Bilmek istediğin her şeye ulaş

Sizi etkileyen bir kitaptan, etkilediğiniz bir bölümü paylaşır mısınız?

"İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı.... Bir de ben bu halimle
kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum.
Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adami bile, insani hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! .. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?
Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkinda söz söylemekten kaçındığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz ? "
Sabahattin ALİ Kürt Mantolu Madonna
  • Paylaş
''Dante'nin İlahi Komedya'da dediği gibi: 'O insan gerçek aşkın ortaya çıkmasına izin verdiği gün,düzgün yapılmış herşey karmakarışık olacak ve doğru ve gerçek bildiğimiz herşeyi alt üst edecek.' İnsanoğlu nasıl seveceğini öğrendiğinde dünya gerçek bir dünya olacak; o zamana kadar biz aşkın ne olduğunu bildiğimizi sanarak yaşayacağız, ama her zaman bunu olduğu gibi söyleyebilme cesaretinden yoksun kalacağız.
''Aşk evcilleşmemiş bir güçtür.Onu kontrol etmeye çalıştığımızda bizi yok eder.Onu hapsetmeye çalıştığımızda o bizi esir alır.Onu anlamak için çabaladığımızda kendimizi kaybolmuş ve şaşkına dönmüş hissetmemizi sağlar.''
(Paulo Coelho-Zahir)
  • Paylaş
Denemeler - Montaigne
Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders veriyorum. Yalnız kendimle uğraşıyorum; delilik ediyorsam, bundan zarar görecek başkası değil, benim; çünkü öyle bir delilik ki sadece bende başlayıp bende bitiyor...

Şiirler - Ataol Behramoğlu

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
  • Paylaş
Son 2 yılda okuduğum kitaplardaki etkilendiğim bölümleri yazdığım defterden oluşturduğum Blog: kitabinomurgasi.com
Dünyanın en önemli özgürleşme aracı olan İNTERNET, dörtnala gidilen TOTALİTERLİĞİN bugüne dek görülmedik düzeyde tehlikeli bir yöntemi haline gelmekte olup, İNSAN UYGARLIĞI için bir TEHDİT arzetmektedir. Bu dönüşüm, olanlardan haberdar kişilerin küresel gözetim sisteminde istihdam edilmiş olmaları nedeniyle sessizce gerçekleşmektedir; kendi haline bırakılması halinde ise birkaç yıl içerisinde GÖZETLEMEYE DAYALI KARA ÜTOPYAYA dönüşecek ve internet ustaları dışındakilerin bundan kaçması mümkün olmayacaktır. Mevcut gelişmeler, KARANLIKTAN SONRA DAİMA ZİFİRİ KARANLIK GELİR sözünü doğrulayacak boyuttadır. Söz konusu olan YAYILMACI BİR PARAZİTTİR ve internetle bütünleşen toplumları emerek büyümektedir.
Yukarıdaki pasaj ŞİFREPUNK kitabından alınmıştır: kitabinomurgasi.com/#!/2013/04/sifrepunk-ozgurluk-ve-internetin.html


ZİHİN/BEDEN ve PARA/NESNE bağlantılarında ZİHNİN ve PARANIN , "SOYUT" ÇEKİCİLİKLERİNİ, beden ve nesnenin "somutluklarına" üstün tutarak yaşadım hep. Sonuçta, sahip çıkmayı geri planda bıraktığımız KENT-SOKAK-OFİS gibi "SOMUT" unsurların elimizden kayıp, kimliksizleşip tektipleştiğini, kendimin de bir ZİHİN-PARA silsilesine dönüştüğümü fark ettim.
Yukarıdaki pasaj LANARK isimli romandan alınmıştır: kitabinomurgasi.com/#!/2013/04/lanark-alasdair-gray.html


"Altın, gümüş, mücevherat, mermer evler ve buna benzer şeyler KARASIZ ve SIĞ BİR ZEVK verir; KİTAPLARSA İNSANIN İLİKLERİNE İŞLER. ONLAR, BİZİMLE KONUŞUR, BİZE DANIŞIR ve CANLI, YOĞUN BİR MAHREMİYETLE BİRER PARÇAMIZ OLURLAR".

