Bilmek istediğin her şeye ulaş

Acemi programcı

Kasım 15 - 14:16

Orhan Tutum bir yanıt verdi.

Paket programları öğreniyoruz ama daha sonra ya unutuyoruz ya da hiç gelişim sağlayamıyoruz. Paket programlarda gelişim icin ne yapılmalı?

Her ne kadar gereksiz olduğunu düşünsekte günlük yaşantımızda ve işyerinde ihtiyaçmış gibi benimseyip kullanmalı. Böylelikle gün geçtikçe daha fazla özelliğini öğreniyoruz. Öğrendikçe de daha da verimli kullanabiliyoruz. Kullandıkça da işimizde yardımcı olduğunu görüyor ve kaydettiğimiz dosyaları var ise ileriye dönük belge oluşturmuş oluyoruz. Hem kendimize hem ihtiyacı olabilecek tanıdıklarımıza.

Bir de illa ki alışılmış paketleri kullanmak zorunda hissine kapılmamalıyız. Güvenilir ücretsiz paket programlara da yönelmeliyiz.
Kasım 10 - 18:38

Orhan TutumMuhammad kişisini takip etmeye başladı

Muhammad, Bilgisayar Programcısı, @muhammad

Kasım 05 - 13:11

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Programcı mantığını kavramak, programlama dilinden bağımsız olmak nedir ve bu nasıl yapılır?

Ben programcı mantığının sadece cümle kurma yapısı ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Kısaca örnek vermek gerekirse, "Masada ki bardağı mutfağa bırak" işinde/cümlesinde, programcı mantığı şöyle oluyor.

1. Masa var mı?
2. Masanın üzerinde alabileceğim bir bardak var mı?
3. Bardakla birlikte kapıdan geçebilir miyim?
4. Mutfak var mı?
5. Mutfakta bardağı bırakabileceğim bir yer var mı?
..
..
..

Ne kadar detaylı cümle kurabiliyorsanız. O kadar iyi programcı olacaksınızdır. Siz ilk sorunun "Masa var mı? " olduğunu bildiğiniz sürece emin olun ki bunu istediğiniz programlama dili ile nasıl yazıldığını öğrenebilirsiniz. Bence programlama dilinden bağımsız olmak, doğru soruları sorabilmektir. Doğru sorular her zaman doğru cevapları getirecektir.

Ben bu mantığın doğuştan kazanıldığına kesinlikle inanmıyorum. Bu bir süreç ve sonu yok. Hangi yaşta başlanılırsa başlanılsın, bu yetinin kazanılabileceğine inanıyorum.

Ekim 2016

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Bilgisayarla ilk tanışmanız nasıl oldu? Nasıl bu alana girdiniz?

Ben bilgisayarı ilk gördüğümde 10 yaşındaydım ve okul müdürünün masasındaydı. İlk dokunduğum klavye okulun deposunda, kapalı duran bir bilgisayara aitti ve bozulur mu ki heyecanımı çok net hatırlayabiliyorum. İlk internet kafe deneyimim, benden yaşça büyük bir abimin beni internet kafeye götürmesiyle oldu ve açıkçası ekranın sağ üst köşesinde(kapat, küçült zımbırtıları) bulunan, sembollerden korktuğumu hatırlıyorum. Oraya basınca bir şey olur mu ki diye :)

Birey olarak ilk internet kafe deneyimde, hiçbir şey bilmediğim için, bilgisayarda açık olan mirc 'te merhabayı 5 dk. yazmamla başladı. İlk etkileşimim buydu. Daha sonra, paint'i gösterdiler bana, çok uzun bir süre internet kafede paint kullandım :) 5. Sınıfta nihayet bilgisayar lab. kuruldu ve ben bilgisayarı açıp kapatmayı öğrenmiş oldum. Word'le tanışmam da o yıllara dayanır. 6. Sınıfa geçtiğimde çok yakın bir tanıdığımız bilgisayar aldı. Windows 98 kuruluydu ve dial up bağlantı ile internete bağlanıyorlardı. Dial up sesini ve Google diye bir şey olduğunu o zaman öğrendim :). Ağlaya ağlaya eve bir bilgisayar aldırdım ve monitor çok ısındığında bilgisayarı kapatıyordum. Bilgisayarı kuran abi winamp'ı gösterdi ve 20 gb. harddiskli bilgisayarımda müziklerin nerede olduğunu :) Candan erçetin sevgim de bilgisayarımda ki ilk şarkıların ona ait olmasındandır. Demo bir kaç oyunla 1 yılı geçirdim. Paint ve word'de de epey ilerleme kaydettiğimi düşünüyorum. Bir gece word'de animasyonları keşfettim. Benim dönüm noktam o animasyonlardı ve ben nasıl istersem öyle çalışıyorlardı. İlk para kazanmalarım da bu yıllarda oldu bilgisayardan, arkadaşlarımın ve bizim oradaki üniversite öğrencilerinin dönem ödevlerini, tezlerini yazdım ama ne yazdım. Sayfalarca, sayfalarca yazdım. Buradan kazandığım paralarla ve bizim oraya kurulan migrosun sayesinde, pcnet dergileri ile tanıştım.

