Bilmek istediğin her şeye ulaş
Mart 2015

Beşire Mansız Tozar

Psikolojisi Camdan Nesiller yetişmesin diye; ebeveynlere öneriler

Psikolojisi Camdan Nesiller

Yetişmesin diye; ebeveynlere öneriler;

Sizin tutkularınızı gerçekleştirmek çocuğunuzun yaşama hedefi olmasın - Friedrich Nietzsche

  1. Çocuk deneme tahtası değildir, ilk yaşlarda ona yazdıklarınız silinmez.
  2. O, sizin çocuğunuz. Onu sevin (Zor değil!).
  3. Çocuğunuzla arkadaş değil ebeveyn ilişkisi kurun.
  4. Onunla emir kipiyle konuşmayın.
  5. Dinliyormuş gibi yapmayın, dinleyin. Birey olduğunu hissettirin, onu ciddiye alın.
  6. Çocuğun oynadığı oyunlara isterse dahil olun. Bu sizi aşağılamaz aksine çocuğun gözünde değeriniz artar.
  7. Yeni deneyimler için onu cesaretlendirin.
  8. Onu başkalarıyla kıyaslamayın.
  9. Önünde ya da yanında değil, bir adım gerisinde yürüyün. Tökezlerse arkasında siz varsınız.
  10. Cam vazo kırılabilir, yemek yere dökülebilir, yerler kirlenebilir. Çocuğunuzdan kıymetli değil.
  11. Tuvalet eğitiminde çok sert ya da yumuşak davranmayın.
  12. Diğer ebeveyni çocuğa kötülemeyin.
  13. Onu yokluğunuzla tehdit etmeyin.
  14. Yasakladığınız şeyleri siz de yapmayın.
  15. Yaşayamadığınız çocukluğunuz onun suçu değil. Acısını ondan çıkarmayın.
  16. Hayali yaratıklarla korkutmayın. Yanlış dini bilgiler vermeyin.
  17. Dolmuştaki abla/abi doktor olsa dahi canavar değil. Öyle bir algı yaratmayın.
  18. Dayak çözüm değildir, bazı çocuklar yok sayılmaktansa dayağı tercih eder.
  19. İyiliğe, yardıma teşvik edin.
  20. Cinselliği anlayabileceği boyutta, korkutmadan, yasaklamadan anlatın.
  21. Aile içi iletişim saygı, sevgi çerçevesindeyse çocuk da bunu benimseyecektir.
  22. Toplumsal cinsiyeti aşılayan kalıplar öğretmeyin. Ağlayan erkek erkekliğinden bir şey kaybetmeyeceği gibi, topla oynayan kız da bir şey kaybetmez.
  23. Yaşına uygun kıyafetler alın.
  24. Tutumlu olmayı, sürekli oyuncak/kıyafet alınamayacağını öğretin.
  25. Çocuğunuzla film izleyin, tiyatroya gidin, kitap okuyun.
  26. Dudağından öpmeyin. Hem hastalık kapabilir hem de bir suiistimali fark etmeyebilir.
  27. Hakkını aramasını bunu yaparken diğer insanların haklarını gözetmesini öğretin.


Çocuk bir yaylanın ortasında bulunan, etrafında hiç ağaç olmayan ve bütün pencereleri açık olan savunmasız bir evdir - J.I. Kepner

Beşire Mansız
Şubat 2015

Beşire Mansız Tozar

NOTALAR RUHA DOKUNDUĞUNDA

Notalar Ruha Dokunduğunda


“Müzik, sözle anlatılmayanı anlatma sanatıdır. Sözcüklerin anlatabildiği, zekânın kavrayabildiği şeylerin çok ötelerine gidebilir. Müziğin alanı, belirsizliğin, elle tutulamayanın, düşlerin alanıdır. ” der Charles Munch (Öz, 2001). Gerçekten de müziğin gücü öylesine büyüktür ki, sınırları olmayan bir dünya gibidir.


İnsan yaşamıyla iç içe olan müziği, Uçan (1994) “belli bir amaç ve yöntemle, belli bir güzellik anlayışına göre işlenerek birleştirilmiş seslerden oluşan estetik bir bütün” olarak tanımlamıştır.


Müziğin insana ve çevresine kültürel, sosyal ve psikolojik anlamda olumlu birçok etkileri vardır. Diğer tüm sanat dalları içinde insan ruhu üzerinde en derin etkiyi bırakan sanat müziktir (Apaydınlı, 2012).



Uçan (1994), müziğin insanın bireysel yaşamındaki psikolojik işlevlerini genel hatlarıyla şöyle açıklamıştır:


· Bireyin kendini tanımasına, kendine olan güveninin artmasına, kendini gerçekleştirmesine, kişiliğini geliştirmesine, yaşamını zenginleştirmesine yardımcı olur ve böylece daha sağlıklı ve mutlu yaşama olanağı sağlar. Bireydeki yaratıcı gücü uyandırır, yaratma yeteneğini zenginleştirir ve onun gelişimini hızlandırır.


· Bireyin boş zamanlarını etkin olarak ve zevkli uğraşılarla değerlendirmesine olanak sağlar.


· Bireyin dikkatini toplamasına, duygularını güçlendirmesine, kendini anlamasına ve anlatmasına ve kendisi hakkında olumlu görüş geliştirmesine katkıda bulunur.


· Uyumsuz çocuklardaki uyum bozukluklarını gidermede, ruhsal-sinirsel rahatsızlıkları tedavi etmede etkili bir uyarıcı ya da araçtır.


· Bireyin içinde yaşadığı doğal, toplumsal ve kültürel çevreye duyarlılığının artmasına, gelişmesine ve derinleşmesine olanak sağlar ve çevresine uyum sağlamasını kolaylaştırır.


