Bilmek istediğin her şeye ulaş

Yeşim Çetin, 

Öğretmen

Önyargılıların düşmanı
Evlat, eş, anne, abla
Öğretmen ama her zaman öğrenci kalacak olan
Sakinlik ötesi
İkizler olamayan tek İKİZLER

Ocak 2013

Yeşim Çetin bir yanıt verdi.

Eğitimle ilgili kararlar alınırken öğrencilerin de fikirlerinin alınması gerekmez mi?

Uygulayıcılar olan öğretmenlerin fikirleri alınıyor mu? Öğrencilere sıra geleceğini sanmıyorum. :(
Ocak 2013

Yeşim Çetin bu yanıtı beğendi:

8 yaşındaki bir çocuğa kitap okumayı nasıl özendirebiliriz?

Okullarda kitap okuma alışkanlığı kazandırmak hayli önemli bir konu. Bu konu öğretmen, veli, sınıf ortamı, mahalle arkadaşları v.s değişkenlerle birlikte değerlendirilmelidir.
Bir ebeveynseniz yapmanız gereken ilk şey önce kendiniz okumalısınız. Sadece okumak yetmeyecek aile içinde kitaplarla alakalı sohbet edilmesi ilgiyi dahada artıracaktır. Birlikte kütüphane, kitap evleri , kitap fuarlarına gidilebilir kitap atmosferini dahada genişletilebilir.
Bir öğretmenseniz kitap okumanın önemini, bize ne kattığını, ufkumuzu nasıl genişlettiğini uzun uzadıya anlatılarak öğrencilerin durumu kavradığı anlaşılana kadar devam edilmelidir. Bir öğretmen olarak öğrencilerimin hiç bir zaman kuru sözlerle kitap okuma alışkanlığı kazanacağına inanmadım. Öncelikle aileleri ile irtibata geçerek her öğrencimin her gün en az 10 yaprak kitap okuma ödevi olduğunu altını çizerek belirttim. 1 hafta boyunca her gün 2 saatimi ayırarak kitap okumanın öneminden bahsettim. Farklı bakış açısı kazanmak, ufkumuzun genişlemesi, düzgün ifadeler kullanma, hayal dünyamızın gelişmesi, ünlü kişilerden örnekler, ülkemize olan katkısı gibi en ince ayrıntıya kadar sınıf içerisinde görsel ağırlıklı olmak üzere anlattım. Her öğrencinin okuduğu kitabı ayrı bir ajanda tutarak takip ettim. Kitabı biten öğrencilere kitap hakkında sorular sorarak kontrol ettim. Kitaba eleştirel bir yaklaşımla yaklaşmasını sağlamak amacıyla kitaptaki beğenip beğenmediği kısımları sohbet halinde ayrı ayrı konuştum. Okuma alışkanlığı, yazmayı da beraberinde getireceğinden dolayı. İsteyen öğrencilerimle birlikte kendi hikayemizi yazıyoruz etkinlikleri yaptık. Beraberce yürüttüğümüz hikaye yazma kısmında öğrencilerin yazdıklarını tek tek inceleyerek hikaye kahramanı, isimler, mekanlar hakkında üşenmedim detaylıca sohbet ettim. Bu öğrencilerin ilgisini ve şevkini artırdı. Beğendiğimiz hikayeleri temize çekerek teknoloji tasarım dersinde ciltledik ve üzerine kitap yazarı olarak öğrencinin adını yazdık okul kütüphanesine ekledik. Bu anlatılanları ilköğretim 4. ve 5. sınıf seviyesindeki öğrencilerimle gerçekleştirdik.
Ocak 2013

Yeşim Çetin bu yanıtı beğendi:

Son zamanlarda gelişen kötü olaylardan çocukları nasıl koruyacağız biz?

