulaşılması gereken bir hedeftir. Yönetimlerin demokratikliğini ise ülkelerin mevcut dinamikleri belirler. Örneğin; İngiltere'nin hala monarşi ile yönetilmesine rağmen dünyanın en demokratik ülkelerinden biri olması. Günümüzde "çağ dışı" bir yönetim biçimiyle yönetilmelerine rağmen ülkedeki dinamikler yönetim sistemini demokratikleştirir, ideal demokrasiye yakınlaştırır.

Bir ülkenin demokratik olmasının ölçütleri şunlardır:
  • Halkın yönetime katkısı
  • Güçler ayrılığı
  • İktidarın meşruluğu
  • ve kişisel hakları koruyan bir hukuk düzeninin varlığıdır.
  • Paylaş
Kaan Kara (@Simsiyah) ve Mozambik_prensi (@batuluca) nın saydıkları elbette demokrasi için elzem şeylerdir, kendilerinin yazdıklarını aşağıda okuyabilirsiniz.
Ancak temelde, antik dünyada ortaya çıkış şekliyle demokrasi halkın yönetime ortak olma biçimidir. Bu ortaklık nasıl olur, en başta kendi idarecilerini seçerek. Peki kim seçer bu idarecileri vatandaşlar. O zaman vatandaşın tanımına bakalım, özellikle demokrasinin ilk ortaya çıktığı antik dünyada vatandaşlık anlayışı, kadınlar, köleler ve belli bir yaşın üzerindeki insanları vatandaş saymamakta ve sadece belirli bir elit zümreyi kapsamaktadır. Yani bu elit zümre köleleri evde, çarşıda, pazarda çalışırken kendilerini de eğitim, öğretim, kültür, felsefe işlerine adarlardı (bu yüzden felsefe antik yunanda çok ileri seviyededir) . Dolayısıyla en azından oy kullanan kesim olarak vatandaşlar ileri derecede "eğitimliydiler".
Günümüzde de demokrasinin ana sorunu budur; eğitim. Zira bütün vatandaşları aynı ileri eğitime sahip olmayan bir ülkede demokrasi olamaz, çünkü bilinçli oy kullanacak kapasiteye sahip vatandaş yoktur. Bizim ülkemizin de sorunu budur işte. Seçmen cahil (eğitim anlamında) olduğundan nasıl oy vereceğini, hangi şartlarda neleri sağlayacak kişilere oy vereceğini bilemez. Dolayısıyla önüne gelen her makarna, kömür, patates teklifine de açık olur.


Aynı şekilde belli bir refahı tutturmamış, sürekli bugün üzerinden yaşayan bir toplumda da demokrasi olamaz. Çünkü onun bu durumu gene istismara açıktır. Dolayısıyla demokrasi bir hedeftir, başbakanın dediği gibi "araç" değildir. Gerçek demokrasinin olduğu ülkelerde halk belli bir refah seviyesine ulaşmıştır ve eğitim oranı yüksektir. Aksi durumda halka ne varirseniz demokrasi adına onu yer, tıpkı bizde olduğu gibi.

Atatürk bunu bildiği için (eğitim anlamında) cehaletin ve sefaletin en ileri seviyede olduğu cumhuriyetin kuruluşu yıllarında demokratik davranmamıştır. Çünkü onun hedefi zaten demokrasidir; eğitim seviyesini arttırmak (arap harflerinin kullanıldığı dönemde okuma yazma oranı %5 iken, latin harfleriyle bu cumhuriyetin ilk yıllarında %20'ye yükselmiştir) , refah düzeyini yükseltmeye çalışmak (cumhuriyet köyü projesi, iktisadi yatırımlar, milli tarım politikaları, daha sonra köy enstitüleri vs.) hep bunun için yapılan şeylerdir. Tabii daha sonraki iktidarlarca "demokrat" oldukları için bunlar devam ettirilmemiştir.

Tabii vatandaşların yönetime ortak olma şekilleri olan STK'ların, meslek odalarının vs.nin varlıklarının demokrasilerde zorunlu olduğunu da belirtmek gerek. Zira demokrat olduğunu savunan iktidar bugün onları da kapatmaktadır.