Ayrıca müzikle herhangi bir şekilde ilgilenen ergenlerin sosyal, duygusal ve fiziksel alanda yaşıtlarından daha olumlu özelliklere sahip oldukları görülmektedir. Bedensel olarak daha sağlıklı ve yaşıtlarıyla kıyaslandığında motor etkinliklerde daha hızlı gelişim göstermelerinin yanı sıra sorumluluk duygusuna sahip olurlar. Zihinsel gelişim alanında ise genel olarak merak etme ve öğrenme açısından üstün olan, soyut düşünme yeteneklerinin gelişmiş, genel bilgi işleme sürecinde hızlı, çabuk, akılda tutabilen özgün ve yaratıcı fikirler üretme eğilimine, iyi bir gözlem yeteneğine sahip oldukları görülmektedir (Oral, 2004).


Özetle; müzikle ilgilenen çocukların anlatım güçlerinin geliştiği, iş yapma alışkanlığı ve sorumluluk duygularının önemli ölçüde arttığı, yaratıcı yeteneklerinin yükseldiği ve kendilerine olan özgüvenlerinin gelişme içinde olduğu görülmüştür (Çilingir, 1990).


Müziğin, insan ve insan psikolojisi üzerindeki tüm bu olumlu etkileri düşünüldüğünde, Nietzsche’nin dediği gibi “müziksiz hayat hatadır” ve bana kalırsa eksiktir.


Beşire Mansız



Kaynaklar


Apaydınlı, K. (2012). Ergenlik Dönemi Sorunlarının Çözümünde Müzik Eğitiminin Rolü ve Önemi, E- Journal of New World Sciences Academy, Cilt: 7 Sayı: 2 Makale No: D0089


Çilingir, V. (1990). İlk ve Orta Dereceli Okullarda Eğitici Çalışmalar İçerisinde Müziğin Yeri. Orkestra Dergisi, Sayı: 198, ss: 31.


Oral, A. (2004). Ergenlik Döneminde Stresle Başa Çıkma: Stresle Başa Çıkma Programının Geliştirilmesi ve Etkililiğinin Değerlendirilmesi. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.



Öz, N.B. (2001). İnsanın Kültürel Gelişiminde Müzik Eğitiminin Önemi Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt: XIV, Sayı: 1, 2001



Uçan, A. (1994). İnsan ve Müzik / İnsan ve Sanat Eğitimi, Müzik Ansiklopedisi Yayınları: Ankara.
Eylül 2014

Beşire Mansız Tozar

Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği Hastalığı!!! üzerine...