Dergileri düzenli takip ettim, programları kurdum, demo oyunları oynadım ve cd içerisindeki html dosya'yıyı kurcalarak ilk merhaba dünya uygulamamı farklı şekilde yazmış oldum :) Artık liseye nereye gideceğimi biliyordum. Hazırlıkta bilgisayar donanıma dair çok az şey bildiğimi diğer arkadaşlarımdan öğrendim ve lise hayatım boyunca okul çıkışında bilgisayarcılar da çalıştım. Tozlu kasanın ne demek olduğunu en iyi ben bilirim. Tohum atsak, filizlenirdi. Meslek lisesinde ilk "Merhaba Dünya" uygulamamı basic ile yazdım. İnternet kafeler artık araştırma yeriydi ve cd yazdırma ve cd parası çok gidiyor diye, yazılıp silinen bir dosya ile notları eve götürüp çözmeye çalışıyordum. Çözemezsem tekrar kafeye gidip, çözüm buluncaya kadar o cd ile gidip geldim ve bisiklette ustalaşmamda o internet kafe yolllarını arşınlamam ile oldu. Neyse ki daha sonra usb bellek diye bir şey çıktı. Harçlıklarımdan biriktirdiğim 55 lira ilk usb belleğimi aldım. 512mb o zaman için en pahalısıydı. Şükür sonra cd olayından kurtuldum.

Eve internet bağlatmam lise 3 'te falandı sanırım ve dial up'ı kendi evimde hiç kullanamadım. Çünkü o yakın tanıdıklarımızın telefon faturası 600 milyon gelince, babam asla izin vermeyeceğini o zaman söylemişti :) Daha sonra yazılıma dair öğrendiğim her şey okul ve kaliteli öğretmenlerimin sayesinde oldu. Kendi başıma yaptığım ilk programım, annemin yemek tariflerini kaydeten bir pascal yazılımıydı. Macromedia flashı help menüsünden öğrendik biz sınıfça, hocamız japonca değil ya okuyun öğrenin oradan demişti :) Flash'ı öğrenmiş olmam da ikinci dönüm noktam olmuştur. Pascal'da dikdörtgenden buton yapıp sonra flashta çok şekil işler çıkarıyor olmanın ne demek olduğunu az çok anlamışsınızdır :) Ama öldüler işte hep :) Flashı ve actionscript aşkımdan olsa gerek, javascript, html5, css3 falan hiç sevmem ben. Flash başkaydı. Benim bilgisayar maceramda böyle bir şey :) Son olarak, lise yıllarında çalışırken kullandığım cd çantası hala duruyor bende, windows xp'ler sata kurulum notları falan filan :) İleride çocuğum olursa ona vereceğim :)
Ekim 2016

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Bir projeyi bitirirken sona yaklaşınca enerjiniz biter ve hevesiniz kaçarsa ne yapıyorsunuz?

Sona yaklaşmakla, sonda olmak arasındaki farkı anlamak gerekiyor... Kelin ilacı olsa önce kendisine sürermiş ama işin bitimini, yayına almayı hedeflemek gerekiyor. 5000 metre koşusunda 4950. Metrede bırakınca kimse son anda bıraktı değil, bitiremedi diyecektir. Hedef 5000. Metredeki çizgi olmalıdır. Bence bizim genel sorunumuz işi yapmaktan sıkıldığımızdan değil, işi doğru parçalara ayıramadığımızdan oluyor.
Ağustos 2016

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Cep telefonu bağımlılığı hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu bağımlılık yaşamı nasıl etkiliyor?

İki ay önce yeğenimin okul etkinliğine gittik.
İzmir'de toplu fidan ekimi.

