Bilmek istediğin her şeye ulaş

Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık Timur Harzadın inploid.com'da 0 soru sordu, 39 soru yanıtladı ve 41 takipçisi var.

Kasım 2015

Timur Harzadın  yeni bir  gönderide  bulundu.

Aşk Acısı

Aşk duygusu başlangıçta mutluluk, neşe, yoğun bir duygusal yükseliş içerirken, bitiş sürecinde öfke, nefret, hüzün ve bazen de çok yoğun bir yıkıma sebep olmaktadır. Birisine aşık olma duygusu çaba istemeyen ve kendiliğinden oluşan bir süreçtir. Çoğu kişide görülen durum bunun sıklıkla da gelip geçici bir deneyim olduğudur.

Tüm acılara rağmen aşk için çekilen acılar ise boşa gitmez. Çünkü aşk acısı çekmek bir yandan da zihin açısından öğreticidir. Kişiyi daha üstün bir bilinç düzeyine taşır ve hayata farklı yönlerden bakma yetisi kazandırır. Bir insan başka bir insanın duygularına ne kadar derinlemesine bakılabilirse, kendi ruhsal dünyasına da o kadar derinlemesine bakabilir. Çünkü aşık olunan insan o kişinin aynasıdır aynı zamanda. O kişi aslında kendi iç dünyasını görmede karşıdakini bir araç da kullanabilmektedir. Kısacası çekilen çile, hüzün ve acı insana kendini tanıması için önemli bir fırsattır da aslında.

Mevlananın aşkla ilgili ünlü bir sözü vardır. Aşk acısı taşımayan yürek ya deliye aittir, ya ölüye. Yani bu süreç her insanın başına gelebilecek doğal bir süreçtir. Ancak başlangıçtaki pozitif duygulanım ve bitişteki negatif duygulanım o kadar derindir ki, aradan yıllar geçtiğinde bile kişi bu durumu ayrıntılı bir şekilde hatırlar. Aşk ilişkilerinin ruhsal yapıdaki ve beyindeki etkisinin kısa bir sürede sona ermesi bu yoğun duygulanımdan dolayı mümkün değildir. Bu yüzden bu duygular zaman içinde yavaş yavaş azalır ve yatışır.

Ayrılığın hemen başlarında giderek yoğunlaşan ve giderek derinleşen dayanamıyorum hissi çoğu kişide uzun zaman sonra azalır. Yine de bu durum sevgilinin tamamen unutulacağı ve bir daha hiç hatırlanmayacağı anlamına gelmez. Daha nadiren kimi kişide ise yıllar içince bu acı daha da artarak devam edip daha fena bir hale dönüşebilir. Sonuçta aslında aşk acısı duygusu bir tür yas reaksiyonudur. Sanki ölmüş birisine ağlayıp giderek bu sürece alışmak gibi.

Aşk acısı bir arkadaş veya sosyal çevredeki bir tanıdıktan ayrılmadan çok daha derin acı vericidir. Beynin daha ilkel bölümlerinde, amigdalada çok yoğun bir ateşlenmeye sebep olur. Çünkü aşık olunan kişi genellikle çocukluk çağında muhatap olunan anne baba veya diğer figürlerin bir uzantısı olabilmektedir. Üç yaşındaki bir çocuğun sokağa bırakıldığındakine benzer bir çaresizlik, yalnızlık, terk edilme duygularına sebep olur.

Bu acı o bazen kadar gerçektir ki bazen zihin dayanamaz ve bunu bedene yansıtır. Baş ağrısı, sırt ağrısı, karın ağrısı, bulantı, şişkinlik, cinsen sorunlar gibi bedensel rahatsızlıklar da ilave olur. Bu kadar yoğun duygulanım hisseden zihin eğer o sevgiliyi tekrar elde ederse veya yeni bir başka sevgili bulursa bu duygular kısa sürede yatışır.

