Bilmek istediğin her şeye ulaş

Doğruyu biz mi yakaladık, eleştirdiklerimiz mi ya da bizi eleştirenler mi? Doğru tartmak için terazideki kefelerden birini biliyor olmamız gerekmez mi? Biliyor olmamız gereken tarafa ne koymalıyız ki, korkmayalım ve üzülmeyelim?

Bu zor soruları soranı bi bulursam... Tatil sabahı... sabah sabah :)

Öncelikle kendini bilmek gereklidir.

Sonra, zaman zaman, ''bilmiyorum'' diyebilecek olgunluk gereklidir.

Kıstasta teşbihi terazi kabul ederseniz, ya da elinizde teraziyle gezerseniz, tartacak bir şey arar durursunuz.

Ya daha genel yaklaşmak lazım, ya da iyice somutlaştırmak elzem, bu konuda konuşabilmek için bence. Doğrular müspet, ölçülebilir, ölçülemeyen, sosyal doğrular şeklinde pek çok çeşit olabilir.

Bilimsel doğrular bulutunda, bilinmeyen ispatlanmamış, ama o bulutta yeri tahmin edilebilir, öngörülebilir, ispatı yıllar sonrasına ertelenmiş, mevcut teoride ilerleyebilmek adına doğru kabul edilen, inanışlar da olabilir. Lakin bunu inançtan ayırmak lazım gelir.

İnanç penceresinden, kendi ideolojisi, sistematiği, paradigması, kabulu ne derseniz deyin, o kapalı sistem içerisinde, sistem dışı hariç, -mahfuz, tutularak, doğrular hiyerarşisi geliştirilip, felsefesi, doktrini türeyebilir. Bu kapsamda oluşan doğrular tartışılabilir. Bu da apayrı bir alan.

Eleştiri ise iyidir, düşünmektir. Fikirlerin eleştirilmesi, kişilerin eleştirilmesi, olayların eleştirilmesi, inançların eleştirilmesi gibi boyutlarda ise, bunun ölçüsü, takınılacak tavırlar, yaklaşım tarzı, saygı gibi farklı şeyler ortaya çıkar.

Bunların da alt boyutlarında örneğin, kişileri eleştirirken de, yaşayan kişiyi eleştirmek, tarihi bir kişiliği yaşadığı dönem itibarıyla eleştirmek, yaşayan kişiyi yüzüne karşı eleştirmek, ya da o kişi hakkında eleştiriyi başka ortamlarda yapmak, başkalarınca kutsal sayılan bir kişiyi kişi eleştirir gibi eleştirmemek gibi bir sürü açılımlar dahil olur meseleye.

Bağlıyorum, sabah sabah uzatmayayım, ya çok genellemek, ya iyice özelleştirmek lazım bu soruyu.
  • Paylaş
1

Betül Zengin, Ben sordum.Soru açık aslında. İnanca bağlanmasını beklerdim..

Sürdürülebilir ve sürekli kılınabilir olmalı koyulacak şey. İşte bu, görece olmaktan uzak mantıktır. Meselâ tabiatı mahvedecek bir eylemde bulunmak doğru kabul edilemez. Bir müteahhidin tarım ya da orman arazisine girmesi, ona göre görece mantıklı olamaz, çünkü o arazi gelecek nesillere gereklidir. O arazinin yaşatılması sürdürülebilir ve sürekli kılınmalıdır.

Adalet konusunda bir karar verilirken de öyle. Bugün için yandaşlarımı kayırayım, beni de iktidarda tutar bu diyebilirsiniz ama vereceğiniz o sürekli olmaktan uzak istisnai karar, gelecek nesillerin yaşamında olumsuz etki yapabilir. Eski bir tapınak yazıtında yazdığı gibi: Kaybetmeyi, ahlaksız bir kazanca tercih et.

Biliyor olmamız gereken tarafa vicdanınızı koyacaksız, adalet duygusuyla hareket edeceksiniz.
  • Paylaş
2

Betül Zengin, Burda ipin ucu tutulmuş sanki. Vicdan yaşantıya göre değişiklik göstermez mi? Herkese göre doğru kabul edilebilecek bir şey olamaz mı?