Kötü olaylar son zamanlarda gelişmedi, her zaman oluyorlardı. Bizim ebeveynlerimiz de bizi korkuyla sokağa bırakıyorlardı. Kanlı bir mayısta tesadüfen Taksim Meydanından koşarak geçmiştim Gümüşsuyu'ndaki anamın evine varabilmek için. Çocuklarınızı dışarı çıkarken bol bol yanınıza alırsanız sizin kendinizi ve onları nasıl koruduğunuzu gözlemleme fırsatı bulacaklardır. Sonuçta belli bir yaşa kadar sizi taklit ederek büyüyecekler. O belli yaş geldikten sonra zaten bir etkiniz olamayacağından mümkün mertebe çok sizi sosyal hayatta da tecrübe etmelerine izin verin. Onları koruyacağım diye geleceğin kalp hastası obezler yetiştirmeyin.

Ocak 2013

Yeşim Çetin bir yanıt verdi.

Okul öncesi çocukların sosyalleşme konusunda çekingenlikleri (kaçınmaları) nasıl giderilebilir?

Soruyu okuduğumda aklıma gelen birkaç öneriyi şöyle sıralayabilrim:
Çocuk konuştuğunda dikkatinizi ona vermeli, sözünü kesmemeli, fikirleriyle dalga geçmemeli ve önerilerini hayatınızda kullanmalısınız. Bunun kendini önemli hissetmesinde yardımı olur.
Yaşına uygun olan konularda kararını kendisinin vermesine müsaade etmelisiniz. (Giyim, yemek, çalışma ve dinlenme saatlerini belirleme gibi)
Çocuğu kalabalık ortamlarda küçük duruma düşürecek, utandıracak durumlara düşürmemeliyiz. Konuyu açmak gerekirse, çocuklar böyle yerlerde inatlaşma, şımarma, isteklerde bulunma gibi şeyler yaparlar. Başka insanlar var diye aslında yapmak istemediğiniz bir şeye evet demek ya da kurallarınızdan ödün vermemek için çocukla inatlaşmak ebeveyni zor duruma sokar. Bu durumda ben çocuğumu dışarıya çağırır, ona bakar ve neyi yapıp yapamayacağımı anlatırdım. Konuyu uzatmadan birlikte yapabileceğimiz bir şeye onu davet ederdim. "Seninle kuşlara bakalım mı?", "Oyun oynamak ister misin?" gibi.
Çocuğa yaptığı bir yanlışlıkta kızdığımızda bakıyoruz ki çocuğumuz da diğerleriyle iletişimini böyle kurmak istiyor: Arkadaşına kızıyor. İletişim sorunu problem davranışları ortaya çıkarıyor.
Herkesin birileriyle iletişim kurmaya ihtiyacı var. İletişimde sorun yaşan birey iletişim kurmayı vurarak, kızarak, inatlaşarak, argo kelimelerle sizi inciterek devam ettirir. Aslında o bize "Ben de varım." diyordur.
Bunlar benim fikirlerim. Eminim okul öncesindeki rehber öğretmenlerin iletişime geçme konusunda daha yaratıcı, faydalı bilgileri vardır.
Ocak 2013

Yeşim Çetin bu yanıtı beğendi:

Okullarda cep telefonları yasaklanmalı mıdır? Neden?

Cep telefonunu derslerde bilgi amaçla kullanılıyorsa tabi ki de kullanılmalıdır sonuçta sınıflar kalabalık oluyor ve her istediğimizi öğretmene soramıyoruz . İstenilen bilgiye anında telefondan internet aracılığıyla ulaşılabiliyor. Ancak ders dikkatini dağıtan tarafıda var gerçi bu durum kişiye göre değişebilir telefonlar günümüzde bir çok uygulamaya sahip ve ister istemez insanı bağımlı hale getirebiliyor. Bu yönden ise olumsuz olur. Derse olan konsantre bozulur ve kişi o dersten iyi verim alamaz.

Ocak 2013

Yeşim Çetin bu yanıtı beğendi:

Sosyoloji bölümünün iş olanakları nedir?

Sosyoloji Bölümü mezunları hem kamu hem de özel sektörde geniş bir iş yelpazesi içinde iş bulabilmektedir. Kamu kuruluşları olarak devlet bankaları, Başbakanlık Aile Araştırma Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü, ayrıca Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı’na uzman, proje yöneticisi ve sosyolog olarak görev yapmaktadır. Buna ilaveten Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen olarak görev yapabilirler.
Kasım 2012

Yeşim Çetin yeni bir  soru  sordu.

