Bilmek istediğin her şeye ulaş
Mart 2015

Gonca Köse

Film Önerileri 5 \ Boyhood

78

Oyuncular: Ellar Coltrane, Patricia Arquette, Ethan Hawke, Lorelei Linklater
Yönetmen ve Senaryo: Richard Linklater
Filmi izlemek beni geçen şey;filmin çekimleri 12 yıla yayılmış ve filmde oynayan karakterler aynı...


Film çok samimi ve naif ancak çok stabilize ilerliyor. Tek sevmediğim yönü oldu. Filmde boşanan ve geçim sıkıntısı çeken bir çiftin boşanması ve geride kalan 2 çocuğun yaşadığı dönemler sahneleniyor. Ben haliyle boşanan bir çiftin çocuklarının ileride yaşayacağı sorunları daha abartı hayal ettim. Daha travmatik olaylar yaşanacağını düşünmedim değil...

Filmin sevimli karakteri Mason, bir erkek çocuğunun büyüme dönemlerini çok güzel yansıtıyor. Herkes kendi çocukluğundan çok samimi kareler bulabilir.

Takdire şayan bir diğer konu 12 yıla yayılan bir film olmasına rağmen filmde kullanılan mekanlar, filmin renk ve dokusu hep aynı çizgide devam ediyor. İzlerken senelerin sahne geçişini fark etmiyorsunuz akışı rutin ilerliyor.

Ancak bu film 12 yıla yayılan bir dizi olsaydı izler miydim? Hayır. Çünkü filmin ilgi çekici yönü o zaman akışını sonunda görmekti.

ÖDÜLLER:

2014 Fipresci Büyük Ödül
2014 Berlin En İyi Yonetmen
2014 Seattle En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu
78
Mart 2015

Gonca Köse

Film Önerileri 4 \ Gone Girl

78

Baş rol oyuncuları Ben Affleck ve Rosamund Pike... Yönetmen: David Fincher

Film; Pİke ile Drama Dalında En iyi Kadın Oyuncu ve Fincher ile En İyi Yönetmen dalları da dahil olmak üzere dört Altın Küre Adaylığı kazanmış.
Bu film Kayıp Kız kitabının bir uyarlamasıdır. Kitabını okumadım ama filme ciddi anlamda bayıldım... 2014 yapımı bir film eğer film arayışınız varsa güzel bir gerilim filmi bir kaç gün oyunculuk etkisinde kaldım diyebilirim. Özellikle Rosamund Pike'in canlandırdığı Amy karakteri çok etkileyiciydi.
Filmin ana konusu evlilik yıl dönümünde gizemli bir şekilde ortadan kaybolması ve beraberinde gelişen olaylar olarak açıklanmış. Konu aslında basit evlilik sorunlarından ibaret. Maddiyat, aldatılma, güvensizlik vb. temalar işlenmiş. Ama ilginç olan bir kadının bunların karşısında yapabileceği şeyleri işleyiş şekli...

2014 Eylül ayında gösterime girmiş ve filmi izledikten sonra söylediğim tek şey bu zamana kadar nasıl kaçırmışım bunu yaa!! Oldu. Film arayışı içinde olan ya da boş vakti olanlar ilk izleyeceğiniz film Gone Girl olsun..:)

78

Kadınlar için yaşanılan özel anların ne kadar önemli olduğunu gösteren bir kare.. Ne demek istediğimi izledinizde anlayacaksınız iyi seyirler.

78
Ocak 2015

Gonca Köse

Anne Yaşı ve Down Sendromu İlişkisi

Down sendromu ( trizomi 21 ) 21. Kromozomda meydana gelen mutasyon sonucu oluşan genetik hastalıktır. 800 doğumda bir down sendromu ile karşılaşılmaktadır.

Mayoz bölünme esnasında annenin ya da babanın homolog kromozomlarında ayrılma olmaması durumu 47, +21 karyotipli bireylerin oluşmasına neden olmaktadır.

6185

Fiziksel özellikleriyle ilgili daha önce yanıtladığım soruyu inceleyebilirsiniz.Down sendromu nedir?
Ayrıca ilgili yazıları da inceleyebilirsiniz.

Annenin yaşı arttıkça Down sendromu riski artmaktadır. Şöyle ki anne yaşı 30 iken 1000'de bir olan risk 40 yaş için 100'de 1'e çıkmaktadır.

NEDENLERİ: Bir kız bebek dünyaya geldiğinde ilk oositleri ( olgunlaşmamış gamet) oluşmaya başlar. 30-40 yaşına gelindiğinde kadınlar 10 ya da 20 yıl öncesindekinden daha yaşlı ve mayoz bölünmeye daha fazla maruz kalmış yumurta üretirler. Bu da mayoz bölünme mutasyonu olan down sendromuna zemin hazırlamaktadır.
6185

Ayrıca erkeklerin yaşı ile ilgili bir bağ da olabilir. Onun hakkında tam olarak somut bilgim yok. Onu da araştırmakta fayda var. Yaş ilerledikçe, beslenme, alkol ve sigara kullanımı, mevcut hastalıklar gibi faktörlerin mayoz bölünmeye ola etkilerini de değerlendirmek gerekli.
Ekim 2014

Gonca Köse

Ebola Virüsü Hakkında Önemli Bilgiler

Ebola virüsü hastalığı bu sıralar yaygın görülen salgın hastalıklardan biri haline geldi. Ne yazık ki her konuda olduğu gibi bu konu da da gerekli hassasiyeti göstermiyoruz. Hastanelerde ebola virüsü şüpheli hastalar için eğitimler veriliyor. İnsanların daha bilinçli olmasını istiyorum... Bizim ülkemizin Ebola riskimiz yok diye açıklamalar yapılıyor tabi ben buna gülüp geçiyorum. Çünkü hiç bir ülke bu garantiyi vermiyor... Bu caps bence bizim bakış açımızı güzel anlatıyor.

1911

Hastalığın görüldüğü insanlarda ölüm oranı % 90'dır. Bu oran küçümsenmeyen bir değerdedir. Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın hızla yayıldığı uyarısı yaptı. Yine Bu hastalık Dünya Sağlık Örgütü tarafından 4. Risk Grubu Patojen olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'nün güncel verilerine göre, Ebola virüsünden dolayı hayatını kaybeden kişilerin sayısı 4000'i geçmiş durumdadır.
Virüsün nereden ortaya çıktığını araştırdım;

Virüs, ilk olarak 1976 yılında Sudan ve Kongo'daki salgınlarda tespit edildi ve adını Kongo'daki bir nehirden aldı. Virüsün doğal kaynağının Afrika'daki meyve yarasaları olduğu düşünülüyor. Virüslerin varlığı bu yarasaların coğrafi dağılımıyla örtüşüyor.

Ebola virüsü'nün belirtileri nelerdir?
Belirtiler Ebola virüsüne maruz kalındıktan 2 - 21 gün (genellikle 8-10 gün) sonra görülür.

