Bilmek istediğin her şeye ulaş

Her konuda profesyonelliğin ön plana çıktığı günümüzde, en basit konular bile uzmanına danışılırken din gibi önemli bir alanda herkesin kendini yetkin görmesi, ağzı olanın konuşması ve ahkam kesmesi doğru mudur? Hatta ciddiyetsiz ve aşağılayıcı bir üslubun kullanılması ne kadar ahlaki ve insanidir?

İddianız doğru değil ki. En boktan yorumlar diyanetten geliyor. Türkiye'deki İslam konusundaki en yetkili kurum da diyanet. İslam adına yapılan kafa kesmeler, kadınları köleleştirip önce düzüp sonra pazarda satmalar, 9 yaşındaki öz kıza yürümeler, yolsuzluklar, buna destek çıkan halkı sadakaya bağlamalar sonlandığında eminim İslam daha az aşağılanacak, alay edilecek bir dogma olarak hayatına devam edecek. Şu anki hali trajikomik. Birileri din adına kelle kesiyor, ota boka cihat açıyor, önüne geleni yaşına bakmadan düzüyor, bol bol çalıyor, yolsuzluk yapıyor, halkı sadakaya bağlıyor. İslam'ın olduğu hiçbir yerde ne huzur ne de refah var. Sonra kalkıp Türk Müslümanları dini tefsirden ve salak diyanetten bildikleri halde hiç hadleri olmadan kitabı anadilinden okuyup, tefsircilerden çok daha iyi anlayıp, gereken en vahşi şekliyle uygulayanlara "onlar gerçek Müslüman değil" diyorlar. Bunu diyenler bütün dünyayı kendileri gibi cahil zannediyor ve dinlerini daha da zedeliyorlar. Bu alaycı ve aşağılayıcı üslup görünen kocaman ahlaksızlığa karşı az bile. Evrensel ahlak düşünüldüğünde şu anda dünyada hüküm süren İslamdan çok daha ahlakidir. İnsaniliğine gelince kafa kesen dinin mensuplarının bu soruyu soruyor olmaları bile o dinle alay edilmesine yeter... Görünen yüzünüz çok çirkinken bence hiç eşelemeyin. Eğer iyi Müslüman diye bir şey kaldıysa ve siz onlardan biriyseniz siz de ışitleri, aqopeyi, diyaneti, tayyibi eleştirmeye başlayın, desteklemeyi bırakın. Dininizi zedeleyenler ateistler ya da diğer dindekiler değil. Bizzat sizler Müslümanlar dininizi zedeliyorsunuz ki bu soru bile bu zedelemeye yardımcı oluyor.
  • Paylaş
5

Mustafa Ali Uğurtan, 1- İşte tamda benim sorumun karşılığı olarak somutlaşmış bir kişiliksiniz. BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLAN, FİKİR MÜZAKERESİNİN SEVİYESİ KARŞISINDAKİNE KÜFRETMEKTEN İBARET BİR KİŞİLİK. Beni hiç tanımıyorsunuz, nikiniz bilinçli bir seçim ise?? islamla alakanız yok ve hatta düşmansınız, ama benim ve islamın hakkında kesip biçiyorsunuz. Hiç olmazsa uğur beyle olan yazışmalarımızı okusaydınız bu kadar cüretkar olamazdınız.
2- Evet bugün islam dünyası perişan bir durumda, acınacak halde. Çünkü yaşanan islamın Kuran ve Sünnet Müslümanlığı ile uzaktan yakından alakası yok. İngiliz şarkıcı Cat Stevens müslüman oluşuyla ilgili olarak "ben islamı Kuran dan değilde müslümanlardan öğrenseydim asla müslüman olmazdım" der. Günümüz islam düşünürlerinden biri yakın zamanda uluslararası basın kuruluşlarından birinde yayınlanan makalesinde müslümanlara şu soruyu soruyor "Allah aşkına siz bugün müslüman olmayan bir ülkede doğmuş olsanız ve o çevrede yaşayıp büyüseniz, islam dünyasının verdiği fotoğraf karşısında ne düşünür, ne yapardınız". Bu durumun varlığında birinci derecede sorumluk tabiki islamı bilmeyen ve dini yaşantıyı kuran ve sünnet çerçevesinde anlamak yerine bidat ve hurafelerle yetinen müslümanların. Uğur beyle müzakeremizde belirttiğim üzere Bediuzzaman yaklaşık 100 yıl önce alemi islamın sorununu "CAHİLLİK, FAKİRLİK ve AYRIMCILIK" olarak tanımlıyor. Peki 100 yıl geçmesine rağmen niçin birşey değişmedi. (Aslında çok şey değişti ama şu an hakim güç konumuna gelinemediği için görünürlüğü çok az) Çünkü müslümanlar kendi hatalarıyla iktidarlarını yitirdikten sonra, oyun kurucu olarak devreye giren emperyalist güçler YENİDEN DİRİLİŞE izin vermemek için bütün imkanlarını kullanmaktalar ve her yolu denemekteler. Bugün azıcık aklı olan ve dünya gerçeklerine ilişkin azıcık bilgi edinen herkes çok iyi bilmekte ki: islam dünyasında islam adına çıkıp ta islamla uzaktan yakından alakası olmayan ve islamın insanlık nazarında aşağılanmasından başka bir işe yaramayan bütün terörist faaliyetler (EL kaide, işid, boko haram ve türevleri) emperyalist güçlerin birer projesinden ibarettir. İslama çok büyük zararlar verirken, islam düşmanlarına göstermelik birkaç saldırı dışında hiçbir zararları yoktur. Meal seviyesinde bile islam bilginiz olsaydı Kuranın "BİR İNSANI ÖLDÜRMEK (Savaş harici ve haksız yere) BÜTÜN İNSANLIĞI ÖLDÜRMEKLE EŞDEĞERDİR" ayetinden haberiniz olurdu. Yine BEDİUZZAMAN "MEDENİ İNSANLARA KARŞI GALİP GELEBİLMENİN YOLU ONLARI İKNADAN GEÇER, BİZLER MUHABBET (SEVGİ) FEDAİLERİYİZ, BİZİM KILIÇLARIMIZ KALPLERDE İŞLEYECEK, KURAN KENDİ KENDİNİ KABUL ETTİRECEK" demektedir. Yıkmak kolay, yapmak zordur. Emperyalist güçlerin bütün entrikalarına rağmen ancak 300 yılda yıkılan bir islam medeniyetinin bir anda ayağa kalkmasını, hemde hiçbir çaba göstermeden beklemek hayalcilikten ibarettir.
3-Yine uğur beyle müzakeremizde belirttiğim üzere islamda ruhbanlık yoktur. Hatta Türkiyedeki şekliyle bir DİYANET TEŞKİLATI da yoktur. Sağlıklı bir islam toplumu önderlerini Kuran ve Sünnete bağlılıklarını referans alarak kendi içinden ve liyakat pirensibine bağlı olarak çıkarır. Diyanet teşkilatı islama hizmet için değil İSLAMİ HAREKETLERİN DEVLET TARAFINDAN KONTORLÜNÜ AMAÇLAYAN BİR KURUM OLARAK KURULMUŞTUR VE ÖYLECE GÖREVİNİ YERİNE GETİRMİŞTİR. DÜNE KADAR BUNDAN RAHATSIZ OLMAYANLARIN VE HATTTA TARAFTAR OLANLARIN, KURUMUN BUGÜN FARKLI BİR SİYASİ OTORİTEYE HİZMET EDER (ki dün olan ne kadar yanlış ise, bu da o kadar yanlıştır) HALE GELMESİNDEN RAHATSIZLIKLARINI SAMİMİYET VE DÜRÜSTLÜKTEN UZAK, TAM BİR ÇİFTE STANDART OLARAK TANIMLAMAK GEREKİR.,
4- Gerçek islam, Kuran ve Sünnet müslümanlığının en saf şekliyle yaşandığı dönem olan Peygamber sav 23 yıllık risalet dönemi ile Hz Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali efendilerimizin halifelik ettiği 30 yıllık dönemde temsil edilir. Muaviye ile birlikte, dinin siyasi iktidarın bir payandası olarak kullanıldığı kırallıklar dönemi başlar, günümüze kadar gelir. Tabii ki bu süreçte de islam medeniyetini hakkıyla temsil eden devlet, kişi, zaman ve coğrafyalar olmuştur. Ama sırf siyasi beklentilerle, samimi ve temsil gücü yüksek müslümanların, her türlü zulüm ve baskıya maruz kalması gerçeği de gözardı edilemez.
5- Sonuç olarak müslümanları bugün içinde bulundukları perişanlıktan kurtaracak yegane yol KURAN VE SÜNNET MÜSLÜMANLIĞININ ÇAĞDAŞ UYGULAMALARINA İMZA ATMAKTIR ve İSLAM BU POTANSİYELE SAHİPTİR. Mehmet Akif bunu "İNMEMİŞTİR KURAN MEZARLIKTA OKUNMAK İÇİN" ve "ASRIN İDRAKİNE SÖYLETMELİYİZ KURANI" şeklinde dile getirmiştir. Bediuzzaman ise nasr suresine atıf yaparak "SİZ İSLAMI HAKKI İLE TEMSİL ETMEYİ BAŞARDIĞINIZDA İNSANLARIN KİTLELER HALİNDE İSLAMA DAHİL OLACAKLARINI GÖRECEKSİNİZ" "KURANI HAYATINIZA HAYAT YAPIN YETER" der. Allah CC a ve Rasulü'ne sav itimadı olan herkes bunun gerçekleşeceğine gönülden iman etmektedir. Ben de inanıyorum ki Allah CC ömür verirse çokta uzak olmayan bir zaman diliminde (birkaç on yıl) bunu yaşayarak göreceğiz.