Gökhan Biçer, Yani göreceli demek istiyorsunuz. İpin ucunu toplumun yüzyıllar içinde kendi geliştirdiği kaideler tutacak. Tabii ki vicdandan yola çıkarak mevzuata da kurallar eklenecek, mevzuat buna göre düzenlenecek ama neticede bir çocuğun yetiştirilmesine kadar gidiyor bu mesele.

Doğruluk belki de asli gerçeklikte yanılsama olarak tarif edilebilir. Sanal bir zaman boyutunda yaratılmış dünya hayatındaki her şey, an be an değişim gösterir. Sadece nicel varlıklar değil, o varlıklara atfedilen durumlar da değişimin içindedir.
Dolayısıyla doğru olduğuna dair, üzerine yemin edeceğimiz kadar emin olduğumuz ne varsa, biz bu ifadeyi kullanırken bile değişime devam etmekte; ya doğrudan biraz daha uzaklaşmakta ya da az önceki durumu yalanlarcasına daha çok doğruya yaklaşmıştır. Düşünün, bu kısa yazımı okurken bile kim bilir, kaç hücreniz ölerek yerini yenilere terk etti veya etmedi.

Doğruluk, bu nedenle, hakkında bahsedilen öznenin niteliğine göre izafi bir ölçü birimidir. Diğer bir ifade ile tepelerin ardında, görülmeyen bir gerçeklik, hakikat çağlayanının sesini herkes farklı bir seviyede duyarak farklı bir tanım getirebilir doğruya.

Dolayısıyla doğru, değişmez gerçekliğin algısındaki farklılığa göre çeşitlenir ve herkes için farklı olabilir. Görüşsel ihtilaflar da bundan kaynaklanır, çoğu kez. Oysa değişmeyen gerçekliğin sesi yanında kişilerin duyabildikleri üzerinden paralamaları ne tuhaf ve trajikomik bir durumdur.

Doğru ile gerçek bundandır ki, birbirinin eş anlamlısı değildir ve hayat insan için hazırlanmış bu tür algı oyunlarıyla bezeli olarak yaratılmıştır. Acaba neden?
  • Paylaş
İnsan eğer bir konu hakkında tesettürsüz kesin bilgi sahibi ise ne korkar nede ikna edemezsin çünkü bilgisi ve tecrübesi ne korkutur nede yanıltır karşısına şıkına ikna eder
  • Paylaş
Olman gereken tarafa vicdan ve kalp yeterde artar...
  • Paylaş
Müspet bilim ispatlı olduğundan müspet denir. Bilebileceğiniz tek şey ispatlı doğrudur. Gerisi inanca girer ve terazinin ne tarafa çökeceğini bilemezsiniz. Doğru kefesine bilimi koyarsanız korkmazsınız, üzülmezsiniz. Bilim de tam doğru mudur derseniz, hayır değildir. Günün birinde biri gelir dünyanın küre olduğunu ispatlar, diğeri yüzyıllar sonra gelir hesapları hassaslaştırır ve dünyanın geoid olduğunu ispatlar. Güncel bilim en son ispatlı doğruları içerir. Demek ki kefeye o anda onun aksini ispatlayacak başka bir durum olamayacağı için güncel bilimi koymak en akıllıcası olacaktır.
  • Paylaş
14