1911

Ebola virüsü nasıl bulaşır?
  1. Ebola bulaşmış bir kişinin kanı ya da vücut salgılarıyla doğrudan temas kurmak
  2. Ebolalı kişinin eşyaları ( kontamine olmuşsa bulaşması kaçınılmaz)
  3. Cinsel yolla
  4. Hastanın teri, dışkısı ile de geçebile bir virüs olduğu için bulaşıcılık yüksektir.
  5. Eboladan ölen X vatandaşa temas.
Şuan için ülkemizde ebola vakası tanısı konulmamıştır ancak çok fazla şüpheli hasta karantinaya alındı. Ve olmadığı söylendi. Ebola şüphesi! Ebola Alarmı diye aylardır gazetelerde başlıklar atılıyor. Afrika kökenli bir hastalık olduğu için Batı Afrika bölgesinden gelen vatandaşlarımızın aile hekimlerimizce 21 gün süreyle takip yapılıyor. Hac ibadetinden dönen Hacıların taşıma riski yüksektir. Şuan bu hastalık kırmızı alarm verilen bir hastalık Abd ve Almanya da görüldü ülkemize yolculuk sonucu gelme oranı yüksek bize düşen şuan için kendimizi iyi korumak... Sık sık ellerinizi yıkamaya özen gösterin bu aralar... Ebola için bir aşı ve serum üretileceği bekleniyor.

Eboladan Ölen bir vatandaşın defnedilmesi...
1911

Ebola virüsü şüphesi sonrası dezenfeksiyon...
1911

Ebola şüpheli hastaya sağlık personelinin ateş kontrolü...
1911

Fotoğraflarda sağlık personellerinin ne kadar öz verili ve çalıştığını görüyorsunuz. Umarım ülkemiz de bu hastalık yeşermeye başlamaz. Çünkü ''Bu görüldüğü kadar kötü bir şey değil. Tabi ki bulaşınca öldürüyor. '' gibi açıklamalar yapan yetkilerin olduğu bir ülkede gerekli önlemlerinde alınmayacağını biliyoruz. . . :)
Haziran 2014

Gonca Köse

Zayıflatan Meyveler

Meyveler tek başına zayıflatmasa da zayıflamak için uygulanan sağlıklı diyetlerde vazgeçilmez besinlerdir. Meyveler vitamin, lif ve mineral açısından zengindir.

ANANAS

11664

Ananasın içinde bulunan C vitamini, A vitamini, lif ve özellikle protein sindirimine yardımcı olan bir meyvedir. Boşaltım sistemi ve karaciğerin çalışmasına yardım eder. İdrar söktürücüdür. Sağlıklı hazırlanmış bir beslenme programı içinde kilo vermeye yardımcı olabilir.

KİVİ

11664

Kiviyi bir miktar kuru yemiş veya proteinden zengin süt veya yoğurt gibi besinlerle tüketebiliriz. Bu şekilde kilo vermeyi destekler. Günlük A ve C vitamini ihtiyacı karşılanabilmektedir. Bağırsakları çalıştırarak sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler.

KİRAZ

11664

Kirazın faydaları arasında antioksidan etkileri, böbrekleri temizleyici faydaları, vücuttan su tutulmasını engelleyen etkisi nedeniyle gerek zayıflama etkisi vardır. Kiraz, iyi bir kabızlığa karşı bitkisel çözüm formülüdür. Özellikle de kiraz çöpü çayı kabızlığa bire bir çözüm getirmektedir.

GREYFURT

11664

Greyfurdun kalori değeri, enerjisi oldukça düşük, su oranı da çok yüksektir. Greyfurt karaciğerde yağ depolanmasını önleyen inositol açısından iyi bir kaynaktır. İnositol saç sağlığını da korur. Kan kolesterol düzeyini olumlu etkiler. Fazla kilonun karaciğeri yağlandırdığını düşünürsek, düzenli greyfurt tüketimi karaciğeri korur.

YEŞİL ELMA

11664

Sindirime yardımcı olur, kabızlığı giderir. Mide bağırsak rahatsızlıkları olanların yemeklerden önce bir elma yemesi faydalı olur. Büyük bir elma yemekle günlük alınması gereken lif miktarının % 30′unu almış olursunuz. Brezilya’da yapılan bir araştırmada diyet yapan ve günde 3 elma yiyen kadınların, diyet yapan fakat hiç elma yemeyen kadınlara göre daha iyi kilo verdiği görüldü.
Haziran 2014

Gonca Köse

İftar ve sahurda doğru bilinen yanlışlar

Vücudumuza sağlık kazandırmanın en önemli yollarından birinin de kalori kısıtlaması yapmak olduğunu artık biliyoruz.
Beslenme yetersizliği yapmayacak bir kalori kısıtlaması ömrü uzatıyor. Oruç tutmak da kalori kısıtlaması yapmanın en güzel yollarından biridir. Hem ibadet etmek hem de bedene sağlık kazandırmak istiyorsanız oruç tutarken beslenme yetersizliği yapmayacak şekilde bir kalori kısıtlaması yapabilirsiniz.
Oruç tutmak demek akşama kadar aç kalıp iftar sofrasında bin bir çeşit yiyeceği yemek demek değildir.
Bu ramazanda iftar soframızı sadeleştirelim.

• ZENGİN BİR İFTARİYELİK TABAĞI İFTAR SOFRALARININ VAZGEÇİLMEZİDİR; YANLIŞ

İşe iftariyelik tabağından başlayalım. İftariyelik tabağı olarak hazırlanan çeşit çeşit peynir, hurma, zeytin, salam, sosis, sucuk, pastırma, bal, kaymak ve tereyağı tabağını aynı anda sofraya koymayalım. Çünkü bu yiyeceklerin bir çoğu çok fazla tuz içerir. Aynı zamanda bu yiyeceklerin bir çoğu çok fazla yağ içerir. Tuz su ihtiyacımızı daha çok arttırır. Yağda çok fazla kalori içerir. Bu yiyeceklerden hepsinden bir lokma tadına bile bakmak vücuda ciddi bir kalori girmesine neden olur. Doğru iftariyelik tabağı olarak; kişi başı 1 adet hurma, 1 tane zeytin, az tuzlu bir çeşit beyaz peynir, domates, salatalık ve yeşilliklerden oluşan bir tabak hazırlayalım.
Başlangıç olarak çorba iyi bir seçimdir. Ancak yapacağımız çorbalar krema, yağdan fakir olsun. Et suyu kullandığımız çorbalara ekstra yağ koymayalım. Sebze çorbaları, domates çorbası, yoğurt çorbası, ezogelin ve mercimek çorbası daha doğru seçimlerdir. Çorbaların içinde ayrıca et, kıyma veya tavuk kullanmamaya özen gösterelim. Et yemeğini ayrıca yapabiliriz. Çorbada porsiyon kontrolü yapmak önemlidir. Kadınlar için 1 kepçe erkekler için 2 kepçe çorba yeterlidir.