Şaman, Çok haklısınız dinini yaşamak yerine alenen din savunan insanların gereksiz mahlukat oldukları fikrindeyim. Din dogmadır, insanın inanmak, kandırılmak, itaat etmek, tapınmak gibi bir ihtiyacı yoktur ve yine de inanma yolunu seçen kendi halinde inanmalıdır.

Sizin İslamcı, yobaz kişiliğinizi yazdıklarınızdan çözdüm merak etmeyin. Tipik dincisiniz, yoldaşlarınızı satmayı görev edinmişsiniz. Diyaneti, ışitleri ve diğerlerini anında sattınız ve bize Bediuzzaman, Mehmet Akif gibi başka otorite kabul ettiklerinizle geliyorsunuz. Din somut bir kavram olmadığından tarih boyunca binlerce insan üzerine ahkam kesmiştir ve siz aralarından seçip sunuyorsunuz, kendi eleştirdiğiniz tarafa düşüyorsunuz. "Bir insanı savaş dahilinde de öldürmek bütün dünyayı öldürmekle eşdeğerdir." şeytan ayetlerindeki vahşetin hepimiz farkındayız. Bunu tekrar tekrar zikretmenize gerek yok. Sünnet demişsiniz evet 9 yaşında kıza yürümek de o sünnetten çıkıyor zaten.

İslam'ın iktidarı ne demek?.. Nasıl kötü düşünceler sahibisiniz. Dinin iktidarı, dinin güç sahibi olmaya çalışması gibi şeyler insanlığa ve o dine çok zararlı şeyler. Bakın ülkemizde din dediğiniz şeyin verdiği güç aşkından dolayı insanlar güçlerin en kötüsüne tapıyorlar. Dininiz bunları öğütlüyorsa zaten yok olmaya mahkum bir din demektir.

Bu arada Uğur Bey'le ettiğiniz müzakereler beni hiç ilgilendirmiyor ve bağlamıyor. Kendisi ılımlı bir kardeşimizdir, fikirlerimiz kısmen benzeşse de aynı değildir.

Bakın dünyanın her yerinde gördüğümüz Müslümanların tek amacı var o da şeriatla yaşamak. Bunu da tam anlamıyla yapabilmeleri için 5 milyar gayrimüslimi öldürmeleri gerekecek ki bu imkansız. Benim şu anda gördüğüm; tüm dünyada Müslümanlar "aranıyorlar" ve tüm dünyaya da kötülük saçıyorlar. Emin olun efendiniz, tanrınız falan olsun ya da olmasın Müslümanların yaptığı bu kötülüklerin hiçbiri cezasız kalmayacak ve o cezalarını bu dünyada çekecekler.

Şimdi bütün yobazlar gibi kısmen kopyalayıp yapıştırdığınız daha uzun bir cevap oluşturacaksınız burada, boşuna elinizi yormayın yazdıklarınız zaten sizi anlattı, daha fazla yazınızı okumaya değer bulamadım sizi. Zehrinizi başka mecralarda saçmaya devam etmeyi tercih ederseniz memnuniyetle karşılarım.

Mustafa Ali Uğurtan, Bu ülke demokratik bir ülkedir ve düşünce hürriyeti anayasal bir güvencedir. Adam gibi konuşmasını ve yazmasını bilen herkes, her platformda fikirlerini açıklayabilir ve bu fikirlere katılınmasa da saygıyla karşılanır. O nedenledir ki site yönetimi engelleme yapmadıkça bir yere gidecek ve meydanı kendini bilmezlere bırakacak değilim. Uğur beyle saygın bir müzakere yaptığımızı düşünüyorum. Referans verdiğim uğur beyin açıklamaları değil benim açıklamalarım. Hem din dogmadır diyorsun, hemde beni farklı düşündüğüm için birilerini satmakla suçluyorsun, görünen o ki kendinle bile çelişir durumdasın. Ayrıca anladığım kadarıyla vatan hainleri ve düşmanlarla savaşmayı dahi insanlık suçu sayacak kadar insancıl birisin. tebrik ederim.