Kısaca demokrasi işe yarayan bir yönetim biçimidir, ancak bizim gibi cahil vatandaşların bulunduğu, düşük refah seviyelerinin yaşandığı bir ülkede demokrasi ancak bizi başka yerlere götüren bir "araç" olur o kadar. . .
  • Paylaş
1

Hakan Köse, Eğitim konusuna tamamen katılıyorum ve gerçekten de günümüzde demokrasi eğitimsiz bir toplumda nasıl kullanılıyor açıkça görebiliyoruz. Bence kilit sorun da eğitim meselesi, eğitimli bir toplumda demokrasi en doğru yöntemlerden biri ancak eğitimsiz bir toplum için ise kullanılmaya çok müsait bir araç haline geliyor maalesef..

Eliter ya da modernize edilmiş karma bir demokrasi şekli işe yarayabilir. Bildiğimiz üzere oylarını 300TL gibi fiyatlara hatta daha ucuzuna satan bir cahil kitle mevcut. Bunların eğitim seviyesi istatistiklerle sabit; Lise altı ve %52 gibi bir kısmı AKP'ye oy verirken %19 kadar bir kısmı da CHP'ye oy veriyor. Lise ve üstü eğitim almış kişilerde ise bu oran iki parti için de %33 civarında oluyor. Gelelim Aysun Kayacı kardeşimizin sözüne, kız bence çok haklı; tabii ki oyunu 300TL'ye satan sorumsuz cahille oyunu satmadan bilinçli bir şekilde kullanan seçmenin oyu aynı değerde olmamalı. Yine istatistiklere göre seçmenin %30'u lise ve üstü eğitime sahip. Diyelim ki lise ve üstü eğitime sahip seçmenin oylarını 3,3 katsayısıyla çarpıyoruz ve diğerlerini bir bırakıyoruz. Seçim barajı uygulamasını da kaldırıyoruz ya da bazı uygar Avrupa ülkelerindeki gibi %1-2 seviyesine indiriyoruz. Bakalım dağılım nasıl olurdu? Denge bu sefer 152 AKP, 119 CHP, 129 diğer partiler şeklinde olurdu ki bu da tek partinin meclisimizin %50'sini domine edip kalan %50'nin hiç fikrini almadan kafasına göre çıkarttığı yasalarla ülkeyi yönetmesini engellerdi.

Buradan yüzdeleri hesapladığımızda meclisimiz %38 AKP, %30 CHP ve %32 diğer partiler şeklinde yine iktidarın ağırlığı olacak şekilde ama daha dengeli dağılırdı. Bu durumda iktidar partisi meclisten bir yasa geçirmek istediğinde diğer partilerin vekillerini de ikna etmek zorunda kalır ve halkın daha büyük bir kesiminin temsili sağlanmış olurdu. Bunun yanı sıra demokraside daha önemli bir birey olma isteği de halkın okuma isteğini dürtüler ülkenin eğitim seviyesinin de artmasına katkıda bulunurdu. Daha geniş bir tabana yayılmış demokrasi halkın mutluluk seviyesini de arttırırdı.