• EN AZ 2 ÇEŞİT ETLİ ANA YEMEK OLMALIDIR; YANLIŞ
Ana yemek olarak 1 çeşit et, tavuk veya balık içeren bir yemek yapılabilir. Bu et yemekleri özellikle sebze ile birlikte yapılırsa vücudun lif ihtiyacına da cevap verir. Ama et ve sebze yemeğini ayrı olarak yapalım diyorsak; et yemeklerini fırında, ızgara veya haşlama olarak seçip yanında 1 çeşit az yağlı bir zeytinyağlı sebze yemeği de yapabiliriz. Kalori kısıtlaması olarak düşünürsek kadınlar bile avuç içi büyüklüğünde erkeklerde onun iki katı olarak da tüketimi uygun olur.

• HER SOFRADA PİDE OLMALIDIR; YANLIŞ
Ramazanın baş tacı pideyi de artık tahtından indirme zamanı geldi. Çünkü pide beyaz undan yapıldığı için hem kan şekerini hızlı yükseltiyor hem de porsiyon kontrolü yapmak zor oluyor. O nedenle esmer undan yapılmış ekmeklerden vazgeçmeyelim. Eğer ekmek yiyorsak da ayrıca pilav, makarna veya börek tüketmemeye özen gösterelim. İlla da pide diyorsanız haftada 1 kez sınırlayın. Porsiyon büyüklüğü olarak da bir avuç içi kadınlar için veya erkekler içinde onun iki katı olabilir.

• İFTARLARIN VAZGEÇİLMEZİ BÖREK, PİLAVDIR; YANLIŞ

Her sofranızda börek, pilav veya makarna olmasın. Bu tür yiyeceklerin karbonhidrat değeri çok yüksek olduğu için, çorba ve pideyle birleştiğinde vücuda ciddi kalori girmesine neden olur. Yapacaksanız da sadece bir çeşidini yapın ama bu tür yiyecekleri tükettiğinizde ayrıca ekmek, pide veya tatlı yememeye özen gösterin.

• SALATASIZ DA İFTAR OLUR; YANLIŞ.
Yemekte mutlaka az yağlı bir mevsim salatanız olsun.

• YOĞURT GAZ YAPAR İFTARDA YOĞURT YEMEYİN; YANLIŞ
Yoğurt, cacık veya ayrandan vazgeçmeyin. Bu yiyecekler hem protein açısından hem kalsiyum açısından zengindir. Metabolizmayı çalıştırır harareti dindirir. Gaz yapmasın istiyorsak yemeklerde kimyon kullanabiliriz.

• TATLISIZ İFTAR OLMAZ; YANLIŞ
Iftar sofralarınızda çeşit çeşit tatlı bulundurmayın. Bu bir ayı kalori kısıtlaması olarak düşüneceğimiz için yemekten bir-iki saat sonra meyve yediğinizde hem tatlı ihtiyacınızı karşılarsınız hem de vücudunuza bol miktarda lif girer.

• ÇAY İFTARIN VAZGEÇİLMEZİDİR; YANLIŞ
Yemekten hemen sonra çay içmek, susuzluğunuzu derinleştirir. Özellikle kansızlığı olanlarda demir emilimini önler. O nedenle ıhlamur, adaçayı, rezene gibi hafif bitki çayları içmek, hem mideyi hem bedeni rahatlatır.

• AKŞAMDAN KALAN YEMEKLER SAHURDA YENİR; YANLIŞ
Sahura kalkılmalıdır; sahurda akşamdan kalma yemeklerden vazgeçin. Akşamdan kalan yemekler hem yağlı hem tuzlu olur. En ideali kahvaltı yapmaktır. Kahvaltıda mutlaka haşlanmış yumurta, 1 dilim az yağlı peynir, domates, salatalık bolca, 1-2 dilim ekmek, 1 bardak yoğurt ve 2 tane kuru hurma tüketin. Yoğurt, peynir ve yumurta tok tutar. Domates, salatalık su ihtiyacınıza cevap verir. Hurma da lif içeriği nedeni ile tokluğunuza katkıda bulunur. Daha tahammüllü oruç tutmanızı sağlar.

• SAHURDA ÇAY İÇİLMEZSE ORUÇ TUTMAK ZOR OLUR; YANLIŞ
Sahurda çay ve kahve içmekten vaz geçin. Çünkü bu içecekler vücuttan su atar ve daha çok susamanıza neden olur. Sahurda 4 bardak kadar su içmeye özen gösterin.
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya
kaynak: Milliyet
Mayıs 2014

Gonca Köse

Conchita Wurst / Sakallı Kadın

Gerçek adı Thomas "Tom" Neuwirth olan şarkıcı 6 Kasım 1988 doğumludur. Kimdir diye merak edenler için bilinen adı ile Conchita Wurst; 2014 Eurovision Şarkı Yarışması'nda Avusturya'yı "Rise Like a Phoenix" isimli şarkısıyla temsil edip birinci olan şarkıcıdır.

Bu birinciliğin ardından konuşulanlar Eurovision Şarkı Yarışmasının gaylerin hüküm sürdüğü bir yarışma olması ve Conchita wurst erkek mi yoksa kadın mı?

1584

Şöyle ki Thomas bir erkek, yarattığı sahne karakteri conchita wurst ise sakallı bir kadın. Bu Yaptığı büyük bir cesaret ve vurgulamak istediği mesaj herkesin istediği gibi bir yaşama hakkının olması.

Şimdi bu görüntünün bizim alıştığımızdan farklı olduğunu biliyorum ancak hiç bir şekilde eleştirmedim. Bizimde her zaman söylediğimiz kadın erkek eşit olmalı, insanlar dilediği gibi gezebilmeli, giyebilmeli, içebilmeli vs... Peki bunu gerçekten yapabiliyor muyuz? Hayır çünkü kadınlar olarak korunacağımız sığınacağımız bir yasamız bile yok. Tecavüzcüler davetkarlıktan, bekaretin bozulmamasından indirim alırken bu ülkede hiç bir zaman kadın erkek eşitliği olmayacak. Şimdi bu arkadaşa gelirsek ben onun alnını öperim buradan. ' ' 'Kadın erkek farketmez herkes dilediği gibi yaşamalı 'diyor.
1584

Ayrıca fiziki görüntüyü bırakıp sanatına bakacak olursak anladığım kadarı ile sesi de hiç fena değil parçayı çok güzel okumuş.
Mayıs 2014

Gonca Köse

Dünya Ebeler Günü Kutlu Olsun!

Her sene 5 mayıs dünya ebeler günü olarak kutlanıyor. Dünyanın en eski mesleklerinden birisi ebeliktir. Daha meslek kavramı oturmamışken bir kadının başka bir kadına doğumu anında yardımcı olması ona atanmış bir görev olmuş ve diğer kadınlara da yardımcı olmak doğal olarak gelişen bir görev olmuştur. En eski mesleklerden biri olan bu mesleğin bugün önemini biraz belirtmek istiyorum.