Mustafa Ali Uğurtan, Birde din iktidarını kaybetti derken, siyasal iktidarı kastetmediğimi, dinin emperyalist güçler karşısında kendini ifade edebilme yetkinliğini yitirişini kastetdiğimi anlayacak kapasitede olduğunu düşünmüştüm.

Şaman, Bakın şu işe yobaz magandalığınız çıktı ortaya. Saygın müzakere nedir yahu. Saygın insan olur ama müzakere?.. Biz ateist, kibar insanlar tanımadığımız yobazlara da siz diye hitap ediyoruz ki "müzakeremiz saygınlığını yitirmesin." Türkçeyi kullanmayı öğrenmeden nasıl oluyor da herhangi birinden zeki ve bilgili olduğunuzu düşünüyorsunuz anlamadım.

Din derken islam dininden bahsettiğinizi varsayarak devam ediyorum eğer kastettiğiniz genel bir din sorunsalıysa cevabım geçersiz olur.

İlk sorunun cevabı, doğru mudur? Evet doğrudur. Konunun uzmanı diye bir tanımlama islam dini için geçersizdir çünkü islamda ruhban sınıfı yoktur!!! Ama bunu çok güzel bir şekilde dine soktular ve güzelde para kazandılar, kazanmaya da devam ediyorlar. Bir müslüman uzmanı, ilahiyatçıyı, hacı hocayı bir kenara bırakıp kitabı okumalı çünkü tek muhatabı o. Kitap orada durmaktadır, dinini öğrenmek isteyen okur. Ezici bir çoğunluk okumaz o ayrı. Gün geliyor inanmayanlara dini savunuyorum, gün geliyor dindara yanlışını gösteriyorum çünkü iki tarafta işine geldiği kısımları cımbızla ayıklayıp konuşuyor. İkinci sorunuza gelelim. Bu karşılıklı saygısızlıktır, yanlış bir iletişim şeklidir. İnanmayanlar için söylenenleri, edilen küfürleri bir düşünün bu ne kadar ahlaki ve insani ise onların yöntemi de o kadar ahlaki ve insanidir.
  • Paylaş
8

Mustafa Ali Uğurtan, Konunun uzmanından kastedilen ruhban sınıfı değildir. Kitabı okumaktan kasıt meali okumaksa bu okyanusun sahilinde ayaklarını sokup ben okyanusu keşfettim demeye benzer. Kuranı anlamak için arapçanın inceliklerine, ayetlerin iniş sebep ve şartlarını bilmeye, en büyük rehber olarak peygamberin onu anlama, yorumlama ve yaşayısını bilmeye, sahabenin yani peygamberin uygulamalarına bizzat katılanların şahitliklerine, hadis ve fıkıh bilgisine ihtiyaç vardır. Bunun haricinde din adına ahkam kesmek tarzanca konuşup iyi derecede yabancı dil bildiğini iddia etmek kadar abes ve anlamsızdır. 1400 yılda sırlarının milyonda biri zor çözülen ve hergün insanoğlunu yeni hayranlıklara sevk eden Allah kelamını meal okuyarak çözdüğünü iddia etmek cahil cesaretinden başka bir şey değildir.

Uğur Çakmak, Diğer hatalarınızı bir kenara bırakıp, milyonda biri çözülmüş bir sırrı, gizemi, mucizeyi buraya alıntılıyabilir misiniz?

Mustafa Ali Uğurtan, "Diğer hatalar " ifadenizle neyi kastettiğinizi daha açık ifade ederseniz sevinirim. Eğer Dini anlamanın Kuran mealini okumaktan ibaret olmadığı ve bazı temel yetkinliklere sahip olunması gerektiğine dair açıklamalarımı kastediyorsanız, insanoğlunun yüzyıllar boyu uğraşarak oluşturduğu bilimsel birikimlerin en basit ve temel unsurlarını anlamak için yaklaşık 12 yıl, sadece bir bilim dalında, hatta bir bilim dalının yan dalında uzmanlaşmak için yaklaşık 25 yıl eğitim almak gerektiği gerçeğini hatırlatmak isterim. Üzerinde konuştuğunuz eser ise Kainatı yaratan mutlak ve sınırsız ilim sahibi Allah CC ın kelamıdır. Eğer aradaki farkı kavramakta zorlanıyorsanız bence temelde Allah CC ın varlığı ve vasıflarına dair bilgilerinizi geliştirmelisiniz. Kuran ve Peygamberin mucizelerine dair ise yazılmış çok sayıda eser merakınızı giderebilir. Başlangıç olarak Bediuzzaman hazretlerinin eserlerinden 20. söz ve 19 mektubu tavsiye edebilirim. 20. sözde peygamber mucizelerinin bilimsel karşılıklarından bahseder, Hz Musa nın taştan su çıkarmasını yeraltı kaynaklarının sondaj yoluyla yeryüzüne çıkarılmasına işarettir der, Hz Davudun demiri eliyle yoğurmasından yani demirin işlenmesinden bahseder, Hz İsanın hastalıklara şifa bulmasının tıbba işaret ettiğinden bahseder ve derki gün gelecek ölüme çare bulunamayacak ama geçici hayat süsü verilebilecek der, Hz süleyman ve belkıs kıssasından ses, görüntü ve hatta eşya naklinin gerçekleşeceğini ifade eder, Hz yusuf kıssasından güneş ve 12 gezegen yorumu çıkarır, bir başka yerde uzayın boşluk olmadığını esir maddesiyle kaplı olduğunu söyler ki bugün yeni yeni tartışılan bir konudur. ÖZELLİKLE DİKKAT ÇEKMEK İSTERİM Kİ BEDİUZZAMAN BİR DİN ALİMİDİR VE BU ESERLERİ 80-100 YIL ÖNCE YAZMIŞTIR. 19 söz ise peygamber mucizelerinden bahseder. Dahasını isterseniz biraz araştırma yapmanız ve kafa yormanız gerekecek. Zahmet olmadan rahmet olmaz.

