Bilmek istediğin her şeye ulaş

Evrim teorisi daha çok biyolojik ve bilimsel oluşumla ilgili ve çok mantıklı şeylerin olduğu bir teori iken neden biz işin din kısmına bağlayarak çok karşı çıkılan bir teori durumuna düşürdük?

Biri bana açıklasın ben mi yanlış biliyorum? Lütfen biri aydınlatsın beni?Düzenle
İyiki öyle olmuş yoksa insanların bir çoğu bu teoriyi "çok mantıklı" sanmaya devam ederek dinin mutlak gerçeklerini görmezden gelebilirdi. Zaten genellikle dini hesap etmeyenlerin savunduğu şeylerden biri evrim teorisidir. Tencere yuvarlanır kapağını bulur hesabı.

Darwinin kendisi bile düşündüğü bu teoride çıkmazlara girdi.Bile bile ve sinsice yapılan sahtekarlıkları görmezden gelmek kendini kandırmanın ve gönüllü cehaletin bir ürünüdür.
Fosil bulamayınca fosil üretmek gibi birşey nasıl görmezden gelinebilir? ;
Evrim Teorisi
  • Paylaş
Evrim teorisini din kısmına bağlayarak karşı çıkılan bir teori haline getirenler öncelikle evrimciler değildir. Bu gelenek kiliseyle başlamıştır. İnanç kendi kendini doğrulayan bir olgu olduğundan teorik ya da nesnel bir desteği yoktur. Buna karşı olabilecek, şüphe uyandıracak en küçük bir söz, bir fikir bile inanç sahiplerini rahatsız eder ve o fikirlere bu yanıtın da alacağı "beğenmedim"ler gibi saldırırlar. Tarihte hiçbir evrimci ya da ateist bir dindara saldırmamıştır ama tersi bolca görülmüş ve görülmektedir. Dinlerde cihat vardır, ateizm ve evrimde böyle bir şart öngörülmemiş, ne farz ne de sünnettir, vacip hiç değildir. Evrim teorisi teorinin doğası gereği doğada olmuş bir olayı açıklar. Olay gerçektir, neredeyse en başlara kadar fosiller mevcuttur ve bu teori bunları sınıflandırır, sıraya koyar. Bu durum tabii ki yaradılışçılıkla çelişir. Bir tarafta insanları Adem ve Havva'dan geldiklerine inandırmaya çalışan din diğer tarafta fosilleri sıraya koyarak tarihi ispatlı bir şekilde yazan evrim teorisi vardır. Eğer din, tanrı önce denizleri, ardından deniz canlılarını yarattı yazmış olsaydı bu çelişki olmaz ve çatışmalar da olmazdı. Lakin dinin ortaya çıktığı zamanlarda insanların dolayısıyla dinlerin bilgisi henüz o kadarına yetmiyordu. Ne yazık semavi dinler ve dindarları yumuşamadıkça bu çatışma böyle devam edecek çünkü evrim teorisinin gösterdiği gerçekler hiçbir zaman dinlerin yaradılış teorisine uymayacak.
  • Paylaş
Çünkü çoğu insan hem dini yanlış biliyor hem evrimi. Evrim yaratıcıyı yok saymaz. Canlı çeşitliliğinin nihayetinde tek bir canlıdan gelişerek devam ettiğini söyler ve ayrıca evrim bitmiş değildir hala devam ediyor!!! Evrime körü körüne karşı çıkanları anlamıyorum çünkü sperm+yumurtadan 9 ayda nasıl koskoca insan meydana geliyorsa, milyonlarca yılda gelişerek insan haline dönmesi hiçte mantıksızca değil. Asıl şaşılası şey 9 aylık evrim :) Ata canlı nereden gelmiş? Bunun cevabı yok.

Din tarafında ise hiçbir ayette ilk insandan bahsedilmez. Hatta şöyle bir ayet var; Allah "Ben yeryüzünde halife(insan demiyor) yaratacağım" diyor meleklerde "Sen yeryüzünde kan dökecek birilerini mi yaratacaksın... " diyor. Şimdi gaybı yalnız Allah bilir, melekler yeryüzünde kan dökecek birisi olacağını nereden biliyor, yoksa yeryüzünde birileri mi mevcut? Benim anlayışım bu şekilde. Ne evrim reddeder yaratıcıyı ne de islam evrimi reddeder.
  • Paylaş
Bakış açısı
Din 'İnsan Çamurdan oldu ve her şey tek bir yerden geldi' der.
Evrimde;canlıların başlangıcı daha dünyada toprak ve sudan başka bir şey yokken başladı ve her şey tek bir yerden geldi der gelişe gelişe buz amana kadar geldik der.

