Bilmek istediğin her şeye ulaş

Thecrazyhands,

Doktor

MEDICINE Fucking My Life To Save Yours.

Ekim 2016

Thecrazyhands

BALKANLAR'DA YOLCULUK

Gezimanya.com'daki linki :gezimanya.com/Yazilar/balkanlarda-yolcu...

Öncelikle bu yazıda daha çok spot bilgiler şeklinde deneyimlerimi paylaşmaya çalışacağımı belirteyim. Şuraya gidin, burada yemek yiyin, orada eğlenin tarzı tavsiyelerde pek fazla bulunmayacağım. Tarihsel detaylarla ilgili çok güzel blog yazıları çeşitli sitelerde bulunmakta google'dan
isteyen bulabilir.

Benim bu tatile çıkmadan önce en çok merak ettiğim ama bloglarda pek göremediğim yol
durumları, sınır geçişleri, trafik detayları, polis çevirmeleri, benzin fiyatları, radar ve konaklamalar
ile ilgili işinize yarayacağını düşündüğüm detaylara değineceğim.

25eylül - 2ekim arası araba kiralayarak 8 günlük kısa denebilecek 4 ülkeden oluşan (kosova-makedonya-arnavutluk-karadağ) balkanlar gezime başlarken telefonuma birkaç işime yarayacak program yüklemiştim;
  • Sygic : bu 4 ülkenin haritalarını önceden indirdim ve çevrimdışı kullanma sayesinde yol sıkıntısı hiç çekmedim (olmazsa olmaz uygulamamız).
  • Sygic travel: eski adı tripomatic olan sonrasında sygic tarafından satın alınan bu uygulama gidilen ülkede size gezilecek yer, restoran vs gibi oldukça işe yarar önerilerde bulunuyor
  • Tripadvisor: hem otel hem aktivite(plaj, bar, restoran, cafe) önerisi açısından çok faydalı
  • Foursquare: günlük aktivitelerimi planlarken bu uygulamadan öneri ve yorumları da dikkate aldım (özellikle yemek işimi buradan hallettim)
  • Lexar: ios kullanıcısı olarak 16gb telefon hafızamın bana yetmeyeceği aşikardı ve bu sorunu Lexar 16gb iphone usb cihazı alarak çözdüm. Bunun uygulamasını da yükledikten sonra hafızam dolduğu anda saniyeler içerisinde cihaza aktarım sağlayıp dökümantasyonuma devam ettim.
  • Booking:konaklamamı şehirlere gittiğim gün ya da akşamı yaptım, önceden rezerve etmedim (olmazsa olmaz uygulamamız).

Dipnot: Ben zaman kısıtlı olduğu için alamadım ama bulabilirseniz Lonely Planet'ın Western Balkans kitabını seyahat öncesi edinmeye çalışın çok fayda sağlarsınız.

Kosova Rentalcargroup.com'dan (şiddetle tavsiye edilir) öncesinde rezerve etmiş olduğum ekonomi sınıfı
Fiat Punto aracımı Kosova - Priştine havaalanından aldıktan sonra sygic navigasyonu kullanarak yola başladım. { Bu arada priştine havaalanında free wifi mevcut bilginize, adı VALA FREE ;)} Araç ülke geçişlerine uygun özellikte olsun buna kesinlikle dikkat edin ve ona göre ayırtın. Arabanın ruhsatını kontrol edip muayenesinin tam olduğunu görmeyi unutmayın.

6323

İlgilenen çocuğun(Imre) sadece Karadağa geçişte 15 euro vereceksin uyarısını da yaptığını belirttikten sonra Priştineyi birkaç saatte gezdim. Yol boyunca çeşitli benzincilerde göz ucuyla fiyat değerlendirmesi yaptıktan sonra Petrol Company'de karar kıldım. Eğer Kosovadan geçiyorsanız bu benzincide depoyu fulleyin ;) {Balkanlarda benzin bize göre yaklaşık %30 daha ucuz} Makendoya sınır kapısı Vendkalimi kufitar Hani i Elezit'a doğru gelmek üzereydim (yer yer daha hızlı olmak üzere ama özellikle sınıra yakın bölgelerde 50-70 km/h arası seyir halinde virajlar ile dolu asfalt bir yol), sınır kapısına yakın bir mevkide ilk tecrübemi yaşadım. Yol biranda tek şerite düştü, sağda bir kulübe ve görevli memur bana acayip el kol hareketleri yapıyordu, tabi ingilizce anlaşmak imkansızdı. Sonunda bana "bekle" demek istediğini anladım ve aracı sağa çektim ki 45 sn sonra karşıdan birçok araç gelmeye başladı. Meğerse yol o an karşı tarafa aitmiş ben ne bileyim kardeşim : ), telsiz konuşmaları sonrası bana “gidebilirsin” işaretini vermesiyle ara geçişi kat ettim ve gördüm ki bu sefer ters yöndekiler az önce bizim beklediğimiz gibi beklemekteler. Böyle bir şeyle karşılaşır mısınız siz bilmem ama ben gene de uyarıyım. Yol çalışması değildi onu söyleyeyim.

Nihayet sınır kapısındayım ciddi bir kuyruk var, 2 gişe çalışıyordu. Fakat elemanlar çok uyanık sağdan soldan gelip önden araya girmeye çalışıyorlar siz siz olun aman vermeyin. Bunu gördükten sonra öndeki
araçla aramdaki mesafeyi 5 cm tutarak beklemeye devam ediyorum! (Türkiye'de böyle çakallıklar yapamazsın adamı oyarlar, bunlar 2 korna çalıyor sonra pısıyor)

Makedonya
Tampon bölgeyi takiben Makedonya giriş tarafında da biraz bekledikten sonra toplamda 2 saatte geçişi bitiriyorum, şükür! Kanımca bu kadar beklememin sebebi günlerden pazar oluşu malum ertesi gün işbaşı ve bu geçişlere de yansımış (diğer hiçbir sınırda böyle beklemedim). Bu arada Makedon gişelerinde esmer ülkücü bıyıklı bir görevli görürseniz direkt konuşun kendisi ya Türk ya da deli Türkçe konuşuyor ;)

