Bilmek istediğin her şeye ulaş

Düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirmek teknik olarak mümkün olabilir mi?

Buna cevap verebilmek için henüz erken gibi. Teknoloji olarak ise o fazla uzak olmayabilir.

Beynimizin elektriksel frekanslarının etrafa yayıldığını okumuştum. Kim bilir bu frekansları yöneterek elektronik cihazları herhangi bir temas olmadan hareket ettirebiliriz.
  • Paylaş
Kas sisteminizin %100’ünü kullanmak ister misiniz? Bunun yanında, kalbinizdeki tüm kontrolü kendi isteğinize göre ayarlayıp yani hızlandırıp yavaşlatabilmek de ister misiz? Peki daha da ileri gidip kinezi özelliklerinizi kullanarak kendinizi veya herhangi bir cismi uçurabilir ya da elektrokineziyi kullanarak elektrik alıp vermek de istemez misiniz? Vücut sıcaklığınızı artırabilmek veya düşürebilmek de süper olurdu. Bir de bunun yanında görme yeteneğinizi artırıp saatte 1000 km hızla giden bir şeyi yavaş bir şekilde görseniz tadından yenmez değil mi? Bunlar ne ki; ben kan veya vücudumuzdaki herhangi bir sıvının akışını hızlandırabilir, yavaşlatabilir ya da durdurabilirim diyenlere rastlayıp bunu da isteseniz? Vücudunuzda fiziksel değişikler yapabilir kurşun bile geçirtmeyebilir, saçınızı boyunuzu göz renginizi değiştirerek farklı kişiye dönüşebilir, kendi kendinizi tedavi edebilir, vücudunuzdaki enfeksiyonlu yere her türden mikrop ve benzeri bir şey gönderebilir, kendi inancınız ve iradenizle havada süzülebilir olsaydınız da fena olmazdı hani değil mi?

Marvel’de bile bu özelliklerden en az bir tanesine sahip süper kahraman ya da karakter zor bulunur. Ama gelin görünki alakasız bir Youtube kanalında yayınlanan 160 binden fazla insanın izlediği, insan beyninin %10’unu kullandığı ve %100’ünü kullanması durumunda Marvel karakterlerinde bile görülmeyen yukarıdaki saydığım hayali şeyleri yapabileceğine inanan bir güruh var. Youtube’daki türkçe bilimsel içerikli kanallarda bile tirajalar bu kadar değil. Yanarım buna yanarım. Daha vehameti yorumlara bakınca görülüyor. Bu saçmalıkların kaynağını sormadan, araştırmadan mantık hatalarıyla Einsten’ı referans göstererek bunun doğru olduğunu birbirlerine karşı sert dille söyleyemeleri, bilgiyi mantık süzgecinden geçirmeden atıp tutmaları.

Bu saçmalıklara inananların sayısının artmasında insan beyninin % 100’ünü kullanınca her şeyi hareket ettirebilir ve hükmedebilir efsanesinin işlendiği, sahte bilim ile dolu olup bilim-kurgu kategorisi içerisinde gösterilen Lucy filminin de etkisi büyük.

Tabi bu beyinle ilgili birçok inanıştan sadece birisi. İnsanların buna inanması hoşlarına gider. Çünkü %100’ünü kullanmaları durumunda yukarıda saydığım efsanelere sahip olma, daha zeki, başarılı veya yaratıcı olma umutlarını barındırırlar. Ne yazık ki bu doğru değil.

Her şeyden önce neyin %10’u sorusunu sormak gerekir. Söz konusu beyin bölgelerinin %10’u ise bu tez çok çabuk çürütülebilir. Nörologlar manyetik rezonans görüntüleme ya da MRI denilen teknikle insanın bir şey düşünürken ya da yaparken beyninin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor.

