Bilmek istediğin her şeye ulaş

S. Ahmet Saygıcı, 

Gıda Mühendisi

Gıda Mühendisi S. Ahmet Saygıcı inploid.com'da 1 soru sordu, 17 soru yanıtladı ve 5 takipçisi var.

Temmuz 2014

S. Ahmet Saygıcı bir yanıt verdi.

Kola ne kadar zararlıdır?

Kola'nın zararları saymakla bitmez ama bi yerden başlayayım.
Öncelikle
Kola ile insan bünyesine giren fosforik asit vücüttaki Kalsiyum-Fosfat dengesini bozarak kalsiyum eksikliğine neden olur. Vücuda giren fosforik asit miktari ne kadar fazla ise vücut fosfat-kalsiyum dengesini korumak için kalsiyum ihtiyacını kemik ve dişlerden çekerek zayıflamalarına neden olur.

ayrıca kola da ki asitlik bir sirkeden bile fazladır hesabını siz yapın.

Kola içtikten sonra vücudumuzda sırasıyla:

10dk Sonra: 1 bardak kola içerisinde 10 çay kaşığı kadar şeker vardır. Fosforik asit ile birlikteliğiyle şekerin işleyişide değişmektedir.

20dk Sonra: Kandaki insulin seviyesinde sıçrama olur ve karaciğer şekeri yağa dönüştürür.

40dk Sonra: Kafein emilimi biter ve göz bebeklerinde genişleme meydana gelir. Adenosin reseptörleri boke olur ve uyuşukluk engellenir.

45dk Sonra: Vücut Dopamin hormonu üretimini arttırır ve beyindeki zevk merkezini uyarır.(Eroin ile aynı etkiye sahiptir.)

1 saat sonra: Fosforik Asit Kalsiyum. Magnesyum ve Çinkoyu bağlar. İdrar yolu ile kalsiyum dışarı atılır.

İleriki safhalarda: Artık vücudunuz fazla şeker ve fosforik asit alımıyla birlikte Kola bünyesindeki suyu da dışarı salmış aynı zamanda temel yapı taşlarımızı oluşturan minarelleri de vücuttan atmış bulunmaktadır. Fosforik asid vücudunuzu gereğinden fazla tahrip ederek ek olarak de şeker kan basıncınızı yükseltmiş ve artık kolanın verdiği haz tamamen geçmiş ve kola içmeden önceki halinizden daha çok susamış ve mineral kaybına uğramışsınızdır.

Temmuz 2014

S. Ahmet Saygıcı bir yanıt verdi.

Yoğurdu yapan bakteriler yoğurt mayalanırken belli bir sıcaklıkta iken aynı zamanda üreyip sayıları çoğalır mı?