Çoğu kez, bu acıyı zihin, olduğundan fazla abartıp bu acıya muhtaç bir hale de dönüşebilmektedir. Çünkü bu acının içine zamanla bir haz duygusu da karışmıştır. Dünyada benden fazla aşk acısı çeken yoktur, senin derdin de dert mi, benimki dünyanın en büyük derdi gibi düşünceler yoğunlaşır. Karşıdaki insanın onun gibi üzülmesini bekler. Bu olmadığı zaman anlaşılmadığını, değer görmediğini, sevilmediğini düşünür. O zaman durum daha da içinden çıkılamaz bir hale gelir ve sistem kısır döngüde devam eder gider.

Tedavide ne yapılabilir?
Aşk acısını unutmanın en önemli birinci yolu bu acıyı ısrarla unutmaya çalışmamaktır. Çünkü zihin yaşanan olayı unutmaz, ancak duygusu yatışır. Unutmaya çalıştıkça bu duygu bilinç dışının daha derin kısımlarına bastırılır. Onu artık unutmak zorundayım, artık ne olursa olsun onu kalbimden söküp atmalıyım, onu aklımdan çıkarmak istiyorum gibi cümlelerle beyni zorlamak işe yaramaz. Aslında unutmak için harcanan enerji unutmaya değil tersine onu daha fazla hatırlamaya sebep olur. Bu durum da aşk acısının büyümesine, daha çetin ve dayanılmaz bir acı veren hale dönüşmesini sağlar. Bir arkadaşa desen ki yağmurda üşümüş kırmızı kuyruklu beyaz kediyi aklına getirme. Zihin o kediyi daha fazla düşünür ve daha fazla hatırlar.

Bu konudaki yapılacak en önemli davranışlardan birisi zamana bırakmak, aklına geldikçe bir arkadaşla veya kendi kendine paylaşmaktır. Farklı meşguliyetler bulmak, zihni sürekli aynı acıyı yaşamaktan uzaklaştırır. Yeni sevgili bulup rahatlama yöntemi genel olarak önerilmez. Bu süreci anlayıp yaşamak, durumun aslında ne olduğunu görüp farketmek bunu zihne öğretmek daha faydalıdır. Aksi durumda beyin aynı acıya tekrar tekrar maruz kalmaktadır. Çünkü bulunan yeni sevgili eski sevgilinin bir benzeridir aslında. Acı yoğunlaştığında günlük hayattaki monotonluğu bozup zaman zaman farklı meşguliyetler veya hobilerle zihni dinlendirmek de etkili bir yoldur. Bunları düzenli yapmak bazı kişilerde yeterli olabilir. Bu yetmezse bir psikoterapistten destek alınması önemlidir.

Çoğu kez, bu acı uzadığında zihin, durumu olduğundan fazla abartıp bu acıdan haz almaya başlar. Bunun varlığı süreci daha fazla kaotik bir hale dönüştürür. Bundan kurtulmanın ilk yolu böyle bir durumun var olabileceği ihtimalini akla getirmek ve bu hazzın varlığı görebilmektir. Bu acıdan haz alma sürecinin çocukluk çağı deneyimleriyle bağlantısı vardır. Ailede bu şekilde acıdan beslenen, hep bir sorunları olan acıların çocuğu bireyler vardır. Çocuk bu kişileri modeller ve yetişkinliğinde de acıdan haz almaya başlar. O zaman bu kişi yoğun acı veren aşk acısını farkında olmadan zihninde tutmaya çalışır. Bırakmak istemez.
Eski sevgiliyi özlemek, ondan uzak kalmak, ona aşırı derecede değer vermek sonucunda onunla ilgili güzel anılar daha çok zihne gelmeye başlar. Aslında onunla yaşanan birçok olumsuz anı da bulunmaktadır. Gerçek olan onun hem olumlu hem de olumsuz yönlerinin olduğudur. Onun hem iyi yönlerini hem de olumsuz yönlerini beraberce görebilmek de tedavide etkilidir. Çünkü olumsuz yönler ve kötü anılar, hatırlanmak istenmeyen anılardır. Bu olumsuz duyguları yaşatan da aslında aynı kişidir. Bunu bütün olarak ve gerçek haliyle görebilmek acıyı hazmetmeyi kolaylaştırır.