Sınıf öğretmeni, büyükçe bir torba getirdi. Herkesin cep telefonunu bu torbaya koymasını , etkinlik sonu almasını rica etti. Küçük stickerlarla telefonlara isimler yazıldı karışmasınlar diye.

İtiraz edenler oldu , "o zaman siz gelmeyin" dedi kibarca. Çok cesurca ve kararlı bir hareketti.
Geri adım attılar ve telefonlarını verdiler.

İki saat boyunca telefonsuz , toprakla haşır neşir , suyla , doğayla , çocuklarla ve tanımadığımız insanlarla iletişim halinde olduk.

Konuştuk , gerçekten içi dolu dolu sohbet ettik.

Ara ara alışkanlıktan olsa gerek , elini çantasına sağına soluna atıp telefonunu arayan oldu.

Farkettim ki sigara gibi bir şey bu.. Nerdeyse bir telefon bulunsa birinde :
-kardeş sen bir bak ; sonra bana ver, ben de bir bilmem ne sitesine bakıp çıkayım.... Diyecek bir durum... Bir fırt versene gibi bir hal..

Farkındalık o iki saat içinde zirve yaptı. Hepimiz durumu anladık ve hatta üzüldük bile kendimiz için.
Ben bekar olduğum halde , oradaki anne ve babalar için ayrı , çocukları için ayrı üzüldüm.

Ne oldu peki ?
Etkinlik bitti.
Telefonun olduğu büyük poşet açıldı.
İnsanlar adeta buğdaya üşüşen güvercinler gibi saldırdılar telefonlarına.

Uçağın tekerleği yere değer değmez telefonu açıyorlar diyor ya Cem Yılmaz..

Aynen öyle..

Farkındalık ?

Bağımlılık onu ezdi geçti. .
Haziran 2016

Orhan Tutum  bu yazıyı beğendi:

ARAÇ KULLANIYORUM, KORNA KULLANMIYORUM...

2 Yıl önce sırt çantam ile bir mini Avrupa turu yaptım.
İlk durağim Köln'de (Almanya) bir otele yerleşmek oldu.
Sabah, Brüksel'e (Belçika) gitmek için otelden çıktım.
Valizimi çekerek görevlilerin tariflemiş olduğu meydanı buldum.
Bu meydanda, 'Hauptbahnhof' isminde çok aktif bir tren istasyonu,
mavi çatılı 'Music Dome' isminde büyük bir opera binası ve
hemen yanı başında 'Dom Kilisesi'nin yer aldığını haritamdan buldum.
Meydanın içerisine ulaşacağım, TRAFİK IŞIĞI YOK,
nerden geçerim diye baktım.
Cidden Işık Yok.
Sadece 'Yaya Yol Çizgisi' mevcut.
Araçlar akıyor, kenara yaklaşıp, beklemek istedim.
Beni gördüler, tüm trafik durdu. . .
Bana yol verdiler. . .
Karşıya geçtim, olan bitenleri seyretmeye başladım.
Korna çalan yok.. .
Kızan yok.. .
Acelesi olan yok..
O an karar verdim,
KORNA KULLANMAYACAĞIMA. . .

Mayıs 2016

Orhan Tutum bir yanıta alt yorum yaptı

Aynen :D
Tuzakta herkesin içinde zaten ;)
Mayıs 2016

Orhan Tutum bir yanıta alt yorum yaptı

13. Şüphesiz o (Kur'an), hak ile bâtılı ayırd eden bir sözdür.
14. O, boş bir söz değildir.
15. Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar,
16. Ben de bir tuzak kurarım.
17. Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!

Miraç kandiliniz mubarek olsun :)
Nisan 2016

Orhan Tutum bir yanıt verdi.

Canlı ile cansız arasındaki fark(lar) nedir?

Ben bi ortaya yorum atıyorum. Bilen arkadaşlar eleştirsin. (Yoksa kimsenin bakacağı yok :)

Atomların diziliş biçimi diyebiliriz sanırım. Başka bir açıdan bakarsak aralarında fark yok. Yaşam da henüz açıklanabilmiş değil sonuçta. (Varsayım şu; öyle bir dizilim denk gelmiş ki (karbon atomlarının bir dizilimi bu) tepki verebilen maddeyi mi oluşturmuş. Organizmayı mı oluşturmuş ne. )
Nisan 2016

Orhan Tutum  bu yazıyı beğendi:

Tüketimlik su ürünlerinin sağlığında standardizayon çalışmaları başladı.

