Bilmek istediğin her şeye ulaş

iktidar hayatı hedef aldığında, hayat direniş olur iktidara.

Mayıs 2013

Burak Ercan yeni bir  soru  sordu.

Mayıs 2013

Burak Ercan yeni bir  soru  sordu.

Nisan 2013

Burak Ercan bir yanıt verdi.

Nisan 2013

Burak ErcanPsikoloji konu başlığını takip etmeye başladı.

Psikoloji

Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır.

Nisan 2013

Burak Ercan bir yanıt verdi.

Türk gitaristlerden hangisini en başarılı buluyorsunuz?

  • Erkan Oğur
  • Yavuz Çetin
  • Metin Türkcan
  • Selim Işık
Nisan 2013

Burak Ercan bir yanıt verdi.

Denetimli serbestlik nedir? Kimlere verilir?

Cezaları ertelenen, salıverilen veya haklarında hapis cezası dışında herhangi bir tedbire hükmedilen hükümlülerin toplum içinde izlenmesi, iyileştirilmesi, psiko-sosyal problemlerinin çözülmesi, salıverme sonrası korunması ve yargılanan kişiler hakkında sosyal araştırma raporlarının düzenlenmesi ve mağdurun korunması gibi görevleri yerine getirmek üzere denetimli serbestlik ve yardım merkezleri kurulur.
(2) Salıverilme sonrasında hükümlülere iş sağlanması için koruma kurulları kurulur.
(3) Denetimli serbestlik ve yardım merkezleri ile koruma kurullarının kuruluşu, çalışma yöntem ve esasları, ilgili kanununda düzenlenir.

Mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbiri
Madde 108- (1) Tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılının,
b) Müebbet hapis cezasının otuzüç yılının,
c) Süreli hapis cezasının dörtte üçünün,
İnfaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda, koşullu salıverilmeden yararlanılabilir.
(2) Tekerrür nedeniyle koşullu salıverme süresine eklenecek miktar, tekerrüre esas alınan cezanın en ağırından fazla olamaz.
(3) İkinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda, hükümlü koşullu salıverilmez.
(4) Hâkim, mükerrir hakkında cezanın infazının tamamlanmasından sonra başlamak ve bir yıldan az olmamak üzere denetim süresi belirler.
(5) Tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde, koşullu salıverilmeye ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Hâkim, mükerrir hakkında denetim süresinin uzatılmasına karar verebilir. Denetim süresi en fazla beş yıla kadar uzatılabilir.
Nisan 2013

Burak ErcanHukuk konu başlığını takip etmeye başladı.

Hukuk

Hukuk, birey, toplum ve devletin hareketlerini, birbirleriyle olan ilişkilerini; yetkili organlar tarafından usulüne uygun olarak çıkarılan,...

Nisan 2013

Burak ErcanMüzik Grupları konu başlığını takip etmeye başladı.

Müzik Grupları

Müzik Grupları

Nisan 2013

Burak Ercan bir yanıt verdi.

Yanlış olduğu kanıtlandığı halde okullarda hala doğru olarak öğretilenler nelerdir?

O kadar çok fazla var ki. Yaradılış miti bunlardan en dikkat çekenidir. Evrim kuramı yüz binlerce kez kanıtlanmasına rağmen halen yaradılış mitiyle eş tutuluyor ve çoğu zaman sansürleniyor. Bunun dışında Türkiye'deki birtakım halkların Türk ırkından geldiği fikri de halen saygın üniversitelerde profesörler tarafından derslerde anlatılmaktadır. Maalesef bu kafatasçı, gerici, faşizan fikirler üniversite hocaları tarafından savunulmakta. Bu insanları kim, nasıl bu mevkilere getiriyor aklım almıyor.
Nisan 2013

Burak Ercan bir yanıt verdi.

Gerçekten yok olan bir şeyi gösterebilir misiniz ki, 'yok''u ispat edebilesiniz?