Parmaklarınızı oynatmak gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin %10’un daha fazla bölümün harekete geçmesini sağlayabilir. Hiç bir şey yapmadığımızı sandığımız anlarda bile beynimiz oldukça meşguldür. Bizim isteğimiz dışında otonom olarak nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol ediyor ya da siz farkında olmadan yapılacak işler listesini hazırlıyor, bilgilerinizi dosyalıyordur.

%10 oranının beyin hücrelerinin sayısını ifade ediyor olması da doğru değildir. Beyin hücreleri boş boş öylece durup kalmaz. Ya bozulup ölür ya da yakındaki bir bölgenin istilasına uğrar. Değerli hücrelerdir bunlar. %10 efsanesi kadar boş hücreler değiller bunlar.

Üstelik kaynak tüketimi bakımından beynimiz büyük bir tüketicidir. Soluduğumuz oksijenin %20’sini sadece kendisini canlı tutmak için kullanmaktadır.

Peki biyolojik ve psikolojik temelli olmayan böyle bir fikir nasıl olur da böylesine yaygınlık ve insanlar tarafından kabul edilebilirlik kazanır? Bu inanışın kaynağını bulmak zor. Amerikalı fizyolog William James’in bir kitabında ‘Zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızın çok küçük bir kısmını kullanıyoruz. ’ gibi bir laf etmesine dayanıyor olabilir. Ancak ne beyinden ne de bir orandan söz etmiştir. Sadece insanın daha çok şeyi başarabileceğine dair iyimserliğini ifade etmiştir.

Bazılarıysa bunun Albert Einstein’a ait olduğunu söylemektedir. Ancak bugüne kadar böyle bir alıntıya rastlanmamıştır.

Bu yanlış anlamaya kaynaklık edecek iki şey daha var. Onlardan biri şu: Beyindeki hücrelerin %90’ı gliyal hücreler adı verilen destek hücreleridir. Bu hücreler beynin beyaz kısmını oluşturur ve geri kalan %10 ise nöronlara yani asıl düşünme işini gerçekleştiren gri kısma fiziksel ve besinsel olarak destek sağlar. Beyin deyince daha çok nöronlar akla geldiğinden ya da en azından beyin deyince halk arasında nöronun akla gelmesinden ve bu bilgide ki %10’luk kısmın nöronlarla ilişkisinden doğan yanlış bir anlaşılma olabilir.

Bir diğeri de 1980’de bir İngiliz çocuk doktorunun Science dergisinde yazdığı bir makalede, bazı hidrosefali yani beyinde su toplanması hastalığından muzdarip hastalarının beyinlerinde yeterli beyin dokusu kalmadığı halde hala işlevsel olduklarından söz etmişti. Ve buradan bu hastalar bu haldeyken beyinlerini böyle kullanıyorlarsa sağlıklı olsalardı daha fazlasını kullanabilirlerdi gibi bir yanlış anlaşılma da yayılmış olabilir. Ama elbetteki bu sağlıklı olanların beyinlerini ekstra kullanma yeteneğine sahip oldukları anlamına gelmiyor, sadece olağanüstü durumlara adapte olma örneklerini gösteriyor.
Aklımıza koyduğumuzda ve ben bunu yaparım dediğimizde yeni şeyler öğrenebileceğimize ve bunun beynimizin yapısını değiştireceğine dair bulgular var. Ancak söz konusu olan hiç bir zaman kullanılmayan ve %100’üne ulaşınca kullanılabilecek alanların bulunması değildir. Zaten beyinde sürekli olarak sinir hücreleri arasında bağlantılar oluşur ya da artık ihtiyaç olmayanlar ortadan kalkar.

