Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ahmet Caner Sönmez,

Moleküler Biyolog

Dixi et salvavi animam meam. Söyledim ve ruhumu kurtardım.

Şubat 2015

Ahmet Caner Sönmez

"Beyaz Zambaklar Ülkesinde" adlı kitabın, Atatürk'ün zamanında okullarda okutulmasını emretmesine rağmen ülkemizde halen az bilinir olması eğitim sistemimizin ne kadar güçsüz, amaçsız bırakıldığının göstergesi değil midir? Bu kitabı okuyanlar kitap hakkındaki fikirlerini yazabilirler mi?

Ben o kitabı yaklaşık bi 5 yıl önce falan okumuştum şimdi 15 yaşındayım. Fakat sorduğum bi çok arkadaşım kitabın ya adını duymamış ya da duymuş ama okumamış.
Ben o kitabı okuduğumda çok severek okumuştum ve cok da doğru, okunması gereken, bizim için çok da onemli şeyler içeren konusuyla hayran da kalmıştım açıkçası. Benim herkesin okumasını ve okutmasini Önerdiğim kitaplardan da biri. Hem kolay okunusuyla ilkokullarda bile rahatlıkla okutulabilir.
  • 1 Yanıt
Eylül 2014

Ahmet Caner Sönmez

Pandomim sanatının ülkemizde daha etkin bir şekilde sunulabilmesi için neler yapılabilir? Sokak düzenlemeleri, sanatçıların sanat yapabilecekleri özel 'köşeler' yapılamaz mı?

Bıkmadınız mı bu ülkeye sant hizmeti sunmaktan? Işid büyük şehirlerimizde organize oluyor hem de devlet desteğiyle. Tayt giyenlerin kafasını ilk olarak kesiyorlarmış. Bence sanat yapacağım illa diyorsanız kaçın neresi olursa olsun oraya. Bu milletin ar damarı çatladı, hayat damarlarından sanata ait olanını çoktan koparttı.
  • 2 Yanıt
Eylül 2014

Ahmet Caner Sönmez

Mikrotonal Gitar hakkında ne biliyorsunuz? Böyle bir gitarı ilk defa duyduysanız nasıl bir şey olduğunu inceleyip fikirlerinizi yazar mısınız?


Daha önce görmüştüm ve hatta burada paylaşmayı düşünmüştüm ama atlamışım. Bu soru ile tekrar incelemiş oldum. Teşekkürler. Bence oldukça başarılı. Tanıtım için kültürel şenlik ve etkinlik düzenlenebilir elbette ki ancak ben (yeni nesli takip ettiğim kadarı ile) yeni neslin bu enstrümanı öncelikli olarak yerel müzikleri icra edilebilecek bir icat olarak tanıtılmasındansa daha gelişmiş bir evrensel gitar olarak tanıtılmasının daha hızlı yayılmasını sağlayabileceğini düşünüyorum. Hatta çok iyi ve tanınmış gitaristlere kullandırılarak enstrümental video kayıtlarının paylaşılması yolu ile gitara ilgi artırılabilir gibime geliyor.


Bu tarz, farklılık/yenilik içeren cihazların yayılabilmesi için öncüler gereklidir. Bu öncüler de herkesin takip ettiği kişiler/müzisyenler olabilirse çok hızlı ilerleyebilir diye düşünüyorum (bkz: yaygınlaşamayan çift tekneli bağlama zekicaglarnamli.com.tr/#!/dogalstereo).

  • 2 Yanıt
Eylül 2014

Ahmet Caner Sönmez

Canlılığın ortaya çıkışına dair kuramların biyolojik, fiziksel ve kimyasal temelleri hakkında neler biliyorsunuz? Canlılar hangi temel bileşenlerden oluşmaktadır?

Canlılığın ortaya çıkışı ile ilgili bir çok teori bulunmaktadır. En çok dayanağa sahip ayakta durabilen ise abiyogenez teorisidir. Bu konuda bir site tavsiye edeceğim. baharkilic.org/
Burada baya yararlı bilgi vardır.
Aynı zamanda bu konu ile ilgili bir ufak çevirim olmuştu. Orada da yaşamın yapı taşlarının buzlu bölgelere düşen asteroidlerle oluştuğu düşünülüyordu.

erhankilic.pro/bilim-insanlari-yasamin-...

