Bilmek istediğin her şeye ulaş

Taşıyıcı annelik hakkında dini, hukuki ve duygusal boyutları yorumlarsanız sizler bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Ülkemizde yasal olmayan bu işlem diğer ülkelerde uygulanıp son zamanlarda ticarete dönüşmüş durumda. Düzenle
Taşıyıcı annelik özetleme yaparsam kiralık rahim gibi bir durumdur. Anne ve babadan gelen yumurta ve spermin başka bir kadın bedeni tarafından taşınmasıdır. Bunun bir kaç türlüsü mevcut oluyor. Şöyle ki birinci durumda anne ve babanın spermi başka bir kadına yerleştirildiği gibi, annenin yumurtasının elverişsiz olduğu durumda direk başka bir kadınla cinsel ilişkiye girerek döllenmenin sağlandığı durumlarda mevcut. Yani direk kadının başka bir kadınla aldatıldığı ve buna taşıyıcı annelik denildiği yöntem. ( Bunun tam tersi olduğunu düşünsenize bir kadının başka bir erkekle bu işi görmesi ve kendi kocasının bunu kabul etmesi.. İmkansız gözüküyor ama erkek yapınca doğal...)
Hatta taşıyıcı annelik abartılarak 5 kişiden oluşan bir grupla da yapılabiliyor. Şöyle ki başka birinin spermini ve yumurtasını alıp kendi yumurtası ve spermi gibi sahiplenip bunu birde taşıyıcı anneye taşıtan bir toplulukta var. Amaç sıfır kilometre bebek elde etmek. Şaka gibi... Çocuk esirgeme kurumlarında binlerce çocuk varken....

Gelelim konunun hukuki boyutuna tabi ki bu durum bizim ülkemizde yasal değil.. Çünkü bebek doğuran kadınındır. Yasalarımızda babalar çocuk benim değil diyerek red ve kabullenme talebinde bulunurken kadınlar için bu söz konusu değildir. Ama yapılmıyor mu? Tabi ki yapılıyor. Özellikle kıbrısta bu işlem yaygın olarak yapılıyor. Asıl anne ve baba taşıyıcı anne ile aynen bir daire kiralar gibi sözleşme yapıyor. Bebeğimiz içerdeyken iyi besleneceksin. Sigara alkol içmeyeceksin gibi...

Dini boyutu hakkında pek bir bilgim yok. Caiz midir değil midir konuları derin sanırım. Müslüman bir ülkede ayıplanacak bir konu oluyor. Kendi kızına, baldızına ensest ilişki düşünen sapkın bir toplum için ne kadar ahlaksız bilemiyorum...

Benim en çok ilgilendiğim işin kısım duygusal boyutu.. Bebek genetik özelliklerini anneden ve babadan alıyor olabilir ancak 9 ay boyunca annenin yediğini yiyip, onun yaşadığı mutluluğu stresi yaşayacak.. Onun hormonları bebeği hep etkisi altına alacak. Bu bebeğe tamamen yumurtayı verenindir diyebilir miyiz? Doğum anından sonra bebeklerin anneye verildiği ilk dakikalarda anneye bağlanma aşamasını taşıyıcı anneyle yaşaması onun kokusunu alması gibi önemli olayları kendi annesi ile yaşamaması ne kadar kendi annesine bağlı olmasını sağlar? Gerçi bu konuda ben duygusal yaklaşıyorum bir bebeği taşısam ona nasıl bağlanırım bu açıdan bakarak yazıyorum ama taşıyıcı annelik yapan kadınlar tamamen bu işin ticareti yapıyor. Bebeğin doğumdan sonra direk alınmasını talep edip emzirmek bile istemiyorlar. Emzirmek deyince anne sütünden mahrum kalacağını da dip not olarak belirtim. Hatta bazı taşıyıcı annelerin ben çok kilo aldım uyuyamıyorum diyerek 8. Aya gelindiğinde sectio ile bebeğin alınmasını talep ettiği oluyor.

Geçen günlerde izlediğim şu haberi sizlerle paylaşayım; özetle kadınlar eşleriyle birlikle ticarete atılmış. Şuan da size yardımcı olamayacağız 1 ay sonra uygun olacağız gibi telefon konuşmaları yapılıyor.. 50-100 bin tl gibi kiralık rahimler bulunuyor...