Bence demokrasi kötü bir yönetim şekli değil sadece bazı zümrelerin çıkarlarına hizmet eder şekilde ayarlandığında kötü oluyor.
  • Paylaş
Demokrasinin de elbette kendi içinde problemleri vardır ama en iyi yönetim şekli demokrasidir. Demokrasinin bir toplumda oturabilmesi için o toplumdaki insanların özgür olması gerekir buradaki özgürlük köle olmamak manasındaki dar özgürlük kavramı ile bağdaşmaz. Örnek olarak geçim sıkıntısında olan bir insan özgür değildir. Vereceği kararları salt mantıkla veremez çünkü geçim derdindedir ve bu adamın oyunu sıkıntısını gidermeyi vaat ederek kolayca ondan alabilirsin. Demokrasi refah seviyesi yüksek toplumlarda bir anlam ifade eder.
  • Paylaş
Solsoledo (@Yersinios) Dediklerinize belli ölçüde katılıyorum özellikle eğitim konusunda fakat demokrasinin amacı zaten kapitalizme hizmet etmek değil midir? Yani burjuva devrimi sonrasında demokrasi ortaya çıkıyor. Dünya kapitalizminin işlemesi için demokrasilere ihtiyaç vardır. Liberalizm demokrasiden beslenir, demokrasi olmadan liberalizm düşünülemez. Bu da demektir ki birileri daha zengin olacak, belli şeylere ulaşma hakkı sadece onlarda olacak. Demokrasi de onları güvence altına alacak. Bunun dışında yoksul kalan ya da belli bir refah seviyesinde olmayan halkın eğitim seviyesinin de yükselmesi zor. Refah seviyesinin çok daha iyi olduğu ve insanların daha iyi eğitim aldıkları Avrupa ülkelerinde bile yeterli parası olmayan insan üniversiteye gidemez. Yani eğitim seviyesini yükseltebilmek için önce, en az üniversite düzeyinde eğitim herkesin hakkı olmalı. Demokrasinin olduğu sistemlerde de eğitim herkesin hakkı olabilir mi ki eğitim seviyesinin yükselmesi ile birlikte bilinçli oy kullanma ortaya çıksın. Demokrasi çoğunluğun iktidarının yanında azınlığın haklarının da korunmasıdır ya tanım olarak o azınlık hakları korunmamakla birlikte (o azınlık değil aslında marjinaller, farklı etnik kökenler, farklı kimlikler, öteki olarak nitelendirilenler ve benzer özellikleri taşıyanlarla geniş halk kitlesini oluşturuyor bir nevi çoğunluk oluyor) , iktidara sahip olan o çoğunluğun aslında sermaye sahibi azınlık olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple de demokrasinin herkese eşit haklar getiren bir sistem olmadığını sadece belli bir kesime hitap ettiğini, dolayısıyla da işe yarayan bir yöntem olmadığını düşünüyorum.
  • Paylaş
3

Solsoledo, Dedikleriniz doğru ancak Fransız devriminden sonra ortaya çıkan temsili demokrasidir, bense temelde onun antik dünyada uygulandığı şekliyle yani katılımcı demokrasi şeklinden yanayım. Katılımcı olmayan, sadece oy verip sonra da kendi köşesine çekilen bir halkın varlığı demokraside düşünülemez, bu durumda demokrasi de düşünülemez. Bugün halkın, vatandaşın apolitik hale getirilmesinin sebebi de budur; kendi demokratik haklarını savunabileceği sendikalara, odalara veya diğer STK'lara üye olmaktan korkmaktadır millet -tabii bizde bunların işleyişi de sorgulanabilir ama ideal olandan bahsediyorum ben-. Oysa bu kendini devlette temsil etmenin bir şeklidir; yoksa hepimizin dediği gibi "meclisdeki bu milletvekili beni temsil edemez" gibi bir cümle kurmaya da hakkımız yoktur. O da oyların çoğunluğunu aldığını söyleyerek istediğini yapar o zaman. Aynı nedenle bugün kapitalizm de demokrasiyi bir araç gibi kullanmaktadır. Çünkü öncelikle seçimin yapılış şeklini ve oyların sayım şeklini kapitalizm belirlemektedir. Demokrasinin ortaya çıktığı antik dönemlere bakarsak, ilk olarak şehir-devletlerde doğduğunu görürüz ki onlarda da oy kullanan vatandaş sayısı bugünkü bir mahalleye bile denk gelmez belki. O zamanlarda "vatandaş" agoraya toplanarak seramik parçaları -oy pusulası- üzerine seçtiği adayın adını yazar ve büyük pitoslara (küplere)-seçim sandığı- atarlardı ve oylar herkesin önünde tek tek sayılırlardı. Dolayısıyla nüfus çoğaldıkça ve kapitalizm de devreye girdikçe demokrasi de amaç olmaktan çıkıp araç olmaya başladı. Bunu önlemenin tek yolu ise STK'lara, odalara, sendikalara veya başka ne gibi benzer kurum ve kuruluş olacaksa onlara önem vermektir; mesela öncelikle her meslek grubunun bir meslek odası olması gerekir (bence).
Diğer taraftan demokrasi dediğimiz şey antik dönemde eşitlik kavramıyla da aynıydı. Her vatandaş bir diğeriyle eşit olduğu için, evlerinin bile aynı hedeflere aynı uzaklıkta olması sağlanıyordu. Bu nedenle Hippodamik sistem denen ve temeli eşitlik olan şehir planı ortaya çıkmıştı. Bu planda herkes eşit olduğu için evlerin planları bile tekti -bugünkü kooperatif evleri gibi-, parsel ölçüleri aynıydı vs. aslında toplumsal anlamda bir sosyalizm vardı dersek doğrudur ancak bu sosyalizmde halkın mümkün mertebe -demokratik bir şekilde, yani demos/kratos olarak- yönetime ortak olması da söz konusuydu.
(Tabii buradan sosyal demokrasi gibi, gerçekten de tamamen kapitalizm ürünü olan sosyalizmden bozma ideoloji olmayan ideoloji çıkarımı yapmamak gerekir. Antik dönemdeki daha farklı bir şeydi, şehir plancılığı bile bunun göstergesidir).
Tabii burada bahsettiğimiz eşitlik öncelikle günümüzde eğitim ve sağlık alanında uygulanmalıdır. Yoksa eğitimli bir toplum yaratılamaz...
Hakan Köse, ( @hakank )