Rota: Üsküp – Tetovo – Gostivar – Mavrovo – Ohrid
Üsküpte İskender meydanı, Vardar nehrini gezdikten sonra Tetova’ya geçtik. Burası kuruyemişi ile meşhur sanırım ki sık rastladık dükkanlara (Kosova’da da görmüştük Tetovo kuruyemişçilerini). Gostivar ise uğramadan geçilecek köy gibi bir yer vakit kaybetmedik. Beni bu gezide en çok gıcık eden şey Makedonya otoyolu idi. Rotanın ilk 50 km sinde 4 kere gişe parası vermek ciddi rahatsız etti beni. Otomobil ücreti 40 dinar ya da 1 euro. 1 euro = 60 dinar, yani Euro verirseniz benim gibi 20 dinar zarardasınız her gişede. Mevzu para değil ama bu durum irrite edici. Neyse 4 kez gişe ücreti ödedikten sonra yola devam ediyorum tabi yol biraz daha özensiz bir hal alıyor sonrasında (hiç para almamalarından durumu çakabiliyorum). Ama yol kötü değil merak etmeyin. Biz Mavrovo’ya her ne kadar uğramasakta siz kesinlikle girin çok güzel bir yer (gitmeden önce çok araştırmıştım). İlk konaklamam Ohrid. En az 2 gün geçirilmeli. Doğal güzellikleriyle, incisiyle meşhur bir yer. Google'da faydalı blog yazılarından muhakkak okuyup birkaç gününüzü bu güzel şehre ayırın. Türk çarşısında istanbul çaycısı var sahibi Cengiz abi çok kibar ve iyi birisi ona uğrayın ve sıcak muhabbetin tadına güzel türk kahvesiyle varın derim. Karşısında ohrid köftecisi var ki yemeden geçmeyin, meydanda havuzun orda "meydan" isimli restoranda türk şarkıları eşliğinde damak tadınıza uygun yemeklerin tadını çıkarın. Ben girdiğimde Barış Manço çalıyordu ilginç duygular yaşadım. Türkçe biliyor herkes merak etmeyin rahat anlaşırsınız. Börek (burek diyorlar) severlere güzel haber Türk çarşısında Adana Kebap diye küçük bir dönerci var sabahları müthiş börek çıkartıyor, biz en çok peynirliyi sevdik tekrar tekrar istedik. Çaylarımızın ise başka yerlerdeki çay ocaklarından bisiklet üstünde getirilmesi ise ilginç idi : ). Fiyatlar ise gerçekten uygun buna inanın. Haftanın her günü pazar kuruluyormuş ama en büyük olanı pazartesi günü imiş. Pazardan ohrid gölünün sularıyla yetişen ve çok lezzetli olan kurufasulyeyi de alarak (10TL/kg) gezimize meşhur inci dükkanlarına göz atıp devam ediyoruz. Kaliteli ve TR’ye göre fiyatları uygun incilerimizi de aldıktan sonra sahilde yürüyüş ve manzaraya kendimizibırakıyoruz.

Altımızda araç olduğu için gölün etrafını neredeyse tamamen gezdik, tavsiyem buna vakit ayırmaya çalışın çok güzel yerler ile karşılaşacaksınız. Özellikle Arnavutluk güney sınır kapısındaki Sveti Naum’a giderken yol üstünde Gulf of Bones müzesi var, buradaki manzaraya karşı birçok resim çekileceğinizi garanti ediyorum müzeye girmeseniz de. Ve tabiki Sveti Naum! Hakikaten görülesi bir yer. Siz araştırın ben detaya girmeden birkaç foto ile size özet gösterip Arnavutluğa geçiyorum.

Arnavutluk
Makedon çıkışı gişeleri sonrası Arnavutluk giriş gişelerinden de oldukça sempatik bir şekilde onayımızı alarak turumuza devam ediyoruz (Arnavutluk gişeleri en güler yüzlü, türkçe “güle güle, teşekkür, hoşgeldiniz” şeklinde sizle iletişim kurmaya çalışan memurlardan oluşuyordu) Ve geldik bizi en zorlayan yola!Pogradec – Elbasan – Tiran yolunun ilk yarısındaki virajlar ve dağ yolları sebebiyle 30-40 km/h hızla tek şerit halde oldukça uzun ve sıkıcı bir sürüş yaşadık. Ne yoldu ama! Bu arada Arnavutluk en güzel otobanlara sahip ülke bence bu 4 ülke arasında o ayrı, ben sadece bu hattan bahsediyorum yanlış anlaşılma olmasın sakın. Elbasandan sonrası Berat olsun Tiran olsun yollar çok iyi basın gidin. Basın derken laf icabı, ilk cezamı Arnavutlukta yedim ben, adım başı çeviri var. En fazla çevirme ve polis kontrol noktalarının olduğu ülkedir turumuzdaki çok samimiyim. Tabelada 80 mi yazıyor öyle git 110 basma yani, ne yazıyorsa o affetmiyorlar.

Dipnot: Size alışmakta zorluk çekeceğinize garanti vereceğim iki şey;

1) Yayalar yaya geçidine sanki yol tapulu malıymış gibi atlıyorlar ve tüm balkanlarda buna saygı had safhada olduğu için muhakkak araçlar duruyor. Bizde nasıl hatırlayın J Sırf bundan ötürü kaç kişiye heyecanlı anlar
yaşattık biz bu turda : D

2) Tabelada yazan hız değeri ile gitmenin verdiği memnuniyetsizlik ve sabırsızlık duygusu (Türk her yerde türk : D)

Tiran’a geldik nihayet. Fakirlik diz boyu, komünizm şehri mahvetmiş hala etkileri apaçık ortada. Neyse işin sosyokültürel tarafını geçiyorum ve heyecanlı yerine geliyorum. Müthiş bir park sorunu var. Biz bulamadık park edecek bir yer ve sizce ne yaptık : D Evet, tabii ki geniş bir kaldırımın köşesine park ettik. Bir yandan cafede bir şeyler yudumlarken bir yandan arabaya bakıyorum ve bingo aynasızlar iş başındalar! Yandaki araba ve bizim araca ceza kesiyorlar. Anlaşmak mı? İnglizce mi : D Adam yazdı yazdı baktım anlaşamıyoruz Google translate sağolsun yarın ödemem gerektiğini öğreniyorum herhangi bir bankaya! CEZA: 1000 lek (33 TL falan). Elbette ertesi gün ödemedim, ödemediğiniz her gün katlanıyormuş bunu 5 gün sonra öğrendik : D (Arabayı kiraladığım firmaya ödedim 15 euro şeklinde katkı payı dahil, onlar kendileri ödeyecekler. En basit yol bu maalesef zaman kaybetmemek adına) Neyse özetle Berat’ı gezmeden, Tiranda Dajti dağına teleferikle çıkmadan, adriyatik kıyılarında deniz ürünlerini yemeden Arnavutluktan dönmeyin. Karides, kalamar , balık bolca tüketin proteine doyun fiyatlar çok uygun çekinmeyin.

