Bilmek istediğin her şeye ulaş

Kuran'a göre Kuran anlaşılır gönderilmiştir. Anadili Arapça olmayanlarla ilgili bir anlaşılırlıktan bahsetmek için çevirileri/mealleri işin içine katmamız gerekir. Fakat bu meallerin güvenilirliğini nereden bileceğiz? Ya da herkes klasik Arapça mı öğrenecek?

Ayrıca Herkes Arapça öğrenmeye kalksa bile bunun için de araya bazı sözlükleri, dil kitaplarını ve insanları katmamız gerekecek. Yine en baştaki soruya dönersek bu araya kattıklarımızın güvenilirliğinden nasıl emin olacağız?Düzenle
Güvenilirlik konusunda eğer hiç kimseye güvenmiyorsan kendi işini kendin yapman gerekir ki bu da evet Arapça öğrenmen anlamına gelir. Lakin din adamlarının çevirilerini incelersek ülkemizdeki tüm çevirilertektir bu da farklı kafalardan korur.
  • Paylaş
1

Ali Erdur, Açıklamada da yazdım Arapça öğrenmekle ilgili mevzuyu zaten. Bu seferde bazı dil kitaplarına, sözlüklere veya Arapça bilen insanlara güvenme zorunluluğu doğacak.

Esirgeyen ve bağışlayan Allah (C. C.) ın adıyla :


Âl-i İmrân, 7.. Ayet: "Sana Kur'anı indiren O'dur. Bunun bir kısım âyetleri açık ve kesindir. Bunlar Kur'ân'ın esasıdır. Diğer bir kısım âyetler de vardır ki, (onların mânası sizce anlaşılmaz) müteşâbihtirler. (1) İşte, kalblerinde şüphe bulunanlar, fitne aramak ve te'viline gitmek için Kur'ân'ın müteşâbih âyetlerine uyarlar. Halbuki, o müteşabihin te'vilini yalnız Allah bilir. İlimde kökleşmiş ve metin olmuş kimseler ise: “- Biz ona (manâsı anlaşılmıyan müteşabihe) inandık; açık ve kapalı bütün âyetler Rabbimiz tarafındandır”, derler. Bunları ancak akılları tam olanlar iyice düşünür. "

Buyuruyor.


Allah 'a , peygamberlere ve kitaba inanan bir zihin , bu ayetten şöyle bir çıkarımda bulunabilir.

Tıpkı hayatını tıbba adayan bir doktorun , bu ilme adadığı zaman ve emek her ne ise , salih kul mertebesinde sırra vakıf olur. Fakat bazı ayetler (sözler ve buyruklar) vardır ki , onları sadece ben bilirim buyuruyor Allah.

Kulun vazifesi , sarih olan yani vurgusu iman , ahlak ve adalet olan açık net ayetlerin , akıl ve mana aleminde idraki ve kabulüdür.

ASR suresini kim çevirirse çevirsin , akılda ve manada vereceği mesaj nettir.

Ama Kehf suresi , bu alanda emek ister, adanmışlık ve salih kul olmayı gerektirir ki "yedi uyuyanları" idrake vakıf olunsun. (Ki orada dahi Allah ın eşsiz ilmine akıl sır ermez)


Çünkü , inancın temelinde Allah ın eşsiz benzersiz , tek ve "ezeli ebedi" yegane varlık olduğu yatar. Tüm sıfatlarla övgüye layık tek Yaratandır.

Bu imana sahip bir akıl/kalp , teslimiyeti bu kabulleniş ile yaşamaya başladığında , deney gözlem aşamasındaki bilimden , manayı idrak ile lutuflandıran ilme geçiş yapar ki ; amacım bu durumu tartışmak değil , inanan bir akıl ile hislerimi paylaşmaktır.

Kur an ı ve ayetleri de bu kalple okumaya başladığında , ben size şah damarınızdan yakınım diyen Rabb in lutfu da tecelli eder.

Kul , ahlaka ve merhamete yönelir. Yargılamaz ve zorlamaz. Her canlıya saygı ve hürmet eder ki , ta ki canına kast edilmesin. Her inanç özgürdür ta ki aynı saygıyı görmekten yoksun kalıp kendi inancını yok etmeye yönelik bir saldırı olmasın. Meşru müdafa hakkı saklı kalmak kaydı ile , var olanı sever ve sayar.

Özetle , mealler , kelime çevirileri olmakla birlikte , temelde imani hasreti giderecek boyuttadır.
En büyük mesele de budur.

Sonrası mana işidir ki , oturup bir tırtılı dahi ayrıntılı incelese insan , varacağı nokta LAİLAHEİLLALLAHTIR.