Dediğim gibi ilginç olan şu ki, bu inanışın doğru olmadığı söylendiğinde insanlar hayal kırıklığına uğruyor, sahte bilgilere inanmakta ısrar ediyor, böylesine umut barındıracakları sahte bilimlere daha çok ilgi gösteriyor ve bilginin kaynağını, doğruluğunu araştırmıyorlar, yüzdesini bilmem ama kapasite olarak neredeyse ‘hiç’ kullanmıyorlar.

bbc.com/future/story/20121112-do-we-only. . .
  • Paylaş
Tabii ki mümkün değil. İlüzyonlara kanmayın.
  • Paylaş
Yeterince cahilsen neden olmasın..
tr.wikipedia.org/wiki/Telekinezi
  • Paylaş
Bilimsel olarak böyle bir şeyin gerçekleştiğine dair hiçbir veri, deney, kanıt yoktur.
Düşünce gücü nedir onu da ben size sormak istiyorum. Düşünce dediğimiz şey beyindeki elektrik akımından ibarettir.
  • Paylaş
Bence hayır
  • Paylaş
Bununla ilgili farklı bir düşüncem var.Bu soruyu düşünürken kendimizin sahip olduğu beyinin ya da sistemlerimizin tamamını kullanabilmekten bunlara hükmetmekten bahsederiz. Fakat ben olaya bu yönlü bakmıyorum. Çünkü örneğin kaslarımızı hareket ettirirken tam potansiyel kullanmıyoruz. Fakat sonuçta fiziksel bir nesneye hükmümüz var yani kaslarımıza. Mümkün olabilirliğini değerlendirmek açısından kat kat mikro seviyeye inmeliyiz. Çevremizde gördüğümüz her şey atomlardan oluşuyor bizlerde, beynimizde.Beynimizin kendi organizması üzerinde hüküm sahibi olmasının fiziksel sebebi elektriksel enerjinin sinir hücrelerinden hareketidir. Bu harekete atomlar ın etkileşmesi sonucu olur.Sistem böyleyken bu enerji diğer atomlarda etkilebilme gücünü bulabilir.beyinden gönderilen elektriksel enerji sinir atomlarından deri atomlarına ordan hava atomlarına ordan cismin atomlarına ulaşabilir.Belki ütopik ama benim yaklaşımım böyle :)
  • Paylaş
5

Orhan Tutum, Düşünceniz pek de ütopik değil bence. Vücudumuzu oluşturan atomların aralarında bile aralarında mesafeler var sonuçta. Burda en büyük sıkıntı. Binlerce watlık bir akımlar bile hava moleküllerinde yüzlerce watlık akımlar toprakta ilerleyemiyorken beynimizin uyguladığı elektrik akımları vücudumuzdan bile ayrılamıyordur muhtemelen. Fakat bu yorumu yazarken su aklıma geldi... su için no comment. :)

Sezer Çevik, Evet aslında tam da dedikleriniz aklıma geldiğinden ütopik kelimesini kullandım :) fakat beyin küçük elektrik akımlarıyla birlikte dalgalar da yayımlıyor, ortada bu dalgaların nasıl üretildiğine dair kesin bir çıkarım olmamakla beraber farklı davranışlarımızda farklı dalgaların nasıl üretildiği sorusu da sorulmadan edilemiyor.(örn:uyku, yeni bir fikir üretmek, birisinden hoşlanmak gibi durumlarda beyin farklı dalga boylarında dalgalar üretiyor vs.) Belki bu dalgaların elektriğin vücut dışında kullanılmasında bir rolü olabilieceğini düşünüyorum.örenğin tesla bobinlerinin yaptığı şey tam da bu bence, havadan bir akım söz konusu ve dalga işin içinde var.ilişkilendirmek bence mantıklı aslında fakat bu sadece bir düşünce :) bunun nasıl olabileceği hakkında yine no comment :)

Orhan Tutum, Anladım. İlk yorumumu yazarken bahsettiğiniz beynin ürettiği dalgaları ve tesla bobinini(adını bilmiyordum) anımsadım fakat bobin hakkında filmlerden ve videolardan gördüğümden fazla bilgim olmadığı için "O ayrı bir durum, onun için bazı şartların sağlanması gerekli sanırım." tarzında bir düşünce ile bağlantı kurmamıştım. Fakat eğer o şartları beyin dalgaları sağlayabilir ise durum biraz daha ilginç bir hal alabilirdi. ;) Bence en azından elektriğin icadı veya sesin aktarımı kadar kafa yormaya değer bir konu. :)