Dipnot: Berat kalesi görülmesi gerekli bir yer ve Kalaja Hotel konaklama için tavsiye ediyorum taş evlerde oldukça temiz odalarda çok rahat uyku çekeceksiniz. Kahvaltı dahil hizmet veriyorlar ve gerçekten yeterli (Süt ve meyve bile getiriyorlar daha ne olsun). Türk kahvesini de güzel yapıyorlar.

Bence balkanlarda Türk kahvesi bizden daha güzel yapılıyor. Bir de siz deneyin bakalım fikriniz ne olacak. Yalnız Türk kahvesi var mı emin olun, yoksa onların içtikleri kahveden içersiniz ki cidden ağır bir kahve resimde görüldüğü gibi fincanın yarısına kadar koyuyorlar.

6323

Tiran – Durres – İşkodra hattı çok temiz yollar akıp gidiyorsun valla (polislere dikkat). Dedim ya ulaşımda en çok Arnavutluk memnun etti bizi. İşkodra üzerinden Karadağ’a geçelim derken bir bakalım diyerek girdiğimiz yerden oldukça sevimli bir kente vardığımızı farkettik:İşkodra! Skadar gölü kıyısında bir yerleşim ve çok şirin bir mevki. Meydanda Ebu Bekir Cami var ve ona çıkan İdromeno caddesinde dünya mutfaklarından restoranlar oldukça kaliteli. Yolunuz düşerse San Francisco restoran ya da Villa Bekteshi restoran önerilir ;) Ve Muriqan - Sukobin sınır kapısı geldi çattı. Bir farklılık yaşıyoruz ve tek gişeden hem Arnavutluk çıkışı hem Karadağ girişimizi alıp yola devam ediyoruz.

KARADAĞ
Turun sevmediğim 2. Yolu da burada;Sukobin – Ulcinj – Bar – Budva – Kotor Hattı Sukobin – Ulcinj yolu çok virajlı sarp dağlar arasında dar yollardan oluşuyor. Hele bizim gibi gece geçiyorsanız bariz tırsacaksınız zifiri karanlıkta. Hani birisi yolu kapatsa en ufak şansınız yok kaçmak için öyle diyim. Gündüz vakti geçmeye çalışmanız önerilir. Ulcinj sonrası rahat, gene virajlar var ama yerleşimde var daha emniyette hissediyorsunuz kendinizi. Hele ki Bar’a vardıysanız gerisi tamamdır yollar gayet iyi Kotor’a kadar. Zaten Arnavutluktan Karadağ’a geçince her şey değişiyor, başta para Euro! Evler, arabalar, giyim kuşam, imkanlar vs. Neyse geyiği bırakıp aksiyona geliyorum gene : D Bar’a doğru gidiyoruz önümüzde kıl bir eleman çok yavaş sürüyor arabayı bizde Arnavutluktan çıktık nasıl olsa diye sabırsızlıkla geçmeye çalışıyoruz (The Turk : D) yol bir anda bize çift şerit oldu ve tam solladık rahatlığını yaşarken çat! Aynasızlar az ilerdeymiş ve bizi sağ çekti. Pasaport ruhsat vs derken sollama cezası yiyoruz (aslında yol çift şerit ve sollanmaz çizgisi de yoktu) bize gösteriyor 80 ila 320 euro arası cezası varmış. Bizde çok anladıydık gösterdiği kağıttan zaten! . Ama ben size minimumdan yani 80’den ceza yazıcam ödemediğiniz her gün bu katlanır diyor 320’ye kadar (insaflı çıktı bari). E nereye ödeyeceğiz derken adam bizim ehliyete el koyuyor ve diyor ki cezayı yarın ödeyin bankaya, sonrasında dekont ile polis departmanına gelin ehliyeti alın. Bu süre içinde bizim arabayı kullanabilmemiz için de bir evrak doldurdu ve çevirme olursa bu kağıdı gösterirsiniz dedi. Moraller dip! Nasıl uğraşacağız bunca saçma şeyle diye düşünürken “nereye gideceksiniz buradan almanya? İtalya? Vs” diye sordu, Türkiye dedik adam bir durdu (demek ki pasaporta yalandan bakmış namussuz) Türkiye mi dedi, ee evet! Bir daha durakladı ve elimizden kağıdı aldı yırttı (o kadar uğraşmıştı doldurmakla halbuki) ehliyeti geri verdi hadi gidin ceza yok dedi. İçimizden sevinç çığlıkları atıyoruz ama dışardan vakur bir duruş ile teşekkür edip polisin elini sıkıyoruz ve topukluyoruz, Ciao!! : D

Dipnot: Arabayı kiraladığım firmadaki aracı çocuk Imre’ye bu olayı anlattığımda güzel ama biraz da riskli bir bilgi paylaştı size söyleyeyim benden çıksın. Bu tarz şeyler polislerin para koparmak için başvurduğu yollar olduğunu özellikle bu durumda utanmamamı(resmen don’t be shame dedi adam) ve anlaşma yoluna gitmemi uygun bir dille ifade ederek genelde 5 euro rüşvet ile tüm cezalardan kurtulabileceğimizi söyledi. Fakat bunu “kesinlikle Kosovo’da deneme” diye de uyardı. Arnavutluk, Makedonya ve Karadağ’da sistem geçerliymiş. Bir sonraki gidişimde başıma gelirse sanırım deneyeceğim.

Bar, Sveti Stefan, Budva ve Kotor tabiki gezilmesi gereken yerler Karadağda. Stari grad(eski şehir) denilen surların içindeki eski yerleşim yerleri oldukça sevimli/lüks restoran ve kafeler ile doldurulmuş. Google’dan gene bu yerlerle ilgili işe yarar gezi yazılarına ulaşabilirsiniz. Kotorda kaleye çıkıp resim çekilmeyi unutmayın ;)

Dönüş yoluna gelecek olursam farklı olarak Arnavutluk Kosova arasında bu sefer Laç – Kukes otoyolunu kullandım. Yol kaymak gibi bizim tabirimizle, geniş ve akıp gidiyorsun hiç korkmayın.

6323

Yalnız ilk 30 km’de yaklaşık 5 hız kontrol vardı aklınızda olsun. Sonrasında kukese kadar hiç görmedim. Benzini ise Emmanuel Petrol’den aldım. Oldukça uygun fiyatı var. Genelde Arnavutlukta benzin fiyatları litre başına 150-175 lek arasındadır. Yanından bile geçmeyin diyeceğim Kastrati Petrol var, kazığın böylesi görülmemiştir (Genel bir tavsiye olarak benzini direkt gidip almadan önce birkaç firmanın fiyatlarına bakın öyle bir değerlendirme yaparak alın derim) . Artık Kosova dibimizdeydi,Morine – Vermice sınır kapısından 8 dk gibi bir sürede sorunsuz geçtik ( Karadağa ne girerken ne çıkarken para ödedik buradan Imre’ye sevgilerimi yolluyorum J ).
Yolumuzun üstünde beni bu turun en çok şaşırtan şehrine geldik. Buraya arnavutluktayken her yerde gördüğümüz köfte reklamları sayesinde meşhur olduğunu tahmin ederek uğramak istemiştik ve “iyi ki de gitmişiz” dedirten lokasyonlardan olmuştu bizim için.