Eski sınıflandırmada Lactobacillus bulgaricus (laktobasilus bulgarikus) olarak bilinen Lactobacillus delbrueckii subsp. Bulgaricus ve Streptococcus thermophilus (streptekokus termofilus) . Bu iki bakteriye ait koloniler, yoğurt kültüründe "simbiyoz" olarak yaşamakta, yani ikisi birbirinin yaşam şartlarını desteklemektedir. Lactobasiller adından da anlaşılacağı üzere hareketsiz, uzun ve kısa çomaklar şeklindedir. Streptokoklar ise genelde hareketsiz, ikili ve zincir şeklinde dizilen koklardan oluşur ve gelişmeleri için mutlaka karbondioksitli bir ortama ihtiyaç duyarlar.
Kaliteli bir yoğurt elde etmek için burada önemli olan bakteri dengesinin gerektiği şekilde sağlanmasıdır. Bu dengeyi de Streptecoccus thermophilus / Lactobacillus bulgaricus şeklinde belirtecek olursak 1/1 ve 2/1 olması gerektiği denemelerle belirlenmiştir. Bu arada bu mikroorganizmalar için en ideal gelişme sıcaklıkları 41 ile 43 ° C olduğundan daha aşağı derecelerde tam olarak faaliyet gösteremeyecek, yukarı derecelerde canlılıklarını yitirebileceklerdir. Gerekli şartlar tamamlandığı anda, bu mikroorganizmalar 1 mol glukoz ve 1 mol galaktozdan oluşan süt şekeri laktozun, özellikle glukoz birimlerine etki edip onları laktik asite çevirmeye başlarlar. Sütte aslında bu mikroorganizma çoğalması için hızlandırıcı olan peptidler ve aminoasitler çok düşük düzeydedir. Ama Lactobacillus bulgaricus proteolitik bir aktivite göstermekte, yani proteinleri parçalamaktadır. Bu şekilde valin, glisin, histidin vb. aminoasitler oluşturan Lactobacillus bulgaricus, ilk etapta çoğalma ortamı fazla elverişli olmayan Streptococcus'un yaşam şartlarını destekler. Streptococcus thermophilus ise ürettiği CO2 ve piruvat ile Lactobacillus bulgaricus'a destek olur.
Bu mikroorganizmaların sayı bakımından dengeleri aşama aşama sapma gösterir: Şöyle ki Streptoccus thermophilus, lactobacillus bulgaricusun desteğiyle ilk etapta daha hızlı bir çoğalma gösterirken, daha düşük bir asit geliştirme kabiliyetine sahip olduğundan ve gelişen süt asitliğinde daha çabuk öldüğünden sayıları azalır. Diğer taraftan Lactobacillus bulgaricus'da yüksek asitlik değerlerinde daha iyi geliştiğinden sayıları artış gösterir. Sonunda bu iki bakterinin ortak faaliyeti sonucunda süt asitliği 6.3 - 6.5 pH seviyelerinden, 4.6 pH'nın altına çekilir. Bu bakteriler bir taraftan yoğurtu oluştururken, diğer taraftan oluşturdukları asetaldehit başta olmak üzere diaseton, aseton ile asetik, kaprik ve kaprilik vb gibi asitler, uçucu yağ asitleri ve eksopolisakkaritler ile onun tat, aroma ve kıvamı üzerinde de etkili olurlar. Büyük bir lezzetle yediğimiz ürün yoğurdun son asitliği 3.8-4.2 pH civarında olduğu için patojen mikroorganizma riski içermez. Bu gıdada görülen mikrobiyolojik bozulmaya daha ziyade küf ve mayalar neden olurken, bakteriler asitliğin gelişmesine ve ekşimeye neden olur. Ama yoğurtlaşmanın tamamlanmasından sonra yapılacak uygun bir ısıl işlem bakteri populasyonunu azaltacağından yoğurtun ömrünü uzatacaktır. Aksi takdirde yoğurtun ekşimesi yani PH düşmesi devam eder.
Haziran 2014

S. Ahmet SaygıcıSağlıklı Beslenme konu başlığını takip etmeye başladı.

Sağlıklı Beslenme

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Haziran 2014

S. Ahmet Saygıcı bir yanıt verdi.

İnek sütü ve keçi sütü arasındaki farklar nelerdir?

Enerji Değerlerine göre:

En yüksek enerji miktarı koyun sütünde (5932 kJ/kg) iken, bunu sırasıyla manda (3450 kJ/kg), inek (3169) ve keçi (3018 kJ/kg) sütü izlemektedir.

Besin Değerlerinde göre:

Türler-------------- İnek---- Manda--- Koyun----- Keçi
Protein (%)------ 3,42----- 4,38------- 5,73------- 3,26
Yağ (%)----------- 4,09------ 7,73------ 6,99------- 4,07
Laktoz (%)-------
4,82----- 4,79------- 4,75------- 4,51

Alerjen içeriklerine göre:

Keçi sütü içerdiği protein fraksiyonları nedeniyle inek sütüne göre daha düşük alerjik özellik göstermektedir. Keçi sütü, alerjik reaksiyonlara neden olan αs1- kazeini daha az oranlarda içermektedir. Bunun yanında daha düşük kazein içermesi β-laktoglobulin sindiriminin de yüksek olmasına neden olabilmektedir.

Karakteristik özellikleri:


Keçi sütünün bir karakteristik özelliği yüksek konsantrasyonda kısa zincirli yağ asitlerini bulundurmasıdır. Keçi sütünün daha yüksek oranlarda kaprik ve kaprilik asitleri içermesi terapatik özellik göstermesine neden olmaktadır. Keçi sütü de en düşük demir, çinko ve bakır içeriği ile karakterize edilmektedir. Keçi sütündeki düşük demir içeriğine karşın, biyoyararlılığı inek sütüne göre daha yüksektir
Süt hem suda çözünen hem de yağda çözünen vitaminlerin önemli bir kaynağıdır. Keçi ve koyun sütleri inek sütüne göre daha yüksek A vitamini içermeleriyle karakterize edilir. Keçi ve koyun sütlerinde bulunan beta karotenin tamamı retinole dönüştürülür bu da sütün beyaz rengini oluşturur. Keçi sütü A vitamini, niasin, tiamin, riboflavin ve pantotenik asit kaynağıdır. Bununla birlikte inek sütüne göre 5 kat daha az B12 ve folik asit içerir. Bu iki vitamin eksikliği anemiye yol açabilir.
Keçi sütünün kendine özgü bir özelliği sütün kokusudur.