Sezer Çevik, Olabilir elbet, belkide beyin bizim bilmediğimiz kuralları kendine has olan farklı bir fizik dünyasıyla varlığını sürdürüyo :)

Orhan Tutum, Bu biraz paralel evreni veya ruhu anımsatıyor. :D Olasılıklara olasılık boyutu eklemeyelim şimdilik sonu gelmez çünkü :)

Galiba mümkün.'' İki yıldır düşünce gücüyle uçak uçurulması üzerinde çalışan Pentagon'un DARPA birimi çalışmalarını tamamlayarak düşünce gücüyle uçakların uçurulabileceğini duyurdu.''
DARPA'nın Direktörü Arati Prabhakar, insan beyniyle makinaların kontrol edilmesine yönelik çalışmalarının ardından 55 yaşındaki engelli bir kadının sadece düşüncelerini kullanarak F-35 jetini uçurabildiğini duyurdu. 2012 yılında başlayan çalışmalar kapsamında DARPA'da çalışan bilim insanları ve doktorlar Jan Scheuermann'ın beyninin sol motor korteksine elektrotlar yerleştidi.
İki yıldan uzun süren çalışmaların ardından yapılan deneme uçuşu başarıyla gerçekleştirildi. Scheuermann, beynine yerleştirilen bu elektrotlar sayesinde F-35 Lightning II simülatörünü sadece düşünceleri ile kontrol etti.

Bu çalışmalarıyla yeni bir kapı açtıklarının altını çizen Prabhakar, bu teknolojinin gelişmesinin insan beyninin vücudun kısıtlamalarından kurtulmasına yardımcı olacağını belirtti.
Prabhakar'a göre, düşünce gücüyle makinaların kontrol edilmesi uzun vadede insan vücuduna yerleştirilen robotik cihazlar sayesinde fiziksel engelleri ortadan kaldıracak.
  • Paylaş
Arkadaşlar lucy filmi size öneririm eğer beynimizin büyük bir kısmını kullansaydık bu mümkün olurdu :)))
  • Paylaş
1

Erhan Kılıç, Şehir efsanesi dediğiniz. Gerçekler filmlerle belirlenmiyor.

evrimagaci.org/makale/260

Eğer insan beynin yüzde yüzüne yakın kullanabilseydi bu gerçekleşecekti ancak belli bir kısmını kullandığımızdan mümkün değil (beyinle ilgili bazı teorisyenler savunuyor)
  • Paylaş
9

Sengoz, Ben yüzde yüzünü kullanabiliyorum.

Veysi Biçen, Ben demedim ki herkes beynin yüzde yüzünü kullanamaz sadece bir teorinin tanıtımını yaptım

Veysi Biçen, İkincisi ben şehir efsanesi falan demedim yani ben bu konuda kararsızım

Veysi Biçen, Üçüncüsü bu teorinin tersi bir teori de var.O da yüzde yüzünü kullandığımızı söylüyorlar(beyinle ilgili bir başka teori)-başka teori var mı bilemiyorum ne yazık ki-

Erhan Kılıç, Hocam şu teoriler nedir bilimsel kaynaklarını koysana şuraya. Öyle mabaddan sallamakla olmuyor bu işler.
Bir şehir efsanesine teori diyorsunuz şu an.
Aynı zamanda teori ispatlanmış bir hipotez demektir. İspatlanmadı ise hipotezdir. Ona göre tekrar değerlendirerek şu Teorileri(!!!!) koyun şuraya.

