Bilmek istediğin her şeye ulaş

Devlet eliyle din eğitimi verilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Önce olması gerektiğine inandığım keskin iki tanım yapayım.

DEVLETLERİN DİNİ OLAMAZ. Olmamalıdır. Bunun bir sebebi var. artık din devletleri çağını doldurmuş ve yüz yıllarca yaratıcının gücünü kullanarak kendi halkını savaşlarda kırdırıp neredeyse kendini Allah ilân edip fetih bahanesi ile hanedanlıklar kurulmuş ve toplum bilincinde yüz yıllar alsa bile hanedanlıklara karşı alerji geliştirmiştir. Osmanlı dahil tüm din devletlerinin asıl çökme sebebi bu devlet yapısının ilkel ve çağ dışı olmasıdır. Sadece islam için değil tüm dinler için artık din devletleri dikta ve harama bulaşmış hanedanlıklardan öte değildir.

Gelelim ikinci keskin kılıca . LAİK İNSAN DA OLAMAZ. Laik devlet olur, beraberinde laik devlette yaşamak isteyen insanlar olur ama kişi laik olamaz. Bu kafa da eksik ve hatalıdır.

Din kesinlikle devlet tarafından dileyene verilmesi gereken bir eğitimdir sonucu çıkar buradan böylece bireyin isteğini gerçekleştiren devlet zoraki dini eğitim vermediği için laik prensipleri zedelememiş olacağı gibi eğitim talebi bireyden geleceği için devlet vatandaşına da laik sistemin bireyi dinsiz yapma amacı gütmediğini garanti etmiş olur . Ayrıca devlet din eğitimi vermezse, Allahın dini yerine, bugün ülkemizde ki gibi çete tadında tarikatler bu boşluğu doldurarak yarı Tanrı hocaları Allah gibi sunarlar topluma.

Asla unutulmasın tabiat boşluk kabul etmez, hele bu boşluk din gibi afyon etkisi yaratan bir konu ise o boşluğu, çar çakal din uydurup doldurur.
  • Paylaş
Din eğitimi diye bir şey yoktur. Genç beyinlerin zihnini manipüle etme ve onların etiketlerle dolu hayatına daha fazla etiket ve kimlik sokmak vardır. Bunu da en iyi devlet yapacaktır elbette. Gereksizdir, maraz doğurur.
  • Paylaş
1
Tabii ki din de dünya mirasıdır, tarihtir, kültürdür. Bence devletin din eğitimi vermesinin hiçbir mahsuru yok. Zaten dersin adı da çok güzel; din kültürü ve ahlak bilgisi dersi. Bu derste çocuklara ilk insanlardan başlayarak dinlerin gelişimi, dünyadaki dinlerin coğrafi dağılımı, coğrafyaya göre dinlerin uğradıkları değişiklikler, dinlerin mezhepleri ve dinin nasıl iyi ahlaklı bireyler yetiştirilmesine destek olabileceği gibi ilginç konular anlatılsa bence bir nevi hayat bilgisi, tarih, coğrafya karması bir ders olarak gayet de yararlı olabilir. Din dersi aslında devletin laikliğini zedelemez. Yalnız yurdumuzdaki uygulama tek tip ve haftada birden fazla saat olan, devletin manipule etmiş olduğu bir Sünnilik dersidir. Sünnilik öğretilir, Sünnilik övülür, kutsal kitaptan ayetler ezberletilir, diğer tüm dinlere (sadece dinlere olsa yine iyi, mezheplere de) karşı bireyler yetiştirilmeye çalışılır. Tamamen beyin yıkama denemesidir ve laikliğe de tamamen aykırıdır. Ülkede 20 milyon Alevi ve milyonlarca gayrı Müslim, ateist varken verilen Sünnilik dersi dini diktatörlüğün anti laik bir dayatmasından başka bir şey değildir.
  • Paylaş
Saçma. Sözümona sen laik bir devletsin ama din eğitimi veriyorsun. Ya laik olmadığını itiraf et yada laikliğe yakışır bir şekilde din eğitimi ver. O da ancak din felsefesi ile olur. Derste dua okutarak değil
  • Paylaş
Sekülerizm, 'Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması'dır. Laiklik ise bunun yanında 'dinî eğitimin devlet kontrolü altında verilmesi'dir. Türkiye'de din eğitimi imam-hatip liseleri ve ilahiyat fakültelerinde verilmektedir. Diğer okullarda verilen eğitim 'din kültürü ve ahlak bilgisi' eğitimidir. İlk önce kavramları belirgin hale getirdikten sonra tartışmak uygun olur.
Sekülerizm ancak anayasanın amil kılınmasıyla mümkün olur. Yani, ilk önce kimse anayasaya, hukuk düzenine -dokunulmazlığı olsa dahi- karşı çıkmayacak.
  • Paylaş
  • Ülkenin hane sayısına göre tahmini bir oranlamayla neredeyse her ev'de Kuran-ı Kerim mevcuttur diyebiliriz.
  • Toplam olaraksa sohbetlerimizin ciddi bir kısmını din konuları oluşturuyor da diyebiliriz.
  • Tezatça olan durum ise Her evde Kuran olmasına rağmen örneklemeler kulaktan kulağa gelen hurafelerden oluşan yani kaynaksız sohbetlerden (biraz geyik olsun diye belki de) oluşuyor genelde.
  • Bence tarafsız bir devlet eliyle başta kendi toplumundaki her inanışın gittikçe kapsamlaşan öğretimi verilmelidir. Seçmeli olmalıdır aynı Osmanlıca dilinin olması gerektiği gibi.
  • Çocuk başta her inanış modelinin kendine öz öğretileriyle karşılaştırılmalı ve çocuk her dönem dilediği gibi almak istediği din/inanış dersini almalı ki kendini ait hissettiği o toplumu zorlanmadan bulabilsin.
  • Ailesi vasıtasıyla yönlendirilen çocuk kadar dinlere/inanışlara ve toplumun genel ferah seviyesine zararlı olabilecek bir başka canlı türü daha yok dünyada.
  • Paylaş
7