Kasım 2012

Yeşim Çetin bu yanıtı beğendi:

66 aylık çocukların okula başlaması ne kadar doğrudur?

Bu konuda deneyim yaşamış biri olarak Gülse Birsel'in bir yazısı vardı.


Öncelikle sayın Başbakan'a şunu belirtmeliyim, bir ihanet veyahut gaflet, dalalet ya da hıyanet içinde değilim. 66 aylık çocukların ilkokula başlamasıyla ilgili çok net, çarpıcı, kişisel, kah gülünç, kah trajik, güldürürken düşündüren bir tecrübem var, onu aktaracağım.

Ben, 66 ayını doldurup okula başlayan bir mağdurum. 70'li yıllarda Türkiye'de durum böyle değildi biliyorsunuz. En bilinçli, en k

aloriferli ailelerin çocukları en az 72 ayı doldurduktan sonra okula başlardı. Diğerlerininki Allah'a emanet, mecbur kalındığında veya ailenin ne zaman durumu olursa.

Ama işte o kaloriferli ailelerden birinin çocuğu olduğumdan, eş dost, komşular, tutturdu "Bu çocuk üstün zekalı, bir yıl erken okula gönderin," diye. Üstün zekalı mıydım? Hiç sanmam. Kendinden 13 yaş büyük abla ve 15 yaş büyük abiyle, ilgi alaka bolluğunda, "Hadi kızım bir de şu marifetini göster," bolluğunda yaşayan çokbilmişin tekiydim büyük ihtimalle.

OKUYAMIYORUM, YAZAMIYORUM, ANLAMIYORUM!

Ama annemler ikna oldu. Boşu boşuna apartman dairesinde bir yıl daha oturup bebek oynamasın, erkenden okula başlatalım dediler. Çok üstün ve eşi benzeri görülmemiş zekama çok da güvendikleri için, sağ olsunlar, bir de yaz tatilini uzatıp, okullar açıldıktan iki hafta sonra, beni birinci sınıfa kaydettiler.

Dikkatinizi çekerim, 11 Mart doğumlu bir sabi olarak, okulların açıldığı eylül ayında tam tamına 66 ayımı doldururken, eğitim hayatıma başladım.

Allah'ım kabusun büyüğü!
Okuyamıyorum, yazamıyorum, anlamıyorum, berbat! Fişler diyorlar, heceler diyorlar, sanki "Doomo arigato gozaimasu" diyorlar! Sanki ortamda Japonca konuşuluyor ve benden başka bütün sınıf Tokyo doğumlu!

Aylar geçti, ben bir "Bugün bayram," yazamadım arkadaş! Ablam iki saat uğraşıyor: "Bugnü beyrm". Abim üç saat ter döküyor: "Buguni byram"! (2012'ye geldik, hala ailede bayramları "Buguni byram" şakası yapılır!) Babam "Benim üçüncü çocuk acaba aptal mı çıktı" diye darlarda! Ezikliğim had safhada. Bazen aklıma esiyor, derste tahtaya gidip renkli tebeşirlerden resim yapıyorum, öğretmen "Hayırdır, delirdin mi, niye kalktın?" diyor. Bugün bayram'ı bırak, niye yerimde oturmam lazım onu bile anlamıyorum!

Şubat tatili geldi. Ankara'ya, eğitimci olan amcamı ziyarete gittik. Babam dert yandı: "Böyle böyle, yapamıyor, okuyamıyor" diye. Amcam şaşırdı, dedi ki "Yapamaz tabii, niye erkenden okula verdiniz? Daha beş yaşında, hazır değil, oyun oynaması lazım!"
Bunun üzerine, olması gereken yaşta gönderilmek üzere, okuldan alındım.

SANKİ BİRİ, BEYNİMDEKİ BİR ŞALTERİ KALDIRDI!