Epiküros kendi okulunda, ORTAKLAŞMA, KADIN-ERKEK DAYANIŞMASI (döneminde kadın köleye yakın konumdaydı) YETİNME, ONUR, ADALET, CESARET, DENGE, CÖMERTLİK, DOSTLUK ve SORUMLUK gibi GERÇEK HAZLAR üzerinden yaşamanın ERDEM olduğunu öğretmekteydi.
Bu tarzın STATÜ, MENFAAT ve HİYERARŞİ düşkünlüklerinin ÖTESİNE GEÇEBİLMENİN YÖNTEMİ olduğunu düşünen Lucretius, Epiküros'un zihinsel talebesi ve geliştiricisidir.

Yukarıdaki pasajlar SAPMA isimli kitaptan alınmıştır:
kitabinomurgasi.com/#!/2013/03/46-sapma-medeniyetin-seyrini-degistiren.html



  • Paylaş
2

Bert, az önce inceleme fırsatım oldu. çok güzel bir çalışma olmuş. emeğinize sağlık.

Ferda Nihat Köksoy, Çok teşekkür ederim.

"(... Kayıtsız ve şartsız olan...) Sevginin böylesi, çocuklukta doyurulması gereken, sonraki yıllarda karşılanması imkansız olan bir çocukluk ihtiyacıdır. Çocukluğunda bundan yoksun kalmış olmanın yasını tutamayan bir insanın yaşamı, yanılsamaları ile oynadığı bir oyundan başka bir şey değildir. " Yetenekli Çocuğun Dramı - Alice Miller
  • Paylaş
2

Uğur Çakmak, Belki de sanatkarlar o oyunu oynuyorlardır. Sevgi görmemekten dolayı herkes beni sevsin eğilimi.

Hypatia Hypatia, Olabilir. Belki hepsi değil ama, o oyunu oynayanların bir kısmı bazı sanatkarlar olabilir. Yoksa bu oyun ne yazık ki her kesimden insanlar tarafından oynanıyor bence... Çocukken yeterli sevgiyi almamış ve bunun acısını yaşayamamış, farkedememiş çoğu kişi tarafından... Hepsi sanatçı olmamıştır sanırım. 😊

-Doğru söyle, hiç pencereden atlamayı düşündün mü?
- Oh, evet.
- Çok mu?
- Sıkça.
- Peki seni durduran şey ne?
- Ölmeyi istemediğimden değil, yaşamayı istememden… daha iyi yaşamayı. Daha iyi bir hayat istiyorum, bir süre daha buralarda kalmam iyi olur diye düşündüm.

Aldatma,
Philip Roth
  • Paylaş
”Kolay kazanılmış bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acı mı? Evet, hangisi iyidir? ” Dostoyevski - Yer Altından Notlar

“Otobüs durağında , insan kılığındaki bir takım can sıkıntıları, silme yalan akşam gazetelerine, boş boş bakıyorlar” Attila İlhan - Bıçağın Ucu

“Ahmak insanlar, bir işe layık olmakla mutlu olmanın birbirine nasıl zincirleme bağlı olduğunu hiçbir zaman hatırlarına getiremezler. ” Goethe - Faust

“Kutsal olan hakikat değil, kişinin kendi hakikati için çıktığı arayıştır! Kendi kendini sorgulamaktan daha kutsal birşey olabilir mi? ” Nietzsche Ağladığında – Irvin D. Yalom

Pis Moruk İtiraf Ediyor – Charles Bukowski

“Sanatı fethetmeye yetecek kadar hayat yok insanın içinde, bir dünyada Sanat’ı eleştirecek kadar insan olmadığı gibi”

“Şiir için ölen adamların sayısı, sizin bütün çarpık savaş alanlarınızın değerinden fazladır”

“Gençler gerçeğe teslim olmamışlar henüz. Ve yüzyılların kirinden başka birşey değildir gerçek, en genç tomurcuk en serttir. Ben yaşlıyım, beni önyargıyla sansürleyemezsiniz

“Özellikle şiirden. Şiir. Başım kayaların üzerinden yuvarlanan bir hindistan cevizi gibi ağrıyor. Onların lanet top atışı Paskalya İsa’sından beri süre geliyor ve kir doluyor kulaklarıma, dişlerim ağrıyor, karaciğerim kara (ırk ayrımcılığı yok burda), kabızım (burda da ırk ayrımcılığı yok – dikkatli olmalıyım çünkü bu bir demokrasi ve ben beyazım) fakat tanrı aşkına, sizce değer mi yaşamaya? Değer mi? Yaşamak değil bu – dişlerim ağrıyor ve karaciğerim bembeyaz. Şarapnel ve karmaşadan başka bir şey yok ve kimse ne bok yemeye savaştığını bilmiyor. Yine de, devam ediyorlar”