Sitemi takipte kalırsanız ileride bir bilim insanının yaşamın marstan geldiğine dair bir teorisi ile ilgili yazımı yayınladığımda da okuyabilirsiniz. Henüz yazıyı bitirmedim ama martian meteorları ile marsa bir bağlantı kurduğunu söyleyebilirim.
  • 2 Yanıt
Ağustos 2014

Ahmet Caner Sönmez

İç huzurunuzu sağladığınız ortamlar nelerdir? Örneğin günün hangi vaktinde, nerede, ne yaparken en huzurlu halinizdesiniz?

Sahil kenarları kimsenin olmadığı deniz dalgalarını rahatça duyabildiğim her ortam
  • 12 Yanıt
Ağustos 2014

Ahmet Caner Sönmez

Kâinatın her saniye geçirdiği değişimleri ve bulunduğunuz anda başka yerlerde neler olduğunu düşünmek isteyecek kadar beyninizi zorlayabiliyor musunuz?

Evet.

Düşünüyorum.
Dünyanın ilk dönme hareketine başladığı zamanı. Dünyanın kendi etrafında döne döne yarattığı çekim kuvvetini. Dünyaya çekilen bizleri. Bizi bu dünyaya yönlendiren Tanrı'yı. Evreni...

Sonra ilk insanı düşünüyorum. Doğduğu andaki şaşkınlığını, Tanrı ile olan hesaplaşmasını. Yalnızlığını yine kendisiyle paylaşmasını. Ellerini gökyüzüne kaldırıp güneşten gözleri acıyana kadar Tanrı'yı aramasını.

Düşündükçe dünyanın adaletsizliği geliyor aklıma. Hiç aklımdan çıkmıyor ki...
Mojitosunu yudumlayan bir milyarderin yorgun düşüp, kuş tüylü yastıkta uyuyakalması geliyor aklıma... Klimalı ortamda sıcaktan korunabilen kendimi düşünüyorum ve yine bu kadar klima solumaya alışık olmadığım için hasta düşen bedenimi (!) ve yine ve yine ve yine Gazzeyi düşünüyorum, Afrikayı düşünüyorum, Nijerya'yı düşünüyorum, yıllarca Etiyopya egemenliğinden ayrılmak için bağımsızlık mücadelesi veren ve sonunda 1993 yılında başarılı olan Eritre'i ve diğer bütün yoksul ülkelerin açlık ve doğal afetlerle olan mücadelesini düşünüyorum.


Adaletsizliğini sevmiyorum dünya. Bunları görmek ve elimden pek bir şey gelmemesini de sevmiyorum. Belki bundan 40 yıl sonra bu portalda hiçbirimiz olmayacağız ama dünyada hala müthiş şeyler olurken adalet yerini bulmamaya da devam edecek.
  • 3 Yanıt
Ağustos 2014

Ahmet Caner Sönmez

Şu an Türkiye'de ve dünyada en başarılı olduğunu düşündüğünüz rock müzik grupları hangileridir?

Tabii ki en önemlisi tüm Avrupalı rockseverlerin tanıdığı, bildiği ve çok sevdiği Pentagram

Güleceksiniz belki ama yıllarca her yaz Avrupa'ya bir hit üretmiş olan Tarkan

Yine komik gelecektir Gentleman ile yaptığı İsyankar parçasıyla Mustafa Sandal'da Avrupa'yı kasıp kavurmuştu

Madem poptan gidiyoruz Hadi Bakalım - Sezen Aksu'da yıllarca Avrupa radyolarının günlük programındaydı

Biraz da kaliteyi arttırıp baktığımızda son zamanlardaki en önemli müzik elçimiz şüphesiz ki Fazıl Say'dır

Tüm dünyada ayakta alkışlanmış ve hala alkışlanan İdil Biret'de şüphesiz en önemli müzik elçilerimizdendir.

Tabii yine soruyu eksik okumuş olduğumdan yurtdışında tanınan Türk müzisyenlerini sıraladım :)
  • 3 Yanıt
Ağustos 2014

Ahmet Caner Sönmez

Gece sakin kafayla (belki yanında ufak bir içkiyle) dinlenebilecek güzel jazz ve blues parçaları nelerdir?