Günümüzde ebeler hekimler ve hemşireler arasına sıkışmış kendi görev tanımı olduğu halde pinpon topu gibi oradan oraya dolaşan bir meslek grubu olmuştur. Günümüz koşullarında doğal doğumları gerçekleştiren kadın doğum uzmanları ebelere bu alanda kısıtlamalar getiriyor, ebe doktoru sadece asiste etmekle görevli oluyor. Ya da bir çok ebe hastanelerde hemşirelik görevini üstleniyor ve bu kimliği alıyor.

Bir ebenin görevleri nelerdir?

Sağlık bakanlığına göre ebenin görevleri;
  • Ana - çocuk sağlığı hizmetlerini yürüten
  • Doğum öncesi, doğum ve doğum sonrasında hizmet veren
  • Doğum yaptıran
  • 0-6 yaş grubu çocuğun beslenme ve aşılarını takip edip, yapan
  • Aile planlaması yapan
  • Temizlik, ilk yardım, bulaşıcı ve sosyal hastalıklardan korunmada ailelere bilgi veren
  • Doğum ve ölüm oranlarını hesaplayıp, değerlendiren ilgili okullardan mezun kişidir.
Bir ülkenin gelişmişlik düzeyine bakılırken o ülkenin bebek ölümlerine, anne ölümlerine ve kadınların gelişmişlik düzeyine bakmak gereklidir. Kadınların ve çocukların sağlık düzeylerini en yüksek seviyeye çekecek tek bir meslek grubu vardır oda ebelerdir. Yurt dışındaki ülkelerde ebeler gebe kadınların takiplerini kendi doğal ortamlarında evlerinde yapıp hatta isterlerse evlerinde doğum yapmalarını sağlıyor. Orada doğuma korkunç ve vahşet şeklinde bakılmıyor çünkü 9 ay boyunca onu takip eden her anlamda ona güvendiği bir doğum rehberi var. Bizim ülkemizdeki gibi 10 tane kadının yan yana affedersiniz mezbahane gibi doğum yap hadi! Diye başında bağıran doktorları ve ebeleri yok...

Bir kadının normal doğum yapabilmesi için mümkün olduğunca sesten, gürültüden uzak kalması gereklidir. Ama her alanda olduğu gibi bizim ülkemizde her karar bir sonuca bağlanıyor bu sonucun giriş ve gelişme süreçlerine bakılmıyor. Ülkenin aile planlaması için çalışacak elemanlarını yeterli kalite ve düzeyde yerleştirmeyip, küretajı yasaklıyorlar. Bir kadına ya da erkeğe yeterli bakım, hizmet ve planlama hakkında bilgi vermeden her şeyin düzene oturmasını beklemek ne kadar doğrudur?

Geçenlerde haberlerde izledim, çocuğu anomalili doğduğu için satırla hastanede dehşet saçan bir adam... Bu adamın zamanında eşinin takipleri ne kadar yapıldı? Ona yeterli bakım, hizmet ve bilgilendirme yapıldı mı? Bunlar bizim ülkemizin acı ama malesef gerçekleri...

Bu ülkede bir kadın başka bir kadının zulmüne uğradıkça, 12 yaşlarında gelin olmaya mahkum oldukça, tecavüze uğradıktan tecavüzcünün, tahrik etmiş ya da bakireliği bozulmamış indirimi alması devam ettikçe ne kadınlar günü ne de kadına el uzatan ve yardımcı olmaya çalışan ebeler günü tam anlamıyla kutlanamıcak. Bu kadınlara özgü günler her zaman sene de bir gün ve ütopik bir gün olarak kutlanmaya devam edecek... .
Nisan 2014

Gonca Köse

Doğumda korkunun hikayesi

M. S. İkinci yüzyıldan itibaren yavaş yavaş dinin de etkisiyle erkeklerin egemenliğinin
artması sonucu kadınlara özellikle ebe ve şifacı kadınlara karşı nefret ve aşağılama
başladı. Daha önce iyileştirici özelliklerinden dolayı toplumda sayılan şifacı kadınlar
yine aynı özellikleri sebebiyle aforoz edilmeye başlandılar. Doğaya taptıkları, doğumu
kutsadıkları tapınaklar ve tanrıça heykelleri yıkıldı. Soranus'un öğretileri de bundan
nasibini aldı ve doğal ve rahat doğum konsepti küllerin arasında kaldı. Hatta
İskenderiye'den St.Clement şöyle yazdı: Kadınların sadece kadın olması bile utanç
duymaları için yeterlidir.

Artık yasalar hamilelerin ve doğum yapan kadınların izole edilmelerini emrediyordu.
Doğumlar artık papaz ve keşişlerin yönetimindeydi. Doktorların izin almadan günah
tohumu olarak görülen bu gebelere müdahale etmeleri yasaktı. Doğumla ilgili
korkular bu dönemde oluşmaya başladı. Yaşamın başlangıcı olan doğumu coşkuyla
yaşayan kadınlar için artık doğum acı, korku ve yanlızlık getiren bir olay haline
gelmişti. Kadınlar hamile kalınca kendilerini güvensiz hissediyorlardı. Doğum
denince akla sadece ağrı, acılar ve sefalet geliyordu.

16. Yüzyılın başları geldiğinde Soranus'un öğretileri yeniden keşfedilmeye başlandı.
Tıp dünyası bu keşfe ilgi gösterdi ve ilk doğum kitapları yazılmaya başlandı. Bu hoş
olmayan doğum işleri yine kadınlara devredildi. Ebelik kavramı yeniden canlandı
ama artık ağrı ve korku doğumla özdeşleşmişti. Bu yüzden en fazla afarozların
yaşandığı Almanya'da ebelere "weh mutters" ismi verildi yani "acının anneleri".
Rönasansla birlikte tüm Avrupa'da başlayan yeniden yapılanma sürecinde kadınlar
daha iyi koşullara kavuşmaya başladılar. Ancak bu çok yavaş oluyordu. Kloroformun
bulunmasına rağmen bunun kadınlarda ağrı kesici olarak kullanılması uzun süre
yasaklandı. Ağrı doğumda kadınların günahlarından arınması için vardı ve ağrıyı
kesmek Tanrı'nın emirlerine karşı gelmekti.

İhmal edilen ve yalnız bırakılan bu kadınlarda anne ölümleri çok yüksekti. Bu
olaylara baktığımızda kadınları korkutanın doğum değil daha çok komplikasyonlar ve
sonucunda gelen ölümlerin olduğunu görüyoruz. Aşırı korku gerginlik yaratıyordu,
bu da normal görevini yapması gereken rahimin çalışmasını ve rahim ağzının
açılmasını engelliyordu. Böylece komplikasyonlar ve ölümler artıyordu.
1800'lü yılların ortalarına doğru doktorların doğumla ilgilenmelerine izin verilmeye
başlandı ancak erkek olan bu doktorların birçoğu doğumla ilgilenme konusunda
isteksizdi. Hatta daha çok yeteneksiz ve alkolik olanlar doğumla ilgilenmek zorunda
bırakılıyorlardı. Ama bunun bir önemi yoktu çünkü o dönemlerde tıp dünyası doğum
yapan bir kadının ihmal edilmesini hala normal karşılıyordu.