Ritalin Çocukları
“Saat sabahın onu. Güzel bir sonbahar sabahı çıktığınız yürüyüşte çocuğunuzun okulunun önünden geçiyorsunuz.
Okulun bahçesinde çoğu erkek bir grup ilkokul çocuğunun serseri görünüşlü bir adamın etrafında toplandığı dikkatinizi çekiyor.
Çocukların arasında kendi 10 yaşındaki oğlunuzu da görüyorsunuz. Adam elindeki bir kutudan çocuklara hap dağıtıyor. “Bu hapları yutun. Kendinizi iyi hissedeceksiniz okulda öğretmenleriniz de sizi daha çok sevecek. Ben her gün burada olacağım. Size bu haplardan dağıtacağım. Sizin için neyin iyi olduğunu ben biliyorum” diyor.
Hışımla okulun bahçesine dalıp adamın elindeki kutuyu kapıyorsunuz. Kutunun üzerinde Speed (yasal olmayan yapay uyarıcı) yazdığını görüyorsunuz.
Bu durum karşısında reaksiyonunuz ne olurdu? Adama vurmak mı? Polisi çağırmak mı? Çocukların ellerinden hapları toplamak mı?
Şimdi bir başka senaryoya geçelim. Saat sabahın onu. İlkokuldaki oğlunuzun öğretmeniyle görüşmek üzere okul binasına giriyorsunuz. Öğretmenler odasına doğru giderken ofisin önünde çoğu erkek çocuklardan oluşan uzunca bir kuyruk dikkatinizi çekiyor.
Sizin oğlunuz da kuyrukta bekliyor. Kuyruğun başında beyaz üniformalı hemşire çocuklara elindeki şişeden hap dağıtıyor. Hemşire “Şimdi ilacınızı alın. Kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Öğretmenleriniz sizi daha çok sevecek. Doktorunuz ve ben sizin için neyin iyi olduğunu biliyoruz” diyor.
Hemşirenin yanına yaklaşıp elindeki ilaç kutusuna bakıyorsunuz.
Üzerinde Ritalin (yasal yapay uyarıcı) yazıyor.
Bu durum karşısında reaksiyonunuz ne olurdu?
Bu manzara bir hayal ürünü değil. Amerika’nın hemen her ilkokulunda her gün yaşanan bir rutin.
Kuyruktaki çocukların ortak özelliği “Hiperaktivite” ya da “Dikkat eksikliği sendromu” hastalığına(!) yakalanmış olmaları.
İki senaryonun ortak özelliği çocuklara bağımlılık yapan “amfetamin” verilmesi. Serseri drag satıcısı hapları para kazanmak adına veriyor, hemşire ise ilaç firması ve doktorların öğretmen ve aileleri yanına alarak tedavi(!) adına önerdiği ilacı çocukların boğazına tıkıyor.
İki senaryo arasındaki fark ise “amfetamin satıcısının kimliği” diyor Dr. David Stein. Peki Amerikan okullarında olan bir şey bizi niye ilgilendirsin ki diyebilirsiniz. Üç nedeni var: Bir, Amerika’da yapılan her uygulama doğru olduğu(!) için yarın aynı sahnelerin Türkiye’de yaşanmasından korkuyorum; iki, çevremde doktoru tarafından “Hiperaktivite” teşhisi konmuş ve Ritalin alan çocukların sayısındaki hızlı artıştan dolayı ürküyorum; üç, Amerika’da yaşadığım yıllarda oğluma Hiperaktif teşhisi konmuş ve çocuğuma Ritalin vermeyi reddettiğim için, çocuğu okuldan atılan bir anneyim. Oğlum bugün iş ve sosyal yaşamında başarılı ve doyumlu bir genç adam. Arkadaşı Randy ise bir eroin bağımlısı. Çünkü Randy’nin annesi okul idaresinin baskılarına boyun eğmeyi ve çocuğunu yetiştirme tarzını sorgulamak yerine, çocuğuna hasta etiketi yapıştırılmasına izin vererek kendisini rahatlatmayı seçti. Okulların fon alabilmek için özel sınıf açmaları gerektiğini ve bu sınıfı açabilmek için de gerekli sayıda Hiperaktivite hastalığına yakalanmış çocuklara ihtiyacı olduğunu nereden bilebilirdik ki?
Hiperaktivite tedavisi(!) için doktorlar tarafından verilen Ritalin, Dexedrine, Adderall, Benzedrin, gibi ilaçlar afyon, morfin ve kokainin dahil olduğu “Schedule II” listesinde yer alıyor. Yüksek derecede bağımlılık yaratan bu ilaçları kullanan çocuklar arasında daha sonra eroin, kokain ve alkol bağımlılığı gelişmeleri sıkça görülüyor. Bugünlerde Amerika’da sıkça yapılan bir espriyi paylaşayım sizlerle. Anne-baba ile çocuk arasında fark nedir?
Anne-baba Prozac alır, çocuk ise Ritalin. Acı bir espri değil mi?
İlaç firmalarının maaşlı doktorları tarafından yapılan araştırmalar sonucu yaratılan bir hastalık olan Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği Sendromunun tüm çarpıtmalara rağmen genetik ve biyolojik kökenli olduğu kanıtlanamadı. Çevresel faktörler sonucu beyin kimyasında ve davranışlarda görülen değişikliğe davranış bozukluğu denilir, hastalık değil. Stres de beyin kimyasında ve davranışlarda bozukluk yaratmıyor mu? Bir davranış bozukluğunu düzeltmek için ise ilaç gerekmez.
Fakirlerin çocuklarına yaramaz, tembel ve ilgisiz deniliyor. Gelir durumu iyice olanların çocukları ise “Hiperaktivite” ve “Dikkat Eksikliği Sendromu” hastalığından mustarip oluyor. Doktorların iddia ettiği gibi bu hastalıkların(!) mevcudiyetini gösteren psikolojik bir test yoktur. Doktorunuz çocuğunuzda bu hastalığın olduğunu söylüyorsa ve siz de inanmayı seçiyorsanız bunun iki nedeni olabilir: Bir, çocuğunuzun okulda ve evdeki davranış bozukluğunun sorumluluğundan anne baba olarak kendinizi beraat ettirmek ve çocuk yetiştirme tarzınızı sorgulamamak işinize geliyor olabilir. İki: bu hastalık(!) hakkında bir şey bilmeyen, “doktor söylüyorsa doğrudur” diyen ve otoriteyi sorgulamayan biri olabilirsiniz. Hiperaktivite, enerji fazlalığından başka bir şey değildir. İtaatkar, uslu ve söz dinleyen insanların makbul olduğu toplumumuzda ne anne babalar ne de okul sistemi genellikle zeki ve fazla enerjiyi kanalize edemediği için yaramazlık yapan çocuklara tahammül edebiliyor.
Çocukları bir ömür boyu “hasta” olarak etiketlemek daha kolay. Bu nasıl bir hastalıktır ki doktor ilacın sadece okul döneminde alınmasını öneriyor? Yaz tatili, hafta sonları ise çocuğa ilaç verilmiyor.