Cem Turan, Doğru, gerçeğin algılanmış formudur. Bu nedenle yalın değil, değişken oranlarda gerçeklik ve hata barındırır. Bu orandır yanılgımızı ele veren, gerçekten ne denli uzaklaştığımızı gösteren. O halde gerçek nedir? İşte o mutlak olandır, eski ifade ile hakikattir. Ancak gerçekle aramızda var olan perdeler, bu saflığa doğrudan erişmekten bizi uzak kılsa da oyunun kuralının bu şekilde kurgulanmış olmasında da başka bir sırlı hakikat vardır. İşte, insandan beklenen budur: Okumak! İlk ilahi emir, yaşamın varlık nedenidir, okumak. Gerçekle aramızdaki perdeleri kaldırmak ciddi çaba ister ki ancak okumakla olur. Okumak, kitabın yüzüne bakmak değildir, bin türlü yolu var, şüphesiz. Bu gayretle elde edilen ganimettir, ilim. Ve ancak ilim arttıkça doğrularımızla gerçekler arasındaki açı küçülür, doğrular gerçeği yansıtabilir. Bilim bu felsefeyle, gerçeği aramak olmalıdır. Gerçek olma iddiasıyla ortaya atılan sadece tezlerdir genellikle ve akıbetlerinin bir başka tezle çürütülmek olması, doğal ve beklenendir. Bastığınız yer ve içinde yaşadığınız zaman da dahil olmak üzere, her doğru kabul ettiğinizin yanılgı olduğunu ispat edecektir gelecek.

Şaman, İlahi emrin varlığı inançtır, doğru değildir.

Şaman, Hiçbir ilahi emir, hiçbir kitap, hiçbir inanç insanın üstünde olamaz.

Cem Turan, Hiçbir ip, ucu bir yere bağlanmadıkça anlamca fonksiyon içermez. İnsan da öyle, bilime bakarken, gerçek sanılan doğrularla uğraşı verirken ayağını sağlam bir zemine basması gerekir, düşmemek için. İnsanın algısı, göremediği bu gerçekliği hissedebilecek özelliklerle donanmıştır. Algı, şüphesiz salt beş duyu organımıza atfedilebilecek kadar sığ bir kavram değildir.

Şaman, Sayın üstadım, inançla inançsızlığın tartışmasını yapmasak diyorum. İnanç bilimsel değildir ve nokta. İp bağlamışsınız ya da havaya tahta atmışsınız sandalye olmamış, hatta hurdalığa bomba koymuşsunuz da F-16 olmamış benzetmelerini çok duydum. Ben ateistim benim için tüm inançlar batıl. Benim için tek gerçek ya da gerçeğe asimptotik olarak yaklaşan fonksiyon bilim. Sizin için gerçek ilahiyat olabilir. Ben inananların inançlarını değiştirmek istemiyorum ve inanın bana bir ilaha tapmak, gökten inan bir kitaba inanmak, göğe çıkan bir peygamberin peşinden gitmek korkunç saçma geliyor. Yine de kimsenin inancını değiştirmek istemiyorum. İnananlar zannediyorlar ki ateizm çürük, sakat, zayıf bir inanç, biz ateistler de bunun inanç olmadığını biliyoruz, hatta bilgi olduğuna eminiz. Kitabı, inancı, ilahı insanın üstünde tutan bir ideoloji benim olamaz ve beni buna kimse ikna edemez. Kaldı ki benim ideolojim daha iyi, hiçbir ateist cihat açmadı bugüne kadar, hiçbir ateist ateizm uğruna kimseyi öldürmedi, hiçbir ateist dogmatik insanları ikna etmeye çalışmadı, hiçbir ateist kimseye mahalle baskısı uygulamadı vb. aynı şeyleri dinler için söyleyebildiğiniz gün düşünürüm o ilahi emirleri ama o günlere daha bin yıllar var.

Cem Turan, İnsanların dogmaları ve zanları da iç benliklerinde doğrulaştırdıkları yanılgılarının temel nedenidir aslında. İnanç dendiğinde çoğunun aklına tek bir şey geliyor ve hemen isyan bayrağı çekiliyor. Oysa inanç gayet insanidir, ayağınızı bastığınız toprak parçası ya da ölçümlerinizle karşılaştıracağınız referans noktasıdır, yol alabilmek için olması gerekendir. İnançların adını zikrederek ifadelerde bulunmak pek tarzım olmamakla birlikte, "İnananlar zannediyorlar ki ateizm çürük, sakat, zayıf bir inanç" ifadenizle de ateizmin de kendi içinde bir inanç olduğunu beyan etmekte olduğunuzu, bireyin inanmaktan öte bir şansı olmadığına delil olarak dikkatlerinize sunmak durumundayım.