Uğur Çakmak, Aradaki farkı sizin anlayamadığınızı düşünüyorum. Bu fark bilim ile din arasındaki farktır. İkisini bir tutuyorsunuz. Bilim müspet ispatlara dayanır. Yoruma, kişisel fikire dayanmaz ya da din gibi iddaya dayanmaz. Zamanında çok kafa yorduğum için inanmayı bir kenara bıraktım zaten :) Bilmeden, düşünmeden konuşmuyorum merak etmeyin. Meal okumanın Kuran'ı anlamaya kesinlikle yetmiyeceğini savunuyorsunuz ama Nursi'nin yolundan gidiyorsunuz. Burada kendinizle çelişiyorsunuz. Demekki siz de Arapça'nın inceliklerine sahip değilsiniz ve din üzerine ahkam kesemezsiniz. Hala okyanusun kıyısındasınız. Bana ilk söylediklerinize binayen bu yorumları yapıyorum. Peki Nursi yanlışsa ne olacak? Onun doğruluğunu neye göre ölçtünüz? Ölçü nedir? Mucize için anlattığınız hikayeler Sümer ve Babil kitabelerinde geçmektedir. 80 -100 yıl öncesinden değil 4000 - 5000 yıl öncesinden bahsediyorum. Orada Nuh tufanıda vardır, yaratılış efsaneside vardır. Hatta zamanında yer ile gökün bir olduğu sonradan ayrıldığı bile vardır.

Mustafa Ali Uğurtan, Bilgiyi var veya yok bağlamında değerlendiremezsiniz. Herkes öğrendiği kadar bilir. Zaten ben ifadelerimin hiçbir yerinde yetkin bir bilgiye sahip olduğum iddiasında bulunmadım. Bu sizin önyargınız. Ben mühendisim din alimi değilim. Kendi alanımda bildiklerim bile bilinebileceklerin binde biri değil. Sadece islami bilginin yetkin ve tutarlı olması için gerekli unsurlara işaret ettim. Zaten müslümanın en temel vasıflarından biri bilmediğini bilmektir, bir diğer deyişle haddini bilmektir. İlmin kapısı olarak tanımlanan Hz Ali bir ifadesinde "bildiklerimi ayağımın altına koysam başım göğe değerdi, ama ben yinede hiçbir şey bilmiyorum" der. Burada kastedilen Allahın sınırsız ilmi yanında insanlığın bütün bilgisinin sıfır olduğu gerçeğidir. Matematiksel olarak ta bilirsiniz ki sonlu herşeyin sonsuza oranı sıfırdır. Bilgi pozitif bilimler ve sosyal bilimler olarak ikiye ayrılır. Pozitif bilimlerden bir kısmı deterministiktir. yani gözlem ve deneye dayanır. Daha çok fen bilimleri. Bir kısmı ise zihinsel kurgulara ve kabullere(aksiyom ve teoremler) dayanır. Matematik gibi. Sosyal bilimler ise tamamen insan zihninin ürünüdür ve insanlık sayısınca farklı değerlendirmeler içerebilir. Sizin mantığınızla gözlem ve deneye dayanmayan herşeyin yok sayılması ve inkar edilmesi gerekirse ne sosyal bilimlerden, özellikle felsefe ve mantıktan, ne tarih biliminden ve ne de matematikten bahsetmek mümkün değildir.Hatta bu mantıkla ben sizin şizofren olduğunuza bile hükmedebilirim. Çünkü bana dair hiçbirşey görmediniz ve duymadınız, yani ben sizin hayal dünyanızın bir ürünü olabilirim. Ama siz benimle görüşmeye devam ediyorsunuz. Niçin??? Çünkü sizin iddialarınıza cevap veren, yani eseriyle kendini gösteren biri var. İşte bazı şeyler yalnız elle tutulur gözle görülür oldukları için değil varlıklarını bir şekilde gösterdikleri için bilinirler. Zeka, Sevgi, nefret, öfke aşk vs tüm duygularda böyledir. Bediuzzamana gelince, siz bir örnek istediniz ben de onu verdim. Beğenmediyseniz başkalarını da araştırabilirsiniz diye söyledim. Yanlış olabilirmi evet olabilir. Deney ve gözlem ürünü birçok bilgi de hergün yanlışlanarak yenileri üretiliyor. Önemli olan yanlışlanıncaya kadar güçlü referansları olan bilginin doğruluğunun kabul edilmesidir ki Bediuzzamanın bilgisi benim için böyle bir bilgidir. Ayrıca din bilgisi sadece kişisel fikre dayanmaz. Bu da eksik bildiğiniz ve sizi yanlış yargılara götüren bir bilgi. Kuranın çok az bir kısmı(%10-20 gibi) ibadet bilgisi, büyük bölümü ise (%80-90) iman bilgisidir. Ve iman bilgisi doğrudan akla hitap eder. Aklı olmayanın dini de yoktur. Allah CC kelamında sürekli varlıklara ve hayatın akışına, yani pozitif bilim öğretilerine işaret ederek, GÖRMÜYORMUSUNUZ, DÜŞÜNMÜYORMUSUNUZ, AKLETMİYORMUSUNUZ diye sorar. İslami ilim iki türdür . Biri akla yani pozitif bilime, diğeri nakle yani peygamber öğretisi ve Allah kelamı olan vahye dayanır. Akılla bir yere kadar gidersiniz, onu aşan konularda ise vahye tabi olursunuz. İslamın en büyük kelam (İslam Felsefesi) alimi ve Antik yunan felsefesinin kaynaklarını batıya ulaştıran kişi İmamı Gazali "Ben aklı çatlatma noktasına kadar geldim ve gördüm ki bu iş ne yalnız akılla olur, ne de akılsız" der. Bazı bilgilerin eski kitabelerde de geçiyor olması islami bilgiye aykırı değildir. Çünkü Allah cc ın yarattığı ilk insan Hz Adem den peygamberimize kadar sayısını bilmediğimiz kadar çok peygamber gelmiştir ve hepside isimleri farklı telaffuz edilse bile özü itibariyle tevhid yani tek tanrı inancının öğretilerini işler. Bu bilginin kaynağı da Allah CC ilmidir. Kuranın inen ilk ayeti "oku yaradan Rabbinin adıyla oku, O ki insanı bir kan pıhtısından yarattı. Ve insana kalemle yazmayı öğretti " der. Bu işe kafa yorduğunuzu ve inanmayı bıraktığınızı söylüyorsunuz. İslamda ruhbanlık yoktur. Hatta bugün olduğu şekliyle diyanet teşkilatı da yoktur. İslam hiçbir kimsenin tekelinde de değildir. Hatta tevhid akidesinden ve kuran çizgisinden sapmamak kaydıyla farklılığı zenginlik olarak gören bir dindir. Bizatihi peygamber uygulamaları şartlara ve kişilerin ihtiyaçlarına göre değişmiştir. Mezhepler ve farklı din öğretileri de buradan çıkar. Ancak müsade edinde en az bir fizik, kimya biyoloji ve matematikte ihtiyaç duyduğunuz kadar, din öğreniminde de bir eğitici ve öğreticiye ihtiyaç duyulsun. Duyulsun ki bugün olduğu gibi kendini müslüman kabul eden birçok insan, dinle hiç alakası olmayan ve bazı kendini bilmezlerin hezeyan ve sapıklıklarını din diye yaşamasınlar. SON OLARAK ACİZANE TAVSİYEM İYİCE ARAŞTIRMADAN, HAKKINDA YETERLİ BİLGİ SAHİBİ OLMADAN KİŞİ VE KURUMLAR HAKKINDA FİKİR SAHİBİ OLMAYIN. saygılar.