Bu nasıl bir hastalıktır ki okulda dikkatini derslere yoğunlaştırma sorunu yaşayan çocuk, kendisini ilgilendiren bir video oyunu ya da sevdiği bir aktivite içindeyken saatlerce dikkatini toparlayabiliyor? Bu nasıl bir hastalıktır ki Amerika’da ilacı bedava alan fakir ve zenci ailelerin çocuklarında yaygın iken bizde sadece belirli bir gelir düzeyine sahip ailelerin çocuklarını etkiliyor.
Çoğu zenci ve ekonomik gelir düzeyi düşük çocuklar Ritalin’le okulda zombileştirildiğinde okul idaresi rahat ediyor. Bizde ise ekonomik durumu iyi ebeveynler, gerçek anlamda ilgili anne baba olmamalarının suçluluk duygusundan bu hastalık sayesinde kurtuluyor. Hem de çocuklarını doktora götürdükleri için çocuklarıyla ilgili oldukları konusunda kendilerini haklı çıkarıyorlar. Ritalin yanlısı doktorların faturasını ödeyenler de onlar.
Ritalin işe yarıyor mu? Yarıyor. Çocuğu sakinleştiriyor ve dikkatini toparlamasına yardımcı oluyor. Tüm amfetaminler ve kokain de aynı sonucu yaratıyor. Sadece hasta(!) çocuklarda değil, herkes üzerinde aynı etkiyi yapıyor Ritalin.
Rİtalin’in güçlü bir bağımlılık yaratması dışında kısa ve uzun vade yan etkileri de var. Hemen ya da birkaç hafta içinde çıkan yan etkileri uykusuzluk, sinirlilik, aşırı tepkisellik, ağlamak, kişilik değişimi, ciltte kızarıklık, ateş, mide bulantısı, baş dönmesi, kalp atışlarının hızlanması kan basıncı değişikliği, diskinezi (garip dil ve yüz hareketleri), sersemleşme, anjin ve göğüs ağrısı, karın ağrıları. Bazen toksik psikoz yani çocuğun realiteyle bağlantısının kopması ve ilacın zehirli boyuta ulaşması görülebiliyor. Tüm amfetamin ve kokain kullananlarda görüldüğü gibi kilo kaybı ve anoreksi olabiliyor. Depresyon, intihar düşünceleri hatta Turet Sendromu (tiklerin oluştuğu ve küfürlü konuşmaların istem dışı ağızdan döküldüğü bir nörolojik bozukluk) gibi komplikasyonlar da görülebiliyor. Ritalin’in uzun vadeli zararı ise çocuklarda boy ve kilo gelişimini engelliyor olması ve bağışıklık sistemine verdiği zarar. “Doktorum ilacın zararlı olmadığını söylüyor” diyen anne babalar! Doktorlar bir zamanlar Thalidomide’in de zararlı olmadığını söylemişlerdi. Sonuç kolsuz, bacaksız doğan binlerce çocuktu. Zararsız olduğu söylenen birçok ilacın zararları sonradan çıkıyor. Ayrıca laboratuarda üretilen hiçbir ilaç yoktur ki yan etkileri olmasın, aspirinin bile.
Anne babalar! Çocuğunuzun davranış bozukluğunu kontrol etmek adına kısa ve uzun vadeli riskleri almaya değer mi? Yasal olmayan uyuşturucu ve uyarıcı draglarla ilaçlar arasındaki tek fark, ilaçların yasal olması. İngilizce’de ilaçlara da drag deniliyor. Çocuğunuza drag almayı öğretirseniz onlar da drag kullanmayı öğrenir.
İşte size Yeni Binyıl gazetesinde çıkan bir haber:
“Hollanda’da hiperaktif ve konsantrasyon bozukluğu çeken çocuklar için tavsiye edilen Ritalin adlı hapın, alındığında kokain etkisi yaptığı ortaya çıktı. Ritalin’in artık uyuşturucu amacıyla son yıllarda yaygın olarak, ortaokul ve liselerde okuyan öğrenciler arasında kullanılmaya başlandığı ve okul bahçelerinde rahatlıkla alınıp satıldığı bildirildi. Hollandalı uzmanların açıklamalarına göre, Ritalin hapının satışı yalnızca geçen yıl yüzde altmışın üstünde artış gösterdi… Ritalin hapının fazla miktarda alındığında kişiyi ölüme götürebildiği belirtildi. Hap sürekli alındığında bağımlılık da yapıyor. ” Amerika’da da durum Hollanda’dan farklı değil.
Aşırı yaramazlığın bilimsel adı olan Hiperaktivite zekanın yaratıcılığa kanalize olma ortamı bulunmaması, çocuğun ilgi ve sevgi açlığı çekmesi ve çocuğa yaşına uygun verilmesi gereken sorumluluk duygusunun ve sağlıklı disiplinin verilmemesinden kaynaklanan bir davranış bozukluğudur.
Dikkat eksikliği ise ilgi eksikliğinin diğer adı. Türkiye’de karşılaştığım Ritalin çocuklarının ailelerinde sıkça gördüğüm özellikler şunlar oldu: Koca ilgisi eksikliği sendromu yaşayan anne, işkolik baba, zeki ama disiplin ve sorumluluk duygusu verilmemiş şımarık yetiştirilmiş çocuk. Toplum düzeyine göre entelektüel sayılabilecek bu ailelerin çocuklarının artık mazeretleri var. “Ben hastayım. Yaramazlığımın sorumlusu ben değilim. ” Çocuğu hediyelere ve oyuncaklara boğmak ilgi eksikliğini telafi etme çabasıdır. Ama işe yaramaz. Çocuk tüm yaramazlıklarını bir yudum ilgi ve sevgi görebilmek için yapıyor. Okuldan gelen şikayetlere gelince; günümüz okul sisteminde “dikkat eksikliği” sendromu yaşamayan bir öğrenci ya da öğretmen tanıyor musunuz? Oğluma okulda neden çok yaramazlık yaptığını sorduğumda verdiği yanıtı hala unutmadım “Öğretmenin 45 dakikada anlattığı konuyu ben 10 dakikada kavrıyorum. Geri kalan zamanda ise canım sıkılıyor ve yaramazlık yapıyorum. ” Doktorunuz size Ritalin ve benzeri ilaçların zararlı olmadığını söyleyebilir. Televizyonda kendi programı olan medyatik psikiyatristimiz ekrandan gözümüzün içine bakarak Ritalin’in hiçbir yan etkisi yoktur” diyebilir. Peki siz çocuğunuza kendi elinizle kokain verir miydiniz?
