Bilmek istediğin her şeye ulaş

Genelde insanlar bir yükün altından kalkıp veya zor durumdan sıyrıldığı zaman hafifler. Varolduğumuzda yaşamın ağırlığı altında ezilmiyor muyuz? Varolmanın dayanılmaz yükü olması gerekmiyor mu?

Varolmanın dayanılmaz hafifliği (Milan Kundera nin kitabı) eserinden...Düzenle
Kitap bir roman, bir öğreti amacı yok. En beğendiğim kısım:"Önemli olan üçler kuralını izlemek. Bir kadını ya arka arkaya üç kere görür sonra hiç görmezsin ya da ilişkini yıllar boyu sürdürürsün ama her randevunun arasına en az üç hafta bırakmaya dikkat edersin" idi. Bence kitabını okuyun, dayanılmaz hafif bir kitap, es musst sein'larla kitsch'ler arasında gidip geliyor. Bir insanın var oluşu her ne şekle bürünürse bürünsün onu hafif bir şekilde taşıyabilişini anlatıyor. Tabii bu bir kural değil kitaptaki Thomas öyle yaşıyor...

Şu laf da çok güzeldir: ""Bir kadınla sevişmek ve uyumak iki ayrı tutkudur, sadece farklı değil aynı zamanda da zıt tutkular. Aşk çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek bir tutku) duyurmaz kendini uykuyu paylaşma arzusunda duyurur. (tek bir kadınla sınırlı olan arzu) "

Aslında bir yandan da bir aşk romanı diyebiliriz. Thomas ve Teresa'nın aşkı. Bir de birçok kadından biri olarak öne çıkan Sabina var:"Yaşamımızdaki dramatik durumları ifade etmek istediğimizde, ağırlıkla ilgili metaforlar kullanma eğiliminde oluruz. Bir şeyin ağırlığı altında ezildiğimizi söyleriz. Ya bu ağırlığa katlanırız, ya da başarısız olur ve onunla birlikte düşeriz. Onunla mücadele eder, kazanır ya da kaybederiz. Peki ya Sabina - ona ne olmuştu? Hiçbir şey. Bir adamı terk etmişti, çünkü içinden onu terk etmek gelmişti. Adam ona musallat mı olmuştu? Adam ondan intikam mı almaya çalışmıştı? Hayır. Sabina'nın dramı, ağırlıktan değil hafiflikten kaynaklanan bir dramdı. Sabina'nın durumunda neden ağırlık değil, var olmanın dayanılmaz hafifliğiydi. "

Aslında uyum sağlayabildiğimiz oranda da az eziliriz. Kitsch'leri (rüküşlükleri) atıp musst sein'ların (olması gereken en azın) peşinden koşmayı başarabilirsek o ağırlık kalkar. . .
  • Paylaş
Kitabı okumadım. Cümleden anladığım ise yazar ile varolma dürtüsü hakkında aynı şeyi düşündüğümüz. Varolma dürtüsü en temel dürtüdür, bundan dolayı insanın birincil amacı hayatta kalmaktır. Sonrasında ölümün farkına varan insan varlığının bir sonu olduğu yani o dürtüyü tamamiyle tatmin edemeyeceğini farkettiğinde, hayatta kalmanın yanında sonsuzluğa ulaşmayı amaçlar ve bence sanatta bu yüzden ortaya çıkmıştır. Hayatın kederleri ise bu dürtüyü tatmin edemediğimizde ortaya çıkacak acının yanında devede kulak kalır. O yüzden varolmanın dayanılmaz hafifliği demiş.
  • Paylaş
Ben varolmakla bir yük üstlendiğimizi düşünmüyorum. Hayatı herşeye rağmen yaşamak, üzülmek sonrasında mutluluğu katmerili yaşamak çok güzel.
Var olan herşey insanlar için var ve bunlardan keyif almalıyız keyif alırkende sorgulamalı, düşünmeli, paylaşmalıyız. . .
  • Paylaş
Bence tam tersi .. Çünkü insan mutlu olduğunda da bazen çevresindeki ve yakınındaki olaylara bakar ve mutlu olduğundan utanır. Dışarıda o mutluluğu hiç tatmamış kıyısından bile geçmemiş onlarca insan varken ağır gelir bazen mutlu olmak bile insana ... Bu durumda kitaba gelirsek mutluluk bile inanın dayanılmaz bir yük gibi gelir insana varolurken.
  • Paylaş
2

Ceren, Hayatın yükü hayata anlam katar. Eğer hayatımızın yükü,sorumluluklarımız olmasaydı hepimiz birer birer intihar ederdik. Varolmanın yükü altında ezilmiyor, aksine güçleniyoruz. Büyük bir yükün altından kalktıktan sonra diğer yükleri taşımanın ne kadar kolay ve güzel olduğunu anlıyoruz.

Canan Unalan, Bu da bir başka bakış açısı :)

Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

62 Görüntülenme7 Takipçi4 Yanıt