Nedir bilimsel inanç? "İşte burası sıfır noktası" demektir. Binanın temelinin oturduğu zemin demektir. Elektrikte nötr, fizikte kimyada 1 Atmosfer basınç demektir. Belki Pi sayısı ya da Avogadro sayısıdır, inancınızın zemini. İnanmak, eldeki bulgularla kazanılmış, doğruluğuna kanaat edilen yeni bir basamaktır, soyut düzlemde. Neyin doğruluğuna niye kanaat edeceğinize kimse karışamaz, bu çok özel bir ehliyettir, özel bir yetkidir insana verilmiş olan. Bakmayın siz etrafta pervasızlık edip, iki satır okumuşluğu olmadan bağnazlıkla şekilcilikle inanç simsarlığı yapanlara. Bu taklitsel bir inançtır, yani kucaklarında buldukları, nüfus cüzdanlarına yazılandan ibarete taklit yollu üye olmaktan başka birşey değildir. Darwin'e karşı çıkanların yüzde kaçı eline bir Darwin makalesi alıp okumuştur? Tembellikle elde edilen şeye inanç denmez, müptelalık denir. İnanç, onların sandığından çok daha farklı bir kavramdır ve geliştirilmesi emek ister. Şeklen şimalen bir karış sakalla dolaşmak değil, gerçeğe kendini ilmen yaklaştıracak yolları araması, tahkik etmesi, araştırması istenir insandan. Bu bir opsiyon değil, zorunluluk, farzdır.

İşte bundan dolayı "Oku!" işareti, emri, hedefi benim için çok kıymetdardır. Müellifinin, bu emri verenin kim olduğunu da unutun dilerseniz, anlamını düşünün. Okuyarak kendin kaldır gerçekle arandaki perdeleri, neye varır, o bulduklarınızla neye inanırsanız şimdi ona ayağınızı basın, yükselin ve bir sonrakine uzanmaya çalışın. İnanmamak bile bir inançtır. Yeterki bir emekle üretilmiş, bilim yolculuğunda bir tuğla olsun ve bir sonrakine erişmeyi kolay kılan bir yükselti olsun, sizin için.

Dolayısı ile oku diyene kızmayın, bundan fersah fersah uzak olan güya inananlara kızın. Cat Stevens'ın söylediği gibi "Eğer ben bu inancı mensuplarından öğrenseydim asla bu inancı seçmezdim. İyiki kendim araştırarak ve kitabından okuyarak seçtim."

Dolayısıyla inanç insanın yaşam yolculuğunda elindeki referans kaynağı, gerçeklere olan yolculuğunda kullandığı bir alettir, aslında. Kimsenin tekelinde olmadığı gibi, kimsenin onu ne şekilde kullandığına da kimse karışamaz. Sizlerin dilinin yandığı güya inançperverler, tembellik içinde, kendilerinden öncekilerinin hazır olarak kendilerine verdiklerini söyleyip taklit etmekten öteye gitmeyen, taklitle durumu götüren, miskin, ellerine mürekkebin emaresi değmemiş kimseler oluyor genellikle. Oysa alimin mürekkebinin bir damlasının, ilim yolcusunun terinin bir zerresinin, bilime sevdalı yüreğin bir anlık heyecanının üzerinde bir güç bu dünyada yaratılmadığı gibi, derece olarak da daha üstü yoktur.

Hipokrat yemininde derki, "Önce zarar vermeyeceksin!" Zarar veren, kan döken, ağacı katleden, insanların kültürlerini ve yaşamlarını olumsuz yönde bozan, gıda terörü ile vücutları kimya deposuna döndüren... herkes inanıyorum dese nedir, inanmıyorsum dese nedir, kim umursar?

Biz beyinlerimiz ve kalplerimizle varız. Başka hiçbir canlıda olmayan bu servetimizdir bizi farklı ve üstün kılan. Bunları da kullanmadıktan sonra, köreltip çürüttükten sonra nerede kalır insanlığımız? İnsan olmuşuz, hayvan olmuşuz, kimin umurunda?