Onu zihinden ve hayatından çıkarmanın bir başka yolu onu hatırlatan obje ve sembolleri de hayatından yavaş yavaş çıkarmaktır. Çağrışım yapan hediyeler, E-mailler, mesajlar acıyı tekrarlamaktan başka bir işe yaramaz. Eski sevgilinin verdiği bir kolye, mektup, çiçek, saat, giysi ve onu herhangi bir şekilde hatırlatan her türlü nesne kişiye aşk acısını tekrar yaşatır. Bu yüzden eski sevgiliyi özlemek fonksiyonu olan bu nesnelerin yavaş yavaş çöpe atılması yas sürecinin tamamlanmasında işe yarayacaktır. Onu hatırlatan objenin maddi veya manevi değeri ne olursa olsun eninde sonunda ondan kurtulmak hedefler arasında olmalıdır. Facebook gibi sosyal medya ağlarından onu takip etmek kesinlikle önerilmez. Aksi takdirde böyle birisinin acıdan haz aldığı bir durum var mı bakılması gerekir.

Bu ayrılığı varlığını hem mantık hem de duygu olarak görüp kabullenmek gerekir. Bunun doğal bir süreç olabileceği, birliktelikler kadar ayrılıkların da hayatın akışı içindeki olağan durumlar olduğu zihne anlatılmalıdır. Bu gerçekliği kabullenmek belki de bu süreçteki en değerli adımlardan birisidir. Ayrılık ölümden beterdir diye bir atasözü vardır. Bu aslında gerçeklikle örtüşen bir sözdür. Çünkü ölen kişinin yası tutulur ve giderek konu kapanır. Ayrılık durumunda ise o kişi bir yerlerde yaşıyordur ve ulaşılamıyordur. Eğer öteki kişi yeni sevgili bulduysa süreç acı artarak devam edecektir.

Bu ayrılık durumunu mantıksal kabul etmek nispeten kolay olabilir. Ancak duygu olarak kabul etmek çoğu zaman mümkün değildir. Bu durumda ise bu kişinin çocukluk çağındaki muhataplarla olan bağlantısına bakılır. Babanın sevgisini, koruyuculuğunu almamış veya buna yeterince doymamış bir kadın aslında baba türevi bir erkeğin peşinden koşuyor olabilir. Aynı şekilde annenin şefkatini, sıcaklığını, samimiyetini yeterince alamamış, buna doymamış bir erkek anne türevi bir kadına ulaşmaya çalışmış olabilir. Aslında sevgili ayrı bir insandır, baba ayrı bir insandır, anne de ayrı bir insandır. Bunun gerçeğini görüp zihne öğretmek de son derece tedavi edicidir. Çünkü gerçekte buradaki aşkın karşı cinse duyulan bir arzu olduğu zannedilir. Gerçekte olan ise bu sevgilinin aslında iç dünyada var olduğu ve sedece geçmişin bir gölgesinden ibaret bir duygu olduğudur.

Tüm bu çalışmalara rağmen acı yine de aynı şekilde devam ediyor olabilir. Bu durumda çocukluktaki anne baba çocuk ilişkisinin daha ayrıntılı değerlendirilmesi önemlidir. Çocuğun anne babadan alamadığı en önemli temel duyguların neler olduğuna bakılır. Aidiyet duygusu, terk edilme, yalnızlık, sevgisizlik, değersizlik, korku, rekabet gibi duygulara ne kadar maruz kaldığına bakılır. Bununla ilgili olumsuz çocukluk çağı anılarının hatırlanıp bugünkü gözle tekrar bakılması hem acı verici bir yandan da acıyı giderek yatıştırıcı bir deneyim olur. Yine de bir uzmandan destek alma fikri her süreçte akılda tutulmalıdır.