7740

Amerikan Ulusal Su Ürünleri Derneği (NAA) ile Hayvan ve Bitki Sağlığı Takip Servisi (APHIS Veterinary Service) tarafından Amerika'da yetiştiriciliği yapılan su ürünlerinin sağlıklarının devam ettirilmesi, kontrolü ve takibi için bazı standartlarlar geliştirdi.
Bu standartlar, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki su ürünleri yetiştiriciliği esnasında elde edilen deneyimlerden ve çiftliklerde gözlenen parazitlerden yola çıkılarak geliştirildi. Geliştirilen standartların kabul edilmesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte su ürünleri yetiştiriciliği yapan çiftlikler, yetiştiriciliğini yaptıkları ürünlerin sağlığını daha efektif, doğru ve sağlıklı bir şekilde takip edip raporlayabilecek. Standardı yükseltilen su ürünleri yetiştiricilik kompleksi ve bu komplekste yetiştirilen su ürünlerinin artan kalitesi, sektörün içinde yer alan tesisleri güvenilir ve başarılı kılacak.

Su ürünlerinin sağlığı konusundaki standardizasyon, aynı zamanda A.B. D. İçindeki su ürünleri üreticilerinin yalnızca ülke sınırları içindeki değil tüm dünya ile ticaret yapmalarını da destekleyip kolaylaştıracak. Yabancı parazitlere karşı bilgilendirilecek olan su ürünleri yetiştiricileri dahil oldukları erken uyarı sistemi ile bölgelerinde olması muhtemel hastalık salgınlarına karşı önceden haberdar edilecek ve yetiştiricilerin tesislerinde önlem alma reaksiyonları hızlandırılacak.

Consumer Assessment of Healthcare Providers and Systems (CAHPS) tarafından geliştirilen 5 basamaklı bir sistem, su ürünleri yetiştiriciliği yapılan tesisteki ürünlerin sağlığının kararlılığını, sürecini ve korunmasını hedefliyor.


Detaylar için denizdenbabamciksa.com/2016/04/tuketiml... adresini ziyaret edin.
Nisan 2016

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Yer neden çeker?

Yer çekmesi ile sözü edilen eğer toplumumuzda yaygın olan "taş çeker" deyimindeki anlam ise, bedenimizin iyi bir ısı iletkeni olmasından ötürü, beden ısımızın bir kısmının toprağa/taşa/metale aktarılması ile beden ısımızın düşmesi ve sonrasında bedenimizin aynı ısıyı korumak için daha çok çalışması, bu çalışma artışı sırasında dışarıdan gelen virüs ve bakteri saldırılarına karşı savunmada daha güçsüz kalması nedeniyle hastalığa neden olması bu deyimi doğurmuştur.

Eğer ki yer çekiminden söz ediliyorsa, yer çekimi diye bir şey yoktur. Özünde kütle çekimi denmelidir ancak kütle çekimi deyimi de tümüyle yanlıştır. Hiç bir kütlenin çekim yeteneği yoktur. Aynştayn'ın (Einstein) da bulduğu gibi evren uzay-zaman denen çok boyutlu bir dokudan oluşmaktadır. Kütlelerin yeteneği bu dokuyu bükmektir. Bütün kütleler uzay-zaman dokusunu bükerler. Bunu 2 boyutlu olarak canlandırırsak gergin bir çarşafın üzerine konmuş bir bilye olarak düşünülebilir. Bilye çarşaf ne kadar gergin de olsa çarşafı eğecek, bulunduğu yerde çukur oluşturacaktır. Eğer çok daha küçük kütleli bir bilyeyi büyük bilyenin oluşturduğu çukurun yeterince yakınına bırakırsanız, küçüğün bu çukura kapıldığını göreceksiniz. Burada bilinmesi gereken doğada hiçbir kuvvetin çekme işlevi görmediği, bütün kuvvetlerin itme etkisi yarattığıdır. Çeken hiçbir kuvvet olamaz, tüm kuvvetler iticidir. Dolayısı ile bizi çeken kütle değil, bizi iten uzay-zaman dokusudur. Uzay-zaman dokusu bizi kütlelerin eğip büktüğü merkezlere iter. Örneğin Güneş uzay-zamanı o kadar bükmüştür ki, güneş sistemindeki tüm nesneler bu bükümden kurtulamazlar. Dolayısı ile kütlelerin çekim etkileri (elbetteki bizim çekme olarak algılamamız nedeniyle, aslında uzay-zamanın itme etkileri) oluşur. Daha ayrıntı istersen Youtube üzerinden Miçiyo Kaku'nun (Michio Kaku) izlencelerini (ing. video) izlemeni öneririm.
Nisan 2016

Orhan Tutum bir yanıt verdi.