“Genel olarak ve diğer Sanat dallarından daha fazla, gelenekçilikle çok fazla kısıtlanıyoruz. Söz kağıda neden resim ya da müzik yapar gibi dökülmesin? Bu izleri takip edip diğer Sanat’ların sahneyi bizden çalmasına izin vermeye hakkımız yok. Fakat gelenek ayakta ve goriller sevinç çığlıkları atarak zirveye tırmanıyorlar”

“Dünya beni biçimlendirdi ve ben elimden geleni biçimlendirdim”

“Şiir oluşmalı, kendini yaratmalı”

“Bir şair bir saniyeden fazla hayatta kalmak istiyorsa, mesleğiyle, kamışıyla ve egosuyla çok dikkatli olmak zorundadır”

“Sonra yağmaya başladı, birden sağanak. İnsanlığı hiç umursamayan soğuk ve hırçın bir yağmur. İnsan ırkı çılgındı. Su damlalarından korkuyor ama küvet dolusu suya giriyorlardı”

“Tuzaklara dayanmak istemiştim; solumda şarap şişesi ve sağımdaki radyoda, mesela, Mozart çalarken daktilonun başında ölmek”
  • Paylaş
Hayatım durma noktasına gelmişti. Soluk alabiliyor, yiyebiliyor, içebiliyor, uyuyabiliyordum. Bunları yapmamak zaten elimde olan birşey değildi. Ama yaşamıyordum.
Şayet bir peri gelip bana arzularımı gerçekleştirmeyi teklif edecek olsa, ben ne isteyeceğimi dahi bilmiyordum...
Hakikat hayatın anlamsız olduğuydu;
Sanki yaşayacağım kadar yaşamış, yürüyeceğim kadar yol yürümüştüm de bir uçurumun kenarına gelmiştim, önümde yokoluştan başka hiçbirşeyin olmadığını apaçık bir şekilde görebiliyordum. Durmam imkansızdı, geri dönmem imkansızdı, gözlerimi kapamam yada önümde ıstırptan yada ölüm gerçeğinden yani tamamen yok oluştan başka hiçbir şeyin olmadığını görmezden gelmem imkansızdı.
Ben daha fazla yaşayacak gücü kendimde bulamıyordum; karşı koyamadığım bir güç şu ya da bu şekilde beni bu hayattan kurtulmaya zorluyordu. Kendimi öldürmeyi arzuladığımı söyleyemem. Beni hayatın uzaklarına sürükleyen şey basit bir arzudan daha güçlü, daha esaslı ve daha büyük bir şeydi. Bu şey eski yaşama çabama benzeyen, ama onun tam zıddı bir güçtü. Bütün gücümle hayattan kopuyordum.
İşte o gün talihin yüzüne güldüğü biri olan ben, her akşam tek başıma soyunduğum odamdaki bölmenin çapraz kirişlerine kendimi asmayayım diye kendimden bir ipi sakladım ve şeytana uyarda hayatıma kolay yoldan son veririm diye silahımı yanıma alıp çıktığım o avlara çıkmaz oldum.
Ne istediğimi kendim de bilmiyordum; Hayattan korkuyordum . Hayattan kaçıp uzaklaşmak istiyordum, Ama genede hayattan bir şeyler bekliyordum.
Hayatım, birisinin bana yaptığı aptalca ve sinir bozucu bir şaka. Beni var eden "birisinin" varlığını kabul etmiyor olsamda bu açığa vuruş yani birisinin beni bu dünyaya koyarak bana kötü ve aptalca bir şaka yapmış oluşu bana tam da en doğal gelen ifade şekliydi.
Elimde olmadan bana öyle geliyordu ki, son otuz yıl kırk yıl boyunca nasıl yaşadığımı seyrederek eğlenen birisi vardı: Nasıl öğrendiğimi, geliştiğimi, beden ve zihin olarak olgunlaştığımı ve bu olgunluğa erişmiş zihinsel güçlerimle hayatın zirvesine nasıl ulaştığımı, bu zirveden bakınca herşeyin nasıl ayaklarımın altında uzandığını, zirvede aptalların aptalı olarak nasıl dikilip durduğumu ve hatta (yaşamaya değer) hiçbirşeyin olmayışını, bundan önce olmamış oluşunu, bundan sonra da olmayacak oluşunu apaçık bir şekilde nası gördüğümü seyreden ve eğlenen birisi.
Evet, O birisi bu işten zevk alıyordu... (Ancak o birisi varsa da yoksa da ben kendimi hiç daha iyi hissetmiyordum. Ne tek tek yaptıklarıma, ne de hayatımın bütününe hiç bir mantıklı anlam veremiyordum. Beni şaşırtan tek şey bu gerçeği en başında anlamamış oluşumdu. Bugün yada yarın hastalık yada ölüm, sevdiklerime yada bana uğrayacak ve bizlerden geriye leş kokusundan ve kurtlardan başka bir şey kalmayacaktı. Er yada geç yaptığım işler herneyseler, unutulacak ve ben varolmuyor olacağım. O halde dah fazla çabalamak niye?
İnsan bu gerçeği nasıl olurda göremez?
Nasıl yaşamaya devam eder?
Şaşırtıcı olan işte budur. İnsan ancak hayattan sarhoş olmuşsa yaşamaya devam edebilir; Kişinin ayılır ayılmaz herşeyin basit ve de aptalca bir aldatmacadan ibaret olduğunu görmemesi imkansız.