Uzman Dr. Timur Harzadın, Psikoterapist

Kaynak: dengeliyasam.net/makaleler/ask-acisi
Mayıs 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Sigarayı bırakanlar neden kilo alır?

Sigaranın içinde bulunnan nikotin maddesi hem stresi azaltır hem de iştahı keser. Bu yüzden sigarayı bırakan kişinin iştahı artar. .

Sigarayı bırakan kişi genellikle kilo alır. Ancak mutlaka alacaktır diye bir kural yoktur. Kişinin hangi duygusal durumlarda sigara ihtiyacının arttığını tespit etmesi burada bir basamak olacaktır. Sigara sevgi eksikliği, değersizlik, yalnızlık, boşluk, eleştiriye tahammül edememe gibi bir çok duyguyu rahatlatır. Kişinin çocukluktan getirdiği bu problemleri fark etmesi, bununla ilgili anıları düşünmesi duygularda rahatlama yaratabilir. Çok yoğun duygu durumlarında ise bir uzmandan yardım almak gerekebilir.
Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Dindarlık ve depresyon arasında ilişki var mıdır?

Yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda dindar olmanın ruh ve beden sağlığı arasında olumlu bir etki yarattığı bulunmuştur.

Dindarlık seviyesi yükseldikçe depresyon ve kaygının azaldığı da tespit edilmiştir.
Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Othello Sendromu (Patolojik Kıskançlık) nedir?

Kıskançlık olması gereken doğal bir duygudur. Bu sayede kişi sahip olduğu nesneleri korur. Eğer bu duygu yoğunlaşırsa çevredekiler bundan zarar görmeye başlar.


Othello sendromu, kişinin sevdiği bir insanı patolojik bir şekilde kıskanmasıdır. Kişi gerçek dışı düşüncelere kapılır. Kendisinin aldatıldığını, eşinin, sevgilisinin sadakatsiz olduğunu düşünüp durur. Bu duygudan kurtulabilmek için önlemler alma yoluna gider. Sevgilisini veya eşini eve kapatma, kimseyle görüştürmeme gibi davranışları olabilir.


Bu inanış eğer çok yoğun ise kişi bütün vaktini bunu düşünerek geçirebilir. Doğal olarak günlük yaşamı son derece olumsuz etkilenir. Kişiyi bu düşüncelere iten asıl sebep bilinçaltında yatan tercih edilmeme ve terk edilme korkusudur.
Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

İtaat konusunda yapılan ünlü psikoloji deneyleri nelerdir?

Bu konuda yapılan birçok deney vardır. En ünlüsü Psikolog Stanley Milgram'ın yaptığı Milgram deneyidir.

Bu deney, bir kişinin kendi kültürel ve ahlaki değerleri ile uyuşmasa bile otoriteye uyum gösterebileceğini göstermiştir. Bu deneyde gözlemci kişi deneye katılanlara orada bulunan bir deneğe elektrik vererek işkence yapmasını istemiştir. Aslında elektrik verilmiyordu ancak katılımcı böyle olduğuna inandırılmıştı.

Buradaki 40 katılımcının tamamı 300 volt enerjiye kadar çıkmış, %65 'i ise 450 volt maksimum seviyeye kadar çıkmıştır. Otoriteye itiraz edememiş, işkenceye uğrayan kişinin ölüm riskini göz ardı etmiştir.
Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Kızlar birbirlerini neden çekemez?

Aslında kızlar kızlar için giyinir, kızlar için süslenir. Kendisinden daha alımlı birine dayanamaz. Kendisinden daha şık ve çekici bir kadın gördüğünde inceden inceden süzer. Bir erkek bir ortama girdiğinde öncelikle kadınlara bakar. Bir kadın ise bir ortama girdiğinde yine kadınlara bakar. Ortamda en fazla ilgiyi çekmeye çalışır. Bunu öncelikle güzelliğiyle veya cinsellikle yapmak ister. Yapamıyorsa zekasıyla, ya da diğerlerinden üstün olduğu başka yönleriyle yapar. Bu şekilde rekabet başlar.