NOT: Aşağıdaki yazıyı Dr. Peter Breggin’in Talking Back to Ritalin kitabından sizin için çevirdim.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite ve Ritalin Hareketinin Ardındaki Politika Milyonlarca çocuk (ülkemizde de sayıları hızla artıyor) hiperaktivite ve dikkat eksikliği sendromu teşhisi konularak Ritalin ve diğer uyarıcı ilaçlarla tedavi(!) edilmektedir. Bu uyarıcıların listesinde şu ilaçlar vardır: - Ritalin (methylphenidate) - Dexedrine ve DextroStat (Dextroamphetamine veya damphetamine) - Adderall (d-amphetamine ve amphetamine karışımı) - Cylert Cylert haricinde tüm diğer uyarıcılar benzer etkilere ve yan etkilere sahiptir. Ritalin ve amfetaminler aynı tip ve kategorideki uyarıcılardır. Son birkaç yılda bu ilaçların verildiği çocukların sayısı inanılmaz boyutlarda katlanarak artmaktadır.
Ritalin ve amfetaminin beyin, zihin ve davranış üzerindeki ters etkileri aynıdır. Bu ters etkilerden bazıları davranış bozukluğu, psikoz, manyaklık, drag bağımlılığı. (İngilizce’de yasal ya da yasal olmayan tüm uyuşturucu ve uyarıcı maddelere drag (drug) deniliyor. Ritalin, amfetamin ve kokain aynı drag ailesindendir.
Ritalin ve amfetamin kullanımı, tedavi ettikleri öne sürülen sorunların aynısının ortaya çıkmasına yol açıyor; dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dengesiz davranışlar.
Çocukların büyük bir kısmı robotlaşıyor, depresyon yaşıyor, bitkinleşiyor ve içine kapanıyor.
Ritalin, Tourette sendromu da dahil olmak üzere kalıcı sinirsel tiklere sebep oluyor. Ritalin, hipofiz bezinden salgılanan büyüme hormonunun çalışmasını bozarak, çocukların büyümesini ve gelişimini engelliyor.
Ritalin’in bazı hayvanlarda kansere neden olduğuna dair yapılan son araştırmalar, ne Amerikan İlaç Dairesi (FDA) ne de ilaç firması tarafından ciddiye alındı.
Ritalin, çocuğun beyin faaliyetinde büyük ölçüde bozukluklara yol açıyor. Beyinde kalıcı fiziksel anormallikler ya da atrofi yarattığı değişik araştırmalarla kanıtlanmış olduğu biliniyor.
Ritalin alımı kesildiğinde ortaya çıkan yoksunluk sendromu, duygusal acılara, depresyona, halsizliğe ve intihar yol açabiliyor. İlacın bırakılmasından kaynaklanan bu sorunlar, çocuklarda psikiyatrik bozukluk olduğu inancına yol açıyor ve ilacın dozu arttırılarak, çocuğun tedavisi(!) sürdürülüyor.
Ritalin bağımlılık yaratan bir madde olduğu için, hem çocuklarda hem yetişkinlerde yaygın olarak diğer madde bağımlılıklarına açılan bir kapı olabiliyor. Dikkat Eksikliği-hiperaktivite ve Ritalin, Amerika ve Kanada kaynaklı bir “tıp” yalanıdır. Amerika, dünyadaki Ritalin pazarının yüzde 90 payını tüketiyor. Novartis ilaç firmasının bir kolu olan CibaGeneva Pharmaceuticals (Ciba-Geigy firması olarak da biliniyor), Ritalin’in üretici firması. Firma, Ritalin pazarını genişletmek için Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerine yayılmaya başlıyor.
Ritalin beyin fonksiyonlarını düzeltmek yerine, onu bozarak “iyileştiriyor”. Ritalin’in tek “iyileştirme” yolu bu!
Kısa vadede Ritalin, çocukların yaratıcı, doğal ve otonom aktivitelerini bastırarak zombileştiriyor, onları okulda ve evde itaatkar, edilgen varlıklar haline getiriyor. Kısa vadede Ritalin, çocuğun psikolojisi ya da akademik performansı üzerinde olumlu etki yaratmıyor. Bu sonuç sayısız araştırmalarla kanıtlanmış durumdadır. Uzun vadede Ritalin, çocuğun hayatının hiçbir alanında olumlu etki yaratmıyor. Çocuğu Hiperaktivite-Dikkat Eksikliği hastalığına sahip biri olarak etiketlemek, onun gelecekteki kariyer seçimlerini sınırlıyor onu ömür boyu damgalıyor. E bir etiketlenme, çocuğun özgüvenini olumsuz etkiliyor ve potansiyelini kullanmaktan alıkoyuyor.
Hiperaktivite-Dikkat Eksikliği sendromu diye bir hastalığın gerçekten var olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Çevresel etkilerin çocukta bu hastalığa(!) benzer semptomlar yarattığı üzerinde geniş çapta araştırmalar yapılmıştır. Ayrıca kurşun zehirlenmesi, aşırı ilaç kullanımı, baş kazaları ve yaralanmalarının da benzer semptomlar yarattığı biliniyor. Rutin olarak Hiperaktivite-Dikkat Eksikliği ile etiketlenen çocukların beyinlerinde ya da bedenlerinde fiziksel bozukluk, biyokimyasal dengesizlik ya da “ters bağlantılı sinirler” olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Bu teşhis hiçbir bilimsel ya da tıbbi gerçeğe dayanmıyor.
Ciba, Ritalin kullanımı fikrini satmak için doktorlara, ebeveyn organizasyonlarına ve psikiyatri kurumuna milyonlarca dolarlık yatırım yapıyor ve destek veriyor. (Ebeveyn organizasyonlarına, doktor-ebeveyn işbirliği adı altında çocuklarının Ritalin kullanımının onlar için iyi ve gerekli olduğuna inandırılıyor.)
Amerikan Eğitim Departmanı ve Ulusal Akıl Sağlığı Kurumu, Ritalin kullanımını, ilaç üretici firması kadar büyük bir iştahla pazarlıyor. Hatta ilaç firmasının yasal olarak cesaret edemeyeceği kadar ileri giderek ve cazip yöntemlerle Ritalin kullanımını teşvik ediyor.
Günümüz toplumu, çocukların uyuşturucu/uyarıcı kullanımı ve istismarını kurumsallaştırarak yasal hale getirdi. Daha da kötüsü, biz yetişkinler, çocuklarımızı bu tür ilaçlarla istismar ediyoruz. Onların duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için daha etkin ve sağlıklı yollar bulmak için çaba göstermek yerine işin kolayına kaçıyor, onları zombileştiriyor ve ilaç bağımlıları haline getiriyoruz. Çocuklarımıza çok kötü bir ders öğretiyoruz: Duygusal sorunların çözümünü ilaçlarda, uyuşturucularda, uyarıcılarda ara. Kendilerine ve diğer insan kaynaklarına güvenmek yerine psikiyatrik ilaçlara güvenmelerini teşvik ediyoruz.
(Yaşam Cesurları Sever-Nil Gün)
Mayıs 2014