İşte aynen böyle: Bunda ne eğlendirici ne de nükteli bir yan var, bu sadece zalimce ve aptalca.
Hayata dair mutluluklar aldatmacası artık beni kandırmıyordu. "Hayatın anlamını anlayamazsın, o yüzden düşünme, sadece yaşamaya bak." Bu sözü ne kadar çok işitmiş olursam olayım, artık yaşamaya bakamıyorum; zaten gereğinden fazla bir süre öyle yaptım. Artık gece ve gündüzün boyuna yer değiştirip bana ölümü getirişleri karşısında gözlerimi kapayamıyorum. Tek gördüğüm bu, çünkü tek gerçek bu.
Geri kalan ne varsa yalan.
"Ailem" dedim sonra kendime. Ama ailem de sadece birer insan. Ben nasıl geldiysem bu dünyaya, onlarda öyle geldiler; Onlarda ya bir yalanın içinde yaşamaya devam edecekler ya da korkunç gerçeği görmek zorunda kalacaklar. Niçin yaşamaları gerekiyor ki? Neden onları sevmem, korumam, yetiştirmem ve de onlara göz kulak olmam gerekiyor ki?
Onlar da benim hissettiğim çaresizlikle yüz yüze gelsinler ya da aptal olsunlar diye mi? Onları seviyorsam eğer, onlardan hakikati saklayamam. Hakikat ise ölümün ta kendisidir.
Kendi hayatımı yaşıyor olmadıkça, başka bir hayatın dalgaları beni taşıyor oldukça, hayatın bir anlamı olduğuna inandıkça, ama bu anlamı tanımlayamadıkça; Hayatın, sanatın her türündeki yansımaları bana zevk veriyordu
hayata sanatın aynasından bakmak zevkli bir uğraştı. Ne var ki, hayatın anlamını aramaya başlayıp da kendi hayatımı yaşama zorunluluğumu hissetmeye başlayınca, o ayna benim için gereksiz, lüzumsuz, saçma ve acı veren bir şey oldu. Artık aynada gördüklerimle kendimi avutamıyorum, çünkü aynada durumumun aptalca ve ümitsiz olduğunu görüyordum. Ruhumun derinliklerinde hayatımın bir anlamı olduğuna inandığım vakitler, gördüğüm manzaranın keyfini pekala çıkarabiliyordum. O zamanlar hayatın gülünç, acıklı, dokunaklı, güzel ve korkunç ışık oyunları beni eğlendirebiliyordu.
Hepsi bu kadarla da kalmıyordu. Şayet basitçe, hayatın hiçbir anlamı olmadığını düşünüyor olsaydım, bunun benim kaderim olduğunu bilerek bu duruma sessizce katlanırdım. Ancak durumum beni hiç tatmin etmiyordu. Çıkışı olmayan bir ormanda yolunu kaybeden ve yolunu kaybettiği için de dehşete kapılan ve yolunu bulmak umuduyla oraya buraya koşuşturan birisi gibiydim; Attığı her adımda kafasının daha da karıştığının farkında olan, ama elinden oradan oraya koşuşturmaktan başka bir şeyde gelmeyen birisi gibi.
Bu, gerçekten korkunç bir durumdu. Yaşadığım dehşetten kurtulmak için ölmeyi istiyordum. Beni bekleyen son karşısında dehşete kapılmıştım. Hatta o sonun dehşetinin o an içinde bulunduğum durumdan çok daha berbat bir şey olduğunu da biliyor, ama gene de o sonu sabırsızlıkla bekleyemiyordum. Her halükarda kalbimdeki damarlardan birinin iflas edeceği, ya da içimde bir şeylerin patlayıp her şeyin sona ereceği yolundaki savımı ne kadar inandırıcı bulsam da, o sonu sabırsızlıkla bekleyemiyordum.
Karanlığın dehşeti öylesine büyüktü ki, kendimi bu dehşetten ilmik ya da kurşunla bir an önce kurtarmak istiyordum; Beni en güçlü şekilde intihara sürükleyen şey işte bu histi...
Lev Tolstoy - İtiraflarım - IV
  • Paylaş
"Kemikler sabırlıdır.Kemikler hiç yorulmaz ve kaçmaz. Yıllar önce ölmüş bir adamla karşı karşıya gelirseniz, kemikleri yerli yerinde yatıyordur.Memnundur.Bekliyordur.Ama etleri gitmiş, onu yalnız bırakmıştır. Su da et gibidir.Su hiç hareketsiz durmaz. Hep bir başka yere gitmektedir. Tedirgindir, hareketlidir, konuşkandır, meraklıdır. Kapalı kavanozdaki su bile zamanla yok olur.Et de sudur. Taşlar ise kemiktir.Doygundurlar.Sabırlıdırlar. Güvenilir onlara .
Söyle bana o halde Alobar , ölümsüzlüğü elde edebilmek için suyla mı yoksa taşla mı rekabet etmelisin? Etine mi güvenmelisin kemiklerine mi?
Alobar Lama 'ya bakmış , hiçbir şey söylememişti. Birkaç dakika sonra Lama ona neden sessiz durduğunu sormuştu.Alobar , "Su taşa birşeyler söyler durur , ama taş cevap vermez . "
TOM ROBBINS - PARFÜMÜN DANSI
  • Paylaş
Üçler Meclisi