Prizren Prizren Prizren !

Yani Priştinadaki fakirlik, geri kalmışlık, döküklük yerini Kosova’dan beklenmeyecek kadar Avrupayi bir yere bırakmış. Eskişehirdeki porsuk çayının benzeri olan Bistriça nehri etrafında birçok restoran ve kafelerden oluşan tüm kosovanın oraya aktığı bir kent. Çoğu kişi Türkçe biliyor hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Şadırvan meydanındaki cafeleri, sinan paşa camisi ve bu caminin yukarısındaki genç çılgınlığı yaşanan bar ve cafeleri ile resmen piyasa yeri amiyane tabirle. Kızların çoğu sarışın renkli gözlü, aşırı süslü makyajlı ve modern görünümlü. Böyle bir durumu inanın beklemiyorduk, bir yandan meşhur Kosova köftelerini yerken bir yandan da bunlar “turist mi ? ” acaba diyerek kafayı yemek üzereydik ki garson açıklamayı yaptı :Kosovalılar : D Hafta sonu böyle bir durum oluyormuş ama gidecekseniz bu detaya dikkat edin derim, belli ki kosovanın gençlerinin toplanma ve avlanma merkezi Prizren.

Son olarak Prizren üstünden Priştina havaalanı yolunda kullanılan otoyolun da çok başarılı olduğunu söylüyor ve gidecek olanların işine yarar bir yazı olmasını umut ederek hayırlı yolculuklar diliyorum…

Not: Bu turda sadece Makedonya otoyollarında para ödedik, diğer tüm otoyollar ücretsiz idi.

Kalın sağlıcakla…
Mart 2015

Thecrazyhands

Kienböck Hastalığı nedir?

Kienböck hastalığı (Lunatomalazi) lunat kemiğin avasküler nekrozu (kanlanma bozulması) ile seyreden, el bilek ekleminde ilerleyici ağrı ve fonksiyon kaybına neden olan bir tablodur.

Lunatum avasküler nekrozu 20-40 yaş arası erkeklerde sıktır. Kliniğe genellikle el bilek ağrısı, şişlik, hareket açıklığında azalma ve günlük aktiviteleri gerçekleştirmede güçlük yakınması ile başvururlar. Genellikle tek taraflıdır ve travma öyküsü yoktur.

1911

Kienböck hastalığının tedavisinde konservatif (cerrahi dışı) tedaviden el bilek artrodezine uzanan çok sayıda tedavi yöntemi tanımlanmıştır. Erken dönemde konservatif tedaviler (immobilizasyon, buz, splint uygulama, merhem) semptomları giderebilmektedir. Kronik süreçte genelde cerrahi tedavi gereksinimi meydana gelir. Cerrahi tedaviler arasında:
  1. Kemik ameliyatları
  2. Revaskülarizasyon
  3. El bileğini dondurma vs. gibi yöntemler sıralanabilir.
Eylül 2014

Thecrazyhands

Halluks Rigidus nedir?

Ayak başparmağı MTF (metatarsofalengeal) eklemdeki kireçlenmeye halluks rigidus denir. Rigidus denmesinin sebebi eklem kireçlendiğinden ötürü rijit(katı) bir hal alır ve hareket açıklığı azalır. Özellikle adım atarken parmakların yere temas ettiği anda şiddeli ağrı olur. Kişi kendi ayak başparmağını yukarı doğru kaldırmayı denediğinde/eliyle zorladığında ciddi acı duyar.

1911

4 evresi vardır. Genelde çok şiddetli ağrı yapmadığı müddetçe buz, ilaç, istirahat ve sert taban ayakkabı ile rahatlatılır. Bunlar tedavi değil sadece ağrıyı azaltıp konfor sağlar. Ne zamanki kireçlenme çok üst boyuta gelir (4. Evre) o zaman ameliyat zamanı gelmiştir. Çünkü artık kişinin günlük aktiviteleri oldukça kısıtlanmıştır.

1911

Kısa süren bir operasyon ile osteofit dediğimiz kireç parçaları temizlenerek ya da hemicap denen küçük bir protez yardımıyla başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Eylül 2014

Thecrazyhands

Tetik parmak hastalığı nedir?

El parmaklarımızdan herhangi birinde kapattıktan sonra zorla açma/takılarak açılması durumuna tetik parmak denir. Parmak rahatçana kapanır ama açarken
adeta takılır ve güçlükle açılır. Bu durum parmaklarımızı kapatmaya yarayan tendonların makaraları altından ileri geri hareket ederken takılması
sebebiyle olur. Tendonlar kemiğin üzerinde düzgün bir eksende hareket etsin diye pulley adı verilen makaralar ile sarılıdır belli noktalarda.

1911

El işi çok yapan ya da günlük hayatta normalden fazla parmaklarını kullanan insanlarda bu hastalık daha fazla görülür. Çok fazla önem arz eden bir durum değildir. 4 evresi bulunmaktadır. Son evrede(4.) artık parmak kapandıktan sonra ancak diğer elin yardımıyla açılabilir ki artık müdehale zamanı gelmiştir. İki yöntem ile bu sıkışıklık rahatlatılır;

1) lokal anestezi altında bisturi yardımıyla 1 cm lik bir insizyon yapılır ve pulley'e ulaşarak kesilir.
2) lokal anestezi altında iğne ucu ile pulley gevşetilir ve tendon rahatlatılır.

Tekrarlama ihtimali düşük de olsa vardır.


dipNOT : Bu yazı sadece bilgilendirme amaçlıdır. Herhangi bir sorunda lütfen doktorunuza başvurunuz.
Eylül 2014

Thecrazyhands

Deniz, Kum, Güneş ve .... ?

