Bilmek istediğin her şeye ulaş

Neden ve nasıl yaşlanırız ve ölürüz? Evrim sonucunda görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre neden ölümü ve yaşlanmayı engelleyemedi? Bunun bir Yaratıcı'yla ilgisi var mıdır?

İlk hücre bir şekilde görmeyi, duymayı, hissetmeyi, benliği oluşturmayı başardı, peki neden yaşamı uzatamadı? Yaşlanmayı önlemesi halinde tüm canlılara baskın olacak bir durum oluşurdu (ki görmek, duymak, sıcağı/soğuğu hissetmenin yanında çok basit bir şey olarak kalıyor).Düzenle
Bir bengi güç, yani yaratıcı aramak, insan aklının önce var olanı reddi ve yeniden yapılandırma gayretinin sonucudur. Bu konudaki en sağlıklı yaklaşım Bilim'in yaklaşımıdır. O var olanı açıklamaya var oluş yasalarını bulmaya ve bundan sonra da nelerin olabileceği konusunda tahminde bulunmaya çalışıyor. Doğrusu da bu zaten.
eNot: Mustafa Kemal Atatürk'ün büyüklüğünün bir güzel örneğini de burada görüyoruz. Ne diyor Atatürk; "Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir. Başka rehber aramak gaflet ve delalettir"
  • Paylaş
İlk hücrenin evrimleşerek yaşamı uzatmadığı sizin varsayımınızdır. Suda oluşan ilk canlının yaşam süresini bilmiyoruz. Yine de 300 yıl gibi bir süreye uzamış bir balinanın ortalama yaşam beklentisiyle karşılaştırılabileceğini sanmıyorum. Yaratıcı düşüncesi ise dünyadaki yüz binlerce yaşam formundan sadece bir kesim insana aittir. Hatta yaratıcılı yani tek tanrılı dinlere baktığımızda tanrıları sadece insanları yaratmış diğer hayvanat kendiliğinden oluşmuştur. Biraz daha derin baktığımızda yaratıcı sadece bir adam yaratmış ardından o adamdan DNA'sı birebir aynı olan kadını oluşturmuştur. Daha sonra bu iki, ikizden de yakın akraba çiftleşmiş ve yeni nesil üretmişlerdir. Ardından akraba evliliği ürünü bu çocuklar da kardeşleriyle çiftleşerek daha da sakat nesiller oluşturmuşlardır. Sakat diyorum çünkü günümüz biliminin ışığında akraba evliliklerinden sakat çocuklar doğduğunu biliyoruz. Her ne kadar inananlar bu senaryonun mantıklı olduğuna inansa da bilimsel olarak olası görünmüyor. Bilimi engelleyip dinden çıkar sağlamak isteyen kesimler tarih boyunca bilimin sınırından ötesine yaratıcı demişlerdir ama bu sınır sürekli genişlemektedir ki bunu hesaba kattığımızda aslında bu kesimlerin kendi dogmalarını zedelediklerini görürüz. Sonuçta günümüz bilimi orta çağa göre çok daha geniş sınırlara sahip olduğundan günümüz tanrısı zorunlu olarak orta çağ tanrısından küçük olmaktadır; zamanla küçülen bir tanrı kavramı ise tüm semavi dinlere aykırıdır. Din burada tam bir paradoksa düşer. Aslında buradan çıkartabileceğimiz; eğer bir yaratıcı varsa bile insanların kavrayabileceği boyutlardan çok daha fazla boy ve boyuta sahip olması zorunluluğudur. İnsanın yaratıp birbirine çoğu zaman zorla kabul ettirmeye çalıştığı yaratıcı insanın sınırlarına sahiptir ve gerçek olamaz.
  • Paylaş
Yıllardır aynı tartışma sürüp gidiyor, bu kafayla da sürecek. Eğer Evrim Teorisi'nden rahatsız olunuyor ve bunun doğru olmadığına inanılıyorsa, bunu çürütmek ilahiyat anabilim dalının değil, biyoloji, antropoloji, paleontoloji, genetik anabilim dalının işidir.

Neden yaşlanır, nasıl yaşlanır ve sonucunda neden ölürüz?

Bu, hayatın devamı için gerekli bir döngüdür. Hayat derken, sadece kendimizin ve kendimizle birlikte o sürede yaşayan canlıların hayatı anlaşılmamalıdır. Dünya'daki yaşam bir bütündür. Örneğin ben, o mega boyuttaki yaşamın küçük bir parçasıyım.

Ama benim de bir hayatım var. Benim hayatımda, kalın bağırsağımın iç hücreleri 15 günde bir ölüp, dışarı atılıp yenilenirken; beynimdeki nöron adı verilen sinir hücreleri asla yenilenmiyor. Çünkü eğer beyin hücrelerim de ara ara yenilenecek olsaydı, yazı yazmayı, mesleki bilgilerimi yeniden baştan öğrenmek zorunda kalacağım gibi, dengede durmayı, idrarımı tutmayı da yeniden öğrenmem gerekecekti.

