Bilmek istediğin her şeye ulaş

Okullarda Osmanlıca derslerinin zorunlu verilmesi sizce doğru mu? Avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Ben tarih okumak istediğim için benim adıma avantaj olur ama daha İngilizce'yi bile öğrenememişken bu millet Osmanlıca'da nerden çıktı?Düzenle
Yıllardır "İngilizce" öğrenilemedi okullardan, Osmanlıca 'yı mı tam eksiksiz öğretecekler? Bu bir.
Yeni bir dil öğrenmenin nesi kötü? En iyi ihtimalle öğrenilecek diğer dillerin öğrenilme aşamasını kolaylaştırıyor. Bu iki.
Ancak bunun "zorunlu ders" olarak okutulması, dünyanın en saçma şeyi. Yine bir dayatma, yine Tayyip hükümeti. Bu üç
Bilenler bilir, "Osmanlıca" diye bir şey yoktur, "Osmanlı Türkçesi" vardır, bunu atlamayalım.
Ve yine bilenler bilir : Osmanlı zamanında konuşulan bu dil, sadece saray hanedanında konuşulan bir dildi, halk günlük hayatta yine "öztürkçe" konuşurdu. Nice şairler, müzisyenler hep "öztürkçe"den eser vermişlerdir, dikkat ediniz. Bu dört

Yani özetle, tayyip mantığında "özümüzü bileceğiz" durumu bir çeşit komedi. Bu "öz" değil ki.
Bu mantıkla devam ettiğinde astrofizik dersi de okutulmalı, zira gökcisimlerinin oluşumunu da bir bakışta çözemiyoruz?

Mezar mantığı, dedemin mezar taşı.. Bırak allasen. Geriye giderek, ileriye varılmaz. BU DA BEŞ
  • Paylaş
2

Muhammed Ali Kuş, Osmanlıca; Türklerin yüzyıllar boyunca geliştirdikleri özgün bir dildir. Hem Arapçadan hem Farsçadan faydalanmış ama ikisi de olmamıştır. Gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilmenin yolu, Osmanlı Türkçesini okuyup anlayabilmekten geçmektedir. Millî kültürümüzün temelini oluşturan eserlerimizin hemen hemen tamamı, Osmanlıca’yla yazılmıştır. Hâlbuki yeni neslimiz, dedesinden kalmış bir kitap veya eski bir tapu senedinin, bir paranın, bir çeşme kitabesi, tarihî bir çarşı girişi ya da belki her gün altından geçtiği üniversite giriş kapısında yazılı olan Osmanlıca metnini okuyamadığı gibi, gerek ne manaya geldiği, gerekse estetik zevkini yudumlama imkânından mahrumdur. Üzerinde güneş batmayan koca bir cihan devletinin dayandığı sırrın perde arkasındaki çağ açıp çağ kapayan bir kültürün mirasçıları olan bizlerin, birkaç yıl değil, asırlarca tüm dünyayı adâlet ve şefkatiyle avucuna alan ve ışık saçan o güzelliklerin hayret verici altyapısını araştırma gereği ne kadar açıktır.

Ecdadımızın her zaman şeref duyduğumuz bin yıllık şanlı bir tarih koridorundan bizlere armağan ettikleri sayısız güzîde eserler fikrî boyutta da bugün çoğumuza, maalesef bir turiste olduğu kadar uzak, anlamsız ve yabancıdır.

'Kök'lerimize Gitmek İçin Osmanlıca Şart'

Ahmet Caner Sönmez, Sayın Muhammed Ali Kuş, ecdadımız ve dilimiz konusundaki hassasiyetinizi anlamaya emin olun gayret ettim. Yukarda arkadaşımızın bahsettiği maddeler, ülkemizin şu anda içinde bulunduğu politik gerçekler bir yandan da. Günümüzde, ülke (genel anlamda elbette dünya) olarak politik anlamda geldiğimiz nokta hiç de hoş değil gerçekten, umarım bu konuda hemfikirizdir. Yoksa ecdadımız ve dilimiz hakkında hepimiz duyarlı ve hepsinden önemlisi "gerçekçi"yiz.