(farkında olmadan bir makale yazdım galiba :) )

Solsoledo, Burada hemen "Devrim yapılmaz, olunur." sözünü belirtmek istiyorum Ursula K. LeGuin'in... Şu an olduğumuz şeyin/yerin gelcekteki bir devrimin parçası olup olmadığını bilemeyiz şimdi.

Evrim Solak, Önce evrim sonra devrim mi olur yoksa direk mi devrim olur bilmiyorum ama halklar yeterince bilinçlendiğinde devrim olur diye düşünüyorum. Evrilerek olacaksa da, katılımcı demokrasi bunun bir evresi olabilir :)

Soruya bakılırsa hala bu sitede bile çözemedik meseleyi:)

Halk kendini yönetecek olanı seçerse, yönetim babadan oğula, bir zümreden öbür zümreye belirli kalıplar içinde geçmezse, buna Cumhuriyet denir. Yani halkın seçimi.

Halk bir defalığına demokratik hak kullanır ve kendini yönetecek olanı seçerse, Cumhuriyet olur ama, ondan sonra seçtiği Cumhurun Başı (Halkın Başı) tek başına yönetirse, demokrasi yani, yönetimin demokratik olması mevzusu biter, sadece yönetimin ilk seçimi demokratik usüllerle yapılmış olur. Demokrasinin sadece bir kere uygulandığı bir daha da uygulanmadığı Demokratik Olmayan Bir Cumhuriyet ortaya çıkmış olur.

Cumhuriyetin nasıl uygulanacağı da demokrasi ile tayin edilirse, bu durumda demokratik bir cumhuriyetten söz edilir, onun da kusursuz olması beklenemez, ama ideale yakınlaşması arzu edilir.

Demokrasi her şey mi, hep demokrasiyi övdük, tabi ki hayır. İşte ilk başta tarif edilen Cumhuriyet kalıbı aslında bağlayıcılığı ile sistemi kaim kılar, garantördür, kurucu meclisin yazılı metni olan anayasa ile sistem korunur.

Sistemi kim koruyacak, yazılı metne göre atanmışlar, ee atanmışlar seçilmişleri denetleyecek mi yani, bu tabloya göre evet. Şayet bu atanmışları işlerine yorum gelmediği için seçilmişler tekrar atarsa, ve bu atanmışlar işlerini farklı yorumlarla yapmamaya başlarlarsa, o zaman işte seçilmişlerin denetimi baskı altına alınmış demektir.

Nasıl anlamak lazım meseleyi, o Cumhuriyeti koruyup yazılı metne göre hareket eden şu an atanmış olarak gördüğümüz kişi, aslında sistem daha ilk başta tasarlanırken, ilk kurucu mecliste anayasayı yazan, ''İlk seçilmişlerin'' günümüzdeki temsilcisi..sistemi kaim kılmaya çalışan bir görevli..