DİN:
Merhaba arkadaşlar
Ne iyi ettik de buluştuk
Çok da yorulmuştuk

DEMOKRASİ:
Hepimiz dökelim içimizi
Daha iyi tanıyalım birbirimizi

UYGARLIK:
Mademki insanlar anlaşamıyor konuşa konuşa
Her fırsatta başvuruyor savaşa
Biz deneyelim konuşmayı
Haydi başlatalım buluşmayı


DİN:
Ben insanlık tarihi kadar eskiyim
Kâh kralın gücü kâh duvarın freskiyim
Önceleri tümüyle yeryüzündeydim
İnsanlar kendinden güçlü olana taptı
O zamanlar din,ne ibadet ne kitaptı
Örneğin Amerikada kabileler yılana taptı
Birgün koca bir kartal o yılanı kaptı
Mademki kartaldı en güçlü olan
O olmalıydı en saygı duyulan
Derken tapmaya başladılar kendi yapıtlarına
İşte tanrılarımız dediler,putlarına.

DEMOKRASİ:
Benimki insanın insanı yönetme sanatı
İnsanoğlu evcilleştirdi kediyi atı
Bir türlü hakim olamadı kendine
Biraz demokrasiye başvurdu biraz dine
2500 yıldan beri benim adım geçiyor
Yıllar ne çabuk geçiyor
Zamanla geliştim ama çok çektim
Yaranamadım şimşekleri hep üzerime çektim

UYGARLIK:
Ben insanlıkla birlikte doğdum
Kimini yücelttim kimini boğdum
Benimle anılır atılan her adım
Kâh müzik, kâh enerji,kâh demokrasidir adım
Katlanarak geliştim,çağlar,devirir geçtim
Ama insanoğlunun yok etme duygusu karşısında hiçtim.

DİN:
İnsanoğlunun o duygusunu bana sor.

DEMOKRASİ:
Sen en çok Tanrı oldu demiştin
Arkasını getirmemiştin.

DİN:
Binlerce Tanrı vardı taştan ,kemikten,etten,Zeus'tan
Başlangıçta tanrılar önde gelirdi ustan
Zamanla din yükseldi çıktı gökyüzüne
Evrensel din azaldı,olsa olsa bir düzine
Bütün dinlere bakın;özüm ahlak ve erdem
Aslında insanlar da bunu söyler her dem
Beni böylesine kullandılar ki tarihte
Böylesi ne Mars'ta görünür ne Merih'te
Sadece örnek vermekle yetineceğim
Sonra kenara çekilip dinleyeceğim.