Ek:


Dünyada süt üretiminde hayvanların büyük kısmı büyükbaş hayvanlardır. İnek sütü dünya çapında en çok kullanılan çiğ süttür ve işlenmiş ürünlerde en geniş spektruma sahiptir. Bu yüzden inek sütü hakkında bilgiler daha kapsamlıdır ve bu süt insan beslenmesinde çok büyük öneme sahiptir. Kazeini de içine alan yüksek miktarda protein ve yağ içeriği ile beraber koyun ve manda sütleri üretim işlemlerinde özellikle peynir üretiminde çok iyi çiğ süt kaynağı olarak kullanılabilir.
Eşek ve at sütleri anne sütü düşünüldüğünde en kıyaslanabilir protein kompozisyonuna sahiptir.
Deve sütünün önemli besinsel değeri bulunmaktadır. Antibakteriyel maddeler içerir ve inek sütüyle karşılaştırıldığında C vitamini konsantrasyonu 30 kat daha fazladır. Keçi sütü, bileşimi sayesinde çeşitli amaçlar için kullanılabilir. Bunlar süt olarak tüketimi, iyileştirici ürün olarak kullanımı ve hepsinden önemlisi çiğ materyal olarak süt ürünleri üretiminde kullanılmasıdır. Yüksek dağılma durumu da süt ve ürünlerinin sindirimini kolaylaştırır.
Haziran 2014

S. Ahmet Saygıcı bir yanıt verdi.

Her gün bir bardak Coca-Cola içmek ne kadar doğrudur?

Sorunuz tam olarak cevaplanamayacak kadar genel bir sorudur.
Öncelikle Kolayı içen kişi yaşlı yada şeker hastası ise kolanın içerdiği çok yüksek derecede şekeri tolere edemeyebilir,
İçen Çocuk ise, kola ile bünyesine giren fosforik asit vücüttaki Kalsiyum-Fosfat dengesini bozarak çocukta kalsiyum eksikliğine neden olur. Vücuda giren fosforik asit miktari ne kadar fazla ise vücut fosfat-kalsiyum dengesini korumak için kalsiyum ihtiyacını kemik ve dişlerden çekerek zayıflamalarına neden olur.
ayrıca kola da ki asitlik bir sirkeden bile fazladır hesabını siz yapın :)

Gençlik ve Olgunluk döneminde her ne kadar günlük 1 bardak kolayı vücut tolere edebilse de(O gün içerisinde tükettiğiniz hazır gıda ve meşrubatlara göre değişir) bu yaşlı hasta ve çocuklar için tam olarak geçerli değildir.
Haziran 2014

S. Ahmet Saygıcı bir yanıt verdi.

Dalında fazla kalan meyvenin içinde alkol oluşur mu? Oluşursa bu alkol insanları nasıl etkiler?

Dalında fazla kalan meyve sapından koparak yere düşer bu meyve oluşumunun tamamlanması ve sapının incelerek kopması ile meydana gelir bu durumda meyve dalında aşırı olgunlaşıp çürüme söz konusu değildir.
Asetik asit , laktik asit veya butirik asit gibi bakterilerin bozulmaya yol açarak alkol üretmesi meyvenin kabuğu hasar görmediği, kurtlanmadığı yada meyve darbe alıp ezilmediği sürece mümkün değildir. Meyvede oluşan alkol ise meyvede bulunan nişasta, glikoz ve laktik asit miktarına göre değişir.

Fermantasyon sonucu oluşan alkol cinsi etil alkoldür buda bilinen ve tüketilen sarhoşluk veren alkol çeşididir. Zararlarını ve yararlarını yazmak bana düşmez :)
Yalnız meyvede bozulma sonucu oluşan diğer yan ürünler sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir.

Meyvelerde alkol oluşumu ile elde edilen içki olarak:

Şarap: Meyve (üzüm) suyunun şarap mayası (S. Cerevisiae ovalis) ile fermentasyonu sonucu elde edilir.
Siyah üzümden kırmızı, beyaz üzümden beyaz şarap üretilir. Şaraplık üzümlerin şeker miktarı yükselir.
Mayıs 2014

S. Ahmet Saygıcı bir yanıt verdi.

Yumurtanın sarısının rengi neden koyu ya da açık olur?