Louis Armstrong - West and Blues


Miles Davis - So What


Oliver Nelson - Stolen Moments


Bill Evans - Waltz for Debby


Glenn Miller - in the Mood


Freddie Hubbard - Red Clay


Bille Holiday - Autumn in NewYork


Ray Charles - Georgia on my Mind (bayılırım bu parçaya)


James Moody - Moody's Mood for Love


Ramsey Lewis - the in Crowd


Ella Fitzgerald - How High the Moon


John Coltrane - Blue Train


BB King - 3 O'Clock Blues


John Lee Hooker - I'm in the Mood


Robert Johnson - Sweet Home Chicago


Jimmie Vaughan - Dengue Woman


Stevie Ray Vaughan - Texas Flood (bayılırım bu parçaya)


Stevie Ray Vaughan- Cold Shot
  • 4 Yanıt
Ağustos 2014

Ahmet Caner Sönmez

Yaşamı "din" ekseninde yaşamak bir "gereklilik" midir yoksa bireysel haklar çerçevesinde her insanın düşünce özgürlüğü kapsamına alınacak bir "davranış" mıdır? Hangisi olursa dünya daha çok huzurla dolar?

Buraya bir "yanıta yorum" olarak yazdığım yazıyı doğru sadeleştirmeleri yaparak "konuya dair kendi fikirlerim" şeklinde bir yanıta çevirmek istedim. Yanıtını yorumladığım kişiyi tenzih ederek konuyu tartışmak ve genişletip açmak isteyen herkesin bilgisine sunarım.

"Yalnız konuyu daha iyi açıklamak için daha farklı bakış açılarına sahip cevaplara da ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim.

1. İnsan hakları kapsamına giren davranışlar, "hayatın kendisinin dışında unsurlar" olarak mı algılanmaktadır?
Bu çerçevede bakılırsa, bir fikir beyan etmek, bir "davranış" olarak "hayatın kendisinin dışında" bir unsur mudur?
Bir insan hakları mahkemesi önünde "fikriniz" dolayısıyla bir sorgulamaya tabi tutulacağımızı varsaysak "vallahi ben dinimin gereğini yaptım. " diyerek işin içinden çıkabilinir mi?
Esasında tüm yorumlar hukukî şeylerdir, buradan hukuk da yaşamın kendisidir diyemez miyiz? O zaman gerçek anlamıyla din=hukuk, denebilir. Zaten Yaradan'ın bir diğer ismi de Hakk'tır yanılmıyor isem.
Hukuk, yani haklar bütünü, hayatın dışında(!) olan davranışları bir yola koyucu ve düzenleyici oluyor bu bağlamda. Dilerim bu yanıtımı bir "hukuk bilgini" de incelesin. Hukuk kavramının kapsadığı alan hakkında ben de çıkarımlarda bulunduğum için böyle bir istekte bulunuyorum. Ben bir biyoloğum, hukukçu değil.

2. Dinin "lokal" yani "bölgesel" olduğunun açıklanması, "yaşamın bütünlüğünü savunan, yaşamın ta kendisi" olan, hatta dünya üstündeki yaşamın temeli olan suya benzetilen din hakkında, bölgesel bir plân olarak düşünülmesi anlamına gelmiyor mu? Tanrı (Allah, Rab, Yehova ne denilirse denilsin kişiye kalmış bir seçimdir, ve dini yaşayış biçimi sonucunda ele alınabilecek "davranışlar" arasında olduğu için bir "ifade hakkı" olarak insan hakları kapsamındadır.), "yaşamın ta kendisi" olan bir şeyi parçalara bölerek, farklı inanıştaki topluluklarla mı dünya ahlâkının düzenlenmesini sağlar?
Konuya açıklık getirmek, farklı görüşlerin paylaşılmasını sağlamak üzere iyi niyetle sorulmuş bir sorunun altına, yazarının düşüncesi kastedilerek "Materyalist kafa ve laisizm ekolünün icadını savunan bir ateist/inançsız" sınıfına dahil etmek ne derece etiktir? Böyle ayrıştırıcı, ötekileştirici bir şekilde davranılması, "yaşamın bütünü, kendisi" olan "din" olgusunu yaşayan insanların (olması gereken) düşünceleri ile çelişmemekte midir?