Olmayan bir şeyin varlığı da yokluğu da kanıtlanamaz. atıyorum, desem ki benim odamda görünmez bir canavar var. siz görmüyorsunuz ama o burada. bu durumda ne bu duruma karşı çıkanlar o canavarının yokluğunu kanıtlayabilir, ne de ben onun varlığını kanıtlayabilirim. fakat burada bana bir yükümlülük düşüyor. madem böyle bir tez ortaya attım, bunu kanıtlamakla mükellefim. karşımdakiler bunun yokluğunu kanıtlayamadı diye ben haklı olacak değilim. tanrı kavramı da böyle bir şey. birisi tanrı tezini ortaya atıyorsa onu kanıtlamakla mükelleftir. kanıtlayamıyorsa o tez otomotikmen çürümüştür zaten.
Nisan 2013

Burak Ercan yeni bir  soru  sordu.

Nisan 2013

Burak Ercan bir yanıta alt yorum yaptı

ehehe eyvallah:)
Rüya, uykunun REM bölümünde 5-30 dakikalık bir sürede görülür. Bu zaman diliminde uyku hafif olmasına karşın kişiyi uyandırmak güçtür. Rüyalar ise gündelik yaşamdan alınan öğrenmenin etkisiyle bilincin de kapanmasıyla görülen normal veya anormal olaylardır.

Kuru ve terimsel ifadelerle uyku-rüya ilişkisinin özeti budur. Fakat...

Siz hiç aynı rüyaları yıllarca hiçbir farklılık olmadan gördünüz mü?

İşte benim yıllarca gördüğüm o psikonevrotik ve narkolepsik rüyalarım:

-Yalnız başıma bir köye gidiyorum. Gündüz vakti ve loş bir hava var. Köy terkedilmiş ve harabe. Sadece gökte uçan leş yiyicileri görebiliyordum uzaktan. O kadar çoklardı ki, kara bulutların arkasına gizlenen güneşin az da olsa saçtığı ışığı bile karartıyorlardı. Köy lanetlenmişti sanki. Ağaçlarda bir tek yaprak yok, otlar kurumuş, böcekler ölmüş, patika yolu kana bulanmış. Bir tek insan bile yoktu. Biraz daha ilerleyince ağaçlarda bacaklarından ve boyunlarından asılmış hayvan cesetleri görüyordum. Yerlerde karınları deşilmiş, kafaları ve bacakları kesilmiş inek ve keçi cesetleri ve o cesetleri yiyen cılız fakat vahşi köpekler... Köpekler siyahtı ve gözleri kızıldı. Keçinin etini keskin dişleriyle koparırken beni fark etmiyorlardı. Biraz ileride kerpiç evler vardı. Fakat yıkılmıştı ve kurumuş otlarla çepeçevre sarılmıştı. Kanın bile rengi değişmişti, kapkara olmuştu. Köy, salgın bir hastalığa yakalandığı için karantinaya alınmış bir köydü sanki. Ya da nükleer saldırıya uğramış bir olağanüstü hal bölgesi... Ahşap, iki katlı bir ev vardı biraz ileride. Ve bir de tepe vardı hemen karşımda. Ve o tepeden bana doğru koşan leş yiyici köpekler... Korkuyordum, çünkü beni yakaladıklarında canlı canlı yiyeceklerdi. Hızla ahşap eve doğru koştum. İçerisi kapkaranlık ve her yer örümcek ağlarıyla örülmüş. Bir dolaba girdim, kapısını kapattım ve küçük bir delikten dışarıda beni arayan köpekleri seyrettim bir süre. Ve sonra uyandım. Bu rüyayı 5 yıldır sürekli görüyorum.