Beşire Mansız Tozar

PSİKOLOJİK FİLMLER

DERGİ PDR DERLEMESİNDEN ALINTIDIR. İLGİLENENLER İÇİN ÇOK GÜZEL VE YARARLI OLABİLECEK FİLMLER LİSTEDE MEVCUT.
  • Yağmur Adam (Otizm)
  • Benim Adım Sam (Zeka geriliği olan bir baba ve kızı)
  • Sol ayağım (Fiziksel engeli olan bir adam)
  • Guguk Kuşu (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
  • Aklım Karıştı (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
  • Akıl Oyunları (Şizofreni)
  • Wilber Ölmek istiyor (İntihar ve Depresyon)
  • İçimdeki Deniz (Ötenazi isteyen bir adam)
  • Kimlik (Çoklu kişilik bozukluğu)
  • Şanslı (Ensest)
  • Atlı Karınca (Ensest)
  • Zenne (Eşcinsel eğilim ve aile tutumları)
  • Siyah Kuğu (Mükemmliyetçilik psikolojik gerilim)
  • Gözlerimi de Al (Karı koca ilişkisi)
  • Karanlıktakiler (Sosyofobi- cinsel taciz)
  • Otomatik Portakal (Vicdan deneyi- vicdan var mıdır? Var edilebilir mi?)
  • Sineklerin tanrısı (İnsanların medeniyetten uzaklaştıklarında “id”
  • lerinin nasıl devreye giridğini anlatıyor)
  • Babam Büfe (Fakir bir aile yapısı)
  • Benny’nin Videosu (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
  • Funny Games (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
  • Hayat güzeldir (Nazi Almanyası, baba oğul ilişkisi)
  • İnsomnia (Polisiye, gerilim uyuyamayan bir polisin maceraları)
  • Akıl defteri (Hafıza Kaybı)
  • Tehlikeli ilişki (Freud- jung)
  • Dövüş kulübü (Şizofreni)
  • Ceket (Psikolojik gerilim)
  • Truman şov (Kurgu bir yaşamda insan psikolojisi)
  • Makinist (Uykusuzluk problemi- insomnia)
  • Gizli pencere (Paranoya)
  • Nietzsche Ağladığında
  • Sen ne dilersen (İki kız kardeşin ilişkisi)
  • Dönüş (Aile içi ilişkiler)
  • Yirmi Üç (Takıntılı kişilik)
  • Sil Baştan (İki farklı kişiliğin beraberliği- bilinçte yolculuk)
  • Piyano öğretmeni (Aşırı tutucu bir kişilik ve beraberinde getirdiği
  • cinsel sapkınlığı anlatan bir film)
  • Takva
  • Büyük balık (Baba- oğul ilişkisi)
  • Abim evin tek çocuğu (Aile ilişkileri- özellikle kardeş ilişkisi üzerinde durulmuş)
  • Beyza’nın kadınları (Çoklu kişilik bozukluğu)
  • Max ve Mary (Asperger sendromu)
  • Babam ve Oğlum
  • Benim Adım Khan / Konusu: Rizwan Khan Otizm türü rahatsızlığı olan sperger sendromu hastasıdır...
  • Beşir´le Vals
  • İnception
  • 3 İdiot
  • Her Çocuk Özeldir
  • 28 Gün (Bağımlılık ve Alkol)
  • Yukarıya Bak (Animasyon)
  • Sybil
  • Oğul Odası
  • Ekim Düşü
  • Muhteşem Üçlü
  • Gökten İnen Melek
  • Son Armağan
  • Kırmızı Köpek
  • Tavuklar Firarda
  • Neşeli Günler
  • Yumurcak (Yabancı Film)
  • Altına Hücum
  • Düşler Ülkesi
  • Gen
  • Ölü Ozanlar Derneği
  • The Game
  • Black (Kör bir kız çocuğunun hayatı)
  • Billy Elliot
  • Forrest Gump
  • Tavşan Deliği
  • Herkes Mi Aldatır?
  • Mozart ve Balina
  • Good Will Hunting (Can Dostum)
  • American Psycho
  • İn Treatment (Dizi Film, her bölüm bir danışma seansıdır)
  • Lie To Me (Beden Dilini Anlatmaktadır)
  • Sherlock Holmes (Psikolojik analizler ve vaka çözümlemeleri)
  • Umudunu Kaybetme
  • Zindan Adası
  • Zoraki Kral
  • Öğretmenim Mori
  • Özgürlük Yazarları (Varoş bir okulda bir idealist öğretmenin verdiği mücadele)
  • The Mentalist (Dizi)
  • Uçurtmayı Vurmasınlar
  • Kelebek Etkisi
  • Çıldırış
  • Ghajini
  • Kuzuların Sessizliği
  • Kır Zincirlerini
  • Aile Babası
  • Başkalarının Hayatları
  • K Pax (Uzaydan geldiğini söyleyen bir adamın ilginç anlatıları)
  • Shine (Pırıltı) (Sıradışı kabiliyetli bir çocuğun müzikteki başarısı ve ailesini bir arada tutma çabası anlatılmaktadır)