Yumurta sarısının rengi, ksantofil adı verilen renk pigmentinin tavuk rasyonundaki oranıyla ilgilidir.
Buğday bakımından zengin rasyonla beslenen tavuklardan elde edilen yumurta sarısı, mısırla beslenenlerden elde edilen yumurta sarısından daha açık bir renge sahiptir. Buna karşın besleyici değerleri açısından kayda değer bir farklılık söz konusu değildir.
Mayıs 2014

S. Ahmet Saygıcı bir yanıt verdi.

Sabah dinç bir şekilde uyanmak veya uyandıktan sonra dinç olmak için neler yapmalıyım?

Gıda yönünden değerlendirmek gerekirse:

Bu gıdalardan kahvaltılarda uzak durun:

Alkol,
Asitli içecekler,
Hazır yemekler,
Yağ,
Kahve,
Limonata,
Sığır eti,
Tatlı çeşitleri.

Canlandırıcı etkiye sahip:

Muz,
Yeşil çay,
Yoğurt,
Patates,
Kivi,
Turp,
Zeytin,
Pirinç,
Bezelye.

gibi gıdalar sabah kahvaltılarında tüketildiği takdirde gün içerisinde zindelik saglarlar.

Daha'da özelleştirmek istersek sabah kahvaltınızı süt ile desteklemeniz imkanınız varsa portakal suyuda içebilirsiniz eğer yok ise yumurtayı alternatif yapabilirsiniz. Ek olarak yanında havuç yada domates salatası yapabilirsiniz. Buğday ekmeğini kesinlikle eksik etmeyin. Kahvaltıdan sonra ara öğün olarak yulaflı bisküviler ve kuruyemişler (Badem, Ceviz, Fındık) içerdikleri omega 3-6 yağ asitleri ve magnezyum çinko bakımından zengin olmalarından dolayı
gün içerisinde sizi zinde tutmaya yetecektir.

Öğle yemeğinde ise tahıl ve baklagil ağırlıklı beslenmeniz günü bitirmenize gayet yardımcı olur.

Mayıs 2014

S. Ahmet Saygıcı bir yanıt verdi.

Yakult ve Kımız adlı süt ürünleri hakkında açıklayıcı bilgi verir misiniz?

Yakult ve Yoğurt'ta etken mikroorganizmaları mide asitliğinden etkilenmeksizin bağırsaklara geçer ve bağırsaklarda oluşturdukları laktik asit sayesinde ortamın PH'sını düşürür , böylece saprofit ve patojen mikroorganizmalar için antimikrobiyal etki yaratır.

Yakult ve Yoğurt tamamen aynı mantığı taşımasına rağmen yapım aşamasında süte katılan şuş'lar ve ek maddeler farklılık gösterir Yakult için kullanılan şuş
L.casei Shirota'dır ve ayrıyetten tercihe göre şeker ve aroma katılır. Yoğurt içinse laktobasillus bulgaricus ve streptococcus thermophilus ikilisi kullanılır her iki üründe probiyotiktir. Ve fermente süt ürünüdür.
Mayıs 2014

S. Ahmet Saygıcı bir yanıt verdi.

Eskiden yiyecekler nasıl saklanırdı?

Gıda muhafaza tekniklerinden günümüze kadar gelen 2 çok yaygın metot vardır. Bunlardan biri kurutma tekniğidir genellikle et ve et ürünlerine ayrıca tarhana yapımında uygulanır sıcak ve güneşli havalarda dışarıya bırakılarak gıdada bulunan suyun uzaklaştırılması ve kuru ortamda yani toprağın altında saklanılarak sağlanır böylece mikroorganizma faaliyeti durdurularak gıdaların bozulması engellenirdi. Diğer yöntem ise turşudur. Mevsimlik sebzeler tuz konsantrasyonu yüksek olan suyun içinde saklanır aynı zamanda yeni tatların oluşması sağlanırdı. Turşuda egemen mikroorganizma gurubu, patojen bakterileri ve gıdayı bozma riski olan diğer mikroorganizmaları yüksek tuz konsantrasyonunun yardımı ile gelişmesini engeller ayrıca gıdada güzel tat oluşumlarına neden olurlar günümüzde bu metot artık saklama değil genelikle damak tadı için kullanılmaktadır
Daha Fazla