-Eskiden oturduğumuz apartmanın sürekli çatısına çıkar uçurtma uçurur, zengin olduğu için sevmediğim komşuların camlarına ve arabalarına taş atardım. Bazen alırdım kitabımı elime hava kararıncaya kadar kitap okurdum. Ya da öylece oturur etrafo izlerdim. Üstü açık hapishanelerde mahkum yaşayan fare gibi hissederdim kendimi. Her yer betondu. Ve iki tane de gökdelen vardı binlerce kilometre ötelerden bile görünen. Bir gün kulelerin önüne geldim ve o gökdelenlerin artık nükleer santral tesisi olduğunu ve en kısa zamanda füze denemesi yapacağını yazan bir bildiri okudum. Buna rağmen hayat hiçbir şey yokmuş gibi devam etmekteydi. Ben ise her zaman olduğu gibi o akşam yine çatıya çıkmıştım. Fakat o akşam her şey çok farklıydı. Ne betonların arkasına saklanıp batacak güneş, ne de gece yeryüzünü aydınlatacak bir ay yoktu.Gökyüzü kızıla bürünmüş, parçalı bulutlar ise karaya. Ölüm kokan bir sessizlik vardı şehrin üzerinde. Kötü şeyler olacak diye bağıran kargalar uçuşmaya başladı birden. Derken nerden geldiğini göremediğim bir jet hızla 200 metre ilerideki cadde kenarındaki apartmanı bombaladı ve inanılmaz bir patlamayla şehir aydınladı bir an. Daha sonra kulelerin olduğu yerden büyük bir gürültüyle gökyüzüne bir füze fırlatıldı. Üzerinde durduğum apartman yıkılacak gibiydi. Uçaklar ve helikopterler gözdağı verir gibi alçak uçuş yapıyordu. Bomba bırakan jetler gelmeye devam etti. Hiç bitmedi onların gelişi. Onlar geldikçe şehir yıkıldı, şehir yıkıldıkça onlar geldi. Ve bir anda tam tepemde bir şeyin hızla üzerime doğru geldiğini görüyordum. İnanılmaz bir gürültü ve korkunç bir görüntü vardı. Galiba kıyamet günü o gündü. Kaçış olmayacağını biliyordum o gelen şeyden. Bana doğru gelen şeyin neye benzediğini bilmiyordum ama o şeyin ölümden başka bir şey olmadığına adım gibi emindim. Hızla apartmanın merdivenlerinden aşağı doğru iniyordum fakat o an anladım ki üzerime gelen şey az önce fırlatılan füzeydi. Her şey buhar oldu. Hiçbir şey kalmadı ayakta. O üstü açık hapishane olarak nitelendirdiğim fare kapanı olan bir beton yığınından başka bir şey olmayan şehrin yerine yerle bir olmuş uçsuz bucaksız bir çöl vardı artık. Ve elbette uyanınca korkudan kendine gelemeyen bir ben...

Peki siz, sizin hiç hayali şehirleriniz oldu mu? Benim çok oldu. Gökdelenler, yüksek binalar, uçsuz bucaksız otobanlar, köprüler, metrolar, sahiller filan. En garibi ise ben uçuyordum. Kanatlarım yoktu ama iyi uçuyordum. Bütün şehri geziyor ve tekrar başa dönüp yine geziyordum. Bazen uçmayı bırakıp araba kullanıyordum. Ağaçlarla çevrilmiş otobanda tek başıma hız yapıyordum. Bazen caddelerde yürüyor, bazen de olur olmadık yerlerde denize dalıp yüzüyordum. Araba kullanırken otobanda hızla bariyerlere çarpıyor yoldan çıkıyor ve uçurumdan aşağı hızla düşüp ölüyordum. İlk ölümüm böyle oluyordu. Sonra denizde yüzerken bir anda su beni içine çekiyor ve ben tıpkı bataklıkta çırpındıkça dibe batar gibi batıyordum. Bazen de dev bir yaratığın öğle yemeği oluyordum. Yani her iki ihtimalle de ölüyordum. Caddede yürürken ise bir katilin hedefi oluyordum. Çok hızlı koşan ben o anda hiç koşamıyordum. Sanki ayaklarım bağlanmış gibiydi. Ara sokaklara giriyordum. Karanlık ve ucube yollardan geçiyordum. Katile yakalanmıyordum ama tıpkı bir labirentte kaybolmuş bir fare gibi nereye gitsem aynı yola çıkıyor veya yollar kapanıyordu. Sokaklarda yüzleri olmayan garip insanlar görüyordum her bir köşe başında.