Gökhan Biçer, Benim asıl dikkatimi çeken üçüncü madde oldu. Aslında bu, sadece din ile ilgili değil, toplum olarak yaşantımızın her alanındaki en temel sıkıntımız. Cahiliz. Okumuyoruz, okumaya üşeniyoruz. Televizyon seyrediyoruz çünkü bu çok kolay geliyor. Rahmetli Attilâ İlhan'ın dediği gibi: 'Biz şifahi bir milletiz.', yani istiyoruz ki biri, bize, birşeyi hazırca anlatıversin. Elimize aldığımız bir formu, bir broşürü bile okumaya üşeniyoruz. Beyaz eşya ile gelen kullanma kılavuzları evin kimbilir hangi köşesinde tozlanıyor.

Gökhan Biçer, İkinci maddeye gelince; bunun semeresini, özel tv kanallarındaki 'bazı' (hepsini kastetmiyorum) ilahiyatçılar alıyor. 'Hocam ölüler bizi duyar mı?' gibi sorular sormak isteyen vatandaşlar sayesinde bu bir kısım ilahiyatçı tabir yerindeyse banknotları desteliyor.

Gökhan Biçer, Esasında buradaki çekişmelerin odağında, belli bir kesimin, diğerlerine dinî konularda baskı uygulaması endişesi var. Bunu aşmanın en önemli yolu, toplum yaşamında dinin hurafelerden ayıklanmasından geçer. Yani yobazlığı kastediyorum. Bu da üçüncü maddede yer almakta.

Ayhan Şimşek, Miladı ben direk din ile başlatıyorum çünkü İslamiyetin ilk gelişmesini yaptığı Mezopatamya bölgesinde doğduk ve yaşıyoruz. Genel olarak Beylik kültüründen İslam kültürüne geçmek, sonrasında dünyaya yüz yıllarca! korku salan Padişahlara inanıp güvenmiş ve padişahın saygıda kusur etmediği!! Kadı efendilerini de "ne derse doğrudur" doğrusunu doğru olarak kabul edip senin de dediğin gibi olan bir Biat kültürüne asimile oldukça olmuş Atalarımız!..
Doğru bir yaklaşım ve özgürlük istiyor bu toplum fakat dediğin gibi cehalet, o biat ve vurdum duymazlık öyle nasır bağlamış ki bilemiyorum daha kaç Cumhuriyet tarihi gerekli bize...