Osmanlıca'nın bir "Ana Dil" olmadığı konusunda isterseniz bir araştırma ile açıklık getirebilirz. Çeşitli edebî, mimarî ve diğer eserlerdeki kullanımını: "...yeni neslimiz, dedesinden kalmış bir kitap veya eski bir tapu senedinin, bir paranın, bir çeşme kitabesi, tarihî bir çarşı girişi ya da belki her gün altından geçtiği üniversite giriş kapısında yazılı olan Osmanlıca metnini okuyamadığı gibi, gerek ne manaya geldiği, gerekse estetik zevkini yudumlama imkânından mahrumdur." şeklinde açıklayarak konuyu basit bir "mezar taşı anlamacılığı" zihniyetinden (bu zihniyet de, malûmunuzdur, verdikleri demeçlerle günümüz iktadarı olan AKP kadrolarına ait) daha ileri seviyeye taşıdığınız için teşekkür ederiz.
Ancak söyleminizde şu eksikliği dile getirmek istiyorum: Bugün, halk tarafından Osmanlıca alfabe öğrenilerek, o eski yazılardan kaldığını bahsettiğiniz ihtişamlı güzelliği yudumlamak imkânı her insana nasip olmaz zaten. Tarih araştırmacıları, yazarlar, siyaset erbabı ve çeşitli meraklısı okumak isteyecekse öğrenecektir muhakkak. Bakın, "muhakkak" diyorum, "ecdat" diyorum, "gayret" diyorum, bunlar, TDK'dan bakabilirsiniz, Arapça kökenli olup, Osmanlıca (kutsal dil olduğu düşünüldüğü için Arap-Fars alfabesi ile) yazılıp, (Türkçe seslerle) okunan kelimeler iken, yıllar geçmiş, bugün hâlâ 2014'ün Türkiye Cumhuriyeti'nde benim gibi bir vatandaş tarafından kullanılabilmektedir. Yani kültürümüze sahip çıkmak bize ait olmayan bir alfabe-harf kaynağına dönerek değil, Türk kültüründe Türk harfleri ile (â,û,î,ç,ğ,ş,ı vs. Latin kökenli değildir, örneğin, ç'nin İbranice kökeni vardır, araştırabilirsiniz; ayrıca Türkçemizde resmen alfabede yer almayan ê [Gagavuzca ile ortak] ve Ô harfleri de mevcuttur. Kaynak için: tr.wikipedia.org/wiki/t%c3%bcrk_alfabesi...)

Şimdi size açık bir soru soruyorum: Bizler, yani halk olarak, Cumhuriyet ile birlikte, Osmanlı alfabesini bırakıp yeni Türk alfabesine geçildiği için mi Avrupa'nın yakaladığı uzay çağından geri kaldık diye düşünüyorsunuz? Bu tümceyi dile getiren şahıs, malûmunuz mudur bilmem, Recep Tayyip Erdoğan'dır. Osmanlıca terk edildiği için uzay çağından mahrum olduğumuzu dile getirmiştir. Böyle bir aymazlık güden siyaset söylemi olabilir mi? Bilimsel açıdan ele alırsak, bir dil, okuma ve öğrenme kabiliyetini yükselttiği oranda "yurttaşlara" faydalıdır.

Ayrıca, sizin de eminim ki haklı bir biçimde karşı çıkacağınız ve benim gibi Mustafa Kemal Atatürk'ü öğrenmeye, anlamaya kendini adamış insanlar için de aynı şekilde rahatsız edici bir söylem olan "Yüzümüzü Batı'ya döndük" sözü hakkında: Latince temel alınmış alfabe ile bu durum sağlandı, Doğu ile, Müslüman dünya ile bağlar koparıldı deniyor birçok yerde, özellikle Kadir Mısıroğlu adındaki, Osmanlı fesi ile gezen, ekranlara çıkan tarih yazarı(!) tarafından yayılan söylemlerden köken alınarak. Çeşitli Osmanlıca övücüsü yazarlar da öğrencilerindendir. Bunları kitapçılarda hemen tanıyabilirsiniz.

Osmanlıca, yüzyıllar boyunca halkını cahil bırakan bir uygulama olmuş, kendini İstanbul'a kapatmış, saray diline dönüşmüş; ancak Osmanlı Sultanları tarafından bile halk için dönüştürülmek istenmiş maalesef başarılamamıştır. Kaynaklar: turktarihim.com/abd%c3%bclhamit_hanin_la...
sozcu.com.tr/2014/yazarlar/soner-yalcin/...
Osmanlı Türkçesi bilgileri için: tr.wikipedia.org/wiki/osmanl%c4%b1_t%c3%...

Bu bilgiler içinde ilginç bir tarihsel örnek var. Tarihi 1790. Bakmaya değer:

[[ 1790 dolayında yazılan bir yemek kitabından alınan aşağıdaki bölüm, Osmanlı Türkçesinin nisbeten sade bir örneğidir:

"Türkîde turunc dediğimiz mîveye Farisî'de narenc denir. Portakal derler, İstanbul'da şekerden leziz zuhur etmeye başladı. Hatta nev-zuhur Frenk hekimleri 'Asitane sahil-i bahr ve ahalisi et'ime-i mütenevvia ile aluf ve fesad-ı dem hasebiyle iskorpit illetine mübtelalardır. Elbet beher yevm bir dane portakal ekli lazımdır ve vacibdir.' Maa-haza kendüleri illet-i müstekreh-i frengîden muallel olup bahusus oldukları arzda portakalı ancak kibarı görebildiğinden Asitane'de kesreti kendülerini hayran eylediğinden hezeyan-ı gûna-gûn ederler. Maa-haza alil-ül mizac olan ihvana muzır olmak melhuzdur." ]]