PHP ile yapılan bir sayfada kullanıcı bir paylaşım yapıyor ve yaptığı paylaşım ilk olarak benim yönetim panelime gelmekte fakat benim isteğim bu paylaşım hem benim yönetim panelime hem de e-posta adresime gelsin. Bunu nasıl yapabilirim?

Ekleme işleminin olduğu kısımda kayıttan hemen sonra bunu ekle bi dene

mail('senin@epostaadresin.com', 'Yeni paylaşım yapıldı!', $paylasim_icerik_metni); 

Çalışmazsa bu şekilde dene

<?php
$to = 'senin@epostaadresin.com';
$subject = 'Yeni paylaşım yapıldı!';
$message = $paylasim_icerik_metni;
// Paylaşım içeriğinde HTML etiketi var
$headers = 'MIME-Version: 1.0' . "\r\n";
$headers .= 'Content-type: text/html; charset=iso-8859-1' . "\r\n";

// Gönderen alıcı vs. ayarlar
$headers .= 'To: Alici Sen <'.$to.'>' . "\r\n";
$headers .= 'From: Site Yonetimi <admin@siteadi.com>' . "\r\n";

mail($to, $subject, $message, $headers);
?>

Veritabanına ekleme anı olan işlemin yerini bilmiyorsan bu yöntem işe yaramaz. Extradan son paylaşımı gönder.php olarak bi sayfa daha hazırlaman gerekir ki onada yönlendirmenin otomatik olabilmesi için yine ekleme işleminin bittiği yeri bulman gerekir
veya çok çok uygun bir yere javascript ajax işlemi koyabilirsin.
Mart 2016

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Astronomi ile uğraşan ve teleskop bilgisi olan arkadaşlar varsa öneride bulunabilir mi?

Merhaba,
Keşke teleskop almadan önce bu araştırmayı yapmış olsaydın. Tıpkı bir otomobil veya buzdolabı gibi teleskop ta sırf ucuz geldiği için alınmamalı. Ne amaçladığına bağlı olarak seçilmeli. Fakat öte yandan bu kadar da idealist olmak zorunda değilsin elbette. Sonuçta bilimsel gözlem yapmayacak gecelerini keyifli hale getireceksin öyle değil mi?
Öncelikle güle güle kullan. Artık sahip olduğun teleskop Alt-Azimuth kurgusu olan (ayakları üzerine yerleşiminin uygulandığı koordinat sistemi) ve kırılmalı teleskop tipinde. 70 mm açıklık ve 700 mm odak uzaklığı var. Bu teleskop ile gökyüzünde ay, jüpiter ve uyduları ve saturn gözlemi yapabilirsin. Yer yüzü gözlemi için bile kullanabilirsin ayrıca. Deniz kıyısındaysan bir gemiye ya da karşı kıyıya bakabilirsin örneğin. Gökyüzü gözlemlerinde Saturn ve Jupiter gözlemi yapabilmek için bu gezegenlerin bulunduğun tarih ve konuma göre nerede olduğunu araştırmaya başlamak ilk adımın olabilir. Bir gök atlası ya da bir uygulama kullanabilirsin. Jupiter'in uydularının o anda hangi dizilimde olduğunu da bazı web uygulamalarından bulursun ki o zaman baktığın şey nedir onu anlamana yardımcı olur. Ay'ın kraterlerine bakarken kratelerinin isimlerini öğretecek ay atlasları var bolca. Uluslarası uzay istasyonu hareketli sen ise teleskopun ile hareketsiz olmak zorundasın. Bu yüzden sabitlediğin bir teleskopla ancak o noktadan geçerken görürsün kısa bir süreliğine. Bu da teleskopu hareketli cisimleri gözlemek için (uydular, kuşlar vs) elverişsiz yapar.

İlk denemelerini de burada bizimle paylaşmanı diliyorum. İyi eğlenceler.
Mart 2016

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Eski nesille yeni nesil arasındaki teknolojik bilgi uçurumunun yeni nesil üzerindeki olumsuz sonuçları nelerdir?