Kız çocuğu 3-6 yaş döneminde annesiyle rekabet halindedir. Bazı anneler de buna cevap olarak kızı ile yarışa girer. Bu tarz bir çocukluk yaşayan kişinin yetişkin dönemde diğer kızları çekememe olasılığı daha yüksektir.
Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Plasebo etkisi nedir?

Plasebo, ilaç olarak aslında hiçbir etkisi olmayan telkine dayalı etkisini ortaya çıkaran bir tür ilaçtır. Plasebo “memnun olacağım” anlamına gelen Latince kökenli bir sözcüktür. Kişiye bu ilaç veya durum sana iyi gelecek diye hipnotik bir telkinde bulunulur. Kişi bu telkine inanır ve kendisini iyi hisseder.

Hekimin plaseboya inanması ve inanarak konuşması bile plasebo etkisinde rol oynamakta ve onu artırmaktadır. İlginç olarak hiçbir ilaç etkisi olmamasına, boş bir kapsül olmasına rağmen plaseboların yan etki oranının ortalama %20 sıklıkta
olduğu bulunmuştur.
Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Karanlık korkusunun sebebi nedir? Bir yaştan sonra atlatılabilir mi? Atlatmak için neler yapmak gerekir? Örnek bir tedavi şekli var mıdır?

Çoğu insan özellikle bebeklik döneminde karanlıktan korkar. Bazı kişilerde bu durum büyüyünce de devam eder. Bir kısım insanda ise karanlık korkusu aşikar değildir. Kişide gizli olarak devam eder ama kişi farkında değildir.

Çocukluk döneminde fazlaca korkutulan bireylerde ihtimal yükselir. Eğer cin, peri gibi görülmeyen varlıklardan fazlaca bahsedilirse çocuk o zaman karanlıkta ve sessizlikte duyduğu her tıkırtıya bir anlam yüklenmeye başlar. Yetişkinlik döneminde ise zihin aynı döngüleri devam ettirir.


Tedavide bilişsel davranışçı ve dinamik psikoterapi yöntemleri uygulanır. Burada kişinin asıl korktuğu karanlık değil, karanlıkta varlığını düşündüğü bir nesnedir. Bu nesne oyuncak bebek olabilir. Bir ağacın gölgesi olabilir.


Bu nesnenin daha derininde kişinin çocukken iletişimde olduğu anne, baba, dede vs. Gibi bir kişi ve bu kişiden zarar görme kaygısı vardır. Kişinin karanlıkta bu duyguları düşünmesi karanlıkta karşısına kim çıkabileceğinden kaygı duyduğunu düşünmesi yararlı olabilir. Çözülemeyen karmaşık durumlarda bir uzmandan destek alınması gerekir.

Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Boşanmalar neden çoğaldı? Hayat şartları mı yoksa tahammülsüzlük mü?

Eskiden evliliklerde erkek güç ve otorite simgesi idi. Günümüzde artık bu durum giderek sembolik bir hale gelmeye başlamıştır. Kadının baba türevi erkek arayışı da azalmaktadır. Eğitim düzeyinin yükselmesi ile özellikle kentsel bölgelerde eşler arasında daha eşitlikçi bir yaklaşım başlamıştır. Bu yaklaşıma uyum sağlayamaya kadın veya erkek evlilik sorunları yaşamaktadır.

Eğitim düzeyi artışı kadının kendisini ve evliliğini sorgulamasını kolaylaştırmaktadır. Eğitim ayrıca boşanmanın günah veya ayıp olarak algılanmasını da azaltır. Bunun dışında ailenin dağılmasında en fazla etkili olan durum ailenin gelir düzeyinin artışıdır. Meslek, ve eğitim durumu boşanmayı etkilemekle beraber gelir düzeyi kadar boşanmayı etkilememektedir.