Şu bir gerçektir, eğer Gazi Mustafa Kemâl Paşa, Doğu ile, Müslümanlık ile bağını bu Latin harfleri temel alınmış alfabe yüzünden koparttı(!) ise neden Doğu'muzdaki Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Tataristan, Kırgızistan gibi Türk kardeşlerimizle bütünleşik bir Türk Birliği düşüncesi ile yanıp kavruluyordu ve bir kere bile Batı'ya, Amerika'ya ziyarette bulunmamıştır, bunu bilmeli. Neden konuşmalarında "Turan illeri"nden bahsediyor? Sosyalizm maskesi altında yapılan zulümlerden de nasıl haberdardır? Ancak her şeye rağmen, neden İran ve Rusya ile başta olmak üzere mümkün olan en dostâne ilişkileri sağlamak, sağlamlaştırmak fikrindeydi?
Şu kaynağa da göz atmanızı rica etsem çok şey istemem zannederim:
guncelmeydan.com/pano/ataturk-un-devriml...

Osmanlı'nın ne yazıktır ki, duraklama devrinden sonra başlayan, bilimden, sanattan kopukluğu, matbaa vs. her türlü yeniliği ulemâya sorması, dil anlamında da halkından kopukluğu, onun sonu olmuştur. Osmanlı'da ne kadar eser yayınlanabilmiştir? Kaynak (Özellikle TABLO 2):
blog.milliyet.com.tr/turkiye-de-yayincil...

Bilimsel gelişmeyi "dinen vacip" bulmayan siyasî erkler (genellikle şeyhülislâmlar) sebebiyle, Osmanlı, her anlamda geriye düşmüş, millî akımlara yenilmiştir. İstemez miydik ki, Osmanlı, o geniş topraklarında, her milletten insanı (dediğiniz doğru şefkâtiyle çekmiş, yaşam tarzına müdahale etmemiştir) bir arada tutmak için bir maya, bir öz formülü bulsun? Bu anlamda, yukarda da kaynağını verdiğim Osmanlı padişahlarının "Dil Devrimi" ihtiyacını dile getirmesi ancak gerçekleştirememiş olması, acıdır.

Hatta şöyle muazzam kültürel bir devrim toplumsal anlamda da yapıldığı vakit Türk kültürünün birleşmesi sağlanacak ve Anadolu ile Asya arasındaki köprüler sağlamlaştırılacak. Eğer, "kök"lere dönmekten, "ruh"tan bahsediyorsak, bunu, Türk kültürünü birleştirmemiz gerekmez mi?
Siyasal anlamda bir "emperyalizme" dönüştürülmemesi kaydıyla elbette.
Ortak Türkçe Alfabesi de burada: tr.wikipedia.org/wiki/ortak_t%c3%bcrk%c3...

Latin alfabesi temel alınarak hazırlanan Türk alfabesi hiç kimseyi dininden soğutmamıştır. aksine, halkın okuyup, yazıp daha hızlı anlayabileceği Türkçe harflerle tefsir edilmiş Kur'an-ı Kerîm sayesindedir ki, Hz.Muhammed'in vahiylerini daha iyi anlayabildik. Ezanda ne deniyor, anlayabildik. Cumhuriyet dönemine yapılan suçlamalardan birisi genellikle şudur: Arapça yasaktır. Osmanlıca yasaktır. vs. Halkın dili olan Türkçenin kullanacağı toplumsal (kamusal) alanlarda Türkçe konuşulur. Her Türk vatandaşının Türkçeyi öğrenmesi bir ödevdir. Ancak, kendi öz dili Türkçe olmayanlara, dilleri yasak edilmemiştir. Osmanlıca ve Arapçadan, halkın da anlaması, okuması, öğrenmesi için Türkçeye çevrilen eserlerin sayısı artmış, insanlar aslında, ecdâdı hakkında daha da fazla bilgilenmiştir.

Sonuç olarak, "Dil devrimi", Anadolu Türk toplumunun tarihsel bir ilerlemesi olarak, doğru zamanda harekete geçilerek, çağdaş dünyada (dikkat edin Batı dünyası demiyorum) son sürat sürüpgiden o müthiş bilgi kovalamacasına yetişebilmek amacı ile ana dilimizi en iyi şekilde öğrenip, en kolay biçimde yazmak, okumak gerekliliğinden doğmuştur.

Umarım bu yazdıklarım uzun tutsa da, Osmanlıca'ya geçiş hakkındaki tutarsızlıkları vurgulayabilmek adına bir yarar sağlar. Saygılar.

Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

46 Görüntülenme7 Takipçi2 Yanıt

Konu Başlıkları