1800'lü yılların sonunda kraliçe Victoria'nın doğum yaparken kloroform istemesiyle
doğumda anestezinin kapıları da kadınlara açılmış oldu.Ancak bu da gerek Avrupa
gerekse Amerika'da başka bir felaketi getirdi. Evde anestezi çok tehlikeli
olduğundan ve sık sık ölümler görülmeye başlandığından dolayı doğumlar artık
hastanelerde yapılmaya başlandı.

Yani ağrıdan kurtulmak isteyen kadınlar anesteziyi kullanmak adına evlerini bırakıp
hastanelere gitmek istediler. Böylece babalar artık doğumun bir parçası değildiler ve
ailelerin kendi doğumları üzerindeki karar verme seçenekleri ellerinden alınmıştı.
Kadınlar doğumda daha da yalnızlaştılar.

Hastanelerde doğum başladığında bu sefer kadınları başka bir felaket bekliyordu.
Doğum servisleri o zamanlar çok kirliydi. Sadece yıkanmayan ellerden bile
enfeksiyon bir gebeden diğerine kolaylıkla yayılıyordu. Daha güvenli ve iyi tedavi
için hastaneleri seçen gebeler bu sefer de enfeksiyondan ölüyordu. Bu enfeksiyonun
adına "doğum ateşi"ismini vermişlerdi. Hastanelerdeki bu yüksek anne ve bebek
ölümlerine normal karşılanıyordu oysa ev doğumlarında gerek komplikasyonlar
gerekse ölümler daha azdı. 1913'te yapılan bir çalışmayla hastanesi olmayan
adalardaki balıkçı köylerinde, keçi, domuz, tavuk gibi hayvanlarıyla içiçe yaşadıkları
evlerinde bile doğuma bağlı ölümlerin görülmediği tespit edildi. Hastanelerde ise
komplikasyonlardan çok enfeksiyona bağlı ölümler yüksek çıkıyordu. Sonuçta
ölümün adı doğumla birlikte anılmaya devam etti ve bu büyük bir korku yaratıyordu.
Artık kadınların doğuma bakışı değişmişti. Gerginlik ve korku doğumda bazı şeylerin
yanlış gitmesine neden oluyordu. Komplikasyonlar en iyi ihtimalle büyük acılar
demekti ama genellikle ölümle sonuçlanıyordu. Artık doğumun coşkusunun yaşanamadığı çok açıktı. Kadınlar için hamilelik ve doğum artık sadece acı ve
korkuydu.

Doğumun bu kötü kaderini yine bir kadın değiştirmeye başladı-Florence Nightingale.
Nightingale yeni ebelik okulları oluşturdu. Tüm doğum servislerinin temizlik ve
hijyen açısından aynı yükseltilmiş standartlara kavuşmasını sağladı. Hastane
enfeksiyonları ortadan kalktı. Meydana gelen değişimler doktorları da etkiledi.
Beceriksiz ve alkolik doktorlar doğumlardan uzaklaştırıldı. Artık kadınlar doğumda
hakettikleri saygı ve sevgi ortamına kavuşmuştu.
Ama artık çok geçti. Anestezinin doğumda kullanılmasıyla birlikte tüm doğumlara
gerekli-gereksiz müdahale edilmeye başlandı. Doğumda ağrının kaçınılmaz olduğu
düşüncesiyle ağrıyı kesmek için açılma döneminde yüksek doz ağrı kesiciler
verilirken, doğum anında da genel anestezi uygulanmaya başlandı. Uyuşturulmuş
bebeklerin genel anestezi almış annelerden aletlerle çekilip çıkarılması bir kural
olmuştu. Bütün amaç ağrıyı yok etmekti, gerisi önemli değildi.
Günümüzde tersi kanıtlanmış olmasına rağmen doğum işiyle uğraşanlar da dahil
olmak üzere kadınların birçoğu doğumda ağrının kaçınılmaz olduğuna inanmayı
sürdürmektedirler. Halen büyük bir kesim yapabilecekleri en iyi şeyin bedenlerine
güvenerek kendilerini bedenlerinin ve bebeklerinin rehberliğine bırakıp sakin bir
doğum yapmak yerine, bu durumdan kurtulmaları için doktor ve ebelere
sorumluluğu vermek olduğuna inanıyorlar.

Birçok hastane kanıta dayalı ispatlamış sonuçları olmayan müdahaleleri rütin olarak
kullanmaktadır. Yapılan bu müdahalelerin birçoğu ağrının artmasını tetiklemekte, bu
da daha sonra yapılacak müdahalelere zemin hazırlamaktadır. Müdahaleler
birşeylerin ters gitmesi demekti. Bu yüzden kadınlar doğum hikayelerini hayal
kırıklıkları ve nelerin ters gittiğinin açıklamaları şeklinde anlatmaktadırlar.
Bahsettikleri genellikle uzun süre çekilen ağrılar, ilaçlarla müdahaleler, suni sancılar,
ilerlemeyen doğumlar, yorgunluklar ve en önemlisi yardıma muhtaç olma
duygularıdır. Bu tür bir travma anneleri ve bebeklerini derinden etkilemektedir.
Doğumun coşkusunu hissetmeleri imkansız hale gelmekte, doğum kurtulunması ve
yardım edilmesi gereken bir prosedür halini almaktadır.
Peki kadınlar neden bu kötü tecrübeleri yaşamaktadırlar? Neden doğum için
yaratılmış kadın bedeni doğumun başlamasıyla birlikte kendini kapatmaktadır?
Neden diğer kaslar normal görevlerini yaparken ağrı hissedilmezken, doğum
yapmak için yaratılmış rahim kasları çalışırken ağrı olmaktadır? Neden kadınlar yıllar
önce bir kurtarma operasyonu olan sezaryeni doğumun yeni şekli olarak
benimsemektedir?

Cevap tek bir kelimede gizlidir: KORKU
Günümüzde doğumun tüm doğallığını engelleyen bu korkuların, binlerce yıldır
yaşanmış ve nesillere aktarılmış korkularla bağlantılarını görmek hiç de zor değildir.
Ancak korkularınızla yüzleşip onlarla çalıştığınız zaman çok kısa bir süre içinde
korkuların yerini bebeğin ve doğumun coşkusu alacaktır. Rahat, gevşemiş hatta
ağrısız bir doğumun sırrı korkularımızdan kurtulmaya bağlıdır. Bilgi korkunun
panzehiridir. Kendilerini profesyonel anlamda doğum eğitimi için geliştirmiş
kişilerden alacağınız doğum eğitimi sonucunda rahat ve huzurlu bir doğum yapmak
hepiniz için mümkün olacaktır.