Rüyalar

Ve elbette uçarken en kötü ölümümü görüyordum. Bir anda uçamadığımın farkına varıyor ve hızla yere çakılıyordum. Düşerken hissettiğim tek şey ise biraz sonra paramparça olacağımdı. Soluğum kesiliyor, çok küçük gördüğüm şeyler hızla büyüyordu. Yukarıdan karınca gibi gördüğüm her şey dev gibi oluyor ben ise az sonra parçalara ayrılacak ve o karıncalar kadar küçülecektim. Son gördüğüm şey ise sadece kapkaranlık bir boşluktu. Galiba ölmüştüm. Bir anda ve hiçbir acı hissetmeden. Çünkü acı hissedecek kadar bile yaşamıyordum. Sadece ölmeden önce biraz korku vardı ama o da birkaç saniyelik bir korkuydu. Ölmeden ölümü yaşamak garip de olsa güzel bir şey...
Nisan 2013

Burak Ercan bir yanıt verdi.

Hepimiz birer şizofren miyiz?

Elbette hayır. şizofreni, delilik, anormallik günümüz siyasal iktidarın korktuğu ve kapatıp "norm"alleştirmeye çalıştığı sıradışılıktır. klinik psikolojisi, hastaneler ve tımarhaneler bu yüzden var zaten. çünkü bu insanlar normlara uygun değildir, okula gitmezler, çalışmazlar, tüketmezler, vergi ödemezler, oy kullanmazlar. onlar hepimizden daha özgürdürler. bizse en ufak depresif reaksiyonu şizofreni, melankoli filan sanıyoruz.
Nisan 2013

Burak Ercan bir yanıt verdi.

Felsefenin başlangıcından bugüne kadar geçirdiği evreleri göz önüne alarak günümüzde felsefe ne işe yarar?

Felsefe günümüzde çok değişti. zaten felsefenin miladı nietzsche'dir. nietzsche'den önce spinoza ve stiner'ı bir kenara alırsak geriye kalan tüm filozofları çöpe atabiliriz. ne ahlak felsefecileri, ne aydınlanma felsefecileri dünyaya hiçbir şey katmamıştır. çağımızın vebası olan kapitalist moderniteye ve doğrudan iktidara karşı olmayan her söz, her eylem mastürbasyondur. marx "dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir" derken söylediği sözün kıymt-i harbiyesini anlamak gerekir ve dünyayı değiştirmek için bir şeyler yapmak gerekir. felsefe dünyayı değiştirmemize yarayan oyuncaklarımızdan bir tanesidir.
Nisan 2013

Burak ErcanDin Felsefesi konu başlığını takip etmeye başladı.

Din Felsefesi

Din felsefesi, dinin kendiliğinden varoluşsal hareketi için bir tür rasyonel bir meşrulaştırma sağlar. Kutsallık, Tanrı, kurtuluş, ibâdet, k...

Nisan 2013

Burak ErcanAnarşizm konu başlığını takip etmeye başladı.

Anarşizm

Anarşizm, (Antik Yunanca'da an "-sız, olumsuzluk eki" ve archos "yönetici" sözcüklerinden türetilmiştir, yöneticisiz anlamına gelir) toplums...

Nisan 2013

Burak ErcanFelsefe konu başlığını takip etmeye başladı.

Felsefe

Felsefe doğruyu vermez, en iyi ihtimalle yanlışı öğretir. Fakat yanlışı öğrenmek de doğruya yaklaşmak değil midir?

Nisan 2013

Burak ErcanSiyaset Felsefesi konu başlığını takip etmeye başladı.

Siyaset Felsefesi

Siyaset Felsefesi, devlet, hükümet, siyaset, özgürlük, mülkiyet, meşruiyet, haklar, hukuk gibi konular hakkındaki, bu kavramlar nedir, neden...

Nisan 2013

Burak Ercan bir yanıta alt yorum yaptı

hocam bu durumda ne yapabilirim ki? lütfen bana psikiyatri psikolog vs. deme. onlara inancım hiç yok. ve fikirsel olarak da kliniğin iktidarını reddediyorum. sanırım alışmalıyım böyle yaşamaya. herkes rüyasında börtü böcek görecek değil ya.
Rüya, uykunun REM bölümünde 5-30 dakikalık bir sürede görülür. Bu zaman diliminde uyku hafif olmasına karşın kişiyi uyandırmak güçtür. Rüyalar ise gündelik yaşamdan alınan öğrenmenin etkisiyle bilincin de kapanmasıyla görülen normal veya anormal olaylardır.