3. "Din ekseninde yaşamak" kelime öbeğinden ne anlaşıldığına gelince.
Burada bence açık olan şudur ki, din ekseninde yaşam diyerek insanların belli bir kalıba sokulmaya çalışılması, cami, kilise, sinagog ve çeşitli ibadethanelerin "herkesçe zorunlu olarak" kullanılması, kullanmayanların dışlanabildiği, "cemaat"ten sayılmayabildiği, Türkçe konuşulan topraklarımızda bir "merhaba", "iyi günler" yerine, "selamün aleyküm(? !)" ve "aleyküm selâm(? !)" denmesi, kadına yakıştırılan çeşitli muameleler, kız çocuklarının okutulmaması ve erkeğin "kulu kölesi" olması hususunda yine maalesef (ümitler kırılmasın!) "din" kitaplarının alenen kaynak gösterilebilmesi, burka, peçe, çarşaf giydirilerek, yine belli deyimlere göre "Allah'ın cennet konusunda verdiği bir garanti" ye ulaşma çabaları, bale, tiyatro, pandomim, modern dans, etnik dans gibi sanatsal ve kültürel faaliyetlerde "kadın" varlığına (rahatça gözlemlenebilir bir şekilde) dinî referansla yaşayan kesimlerde bir "tahammülsüzlük" olagelmesi gibi durumlar ve daha niceleri anlatılmaya çalışılmaktadır. Bu noktada bütün bu saydıklarıma ve daha nicelerine "insanların türettiği saçma ve gerçek dinden uzak anlayış ürünü davranışlar(? !)" denebilir mi? Eğer denebilirse, buna da iki sorum olur:
a) O zaman "Gerçek Din" nedir?
b) Bunlar gerçek dinin dışında, birer "insanî davranışlar" ise hukuken değerlendirilmesi gerekmez mi?

4. Hangi "kurallar" bizim tarafımızdan belirlenmiyor hayatta? Açık ve bilimsel yaklaşım adına cevaplanması rica olunur. Anne, baba, doğulan şehir, ait olunan ülke, maruz kalınan coğrafik hareketler, buzulların erimesi, kıtaların ayrılması, evrenin genişlemesi, ölüm?

5. İnsanlar "duygu ve akıl" yönünden en üstün canlılar mıdır? Din olgusunu yaşamak için tüm canlıların insanlarınki gibi duygu ve akla mı ihtiyacı vardır? Diğer canlılar insanlardan geri midir?

6. Yaşamın mucizesi kavramı herkesçe bilinir ve sık sık dile getirilir. Bir moleküler biyolog ünvanıyla buna yanıt verecek olursam, öncelikle biyoloji biliminin ulaştığı noktayı yakalamaya çalışmalı diyerek söze başlamak isterim. La Jolla San Diego'dan Craig Venter ve ekibi duyulmuş mudur acaba? Kendileri tamamen sentetik (yani laboratuvar ürünü) maddelerden yola çıkarak dünyadaki yaşamın temel taşları olan nükleik asitleri ( DNA için A, T, C, G; RNA için A, U, C, G) üreterek bir genom (bir organizmanın tek bir hücresindeki DNA materyalinin bütünü) oluşturdular, bu yeryüzündeki en küçük genomlardan birisi olan Mycoplasma genitalium'un genomunu oluşturup çekirdeği alınmış bir "bakteriyel hücre"ye aktardılar. Hücre içine aldığı bu genomu çalıştırmaya başladı. Sonuç laboratuvarda üretilmiş farklı bir canlı oldu. Yoktan var edildi demiyorum elbette. Ancak yaşamın ipuçları bilimsel olarak elde edilebiliyor bunu diyebilirim. İlgilenirseniz:
Kaynaklar:
Mycoplasma laboratorium
en.wikipedia.org/wiki/Mycoplasma_labora...
First self-replicating synthetic bacterial cell (Kendi kendini kopyalayan ilk sentetik bakteri hücresi)
jcvi.org/cms/research/projects/first-se...
Bu da Türkçe bir kaynak:
biyolojiegitim.yyu.edu.tr/bmk/sentetikg...