Taşıyıcı Annelik
  • Paylaş
Medeni kanunun ilgili hükümlerine göre 'anne, çocuğu doğuran kişidir'. Söz konusu kanunu göz önüne aldığımızda, taşıyıcı anne olan kişinin mi yoksa biyolojik anne olan kişinin mi doğan çocuğun annesi kabul edileceği şeklinde bir sorun ortaya çıkmaktadır. Öte yandan, 'babalık karinesi', annenin kocasını baba kabul etmektedir (istisnai durumlar ve gün şartları mevcut). Çocuğun hem annesinin hem anneye bağlı olarak babasının kim olduğuna dair içine düşülecek bu ihtilafa doktrinde henüz bir çözüm bulunamamıştır.
Taşıyıcı annelik kurumuna ilişkin hukuki sorun budur. 'Bu kurum toplum etiğine uygun mudur? Kamu düzeninde istikrarı sağlamayı zorlaştırır mı?' sorularının cevabını vermeye ise yetkin olmadığımı düşünüyorum ancak tartışmak için güzel bir konu ve başarılı bir soru olduğunu söylemek isterim.
  • Paylaş
Taşıyıcı annelik kurumu Türk tıp hukuku literatür kapsamına alınmamıştır. Bunun sosyolojik ve kültürel bir çok etkeni olduğu söylenebilir. Türk kültürel aile yapısının etkilerinden tutun, kukuki soybağı tespitine, medeni hukuğun soybağı ve aile birliğini korumaya yönelik diğer bir çok hükmüne kadar uzanan, toplumsal yaşayışca benimsemesi gereken ve henüz Türkiye'de benimsenmeyen alternatif çocuk sahibi olma yolu olarak özetlenebilir bu kurum. Tercih sebepleri ise, kadının doğurtkanlık özelliğinin olmaması veya bu özelliği olmasına rağmen vücut yapısının bozulmasından endişe duyulması denebilir. Tabi bu iki ihtimalle de birlikte bulunması gereken en önemli şık, başvuran kişinin varlıklı olması. Etikliği konusuna gelince, salt bir birey olarak baktığımda, pek adil ve insancıl bulmadığımı söyleyebilirim.
  • Paylaş
Ben böyle bir şeyi kabul dahi etmiyorum. Anne kavramı çeşitli sıfatlar eklenerek kullanılamaz. İnsanı doğurup büyüten kadına anne denir. Diğer 'taşıyıcı anne' kavramı olayı iyi açıdan görmemiz adına konulmuş bir isimden ibarettir. Hukuki, dini, duygusal boyutunu geçin vicdan açısından bu mümkün olmaması gereken bir şey.
  • Paylaş
Çocuk dediğin bir aşk ürünü olmalıdır. Sırf bu olayı ticarete döndürerek başka birisinin bedenini kiralamak bence saçma... Çocuğun olmuyorsa bir yetimhaneye de pek ala gidebilirsin. Bu çocuğu ben yapmadım sahiplenemem ya da ya ileride öz çocuğum olursa gibi bir cümle kurabiliyorsan zaten bence bir çocuk haketmiyorsun. Hatta hak etmediğin gibi kendi boktan fikirlerini aşılayacak olduğun bu çocuk ileride memlekete sıkıntı dahi olacaktır. Dini olarak, kusurlu olan taraf kadınsa, sen erkek olarak 4 taneye kadar paşalar gibi alabiliyorsun. Eğer kusur erkek tarafındaysa ki asla ama asla böyle bir şey olmaz da, hadi diyelim ki oldu. O zaman da dinen belki tüpe zorlarsın. Artık testislerden bile sperm almak mümkün oda olmuyorsa, tohumu attık ama tarla fidan vermedi der sırıta sırıta gezinirsin. Bir insan neden taşıyıcı anneden çocuk sahibi olmak istesin ki, bir türlü aklım almıyor. Sana benzemiyor diye bir bebeği sevmemek ya da kabullenmemek nasıl bir şeydir. Zihniyetine tükürdüğümün dünyası. . .
  • Paylaş
Bu konuda din ve hukuksal boyutu yanyana getirmek fazlasıyla anlamsızdır.