Eğer hiçbir canlı ölmeseydi, sürekli ve normal olarak da üreme devam etseydi dünyada yaşam sona ererdi. Çünkü, yaşamın devamı için gerekli girdilerin -ki bazı canlıların da çıktıları olurlar- paylaşımı ve paylaşılsa bile dağılımı konusunda ciddi kriz oluşurdu.

Evrim sonucunda, görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre; ölümü ve yaşlanmayı engellemedi, çünkü bunları gerçekleştirirken kendisi de yıpranıyor ve ölüyordu.

Yaşlanmamızın en temel (yani hastalığa kapılmasak bile en doğal olarak) sebebi, hücre çoğalmasının temel mantığında yatar. Yaşam sürecimiz, hücre yenilenmesine bağlıdır. Yenilenme, bir önceki hücrede kopyalama yoluyla yapılıyor. Yani en baştaki (doğumdaki) orijinal hücreden değil. Kopyanın kopyası, onun kopyası derken, amiyane tabirle hücrenin kalitesi düşüyor. Bunu şöyle düşünün, renkli bir dergi sayfasından renkli bir fotokopi çekiyorsunuz. Sonra orijinal sayfadan değil de fotokopi çıktısı olan sayfadan tekrar fotokopi çekiyorsunuz. Bu zinciri böyle devam ettirirseniz ve kopyaları yanyana koyarsanız, renk kalitesinin düştüğünü görürsünüz.

NOT: İsteyen, istediğine inanmakta serbesttir. Buna düşünce özgürlüğü denir. Bunu ifade etmekte de serbesttir. Buna da ifade özgürlüğü denir. İnsanları belli bir düşünceye davet edebilir, yayın çıkarabilir, propaganda yapabilir. Lakin kendi düşüncesiyle çelişen düşünceye inanan kişileri hapse atmaya, dövmeye, öldürmeye kalktı mı bu işte gericiliktir. Kamu düzeni, insanları öldürmeye, sindirmeye, yaralamaya, mağdur bırakmaya çalışan fikirleri yaymaya kalkanları da cezalandırmalıdır.
  • Paylaş
4

Hypatia Hypatia, Gökhan bey, güzel bir açıklama olmuş bence ama sormak isterim; kopyanın kopyasında kalitenin düştüğünden emin misiniz?

Gökhan Biçer, Bir arkadaş bu cevabıma yaptığı alt yorumda: 'kopyanın kopyasında kalitenin düştüğünden emin misiniz?' diye sormuş, sonra galiba yorumunu silmiş ya da sitede bir aksaklık oluşmuştur diye düşündüm.
Ben yine de bilgilendirmeyi bir vazife olarak görüyorum.
Meslek bilgim dışındaki konuların pek çoğunda emin olmamakla birlikte, kaynağa dayandırarak yazıyorum.
Bu bilgiyi ise bir BBC belgeselinden edindim. 'Kalite' sözcüğünü ise meslekten birisi (biyolog, fizisyen, baytar vs.) olmadığım için, genel bir kavram olarak kullandım.

Hypatia Hypatia, Gökhan Bey, ben yazdım ama silmedim, hala görüyorum kendi yazdığımı :) belki sonra düzelir. Ve teşekkürler cevabınız için.

Gökhan Biçer, Rica ederim, ben bildirimler kısmında yorumunuzu gördüm ama kendi cevabımı açınca göremedim sizin yorumunuzu, o yüzden böyle yazmak zorunda kaldım.