Şüphesiz ki en doğrusunu Allah bilir.

Hatam varsa Allah affetsin.

Selamlar
  • Paylaş
5

Ali Erdur, Teşekkür ederim cevap için. Ben de inançlı birisi olarak tabii ki bunları düşünüyorum. Ama mesela Nisa Suresi 34. ayetin bazı çevirilerinde "kadınları dövün" ibaresi var. kuranmeali.org/4/nisa_suresi/34.ayet/kur... Şu verdiğim linkteki sayfaya bakın, mesela Edip Yüksel'in çevirisinde de böyle bir kısım yok. Hangisi doğru hangisi yanlış. Gönül, Edip Yüksel'in çevirisi ("kadınları dövün" kısmı olmayan çeviri) doğru olsun istiyor ama buna karar verecek de ben değilim tabii ki.

Biz bir ayetin müteşabih olup olmadığını da bilemeyiz. Ama bu ayette (Nisa 34) daha çok yapmamız gereken bir şeylerden bahsedildiğini düşünürsek sizin alıntı yaptığınız ayete dayanarak müteşabih olmadığına kanaat edebiliriz. (Yine de doğrusunu Allah bilir) Ama çeviriler arasında ciddi bir farklılık var. Ben daha çok, bazı hurafeci din anlayışına sahip insanlar yüzünden bugün bu tip sıkıntılar yaşadığımıza inanıyorum. Allah doğruyu gösterir inşallah.

Ali Erdur, Bu arada sitede yeniyim soruyu gizli olarak sordum ama onu değiştirebiliyor muyum?

Marty Mcfly, Araştırma; araştırma ve düşünme.. İşte tam da ifade ettiğim buydu.
Kur an ilmine kafa yoran bir insan (kadın erkek demiyorum dikkat edersen insan diyorum) ; öyle bir akıldır ki şu bilgiyi özümser :

Nisa 34 ayetindeki ‘idribuhunne’ kelimesi ‘o kadınları dövün’ diye çevrilmiş. Bu kelime üzerinde incelemeye geçmeden önce karı koca ilişkisi üstüne Kuran’ın bir değerlendirmesini hatırlatmak isterim.

30- Rum Suresi 21. ayette şöyle geçer: “Kendileriyle rahatlayıp huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir. Düşünen bir toplum için bunda işaretler vardır.”

Görüldüğü gibi evliliğin amacı sevgi ve merhamete dayalı huzurdur. Herhangi Arapça bir sözlüğe bakarsanız, bu kelimenin altında uzun bir anlamlar listesini bulacaksınız. Denilebilir ki ‘daraba’ kelimesi, Arapça’da en zengin anlama sahip kelimedir. Arapça’da parayı ‘daraba’ yaparsın yani basarsın. Nitekim ‘darphane’ Arapça, Farsça bileşimi bir kelimedir. Arapça’da greve gitmek “drab”tır. Türkçemizde de ‘vurmak’ kelimesi aynı şekilde değişik anlamlarda kullanılır. Tutmak ve çalmak da öyle. ‘Radyoyu çaldım’ diyen birisi, bu ifadeyle ya hırsızlığını itiraf eder, ya da radyoyu kullandığını bildirir. Nitekim ‘idrib’ kelimesi de ‘çık dışarı’ anlamına gelir. Kuzey Afrika’da Arapça konuşanlar hâlâ ‘daraba’ fiilinin emir kipini bu anlamda kullanmaktadırlar. Çok anlamlı bir kelimeyle karşılaştığımızda uygun olan anlamını metnin içeriğini, kullanış biçimini ve sağduyuyu dikkate alarak seçeriz. Örneğin 13- Rad suresi 17. ayetindeki ‘daraba’ kelimesini ‘açıklamak’ yerine ‘dövmek’ olarak anlasaydık saçma bir sonuçla karşılaşırdık: ‘İşte Allah hakkı ve batılı böyle döver.’ Nisa 34’teki ‘nuşuz’ kelimesi de meallerde ‘şirretlik, itaatsizlik’ olarak çevrilmiş. Halbuki bu kelime flörtten başlayarak gayri meşru cinsel ilişkiye kadar uzanan sadakatsizlik ve iffetsizlik anlamını da içerir. Nitekim Nisa 34 ayetini dikkatle incelediğimizde, bu ikinci anlamın sözün gelişine daha uygun olduğunu görüyoruz. Nisa 34 ayeti, sadakatsiz ve iffetsiz davranan eşine kocasının nasıl davranacağını öğretiyor. Bu uygunsuz tavrın başlangıcında koca öğüt vermeli. Eğer kadın başkasıyla flörte devam ederse kocası yatakları ayırmalı. Eğer bu da yarar sağlamaz ve kadın işi zinaya kadar götürürse, o zaman kocası onu evden çıkarmalı. Erkeğini kandırarak evlilik anlaşmasına ihanet eden bir kadını dövmek, nihai bir çözüm olamaz.