Nisan 2014

Gonca Köse

23 Nisan Bayramımız Kutlu Olsun!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramının önemini bugünlerde daha çok anlıyorum. Bir ülkenin huzuru, mutluluğu o ülkenin çocuklarının mutluluğu ve gelecekteki hayallerine ne kadar izin verildiği ile alakalıdır. Şimdi bırakın hayalleri, mutluluğu yaşam hakkının bile anlamının olmadığı günlerden geçiyoruz.

23 Nisan, 1921 yılından itibaren ilk olarak Milli Hakimiyet, yani ulusal egemenlik bayramı olarak kutlanmaya başlandı. 23 Nisan bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk milli bayramı oldu. İlk olarak saltanatın kaldırılması, Cumhuriyetin kuruluşunu kutlamak amacı taşırken daha sonra Atatürk tarafından bugün çocuklara armağan edilmiştir.

Her yıl farklı ülkelerden çocuklar gelip bu bayramı kutlarlar. Hatta çocuklara bu özel günlerde önemli makamlar teslim edilir. Temsili olarak onların geleceğin bireyleri olduğu anlatılır.

Çocuklar yaşayan en masum topluluğu oluşturuyorlar. Savaşlarda, kazalarda, ölümlerde en çok bizi üzen kesim yine çocuklar oluyor.

Çocuğa verilen değer 1921 yılından bu yana ;

11938

11938

11938

11938

Her şeye rağmen, geleceğin en güzel çocuklarının 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını kutluyorum. Size armağan edilen bugünü ve Atamızı bir kez daha saygıyla ve sevgiyle anıyorum... .
Nisan 2014

Gonca Köse

İnfertilitenin ruhsal boyutu

İnfertilite; herhangi bir korunma yöntemi kullanılmamasına rağmen 1 yıllık denemeden sonra üreme çağındaki çiftlerin gebelik gerçekleştirememesidir. Vakaların %40'ı erkek, %40'ı kadın ve %20 'si iki taraflı kaynaklanmaktadır.

İnfertilite narsisistik yaralanmaya neden olan bir durumdur. Çocuk sahibi olamamak benlik saygısının azalmasına, yetersizlik, suçluluk, vücut imajına ilişkin endişeler ve yok oluş duyguna olan açan bir duygudur. Bir çalışmadan kadınların %50 'si infertiliteyi yaşamlarının en kötü olayı olarak görürken erkekler bundan %15 etkilenmektedir.

Biyolojik olarak genellikle; Bozulmuş ovulasyon, bozulumuş fallop tüpleri, endometriyozis, yemek bozuklukları, seksüel aktivitelerde pratik bilginin az olması gibi faktörler etkilidir.

İnfertilite de birey bazı psikolojik duyumlar yaşar;
  • Şok, inanmama, çaresizlik, kızgınlık
  • Narsistik yaralanma
  • Kendini hasarlı ve eksik görme
  • Suçluluk duyguları
  • Depresyon
  • Çekiciliğin azaldığı düşüncesi ile seksüel fonksiyon bozukluğu ve libidonun azalması
  • Doktora ya da eşe karşı aşırı bağlılık

7979

İnfertilite ile karşı karşıya kalan çiftler bazı evrelerde geçer;

Şok evresi: Bu evrede şok ve inkar yaşanır. Çiftler çocuklarının olmamalarının yetersiz seks yapmaya, strese ve yorgunluğa bağlar. Kabullenmek istemezler.

Anksiyete evresi: Anksiyete korku demektir. İnfertilite tedavisi görecek kadın bedenine yapılan müdahaleden ve eşinin onu terk etmesinden korkar.

Öfke evresi: Çiftler geçmişe yönelik hatalı davranışlarının taramaya başlar. Birbirlerine düşmanlık ve kin duyguları beslemeye başlarlar. Bu dönemde boşanma gündeme gelebilir. Sağlıklı olan eş boşanıp başka bir evlilik yapmak isteyebilir.

Kontrol kaybı: Bireyler infertilite evresinde yapılan müdahalelerde, yapılan tetkikler sırasında sorulan sorular cinsel ilişkilerin zamanının dahi söylenmesinden rahatsızlık duyarlar ve özel hayatlarının kendilerinin kontrolünden çıktığını düşünürler.

Yalnızlık ve yabancılaşma evresi: Bu evrede hamile kalan arkadaşlarını görmek istemeyen kadınlar ve infertilite tedavisinde kendi sorunlarını anlatmak istemeyenler kendi kabuklarına çekilir ve dış dünya ile bağlantısını koparır.

Suçluluk evresi: Eşler anne- baba rolünü üstlenemedikleri zaman kendilerini suçlamaya başlar. Eğer eşlerden biri cinsel hastalık taşıyorsa, ya da kadın küretaj yaptırdıysa, çocuklarının olmamalarını Tanrının bir cezası olarak görmeye başlar ve suçluluk duygusundan çıkamazlar.

İnfertilite tedavisi başarısız sonuçlandığı zaman bu evreler daha yoğun yaşanır ve süreç yoğunlaşır. Bu süreç ölümcül bir hastalığın yasını tutmak gibidir. Ancak bu süreçte ölümlerdeki gibi çiftler birbirine yaklaşmaz aksine uzaklaşırlar.

Ya da tam tersi çiftler sağlıklı ve belirli bir eğitim düzeyine, kültüre, çevreye sahipse birbirlerini suçlamaktan vazgeçip çözülme evresine geçerler. Baş etme yöntemleri geliştirip daha uzlaşmacı ve barışçı bir yol seçerler.
7979
Mart 2014

Gonca Köse

UTANIYORUM...

Halk Bankası Genel Müdürü ceza evinden salıverildiği için değil, yolsuzluk yapılmadığını ispatlamak için binlerce polisin, yüzlerce hakim ve savcının sürülmesinden, pasif görevlere atanmasından dolayı utanıyorum...

''Soruşturmaları durdurun'' diye başsavcılara gece yarısı evleri aranarak baskı yapılmasını savunanların, bu ülkeye yıllarca şerefiyle hizmet veren eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 'terör örgütü üyesi' suçlamasıyla hapislerde çürütülmesine ''yargı bağımsızdır' gerekçesiyle sessiz kalmalarından dolayı utanıyorum...

Yurtdışında görevdeyken, ''soruşturma var'' denilince koşa, koşa gelen ve yargının önüne çıkan askerlerin, kaçma şüphesiyle tutuklanmasını normal karşılayanların, yolsuzluk nedeniyle içeriye alınanların kaçma şüphesi yok diye salıverilmiş olmalarına duydukları tepkisizlikten utanıyorum...

Başına gelenleri, infial yaratacak nitelikte abartan kadının doğru söylememiş olmasından dolayı değil, ''görüntüleri gördüm. Vahimdi'' diyen gazeteci ve milletvekillerinin varlığından utanıyorum. Hele Milletvekili Metin Metiner'in ''o görüntüleri yayınlarsak ortalık ayağa kalkar. Sorumluluk sahibi olduğumuz için yayınlamıyoruz'' sözlerini aklımdan çıkaramadığım için utancım büyüyor. Doğru olabilir mi diye düşündüğüm için utanıyorum. Bizi kolayca kandırabileceklerini, onlara düşündürdüğümüz için utanıyorum...