Neden, şayet cumhuriyet, yazılı bir kurucu meclis anayasası ile kendini demokrasiye karşı korumaya almazsa, o zaman o ülkede demokrasi ile cumhuriyet dolayısıyla demokrasi de yıkılabilir.

Aristo mantığıyla bunu doğru bile bulabilirsiniz, nasıl mesela, ülkede 100 milyon insan yaşıyor, bir gün seçim yapılır, denir ki, tekrar padişahlık olsun, aynı zamanda halife de olsun, ona paralel ya da bağlı, ya da onu denetleyici bir meclis olsun, mu?, oylama sonucu %51, olsun o zaman, demokrasi sonucuna herkes saygı duysun. olur. Kalan %49 ne olacak? Saygı duyacak :)

Yüzyıllardır tartışılıp duran mevzular, eski yunandan beri, günümüz uygulamaları ile ise, işte 1-2 yüzyıldır.

Velhasıl demokrasinin de cumhuriyet kanunlarınca belli ilkeler çerçevesinde sınırlanması gibi bir gereklilik var. Bunlar genelde evrensel manada kabul görmüş, insan hakları, sosyal haklar perspektifiyle ortaya çıkıyor. %5 lik bir farklı dine mensup kesim, istediği gibi ibadet edip, ayrımcılık yapılmayacak mesela. Yönetim devletin işleyişinde çoğunluk dinine göre uygulama geliştirirken, o azınlığı da ihmal etmeyecek gibi.

Her şey yoruma açık, her şeyin istisnası var, birçok farklı dünya görüşü, aynı dünya görüşüne sahip olanlar arasında bile farklılıklar var.

Yani iki kavram birbirinden ayrı düşünülemez, biri olmadan diğeri olmaz. Demokrasi işe yaramak zorunda, alternatifsiz, işe yaramadığı konusu sivri söylemlerde tarz hadisesi, dikkat çekmek için uçları kullanma yöntemi, milyonlarca insan barış içinde bi şekilde yaşıyor gezip dolanıyor, bu az bir şey mi?
---------------------------------------------------------------------
Gezi Park olaylarına objektif bakalım, bakmaya çalışalım.

Öncelikle;

Ülkemizde;

-Bir provakatör grup var, evet, ne zaman bir gösteri miting olsa, gösterinin ya da mitingin ne olduğunun zerre kadar önemi yok onlar için, yanı başındaki hazır pankartını alarak, geç kalma endişesi ile zor yetişen hazır potansiyel. Marjinal azınlık, haa bunların hakları bile ayrı bir tartışma konusu o ayrı,

-Son 10 yılda hükümetin kendisine bir zamanlar yapılan haksızlıklara karşı, başlattığı karşı hareket çerçevesinde canı yanan kesim. Ki bu karşı harekette kendisine yapılanlar dayanak gösterilerek, ölçüde kantarın topuzunu kaçırmakta beis görülmemesi hadisesi birçok çevrelerde açık açık intikam alma olarak nitelendiriliyor. Bunlar ve bunların zamanında yaptıkları yanlıştı ama artık bunlara yapılanların da farkı kalmadı, bu da yanlıştır diyen bir kesim.

-Ülkeye şeriat getireceğiz diyen eski bir aşırı sağ partiden ayrılarak, daha merkeze kaydıkları iddiasıyla yeni bir parti kuran iktidara karşı, sürekli itidalli ve şüpheli olan ve her attığı adımı takip eden ve huylanan sol kesim. (Bir kısmı yukarıdaki grubun içinde bir kısmı değil.)

Dünyada;

- Yeni dünya düzeninin yarattığı, pek siyasetten haz etmeyen, hatta bir kısmının şu an ki partileri bile sayamayacağı, daha çok özgürlük peşinde, her şeyini internetten paylaşan, istediği yerde zamanda içmek ya da düzüşmek isteyen, hiç bir toplumsal kuralı o kadar da takmayan, sansürü kabul etmeyen hatta kısa sürede örgütlenip sansür yapan yayın kuruluşuna baskı yapabilen, çok kısa süre içinde zaten var olan basının alternatiflerini kurup onları yok edecek olan, 10-15 siyasi ve maddi kaygılarla kurulmuş sözüm ona basının yerine milyonlarca görüşün somutlaştırılabildiği saniyeler içinde hareket eden bir basın talep eden,