Şeklinde bir açıklama bulursun. Ki bu açıklamayı yapan arkadaş bu işe ilimsel yaklaşan bir mana bilimci.

Şöyle bir argümanla da bunun şiddet içeren bir taraf olmadığını destekliyor :

Dövme anlamını vermedeki sorunlardan biri ''dövme'' eyleminin müteşabih (farklı yorumlanabilecek) bir hüküm olmasıdır. Hükümlerin müteşabih olması mantıklı değildir. Hükümde bir belirsizlik olamaz. İnsan vurun deyince ne anlamalı ki ? ne kadar ve nasıl soruları doğurur bu hüküm. Kadına tokat atmak da dövmektir kadını çok şiddetli hırpalamak da (Burada kadın örneği fiziksel güçsüzlüğünden verilmiştir ; bu bir erkek de olabilir). Peki biz dövmekten ne anlayacağız ? Halbuki kurandaki başka cezalarda mutlak bir ölçü verilmiştir. Mesela Kur'an (herkesin görebileceği bir yerde) zina yapan kişiye yüz sopa vurun der. Eğer dövmek kast edilmiş olsaydı ''10 tane tokat vurun'' tarzı bir ifade geçmesi beklenmez miydi ?

Şimdi ilim bizi bir yere getirdi. Sen bir soru sordun , ben kırık dökük bir cevap yazdım.
Oradan sen bir örnekleme ile bir yere getirdin.

Ben şiddete sempati duymayan biri olarak değil bir kadını dövmek , yoldaki karıncılara nasıl basmam hesabı yaptığım için o ayette vurma manasını hiç düşünmemiştim bile ; ama sen haklı olarak gördüğünü sordun. Ben de , vurmanın fiili halinden başka manalar olduğunu ifade eden argümanlarla bu ayette uzaklaşmak/uzaklaştırmak vurgusunu belirttim.

Kur an böyle bir kitaptır. Ve aklı ile övgüye mazhar olan ademoğlu yani ben , idribuhunne kelimesini uzaklaşmak terk etmek olarak anlıyorum.

Yeri gelmişken , En büyük sözde eleştiriyi "Kadınlar sizin tarlalarınızdır" (Bakara 222) ifadesinde almıştım ; en yakın dostlarım hadi bakalım buna ne diyeceksin demişlerdi.
Oysa ki naif bir biçimde bu ifadenin erkek spermi (tohum) kadın rahmi (tarla/toprak) olarak teşbih edildiğini , ve bu tohum ve tarladan üremenin buyrulduğunu birazcık araştırsanız göreceksiniz demiştim.

Bugün saçma sapan programlarda abuk sabuk sorular sormak yerine , birkaç kaynak tarasa bu bilgiye ulaşacak bir toplumun , böyle muhteşem bir yaratıcının biraz olsun aklımızı kullanıp o muhteşem kitaba dair emek vermesini istemesi asla tartışılamaz.


Kardeşim , bu dini kalkıp x kıtasındaki yerliye anlatacaz , sen kaynak diyorsun ilim diyosun diyen arkadaş olursa da şimdiden cevabım : Kur an , okuma yazma dahi bilmeyen cahiliye araba , kızını diri diri toprağa gömmemesini emretti ve öğretti. Ona da neler öğretir kimbilir ; dert etme sen.

Şüphesiz en doğruyu Allah bilir.

Ali Erdur, Teşekkürler, güzel açıklama.

Marty Mcfly, Yanlışlıkla bakara 222 yazdım ; 223 olacak.

hayırlı geceler kardeşim.

Son söz :ehliyet sahibi her insan bir akıldır ; ilme samimiyetle yürüyen her akla Allah yeter.

Farklı mealleri okuyabilirsin. Çok istiyorsan Arapça öğrenebilirsin. Tefsirleri inceleyebilirsin. Arapça bilen insanlara danışabilirsin. Arabistan'a gidip oradaki insanlarla konuşup dilini geliştirebilirsin (bunu yapanlar var, dalga geçmiyorum). Sen bir şeyler yap da, en kötü ihtimalle yanlış anlarsın; ama ameller niyetlere göredir hesabıyla mükafatını alırsın.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

14 Görüntülenme5 Takipçi3 Yanıt