Sevgili veliler, öğrenciler, değerli okuyucular, şu minimum 72 ay kuralı var ya, onu hangi pedagoglar, hangi eğitimciler çıkarttıysa alınlarından öpmek lazım, bu işi biliyorlar. Yemin ediyorum, mart ayının sonu geldi ve abim yağmurlu ve sıkıcı bir öğle, aylarca "Bugün bayram" yazamayan bana, bir günde bana okuma yazma öğretti! Buharlanmış cama harfleri yazdı, hepsinin ses olduğunu söyledi, "Birleşince kelimeler çıkıyor," dedi ve akşam annemler alışverişten döndüklerinde, söyledikleri her şeyi yazabiliyor, yavaş da olsa gazetede yazılan her şeyi okuyabiliyordum. Çok tuhaf, ama sanki zamanı geldi ve biri beynimdeki bir şalteri kaldırdı!
Ertesi eylülde, yani artık 78 aylıkken, altı yaşını bitirmiş halimle birinci sınıfa başladığım gün, okula çantamda kitapla gittim, sıkılmayayım diye! İlkokul süresince hep sınıf birincilerinden oldum, sonraki aşamalarda da eğitimle ilgili hiçbir problemim olmadı. Belki şimdiki çocuklar çok bi harikadır. Belki de ben azıcık gerzektim. Ama ilkokula altı yaşını doldurup gitmek, inanın hayatımda hiçbir kayba sebep olmadı.

BİR YIL DAHA OYNASIN, HAYAL KURSUN!

66 ay mı, bir yıl sonra mı tartışması benim için kişisel olarak denenmiş, sonuçları görülmüş bir hikayedir.

Hayatımda kendimi başarısız, aptal ve ezik hissettiğim tek dönemdir o 66 aylıkken yaşadığım dört ay! Devam etseydim ne olurdu? Bilmem. Belki hep başarısız bir öğrenci olarak hayat boyu topal sakat yürüyecektim. Belki okulun ikinci dönemi kendime gelip açığı kapatmaya çalışacaktım.
Ama bir yıl sonra, altı yaşında başladım okula, ne kaybettim? Bence hiç.
Göndermeyin arkadaş! Bir sene daha oynasın, hayal kursun, resim yapsın!

Gidip zorlanacağına, daralacağına, kendini başarısız, salak, ezik hissedeceğine, bir yıl sonra gidiversin.
En kötü, benimki gibi bir hayatı olur işte!

Gülse Birsel


Kasım 2012

Yeşim Çetin bu yanıtı beğendi:

Çocuklar ne zaman evde yalnız bırakılmaya başlanmalıdır?

Bu çocuğun kişiliğine ve olgunluğuna göre değişir. Ama bence hiçbir çocuk 12 yaşından önce evde yalnız bırakılmamalıdır. Çocukları yalnız bırakmadan önce şu soruları kendimize sormalıyız:

  • Acil durumlarda ne yapacağını biliyor mu?
  • Beklenmeyen durumlarda hangi numaraları arayacağını biliyor mu?
  • Beklenmedik bir durumda yakında güvenilir bir komşu veya akraba var mı?


Eylül 2012

Yeşim Çetin bu yanıtı beğendi:

Yüksek lisans mülakatlarında nelere dikkat etmeliyiz?

  • Net ol, ne istediğini bil en önem verdikleri bu olmuştu bizim mülakatlarda. Uzmanlık yapmaya karar vermişsen ne uzmanı olacağına da karar vermiş olman gerek. Tez konunu seçerek git demiyorum tabiki de ama "Ben malzemeler ile ilgileniyorum ahşabı da seviyorum ama çelik yapılar da ilgimi çekiyor ama tabiki çağın en popüler konusu şuan enerji" dersen olmaz.
  • Lisans döneminde uzmanlık konunla ilgili olabilecek ödevler, projeler hazırladıysan onları da yanında götür, bak bak ben tee ne zamandır bu konuyla zaten hep ilgiliydim numarası çek.
  • Ailenden uzmanlık yapmak istediğin konu ile ilgili olan, bu konuda çalışan birileri var ise bundan mutlaka söz et bu çok hoşlarına gidiyor.
  • Önceden araştırıp soruşturup girmek istediğin okulun yüksek lisans süresinde öğrencilerin çalışmasına yaklaşımını öğren. Kimi okul çalışsın isterken kimi okul özellikle çalışmayıp tüm ilgisini okula verecek kişileri tercih ediyor. Gerekirse mülakatta bu konuda yalan söyle, kötü birşey değil bu konuda yalan söylemek, bence asıl okulun bu şekilde ayrımcılık yapması kötü çünkü kimi insan ihtiyaçtan çalışıyor, ama halden anlamıyorlar işte.
  • Mülakattaki hocaların isimlerini öğren, içeride konuşurken arada gerekirse isimleri ile hitab et. yüksek lisans adayı aynı zamanda bir şekilde asistan adayıdır. Gelecekteki patronlarına karşı ilgini bilgini belli et.
  • Stres olma, bol bol gülümse :D
Ağustos 2012