  • Tabutta Rövaşata (Evsiz barksız bir adamın (hüzünlü) hikâyesini konu edinir)
  • Anayurt Oteli (Otel müdürünün birbirine benzeyen olaylar içinde, iç dünyasındaki fırtınaları dizginlemeye çalışmasını anlatır)
  • Kader ve Masumiyet
  • Six Feet Under (Dizi) (Geçimlerini başkalarının ölümlerinden kazanan bir ailenin hikâyesi)
  • Fil (Elephant) (Okulda şiddeti konu alıyor)
  • Prestij (Önceleri birlikte çalışan iki sihirbazın daha sonra rekabete ve hatta düşmanlığa dönüşen öyküsü anlatılmaktadır)
  • Korkuyorum Anne (İnsan nedir ki? Film bunu merak ediyor)
  • Mama (Anne) (İnsanlıktan uzak büyümüş çocukların rehabilitasyon sürecini anlatıyor)
  • Life Of Pi
  • Lorenzo’nun Yağı (Lorenzo’nun tanılanamayan hastalığı ve ailesinin mücadelesini konu ediniyor)
  • Fil Adam (Genetik şekil bozukluğu ele alınıyor)
  • Yazı- Tura (Ortopedik engelli iki gencin hikayesi)
  • Cennetin Rengi (Görme engelli Muhammed’in öyküsü anlatılıyor)
  • Mozart ve Balina (Asperger sendromlu iki gencin yaşam öyküsü)
  • 21 Gram (Geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman aralığında geçen filmin konusu, üç farklı insanın başına gelenleri konu almaktadır)
  • Şifre Merkür (9 yaşındaki otistik bir çocuğun hayatı anlatılıyor)
  • Maraton (Küçük yaşından beri annesinin himayesinde yaşayan otistik Cho-won onun yönlendirmeleriyle “yılmamayı ve yorulmamayı” prensip edinmesi çevresinde gelişen bir film).
  • Kelebek Özgürdür/Kelebekler Hürdür (Görme engelli bir gencin hür yaşama çabasını işliyor)
  • Kelebeğin Rüyası (Veremli iki gencin, geleceklerini kurabilme hikâyesini konu edinen bir film).
  • Ben X (Otistik olan Ben’in internette kurduğu dünyanın gerçek hayata olan izdüşümünü konu edinir)
  • Koro (Kötü yönetilen bir yatılı okula yeni atanan müzik öğretmeninin, buradaki sorunlu öğrencilerin yaşamlarını müziği kullanarak etkilemesi anlatılmaktadır).
  • Ron Clark’ın Hikâyesi (Bir öğretmenin(Ron Clark(Matthew Perry)) başarı ve özveri dolu hayatının biyografi filmi).
  • Erkek Severse (Saklanamaz boyuta gelen alkolizm problemini ele alıyor)
  • Saklambaç (Şizofren bir psikiyatrın hayatını ele alır)
  • Benden Bu Kadar (Obsesif Kompülsif Bozukluk konusunu işler)
  • Kevin Hakkında Konuşmalıyız
  • Tehlikeli Oyun
  • Experiment (Deney) (Bir bilim adamı grubunun, hapishane ortamına deney yapmak amacıyla girmesini ve sonrasında işlerin çığrından çıkmasını konu almaktadır).
  • Billy Elliot (11 yaşındaki bir çocuğun kendi kararlarını alma çabasını ve bunu destekleyenlerle karşı çıkanları konu edinmektedir).
  • 12 Kızgın Adam (Grup psikolojisi oluşturma, düşünceleri değiştirme, insanları kendi yanına çekme, istenilen yöne doğru grubu hareket ettirme gibi konularla alakalı güzel bir film).
  • İçinde Yaşadığım Deri (Psikolojisi bozuk bir plastik cerrahın saplantılarını ve hücrelerle ilgili yaptığı araştırmalar sayesinde yeni bir insan derisi yaratmasını konu alıyor).
  • Amedeus (Besteci Amedeus Mozart ve arkadaşının başından geçenleri anlatır).
  • Beethoven’i Anlamak (Copying Beethoven) (Kulakları duymayan Beethoven’in beste yapma sürecini anlatır).
  • Küçük Gün Işığım (Her biri birbirinden farklı yapıdaki bireyleri ve takıntıları ile sıradan bir Amerikan ailesi olan Hoover Ailesi’nin hikâyesini konu alır).
  • Bir Zamanlar Anadolu’da (Bir doktor ile cinayet soruşturması yürüten bir savcının 12 saatlik gerilimli hikayesini konu almaktadır).
  • Baran (Yağmur) (Efsane yönetmen Majid Majidi’nin bu filmi, küçük çocukların büyük hayatlarına eğilmenin hikâyesidir.
Mayıs 2014