Şu sıralar tatildeyim iş güçten uzaklaşıp kendime/çevremdekilere vakit ayirmaktayim haliyle keyfim yerinde şükürler olsun. Tabi durum böyle olunca etrafta olup biten şeylere karşı daha bi ilgili oluyosun kafa rahat çünkü tatildesin. Ilginclikleri, eksiklikleri, hayata dair estanteneleri daha iyi gozlemliyorsun.
Hepimizi ilgilendiren ama kendimize bile itiraf edemediğimiz bir durumdan/gozlemden bahsedicem ben de iste şimdi.Amacım uzatmadan kısa kesmek hadi başlayayım :)

1133



Oncelikle bu yazı güzel ülkemin hicbir kesimine/zumresine yonelik bir elestiri değil ben de dahil olmak uzere bir ozelestiridir. Neyse bu işin baska tarafiydi :)
Denizdeyim hava sıcak vs iste tatilin keyfini çıkarıyorum açıldım biraz tek başımayım. Baktım 2 tane yabancı hatun az ilerisimde bizim birkaç pirana tarafından kıstırılmış :) bizimkiler belli ava çıkmış gözler fıldır fıldır. Kulak misafiri oldum(yok yok bariz dinledim ya) Hatunlar istemem yan cebime koy tribinde bizim piranalar ise " la olum bisi yapın kaçırmayalım " derdinde. Anlasilan o ki bizimkilerde dil yok ama cok onemli bisi var "OZGUVEN".

1133

Neyse aralarından bi cengaver olaya girdi cat pat bisiler diye diye muhabbeti kurdu diger cakallar ise biz de avdan nasibimizi alalım havalarında sabırsızlanıyor keratalar. Kara ortaklar ama sermayede yok elemanlar :) baktım bizim cengo kızlarla sahile çıktı oturdu etti falan ben de bu arada yüzüyorum ama hee! Baktım hatunlar giyindi etti falan bizim cengo el kol hareketleri ile ( vücut dilini yediğim =) orayı burayı gösterdi aldi gitti kızları. Genelde tatile arkadaşlarımla çıkıyorum çoğu doktor parası var imkanı var vs falan bu sefer ailemle çıktım dolayisiyla onlar olsaydı verilecek tepkiyi size tahminimden ve tecrubelerimden solicem " yok artık abi ya tipe bak hatunlara bak olum nasıl oluyor bu iş, biz niye yapamıyoruz! Para var imkan var vs" size de cok tanıdık geldi dimi bu laf. Hani bunu sadece hatun anlamında düşünme sen de ben de bunu yıl içinde çeşitli ortamlarda sürekli yaşıyoruz ama çözümünü hic düşünmüyoruz. Çözümü bizde aslında belki de ama iste nefsimize söz geciremiyoruz. Biz neden yapamiyoruz kısmını yuzeysel geçip başkası nasıl yapıyor da takılıp kalıyoruz.

1133

Bak dostum bu ufak örnekten kendime çıkardığım ders ne biliyomusun biz kendimizi yeterince ifade edemiyoruz, iletisime gecemiyoruz, özgüven duymuyoruz kendimize, gelişmemiş bu cogumuzda.belki de yabancilarla en buyuk farkimizdir bu olay. Su olayi halletsek varya duramayacak kimse önümüzde inan bak. Ya ulkemin guzel insani biz oyle bir milletizki bazen aptalca mutevazilik triplerine girerek insanların ozelliklerimizi bilmesini değil de keşfetmesini bekliyoruz. Ne gerek var buna ? Konuş abicim konuş sosyalles, inploidda facebookta instada sosyallesmeden bahsetmiyorum. Ifade et kendini iş ortamında, okulda, hastanede, sokakta, aile içinde. Kenara çekilme yani anlat ve kendini sev, bak isler nasıl degisiyor sonra.

1133

Elemanlar hatunlarla suanda diyorum oğlum , ben ise gunesleniyorum :) ama ben ailemleyim dostum ondan yaniii! Hutbemizi şu sözle ... Pardon yazımı :) degerli bir hocamın lafıyla kapatıyorum , " isteyenin bir yüzü kara, vermeyinin Zenci " . Hadi selametle...

Not: Ne yani uzatmadım mı şimdi ben :))

Ocak 2013

Thecrazyhands

Meme Kanseri Hakkında Bilgilendirme

Meme kanseri(Meme CA) kadınlarda en sık görülen kanser iken erkeklerde en sık prostat kanseri görülür. Fakat her 2 cinstede en sık ölümle sonuçlanan Akciğer kanseridir. Meme kanseri kadınlarda erkeklere nazaran 130 kat daha fazla görüldüğü için bayanlara yönelik bir makale hazırladım. Erkeklerle ilgili kısa geçeceğim.

Meme Kanseri

Her bayan kendi kendine aylık olarak ayna karşısında muayenesini yapmalıdır. İşaret ve orta parmaklarını kullanarak dairesel şekilde hareketler ile meme başından çevreye doğru yayılacak şekilde değerlendirme yapılır. Muayenede kitle ele geliyorsa, spontan olarak(kendiliğinden) meme başından akıntı geliyorsa(özellikle kanlı/berrak/yeşil-kahverengi),meme başı katlantıları çekilmeleri varsa,kollar yukarı kaldırılıp her 2 meme de simetrik olarak gözlem yapıldığında göğüsler arası farklılık varsa(deri çekilmeleri,kitle görünümü vs),koltuk altına yapılan gene aynı 2 parmak muayenesinde ele lenf düğümü geliyorsa bunlar meme kanseri bulguları olabilir.

Meme Kanseri

Meme başı akıntısı;

  1. Tek taraflıysa
  2. Spontan ise
  3. Kanlı veya berraksa
  4. Kitle ile beraberse
  5. İleri yaşlı bir hasta ise kanser şüphesi vardır.

Meme Kanseri

Dünyada meme kanseri tanısı en çok hastaların kendi yaptıkları aylık muayene ile konulsa da bu kanserin erken evrede yakalandığı anlamına gelmemelidir. Çünkü kanser mikro düzeyde başlar ve zamanla gözle görülür/elle hissedilir hale gelir yani bir kadın kitle yakalıyorsa göğsünde bu ilerlemiş bir durumu gösterir(kanserse eğer).

Klinikte en sık kitle ile başvuru olur, özellikle de meme üst dış kadranda.

Risk faktörleri nelerdir?

  1. En başlıca risk faktörü KADIN olmaktır
  2. 30 yaş üstünde olmak
  3. Başka bir kanser öyküsü
  4. Ailede kanser öyküsü (gen mutasyonları;BRCA1 ve BRCA2,CA 15-3 vs vs)
  5. Alkol, sigara (Meme CA’da rol oynadığı kanıtlandı ve Tıp kitaplarının yeni basımında yerini aldı)
  6. Hayat boyu gebe kalmamak ya da ilk gebeliği 30 yaşından sonra yaşamak
  7. 12 yaşından önce ergenliğe girmek ve 55 yaş sonrası menopoza girmek
  8. Doğum kontrol hapları
  9. Yağlı ve kalorisi yüksek diyet şeklinde daha da uzatabiliriz bu listeyi.

Meme Kanseri

Peki her kitle kanser midir?