Ayhan Şimşek, Dini komple devletten çıkartsak da hurafeleri tek tek belirlesek de sosyal bir devlette olsak Kapitalizmle doğan yeni toplumu kurtarmak! bence artık mümkün değil.

Gökhan Biçer, Ayhan Şimşek'in cevabına alt yorum yazarken, cevabının içinden bir şeyler yakalıyorum ve bunları ifade etmeye çalışıyorum.

Dünya tarihinde insanları etkileyen iki büyük devrim var: Tarım devrimi ve endüstri devrimi. Tarım devrimi neticesinde insanlar bir arada yaşamaya başladılar, belli toprak parçalarında kümelendiler, mülkiyet kavramı ortaya çıktı, toprak ağası çıktı, bu ağa da zaman içerisinde devlet başkanı oldu ve kendisini yeryüzünde tanrının temsilcisi ilan etti, tebaası da buna itaat etti. Her ne kadar peygamberler ve kutsal kitaplar gelse de, peygamberlerin vefatından sonra bu durum devam etti. Yine de bazı insanlar buna karşı çıkmaktan geri durmadılar, örneğin Almanya'daki Martin Luther bu duruşun en çarpıcı örneğidir.

İngiltere'de, James Watt adında bir mühendis, pistonlu buhar makinesinin ceket suyunun (piston etrafında dolaşan soğutma suyu) belli bir değerin altına kadar soğutulamayacağını keşfedince endüstri devriminin kıvılcımı ortaya çıktı. Artık üretmekten ziyade, üretilene pazar bulmak ve üretmek için hammadde bulmak önem kazandı. İnsanlar, özellikle kadınlar ve çocuklar üretim yerlerinde (fabrikalarda) çok ama çok çalıştırıldılar. O güne kadar düşünülmemiş insan hakları doğmaya başladı. İnsanlık tarihini hiç bir şey bu kadar etkilemedi. Kul olanlar artık birey olmaya başladılar.

İşte, bugüne etkisi olan olaylar bu 'birey olmak'la başladı. Kul birey olunca, tebaa da millet oldu. Bizdeki Atatürk'ün altı ilkesinden birisi olan milliyetçilik de bunu işaret eder, yoksa Türk Milleti'ni başka milletlerden ayırmayı değil. Osmanlı devrindeki ümmet zihniyetinden, millet zihniyetine geçmeyi; kul olmaktan, vatandaş olmaya geçişi işaret eder (Türkiye'de 'Tanrıkulu' soyadları vardır, belki de 'biz padişahın değil, tanrının kullarıyız' manasına gelir) Bu arada Osmanlı devrindeki ümmet kavramının da içinin boşaldığını, Birinci Dünya Savaşı'nda padişahın halife ünvanıyla tebaasında yardım isteyip de, özellikle bazı Araplar'ın buna olumlu yanıt vermemesinde bulabiliriz.

Atatürk, devrimini geliştirirken 'Sanayileşmek en büyük millî davalarımız arasında' demiştir. Esasında Atatürk Devrimi, sanayi devrimine adapte olma devrimidir. Bunu Osmanlı da yapmaya çalıştı, devrim olarak değil, evrim olarak. Ama zaman kaybetti, evrilemedi, dolayısıyla devrim zaruri oldu. Endüstri devrimine uygun bir toplumda bireyler, sadece birey oldukları için haklara sahip olacaklardı, tıpkı Fransız Devrimi evvelinde aydınların (özellikle J.J. Rousseau'nun işaret ettiği) hakların.

Türkiye şehirleşmeliydi. Kırsaldan kente göç olacaktı çünkü tarım toplumunun getirdikleriyle endüstrileşmede hızla yol alan dünyada (İki dünya savaşındaki endüstrileşmeyi bir düşünün, bir de bu savaşlardan sonraki soğuk savaş döneminde bunun hız kesmeyişini) köylü sınıfı ayakta duramazdı. Köyden kente göç oldu, ama şehirlerimizi sanayileşememişti yeterince. Böylece şehirlerde, köylü ve kentli sınıfının yanında üçüncü bir sınıf olan varoş sınıfı doğdu. Bu sınıf Türkiye'nin gerçeği oldu. İkinci, üçüncü nesillerini vermeye başladı.