Evrim dinle çakışmaz, Allah neden dünyayı bir kerede değilde 6 günde yarattıysa insanlarıda bir kerede değil evrim yoluyla yaratmış olması bu kadar doğaldır.
Ancak insanlar görmek istediğini görür.
Yani kör olan kördür değişmez
  • Paylaş
Din hanya derken evrim teorisi konya diyor. Gerçek şu ki hangisi gerçekse gerçek odur.(hadibakalım!)
  • Paylaş
Din ve evrim teorisi birbirinden farklıdır evrim teorisi insanlığın nasıl oluştuğunu açıklar din insanların niçin bu dünyada olduğunu niçiçn yaratıldığını ölümden sonra kendilerine ne olcağını açıklar evrim teorisi yeterli fosiller bulunamadığı için yeterli mantıklı açıklamalar yapılmadığı için ve bundan 100 milyonlarca yıl öncesini tam olarak bilemeyeceğimiz için günümüzde bilim admları tarafından çürütülmüştür dinle hiç bi alakası yoktur
  • Paylaş
Evrim Teorisi, sanki mevcudat yani canlıların neden nasıl oluştuğu sorusuna masumane cevap aradığını göstermeye çalışırken; aslen inançsızlığa götürme çabasını taşımaktadır. Bir yaratıcıyı kabul etmeyen kişilerin mevcudatın varoluşuna dair üç iddiaları bulunabilir;
Birincisi: "Esbab (yani sebepler) bu şeyi icad ediyor. "
İkincisi: "Kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor. "
Üçüncüsü: "Tabiîdir, tabiat iktiza edip icad ediyor. "
Evet, madem mevcudat var ve inkâr edilmez. Hem, her mevcut san'atlı ve hikmetli vücuda geliyor. Hem madem kadîm değil, yeniden oluyor. Herhalde, bu mevcudu, meselâ bu hayvanı, ya diyeceksin ki, esbab-ı âlem onu icad ediyor, yani esbabın içtimaında o mevcut vücut buluyor; veyahut o kendi kendine teşekkül ediyor; veyahut, tabiat muktezası olarak, tabiatın tesiriyle vücuda geliyor; veyahut bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretiyle icad edilir.
Madem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Evvelki üç yol muhal, battal, mümteni, gayr-ı kabil oldukları katî ispat edilse, bizzarure ve bilbedâhe, dördüncü yol olan tarik-i vahdâniyet şeksiz, şüphesiz sabit olur.
Birinci yolun muhal olduğunu gösterir örnek:
Bir eczahanede, gayet muhtelif maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler bulunuyor. O edviyelerden, zîhayat bir macun istenildi. Hem hayattar, harika bir tiryak, onlardan yapılmak icap etti. Geldik, o eczahanede, o zîhayat macunun ve hayattar tiryakın çoklukla efradını gördük. O macunlardan herbirisini tetkik ettik.
Görüyoruz ki, o kavanoz şişelerden herbirisinden, bir mizan-ı mahsusla, bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden, altı yedi dirhem başkasından, ve hâkezâ, muhtelif miktarlarda eczalar alınmış. Eğer birinden, bir dirhem ya noksan veya fazla alınsa, o macun zîhayat olamaz, hâsiyetini gösteremez. Hem o hayattar tiryakı da tetkik ettik. Herbir kavanozdan bir mizan-ı mahsusla bir madde alınmış ki, zerre miktarı noksan veya ziyade olsa, tiryak hassasını kaybeder. O kavanozlar elliden ziyade iken, her birisinden ayrı bir mizanla alınmış gibi, ayrı ayrı miktarda eczaları alınmış.
Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif miktarlar, şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden, her birisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o macunu teşkil etsinler? Acaba bundan daha hurafe, muhal, bâtıl bir şey var mı? Eşek muzaaf bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, "Bu fikri kabul etmem" diye kaçacaktır.
İşte bu misal gibi, herbir zîhayat, elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir. Eğer esbaba, anâsıra isnad edilse ve "Esbab icad etti" denilse, aynen eczahane deki macunun, şişelerin devrilmesinden vücut bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.