Tabiki de hayır! Dünya da en sık görülen meme hastalıkları fibrokistler ve fibroadenomlar dediğimiz %99 iyi huylu kitlelerdir. Tedavileri oldukça basittir, cerrahi olarak çıkartılır. Yani kitle var diye panik yapmanın anlamı yok, ama ihmal etmenin de anlamı yok! Böyle bir durumda hemen Genel Cerrahi uzmanına başvurmalı ve nedeni araştırılmalıdır.

Tanı yöntemleri nelerdir?

Rutin tanı yöntemi Mamografidir(MMG).

40 yaş altına çok özel şartlar olmadığı sürece mamografi yapılmaz! Gençlerde tanı yönteminde ultrason tercih edilir ilk aşamada. Ama ailede kanser öyküsü varsa, hastada gen mutasyonu varsa genç yaşlarda da MMG yapılmak zorunda kalınabilir.

Normalde her kadın 40 yaşından sonra mutlaka 2 yılda bir mamografi,50 yaşından sonra da yılda bir mamografi yaptırması gerekir(hiçbir şikayeti olmasa bile).Mikro düzeyde başlayan kanseri yakalamada oldukça başarılıdır.

Meme Kanseri

Kitle var ise en kesin cevabı biopsi verir.

Tedavi?

Kanserin EVRE’sine göre değişir.

Meme koruyucu cerrahi, basit mastektomi, kemoterapi, radyoterapi, hormonoterapi kombinasyonları uygulanır.

Erkeklerde Meme CA

Kadınlara nazaran çok çok daha az görülür. Tedavi yöntemlerinde çok farklılık yoktur.

Risk faktörleri

  1. Testis hastalıklar
  2. Başka kanser öyküsü
  3. BRCA2 gen mutasyonu veya Klinefelter sendromu
  4. Siroz
  5. Obezite
  6. Radyasyon olarak sıralanabilir.

dipNOT : Bu makale sadece bilgilendirme amaçlıdır. Herhangi bir sorunda lütfen doktorunuza başvurunuz.



Aralık 2012

Thecrazyhands

Tansiyon hakkında ufak bilgilendirme

Tansiyon

Yüksek Tansiyon (HİPERTANSİYON)Örnek: su borusunun içindeki suyun basıncını giderek artırırsanız belli yerlerde kaçaklar/sızıntılar/patlamalar verir.Vücut damarları da aynı bu şekilde çalışır,tedavi edilmediği için zamanla artan bu basınç damar yüzeylerinde bozulmalara sebep olur; ateroskleroz ve trombüs dediğimiz damar tıkanıklıklarıyla,rüptür dediğimiz damar yırtılmalarıyla sonuçlanır ki bunlar hayati durumlardır.
Dünya sağlık örgütünün(WHO) açıkladığı Tansiyon Sınıflamasına göre
Tansiyon
kategorize edilmiştir.Evre-1 pre-hipertansiyon dediğimiz bir durumdur ve genelde beslenme ve sporla tedavi edilmeye çalışılır,olmazsa ilaç tedavisine geçilir.Diğer evrelerde beslenme,spor ve ilaçla kombine tedavi başlanır.
Tansiyon

Yüksek tansiyonun belirtisi genelde kafatasının arka ve alt bölümünde(ense) şiddetli ağrı ile kendini gösterir.Bazı hastalarda hafif ağrı ile yıllarca seyredebilir çünkü vücut öyle müthiş bir yapıdırki her duruma ayak uydurmaya çalışır ve adapte olmak ister,dolayısıyla baş ağrınız yok diye tansiyon hastası değilim diyemezsiniz. Yukarıdaki değerlere giriyorsanız tansiyon hastasısınız.
Uzun yıllar Hipertansiyon(yüksek tansiyon) ile gezen hastalarda vücudun tüm damarları bu basınca maruz kalacağı ve yıpranacağı için siz düşünün hangi organınızda ne sorunlar çıkmaz! ( Felç,inme,kalp krizi,böbrek yetmezliği vs sadece birkaçı)

Düşük Tansiyon (HİPOTANSİYON)
Eğer tansiyon düşüklüğünüz varsa bunun manası şudur; vücudunuzda kan kaybı olabilir,sıvı kaybediyor olabilirsiniz(aşırı sıcak,ishal,kusma vs),damarsal/sinirsel bir hadiseden ötürü damarlarınız aşırı gevşek olabilir,kullandığınız bir ilacın yan etkisi olabilir ve bu liste oldukça uzatılabilir.
Tansiyon düşmesi(hipotansiyon) yer ayağının altından çekiliyormuş gibi hisse kapılma ve gözlerde kararma, denge kaybı ile kendini gösterir.Fakat şeker düşüklüğü de aynı semptomları yapabilir,dolayısıyla şeker tetkiki de yaptırmak gerekir.
Hipotansiyonda korkulan nedir? Organların beslenememesidir.Tansiyon düşük olursa organlara yeterince kan gitmez ve bir organ beslenemezse işlevini yitirir küçülür/iltihaplanır/kendini öldürür.

Hasıl-ı kelam: yüksek olsun düşük olsun tansiyon şakaya gelmez,mutlak profesyonel tedavi gerektirir...
Not:Yazılar SADECE bilgilendirme amaçlıdır.Tedavi için Dr'unuza danışınız.
Ağustos 2012

Thecrazyhands

Ağustos 2012

Thecrazyhands

Klimalardaki sinsi tehlike!

Klimalardaki filtre sistemlerinin iyi/yeterli olmaması veya bakımlarının zamanında yapılmaması sonucu bir çok bakteri buralarda çoğalmaktadır.Bunların en başında geleni ve korkulanı Legionella Pneumophila'dır.Ülkemizde de sıklıkla görülen ve "Pnömokok sen kork!" sloganıyla kamuspotu olmuş ciddi bir mikroptur.Burun ve ağız bölgesinden vücuda girip yavaş yavaş ilerleyerek akciğerlerin en uç noktalarına kadar gelir ve hava keseciklerinde iltihap oluşturur.(pnömoni)

Klimada yerleşen bu bakteriler damlacık yoluyla(nefes almayla)insana bulaşır ve atipik pnömoniye (zatürre) kadar götürebilir.Bunun sonucunda kişide ;

  • Ateş yükselmesi
  • Nefes almada zorluk
  • Ciddi halsizlik ve yorgunluk gibi hayat standartlarını olumsuz etkileyen semptomlara neden olur.Tedavi olunmadığı takdirde hayati tehlike söz konusudur.

Klima

Öte yandan filtrelerde biriken toz/mayt gibi akarlar sebebiyle alerjik rinit(burun akması,gözlerin kızarması/kaşınması/yaşarması) gibi daha tehlikesiz fakat sıkıntılı bir durum meydana gelebilir veya astımınız varsa tetiklenebilir!