Mesleki olarak sanatla uğraşan meslekler veya hizmet sektöründe olup insanlarla çok iç içe olan meslekler boşanma olasılığını artırır. Bu mesleklerde kendi iç dünyasına dönme ve kendisini analiz etme daha fazladır. Bu kişiler kendisini ve evliliğini daha fazla sorgulamaktadırlar. Mühendis gibi meslekler bu analizleri daha az yapar ve boşanma olasılığı düşer.
Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Çoklu Kişilik Bozukluğu'nun nedenleri neler olabilir? Terapi süreci nasıldır?

Çoklu kişilik bozukluğu ağır bir ruhsal sorundur. Çocukluk çağında ciddi fiziksel ve ruhsal travmalara maruz kalan kişilerde görülür. Cinsel tacizler de önemlidir. Özellikle tutarsız davranan ebeveynlerin çocukluk çağı davranışları etkilidir.

Çoklu kişilik bozukluğu tedavisi olan bir durumdur.
Bu rahatsızlığın ilaçla tedavisi mümkün değildir. Tedavisi, dinamik psikoterapi isimli psikoterapi tekniği ile yapılmaktadır. Tedaviye uyumları genellikle değişkendir. Tedavi süresi kişiye göre değişkendir ve genellikle uzun sürer. Terapistler için genellikle zorlayıcı danışanlardır. Bazı ağır olgular tedaviye gelmeyi kabul etmeyebilir.
Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Gestalt psikolojiye göre insan doğası gereği iyi midir yoksa kötü müdür?

Gestalt terapi insan doğasının iyi veya kötü olması ile ilgilenmez. Terapide iyileştiren faktör terapist ile danışan arasındaki ilişkidir. Gestalt daha çok bununla ilgilenir.


Bununla beraber insan doğası gereği iyiye ve güzele programlıdır. Ancak tehdit altında olduğunda her türlü davranışı yapabilecek potansiyeldedir. Çocukluk çağında kötü muamelelere maruz kalanların davranış bozukluğu ihtimali çok daha fazladır.
Mart 2014

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

İnsan kaynakları departmanında çalışabilmek için sahip olunması gereken kişilik özellikleri nelerdir?

İnsan kaynaklarında çalışabilecek kişinin duygu ve beden dilini iyi okuması gerekir. Karşıdakinin ne dediği kadar nasıl bir beden dili ile söylediğine odaklanabilmelidir. Aksi durumda sağlıklı seçim yapma ihtimali düşüktür. Karşıdaki insanın duygularını tespit edebilmeli ve bu duyguları özgürce konuşabilme cesareti olmalıdır. Karşıdakine uygun empati yapabilmesi, eşit ilişki kurabilmesi gerekir. Otorite olup ezmemeli veya çok alttan alan bir halde olmamalıdır.
Nisan 2013

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Takıntıların sebebi nedir?

Takıntıların asıl sebebi çocukluk çağında maruz kalınan travmatik anılardır. Genellikle aşırı titiz, detaycı veya takıntılı bir ebeveyn buna sebep olabilir.

Bunun dışında özellikle cinsel kimlik gelişimi 3-6 yaş civarında yapılanır. Kız ve erkek iki farklı cinsiyetin olduğunu çocuk genellikle bu yaşlarda öğrenir. Bu dönemde ailenin farkında olmadan yaptığı bazı davranışlar bu rahatsızlığa zemin hazırlar. Örneğin 1 yaşından sonra çocukların anne-baba ile aynı yatakta veya odada yatması önerilmez. Bu durumların yaşandığı ailelerde bu rahatsızlığın sıklığı artar. Yine bu kişilerde de kuralcı, yargılayıcı, suçlayan bir ebeveyn vardır. Çoğunlukla otoriter bir baba ve/veya çocuğu fazlaca kontrol eden bir anne vardır. Yine çocuk temiz olduğunda ailenin aşırı ödüllendirmesi bu rahatsızlığın gelişimini besler. Bazen çocukluk döneminde yaşanan tacizler de bu rahatsızlığın bir sebebi olabilir.

tavsiyeediyorum.com/makale_9823.htm
Nisan 2013

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Bir insanın yalan söylediği nasıl anlaşılabilir?