X,Y,Z... İnanılan ne olursa olsun, önce insan kendine inanmalı. Taşıdığı değerin farkında olmalı ve yüreğinin doğru gösteren bir pusula olduğuna inanmalı ve onu temizlemeli sık sık. Ondan sonra hangi yolu seçerse seçsin, kimsenin söz söylemeye hakkı yoktur. Heleki miskinlerin. Onlar daha ilk emrini bile yerine getirmedikleri bir inancın kötü birer taklitçisi olarak ona buna sataşıp dururken, eloğlu çoktan atını sürüp Üsküdar'ı geçmiştir. Bakın bir dünyaya ve sorun sonra kendinize, acaba neden?

Şaman Bey'in yazdıklarıyla anlattıklarını anlıyorum ve katılıyorum. Lakin umarım etrafta at gözlüğü takıp dolaşan taklitgillerden olmadığımı da bu yanıtım hissettirebilmiştir.

Dile getirmeden geçemeyeceğim bir şey var: Belki inşaat mühendisliğinde mekanik makinelerle, kalıplar içine beton dökmek kadar somut olabilir uygulama alanınız. Fakat bilgisayar bilimlerinde hemen herşey soyuttur. Bu ise düşünen meslektaşlarıma farklı alanlar açar:

Örneğin; aylar belki yıllar süren emeklerinizle üretiğiniz bir yazılım 50 kuruşluk bir CD içine sığabilir. Bu aşamada muhatabınız sadece somuta inanıyorsa emeğinizin karşılığı sadece 50 kuruştur. Eğer soyutu da görebiliyorsa sizin farkınızdadır. Sizce hangisidir doğru olan?

Ya da, bazen trilyonluk yatırımlarla kurulan bilgisayar sistemlerinin, aslında bir modellemesi olduğu insan beyni karşısındaki yapısal ilkelliğine tanık oldukça, insan denen muhteşem canlıyı ve onu tasarlayan mühendise olan muhabbetiniz ve inancınız pekişir. Bu da yine anlaşılması gereken bir durumdur.

İnanmak durumundayız... Belki binom açılımına belki bir fourier dönüşümüne. Ama mutlaka inanmak, ayağımızı sağlam bir zemine basmak zorundayız. Yoksa bilim koridorlarında kaybolan, anlamsızlardan olmak kaçınılmaz akıbetimizdir.

Şaman, Oldu mu şimdi, yakıştı mı? Cümlemin yarısını alarak devam etmişsiniz. "İnananlar zannediyorlar ki ateizm çürük, sakat, zayıf bir inanç, biz ateistler de bunun inanç olmadığını biliyoruz, hatta bilgi olduğuna eminiz. " Ateizmin bir inanç olduğunu inananlar düşünüyor ki onlar zaten inanç olmadan insanın var olamayacağını da düşünüyorlar. Amma ve lakin herkesin inanmak zorunda olduğunu iddia eden semavi dinler yokken de insanlar ve bilim vardı. Ben inancın sağlam bir zemin olmadığını biliyorum. Yaratıcıya, büyük güce, sığınağa ihtiyaç duyan inansın, ona da bir lafım yok, ben öyle bir ihtiyaç hiç duymadım, muhtemelen yetiştirilme tarzımdandır. Size de bu çabalarınıza rağmen sofu yaftası yapıştırmıyorum yalnız hiçbir inananın bir ateisti ikna etmesine imkan olmadığını belirtmek isterim. Bence artık bu söyleşimizi sonlandıralım. Sizin mutlak doğrunuz benim için yanlış, benim mutlağa yakınsayan doğrum ise sizin için yanlış. Bunun da tartışılarak çözülemeyeceği kesin. Haa bir de matematikte kullandığımız sabitlere inanmayız, onları öyle oldukları ispatlanmıştır ve biliriz. Mesela en basitinden pi sayısı bir çemberin çevresinin çapına bölünmesi gibi çok basit bir açıklamaya sahiptir. Bence inananlar inansınlar, inançsızlar onlara karışmazlar ta ki müsbet bilime ilahiyat karıştırmaya çalışmaya başlayana kadar.