Uğur Çakmak, "insanoğlunun yüzyıllar boyu uğraşarak oluşturduğu bilimsel birikimlerin en basit ve temel unsurlarını anlamak için yaklaşık 12 yıl, sadece bir bilim dalında, hatta bir bilim dalının yan dalında uzmanlaşmak için yaklaşık 25 yıl eğitim almak gerektiği gerçeğini hatırlatmak isterim." Böyle bir ifade kullandınız. Benim din ile bilimi bir tutuyorsunuz dediğim nokta burası. Elbette o kadar sene üzerinde çalışacaksınız çünkü iddaya dayanmaz bilim. Bugün dinde olduğu gibi mesela suyun 100 dereceden farklı ısıda kaynadığına dair farklı görüşler(mezheplere atıf) var mı? Mümkün mü? Bundan dolayı "bilgi" nin neliği konusunda yazdıklarınız boşa zahmet oldu. Kaldı ki tartışmanın nihengi noktası bu değil. Konu şu. Birilerini hakaretvari bir söylemle "cahil cesareti" gibi bir ithamda bulunursanız, o konuda ki yetginliğinizi ispatlamanız gerekir. Hem ithamda bulunacaksınız hem de bende zaten bilmiyorum iddaa da etmedimki diyecekseniz. Madem bilmiyorsunuz neden konuşuyorsunuz? Neyin açıklamasını yapıyorsunuz? İslami prensible baktığınızda asıl kaynak nedir? Hadis, fetva, o kişinin bu kişinin dedikleri midir? Kuran mıdır? Tabikide Kuran'dır. Size ölçünün ne olduğunu sordum. Güçlü referansları olan biri dediniz!!! Nedir bu referanslar? Onun yolundan gidenlerdir elbette. Doğrudur yanlıştır kısmında değilim. Sizin mealle Kuran anlaşılmaz demenize karşıyım. Bu tam bir ruhban sınıfı düşüncesidir. Benim itirazım buna. Meali yeterli bulmayacak kadar hassassınız ama başkalarının sözlerini güçlü referanslarla alabiliyorsunuz!!! Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Kuran'da müteşabih ayetler vardır ama az sayıda zaten yorum da burada devreye giriyor. Kişisel fikir dediğimde bu tamam mı. Kuran adına konuşacak kişi yüzyıllar evvel öldü. Bu saatten sonra müteşabih ayetler için kim olursa olsun "benim bu ayetten anladığım" demek zorundadır "bu ayet bunu demek istiyor" değil. Öyle dedi mi islamdan çıkmış olur çünkü kendini rasul yerine koymuş olur. Diğer ayetler zaten apaçık ortadır. Alın size inandığınız kitaptan örnek vereyim. "Biz, Kuran’ı anlaşılsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan var mı?" Kamer-17. Bu dinin ölçüsü Kuran'dır. Ondan sonra bu ölçüye göre hadise bakın, fıkıha bakın yada bir öndere bakın farketmez. Kuran'la çelişmiyorsa veya Kuran'da olmayan bir şeyden bahsetmiyorsa doğrudur ama siz ölçüyü yani Kuran'ı okumadan hadise, fıkıha veya alimlerin söylediklerine bakacasınız. Peki doğruluğunu nasıl tartacaksınız? Ben size hadisten çok vahim bir örnek verebilirim. Benim itirazımı doğru anlayıp ona göre değerlendirin. Konuları dallandırıp budaklandırıp mevzuyu farklı noktalara çekmeye çalışmayın.

Mustafa Ali Uğurtan, Fikri müzakerelerde inkara ve demagojiye dayalı algı oluşturma gayretleriyle müzakere edilemez ve doğru sonuçlara varılamaz. Din olgusuna yaptığınız isnadlar konusunda temel kavramları ve kapsamlarını açıklığa kavuşturmadan sonuca varmak hem mümkün değildir, hem de akli ve bilimsel değildir. Bu gayret sadece iddialarınıza yönelik algı oluşturmaya yarar ki samimi değildir. Ben iddialarınıza olabildiğince açıklayıcı cevaplar vermeye çalıştım, ama siz yine inkar ve demagoji yaparak konuyu sığlaştırmaya ve boğmaya çalışıyorsunuz. Bu şekilde bir yere varmamız mümkün değil. Ancak yazdıklarımızı okuyan başkalarının da olduğu ihtimaline binaen cevaplarımı maddeler halinde yeniden düzenleyeceğim.

1. İddia : İslamda ruhban sınıfı yoktur.
cevap: Evet yoktur. Hatta günümüzdeki gibi devletin organize ettiği bir diyanet teşkilatı da yoktur. Ruhban tanrı adına hüküm veren, cennet ve cehennemi yine tanrı adına parsellediğini söyleyen kişidir. İslam alimleri ise din bilginidir. Ruhban değildir. Yani herhangi bir bilim dalının öğretisini yapan akademisyen ne ise din alimi de odur. Tanrı adına hüküm veremez, vermez. Cennet veya cehennemdem tapu dağıtmaz. Kuran ve sünnet öğretilerini aslına sadık kalmak kaydıyla gelecek nesillere aktarır. Hatta peygamberler dahi bu yetkiye sahip değildir. Allah Rasulü sav ailesine der ki "rabbin huzuruna vardığınızda ben bile sizin için birşey yapamam, sizin için kazandığınızdan başkası yoktur.