Yeşim Çetin bu yanıtı beğendi:

Bekareti önemser misiniz?

Ne ilginçtir 18 yaşını görünce "iş öğrensin" diye büyükleri tarafından ellerinden tutulup çok açık olacak ama "karıya götürülen" "milli olduğu" için sırtına vurulan erkeklerimizin kadınların bekaretini tartışması... Gerçi genel olarak bekaret diye sorulmuş ama bekaret denilince nedense ilk kadın gelir akla, çünkü temiz olması gereken kadındır erkeğin elinin kiridir böyle şeyler, ama kadın namustur, helaldir... Komik değil mi bu kadar büyük bir sorumluluğun sadece tek bir cinsin üzerine yüklenmesi ve diğer cinsin bundan hiç sorumlu olmaması... Kadından bekaret adı altında ellenmemişlik isteyen erkeklerimiz; sizin elledikleriniz kim Allah aşkına? Ya sizin el değmemişliğiniz?
Ağustos 2012

Yeşim Çetin bu yanıtı beğendi:

Kadın erkek eşitliği çerçevesinde Türkiye'de bekaret nasıl değerlendiriliyor? Siz ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle kadın-erkek eşitliği kısmının Türkiye'de malesef geçerli olmadığı/olamadığı ile başlayayım. Hatta Türkiye'nin toplumsal yapısını ve tavrını da yansıttığına inandığım "Namus nedir?" videosunu önce bir izleyelim (01:45'e ve 02:14'e dikkat):


Memleketin durumunu ifade ediyor sanırım. Bekaret konusuna gelince; bu konuda da çok güzel bir soru ve güzel yorumlar vardı ona da bir göz atmalı: inploid.com/t/bekareti-onemser-misiniz/

Bence bu ve benzer konularda, kesinlikle sosyolojik olarak değerlendirilme yapılmalı çünkü bekarete olan yaklaşım ve bakış açıları kesinlikle ve kesinlikle eğitim, çevre, çocukluk ile direkt ilgili durumlar. Batıda büyüyen bir çocuk ile doğuda büyüyen bir çocuk arasında, kişisel olarak gelişimini gereken şekilde tamamlamadı ise, bu konuda değil her konuda uçurum niteliğinde farklı bakış açıları oluşacaktır. Coğrafyası ve durumu gereği Türkiye zaten sorunlu bir yer.

Ben yanıtımı @Mojopin'in yukarıdaki soruda bulunan (ve en çok beğenilen) şu yorumu ile bitirmek istiyorum:

"Bekaret zarı, kız çocuklarının uteruslarının dış etmenlerin zararlarından
korunması için evrimsel olarak gelişmiş bir organ. Cinsellikle
bağdaştırılması maalesef kaderin bir cilvesi olmuştur.
Kadının bedeni
kendisine aittir ve üzerinde istediği tasarrufu yapabilir. Erkeklere bu
konuda ahkam kesmek düşmez. Kürtajı tartışmak ne kadar abesle
iştigalse, bekareti tartışmak da öyledir."

Ağustos 2012

Yeşim Çetin  bu yazıyı beğendi:

Ağustos 2012

Yeşim Çetin bir yanıta alt yorum yaptı

İşte budur :)
Teşekkür ederim "nazende"

Mükemmellik nedir sizce?