Beşire Mansız Tozar

Gençliğin Teknolojiyle İmtihanı

2000li yıllar kültürlerin yozlaştığı, nesillerin kaybolduğu, telafisi mümkün olmayan hasarlara neden oluyor. Genç nüfusun "özgür olma" anlayışı beni bir genç olarak kaygılandırıyor. Çünkü tanık olduğum bazı durumlar özgür olmanın yanlış anlaşıldığını gösteriyor. Teknolojinin büyük bir payı var tabi ki. Hızlı gelişip tüm hayatımızı sarmaladı teknoloji. İlerlemek kötü bir şey değil dediğinizi duyar gibiyim. Ama teknolojiye hangi değeri atfettiğimiz devreye giriyor bu durumda. Hayatımızda bir yeri mi var? Hayatımız ona mı bağlı? Sosyal medya dediğimiz yerin aslında bizi asosyolleştirdiğinin farkında mıyız? Aşk! Larımızı orada yaşıyoruz, orada ağlıyoruz, seviniyoruz, geziyoruz, birbirimizin hayatını mercek altına alıyoruz çünkü her anımızı oradan paylaşıyoruz. Yediklerimizi yarıştırıyoruz, . Gezdiğimiz yerleri. Alacağımız beğenileri, yorumları. Kaç arkadaşımız var, kaç takipçimiz var, kaç soru aldım. Ailemizle geçireceğimiz süre zaman kaybı gibi geliyor. Arkadaşlarımızla buluşsak telefon, tablet, bilgisayar elimizden düşmüyor. Eminim her yaş grubuna olumsuz etkileri vardır. Ama beni en çok kaygılandıran gençlik. Elinde telefonla doğmuş gibi dolaşanları görmüşsünüzdür. Uzvu sanırsınız hatta. Bir nesil kayboluyor aslında, bebekler bile teknoloji bağımlısı şu sıralar. Tüketen, üşengeç, tüm dünyası internet üzerinden kurduğu sanal mekanizma olan bir nesil yetişiyor. Çoğu durumu özgürlük ve çağdaşlık adı altında legalleştiren bir sistem hüküm sürüyor. Küfürlü konuşma, argo kullanma, dilin tüm değerlerini hiçe sayma Turkche konuşma, kültürü al aşağı etme cinselliği ulu orta yaşama, sigara, alkol kullanma, şiddete yönelme, aşırı özgüvenli olma . Kısaca "özgür olma". Ergenlik dönemindeki bu çocuklar kimlik arayışı içindedir. Bütün saydıklarım legalleştiği sürece ergen bu doğrultuda kişilik gelişterecektir. Denk geldiğim bir örnek de dini misyon yüklenen bazı ergenlerin davranışları. "İlahi niye yok burda münafıklar sizin a*k". Türkçe'ye deyim olarak eklenecek yakında o üç harflik kelime. Erkeklerde de vardır bazı örnekler ama kızların durumu çok düşündürücü. Ağız dolusu küfür, cesaret!(Cinsellik), kötü alışkanlıklar, şiddet. Kamera karşısında tuhaf pozlar verme, tuvalette video çekme, 12sine bile varmadan cinsel ilişki yaşama, tüm bunlara ben özgürüm kılıfını yapıştırma. Aileler ne yapıyor bu durumda? Ben bütün bunları anlamlandırmaya çalışırken aklıma şu takılıyor, ne yapabilirim? Biz ne yapabiliriz?
Mart 2014

Beşire Mansız Tozar

Savaşta Değil Maçtayız!!

Taraftar takımının 12 numaralı oyuncusudur. Ve futbol, taraftarıyla anlam bulan bir spordur. Bir takıma gönül vermek, renkleriyle bütünleşmek, tezahürat yapmak. Hepsi bu sürecin bir parçası. Kimimiz renklerini sevdik, kimimiz abimizden, babamızdan miras aldık bu sevgiyi. Rekabeti yaşamak, sevinci, bazen de hüznü hissetmek. Fair-play ruhuyla renklere aşık olmak. Bir takımla coşmak, bir golle havaya uçmak. Bir golle üzülmek. Takımınız sizi asla terk etmeyecek bir yakınınız gibidir(yani siz istemedikçe) . Özü sevgi, coşku ve birlikteliktir taraftarlığın.
Elbette böyle bir bağlılık bazılarına anlamsız gelebilir. Zaten herkese anlamlı gelmesi ortada bir sorun olduğunu gösterirdi; her neyse…
Bazı insanlara saçma gelen bu durumda şu soruları sormalıyız:
-Peki bu kadar taraftar neden var?
-Neden bir takıma bağlanma ihtiyacı duyuyoruz?
Cevabı araştırmalarla(genellikle erkekleri kapsayan) aranmış olup şöyle sıralanabilir:
“Sosyalleşme, iletişim kurma isteği,
Öz saygıyı güçlendirme,
Ait olma duygusu,
Kendilerini ödüllendirme,
Günlük stres ve sorumluluklardan uzaklaşma,
Sıradanlığı kırma,
Birlik, beraberlik ve bağlılığı güçlendirme,
Rahatlama, kafa dağıtma,
Özdeşleşme, sosyal kimlik edinme ”
Özdeşleşme genellikle takımın başarısıyla doruğa ulaşabiliyor. Maçtan sonra “başardık” diyen insanlara rastlamak mümkün. Bireyin hayatında yaşadığı başarısızlıklar sebebiyle de bir takımla, bir insanla özdeşleşmeye ihtiyaç duyabilmektedir.
Aynı zamanda futbolla birlikte bireydeki engellenme sonucu ortaya çıkabilen saldırganlık sağlıklı bir şekilde aktarılıyor(agresyon) . Birey takımını harekete geçirebilmek adına bağırıyor, marşlar söylüyor. Ancak son zamanlarda bu durum Türkiye’de ne yazık ki sağlıksız bir hal aldı. Bu da taraftarlığa gölge düşürüyor ve durum holiganlığa dönüşüyor. Takımını sevdiğini sanan bazı taraftarlar(!) takımlarına en büyük zararı verdiklerinin farkında olmayabiliyor. Takımına deyim yerindeyse karasevda ile bağlanan taraftarlar diğer takımları takım olmanın ötesinde düşman görmeye başlıyor ve aralarında oynanan her maç bir savaşa dönüşüyor. Sonucunda hakemlere, statlara, rakip taraftara, futbolculara, yöneticilere saldırılan görüntüler ortaya çıkıyor. Zarar gören yine takım ve gerçek taraftar oluyor. Seyircisiz oynama ve yüksek miktarlarda para cezaları takıma fatura ediliyor.
Holigan ve taraftar olmayı ayırt edebilen futbol sevdalılarından olmak dileğiyle :)


YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR:
ultras-istanbul.over-blog.de/pages/TARAFTAR_-1035721.html
kisiselgelisimyolculugu.blogspot.com/2010/05/futbol-ve-taraftarlk-psikolojisi.html