2. iddia:Başka hiçbir bilgiye ve kaynağa ihtiyaç duymadan sadece meal okuyarak din öğrenilebilir.
cevap: Arapça bugün bile dünyanın en gelişmiş dili kabul edilmektedir. Yani ifade kabiliyeti çok yüksektir ve tek bir cümle ile birden fazla anlam üretmek mümkündür. Buna belagat denir. Kuranın indiği dönemde arap edebiyatı ve söz sanatı zirve durumdadır. Buna rağmen arabın en meşhur şairleri ve hatipleri kuranın ayetleri karşısında secdeye kapanmıştır. Kendilerine "siz iman mı ettiniz ?" diye sorulduğunda hayır ben bu ayetin belagatine (yani ifadenin mükemmelliğine) secde ettim demişlerdir. Meal ayetlerin en basit ve en sığ anlamıdır. Sıradan bir şiir veya makale üzerine bile onlarca mütalaa yazılabildiği düşünürse Allah CC kelamının bu sığlıkta değerlendirilmesinin adil olmadığını düşünüyorum. Ayrıca kuran bir mesaj kitabıdır. Ayrıntılara girmez. Uygulamaya dönük tüm ayrıntılar peygamberin rehberliğinde öğretilmiş ve şahsında yaşanarak gösterilmiştir. Çünkü din bilgisi peygambere sadece ayet olarak değil, ilham, rüya vb farklı kanallarla da iletilmiştir. Mesela namazın kılınması emri kuranda vardır , fakat nasıl ve ne kadar kılınacağı bilgisi peygamber öğretisindedir. Demek istediğim din bilgisinin edinilmesinde ve Allah CC ın muradının anlaşılmasında öncelik kurana ait olmakla birlikte yeter değildir Birinci derece muhatap olarak, peygamberin onu nasıl anladığı ve yaşadığı bilgiside zaruridir. Dinin bütünlüğü Kuran ve sünnetin birlikteliği ile mümkündür. Peygamberin dini algılama ve yaşama bilgisini de bize öncelikle onun en yakın şahitleri olan arkadaşları yani sahabeler , daha sonra da asırlar boyunca din bilginleri aktarır. Burada aslolan Kuran ve sünnete sadakattir. Sonuç olarak islamın nasıl yaşanacağının bilinmesinde temel kaynak olarak ortak akılla şunlar belirlenmiştir. 1. Kuran (işte tamda burada becerebildiğimiz kadarıyla kuranın sırlarına vakıf olabilmek için ileri seviye arapça bilgisine, ayetlerin iniş sebeplerinin bilinmesine, peygamber uygulamasının bilinmesine ve hatta pozitif bilimlere ihtiyaç vardır)
2. siyer(peygamberin hayatı), hadis(peygamberin sözleri ve uygulamaları) 3.Kıyası fukaha yani ortaya çıkan yeni durumların kuran ve sünnet bilgisine sahip alimler tarafından aslına sadık kalınarak çözüme kavuşturulması. 4. İcmayi ümmet, islam toplumunun ortak akılla bir konuda Kuran ve sünnete uygunluğu konusunda ittifak etmesi 5. Kuran ve sünnete aykırı olmamak kaydıyla örf ve adetler. Sonuç olarak diyebiliriz ki meal okuyan birinin bilgisi ilkokul seviyesinde bir bilgiden ibaret iken, bir din aliminin bilgisi ise konusunda otorite haline gelmiş bir akademisyenin bilgisidir ve din öğretisinde onun bilgi ve deneyimlerinden yararlanılması kusur değil zarurettir.

3. iddia : dini istismar edenler vardır.
cevap. evet vardır. Sadece dini değil herşeyi (vatan, millet sevgisini, bilimi vs vs) istismar eden insanlar vardır. Bu insanın doğası gereğidir. Aklımızı kullanarak bunlardan korunmak kendi sorumluluğumuzdur. Bu hususta en büyük yardımcımız ise dini aslına sadık kalarak öğreten kişi ve kaynakların varlığıdır.

4. iddia : Kuranın sırlarına dair bir tane örnek verin dediniz,
cevap : Ben birden fazla örnek verdim. Daha fazlasını araştırarak öğrenebilirsiniz dedim. Siz tepki olarak benim kaynağımı aşağılama yolunu seçtiniz. Buradaki çelişki, inanıyorum ki hayatınız boyunca antik çağdan günümüze, yaşamış birçok bilim adamı ve düşünürün eserlerinden yararlandınız ve bunları doğru kabul ettiniz, aynı şeyi ben yaptığımda işinize gelmediği için yorumların yanlışlığı iddiasına sığındınız. Muhtemelen Bediuzzamanın kim olduğu ve yaşantısı hakkında doğru hiçbir bilgiye sahip değilsiniz. Bediuzzaman yıkılma aşamasındaki osmanlı imparatorluğunda ve doğunun şartlarında dünyaya gelmiş, dönemi itibarıyla 20 yılda tamamlanan medrese eğitimini 3-4 yıl gibi kısa sürede tamamlamış, 15-16 yaşında hocalarına eğitim vermiş bir dehadır. İslam dünyasının temel sorunlarını Cehalet, Zaruret, Tefrika (Bilgisizlik, fakirlik ve bölücülük) olarak tanımlamış ve hayatını bunların telafisine adamıştır. Dini, kaynağını kurandan alarak asrın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden anlatmıştır. Kendi ifadesiyle 80 küsur yıllık hayatında dünya lezzeti adına bir şey tatmamış, istismar edilmesin diye hediye bile kabul etmemiş, ömrü sürgünlerde, hapislerde, divanı harplerde geçmiştir. Eserlerini bu şartlarda kağıt parçalarına yazarak vermiştir. "Kalbin nuru dini ilimler, aklın ışığı pozitif bilimlerdir, ikisi birleşince hakikat doğar" demiş ve doğunun yeniden dirilişinin çaresi olarak bunu göstermiştir. Bu kapsamda eğitim vermek üzere kuracağı medrese için 2. Abdülhamitten ödenek talep etmiş ancak bunu gerçekleştirmeyi başaramamıştır. Kendisi için "Beni skolastik bataklığına saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar, ben günümüzde mevcut bütün bilimleri okumuş (pozitif bilimler dahil) hatta bu hususta eserler vermiş biriyim" der. Siyasi, ekonomik, askeri, bürokratik hiçbir gücü olmamasına, hatta sürekli hapis ve tecrit hayatı yaşatılmasına rağmen eserleri dünden bugüne milyonlarca insan tarafından sahiplenmiş (ki bunların büyük bölümü kariyer sahibi insanlardır), on(10)un üzerinde dile tercüme edilmiş, avrupa ve amerikada adına enstitüler kurulup akademik incelemelere konu olmuştur. Dönemin alimlerinin ittifakıyla Bediuzzaman (Asrın dehası) ünvanına layık görülmüştür. Referansları ise KURAN, SÜNNET, AKIL ve POZİTİF BİLİMLERDİR.Dahasını hayatını anlatan eserlerden öğrenebilirsiniz.

5. iddia : ifadelerimden benimde okyanusun kıyısında olduğumu ve bir şey bilmediğimi anlamışsınız.
cevap: Ben ise bilginin var yada yok olarak değerlendirilemeyeceğini, herkesin öğrendiği kadar bilebileceğini, önemli olanın haddini bilmek ve bilmediğin konuda ahkam kesmemek olduğunu söyledim. (kanaatimce ortalamanın üzerinde bilgiye sahip biriyim) Haddimi bilip ASLA BİR DİN ALİMİ OLMADIĞIMI belirttim. Bu durum, dini konularda bildiğim kadarıyla konuşmama engel değil.