Gezi olayları patlak verdiğinde birer ikişer gençler öldürülürken, ''Bir başörtülü kız kardeşimize aşağılıkça saldırdılar. Camide içki içtiler'' diye kürsülerden yalan söylenmesinden çok, ölen gençler için üzüntü duymayanların, vatan-millet edebiyatına başvurmalarından dolayı utanıyorum. Gerçek ortaya çıkınca özür dilemesini beceremedikleri için utanıyorum... Kabataş'ta taciz (yazmaya elimin varmadığı boyutta) iddialara inanarak bir kadını savunmaktan onur duyan gazetecilerin, dövülerek, kurşunlanarak öldürülen, gözleri çıkan, sakat kalan onlarca insan için kalemlerini oynatmamış olmalarından dolayı utanıyorum...

Arazinin tapusunu göstererek, ''Etiler'deki arazi bizim. Kimseye satmadık. Yolsuzluk iddiaları gerçek dışıdır' diyenlerin, aslında o araziye yapılacak alışveriş merkezinin maketinin bile hazırlanmış olduğu ortaya çıkınca, sessiz kalmalarından utanıyorum...

Evinde kasalar ve trilyon liranın üzerinde para çıkan bir bakan oğluna sahip olmamızı bir kenara bıraktım, oğluna söz konusu paralar için yalan beyan vermesini tavsiye eden kişinin, bir zamanlar canımızı, malımızı emanet ettiğimiz içişleri bakanı olmasından utanıyorum. Bunun olağan karşılanmasından utanıyorum...

“Kamu kurumları bazı insanların rant kapısı değildir. Konu Divan’ın gündemine geldiğinde değerlendireceğiz'' gibi süslü laf edenlerin, partisini terk eden Hakan Şükür'ün Lig TV'den aldığı ücreti geri vermesi gerektiğini söylemesinden dolayı değil, kamu kaynakları kullanılarak, havuzlar kurularak bir medya şirketine talimatla sahip olunmasına ses çıkaramayacaklarını bildiğim için utanıyorum.


Hırsızlık, rüşvet, nüfus ticareti iddialarını araştırmak yerine yargının kontrol altına alınmasına odaklanarak, gerçeklerin ortaya çıkmasını öteleyenlerin, her gün kutsal kelimeler eşliğinde, ülkede hayali düşmanlar yaratmasından utanıyorum...

Sen niye utanıyorsun, onlar utansın diyebilirsiniz.
Bu nedenle son bir özet yapayım:
Onlar utanmadığı için utanıyorum... .

Yavuz SEMERCİ
Mart 2014

Gonca Köse

MISIRLILAR GEBELİKTE HORMONAL TEŞHİŞ

—Gebelik testi olarak, şüphelenen kadın;

  • —Her sabah bir buğday bir arpa dolu 2 torbayı idrarı ile suluyor
  • —Tohumlar normal zamanından önce filizlenirse gebe anlamında
  • —Buğday önce filizlenirse, 'erkek'
  • Arpa önce filizlenirse, 'kız' bebek doğacağına inanılırmış

Kısırlık tespiti için;
  • —Uterus ağzına soğan ve sarımsak yerleştirilir.
  • —Kadın sabah bu maddelerin tadını ağzında boğazında hissederse tüpler açık gebe kalabilir anlamındadır.
9282
Mart 2014

Gonca Köse

Bebekler İçin Masaj

Bebeklere masaj yapmak onları hem sakinleştirir hemde gaz nedeniyle uyuyamadıklarında da masaj yapıp rahatlatır. Bebeğin rahat edeceği uygun zemini ve sıcaklığı ayarlayıp masaj yapabilirsiniz. Bebeğin cildinde daha rahat hareket olması ve bebeğin cildi için uygun bebe yağı kullanabilirsiniz.

En iyi zaman banyo sonrasıdır. Bu arada bebeğinize hiç bir kokulu şampuan, ıslak mendil ve sabun kullanmayın. Bu ürünler ne kadar köpürüyor ve güzel kokuyorsa o kadar kimyasal içeriklidir.

Yüz masajı : Parmaklarınızı bebeğin alnının ortasına koyun ve şakaklara, oradan da yanaklara doğru masaj yapın. Parmak uçlarınızla yanaklarına basınç uygulayın ve yerinde daireler çizin. Kulakların arkasına geçin ve yerinde daireleri tekrar edin. Çenesine burnuna iki parmağınızla hafifçe masajlar yapabilirsiniz.

5629

Kol ve bacak masajı: Omuzdan bileğe doğru önce bir elinizle, sonra da ötekiyle sıvazlayarak masaj yapın. Aynı hareketi bu kez de bilekten omuza doğru tekrarlayın. Avuç içlerinizle kollarını yukarıdan aşağı doğru yuvarlayarak hafifçe ovuşturun. Bacağı her iki elinizle yukarı kaldırarak tutun ve ellerinizi birbirine ters yönlerde çevirerek bacağını ovun, kalçadan bileğe doğru ellerinizin bu hareketini sürdürün. Aynı hareketi bilekten kalçaya doğru tekrarlayın. Ayaklarına ellerine ve parmak aralarına yapılan ufak masajlar çok hoşlarına gider.

5629

Sırt Masajı: Her iki elinizde başın tepesini tutarken, parmaklarınız bir arada olarak, parmak uçlarına kadar ovun. Ellerinizi yavaşça sırtta aşağı ve sonra yukarı doğru kaydırın.

5629

Göğüs ve Karına masaj yapmak: Göğsün ortasına ellerinizi yerleştirin ve elleriniz göğüsün her iki tarafında koltuk altları hizasına gelene kadar dışa doğru düzleştirin. Karın için; kaburga kemiklerinin altına ellerinizi yerleştirin. Parmaklarınız bir arada iken, önce bir elinizde ve daha sonra diğeri ile karın üzerinde saat yönünde daire çizen hareketler uygulayın. Dizleri karnına doğru çekin ve daha sonra serbest bırakın, bacakları tutun ve gevşemesi için hafif sallayın. Bu masaj bebeğin sindirimine, gaz çıkarmasına ve kabızlığın iyileşmesine de yardımcı olur.

5629

5629
Mart 2014

Gonca Köse

Sağlıkta Genel Etik İlkeler

Bugün 14 Mart Tıp bayramı. Bütün sağlık çalışanlarının bayramını kutluyorum. Bugünün anlamına yakışacak etik ilkeleri hatırlatmak istiyorum.