Kas tutulmalarına,boyun ve baş ağrılarına neden olup iş gücü kaybına sebep olmaktadır.

Klimaların zamanında bakımlarını yaptırarak,havayla direkt maruz kalmayarak ve bilinçli kullanarak saydığım riskler en aza indirilmelidir.

NOT: Makaledeki yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Ağustos 2012

Thecrazyhands

Anemi (kansızlık) nedir?

Oksijenin taşınmasını sağlayan alyuvarlardaki(eritrosit) hemoglobin denilen bir maddenin normal değerlerinde az olmasına anemi denir.Kişiden kişiye ve yapıya göre değişiklik gösterse de gene olarak erişkin erkeklerde 12-13,erişkin kadınlarda 11-12,çocuklarda ise 11 gr/dl altındaki hemoglobin değerleri anemiyi göstereBİLİR.


Anemi
Anemi sebepleri genel olarak;
  • Demir eksikliği
  • Folikasit eksikliği
  • B12 vitamin eksikliği
  • Gizli veya aşikar kanamalar
  • Genetik bozukluklar(ör: talesemi)
  • Diğer ek hastalıklar vs. şeklinde sıralanabilir.

Yazımın başında hemoglobinin oksijen taşıdığını söylemiştim,bundan dolayıdır ki anemi hastalarında oksijen dokulara az miktarda gideceği için hücresel faaliyetler yavaşlar ve hastalar çok çabuk yorulur,en ufak bir eforda nefes nefese kalır,kalpleri hızlı atmaya başlar(taşikardi).

Tedavide doktorunuzun yapmış olduğu tahliller sonucu sebebe yönelik ilaçlar kullanılır.

NOT: Makaledeki yazılar tamamen bilgilendirme amaçlıdır.Söz konusu durumlarda doktorunuza başvurunuz.

Ağustos 2012

Thecrazyhands

NewYork, Ecnebiler ve Memleketim

İnploid'da rastladığım bir soru üzerine yazmaya başladığım cevap bir anda kendimi durduramadığım bir yazıya dönüştü.Cevabımı kısa kesip buradan devam etmek istedim içimdeki tutamadıklarıma.

New York

NewYork,2010 yazında 2.5 aylık bir süre ile benimde tecrübe ettiğim o büyüleyici şehir.Dilimi geliştirmek amaçlı gittiğim bu seyahatte başıma gelmeyen kalmadı desem yeriydi,ama çok şükür pek fazla etkilemedi bu olaylar.Ha evet belki Brooklyn'de 2 katlı bir daire'ye 32 Türk tıkılmış olabilir ve belki 3 gün boyunca uyumamış,duş alamamış olabilirim.Ya da karşı evde dizine kadar düşmüş haldeki pantolonuna daha da düşmesin diye kemer bağlamış bir zencinin marijiuna çekerek evden çıkışlarına ve pis pis sırıtmalarıyla güne başlamış da olabilirim.Evet gerçekten bunları sayısızca uzatabilirim,ne de olsa macera dolu AMERİKA! (Rafet'i anıyorum :))
New York'a gelince oldukça pahalı bir şehirdir.Örnek verirsem eğer 1 şişe pet su $2.5 dır.He tabi sonrasında bunun çaresini de buluyorsun bu pahalılıktan ötürü,yol kenarlarında Halal-Food denilen hintli seyyarlar vardır bunlardan $1'a alabilirsin.[Virginia'da ise 24'lü Nestle pet şişe su (+4 de hediye veriyolar = 28) $3 idi,fark bu derece yani].Vasıtalara binmek de gene aynı $2.5 dır.Aylık sınırsız kullanım sağlayan kartlar bulunur $89'a.(sürekli yer değiştirenler için birebir yoksa çekilmez bu külfet)
Şehir süperdir.İstanbul'u hiç bir şeye değişmem klişesi orada gerçekliğini yitirir.Onca ışıklı binalar,gün içinde bile seni cezbeden parıltılı gökdelenler,adeta sonsuzu görebileceğin yapıda tasarlanmış paralel caddeler,düzgün yapılaşma vs vs. Tüm bunların yanı sıra NewJersey ile NewYork'u birbirinden ayıran Hudson nehrini ve nehir boyunca olan görsel ambiyansı,neredeyse köşe başı her yerde büyük parkları,şehrin göbeğinde bulunan Roosevelt Adasını ve pek tabi ki Central Park'ı görünce insanın bu şehirden kopası gelmiyor.
7/24 yaşayan şehir!

New YorkBir çok sıkıntıyı anladım da geçinmenin ne denli sıkıntılı olduğunu 1.5 ay boyunca işsiz gezerek kötü tecrübe etmiş oldum.Güya iş garantisiyle gittim :)) Daha önce belki tv'de gördüğünüz ya da bizzat gördüğünüz Central Park'taki o arkasında haznesi olan bisikletçi elemanlar var ya,he işte ben de onlardan olacakTIM! (yukarıda) Pedicap yapacaktım yani ama lanet olası aracı şirketim yüzünden ehliyetim(olmazsa olmaz) 1.5 ay boyunca çıkmadı.Velasıl-ı kelam yapamadık.Çalışmak lazımdı,ama nasıl? Sezonun en kalabalık olduğu dönemde nasıl iş bulacaktım?Evet bulamadım,aslında buldum fakat her allahın günü kadıköy'den avcılar'a gitmeyi hanginiz göze alırdınız saatte $8 için?
Neyse belli oldu "kötü kokulu bu şehir" beni yutacaktı anlaşılan.Gitme vaktiydi,China Town'da gram ingilizcesi olmayan çinlilerle güç bela uğraşarak atladım otobüse ve 8 saat sonra karşımda Virginia!Daha ilk görüşte ısındım bu küçük şehre,ama bunun sebebi belliydi.İstanbul gibi bir megakent tecrübesi olan şahsım NewYork'da da aradığını bulamamış ve kalabalıktan bunalmıştı.Tam zamanında olmuştu bu yolculuk,malum bir yandan cepten yiyordum.
Neyse geldiğimin 3. günü iş buldum,ne yalan söliyim 12 günde $1000 kazandım.Ve günde 5 saat çalışarak,daha da kasmadım kendimi zaten 1 ay kalacaktım.En iyi şekilde değerlendirmekti amacım bu kısa süreyi,gezdim tozdum hakkını verdim.
New York
Çalışmak için social number diye bir zımbırtı var orada.Her şehirde belli noktalar var müracaat ediyorsun 1 haftada alıyorsun,ehliyet boyutlarında bir kart.O olmadan çalışmazsın.
Social Number'ın yoksa yaptığın işten ne bir şey anlarsın ne de gerektiği gibi kazanabilirsin ABD'de.Çünkü kaçak durumdasındır,çalışmaya hakkın yoktur bu belgen olmadığı müddetçe.He çalışırsın bak,ama millet saat başına 9-10 dolar alırken sen hem 4-5 dolar gibi cüzzi bir rakama çalışırsın hem de sürekli yakalanma düşüncesi içerisinde tedirgin bir hayat yaşarsın.