6. iddia:Bilimin mutlak doğrulardan, dinin ise yorumlardan ibaret olduğu.
cevap: Aslında buna yukarıda ayrıntılı cevap vermiştim ama yine değinmek isterim. bilimin bulgularının doğruluğu konusunda tekil örneklerden yola çıkarak genellemeye gidip algı oluşturmaya çalışıyorsunuz. Suyun kaynama sıcaklığı vb değişmeyen doğrular yukarıda da belirttiğim üzere fen bilimlerinin konusudur. Halbuki bilim fen bilimlerinden ibaret değildir. Sosyal bilimler, tarih bilimi, yönetim bilimi, ekonomi bilimi vs başka bilim dalları da vardır ve bunlarda mutlak doğru diye birşey yoktur. Mesela felsefenin tarihsel süreci neredeyse her gelenin bir öncekini yanlışlaması üzerine kurulmuştur. Tarih her yazanın kimliğine ve fikrine göre şekillenen bir bilim dalıdır. Yönetim bilimleri tarih boyunca onlarca yönetim şekli üretmiş(kırallık, feodalizm, faşizm, kominizm, kapitalizm, demokrasi) ama hangisinin en doğru olduğuna henüz karar verilememiştir. Ekonomi bilimleri hakeza. Diğer yandan örneklendirme yaptığınız fen bilimlerinde defalarca yanlışlanan ve yeniden üretilen sayısız bilgi mevcuttur. En temel konularda bile hergün medyada birbirne taban tabana zıt hüküm beyan eden bilim insanlarını görüyoruz. Hemde bunlar üst düzey akademik kariyere sahip insanlar. Biri yapın diyor diğeri sakın ha diyor. Biri yiyin diyor diğeri yemeyin diyor. vs. Demek ki neymiş bilimin bazı bulguları kesinleşmiş olsa bile, bundan yola çıkarak bilimi tabulaştırmak ve ona yanılmazlık vasfı isnad etmek koskoca bir yalandan ibaretmiş. Diğer yandan din yorumdan ibarettir ifadesi de tam bir algı yanıltmasıdır. Yine yukarıda belirttiğim üzere Hz Ademden bu yana bütün ilahi dinler Tanrının varlığı ve bir liği ile diğer iman esasları konusunda ittifak halindedir. Nitekim İslam inancında iman şartlarından biri bütün peygamberlere , getirdiği kitap ve kükümlere inanma şartıdır. Tabi ki bozulmamış hallerine. Farklılık, dinin ameli yanı, yani uygulama yönünde olmakla birlikte o konuda da yine esasta ittifak vardır,farklılık ise tali konulardadır. Bu din adına bir eksiklik değil zenginliktir. Çünkü din her insanın şartlarının aynı olmadığı gerçeğinden yola çıkarak farklı uygulamalara izin vermiş , hatta teşvik etmiştir. Nitekim bizzat peygamber farklı şartlarda farklı uygulamalar yapmıştır. Din karşıtlarının en temel çelişkileri bilimin değişmez doğrularını mükemmellik , dinin değişmezlerini tabu , bilimin tartışılabilirliğini özgür düşünce, dinin tali konulardaki zenginliğini ise kusur olarak görmeleri ve öyle göstermeye çalışmalarıdır.

Son olarak; Dinin hükümleri sadece insan için, sadece akıllı insan için, sadece çocukluk evresini tamamlamış yetkin insan için geçerlidir. Din akla hitap eder, kainattaki mükemmeliğe dikkat çeker, düşünmeye ve anlamaya çağırır. Pozitif bilimlerin verilerine gönderme yapar. Bediuzzaman der ki "Bazen bir saat tefekkür (yani kainatın sırlarını anlama gayreti) bir gün nafile ibadetten daha değerlidir". Çünkü bilinçli bir kulluğun, bilinçsizce yapılan bir kulluğa kıyas kabul edilmeyecek üstünlüğü vardır. Hatta dini terminolojide "ALİMİN UYKUSU CAHİLİN İBADETİNDEN HAYIRLIDIR" diye hüküm bile verilmiştir.

Uğur Çakmak, Ben mi sığlaştırıyorum :). Konuyu dallandırıp budaklandırıp asıl maksattan yön değiştirmeye çalışan siz mi? Şimdi aşağıda cevap vereceğim ama bunlar konunun asılı değil. En sonunda da asıl tartıştığımız sizin de yukarıda ifade ettiğiniz yere geleceğim. Aşağıda cevap vereceğim çünkü zannediyorsunuz ki ben bunları bilmiyorum :)

1) Burada zaten aynı şeyden bahsediyoruz. Problem insanların kendi anlayışlarını sanki tanrı öyle demek istiyormuş gibi satmasıdır.

2) "Arapça bugün bile dünyanın en gelişmiş dili kabul edilmektedir." Kaynak belirtin? Ben yukarda ne yazdım? Önce meali okuyacaksın, asıl ve birinci kaynak bu. Dilersen diğerlerinide kitabın bakış açısıyla oku ama kitabı okumadan diğerlerini okumak tehlikeli. Namaz örneğini vermişsiniz. Bir çok ayette namazı dosdoğru kılın der. Bu noktada hadis namazın nasıl kılınacağını söylüyorsa burada sıkıntı yok. Ama kitapta namaz olmasaydı da hadiste bunlar geçseydi meal okumamış biri bunu bilemeyecek ve hadisi Kuran hükmünden sayacaktı yani DİNİNİ BİLMİYOR OLACAKTI. Daha ilk soruya verdiğim cevapta ne dedim dinini öğrenmek isteyen gider kitabı okur!!!

3) Zaten aynı şeyi söylemişiz.

4) Ben kaynağınızı nerede aşağılamışım? "Referansları güçlü" demişsiniz bunu tekrar ettim ve bu ölçünüzün sakat olduğunu ima ettim. Nerede aşağılama var? Aynı şekilde Nursi hakında da aynı şeyi düşünüyosunuz. Yoksa "hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan kişi ve kurumlar hakkında fikir sahibi olmayın" demezdiniz. Ben buna cevap vermedim çünkü konu dağılıyor. Baktım ki ben cevap vermeyince iş cevap veremiyora döndü cevap veriyorum. Ben Nursi için ne demişim? Aptal mı, cahil mi, kendini bilmez biri mi demişim. Ne demişim söyleyin. Sizi aşağılama yoluna gitmişim!!! İlk başa dönün sorulan bir soruya verdiğim cevapta bir aşağılama arayın sonra hemen altındaki sizin yorumunuzda arayın. Görürsünüz ki aşağılama uslubuna sahip kişi sizsiniz.