bütün dünyada ortak özellikler sergileyen aslında bütün devlet, ekonomi, finans ve yönetim modellerini çağ dışı bulan, şu an devletler bazında yerel olan ancak yakın zamanda bütün dünyaya yayılacak olan yeni bir özgürlük dalgası hareketi,

ki bu yerel hareketler, tam anlamıyla ABD ye ulaştığında, bütün sistemin merkezine ulaşmış olacak ve bir devrim başlatacak, devrim ekonomik bir kaos yaratacak, matbaada basılan doların aslında bir kağıt parçası, yer altından çıkartılan altının kömür gibi bir maden olduğu, borçlu doğulamayacağı, doğuştan miras yoluyla zengin olunamayacağı, piyasa değeri diye bir kavram olamayacağı,

Seçimlerde meydanlarda yaşananları artık komik bulan, bütün savaşlardan nefret eden, hiç bir kutsal adına savaşıp ölmek ve öldürmek istemeyen,

Sözün özü, anti-ulusallığın, globalizmin, dijital dünya bütünleşmesinin yarattığı yeni nesil, temsili demokrasi değil, doğrudan demokrasi istiyor. Bu yeni nesil o kadar hızlı ve bağımsız ki, hiçbir siyasal hareketin parçası değil, hiç bir siyasi görüşü takmıyor, o kadar ki hareket olup bittiğinde varolan siyasi oluşumlar kalıplar ne olup bittiğini anlamakta zorlanıyor.

Eski soğuk savaş döneminden kalma şüphelerle istihbarat ya da derin devlet izi arıyor. Faiz lobisi desteğini izini sürüyor. Bu destekler varsa bile, bu hareketin özü alında bunlara da taban tabana zıt bir öz.

Bu yeni nesil kendi bireysel hayatını dokunulmaz kılmak ve kendine dair bütün uygulamalara müdahil olmak istiyor.

Yani ilk Gezi Parkı olayları sonrası yapılan orantısız ve haksız müdahale bir anda öyle bir ortam sağladı ki, bir şeylere karşı olan herkes çıktı, içindekileri kustu.

Sonrasında ise yaşananlar, yukarıda sayılan kendisine bu büyük harekette destek geldiğini zanneden, bir anda bu büyük ortak harekette umutlanan, marjinal ya da azınlık gruplarının provakatif, marjinal eylemleridir, ve yaptıkları bu büyük hareketi küsümsemekte, lekelemekte kullanılmaktadır.

bu konuda güzel şeyler okumak için;

Elliotisyen Tuncer Şengöz hocanın yazıları;
blog.sosyonomi.com/?p=4693
blog.sosyonomi.com/?p=4701blog.sosyonomi.com/?p=4722
  • Paylaş
1

Ahmet Avcı, Ben mi yazmışım la bu yazıyı.

Demokrasi elbette işe yarayan bir yönetim biçimidir ama en doğru yönetim biçimi değildir. "Demokrasi, iki kurt ve bir kuzunun yemekte ne yiyeceklerini oylamasıdır. Özgürlük ise, kuzunun bu oylamaya karşı çıkmasıdır." şeklinde meşhur bir söz vardır hatta.
  • Paylaş
İşe yaramaktan kasıt ülkenin gelişmesiyse, ülke gelişmesini çok daha hızlı sağlayacak sistemler vardır. Fakat bu sistemler risk barındırır. Örneğin monarşik düzenlerde hızlı ilerlemek de hızlı gerilemek de çok olasıdır. Bir liderden diğerine çok derin farklar oluşabilir.