7. Son olarak, insanların tümden ortadan kaldırılması dünyaya nasıl bir huzur getirebilir? İnsanlar Tanrı tarafından bu kadar uyumsuz mu yaratılmışlardır? Çözüm bu kadar basit midir? !
İnsanın "eşref-i mahlûkât" olduğu konusunun savunulması halinde 5. Şıkkıma dönülmesini rica edeceğim. Ancak bunun yerine de, "İnsanlardır dünyaya kötülük salan! Huzuru bozan! " savı ortaya atılıyorsa bunda da kusra bakmayın mantıksal bazı eksikliklere dem vurmadan edemeyeceğim.
Şöyle, doğada (insan eli değmese bile) "huzur" yoktur. Bu huzurdan anlaşılan her canlının kendi yaşam sahasından çıkmadan asgari düzeyde yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayarak türünü devam ettirmesiyse, şu an bu yazıyı okurken geçirilen saniyeler içinde bile yok olan türlerin (yani yaşam mücadelesini verip başarılı olamayan canlılar) varlığı düşünülmelidir. Her canlı bir yaşam mücadelesi vermektedir ve doğa "vahşi"dir. "Canlılarda ve doğada huzur" kavramı o meşhur belgesellerde çekilen doğa görselleri ve videolarıyla açıklanıp, işte bu "Yaradan'ın doğası" denemez. O doğa içinde küçük bir sinekten, koca cüsseli bir aslana kadar HER CANLI BİR MÜCADELE İÇİNDEDİR. Sanırım insanoğlu kendisi yaşam telaşesi içinde çok koşturduğundan olsa gerek, belgesellerde hepimizin izlediği savanada boylu boyunca uzanmış yatan aslanlar ve hiç fabrikanın olmadığı çıplak doğa manzaraları bize "Huzurlu" gelmektedir. Buna da Yaradan'ın huzuru denmektedir. Oysa ki doğa "kaotik" bir yerdir.
Bugün insanoğlu, geldiği noktada kendini doğanın bir parçası olarak görmediği/göremediği için mağaralara/evlere çekilmiş ve aradığı "huzur"u yaşadığı kısır döngülerin dışında, "doğayı tahrip edern ikinci bir insan beyni" olmayan yerde aramaktadır. Ya da bunu dinen yapılan açıklamalarda da görebileceğimiz gibi lüks ve huzurlu yaşamın yeri olan CENNET'te aramaktadır.

Bu konuya da bir bakış açısı olarak Erich FROMM'un kitaplarından birisinde bahsettiği ve "Psikolojik ve Ahlâki bir Sorun olarak İtaatsizlik" başlığı altında yazdığı şu ifadelerine yer verelim:


"İbranî ve Yunan efsanelerine göre insanlık tarihi bir itaatsizlik eylemi ile başladı. Adem ile Havva, Aden cennetinde yaşadıkları sırada doğanın parçasıydılar; onunla uyum halindeydiler, ancak onu aşarak ötesine geçemediler. Onların doğanın içinde oluşları, ceninin ana rahminde oluşu gibiydi. İnsandılar, ama aynı zamanda henüz insan değildiler. Ne zamanki bir buyruğa karşı geldiler, herşey değişti. Toprak ve ana ile bağı koparıp, göbek bağını kesmekle, insan insanöncesi uyumdan sıyrıldı ve bağımsızlık ile özgürlüğe ilk adımı atabildi. Boyun eğmeme hareketi Adem'le Havva'yı özgür kıldı ve gözlerini açtı. Birbirlerini bir yabancı olarak ve kendileri dışındaki dünyayı da yabancı, hattâ düşman olarak algıladılar. İtaatsizlik eylemleri, doğa ile ilksel bağlarını kopardı ve onları ayrı bireyler haline getirdi. "İlk günah", insanı bozmak şöyle dursun, onu azat etti ve tarihin başlangıcı oldu. Kendi yeteneklerine güvenmek ve tümüyle insan olmayı öğrenmek için, insan Aden Cenneti'ni terketmek zorundaydı. "


Yazının tamamı için:
facebook.com/notes/%c3%a7eki%c3%a7li-fil...

İnsan "doğadan koparak" alet yapıp etrafını şekillendirmeye başladığında bir yandan kısmen kendi "CEHENNEM"ini yaratmaya da başladığını nereden bilebilirdi değil mi?
Fikirlerinizi beklerim. : )
  • 1 Yanıt
Ağustos 2014

Ahmet Caner Sönmez

Özgürlüğün temel alındığı bir dünya modeli nasıl olabilir? Günümüze baktığımızda yeterli miktarda maddi imkân sahibi olmayanların "Özgür" tabir edilen duruma yakın olmadığı görülüyor. Özgürlük neredeyse tamamen maddesel bir şey midir yoksa manevîyat da içerir mi?

İnsan doğarken özgür doğmamaktadır ki yaşamın geri kalanını özgür devam ettirebilsin!

Gerçekleri kabullenmek mutlu olmanın ön şartıdır. Dünyaya gelirken, içine doğacağı şartların hiç birini belirleyemeyen ve -güya- kendi ayakları üzerinde duracağı (!) zamana kadar da o şartlara bağımlı yaşamak zorunda olan, kendi ayakları üzerine durduktan sonra bile bebeklik ve çocukluk yıllarında yaşadığı maddi / manevi deneyimlerin tesirinden ölene dek kurtulamayan insanın hangi özgürlüğünden bahsedilebilir Allah aşkına?