New York

Ama gel gör ki memleket hasreti cidden kendini gösteriyor.Başka bir şey,yaşayan anlar derler ya aynen o cinsten!Eşin,dostun,ailen,kültürün hepsi birdendir memleket,yoksa bi kara toprak parçası değil.Ukraynalı olsam Odessa'yı, Kiev'i özleyecektim,İsveçli olsam da Stockholm'u.Yani burada önemli olan nerede doğduğundur,geçmişinde ne olduğu, kimden geldiğindir.İstanbul delisi hiç bir zaman olmadım,Sezen Aksu gibi "ah istanbul" naraları atmadım ama onca çorak toprağı adam eden ve dünyanın en lüks en cezbedici yerleri haline getiren bu ecnebileri gördükçe tarif edemeyeceğin coğrafi berekete nail olan İstanbul'un ve daha bir çok şehrimizin ne denli yanlış değerlendirildiğini ve bize bu konuda haksızlık yapıldığını görmekteyim.
Haksızlık,evet çünkü yaradanın vermiş olduğu bunca nimeti pervasızca kullanarak,özen göstermeden,sırf "yapmak" olsun diye inşa edilen biçimsiz yapıları,çarpık kentleşmeyi,sahil boyunca denizin kırık cam şişeleri ve poşetler ile ne denli kirlendiğini gördükçe acaba bu topraklar başkalarının elinde olsaydı dünyada cenneti yaşatırlar mıydı? diye düşünmeden kendimi alamıyorum.
Fransa'nın Nice şehrine bir göz atın lütfen aklınıza hangi şehrimiz gelecek,bizdeki benzerini tahmin edebildiniz mi? İzmir mi dediniz,açıkçası ben İzmir'e çok benzetiyorum.Ama sadece coğrafi olarak!Yoksa geri kalan manada alakası yok.
Velasıl-ı kelam adamlar özen gösteriyor,değer veriyor,tarihine saygı duyuyor ve sonucunu da görüyor arkadaşım.Ya biz?
Ağustos 2012

Thecrazyhands

Steve Jobs (by Walter Isaacson)

Steve Jobs

NOT: İsteyene e-kitap formatında yollayabilirim.

Ağustos 2012

Thecrazyhands

Adolf Hitler - Kavgam

Adolf Hitler

NOT: İsteyene e-kitap formatında yollayabilirim.

Ağustos 2012

Thecrazyhands

Senkop nedir?

Baygınlığın Tıp'taki adına senkop denir.Senkop aslında insanı koruyucu bir mekanizmadır.Beyine yeterince kan gitmediği durumlarda bunu artırmak gerekir,bunun için en iyi yol sakin bir yer bulup ayaklarımızı kalp seviyesinden yukarıda olacak şekilde uzatmaktır.Bunu bilinçli olarak yapamadığınız durumlarda vücut kendini devreye sokar ve beyni kısa devreye uğratarak şuur halini ortadan kaldırır ve böylece bayılma meydana gelir.

Şuur kaybı sonucu tüm kasları devre dışı olan insan yer çekimi etkisiyle yığılır ve böylece kalp ile bacaklar aynı seviyeye gelir.Dolayısıyla bacaklarda göllenmiş olan kan tüm vücuda eşit dağılmaya başlar ve beyine kan gider.Bundan dolayıdır ki bayılan insanlar(altta yatan başka hastalığı olmayanlar) 5 dk sonra kendiliğinden uyanırlar,vücudun bu oto-defans sistemi sayesinde beyin kan akımı devamı sağlanır ve hayati fonksiyonlar sürdürülür.Bayılmak yaradılıştan gelen bir defans sistemidir.Vücudun kendi kendini korumasıdır.

Senkop

Senkop sebepleri;

  • Aşırı sıcak ve nemli ortam
  • Dehidratasyon(susuz kalma)
  • Kanamalar,beyin tümörleri
  • Şiddetli ishal,kusma

NOT: Makaledeki yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Ağustos 2012

Thecrazyhands

OSAS (Obstructive Sleep Apnea Syndrome) nedir?

Aşırı alkol kullananlarda,kilolu insanlarda,burun ve boğaz bölgesinde anatomik bozukluk olan kişilerde vs. görülen uyku sırasında soluk durması(apne) durumudur.Hayatı tehlikeye sokucu bir durum olmakla beraber ciddiyeti şu örnekle açıklanabilir;

Kimi hastalarda uyku sırasında 90sn'ye varan soluk durmaları meydana gelirken kimi hastalarda ise kısa sürelerle ama sık aralıklarla soluk durmaları meydana gelmektedir.Sonuç olarak kişi uykusundan çırpınma atakları ile uyanır.Genelde uyku sırasında bunun farkına kendisi varamaz ve tanı eşi/yatakta yattığı kişi tarafından verilen bilgiler üzerine yapılan uyku testi ile konur.

Gün içerisinde;

  • sürekli uyku halinde olma
  • aşırı yorgunluk,halsizlik,güçten düşme
  • sanki uyumamış ve uykusunu alamamış gibi hissetme
  • farkında olmadan(araba sürerken dahi) uykuya dalma
  • geceleri uykusundan boğulurcasına uyanma gibi durumlarda aklımıza OSAS gelmelidir.

Yukarıdaki şikayete sahip olan insanlar 1gün(gerekirse tekrar edilebilir) boyunca uyku laboratuvarında teste tabi tutulur ve vücuda yerleştirilen elektrotlar ile tanı konur.

Tedavi almayan hastalarda sonuç ölüme kadar uzanaBİLİR.

Tedavi nedir?

  1. Bademciklerin hava geçişini tıkayacak derecede büyümesi varsa bunlar alınır.
  2. Kilo vermek ŞARTTIR!
  3. Boğazda tonus gücünü kaybetmiş zayıf kaslar var ise cerrahi yöntemle bunun yaptığı darlık giderilir.
  4. CPAP veya BPAP denilen soluma cihazları uyku sırasında kullanılarak OSAS'ın oluşturacağı sağlık sorunları ve hayati tehlikeler(ör:kalp krizi) önlenmiş olur.
Tıp

NOT: Makalede yazılanlar tamamen bilgi vermek amaçlıdır.Herhangi bir işlem yaptırmadan önce lütfen kendi doktorunuza başvurunuz.