Neden birlikte olduğunuz kişinin şu bu özelliklerini sürekli didiklerler? Hem de en yakınınızdakiler... O benim için mükemmel. Ailemizin bu davranışları bizi yorar. Yani doğrusu ailemin bu davranışları beni yorar. Aileler bizim için iyi olanı araştırıp durmayı, karıştırmayı bıraksalardı iyiydi ;)

Neden böyle davranıyor, niçin bunu yapmıyor, ne zaman böyle yapacak ???....

Sizin için görünen sıkıntılar onu o yapan gerçekler. Ve benim onu sevmemi sağlayan onun da sahip olduğu küçük ... (ne derseniz işte: kusur, özellik, ayrıntı...)

Bunları yok etmeye çalıştığınıda sevdiğim kişiyi de ele geçirmiş olacaksınız. bırakın sevdiğim haliyle kalsın. Neden sizin gibi olmak zorunda? Siz böyle olunca mükemmelliğin de tanımı yapılmış mı oluyor? Hayııırrr. Orda durun işte. Bu tanımı herkes kendine göre yapar. onu seviyorum. Size göre eksiklerini, komşuma göre fazlalıklarını, arkadaşıma göre saçmalıklarını, bana göre ayrıcalıklarını kimse yargılayamaz.

Onu seviyorum. O benim için mükemmel.

Ağustos 2012

Yeşim Çetin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Onu seviyorum. O benim için mükemmel.

Mükemmellik nedir sizce?

Neden birlikte olduğunuz kişinin şu bu özelliklerini sürekli didiklerler? Hem de en yakınınızdakiler... O benim için mükemmel. Ailemizin bu davranışları bizi yorar. Yani doğrusu ailemin bu davranışları beni yorar. Aileler bizim için iyi olanı araştırıp durmayı, karıştırmayı bıraksalardı iyiydi ;)

Neden böyle davranıyor, niçin bunu yapmıyor, ne zaman böyle yapacak ???....

Sizin için görünen sıkıntılar onu o yapan gerçekler. Ve benim onu sevmemi sağlayan onun da sahip olduğu küçük ... (ne derseniz işte: kusur, özellik, ayrıntı...)

Bunları yok etmeye çalıştığınıda sevdiğim kişiyi de ele geçirmiş olacaksınız. bırakın sevdiğim haliyle kalsın. Neden sizin gibi olmak zorunda? Siz böyle olunca mükemmelliğin de tanımı yapılmış mı oluyor? Hayııırrr. Orda durun işte. Bu tanımı herkes kendine göre yapar. onu seviyorum. Size göre eksiklerini, komşuma göre fazlalıklarını, arkadaşıma göre saçmalıklarını, bana göre ayrıcalıklarını kimse yargılayamaz.

Onu seviyorum. O benim için mükemmel.

Ağustos 2012

Yeşim ÇetinBurhan Çetinkaya kişisini takip etmeye başladı

Burhan Çetinkaya, Yazılım Geliştirme Uzmanı, @Burhan

software developer @inploid , ceit @YeditepeUni , interested in #bodybuilding #happiness

Ağustos 2012

Yeşim Çetin  yeni bir  gönderide  bulundu.

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Eğitim

4005 Kişi   629 Soru

Sosyoloji

551 Kişi   149 Soru

Kadın Hakları

11 Kişi   6 Soru

Toplum Sorunları

5 Kişi   5 Soru

İletişim (inploid)

132 Kişi   16 Soru

Arabalar

680 Kişi   190 Soru

Çocuk Eğitimi

21 Kişi   11 Soru

Türkiye Sorunları

1109 Kişi   239 Soru

Yüksek Lisans

169 Kişi   46 Soru

Milli Eğitim Bakanlığı

322 Kişi   34 Soru

Sürücü Kursu

4 Kişi   6 Soru

Varoluş Hakkında

2775 Kişi   1061 Soru

Kürt Sorunu

38 Kişi   26 Soru

Ahlak Felsefesi

235 Kişi   49 Soru

Toplum Yapısı

79 Kişi   31 Soru