Kuru ve terimsel ifadelerle uyku-rüya ilişkisinin özeti budur. Fakat...

Siz hiç aynı rüyaları yıllarca hiçbir farklılık olmadan gördünüz mü?

İşte benim yıllarca gördüğüm o psikonevrotik ve narkolepsik rüyalarım:

-Yalnız başıma bir köye gidiyorum. Gündüz vakti ve loş bir hava var. Köy terkedilmiş ve harabe. Sadece gökte uçan leş yiyicileri görebiliyordum uzaktan. O kadar çoklardı ki, kara bulutların arkasına gizlenen güneşin az da olsa saçtığı ışığı bile karartıyorlardı. Köy lanetlenmişti sanki. Ağaçlarda bir tek yaprak yok, otlar kurumuş, böcekler ölmüş, patika yolu kana bulanmış. Bir tek insan bile yoktu. Biraz daha ilerleyince ağaçlarda bacaklarından ve boyunlarından asılmış hayvan cesetleri görüyordum. Yerlerde karınları deşilmiş, kafaları ve bacakları kesilmiş inek ve keçi cesetleri ve o cesetleri yiyen cılız fakat vahşi köpekler... Köpekler siyahtı ve gözleri kızıldı. Keçinin etini keskin dişleriyle koparırken beni fark etmiyorlardı. Biraz ileride kerpiç evler vardı. Fakat yıkılmıştı ve kurumuş otlarla çepeçevre sarılmıştı. Kanın bile rengi değişmişti, kapkara olmuştu. Köy, salgın bir hastalığa yakalandığı için karantinaya alınmış bir köydü sanki. Ya da nükleer saldırıya uğramış bir olağanüstü hal bölgesi... Ahşap, iki katlı bir ev vardı biraz ileride. Ve bir de tepe vardı hemen karşımda. Ve o tepeden bana doğru koşan leş yiyici köpekler... Korkuyordum, çünkü beni yakaladıklarında canlı canlı yiyeceklerdi. Hızla ahşap eve doğru koştum. İçerisi kapkaranlık ve her yer örümcek ağlarıyla örülmüş. Bir dolaba girdim, kapısını kapattım ve küçük bir delikten dışarıda beni arayan köpekleri seyrettim bir süre. Ve sonra uyandım. Bu rüyayı 5 yıldır sürekli görüyorum.