İşe yaramaktan kasıt ülkenin gelişmişlik düzeyini korumaksa, cevap "evet" olacaktır. Demokrasi diğer yönetim biçimlerine göre en az risk barındıran sistemdir. Yani demokrasi ile ilerlemek veya gerilemek diğerlerine göre çok daha yavaş olur. Demokrasi genel olarak gücün odaklanmasını ve belli sınırların dışına taşmasını engeller. Bu da iktidarın el değiştirmesinden dolayı ortaya çıkacak farklılığın azalmasına sebep olur.
  • Paylaş
Demokrasi deyince günümüzde akla ilk gelen maalesef devlet demokrasisi oluyor. Öyle ki, sanki demokrasi bir devlet yönetim biçimiymiş gibi algılanıyor. Bir toplumsal yönetim biçimi olduğu doğrudur. Ama devletin bir biçimi olduğu iddiası devletçi iktidar güçlerinin çarpıtmasıdır.
  • Paylaş
Demokrasi hakkında uzmanlığı olan abilerim zaten konuyu özetlemiş. Bir cümle ile de ben kendi yorumumu katmak istiyorum.
"Demokrasi güzel bir şey fakat çok zaman alıyor."
  • Paylaş
Eğer tam anlamıyla demokrasiyse kelime anlamına yönetimine uygunsa elbette işe yarar fakat bizde mümkün görünmüyor
  • Paylaş
3

Hakan, Anlatılan veya öğretilen haliyle harika birşey gibi dursada, pratikleri ve geldiğimiz nokta itibariyle kapitalizmin feodal kafayla el ele verip kıçından uydurduğu diğer bir sömürü düzendir demokrasi. Sana aynen katılıyorum.

Hakan, Fakir ve mağdur edebiyatı ile iktidar işte demokrasi budur :-):-) fakır mağdır :-):-):-) böyle demokrasiye üstat :-)

Şenol Deniz Ikizer, haha sanırım çekemeyenler var göz göre göre gerçeği kabul etmiyorlar ilginç.

Demokrat olduğunu söyleyen yönetim şekilleri ne kadar çok olursa olsun, Demokrasi ile yöneten ülke neredeyse hiç yoktur. O yüzden "gerçek anlamda" Demokrasi ile yönetim biçiminin işe yarayıp yaramadığını, biz hiç öğrenemeyeceğiz diye düşünüyorum.
Diğer yandan Demokrasi'nin sözcük anlamına bakıp, bu şekilde bir yönetimin işe yarayıp yaramayacağı konusunda bir fikir yürütmeye çalışırsak. ; Hayat gerçekten bayram olurdu.
  • Paylaş
Demokrasi işe yarar ama evrensel temel kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalırsanız. Temel kurallarından başka, o ülkeye, topluma özgü farklı düzenlemeleri olabilir, bunlar ayrı.
Ama demokrasi, salt siyasi, devlet yönetimiyle ilgili bir mesele görüldüğü sürece, toplumun yönetiminde hiçbir işe yaramaz.
Demokrasi evde başlar, ailede başlar. Sokakta, okulda, iş hayatında devam eder.
Ben ülkemizde demokrasinin güdük olduğuna inanıyorum.
Aile içindeki, okuldaki, iş hayatındaki ilişkilerimizde demokrat değiliz. Eleştiremiyoruz, eleştirilmeye tahammül edemiyoruz, sorunları diyalog ve eğitimle değil; bağırarak, vurarak çözmeye çalışıyoruz, davranışlarımızla sözlerimiz birbirlerini tutmuyor vs.
  • Paylaş
Misyonu ve vizyonu kaymıs yonetom bicimi. Elbetteki ise yariyor bastakiler neden koltuklarindan inmiyor saniyorsunuz.
  • Paylaş
Demokrasi azınlıkların iktidarı ele geçirmesinde en başarılı sistemdir... Demokrasinin işe yaramayan bir yönetim biçimi olduğu demokrasi getirilen ülkelerin pür melali ile tescillidir... Demokrasi azınlıkların bütünlüğü sağlayan yasaları yok etme aracıdır... Daha geniş anlamı ile demokrasi tanımı yapmakla ne tür bir idare anlayışı olduğu açığa çıksın... Demokrasi ; iktisadi ve sanayi kalkınmasını tamamlamış tedarikçi ülkelerin... Tamamlamamış yada gelişmekte olan satın almacı ülkeleri rahatça sömürebilmeleri amacıyla uluslararası hukuk literatüründe ortaya attıkları kokusunu tatmayanlara çok güzel kokan güldür... ...
  • Paylaş
1

Hakan, Katılırmısınız bilmem ama, demokrasi tarifi muhteşem tadı berbat bir yemek gibidir.