İkinci yolun muhal olduğunu gösterir örnek:
Senin vücudun bin kubbeli harika bir saraya benzer ki, her kubbesinde taşlar, direksiz birbirine baş başa verip muallâkta durdurulmuş. Belki senin vücudun, bin defa bu saraydan daha aciptir. Çünkü, o saray-ı vücudun, daima, kemâl-i intizamla tazelenmektedir. Gayet harika olan ruh, kalb ve mânevî letâiften kat-ı nazar, yalnız cesedindeki herbir âzâ, bir kubbeli menzil hükmündedir. Zerreler, o kubbedeki taşlar gibi birbirleriyle kemâl-i muvazene ve intizamla başbaşa verip, harika bir bina, fevkalâde bir san'at, göz ve dil gibi acip birer mucize-i kudret gösteriyorlar.
Eğer bu zerreler, şu âlemin ustasının emrine tâbi birer memur olmasalar, o vakit herbir zerre, umum o cesetteki zerrelere hem hâkim-i mutlak, hem herbirisine mahkûm-u mutlak, hem herbirisine misil, hem hâkimiyet noktasında zıt, hem yalnız Vâcibü'l-Vücuda mahsus olan ekser sıfâtın masdarı, menbaı, hem gayet mukayyet, hem gayet mutlak bir surette olmakla beraber, sırr-ı vahdetle yalnız bir Vâhid-i Ehadin eseri olabilen gayet muntazam bir masnu-u vâhidi o hadsiz zerrâta isnad etmek-zerre kadar şuuru olan, bunun pek zâhir bir muhal, belki yüz muhal olduğunu derk eder.
Üçüncü yolun muhal olduğunu gösterir örnek:
Eğer gayet intizamlı, mizanlı, san'atlı, hikmetli şu mevcudat, nihayetsiz kadîr, hakîm bir zâta verilmezse, belki tabiata isnad edilse, lâzım gelir ki, tabiat, herbir parça toprakta, Avrupa'nın umum matbaaları ve fabrikaları adedince makineleri, matbaaları bulundursun, tâ o parça toprak, menşe ve tezgâh olduğu hadsiz çiçekler ve meyvelerin yetişmelerine ve teşkillerine medar olabilsin. Çünkü, çiçekler için saksılık vazifesini gören bir kâse toprak, içine tohumları nöbetle atılan umum çiçeklerin birbirinden çok ayrı olan şekil ve heyetlerini teşkil ve tasvir edebilir bir kabiliyeti, bilfiil görülüyor. Eğer Kadîr-i Zülcelâle verilmezse, o vakit, o kâsedeki toprakta, herbir çiçek için mânevî, ayrı, tabiî bir makinesi bulunmazsa, bu hal vücuda gelemez. Çünkü tohumlar ise, nutfeler ve yumurtalar gibi, maddeleri birdir. Yani, müvellidülmâ (hidrojen), müvellidülhumuza (oksijen), karbon, azotun intizamsız, şekilsiz, hamur gibi halitasından ibaret olmakla beraber; hava, su, hararet, ziya dahi, herbiri basit ve şuursuz ve herşeye karşı sel gibi bir tarzda gittiğinden, o hadsiz çiçeklerin teşkilleri ayrı ayrı ve gayet muntazam ve san'atlı olarak o topraktan çıkması, bilbedâhe ve bizzarure iktiza ediyor ki, o kâsede bulunan toprakta, mânen Avrupa kadar, mânevî ve küçük mikyasta matbaaları ve fabrikaları bulunsun. Tâ ki, bu kadar hayattar kumaşları ve binler ayrı ayrı nakışlı mensucatları dokuyabilsin.


Bilinmeyen Kelimeler:
Kadîm: Başlangıcı olmayan, eski, ezelî
Teşekkül etmek: Oluşmak, meydana gelmek
Mukteza: Gerekli
Kadîr-i Zülcelâl: Celal sahibi her şeye kudreti yeten
Evvel: Önce
Battal: İşe yaramaz, kullanılmaz
Mümteni: İmkan haricinde
Bizzarure: Zorunlu olarak
Bilbedâhe: Açık bir şekilde
Tarik-i vahdâniyet: Vahdaniyet (Cenab-ı Hakkın birliği)
Zihayat: Hayat sahibi
Hâsiyet: Özellik
Muzaaf: Kat kat
Müteaddit: Çeşitli
Anâsır: Unsurlar, (hidrojen, oksijen, azot vb)
Teşkiller: Şekiller
Medar: Sebep
Vâcibü'l-Vücud: varlığı zaruri olan Allah.
Vâhid-i Ehad: Bir olan ve birliği herbir şeyde tecelli eden Allah (c. C.).
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

328 Görüntülenme11 Takipçi7 Yanıt