Birisi dürüst değilse veya bir şeyler gizliyorsa bakışları öteki kişinin bakışından toplam zamanın üçte birinden daha az orandadır. Kısacası bakışları kaçırma eğilimindedir.
Bunun dışında yalan söyleyen kişilerin elleriyle yaptıkları jestler azalır. Normal olarak el jestleri ifadeyi güçlendirmek amacıyla yapılır. Ellerinin bir şeyler yaptığını bilmek, ancak ne yaptığını tam olarak bilmemek kişiyi şüpheye düşürür. Bu yüzden ellerin hareketleri azalır. Eğer kişi ellerini kullanmak istiyorsa daha çok elini yüzüne götürme ve yüz çevresine değdirme şeklinde tepki verir. Kaşınma eğiliminde olabilir.

Elin yüze gitmesi sırasında yapılan hareketler çeneyi tutmak, dudaklara bastırmak, ağzı örtmek, burna değmek, yanağı ovuşturmak, gözün altını kaşımak, kulak memesini çekmek ve saçla oynamaktır. Bir yalan sırasında bütün bu jestlerin sayısında artış görülmekle beraber ağzı örtmek ve burna değmek jestleri ise çok aşırı artar. Beyin bilinçdışından söylenen yalan dolu sözleri bastırmaya çalışırken el ağzı örter ve başparmak da yanağa bastırılır. Özellikle göz ovuşturma hareketi de yalan söylediği kişinin yüzüne bakmaktan kaçınma hareketidir.

Ancak bazen kişi söylediği konusunda tereddüt içindeyse, hata yapmaktan korkuyorsa, söyleyip söylememe konusunda kararsız ise veya zaman kazanmak istiyorsa da eli ağız çevresinde olabilir. Bazı kişiler yalan söyleyip de yalanlarının anlaşıldığından şüphelendiklerinde yaka çekiştirme hareketini kullanırlar.


Yalan söyleyen bir insanın yüz ifadesi büyük çoğunlukla normale çok yakındır. Bu alanda uzmanlaşmamış iseniz bir kişinin mimiklerine bakarak yalan söylediğini anlamak çok güçtür. Yüz ifadesinde yalanı ele veren en önemli ipucu, kişinin gözlerini sık sık konuştuğu kişiden kaçırmasıdır.
Mart 2013

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Çocuklar kardeşleriyle sürekli tartışırlar ve zaman zaman kavga edebilirler. Bu kavgalar ise bazen büyük bir sorun olabilir. Bu durumun nasıl önüne geçilebilir?

Kardeşler arasında kavga olması gelişimsel olarak çok normal bir davranıştır. Temelde kardeş kavgası sayesinde yetişkinlik döneminde kendisinden aciz birisine nasıl davranacağı veya güçlü birisine karşı kendisini nasıl koruyacağının bir çeşit antrenmanıdır. Genellikle çocuklar kavgadan sonra tekrar oynamaya başlar ve sonra tekrar kavga eder. Bu bir çeşit döngüdür. Kavga sınırlarında birbirine şiddetli fiziksel ve duygusal zarar verecek düzeye gelmemesi önemlidir.

Kardeşler arasında ömür boyu sürecek sevgi ve saygının tesis edilmesi anne ve babaların dikkatli, sevecen ve nötr davranması ile mümkündür. Özellikle anne babanın birbirlerine saygılı olması ve çatışmaması belki de en önemli noktadır. Çatışmalara olabildiğince karışmamak, mümkün olduğunca hakemlik yapmamak önemlidir. Bir kere müdahale etmeye başladığınızda, çocuklar her seferinde sizi dahil etmeye çalışır. Bu döngü giderek azalacağı yerde devam eder gider.
Mart 2013

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Yetişkinlerde "tik tedavisi" mümkün müdür? Hipnoz tik tedavisinde uygulanan bir tedavi yöntemi midir?