  1. Zarar vermeme: Zarardan kaçınma, zararlı etken ve koşulları ortadan kaldırma ve önlemeyi içerir.
  2. Otonomi: Kendi kendine karar verme yeteneğidir.
  3. Yarar sağlama: İyi olanın yükseltilmesidir.
  4. Adalet: Tedavi ve bakımda kullanılan araç gereç-donanım kaynakları, kişilerin yetki, yetenek ve yeterlilikleri hatanın bireysel gereksinimleri belirlenerek, eşitlik ilkesine uygun dağılımın sağlanmasıdır.
  5. Dürüstlük: Etik ve manevi olarak prensip sahibi olmaktır.
  6. Doğruluk: Hasta ile ilgili yapılan uygulamalarda doğru kayıt tutulmalı.
  7. Güvenilirlik: Bireye ait bilgilerin saklanması, gerçeği söylemedir.
  8. Sadakat: Bireyin kendisi dışında birine inanma, sadık kalma ve ahlaki ilkeler doğrultusunda ebe hasta ilişkisinin yarattığı güven duygusudur.
  9. Aydınlatma
  10. İnsan onuruna saygı: İnsanın yaşamına, haklarına, duygu ve düşüncelerine, başkalarına zarar vermediği sürece davranışlarına ve onuruna saygılı olmayı ifade eder.

1911
Mart 2014

Gonca Köse

Feminizm Hakkında Bilgiler

Feminizm kadınların erkeklere düşman oldukları bir görüş olarak bilinir. Ancak feminizm, kadın-erkek ayrımcılığına karşı çıkarak, cinsiyetler arasında ekonomik, siyasal ve toplumsal eşitliği savunan görüştür. Eşitliği savunmak temel amaçtır.

Erkekler tarafından kadının bir birey olarak görülmemesi, yüzyıllar boyunca kadınların bir mal gibi alınıp satılmasına bazen de yalnızca zevkleri tatmin etmek ve çocuk doğurmak amacıyla kullanmasına karşı bir çaba koyan en önemli akımların başında gelmektedir. Feminist teori toplumsal cinsiyet eşitsizliğin üzerinde çalışır, bu konuya odaklanmıştır. Kadının toplumdaki konumunun daha da iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapar.

Toplumumuzun kadın erkek eşitliğine bakış açısı;


Bilinen en ünlü feminizm grubu 'FEMEN' 'dir. 2008 yılında Anna Hutsol tarafından kurulmuştur. Aynı bizim ülkemiz gibi erkeğin hakim olduğu Ukrayna'da buna tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu grup dile getirmek istedikleri düşünceleri ilgi çekebilmek için üstleri çıplak bir şekilde eylem yapıyorlar.

Doğru veya yanlış olması herkesin görüşüne bağlıdır. Söz konusu olan çıplaklık değil, gerçekleştirilmesi gereken ve zaten sahip olduğumuz hakları cinsel kimliğimiz yüzünden alamamamız sonucu, bunu almanın yolunun yine cinsel kimliğin kullanılarak yapılması... Yani kabaca sahip olunan memeler toplumda kadının arka plana atılmasına neden olursa, ortaya çıktığında neler olabileceğini göstermek... Sonuç olarak bu grup sayesinde Ukrayna imajını geliştirmiş, kadınlarına yeni ve daha iyi fırsatlar tanımıştır.

Femen, “kadının cinsel üstünlüğünü saldırganlığa dönüştürmeyi ve bu nedenle ‘sadece çıplak göğüslerle’ bir savaş başlatmayı” savunuyor.

2140


Femen üyeleri sadece kendi ülkelerindeki kadınların hakları için dünya çapında tüm kadınlar için çalışıyor. Bizim ülkemizdeki kadınlarında aynı haksızlığa ve eşitsizliğe uğradığı düşünen Femen üyeleri 8 mart dünya kadınlar gününde İstanbul, Sultanahmet'te eylem yapmış ve eylemciler polis müdahalesi ile karşılaşmış ve göz altına alınıp sınır dışı edilmiştir.

2140

' Feminizm; cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürüyü ve zulmü bitirmeye yönelik bir harekettir. '
Mart 2014

Gonca Köse

8 Mart Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun!

Senede bir gün de olsa kadınların anıldığı, saygı duyulduğu bir gün olması güzel ve özel oluyor. Bütün kadınların dünya kadınlar günü kutlu olsun ve tüm kadınlar için daha saygılı, daha çağdaş, daha özgür ve hür yılların başlangıcı olsun...

Kadınların gününün acı bir öyküsü var. ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlamasıyla, klasik senaryo polis müdahalesi ile ile karşı karşı kalıyor. Bu müdahalede fabrikaya kitlenen işçilerin çıkan yangından kaçamaması sonucu can vermesiyle sonuçlanıyor. 129 kadın işçi orada hayatını kaybediyor. Bu ölen işçilerin anısına her yıl dünya da kadınlar günü kutlanıyor. Ülkemizde 1921 yılından beri Kadınlar günü kutlanıyor.


Kadınlar doğduğu günden itibaren üstlendikleri kimlikleri ile toplumda hep kendini ispatlamaya çalışan, emek veren, anne olan, hizmet veren konumundadır. Ne kadar eğitimli ve bilinçli olursa olsun hizmet veren kimliği değişmemektedir. Erkekler her zaman söz sahibi olmayı ve hizmet alan olmayı doğuştan hak eden cinsler olmuştur. Eşitlik her canlı için geçerlidir.

Ülkemiz her rengi barındıran bir ülke, sadece bulunduğumuz konumun rengini bilip diğerlerine duyarsız kalmamalıyız. Hayatının hiç bir evresinde karar sahibi olamayan kadınlar toplumda statü kazanabilmek için ya eğitimini, ya cinselliğini ya da doğurganı kullanmaktadır. Benim kaanatim bütün kadınların bilinçli ve eğitimli olarak toplumda var olmasıdır. Toplumun en asalak kadınları cinselliğini ve doğurganlığı kullanarak bir konum kazanmaya çalışan kadınlardır. En asalakları ise hiç bir çaba sarf etmeden erkek egemenliği altına girip rahat hayat yaşamak isteyenlerdir...

6060


Kadınlar Günü denilince akıla ülkemizde hep şiddet mağduru kadınları simgelen ünlülerin verdiği pozlar geliyor. Gözü morarmış, dudağı patlamış... Ama bence ülkemizde şiddet sadece bedensel değil. Psikolojik şiddet hemen hemen bir çok kadının yaşadığı ama belli etmemek için elinden geleni yaptığı şiddetin en başında geliyor. Bir kadın kendinin farkında olmalı, ne kadar güçlü olduğunu ve bir birey olarak kimseye bağlı olmadan yaşayabileceğini bilmelidir. Şiddetin hiç bir türlüsüne susmamalıdır.

Bunu değiştirmek bizim elimizdedir. Kadının hangi işte çalışacağına, kaç çocuk doğuracağına, istemediği çocuğu tecavüz ürünü de olsa dünyaya getireceğine, en az 3 çocuk yapacağına kimsenin karışma hakkı yok. Buna karıştırmamakta bizim elimizde...

Tekrar herkesin Dünya Kadınlar Günü Kutlu ve Mutlu olsun!
Daha fazla göster