6) Allah aşkına bilimin mutlak doğru olduğunu nerede yazmışım bir söyleyiverin yoksa "müspet ispatlar" terimini mi kullanmışım. Söylemediğim şeyi söylemiş gösterip üzerinden yorum yapmak ilk giriş paragrafınızda ki demogoji ve algı oluşturma ifadeleriyle çok güzel örtüşüyor. Bilginin "ne"liği kısmına girmek istememiştim yine aynı sebepten konu dağılmasın diye ama görüyorumki buna vakıf olmadığımı düşünüyorsunuz. Bundan dolayı açıklama yapmalıyım. Bilimin mutlak gerçeğini bulduğunu iddaa etmek bilim dünyasında gülünç bir durumdur. Bilimin yönteminin nasıl olması gerektiğini son olarak, bilim filozofu olan Popper ortaya koymuştur ve yanlışlığı ispat edilmesi mümkün savlar bilimsedir der. Bilimin yöntemi savı doğrulamaktan ziyade yanlışlamaya çalışmaktır çünkü tümevarımsal ifadelerin yanlışlığı ortaya çıkmıştır. Mesela tüm kuğular mutlaka beyazdır ifadesi gibi. Binlerce kez kuğuların beyaz olduğunu görürsünüz ama bir siyah kuğuya rastladınız mı savınız çöp olur o yüzden mutlak konuşamazsınız. Bunu burada kesip bilim felsefesine girmek istemiyorum konumuz bu değil. Dilerseniz başka bir soruda tartışırız.

5) Bu maddeyi es geçmiştim çünkü asıl konumuzu ilgilendiren kısım burası. "Ben ise bilginin var yada yok olarak değerlendirilemeyeceğini, herkesin öğrendiği kadar bilebileceğini" demişsiniz. Herkes öğrendiği kadar bilir zaten, öğrenmediğin bilgiyi nasıl bileceksin fakat bilginin var yada yok olarak değerlendirip/değerlendirilemeyeceği ayrı bir disiplinin konusu. İsterseniz epistemoloji tartışması da yapabiliriz ama bu tartışmanın içerisinde değil.

"Haddimi bilip ASLA BİR DİN ALİMİ OLMADIĞIMI belirttim. Bu durum, dini konularda bildiğim kadarıyla konuşmama engel değil." Burası esas konunun bam telidir. Ne demişsiniz. Bir din alimi değilim ama bu din üzerine bildiklerimi konuşmama engel değil. Bravo. Kesinlikle katılıyorum. Bende bilim üzerine konuşuyorum bazen ama bilimadamı değilim. Peki güzel. Madem öyle meal okuyan bir insan için cahil cesareti şeklinde neden hakaretvari konuşuyorsunuz? Onun konuşmasına mani olan nedir? Eğer "Meal ayetlerin en basit ve en sığ anlamıdır. Sıradan bir şiir veya makale üzerine bile onlarca mütalaa yazılabildiği düşünürse Allah CC kelamının bu sığlıkta değerlendirilmesinin adil olmadığını düşünüyorum." bu ifadeyi başta söylemiş olsaydınız hiç sıkıntı olmazdı büyük ihtimalle cevap bile vermezdim çünkü Kuran alimlere gelmediği için herkese hitap etmeli. Bundan dolayı buradaki ifadenin bir "hassasiyet" ifadesi olduğunu düşünür yoluma devam ederdim.

Din nedir acaba? Kapsama alanı ne kadar geniştir? İnançlar bireyleri mi yoksa toplumları mı bağlar? Ve daha bir sürü cevaplandırılması gereken önemli sorular var.Bu sorular ortada dururken , binlerce yıldır insanlık inançlar için veya din kisvesi altında başka amaçlar için yok edilirken vay efendim inancıma saygı gösterilmiyor diye sızlanmasın kimse. Çünkü görünen odur ki inanç sistemlerinin hepsi başka inançların varlığına dahi saygı göstermekten uzaktır.
  • Paylaş
Sondan başlayalım. Hiçkimse kimseye böyle davranmamalı. İnanan inanmayana ya da bir şeye inanan başka bir şeye inanana aşağılayıcı ve kötü üslupla davranmamalı. İthamda bulunabilir, -hukukun çerçevesinde- suçlayabilir, iddia edebilir ama kötü üslup olmamalı.

Herşeyin dine dayandırılması, kalkınamamışlığın, geri kalmışlığın bir göstergesi. Geri kalmışlık derken, öyle Üçüncü Dünya Ülkeleri içinde bulunduğu durum gibi bir düşünce oluşmasın. Ulaşmak istediğimiz, önümüze hedef koyduğumuz (Sultan 3. Selim'den bu yana) müreffeh dünyaya ulaşmak hedefimizi kastediyorum. Bu hedefe ulaşmak için çok canlar yandı, çok canlar kaybedildi (Padişahlar, Sadrazamlar, bürokratlar, askerler, halkın sade tabakasından kişiler can verdi, hapse atıldı, sürgün edildi)

İnanan bir kişi dini, üstün olarak kabul ediyor; inanmayan bir kişi, dinin toplum hayatındaki önemini biliyor. Burada bir sorun yok.

Sorun nerede peki?

Siyaset dünyası içerisinde yer alıp da, halkın insanca yaşama ihtiyaçları yerine getirilemedikçe, bireyler avunsun diye din ve milliyetçilik duyguları körüklenir.

Hemen akla -günümüzde iktidar olduğu için- AKP yönetimi gelecek ama doğrudan bunu düşünmek bir parça yanıltıcı olur. Çünkü mesele yığıldı yığıldı AKP'yi iktidara taşıdı. Sözde liberalizm politikaları izlemesi beklenen Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi gibi -burada sayabildiğim- partiler, sürekli kendilerini iktidarda tutabilmek adına dini ve milliyetçi söylemlerle ortaya çıktılar. Bu söylemlerin bazıları da saçma sapan şeylerdi, yani gerçekten o görüşle ve Türkiye'nin şartlarıyla uyum sağlasa içim yanmaz. ('Devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir', 'Türkiye, Dünya'nın en son sosyalist ülkesidir' vs.)

Köyden kente göçmüş ve yolunun şaşırmış milyonlara gerçekçi ekonomi politikalarıyla yol gösterilmeyince, büyük çoğunluğun temel inancı olan din duygularına yöneldiler. İnsanın elinden evini alırsınız, arabasını alırsınız, işini alırsınız, parasını alırsınız ama dinini alamazsınız. Zaten insanlar halihazırda Müslüman olunca, politikacı köyden göçmüş bu insanı yapılmakta olan binanın ankrajı hakkında ikna etmektense din duygularına yönelmeyi tercih etti. Yani propaganda malzemesi bedavaydı, kullanışlıydı, işe yarıyordu.

Yakın geçmişte Refah Partisi'nin yükselişiyle başlayan varoşların dip dalgası (Refah Partisi'nin iktidara gelişi azımsanacak bir olay değildir) 28 Şubat 1997'de önü kesilip, 2 Kasım 2002'de Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara gelişiyle zirveye ulaştı.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

33 Görüntülenme7 Takipçi4 Yanıt

Konu Başlıkları