Cem Turan, Cümlenizin devamını muhtemelen konsantre olamama mani çevresel koşullar nedeniyle atlamışım. Devamında gerçekten ifade ettiğiniz gibi tanımlıyorsunuz ateizmi. Şimdi yeniden, sakin bir ortamda okudum ve bu hatamdan ötürü çok utandım, sizi kastınız dışında bir ifadeyle özdeşleştirerek. Bundan ötürü özür dilerim. Ancak ben de halen sizi muzdarip kılanlarla aynı kefeye konulmuş olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. İfadelerimin hiçbiri sizi ya da bir başka bireyi inanç yada inançsızlığından ötürü yargılar nitelikte değildir, olamaz. Bu konu bireyin kendi mahremiyetindedir, yazımda ifade ettiğim akıl, kalp pusulası ile irade ve sağduyusu nereye götürüyorsa orada kendini konumlandırma, ifade etme özgürlüğü evrensel bir haktır. Ancak bu durum, öz düşüncelerin ifadesine müdahale de getirmemelidir. Haklısınız, bu tür konular, doğası gereği inanç parantezi ile bütünleşik olmalarından ötürü, rencide edici olabilirler. Konuyu daha fazla inanç tabanında devam ettirmemek gerekliliği düşüncenizi paylaşıyorum.

Betül Zengin, Orjinal gönderiye: Bu durumda Galileo'nu idamı haklı mı oluyor?

Şaman, Açıklayabilir misiniz? Bağlamı anlamadım.

Şaman, Bilim eskiyince bilim admını idam etmiyoruz tabii ki. Önce küre olduğu bulunmasa geoid olduğu da bulunmaz.

Betül Zengin, Kastım birini idam etmek değil. Gerçekten doğruya ulaşmak ve ona göre davranabilmek. Bilim şuan için bir çok insan tarafından inanılmış bir şey. Eskiden madde durgundu şimdiyse burmadan hareket ediyor.

Sürekli değişen bir 'doğru'yla yargılarsak yanılmış olmaz mıyız?

Cem Turan, Bırakın inanan inansın, siz de lütfen bu konuda müsamaha gösteriniz. Bilimde önce inanıp sonra onu ispata gayretin nesidir, kabahatli olan? İnanç, bir bilinmezi keşif için size ihtiyacınız olan gücü veriyorsa, motive ediyorsa, bundan korkmamalı ve ayıp bir hal gibi söz edilememeli. İnsan özeldir, herkesin yoğurt yiyişi ve motivasyon odağı farklı olabilir. Buna saygı duyulması gerektiğine inanıyorum.

Cem Turan, Nice antroplog var, daha eski bir insan fosili bulacağına inanarak Afrika'yı arşınlayıp amacına ulaşan. İnançları olmasaydı, vahşi bir coğrafyaya adım atma cesaret ve gücü olmayacaktı, muhtemelen ve fosiller halen yer altında keşfi bekleyeceklerdi. Edison, eğer sonucuna inanmasaydı binlerce kez anodla katod arasına bağladığı malzeme kopmasına rağmen farklı materyallerden ürettiği telleri bağlamaya devam etmeyecek ve mutlu sona erişemeyecekti. Kısaca inanmak güzeldir ve insana gerçeği arayıp bulmak için gerekli gücü sağlayandır. Bu yazdığımı okurken, bir sonraki nefesi alabileceğinize inanmasanız acaba o son değerli anı yine bu yazıyı okumak için mi kullanırdınız? Adına ne derseniz deyin ama inanmak her yerdedir. Siz inanmasanız genetik taşlarınız uygun proteinin sentezlenerek çalıştırılacağına inanır. Şüphesiz ben de sizin samimiyetinize inanıyorum...

Doğru görecelidir. Zamana ve mekana göre değişebilir. Kısmen kişilere bağlıdır. Kişi kendi iç sorgulamasıyla kendi doğru bildiklerinden vazgeçebilir. Kendisine yeni doğrular yaratabilir. Korkmak ve üzülmek bence yersizdir. Araştırmaya devam edip, doğru bildiklerimizi de arada bir yeniden sorgulamak gerekmektedir.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

249 Görüntülenme10 Takipçi7 Yanıt