Çoğunluğun diktatörlüğü. Cevap: hayır.
  • Paylaş
Ne işine ama . Çoğunluk içinde yer alıp kendi diktatörünüzü seçebilirsiniz mesela. Yada muhalefette kaldığınızda beş yıl sonra abdurrahman çelebi olmayı ummanıza da yarayabilir . Başka işe de yarar. Hele meclise kapağı attınız mı sülalenizin işine yarar .
  • Paylaş
1

Emre Gül, Demokrasi. Kimseye yarari olmayan. En iyisi dedigimiz bile devleti somuren. Cogunlugun bile hayal ettigi olmayan ama en Yakin olan bir sistem. Sonuc olarak ne ise yarar degilde enaz zarar verenin secilme ihtali yuksek bir sistem. Tabiki aday degilsen hic bir ise yaramaz.

Yorum yapmak zor keza doğrudanı var dolaylısı var; dahası hepimizin aynı demokrasiden bahsettiğimize dair de şüphelerim var...

zaman.com.tr/yorum_demokrasi-batida-bask...
  • Paylaş
Demokrasiyi savunmak lazım bu yüzyılda, çünkü elimizdeki sistemler içerisinde halkın yönetime katılmasını sağlayan bir anlayış, savunmak derken tabii ki kitaplarda yazan tarifi kast ediyorum, şu anda kapitalizmin ve liboşlarin demokrasi diye toplumda gösterdiği biçimi kast etmiyorum. Ben tüm dünya da özellikle bizim gibi demokrasisi sık sık kesintiye uğrayan coğrafyalarda seçim sonuçlarının doğruluğuna güvenmiyorum. O sandıklardan çıkan oyların YSK ya elektronik ortamda doğru olarak gittiğinden ciddi şüphelerim var, günün birinde fiziki kıyas yapılır da seçsis e gelen elektronik satımlarını farklı olduğu ortaya çıkarsa hiç şaşırmamak lazım.
  • Paylaş
" Demokrasi dünyanın en berbat rejimidir " William Churchill
Ve bunu diyen insanın ülkesi bugün temsili krallıkla yönetilmesine rağmen, dünyanın en gelişmiş demokrasilerinden biridir.
  • Paylaş
Çeşidine göre değişir örneğin temsili demokrasi işe yaramayan bir yönetim şeklidir
  • Paylaş
Demokrasi diktatörlüğün kız kardeşidir. İkisinin arasındaki tek fark ise birini seçimlerle başa getirirsiniz diğeri zaten baştadır. Demokraside çoğunluğun istediği olduğu için azınlık hep dışlanmıştır. Demokrasinin işe yarayan bir yönetim sistemi olduğuna inanıyorsan çoğunlukta, inanmıyorsan azınlık tarafındasın demektir. Genelleme yaparsak şuan için dünyada en ideal sistem Demokrasi diyebiliriz.
  • Paylaş
Demokrasi ne kadar coğunlugun nethicesinde verilen kararlar ölçüsü olsada egemen sınıfın amacı kötüye yönelikse başa bela. Zamanında dünya yuvarlaktır vb teorilerde bulunanların coğunluk karar ölçümü ile yok edilmesi gibi türlü örnekleri var.
  • Paylaş
Evet ama bizim ülke demokrasinin olduğunu pek sanmıyorum.
  • Paylaş
Seçenekler arasındaki en iyisi o ... .
  • Paylaş
Hedefine ulaşacak yani salt demokrasi modelinin işleyebilmesi için yönetime katılacak olan halkın bilinçli ve dışarıdan etkilere kapalı olması gerekir günümüz şartlarına göre olan sistemlere demokrası adı verilemez bu şartlar sağlanırsa ancak bu soruya cevap verilebilir.
  • Paylaş
1

Cesar Kara, Demokrasi öyle bişidir ki dadından yinmez

Tabi ki işe yarar.. Sonuçta sizi kimin becereceğini siz seçiyorsunuz.. Aksi durum daha kötü değil mi!!
Sonuçta birileri size o işi yapacak, en azından bunu kimin yapacağına seçme hakkınızın olması güzel birşeydir.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

4492 Görüntülenme39 Takipçi28 Yanıt