Tik, aniden ve kontrolsüz ortaya çıkan, tekrarlayıcı, motor hareket veya ses çıkarmaktır. Kuralcı ve titiz anne baba tutumları veya çocuğun yapabileceğinin üzerinde beklenti olması bu bozuklukta etkilidir. Ailede tik öyküsü olanlarda daha sık görülür.

Yetişkinlerde bilişsel davranışçı ve psikodinamik terapi teknikleri kullanılır. Hipnoz tedavide ek yarar sağlayabilir. Genellikle tek başına yeterli olmaz.
Mart 2013

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Bir çocuğa ailesinden birinin öldüğü nasıl söylenmelidir?

7 yaştan önce çocuk somut düşünür, soyut durumları tam olarak kavrayamaz. Örneğin ölümden uzak durmanın mümkün olduğunu düşünebilir. Ayrıca çocuk açısından ölüm bulaşıcı bir durum olabilir. Bir komşunun ölümü, anne veya babasının, hatta kendi ölümünün habercisi olabilir. Bununla birlikte çocuğa ölümün kötü bir olay olmadığını, doğal bir süreç olduğunu onun anlayabileceği kelimelerle söylenmelidir. Burada tercihen çocuğun çok sevdiği ve güvendiği bir kişi tercih edilir. Bu konuda çevredeki kişiler bilgilendirilmeli olabildiğince herkesten aynı cümleleri duymalıdır.

Çocukla ölüm hakkında konuşurken olabildiğince içten, açık ve en önemlisi nötr bir duygu durumu ile söylemektir. Çocuğun sorduğu sorulara kısa ve net yanıtlar verilmeli, sorduğundan daha fazla, yani ekstra bilgiler söylenmemelidir. Çocuk bu konudan bahsetmiyorsa bunu onunla konuşmanın yararı yoktur. Özellikle 3-5 yaş arasındaki bir çocukta bir yakınının ölümü sonrasında diğer kişilere "sen de ölecek misin?" diye sorabilir. Çocuk somut düşündüğü için henüz ölmeyeceğim demek onun kendisini güvende hissetmesine yol açar.

Bu süreçte çocuğun duygularını istediği şekilde ifade etmesine izin verilmeli,
konuştuğu zaman desteklenmeli, ağladığı zaman engellenmemelidir. Ancak bu konuyu konuşmuyorsa konuşması konusunda baskı yapılmamalıdır. Mümkünse
cenaze ortamına sokulmamalı, fakat iyi tanımadığı, tamamen yabancı olduğu bir ortama da gönderilmemelidir. Yanında kendisini iyi hissettiği ve güvendiği bir yer tercih edilmelidir.

Ölünün yüzünü göstermek, ölen kişinin derin bir uykuya daldığı, toprak olup yok
olduğu gibi kavramlar kullanmak uygun değildir.
Ancak 9-10 yaşlarındaki bir çocuk ölümün hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu içsel olarak kavrayabilir.

Çocuklarda yaşanan bu süreçte altını ıslatma, kekemelik, tırnak yeme,
saldırganlık, kabus görme gibi savunma davranışları yapabilir. Bu gibi durumlarda bir ailenin ve çocuğun uzmandan destek almak gerekir.

Mart 2013

Timur Harzadın bir yanıt verdi.

Sürekli uyuyorum ve buna rağmen yine de yorgunum, bu bir depresyon belirtisi mi?

Sürekli uyuma sebebi genellikle ruhsal problemlere bağlıdır. Ancak öncelikle kansızlık, hipotroidi, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, düşük tansiyon ve viral enfeksiyonların incelenmesi gerekir.

Uyku uyuma hususunda herkes için geçerli olan bir normal yoktur. Genellikle 6-8 saat normal uyku kabul edilir. Ancak önemli olan uykunun kalitesi ve derinliğidir. Sık sık uykunun bölünmesi veya fazla rüya görme kaliteyi bozar. Uykunun asıl dinlendiren bölümü non REM isimli rüyasız kısmıdır. Depresif kişiler uykuda fazlaca rüya görürler ve uyandığında tam dinlenmemiş ve yorgun hissederler.
Daha Fazla