DEMOKRASİ:
Vereceğin örneği bekliyorum merakla
Ahh benim kullanım biçimlerim zor gelir akla.

UYGARLIK:
Ahh o kullanmayı bir de bana sorun
İşte bu,çözülmesi gereken en önemli sorun.

DİN:
.......
......

DİN- UYGARLIK -DEMOKRASİ:
Biz sizinle varız yeryüzünde
Bizden iz var her birinizin yüzünde
Ama unutmayın,
Siz de bizimle varsınız,
Hayatınızdan din,demokrasi ,uygarlığı çıkarın
Bakın bakalım ne kadarsınız.
Bizi kullanıp birbirinize girmenizden bıktık
Bu yöne bir son verin artık
Dünyayı daha yaşanır kılmıyorsa
Ne anlamı var dinin?
Ne anlamı var Demokrasinin?
Ne anlamı var uygarlığın?Söylemesi kolay öneri getirin diyorsanız
Bu kaygıları bizimle paylaşıyorsanız
Her şeyin temeline adaleti koyun
Eşit dağıtın bereketi,beraber doyun
uzayda nasıl her şey dengeyle durur
ADALETİN OLMADIĞI YERDE
İNSANLAR BİRBİRİNİ VURUR
ADALETİN OLMADIĞI YERDE
BİR TARAFI SU BASAR, BİR TARAFI KURUR
ADALETİN OLMADIĞI YERDE
KARANLIK HÜKÜM SÜRER

IŞIĞA KELEPÇE VURULUR.

Mustafa BALBAY - Düşünüyorum o halde sanığım. - ZULÜMNAME...
  • Paylaş
Aşk bir zayıflıktı ve insanın başka güzellikleri görmesine engel oluyordu.(Tutunamayanlar sayfa 427)
  • Paylaş
"Sırtını bir ağaca dayayıp yüzünü güneşe çevirmek kapitalizme başkaldırmaktır. Uzanıp çimenlere bulutları seyretmek, kurulu düzene karşı en tehlikeli isyandır. Herkes böyle beleşe kafa dinlerse kapitalizm çöker. Otel sahiplerinin, tur operatörlerinin, garsonların, komilerin velhasıl bütün sadık ve çalışkan kölelerin üretme ve tüketme haklarını kimseye bedavaya yedirmez kapitalizm. Ve işte bu yüzden keser mülkiyetini birilerine devredip gölgesini satamayacağı her ağacı."

- Emre Yılmaz, Şeytanın Fısıldadıkları, Angora Yayınevi
  • Paylaş
Yeni bir ruh, kozasını delip dışarı çıkmıştı. Kendisini hayranlıkla izlediğim çocukluk yıldızım, demek ki mavi steplerden düşmüş ve ışığını, parlayışlarını ve tazeliğini korumak şartıyla bir kadın haline girmişti. İnsanın en şiddetli ve kuvvetli duygusunun ilk olarak böyle birden çıkıvermesi garip bir şey değil midir? Sevdiğim kadının Touraine'de yaşadığını düşünerek mutlulukla havayı içime çekiyor, gökyüzünün mavisinde hiçbir yerde görmediğin bir renk buluyordum.
VADİDEKİ ZAMBAK- BALZAC
  • Paylaş
Hemingway'in Güneş de Doğar adlı eserinde (ilk romanı) yazar, bir arkadaşı ile Fransa'dan İspanya'ya geçtiklerinde bir dereye balık avlamaya gidiyorlar. Yazarın o av sırasındaki durumlarını tasvir edişi etkilemişti doğrusu.
  • Paylaş


Cyrano de Bergeracın Ünlü istemem eksik olsun tiradı. seslendiren : Rüştü Asyalı
- Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
İstemem!
Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
Taklalar mı atmalıyım?
İstemem! Eksik olsun!
Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!
Ciğeri beş para etmezlere mi yetenekli demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
Adım Mercuré dergisinde geçse diye mi sayıklamalı?
İstemem!
İstemem! Eksik olsun!
Korkmak, tükenmek, bitmek
Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
İstemem! Eksik olsun!
İstemem! Eksik olsun!
Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek
Tek başına
Özgür olmak
Dünyaya kendi gözlerinle bakmak
Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak
Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak
Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
İsteyince Aya bile gidebilmek.
Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.

Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?

- Dök içindeki öfkeyi dostum. Ama saklama benden seni sevmediğini.
- Sus
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

2131 Görüntülenme25 Takipçi15 Yanıt

Konu Başlıkları