Öncelikle teknolojiye bakış tarzında görüş aykırılıklarıyla kopuk nesillerin yaratılmış olduğunu görüyoruz.

Ayrıca yazılı eserlerin artık neredeyse yok olma sürecinin sonuna geldiğini de üzülerek izliyoruz. Bunun yaşam içinde kanıtlarını elbette görüyoruz. Yıllar öncesinde gazetelerin köşe yazıları, öyküler, romanlar, düşünce yazıları en çok alıcısı olan eserler iken, bugün şiirler dışında yazılar okunmuyor bile. Yazıya şöyle bir bakılıyor ve "Kim okuyacak şimdi bunu? " iç sesiyle anında okumaktan cayılıyor.

Teknolojinin kolaylıkları derken ne yazık ki kendimizi teknolojik geyik muhabbetleri içinde bulduk. Yararlı sohbetler yerine günlük hayatta hiç işe yaramayacak diyaloglar ve daha da acısı küfür ve argo sözcükleri kullanım oranının korkunç derecede artması da konuya ilişkin olumsuz örnektir.

Teknoloji elbette araştırmayı kolaylaştırdı. Aranılan bilgiler artık onlarca kütüphaneyi gözden geçirmeye gerek kalmadan bir tıklamayla karşımıza geliyor; ancak okuma alışkanlığımız gittikçe gerilediğinden onu bile satırlar atlatarak okuma ve kendimizce kabataslak bir özet çıkarma derdine düşüyoruz.

Umarım olumsuzlukların çaresi bulunur ve teknolojiden yüzde yüz oranında yararlanabiliriz. . .
Mart 2016

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Sık sık uyku felci geçirip sonra bu rahatsızlıktan kurtulmak mümkün müdür?

Bende de bu durum çok sık tekrarlıyordu. Üstelik yüksek bir seviyedeydi, normalde kendi varlığınız haricinde tek kişinin varlığını odanızın bir köşesinde hissediyorsunuz ve kıpırdamak bir yana, ses çıkartmanız imkânsıza yakın hale geliyor. Bende sayı ikiye çıkmıştı ve konuşma durumları vardı.
Korkmayın. Ben hiç korkmuyordum, bilincimin bir kısmının elimde olduğunu biliyor ve gülümseyerek -o anki durumları yok saymaya çalışın. Sizden daha güçlü tek bir varlık vardır. Böyle düşünün- geçmesini bekliyordum. Kıpırdayamama durumu oldukça üst bir boyuta taşınmıştı ki çoğu zaman uyumak istemiyordum. Einstein'i da o sıralarda oldukça sık andığım bir gerçek.
Genellikle uyuma pozisyonundan kaynaklı, yatağınızda iki yastığın haricinde bir şey bulunmasın. Kollarınızı sıkıştırmayın ve yatağınızda abur cubur tüketmeyin.
Dua konusuna gelecek olursam, uyumadan önce mutlaka Ayetel Kürsi okuyun.
Deneyin, geçtiğini göreceksiniz.
Mart 2016

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Teknoloji ile sosyalleşir miyiz yoksa yalnızlaşır mıyız?

Bu oldukça geniş kapsamlı bir soru. :)
Teknolojiye dahil olan hangi alan? Oyunlar bile birbirinden bu kadar bağımsızken.
Zamanında sosyalliğe attığım ilk adımları bana sunmuştu.
Mart 2016

Orhan Tutum bu yanıtı beğendi:

Teknolojinin bizlere verdiği en büyük zarar nedir?

Teknolojinin değil ''teknoloji tüketim eğitiminin'' verilmemesi toplumsal olarak bizlere zarar veriyor. Bakınız şu an teknolojiyi ne kadar güzel kullanıyoruz.Sorarak, yanıtlayarak ve paylaşarak öğrenmeye ve öğretmeye yardımcı oluyoruz, ancak bir bireysel olarak mümkün değilse bile toplumsal olarak bu nimetlerin nasıl kullanılması gerektiği, doğru kullanımda kazanımlarımızın neler olacağı, ne kadarının faydalı-zararlı şeklinde bir eğitim verilirse teknoloji insan yaşamını iyiye taşıyacaktır. Inploid'u düşünün, bir şeyler alıp-satarken, adres ararken, evrak toplarken kullandığınız platformları düşünün.
Mart 2016

Orhan Tutum yeni bir  soru  sordu.

Daha Fazla