İşte bu varoş sınıfı, birey olmaktan dolayı haklarına kavuşamadığı için (haberi bile yok), tarım toplumundaki toprak ağası gibi şehirlerdeki, gökdelenlerdeki, siyasetin içindeki ağaların tebaası oldu.

Şaman, Beğendim ama Osmanlıca kısmına hiç katılmadım. Dil dersi seçmeli sunulacaksa zorunlu ingilizceden sonra dünya dilleri yaygınlığına ve işlevselliğine göre sunulmalı. Dolayısıyla Osmanlıca'dan önce İspanyolca, Rusça, Çince, Arapça, Kürtçe, Fransızca, Almanca'dan başlayarak gerçek diller sıralanmalı ardından kuşdili, Osmanlıca gibi fantezi diller seçenek olarak sunulabilir. Kaldı ki dünyanın hiçbir ülkesinde ölmüş olan eski dil lisans altı eğitimde seçenek değil, Latince hariç ama Latince de bir çok dilin bel kemiğini oluşturuyor. Cahil tayyibin cehaletini lütfen dolaylı olarak bile legitimize etmeyelim. Herifin lise diploması olduğu bile muğlak.

Sıkıntıda hep buradan kaynaklanıyor, Din kültürü ve AHLAK BİLGİSİ, işte hep önemsenmediği için yerlere çöp atıyoruz, hocaları dövüyoruz, otobüste yer vermede neymiş, anaya babaya saygıda ne?,Diyorlar ki bu ananın babanın görevi, hayır arkadaşım eğer bir baba çocuğunu haftanın 5 günü günlük 8 saat okula yolluyorsa ve hocaları bu çocuğu babasından çok görüyorsa bu çocuğa AHLAK dersi vermek bir o kadarda o hocalar görevidir.
Şimdi gereksiz gören arkadaşlara da sormak lazım bu din dersleri nerede verilmeli?, takip edilemeyen camilerde mi? Orada burada evlerde köşelerde mi? E zaten din eğitimi şuan oralarda verildiği için bu halde değilmiyiz?
İnanın bu tür soruları ve bu tür sorulara saçma sapan yok efendim laiklik değil yok efendim verilmemeli yok efendim çocuk hristiyansa felan gibi cevap verenleri kimse takmıyor, çünkü nekadar boş konuştuklarının farkında olan binlerce insan var ve kaideye almıyorlar ve he yavrum he diyerek geçiştiriyorlar.
  • Paylaş
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de be konuda kararı mevcut. Zorla güzellik olmaz.Senin bu dersi verebilmen için inançlara eşit mesafede yaklaşman gerekir.Bakın bugün ülkemize (ya da çevresinde İslam dini dışında inanca sahip tanıdığı olanlar bilirler ) Müslüman olmayan insanlarımız İslam hakkında çok şey bilirken Müslümanlar onlar hakkında elle tutulur hiç bir bilgiye sahip değiller. Bunun iki nedeni var : Bir nedeni nüfusun çoğunluğunun Müslüman olması , diğer bir nedeni de gösterilen din derslerinde sadece Müslümanlık inancının işlenmesi.Devlet eliyle verilmesi belli bir cemaat eliyle verilmesinden daha iyi olur ancak Hristiyan inancına sahip bir insana siz zorla Müslümanlık tarafı ağır basan dersler gösteremezsiniz. Din derslerinin seçmeli ders olması kanaatimce başta çocuklarımız olmak üzere ülkemiz adına en hayırlısı olacaktır. Tekrar söylüyorum: Zorla güzellik olmaz!
  • Paylaş
Laik olmayan bir devletin yaptığını düşünüyorum.
  • Paylaş
Devletin tekelinde olan hiçbir şey birey tarafından içselleştirilmez. Bu sistemde din, devlet tekelinde oldukça benimsenmeyecektir ve 'dindar' nesiller yetiştirmek istenirken Arap alfabesinden metinler okuyabilen nesillerin ötesine geçilmeyecektir. İnanç bireyseldir, dayatılamaz. İnanan ve dinini daha iyi öğrenmek isteyen kişiler için zaten ilahiyat fakülteleri mevcuttur ve ilahiyat fakültelerinde eğitim almak bir tercihtir, bu tercih özgürce yapılır. Onun dışında kişinin kendi tercihi olmayan hiçbir eğitim anlamlı değildir.
  • Paylaş
Devlet eliyle din eğitimi verilmesi, bir ülkenin çağdaşlaşmasının önündeki temel engellerden biridir. Birçok ülke bunu çoktan terk etti. Bana göre devlet dediğimiz mekanizmanın dini olmaz. Devlet yönetimi, dini öğretilere dayanmaz. Dini eğitim, (inanış var ise verilmesi önemlidir) aile içerisinde verilmelidir. Bu da belki devlet eliyle sağlanacak aile eğitimi ile mümkün olur.
  • Paylaş
din ırk dil cinsiyet sosyal statü kültürel kimlik..... Hep farkliliklarimizdan bahsedilir bizi bir arada tutan birleştirici değerlerden dem vurmaz ne siyasetçiler ne de medya vb. Din gibi gözünü kirpmadan canını feda edecek değerlere saygim var yanlış anlaşılmasın ama bireylerin tekelinde olması(kişilerin de dayatmamasi koşulunu göz önünde bulundurarak veya karsindakine insani insan yapan değerler çerçevesinde davranilmasi ) gerekir devletin değil çünkü devlet veya diğer merciler başka mecralara çeker. Halkın birbiriyle sorunu olmaz diğer asalaklar bunlardan nemalanmadigi sürece. Birakin insanlar kendilerini nasil mutlu addediyorsa öyle olsun. Yok efendim din dersini almak zorundasin veya sen kürt değilsin türksün. O karar insanlarin yüreklerinden nasil kopuyorsa BIRAKIN ÖYLE KALSIN!
  • Paylaş
Dayatma şeklinde bir din eğitimi ister devlet ister özel olsun hiçbir şekilde kabul edilemez. Aksi de geçerlidir. Dayatma şeklinde dinsiz ya da maddeci bir eğitim de kabul edilemez. Çünkü din bir iman meselesidir. Yani gönül işidir. Asıl olan devletin dini yada değil eğitimde vatandaşlarını özgürleştirmesi ve herkesin istediği eğitimi sağlıklı ve eşit şekilde alması için ortam hazırlamasıdır.
  • Paylaş
1