Özgürlük, kelimeler aleminin en karizmatik ancak içi en kof kavramıdır.
  • 1 Yanıt
Ağustos 2014

Ahmet Caner Sönmez

Çocukluk evresinde anne-babanın çocuğun yeteneklerini gözden geçirerek alacağı eğitim üzerinde karar vermeleri mi gerekir? Yoksa çocuğu okul çağı gelişiminde bütünüyle serbest bırakarak kararları onun vermesi yönünde destek olmaları mı gerekir?

Anne babanın yapması gereken tek şey "yönlendirme, teşvike etme" olmalıdır. Çocuğunun erişkin bir birey haline geldiğinde kararlarına ve tercihlerine karışmamalı, onu özgür bırakmalıdır. Evet çocuğunu kötülüklerden korumak istemek en doğal hakkıdır, korumalıdır da; ancak bunu yaparken çocuğunun hareket özgürlüğünü kısıtlamaktan kaçınmalıdır.

Çünkü her birey tamamen özgür olduğu vakit doğru/yanlışı görecek ve kendini oluşturmaya başlayacaktır. Öteki türlü yaşadığı hayat, kendi hayatı değil; anne babasının seçimlerinden oluşmuş , korkarak , kendi ayakları üzerinde duramadığı bir hayat olacaktır.

Güçlü insan özgür insandır.
  • 5 Yanıt
Ağustos 2014

Ahmet Caner Sönmez

Kırmızı et ve deniz ürünü birlikteliğiyle üretilen yemek türevlerinin lezzeti Türk mutfağının damak zevkine ne derece uyarlanabilir ya da örnekleri var mıdır?

İspanyolların balık çorbası örnek verilebilir. İlk olarak chorizo(baharatlı sucuk) pişirilir. İçinde çok fazla baharat ve acı olduğu için çoğu yemeğe aroma vermesi açısından chorizo koyuyorlar. Morina balığıyla yapılan bu yemek hem et hem balıkla yapılan doyurucu bir çorbadır. Türklerin damak tadına uyarlayabilmek için chorizo yerine bizde acı baharatlı sucuğumuzu kullanabiliriz.
Yine portekizlilerinde domuz salamı balık, çeşitli sebze ve şarapla çeşnilendirdiği çorbaları örnek sayılabilir.
Soruda özellikle kırmızı et yazmışsınız ama yine de aklıma gelen bir başka tarifi daha paylaşayım. Tavuk göğsü, biraz zeytinyağı, alabalık, krema, bol sarımsak, arzu ederseniz şarap sirkesi yada beyaz şarapla kremalı hem et hem balıklı bu çorbayı yapabilirsiniz. İlla kırmızı et kullanmak istiyorum derseniz dana puli alarak yapabilirsiniz. Puli hem çok lezzetlidir, hemde banak yemekler için uygundur.
Japonların meşhur ramen i de sayılabilir. Orijinal ramende muhakkak bir gün evvelinden domuz kafası büyük bir tencererde baharat ve sebzelerle bekletilir. Sonrasında da balık, karides, midye gibi ürünler eklenerek çorba servis edilir. Domuz kafası yerine dana yada koyun kafası ekleyerek bizlerde yapabiliriz.
Yemek kanallarında izlemiş olduğum programlarda bolca örneğine rastladım. Sncak malzemeleri tam olarak hatırlayamıyorum tabi. =) Genel olarak bu tip yemekler bol baharat sebze eşliğinde pişiyor. Yani bizlerde yapabiliriz bunları istediğimiz şekillerde. =) Fransızlar, ispanyollar, italyanlar hatta uzak doğuda köylerde bu tip yemekleri halen yapıyorlar. Sanırım buradaki amaç lezzetten ziyade malzemeleri bir araya getirerek banak, doyurucu bir yemek elde etmek.
Konuyu araştırmamda yardımları için Şaman Bayyurt (@chamacon) 'a teşekkür ederim.
  • 1 Yanıt
Ağustos 2014

Ahmet Caner Sönmez

Schopenhauer'ın "Aşkın Metafiziği" kitabını okuyanlar, bu kitabın aktardıklarıyla ilgili ne düşünüyor?

Kitabı okumadığım için bir fikir yürütemeyeceğim.
  • 1 Yanıt
Daha fazla göster

En Beğenilen Soruları

+14 kişi
+8 kişi
+7 kişi
+7 kişi
+6 kişi
+6 kişi
+5 kişi
+5 kişi
+5 kişi
+3 kişi

Benzer Kişiler