-Eskiden oturduğumuz apartmanın sürekli çatısına çıkar uçurtma uçurur, zengin olduğu için sevmediğim komşuların camlarına ve arabalarına taş atardım. Bazen alırdım kitabımı elime hava kararıncaya kadar kitap okurdum. Ya da öylece oturur etrafo izlerdim. Üstü açık hapishanelerde mahkum yaşayan fare gibi hissederdim kendimi. Her yer betondu. Ve iki tane de gökdelen vardı binlerce kilometre ötelerden bile görünen. Bir gün kulelerin önüne geldim ve o gökdelenlerin artık nükleer santral tesisi olduğunu ve en kısa zamanda füze denemesi yapacağını yazan bir bildiri okudum. Buna rağmen hayat hiçbir şey yokmuş gibi devam etmekteydi. Ben ise her zaman olduğu gibi o akşam yine çatıya çıkmıştım. Fakat o akşam her şey çok farklıydı. Ne betonların arkasına saklanıp batacak güneş, ne de gece yeryüzünü aydınlatacak bir ay yoktu.Gökyüzü kızıla bürünmüş, parçalı bulutlar ise karaya. Ölüm kokan bir sessizlik vardı şehrin üzerinde. Kötü şeyler olacak diye bağıran kargalar uçuşmaya başladı birden. Derken nerden geldiğini göremediğim bir jet hızla 200 metre ilerideki cadde kenarındaki apartmanı bombaladı ve inanılmaz bir patlamayla şehir aydınladı bir an. Daha sonra kulelerin olduğu yerden büyük bir gürültüyle gökyüzüne bir füze fırlatıldı. Üzerinde durduğum apartman yıkılacak gibiydi. Uçaklar ve helikopterler gözdağı verir gibi alçak uçuş yapıyordu. Bomba bırakan jetler gelmeye devam etti. Hiç bitmedi onların gelişi. Onlar geldikçe şehir yıkıldı, şehir yıkıldıkça onlar geldi. Ve bir anda tam tepemde bir şeyin hızla üzerime doğru geldiğini görüyordum. İnanılmaz bir gürültü ve korkunç bir görüntü vardı. Galiba kıyamet günü o gündü. Kaçış olmayacağını biliyordum o gelen şeyden. Bana doğru gelen şeyin neye benzediğini bilmiyordum ama o şeyin ölümden başka bir şey olmadığına adım gibi emindim. Hızla apartmanın merdivenlerinden aşağı doğru iniyordum fakat o an anladım ki üzerime gelen şey az önce fırlatılan füzeydi. Her şey buhar oldu. Hiçbir şey kalmadı ayakta. O üstü açık hapishane olarak nitelendirdiğim fare kapanı olan bir beton yığınından başka bir şey olmayan şehrin yerine yerle bir olmuş uçsuz bucaksız bir çöl vardı artık. Ve elbette uyanınca korkudan kendine gelemeyen bir ben...

Peki siz, sizin hiç hayali şehirleriniz oldu mu? Benim çok oldu. Gökdelenler, yüksek binalar, uçsuz bucaksız otobanlar, köprüler, metrolar, sahiller filan. En garibi ise ben uçuyordum. Kanatlarım yoktu ama iyi uçuyordum. Bütün şehri geziyor ve tekrar başa dönüp yine geziyordum. Bazen uçmayı bırakıp araba kullanıyordum. Ağaçlarla çevrilmiş otobanda tek başıma hız yapıyordum. Bazen caddelerde yürüyor, bazen de olur olmadık yerlerde denize dalıp yüzüyordum. Araba kullanırken otobanda hızla bariyerlere çarpıyor yoldan çıkıyor ve uçurumdan aşağı hızla düşüp ölüyordum. İlk ölümüm böyle oluyordu. Sonra denizde yüzerken bir anda su beni içine çekiyor ve ben tıpkı bataklıkta çırpındıkça dibe batar gibi batıyordum. Bazen de dev bir yaratığın öğle yemeği oluyordum. Yani her iki ihtimalle de ölüyordum. Caddede yürürken ise bir katilin hedefi oluyordum. Çok hızlı koşan ben o anda hiç koşamıyordum. Sanki ayaklarım bağlanmış gibiydi. Ara sokaklara giriyordum. Karanlık ve ucube yollardan geçiyordum. Katile yakalanmıyordum ama tıpkı bir labirentte kaybolmuş bir fare gibi nereye gitsem aynı yola çıkıyor veya yollar kapanıyordu. Sokaklarda yüzleri olmayan garip insanlar görüyordum her bir köşe başında.

Rüyalar

Ve elbette uçarken en kötü ölümümü görüyordum. Bir anda uçamadığımın farkına varıyor ve hızla yere çakılıyordum. Düşerken hissettiğim tek şey ise biraz sonra paramparça olacağımdı. Soluğum kesiliyor, çok küçük gördüğüm şeyler hızla büyüyordu. Yukarıdan karınca gibi gördüğüm her şey dev gibi oluyor ben ise az sonra parçalara ayrılacak ve o karıncalar kadar küçülecektim. Son gördüğüm şey ise sadece kapkaranlık bir boşluktu. Galiba ölmüştüm. Bir anda ve hiçbir acı hissetmeden. Çünkü acı hissedecek kadar bile yaşamıyordum. Sadece ölmeden önce biraz korku vardı ama o da birkaç saniyelik bir korkuydu. Ölmeden ölümü yaşamak garip de olsa güzel bir şey...
Daha Fazla