Aile kurumu devletin kontrol edebileceği şekilde yani pembe/mavi kimliki, birbirleriyle iyi günde kötü günde birlikte olamak için resmi ve toplumsal bir anlaşma imzalayan iki insanın adımlarını attığı ticari ve sivil bir kurumdur.Devlet, bireyler üzerindeki kontrolünü erkeğe 'aile babası, evin direği' kadına ise 'evin dişi kuşu, ayaklarının altı cennetlik anne' gibi gayet sade ve kültürel bir yerleşimi olan roller vererek, milli değerler ve bayrak gibi yüceltip kutsallaştırarak, kendi küçük piyonlarını oluşturarak sağlar. Elbette bu kurumun ileride kendi ailesini kuracak, ailesinin devlet ve toplumdan devşirdiği değer ve kutsalların taşıyıcısı olacak, ileride de bunu kendi kurduğu ailesine aşılayacak, askere gidecek, ağlamayacak, 3 büyüklerden birinin fanatiği olacak, mangalı yelleyecek bir erkek olacak ve ev hanımı olacak, normal doğumla 3 çocuk doğuracak, tecavüze uğrasa bile doğuracak, hamileyken sokağa çıkmayacak, çıktığında ise yüksek sesle kahkaha atmayacak, mini etek giymeyecek iffetli bir kadınla evlenecektir ve yine askere gidecek, şehit olacak, sigortasız çalışacak, emeği sömürülecek, ekmek almaya giderken vurulacak, okulundan çıkıp evine giderken tecavüze uğrayıp yakılacak, doğranacak, fulltime evhanımlığı yapacak kız ve erkek çocuklar yetiştirecektir.
Eğer toplum/aile/iktidar ilişkisinin bu döngüsünü anladıysak..'TAŞIYICI ANNELİK' kavramına gelelim. Bu olay eskiden el altından yürütülürken şimdilerde sperm bankası, tek gecelik ilişki, evlat edinme, eşcinsel çift başlıklarıyla da birbirine bağlanmaktadır. Toplumun içinde tek bir aile yani anne baba çocuktan oluşan bir aile tanımını kabul etmeyen, başka varoluşları kabul eden sivil ülkelerde taşıyıcı annelik serbestisi ve en önemlisi 'civil partnership' -sivil partnerlik- serbestisi de vardır. Yani kendi sivil haklarını, mirasını, evini, sigortanı paylaşmak istediğin insanla cinsiyetin ya da ilişki kavramın orgulamanmadan aile olmak, o kişiyi ailenin bir ferdi haline getirmek hakkın vardır. Devlet sana yine bir çerçeve ve sınır verir fakat çerçeve biraz daha geniştir.
Bu durumda, kendi biyolojik kodlarını taşıyan çocuğa anne babalık yapamayan, onu gözden çıkaran ve hukuki olarak aile tanımına uyan, kendi genetik kodlarını taşımasa da çocuğu kendi ailesi, ferdi olarak gören aileleri karşılaştırdığımızda aslında aile, çocuk ve sahiplik ilişkisine etik veya duygusal açıdan çok , 'tapu' ve 'mal sahibi' ilişkisinden bakıldığını söyleyebiliriz. Bu durumda kimin 'resmi' olarak bizim ailemiz olabileceğini söyleyen devlet, çocuğumuzu da nasıl yapacağımızı (tabiki misyoner pozisyonunda! -yargıtayın yalancısıyım-), ya da kimi çocuğumuz olarak göreceğimizi de söyleyecektir.
Taşıyıcı annelik vardır, tıpkı seks işçilerinin olduğu gibi, kendi bedenini kiralayan ya da satan kadınlar vardır. Bu hizmeti satın alacak ya da gönüllüsünü bulacak aileler vardır.Seks işçilerine giden aile babalarının da olduğu gibi.Baktığımızda devletin onları neden bu kadar tehdit olarak gördüğünü, dışladığını, hasta ve ahlaksız olarak atadığını anlayabiliriz. Verdikleri hizmet karşısında vergi ödemeyen, fatura kesmeyen ve bunu yaparken kendi bedenini kullanan, kendi bedeniyle ne yapacağını devlete sormayan, gözetlenemeyen, kontrol edilemeyen, kaydı tutulamayan bir kesim mevcuttur. Olmalıdır da.
İleride altkültürümüzü, sokağımızı, sokakta yaşayan çocukları, seks işçilerini, eşcinselleri, transları, bekar anneleri, pembe tişört giyen, küpe takan erkekleri, askere gitmeyi reddedenleri, evladı öldüğünde 'vatan sağolmasın, bir çocuğum daha olsa onu da feda etmeyeceğim' diyen onurlu anne babaları sahiplendiğimizde, nefes alabilen bir toplum olacağız.
  • Paylaş
Annelik gibi kutsal bir kavrama soğuk bir yaklaşım ya...
Her türlü imkanların insana sunulduğu bir çağdayız ama bazı değerler korunmalı diye düşünüyorum.
  • Paylaş
Şimdi demişler ki; döllendirilecek yumurta ve sperm nikahlı eşlere ait olmazsa, ya da döllenmiş yumurta, başka bir kadının rahminde gelişirse; zinadır, caiz değildir,islam'a uygun değildir.