Veysi Biçen, Erhan hocam beni eleştirmekte haklısınız.Ben hipoteze teori demişim 😃 benim cahilliğimden kaynaklanan bir durum kusuruma bakmayın

Erhan Kılıç, Güzel bir erdemdir yanlış olduğunu görüp kabullenebilmek. Teşekkür ederim size bunu görebildiğiniz için.

Zafer Araz, Kas sisteminizin %100’ünü kullanmak ister misiniz? Bunun yanında, kalbinizdeki tüm kontrolü kendi isteğinize göre ayarlayıp yani hızlandırıp yavaşlatabilmek de ister misiz? Peki daha da ileri gidip kinezi özelliklerinizi kullanarak kendinizi veya herhangi bir cismi uçurabilir ya da elektrokineziyi kullanarak elektrik alıp vermek de istemez misiniz? Vücut sıcaklığınızı artırabilmek veya düşürebilmek de süper olurdu. Bir de bunun yanında görme yeteneğinizi artırıp saatte 1000 km hızla giden bir şeyi yavaş bir şekilde görseniz tadından yenmez değil mi? Bunlar ne ki; ben kan veya vücudumuzdaki herhangi bir sıvının akışını hızlandırabilir, yavaşlatabilir ya da durdurabilirim diyenlere rastlayıp bunu da isteseniz? Vücudunuzda fiziksel değişikler yapabilir kurşun bile geçirtmeyebilir, saçınızı boyunuzu göz renginizi değiştirerek farklı kişiye dönüşebilir, kendi kendinizi tedavi edebilir, vücudunuzdaki enfeksiyonlu yere her türden mikrop ve benzeri bir şey gönderebilir, kendi inancınız ve iradenizle havada süzülebilir olsaydınız da fena olmazdı hani değil mi?

Marvel’de bile bu özelliklerden en az bir tanesine sahip süper kahraman ya da karakter zor bulunur. Ama gelin görünki alakasız bir Youtube kanalında yayınlanan 160 binden fazla insanın izlediği, insan beyninin %10’unu kullandığı ve %100’ünü kullanması durumunda Marvel karakterlerinde bile görülmeyen yukarıdaki saydığım hayali şeyleri yapabileceğine inanan bir güruh var. Youtube’daki türkçe bilimsel içerikli kanallarda bile tirajalar bu kadar değil. Yanarım buna yanarım. Daha vehameti yorumlara bakınca görülüyor. Bu saçmalıkların kaynağını sormadan, araştırmadan mantık hatalarıyla Einsten’ı referans göstererek bunun doğru olduğunu birbirlerine karşı sert dille söyleyemeleri, bilgiyi mantık süzgecinden geçirmeden atıp tutmaları.

Bu saçmalıklara inananların sayısının artmasında insan beyninin % 100’ünü kullanınca her şeyi hareket ettirebilir ve hükmedebilir efsanesinin işlendiği, sahte bilim ile dolu olup bilim-kurgu kategorisi içerisinde gösterilen Lucy filminin de etkisi büyük.

Tabi bu beyinle ilgili birçok inanıştan sadece birisi. İnsanların buna inanması hoşlarına gider. Çünkü %100’ünü kullanmaları durumunda yukarıda saydığım efsanelere sahip olma, daha zeki, başarılı veya yaratıcı olma umutlarını barındırırlar. Ne yazık ki bu doğru değil.

Her şeyden önce neyin %10’u sorusunu sormak gerekir. Söz konusu beyin bölgelerinin %10’u ise bu tez çok çabuk çürütülebilir. Nörologlar manyetik rezonans görüntüleme ya da MRI denilen teknikle insanın bir şey düşünürken ya da yaparken beyninin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor.

Parmaklarınızı oynatmak gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin %10’un daha fazla bölümün harekete geçmesini sağlayabilir. Hiç bir şey yapmadığımızı sandığımız anlarda bile beynimiz oldukça meşguldür. Bizim isteğimiz dışında otonom olarak nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol ediyor ya da siz farkında olmadan yapılacak işler listesini hazırlıyor, bilgilerinizi dosyalıyordur.