Gökhan Biçer, Dayatma kavramı başka mesele de ben bu cevaptaki devlet ve özel sektör kavramlarına odaklanmak istiyorum. Hac ibadetini yerine getirmek için kutsal topraklara giden vatandaşlarımız genelde özel sektöre ait taşımacılık ve organizasyon şirketlerinden memnun kalmadıklarını belirtirler. Bu yüzden, bu tür bir eğitimin özel kurumlar tarafından verilmesi halinde ne kadar kaliteli olabileceği de tekrar değerlendirilimelidir.

Devlet bireylere din dayatamaz... vicdanlara pranga vurmaktır... kişinin Allah ile münasebetleri devletin kontrolü altında şekillenirse... iradenin baskı ve zor kullanılarak ladini bir şekle girmesi kaçınılmaz olur... .
  • Paylaş
Hiçbir din eğitmi nsanı akıllandırmaz sadece kitapların oluşturduğu düşünceler orataya çıkar
Kaldı ki ülkemizde hiçbir şekilde işe yaramaz
  • Paylaş
1

Adem Şahin, Verilsin bi sakıncası yok

Verilmeli ama laik bir devletin verdigi din dersinde tabiki eksiklerde cok olur. Ne seriata yer verilir, nede cihada. Yinede hic yokdansa iyidir. Yorum atanlarin cogunda bu dersin olmadigi belli ve sonuc din düsmanligi. Din ögretmek manipule oluyorsa, saatlerce televizyonun önünde oturmak ne oluyor acaba. İnsan her zaman her yerde manipule altinda zaten, biz bile suan birbirimizi dogru bildiklerimiz ile manipule etmeye calisiyoruz.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

266 Görüntülenme21 Takipçi16 Yanıt