iyi de; neye göre diyorsunuz bunu? İslam'ın kurallarının öğrenildiği yer kur'an-ı kerimdeğil mi? kur'an'ın indirildiği zamanda; yumurta ve spermin başka bi yerde döllenmesi, başka bi rahimde büyümesi gibi bir teknoloji var mıydı? Takdir edersiniz ki yoktu. Doğal olarak, buna dair üzerinden yorum yapabileceğimiz herhangi bir ayet var mı? Zina sayılması için ortada cinsel ilişkinin olması lazım; tüp bebek ve taşıyıcı annelikte böyle bir durum var mı, e o da yok. nikahsız biriyle yaşanan cinsel ilişki zina sayılınca; yumurtanın döllenmesinin ancak ilişkiyle mümkün olduğunu baz alarak buna da zina denmiş muhtemelen ama baya olay o değil aslında.

şimdi din evrenseldir, zamanın ötesindedir argümanı burda o kadar yersiz kalıcak ki, kabul edemeyeceğim; çünkü üzerinden yorum yapabileceğimiz, buna muadil bi kural yok kur'an'da; olsa ordan alıntı yaparlardı zaten. E bu da "internet bütün kötülüklerin anasıdır" ne bileyim, "başka gezegenlere gitmek caiz değildir, çünkü bize bu dünya'da yaşamak uygun görüldü" gibi bir iddia oluyor bu da; çağın şartlarına göre kafasına göre yorum yapmak da, diyanet işleri gibi bu ülkede yaşayan müslümanların çoğunun mutlak doğru kabul edebileceği bi kuruma yakışmıyor bence
  • Paylaş
1

Celil Kan, Ben sorunuzun içinde geçen birkaç mesele hakkında affınıza binaen görüş beyan etmek istiyorum

Öncelikle İslâm'ın ana kaynakları dörttür: Kitap, sünnet, îcma ve kıyasdır. Kitap'dan maksat Kur'ân-ı Kerîm'dir. Kur'ân-ı Kerîm'de herhangi bir meselenin hükmü belirtilmişse, o hükümle amel edilmesi kesinlik arzeder. O hükümden başkasına itibâr edilmez.

Sünnet ise, Resûlüllah (asm)'ın söz, fiil ve takriridir. Takririn mânâsı huzurunda yapılmış veya söylenmiş herhangi bir şeye Resûlüllah (asm)'in müdâhalede bulunmamasıdır.

İcmâ ise, herhangi bir asırda müctehid ve fâkihlerin herhangi bir husus üzerine ittifakları kastedilmektedir. Kıyasa gelince hakkında âyet, hadîs ve icmâ gibi hükümlerin olmadığı herhangi bir meseleyi, belirtilmiş bir meseleyle aralarındaki illet dolayısıyla benzeterek hüküm vermektir.
Hz. Peygamber (asm)'in,

"Müslümanların güzel gördüğü şey, Allah katında da güzeldir," ve "Ümmetim dalalet üzerinde birleşmez" hadisleri ile
"Kendisine doğru yol açıkça belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp mü'minlerin yolundan başkasına uyan kimseyi, yöneldiğine döndürürüz ve onu Cehenneme yaslandırırız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir."
ayeti, icma'ın meşruiyetine delil gösterilmiştir. Zira bu ayette "mü'minlerin yolundan başkasına uymak, peygamberin yolundan ayrılmak" olarak anlatılmaktadır. Mü'minlerin yolundan başkasına uymak haram olunca, mü'minlerin yoluna uymak vacip olur.

Burada anlatmak istediğim Diyanetin bu yöndeki görüşü son derece uygundur.
Birde 'Yaş ve kuru ne varsa Kur anda vardır' ayeti Kuranda herşeyin ehemmiyetine göre ya açık ya da kapalı bir şekilde yerinin olduğunu göstermektedir.
Selamlar

Direkt olarak soruya yüzümü çevirdim. (Allah göstermesin) Çocuğum olmazsa, evlat edinmeyi düşünürüm. Diğeri o kadar mantıksız ve ilkel bir yöntem ki, düşünmek bile istemiyorum.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

295 Görüntülenme11 Takipçi9 Yanıt