%10 oranının beyin hücrelerinin sayısını ifade ediyor olması da doğru değildir. Beyin hücreleri boş boş öylece durup kalmaz. Ya bozulup ölür ya da yakındaki bir bölgenin istilasına uğrar. Değerli hücrelerdir bunlar. %10 efsanesi kadar boş hücreler değiller bunlar.

Üstelik kaynak tüketimi bakımından beynimiz büyük bir tüketicidir. Soluduğumuz oksijenin %20’sini sadece kendisini canlı tutmak için kullanmaktadır.

Peki biyolojik ve psikolojik temelli olmayan böyle bir fikir nasıl olur da böylesine yaygınlık ve insanlar tarafından kabul edilebilirlik kazanır? Bu inanışın kaynağını bulmak zor. Amerikalı fizyolog William James’in bir kitabında ‘Zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızın çok küçük bir kısmını kullanıyoruz.’ gibi bir laf etmesine dayanıyor olabilir. Ancak ne beyinden ne de bir orandan söz etmiştir. Sadece insanın daha çok şeyi başarabileceğine dair iyimserliğini ifade etmiştir.

Bazılarıysa bunun Albert Einstein’a ait olduğunu söylemektedir. Ancak bugüne kadar böyle bir alıntıya rastlanmamıştır.

Bu yanlış anlamaya kaynaklık edecek iki şey daha var. Onlardan biri şu: Beyindeki hücrelerin %90’ı gliyal hücreler adı verilen destek hücreleridir. Bu hücreler beynin beyaz kısmını oluşturur ve geri kalan %10 ise nöronlara yani asıl düşünme işini gerçekleştiren gri kısma fiziksel ve besinsel olarak destek sağlar. Beyin deyince daha çok nöronlar akla geldiğinden ya da en azından beyin deyince halk arasında nöronun akla gelmesinden ve bu bilgide ki %10’luk kısmın nöronlarla ilişkisinden doğan yanlış bir anlaşılma olabilir.

Bir diğeri de 1980’de bir İngiliz çocuk doktorunun Science dergisinde yazdığı bir makalede, bazı hidrosefali yani beyinde su toplanması hastalığından muzdarip hastalarının beyinlerinde yeterli beyin dokusu kalmadığı halde hala işlevsel olduklarından söz etmişti. Ve buradan bu hastalar bu haldeyken beyinlerini böyle kullanıyorlarsa sağlıklı olsalardı daha fazlasını kullanabilirlerdi gibi bir yanlış anlaşılma da yayılmış olabilir. Ama elbetteki bu sağlıklı olanların beyinlerini ekstra kullanma yeteneğine sahip oldukları anlamına gelmiyor, sadece olağanüstü durumlara adapte olma örneklerini gösteriyor.
Aklımıza koyduğumuzda ve ben bunu yaparım dediğimizde yeni şeyler öğrenebileceğimize ve bunun beynimizin yapısını değiştireceğine dair bulgular var. Ancak söz konusu olan hiç bir zaman kullanılmayan ve %100’üne ulaşınca kullanılabilecek alanların bulunması değildir. Zaten beyinde sürekli olarak sinir hücreleri arasında bağlantılar oluşur ya da artık ihtiyaç olmayanlar ortadan kalkar.

Dediğim gibi ilginç olan şu ki, bu inanışın doğru olmadığı söylendiğinde insanlar hayal kırıklığına uğruyor, sahte bilgilere inanmakta ısrar ediyor, böylesine umut barındıracakları sahte bilimlere daha çok ilgi gösteriyor ve bilginin kaynağını, doğruluğunu araştırmıyorlar, yüzdesini bilmem ama kapasite olarak neredeyse ‘hiç’ kullanmıyorlar.

bbc.com/future/story/20121112-do-we-only...

Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

141 Görüntülenme12 Takipçi10 Yanıt