Bu sorunun cevabı kendi içinde. Varlık değerlerini kendi var edebilecek düzeyde üstün bir bilimsel yönü olan organizma kendisini neden sınırlanmış bir hayat formuna mahkum eder ki. Örneğin bir ahtapotu düşünelim , yaşadığı ortama uyum sağlamak ve kendi varlığını sürdürebilmek için için biyoloji ve optik bilimlerinin ulaşamadığı ve ulaşması da yakın zamanda mümkün gözükmeyen 3 kalpli olma ve saatte 200 kere renk değiştirebilme özelliklerini üretebilirken kendisini neden suyun altında büyük balıklardan kaçan bir canlı olarak var etmiştir . İnsanın yaşadığımız dönemde dahi özelliklerine katamadığı derisine hükmedebilme yetisi , denizin altındaki balinaya yem olan bir varlıkta nasıl ortaya çıkıyor diye de insan düşünmeden edemiyor. Bu durum insanın oturduğu yerde kendi fiziki iç yapısına ne kadar hakim olduğu sorusunu da akla getirmiyor değil. Bizim kadar yaşayan varlıkların en üstündeki bir canlı dahi fiziki varlığından , yaşam içerisinde tuttuğu yere kadar dahli olmadan gerçekleşen sonsuz kombinasyonun bir sonucu olmayı eğer kendisine bağlarsa , takdir ve rastlantı ikileminde kendisini nereye yerleştirecektir merak ediyorum.
  • Paylaş
Arkadaşlarım, soru da hoş, cevaplarınız da hoş.
Genel olarak cevaplarınızdan anladığım, mantıklı olanın bu olması, yani doğada bir yıkım olmazsa yapım da olamaz.
Tamam, haklısınız ve şunun da değerlendirilmesini istiyorum: herhangi bir canlı doğada yapımın devam etmesi için yaşamını kısıtlamaktansa ya da yaşamının kısıtlanmasındansa bunun yerine üremenin azaltılıp hayatta kalma süresinin artması daha mantıklı olur. İkisinin beraber artması daha da mantıklı olur. Sonuçta her şey beraber çoğalıyor, bir dengesizlik olacağını tahmin etmiyorum.
Ve ayrıca neden yaşlanırız sorusunun cevabını veren varsa göremedim, bunun biyolojik cevabını paylaşırsanız sevinirim.
  • Paylaş
Kromozomlarının her hücre bölünmesinde hataya uğrayıp kısalmasından ötürü bedenin gelecek yaşlarda işine yarayacak ürünleri üretemez ve bedenin gereksinimlerini karşılayamayacak duruma düştüğü için yaşlanır ve ölürsün. Bu hatalı bölünmeleri engeleyebilir ve kromozom kısalmasının önüne geçersen, yaşlanma ve ölüm belirtilerini (yaşlılık nedeniyle ölümden söz ediyoruz) yok edebilirsin.
  • Paylaş
Evrim bunu bunu bunu yaptı ama şunu da yapaydı iyiydi tarzı bir soru olmuş biraz :) neyse. Evrim dediğimiz şey canlının hayatta kalması ve üremesini daha kolay hale getirecek adaptasyonlar kazanmasıdır. Duyularımız bizi bulunduğumuz ortamın farkında olmak ve kendimizi savunmak(hayatta kalmak) için diğer canlılara göre gelişmişlik göstermiştir. Beyni gelişmiş olan canlıların duyularının da gelişkin olması kaçınılmaz bir şey zaten.
ki yazdığın bir şey var açıklama bölümünde şimdi dikkatimi çekti. Görmek, sıcağı, soğuğu hissetmenin yanında basit kalıyor tarzı bir şey.. Cık cık. Görmek(renkli görmek, şekli algılamak, derinlik algısı vs.) bir canlıdaki en gelişmiş duyudur. Yaklaşık 500 megapiksel görüyorsun, haksızlık etme!
entropi dediğimiz bir şey var. düzensizlik. Her şey düzensizliğe, dağılmaya mahkumdur. Mesela bir parça mürekkebi suya damlatıığında mürekkeğ dağılır, kendiiç dengesini korumaz. İnsan bir yere kadar koruyabilir. Ama sonrasında o da dağılmaya bozunmaya mahkumdur(yaşlanır) ölüm de doğal bir sonuçtur. En azından vücudun bozunduktan ve ağrıların başladıktan sonra. Bilim genellikle "nasıl" sorularına cevap verir. Neden felsefenin işidir ve kesin bir yargı çıkmaz. Ben de neden doğduğumuzu ve neden öldüğümüzü bilmiyorum.
  • Paylaş
Cok uzun bir konu ama sana ozeti soyliyim gerisini internetten arastirip ogrenebilirsin.
Evrim, insan zekasi ile kendi dogasindan disari cikti. Normal ilerlemesi gereken sekilde ilerlemiyor. Genetic olarak guclu olan degil zengin olan genlerini bir sonraki nesle aktarabiliyor. Evrimin dogal sureclerini bozduk. Artik dogal sekilde ilerlemiyor, bu nedenle evrimin 125.000 yil onceki hali ile suan ki sureci karsilastirmak mantikli bir sonuc vermeyecektir. Dogada artik naturel olmayan insan yapimi ve insan yikimi maddeler var.

Ayrica olum evrimsel yapida mantikli bir olgudur. Turlerin dengesi ve dogada olu organizmalardan beslenen farkli canlilar da olgunu dusunursek, kendi icinde tutarlidir ta ki akilli yasam formlari evrimlesene kadar. Butun evrim sureci hayatta kalma uzerine kurulu bir yarista, evrimlesmis bir canli turune olumu kabullendiremezsin. Olum gunumuzde sadece bir hastaliktir ve duzeltilebilir ama uzerinde yasadigimiz gezenin dogal kaynaklarinin sinirli oldugu gercegini goz ardi etmememiz gerek. Eger onlem almazsak, bunun nedenini 2050 gibi en aci sekilde ogrenecegiz. Dunya populasyonu 10 milyari gececek ve sinirli su ve besin kaynaklari toplulugu besleyemez hale gelmis olacak. Doganin kaldirma dengesi coktu zaten, 2035 de tam kirilma noktasina gelecek.

Eger bu cehalet ile ilerlersek insan oglu 1. Medeniyet seviyesine gecemeden kendini veya %99 kismini yok edecek. Ne soylesek bos, bizden cok Seda Sayan ve onun gibi bos insanlarin dinlendigi bir dunyada tek yapabileceginiz kayip sayisini azaltmaktir. Herkesi kurtaramazsiniz, dunyayi da degistiremezsiniz zaten dunyanin degistirilmeye ihtiyaci da yok.

Neyse. . .
  • Paylaş
1

Özgür Okur, çok umutsuzsun ya...

Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

66 Görüntülenme11 Takipçi8 Yanıt